Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Danişmendli Kazasının İdari Ve İktisadi Yapısı

Burada Danişmendli Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Danişmendli Kazasının İdari Ve İktisadi Yapısı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 17:56

DANİŞMENDLİ KAZASININ İDARİ VE İKTİSADİ YAPISI

İdari Yapı

Kadı


Konar-göçer teşekküllere kaza statüsü verildiğinde onların her türlü idari ve adli işlerinden sorumlu olan kişi kadı idi. Konar-göçer kazaları, yerleşik kaza merkezleri gibi olmadığı için kadıların bu vazifelerini görebileceği herhangi bir idare merkezi yoktu. Bu yüzden onlar, ihtiyaç durumuna göre ya aşiretler arasında dolaşırlar ya da aşiretlerin yoğun olarak bulundukları bölgedeki en yakın şehir merkezinde otururlardı.

1582 tarihinde Danişmendli kazasının kadısı olarak görülen Mevlana İsa, kazanın ilk kadısı olmalıdır. Çünkü, Danişmendlilerin ilk tahririnin yapıldığı tarihte hariç ez -defter kalan aşiretler yahut vergi problemleri olanlar ona müracaat ediyorlar ve ondan temin ettikleri mühürlü ve imzalı senetler sayesinde yeni statülerini kazanmış oluyorlardı.
Danişmendli Türkmenlerinin kendi aralarında ortaya çıkan hukuki meseleleri bazen en yakın kaza merkezlerinde çözdükleri görülmektedir. Bu durum konar-göçerler için yaygın olarak görülebilen bir husustur. Bundan dolayı, Danişmendli kadısının her davaya mutlak suretle baktığım söylemek güçtür. Ayrıca, arşiv kayıtları arasında Danişmedli kadılığına ait sicillere de tesadüf edilememiştir. Her halde, sicil defterleri iyi muhafaza edilmemiş olmalıdır.

Yerleşik kaza merkezlerinde görülen davalar hariç, konar-göçerlerin hukuki meselelerinin nasıl çözüldüğü ve mahkemenin ne suretle kurulduğu hususunda elimizde yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte aralarında vuku bulan anlaşmazlıklar için mahkemede karşı karşıya geldiklerine ve Danişmendli kadısı huzurunda muhakeme olunduklarına dair nadir örneklere de tesadüf edilmektedir. Öte yandan, onlar anlaşmazlık halinde ya da haksızlığa uğradıklarında şikayetlerini herkes gibi Divan'a iletebiliyorlardı. Bu durum, onların başına buyruk olmadıklarını ve kanunun uygulanmasına riayet ettiklerini göstermektedir. Bundan dolayı, konar-göçer gelenekleri ne kadar güçlü olursa olsun, yürürlükte olan kanunların gücünün kabul edildiği ve sıkıntıya düştükleri zaman devlet otoritesine sığındıkları anlaşılmaktadır. Ayrıca, aralarında kanunsuz iş gören, eşkıyalığa meyilli yahut eşkıya ile işbirliği yapan kimseleri engellemek hususunda merkezi yönetime karşı sorumluluk almaları da bunu kanıtlamaktadır. Öte yandan, gerek yaylak ve kışlak mahallerini ve güzergahlarını belirleyen gerekse tabi oldukları vergileri ve statülerini ortaya koyan bir çeşit kanunname durumundaki "hükm-i hümayundun bir suretinin ellerinde bulunması haklarını savunma bilinci ve hukuk kurallarını tanıma açısından da önemli bir ayrıntıdır. Çünkü onlar, herhangi bir kanunsuz talep veya uygulama karşısında "kanun-ı kadime" veya ellerindeki hükm-i hümayuna aykırı olduğu gerekçesiyle itiraz edebiliyorlardı. Hatta, meselelerini mahallinde çözemezler ise ya kadıları vasıtasıyla Divan'a arz-ı hal gönderiyorlar yahut İstanbul'a adamlar göndermek suretiyle şikayetlerini doğrudan aktarabiliyorlardı. Bu durumda, merkezi yönetim Danişmendli kadısına veya meselenin ağırlığına göre beylerbeyilerine hitaben hüküm göndererek, şikayet konusunun çözülmesini tenbih ediyordu.

Danişmendli kadısı hukuki işlerden başka aşiretin idari işleri ile de meşgul oluyordu. Bu cümleden olarak kadı, boybeyi tayinlerinde devlet ile aşiretler arasında aracı durumundaydı. Ayrıca, tahririn yenilenmesi veya mali meselelerin çözülmesi, voyvodaların fazla vergi taleplerine engel olunması gibi tedbirleri aldıkları da görülmektedir.

Kaynakça
Kitap: XVII. ve XVIII. Yüzyıllarda DANİŞMENDLİ TÜRKMENLERİ
Yazar: Tufan Gündüz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DANİŞMENDLİ KAZASININ İDARi VE İKTİSADi YAPISI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 18:00

Voyvoda

Türkmen teşekküllerinin vergilerini toplayarak merkezi hazineye ulaştıran kişi Türkmen Ağası veya Voyvoda ünvanını taşırdı. Voyvoda olanlar tahsil ettikleri vergiden yüzde alırlardı. Voyvodalar bu görevlerine bir yıllığına görevlendirilirler, eğer kendileri talip olursa yeniden bu göreve tayin edilebilirlerdi. Voyvoda, vergiyi tahsil ettikten ve hazineye teslim edip muhasebesini tamamladıktan sonra görevini bırakabilirdi. Muhasebe hesapları esnasında eksik mal tahsil edildiği ortaya çıkarsa ya da çeşitli sebeplerden dolayı vergi eksik tahsil edilirse voyvodadan eksiğin tamamlanması talep edilir ve bu husus için yeniden hükm-i hümayun verilirdi.

Voyvodaların temel görevi vergiyi eksiksiz toplamak olduğu için sürekli hareket halinde olan ve çok sık yer değiştiren aşiretlerden vergi tahsil etmek oldukça müşkil bir görevdi. Çünkü, Danişmendli Türkmenleri ile vergi vermek üzere tahrir edilen bir cemaat ya da cemaatin mensupları bazen topluca konup göçtükleri mahalden uzaklaşıyor veya yerleşik hayata geçmek suretiyle konar-göçer vergilerini vermeye yanaşmıyordu.

Tahrire kaydolunmuş olan vergi, tahrir yenileninceye kadar değişmediği için aşiretin geride kalanlarından tahsili yoluna gidiliyordu. Bu durum, aşiretler arasında huzursuzluğa neden oluyordu.
Voyvodalar, vergiyi tahsil edebilmek için Danişmendli kazasına dahil olan Türkmenleri bir arada tutmaya gayret gösterirdi. Hatta onlar, kendilerine tahsis edilmiş olan mahallin dışına çıkan aşiret mensuplarını yeniden eski yurtlarına döndürmeye tam yetkiliydiler.

Mesela, Karalı ve Sermayeli mukata'asına bağlı aşiretlerden Cerid Kuduzlu ve Çukurovalı cemaatleri, Adana, Sis ve Tarsus taraflarına dağılıp bazı yerlerde yerleşik hayata geçmeye başlamışlar, voyvodaları vergi talep edince, direniş göstermişlerdi. Merkezi yönetim bu hususu mal-ı miriye zarar gelmesi olarak değerlendirmiş ve aşiretlerin hane ve zaman itibar olunmaksızın eski yurtlarına döndürülmelerini emretmiştir.

Voyvodalar ile aşiretler arasında en önemli mesele ise voyvodaların tahrir defterinde tayin olunan vergilerden başka gulamiye, hariç ez-defter, resim akçesi gibi bahanelerle fazladan vergi tahsil etmeye çalışması idi. Hatta bazen bad-ı heva'dan sayılan vergileri de aşiret mensuplarına suç isnat etmek suretiyle tahsil etmeye çalışıyorlardı. Bazen de yeni voyvoda olanlar, aşiretlerin geçmiş yıllara ait borçları olduğu gerekçesiyle zorla vergi tahsili yoluna gidiyordu. Bu talepler karşısında aşiretler vergilerini ödediklerine dair ellerinde bulunan temessüklerini ibraz ediyorlardı.

Diğer bir problem ise bazı aşiret mensuplarının ya koyunları kırılıp iktisadi güçlerini kaybettikleri ya da aşiret mensuplarının ölümü veya dağılmaları gibi nedenlerden geride kalanların tahammüllerinin yetmediği gerekçesiyle vergi vermeye yanaşmamaları idi. Ortaya konulan gerekçeler gerçekten doğru ise vergilerin yeniden tanzim edilmesi için voyvodanın da gözetiminde tahrirler yenilenirdi. Öte yandan bazı aşiret mensupları da aralarında anlaşarak veya eşkıya ile işbirliği yaparak vergi vermemek için direniyorlardı. Bu durumda voyvoda, merkezi yönetimden aşiretlerin uyarılmasını talep ediyor ve yeniden emr-i şerif gönderiliyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DANİŞMENDLİ KAZASININ İDARi VE İKTİSADi YAPISI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 18:00

Boybeyi

Yeni İl, Bozuluş, Halep, Dulkadir Türkmenleri gibi büyük Türkmen teşekküllerinde aşiretler birliğinin başında Boybeyi unvanlı kişiler bulunmaktaydı. Boybeyi'leri aşiretlerinin tümünü temsil etmek üzere aşiret ileri gelenleri, ihtiyarları ve kethüdalarının teklif etmesi ve merkezi yönetimin onaylaması ile seçiliyordu. Merkezi yönetim boy beyi tayininde seçilen kişinin vergi toplamaya gücü yeten olup-olmadığına bakıyordu. Bu yüzden daha önce boybeyiliği yapmış olan ailelerin çocukları "layık ve müstahak" olmak şartıyla tercih sebebi olabiliyordu. Boybeyilerinin hizmetinde kusur olmadıkça dışarıdan birinin müdahale etmesi yasaktı.

Boybeyi'nin aşiretler arasında nasıl bir seçim usulü ile seçildiği hususunda bilgimiz bulunmamaktadır. Ancak, onların genellikle nüfus ve iktisadi güç itibariyle büyük aşiretlerden çıktığı tespit olunmaktadır. Bir bakıma nüfus olarak güçlü olup diğer aşiretlerin temsilcisi durumunda olan bir aşiret boybeyi'ni de çıkarabilmektedir. Bu cümleden olarak, XVII. yüzyılın sonlarına doğru Boynuinceli aşireti Danişmendli Türkmenlerinin temsilcisi durumunda olduğundan Boybeyileri de bu aşiretten çıkmakta idi. Danişmendlilerin bir kaç mukata'aya ayrıldığı zamanlarda da Salarlı, Kaşıkçı, Şerefli gibi yine nüfus olarak kalabalık aşiretler boybeyi çıkarmıştır.

Boybeyileri, Devlet ile aşiretler arasında irtibat noktası idi. Boybeyileri kendilerine bağlı aşiretlerden vergi tahsili ve voyvodalara teslimi başta olmak üzere, aşiretlerin içinde meydana gelen her olaydan sorumlu idiler. Bu yüzden aşiretlerin her hangi bir kanunsuzluğa karışmalarına mani olmak amacıyla nezre bağlandıklarında boybeyileri de ayrıca aynı yükümlülüğü paylaşıyordu.

Boybeyileri kendilerine tabi olan aşiretlerin her türlü haklarını korumak durumundaydılar. Böylece aşiretler ile kendi aralarında bir dayanışma ortaya çıkıyor ve temsil gücü daima boy-beyilerin elinde kalıyordu. Aksi halde boybeyilik yine aşiretlerin şikayeti üzerine sona erdiriliyordu. 1721/22 senesinde Boy-nuinceli mukata'asına boybeyi olan Mustafa mukata'ayı malikane tasarruf eden Seyyid Derviş Mehmed ile ilginç bir anlaşmazlığa düşmüştü. Derviş Mehmed aşiretlerden haksız yere vergi tahsil etmeye kalkışınca aşiretler direnmiş, bunun üzerine derviş Mehmed boybeyi olan Mustafa'yı "Buna sen sebeb oldun" diye, boybeyiliğini sahte berat ile ele geçirdiği iftirasıyla Di-van'a şikayette bulunmuş ve görevden alınmasını temin etmişti. Ancak, aşiretlerin Mustafa'nın boybeyiliğinden hoşnut olduklarını ifade eden ve meseleyi açıklayan mahzarları İstanbul'a ulaşınca durum anlaşılmış, boybeyiliği kendisine iade edilmişti.

Yukarıda belirtildiği gibi boybeyliği ırsi değildi. Ancak, aşiret ileri gelenlerinin tavsiyesi ile Boybeyilerin oğullarından birinin "layık ve müstahak" olması durumunda oğullar boybeyi olabiliyordu. Mesela, Danişmendli boy beyliği pek çok olumsuz durum olmasına rağmen Kitişoğlu ailesi ile Altıparmak ailesi içinde uzun yıllar kalabilmiştir. Bu durum adı geçen ailelerin aşiretler üzerinde her yönü ile etkili olduğunu göstermektedir. Çünkü, merkezi yönetim, aşiretlerin tercihini ve tavsiyesini esas aldığından, tayinlerde şekli bir görev üstlenmekle ve devlet düzeni gereği tayini kendisi yapmaktaydı.

Bununla birlikte, aşiret reisleri aşiret mensuplarının gözünde tek lider olmayıp herhangi bir ceza verme yetkisine sahip değillerdi. Eğer onlar, aşiret idaresinde herhangi bir haksız uygulama yaparlarsa şikayet mercii olarak derhal Divan'a baş vurulabiliyordu. Merkezi yönetim teb'asının karşılaştığı sıkıntıyı gidermek için ya tehditvari ifadeler ile boybeyilerini uyarıyor ya da onları görevden alma yolunu seçiyordu. Mesela, Kitişoğlu ailesinden boybeyi olan Ebubekir vefat edince oğlu İbrahim babasından boşalan boybeyiliğine talip olmuş ve merkezi yönetim de tayin etmişti, İbrahim sefer hazırlıkları esnasında aşiretlerden talep edilen askerlerin toplanmasına yardım etmiş ancak aşiret mensuplarına da türlü eziyetler yaparak kiminin malını elinden zorla almış, kimini de ehl-i örfe gammazlayarak zarar görmesine sebep olmuş, aşiretlerden gelen şikayet üzerine görevinden alınmış; yerine Büyük Selmanlı aşiretinin kethüdası olan İvaz tayin edilmişti. Ebubekir, aşiretleri rahatsız et-meye devam ettiği gibi bazılarının dağılmasına bazılarının ise vergi veremez hale gelmesine yol açtığından "reayanın işlerine karışmaması" için dikkati çekilmişti. Bütün bu gelişmelere rağmen 1741/42 senesinde Danişmendli boybeyiliği İvaz'dan boşalınca yine Kitişoğlu ailesinden Abdullah'a geçmiştir. Bu defa Abdullah, aşiret mensuplarına eziyet ettiği gibi, aşireti içinde durmayıp vaktinin çoğunu İstanbul'da geçirerek aşiret mensuplarına türlü türlü suçlar isnad edip "evamir-i şerife" almaya çalıştığından şikayet üzerine boy beyliğinden azledilmiştir. Yerine ise Kara Yakup oğlu Yusuf tayin edilmiştir. 1742/43 senesinde Divan'a yazılan bir arzıhalde Kara Yakup oğlu Yusuf dan Danişmendli Türkmenlerinin memnun ve razı oldukları bildirilmiş ve bunun üzerine yeniden boybeyiliğine tayin edilmiştir. 1768/69 tarihli bir kayıtta ise Danişmendli boybeyiliğinin Kitişoğlu Mahmut'a geçtiği, ancak onun da topladığı vergileri kendi zimmetine geçirdiği, halka çeşitli zulümler yaptığı gerekçesiyle görevden alındığı ve yerine Kara Yakup oğlu Ahmed'in oğlu Yusuf un getirildiği tespit olunmaktadır.

İran seferleri esnasında Danişmendli Türkmenlerinden asker talep edildiğinde boy beyleri de baş ve buğ olarak tayin edilmişler ve onlar, aşiretlerinden adam toplam görevini üstlenmişlerdi.
Boy beyleri görevlerinin karşılığı olarak vergiden muaf tutulurlardı. Öte yandan, aşiret mensupları tarafından, boybeyiliği vazifesini ifa edenlere hizmeti karşılığı bir ödeme yapıldığına dair herhangi bir bilgi yoktur.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DANİŞMENDLİ KAZASININ İDARi VE İKTİSADi YAPISI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 18:01

Kethüda

Aşiretlerin iç düzeni ve idaresinden sorumlu olan kişi kethüda idi. Kethüdalar yine aşiret ileri gelenleri tarafından seçilirdi. Aşiretler kan bağı ile birbirine bağlı ailelerden oluştuğu için muhtemelen cemaati meydana getiren kök aile içinden biri kethüda oluyordu. Bununla birlikte kethüda tayinlerinde de devlet, aşiret ileri gelenlerinin ve ihtiyarlarının teklifini ve kethüdalık yapacak kişinin "layık ve müstahak" biri olmasını esas alıyordu.

Kethüdalar bir aşiret içinde her türlü sorumluluğu üzerine almaktaydı. Özellikle tahrir esnasında, çeşitli sebeplerden sayımda bulunamadığı için tahrire kayıt olamayan aileler hakkında en güvenilir bilgi kethüdalardan alınmaktaydı. Bu cümleden olarak, defter harici kalan aileler kethüdalardan soruluyordu. Bu durum kethüdaların bir anlamda aşiret mensuplarına kefil olması idi.
Kethüdalık hizmeti için herhangi bir muafiyet kaydı görülmemektedir. Ancak, diğer konar-göçer gruplardaki uygulamalara bakarak Danişmendli Türkmeni kethüdalarının da benzer muafiyetlerden faydalandığını savunabiliriz.

Öte yandan, tahrirlerde kethüdalar için bazen bennak kaydı düşüldüğü tespit olunmaktadır. Bu durum kethüdanın iktisadi durumunu tanımlamaktan başka bir anlama gelmemektedir; ki anlaşıldığına göre bazı aşiretlerin kethüdalık görevini yürütenler iktisadi bakımdan yöneticisi olduğu aşiret mensuplarından geri kalmıştır. Bu husus aşiret yöneticiliği yapan kişilerin mutlaka ekonomik yönden daha güçlü ailelerden çıkmadığını göstermektedir.

Osmanlı arşiv kayıtlarında bazı kethüdalar ile aşiret mensupları arasında çekişmeler yaşandığı ve tarafların birbirlerini zaman zaman Divan'a şikayet ettiği görülmektedir. Bunlar içinde en sık rastlanılan olaylar ise, kethüdaların türlü bahaneler ile aşiret mensuplarına eziyet etmesi, onların zarara uğramasına sebep olmasıdır. Bazı kethüdaların ise bölgedeki ehl-i örrf taifesi ile işbirliği yaparak aşiretler üzerindeki baskısını artırdığı gözlenmektedir. Buna karşılık aşiretler ise, kethüdayı Divan'a şikayet ederek onun ya görevden alınmasını ya da nezre bağlamasını temin ediyorlardı. Böylece, nadir örnekler de olsa aşiretler ile kethüdalar arasında çekişmelerin yaşandığı görüle-bilmektedir.

Danişmendli kethüdaları ile ilgili en çarpıcı olay ise bunların bir araya gelerek vergi vermeye yanaşmamaları ve voyvodaların vergi tahsiline topluca mani olmaya çalışmalarıdır. Bu durumun nedeni tam olarak anlaşılamamakla beraber muhtemelen defter harici vergi talebi ile karşılaşılmış olmaları icap eder. Çünkü, resmi vesikalarda onların şikayet konularının daha çok vergi meseleleri ve bazı haksız uygulamalar ile ilgili olduğu ve bunun dışında sakin bir hayat sürdürdükleri gözlenmektedir. Kaldı ki bu zayıf direnişlerinin Devlet tarafından derhal bastırılacağı ve bundan kendilerinin zararlı çıkacağı da ortadadır. Çünkü, Devlet vergi tahsilinde problem çıkaran aşiretleri yerleşik hayata geçirerek bir tür kontrol sağlamış oluyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DANİŞMENDLİ KAZASININ İDARi VE İKTİSADi YAPISI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 18:06

İktisadi Yapı

Hayvancılık


Konar-göçerlerin temel iktisadi faaliyeti hayvancılık ve buna bağlı üretim kollan idi.
Koyundan elde edilen et, süt, peynir, tereyağı gibi gıda maddelerinin dışında yün, deri, keçe, kilim gibi mamul yada gayr-i mamul maddelerin en önemli pazarı yerleşik ahali idi. Buna mukabil, yerleşiklerden daha çok ziraat mahsulleri ve dokuma ürünleri gibi temel ihtiyaç maddelerini satın almaktaydılar. Böylece, konar-göçerler yerleşik hayatı tamamlayan bir iktisadi faaliyet biçimini temsil ediyorlardı. Gerçi, yerleşik/ziraatçi ahali de hayvancılık ile ziraat ve mera sahalarının elverdiği ölçüde meşgul olmakta idilerse de konar-göçerlerin sahip oldukları hayvan miktarı onların tarım sahalarına yakın yerlerde bulundurulmasına asla imkan vermeyecek ölçülerde idi. Üstelik konar-göçerler yaylak ve kışlak mesafelerinin kat edilmesi esnasında eşyalarını taşımak amacıyla kullandıkları develerini, şehirlerarası transit taşımacılığın hizmetine sunarak bir yerde ekonomik faaliyetlerin zenginleşmesine ve çeşitlenmesine de katkıda bulunuyorlardı. Bundan dolayı, Osmanlı ekonomisi içinde gerek ekonomik faaliyete getirdikleri zenginlik gerekse ürettikleri mal ve hizmete karşılık olarak merkezi hazineye ödedikleri vergiler bakımından tıpkı şehirliler ve köylüler gibi önemli bir konuma sahiptiler. Bu bakımdan, Osmanlı Devleti'nin iktisadi zihniyeti içinde konar-göçer hayat tarzı, idamesinde gereklilik bulunan bir faaliyet biçimi idi.

Mesela Bozuluş Türkmenlerinin ilk tahrirlerinde koyun sayıları 2.000.000 civarındadır. Danişmendli Türkmenlerinin ise XVII. yüzyıl ortalarında 200.000'in üzerinde koyunları vardı.
Hastalıklar yüzünden koyunların kırılması aşiretin iktisadi gücünü bir anda değiştirdiği için bilhassa vergi tahsilinde anlaşmazlıklar meydana geliyordu. Çünkü, voyvodalar, mültezimler veya malikane tasarruf edenler ikinci bir tahrire kadar daha önce tayin edilen vergiler üzerinden tahsilat yapmaya çalışıyorlardı. Bu durumda aşiretler durumlarını Divan'a arz ederek koyun ve develerinin kırıldığını ve vergilerini ödeyemez hale geldiklerini bildiriyorlardı.

Danişmendlilerin 1656 yılında yapılan tahrirlerinde 205.478 adet koyunu ile 1259 devesi sayılmıştır.1659 tarihinde bu rakamlar çok az değişerek 196.311 adet koyun ile 1252 adet deveye düşmüştür. Bununla birlikte hanelerin ortalama 200-300 koyuna sahip oldukları gözlenmektedir. 1717/18 senesinde yapılan bir tahrirde ise Boynuinceli mukata'asına bağlı Rum Evi aşiretlerinin toplam koyunu 112.312 ve devesi 1163 adet idi. Genel toplama nazaran yüzde elliye yakın bir azalma görülmektedir ki bu durum Aydın Evi Türkmenlerinin koyunlarının sayıma dahil edilmemesi ile ilgili olduğu açıktır. Vergilerin tahsili esnasında meydana gelen tartışmaların temelinde de bu düşüşler yatmaktadır. Bu yüzden durumlarının düzeltilmesi yolunda talepler oldukça fazladır.

Deve ise hemen hemen her ailede görülmektedir. Develer daha çok yaylak kışlak güzergahları boyunca kendi yüklerini taşımakta, bu sürecin dışında kalan zamanlar da ise şehirlerarası transit ticarette kullanılmaktaydı. Öte yandan ordunun sefere çıkması halinde veya sarayın ihtiyacı olan maddelerin ulaştırılmasında, Türkmenlerden deve talep edilerek erzak ve eşyanın taşınmasında faydalanılıyordu. 1691/92 yılında sefer için istenen develerin tanesi 60 guruş ve deve rahtı 5 guruş olarak tespit olunmuştu. 1704/5 yılında Boynuinceli Türkmenleri ödemeleri gereken vergilere karşılık olarak Asitane Baruthanesi'ne güherçile taşımayı taahhüt ettiler. Ancak onlar, tahsil edilecek vergi ile taşıdıkları mal arasında dengesizlik olduğu yolunda şikayette bulununca teslimatlarına karşılık olarak vergilerinden düşülecek miktarın arttırılmasına karar verildi.

Danişmendli Türkmenleri, sayıları hakkında bilgi sahibi olunmamakla beraber sığır da besliyorlardı. Ancak, sığırların yaylak kışlak güzergahlarına daha dayanıksız; üretim ve yetiştirilmelerinin koyuna göre daha meşakkatli olması yüzünden pek tercih edilmemekteydi. Hayvanları arasında görülen öküzlerin de taşımacılık için kullanıldığı anlaşılmaktadır. At ve katırın ise deve ve koyuna oranla oldukça az yetiştirildiği ve yine ulaşım vasıtası olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DANİŞMENDLİ KAZASININ İDARi VE İKTİSADi YAPISI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 18:07

Üretim

Hayvancılığa bağlı üretim kollarının başında et, süt, deri, yün, keçe, kilim gibi ürünler gelmektedir.
Osmanlı kanunnamelerinden anlaşıldığına göre deri ticareti yapanlar konar-göçerlerin bulundukları sahalara giderek, onlardan, ellerindeki deriler pazarlara intikal etmeden alma yoluna gidiyorlardı. Ancak, bu husus dericilik mesleğinde rekabet dengelerini bozduğu için yasaklanmıştır. Bununla birlikte, debbağhanelerin en önemli hammamde kaynağı şüphesiz konar-göçerlerdi.
Danişmendlilerin ürettikleri keçe ve kilim gibi malları nasıl pazarladıkları hususunda maalesef yeterli bilgi bulunmamaktadır. Ancak onların, tıpkı diğer konar-göçer teşekküller gibi yaylak pazarlarına veya panayırlara mal getirdiği ya da büyük merkezlere yaklaştıkça mallarını pazarladığı düşünülebilir. Nitekim, bazı mahallerdeki yerleşik ahali, merkezi yönetime bölgelerindeki konar-göçerlerden memnun olduklarını ve onlarla alış-veriş yaptıklarını bildirmişlerdir. Bununla birlikte, Türkmenler tarafından dokunan halı ve kilimlerin önemli ihraç maddeleri arasında yer alması, onların, tacirler ile bağlantılarının olduğunu da göstermektedir.

Hariç ez-defter kalanlardan ayni olarak keçe ve kilim talep edilmesine bakılarak onların keçe ve kilim üretiminde belli bir şöhrete sahip olduklarını ileri sürmek mümkündür.. Nitekim günümüzde bile Bekdik aşiretine ait kilimler hayli dikkat çekmektedir.

Vergi Düzeni ve Vergiler

Devlet,konar-göçerlerden, yüklü miktarlarda vergi tahsil etmekteydi. Bu yüzden, bir konar-göçer grubun dağılması veya hayvanlarını kaybetmek suretiyle iktisadi krize girmesi, tahsil edilecek verginin de azalması veya yok olması anlamına gelmekteydi. Resmi vesikalarda bu hususa azami dikkat sarf edildiği ve aşiretlerden vergi tahsil eden veya vergi tahsilinde aracı olan görevlilere onların ne kadar vergi vereceği hususu her zaman hatırlatıldığı, belirtilen miktarların dışına çıkılmasına asla müsaade edilmediği tespit olunmaktadır. Hatta, aşiretlerin vergi hususundaki şikayetleri daima dikkate alınmaktaydı.Vergilerin belirlenmesinde esas olan tahrirlerin sık sık yenilenmesi, belirtilen ihtiyaçlardan kaynaklandığı gibi aşiretlerin çok çabuk değişebilen iktisadi güçleri de devlet tarafından takip edilmiş oluyordu. Dahası, aşiret mensuplarının vergilerini ödeyemez hale gelmelerinde onları yerleşik hayata zorlamak yerine ya vergi indirimi uygulayarak ya da vergi borçlarına geçici af getirerek rahatlamalarına da imkan tanınıyordu.1656 yılında yapılan tahriri takip eden yıllarda Danişmendli aşiretlerinin ekonomik durumlarında meydana gelen değişmeler yüzünden aşiretler zaman zaman Divan'a başvurarak, tahrirden beri bazılarının öldüğünü veya koyun ve develerinde kırılmalar olduğu için fakirleştiğini, bazılarının ise güçlendiklerini; vergi tahsili esnasında bu durumun dikkate alınmadığını bildirmişler ve durumlarının yeniden tespit edilmesini istemişlerdir. İlk tahrir defteri esas alınarak yapılan düzenlemelerde bazı hanelerin bennak statüsüne indirilirken bazılarının da ya bennakliğinin kaldırıldığı ya da koyun ve deve miktarlarına ilaveler yapıldığı gözlenmektedir. Böyle bir uygulamanın temel amacının ha~ neler arasındaki ekonomik dengesizliğin vergi baskısı ile daha da artmasını engellemek olduğu açıktır. Böylece Devlet, bir yandan aşiretler arasında meydana çıkması muhtemel istikrarsızlıkları bertaraf ediyor diğer yandan, hazineye aktarılacak gelirlerde nisbi azalmaları göze alarak, hiç olmazsa bir devamlılık sağlamış oluyordu. Mesela vergilerin arttırılmasında da buna benzer gelişmeler yaşandığı gözlenmektedir.

1661/62 tarihli tahrir defterinin hemen başında bulunan ve aynı yıl içinde gönderildiğini tahmin ettiğimiz, Danişmendli Türkmenleri tarafından kaleme alınmış olan bir arzıhalde aşiretler daha önce 16000 guruş olan vergilerinin bu defa 25000 guruşa çıkarıldığından bahisle, kendilerinin yetmiş-seksen hane fukara olduklarını ve "hallerine merhamet" edilmesini istemişlerdir. Merkezi yönetim bu talebi uygun bularak vergilerin eskiden olduğu gibi 16000 guruşa indirilmesini ve tahririn buna göre tertip edilmesini tenbih etmiştir.

Buradan anlaşıldığı üzere Devlet'in konar-göçerlerden vergi tahsil ederken dikkate aldığı hususların başında tahsil edilecek verginin alınabilirlik seviyesinde tutulması gelmektedir. Böylece, verginin mükellefler üzerinde baskı unsuru olmasına, mal ve servetlerine yönelik tehdit vasıtası olarak kullanılmasına da imkan tanınmamaktadır. Onların "hallerine merhameten" yapılan her uygulama aslında konar-göçer reayanın menfaatlerinin korunmasına ve bu suretle iktisadi faaliyetin de devamlılığına yaramaktaydı.

Bazı yıllar aşiretlerin ödemeleri gereken vergilerin tamamlanamadığı ve alacak kaydedildiği, takip eden dönemlerde tahsili yoluna gidildiği de görülmektedir. Bununla birlikte aşiretlerin geçmiş yıllara ait borçlanm vermemeye gayret sarf ettikleri de vaki idi Buna mukabil aşiretlerin vergi hususundaki suistimalleri daha çok hayvan sayılarını eksik göstermek suretinde gerçekleşmekteydi.

Bir konar-göçer grup içinde Boybeyileri ve kethüdaları hariç tutulduğunda, muaf reaya daha çok, duacı, imam, fakih gibi din görevlileri; pir, ama, topal gibi iş göremez kimseler ile sipahi veya sipahizade yazılmış olanlardı. Ancak bazı haneler bir yolunu bularak muafiyetler elde etmeye çalışıyorlardı. Bu durumda merkezi hazine zarar gördüğünden Devlet, muafiyet nedenlerini araştırıyor ve genellikle iptali yolunu seçiyordu.

Aşiretlerden tahsil edilecek vergi sık sık hatırlatıldığı ve kendilerine defterin bir sureti ile hükm-i hümayun verildiği halde, vergi tahsilinde zaman zaman usülsüzlükler yaşanmaktaydı. Özellikle vergi tahsildarları tarafından türlü bahaneler ile aşiretlerden para tahsil edilmeye çalışılıyordu.1619/20 yılında aşiretler vergi eminlerinden o kadar yılmışlardı ki, onun görevden alınması ve yeni bir tahsildar tayin edilmesi karşılığında ordu için gönderdikleri on katar (=60 Deve) deveden alacakları olan bedeli hazineye bağışlamaya hazır olduklarını bildirmişlerdi. Keza, 1695/96 yılında da vergi eminlerinin değiştirilmesi yoluna gidilmişti.

Danişmendli Türkmenleri bazen Valide Sultan haslarına dahil edilmiş, bazen de malikane verilmiştir. 1699/1700 senesinde 10550 guruşa muaccelen iltizama verilen Danişmendli Türkmenlerinin o yıla mahsup olmak üzere vergiler 16457 Esedi guruş idi. Mültezimler hangi cemaatten ne kadar vergi alınması gerektiği hususunda berat istemişlerdi. Çünkü, vergi toplama esnasında aşiretler ile aralarında ya da aşiretlerin kendi içlerinde zaman zaman kavgalar çıkmaktaydı.

Danişmendli mukata'asının 1718/19 senesinde birkaç malikaneye birden verilmesi yüzünden bazı aşiret mensupları eşkıyalığa meyletmeye başlamışlar, bunun üzerine yeniden voyvodalığa bağlanması, fakat illa malikane verilecekse devlet hizmetinden emekli olmuş güvenilir kişilere verilmesi Danişmendli kadısı tarafından tavsiye edilmişti.

Bunun yanı sıra, onlar mukata'a olup her yönü ile "serbest" olmalarına rağmen yaylak veya kışlak mahallerindeki idareciler tarafından da rahatsız edildikleri, bazı bahaneler ile üzerlerine gelindiği, yem ve yiyeceklerinin alındığı tespit olunmaktadır. Aşiretler deftere aykırı olarak gerçekleşen bu uygulamayı Divan'a şikayet ediyorlardı, ancak, merkezi hükümetin sıkı tenbihlerine rağmen bu konudaki şikayetlerin arkası hiç kesilmemiştir.

Aşiretler gerek vergi tahsilinde meydana gelen usulsüzlükleri, gerekse dışarıdan gelen saldırılara karşı güvenliklerinin temini konusundaki taleplerini Divan'a iletirken sık sık "bu durumun dağılmalarına sebep olacağı" vurgusu ile dile getirmekteydiler. Bu ifade ile üstü kapalı bir tehdit ortaya konulmuş oluyordu. Çünkü, bir konar-göçer grubun dağılması demek sayıları ve ekonomik güçleri (merkezi hazineye mali katkıları) ne olursa olsun vergi kaybı anlamına geliyordu. Bu hususun ko-nar-göçerler tarafından bilinmesi, onların iktisadi faaliyetlerinin de teminatı idi. Çünkü konar-göçerlik, üzerinde konup-göçülen oldukça verimli topraklarda ziraat hayatına ve yerleşikliğe karşı bir tercih değil, geleneksel hayat tarzının bir neticesi idi. Onlar, geçim, zenginlik ve servet kaynağı olarak hayvancılığı görüyorlar ve bu yolda faaliyet gösteriyorlardı.

Konar-göçerlerin mali açıdan tahammüllerinin zorlanmaması ve güvenliklerinin sağlanması taleplerini, Devlet'in, "mal-ı miriye zarar gelmemesi için" karşılamaya özen gösterdiği ve memurlarını bu yolda uyardığı görülmektedir. Bu yönü ile merkezi yönetimin iktisadi faaliyetlere zarar verecek etkenlerin caydırılması veya ortadan kaldırılması ile tahsil edeceği vergide istikrar yakalamaya çalıştığı söylenebilir. Aşiretlerin üzerine boy beyi tayin edilirken Devlet'in boybeyi olacak kişinin "mal-ı miri tahsiline gücü yeter" olmasını temel şartlardan biri olarak değerlendirmesi de aynı beklentiden kaynaklanmaktadır. Böylece, bir yandan iktisadi faaliyetler için güvence sağlanırken, diğer yandan vergilerin noksansız toplanması için gerekli olan tedbirlerin alınması yoluna gidilerek vergi tahsilinde devamlılık ile ekonomik faaliyetlerin güvence altında tutulması paralelliği oluşmaktadır. Bütün bunlar tarafların birbirlerine karşı gayet bilinçli ve tutarlı politikalar izlediklerini göstermektedir.

Kaza veya sancak statüsünde idari bir yapılanma yoluna gidilmesinin temelinde de vergilerin düzenli takip edilmesi ve aşiretlerin kolay yönetilmesi anlayışı yatmaktaydı. Bu durumda, bir çok aşiret şeklen bir arada tutulmakta, muhasebe işlemleri esnasında kolaylık elde edilmeye çalışılmaktaydı. Çünkü bir aşiret, tahrir esnasında hangi konar-göçer kaza dahiline kayıt olunmuş ise o kaza ile vergi vermek durumunda idi. Aşiret mensupları daha sonra dağılmış veya bir yere yerleşmiş dahi olsa voyvodalar onları takip etmekte ve mal-ı miriyi tahsil etmekteydi. Hatta onlar, "mal-ı miriye zarar gelmemesi" adına, eğer gerek duyarlarsa yerleşik hayata geçmiş olan bir cemaati cami ve taş evler yapmış, yerleşmelerinin üzerinden on yıl geçmiş olsa bile1 yerinden kaldırarak daha önce dahil oldukları aşiretlerin içine döndürebiliyorlardı.

Tahrir esnasında bulunmayan konar-göçerler hariç ez- defter kalırlardı. Bu onlardan tahsil edilecek verginin belli olmaması ve tahsilinin mahalli idarecilere veya tasarruf sahibine bırakılması demekti. O zaman aşiretlerin, emsallerine nazaran daha fazla bir vergi talebi ile karşılaşmaları mümkündü. Bu yüzden onlar hemen kadılarına müracaat ederek deftere yazılmayı talep edebilirlerdi. Mesela Danişmendlilerin ilk tahririnde kışlak sahalarından henüz dönmemiş olan bazı aşiretler Danişmendli kadısına müracaat ederek durumlarının düzeltilmesini sağlamışlardı. Keza 1664/65'ten sonra yapıldığını tahmin ettiğimiz bir tahrirde defter harici kalan bazı aşiret mensuplarının kimlerden sorulması gerektiği hususunda açıklamalar mevcut olduğu gibi ne kadar vergi verecekleri de yazılmıştır. Öte yan-dan, bu tahrirde tahsil edilmesi gereken vergi miktarları sadece nakdi olarak değil kilim ve keçe gibi ayni olarak da tayin edildiği görülmektedir. Aşiret tahrirleri arasında neredeyse hiç rastlanmayan bu durum özel bir uygulama olsa gerektir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DANİŞMENDLİ KAZASININ İDARi VE İKTİSADi YAPISI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 18:07

Hane ve Bennak

Osmanlı vergi düzeni içinde konar-göçerler, şehirliler ve köylülerin yanı sıra üçüncü bir vergi ünitesi idiler. Bundan dolayı konar-göçer vergileri temelde onların iktisadi faaliyetlerinin esasını oluşturan hayvancılığa bağlı olarak belirleniyordu.

Vergi tahsiline esas olan hane sistemi konar-göçerler için de varitti. Bilindiği gibi hane vergisi, ailenin kurulması ve iktisadi faaliyetin merkezi yönetimce belirlenen esaslar çerçevesinde yeterli seviyede olması ile tahakkuk ettiriliyordu. Daha çok yerleşik-ziraatçi reayanın tabi olduğu vergi hukukunu belirlemede esas alınan ölçü, ziraat sahasının bölgelere göre 30 ila 60 dönüm arasında olması idi. Bu durumda hane ve çift üniteleri tamamlanmış olduğundan resm-i çift tayin ediliyordu. Belirtilen arazi miktarının yarısı ise nim çift olarak kabul ediliyor ve hane vergisinin yarısı tahsil ediliyordu.

Konar-göçerler de benzer bir uygulamaya tabi idiler. Ancak bu defa haneyi tamamlayan mali ünitede ziraat sahası yerine, iktisadi faaliyetin temeli olan koyun miktarı esas alınmaktaydı. Buna göre, bir Yörük veya Türkmen ailesinin sahip olduğu koyun miktarı 24 adetten fazla ise hane'nin teşekkül ettiğine karar veriliyordu. Bu durumda haneler sahip oldukları koyunlardan iki koyuna bir akçe adet-i ağnam veriyorlardı. Aslında bu formülasyon adet-i ağnam tahsili için varitti. Bir hane adet-i ağnamını verdikten sonra ayrıca hane vergisi olarak -XVIII. yüzyılda 3 eve 1 guruş ödemekteydiler.

Konar-göçer aile mali açıdan 24'ten daha az miktarda koyuna sahipse ya da hiç koyunu yoksa "resm-i kara" yahut "bennak" adı altında kaydediliyordu ki bu durumda hane vergisi yerine standart olarak 12 akçe vergi tahsil ediliyordu. Bu miktar XVIII. yüzyılda 4 guruş olarak belirlenmişti. Aynı dönemde 100 koyuna karşılık 5 guruş tahsil edildiği hesaba katılırsa bennak vergisinin yüz koyunluk bir servet için ödenen vergi ile neredeyse eşit olduğu görülür. Bununla birlikte asıl problem bennakin geçimini nasıl idame ettirdiği sorusudur. S. Faroqhi onların sayıca fazlalaşmasına bakarak ziraat ile meşgul olabileceklerini öne sürmüştür. Konar-göçerlerin yaylak veya kışlak mahallerinde oldukça sınırlı alanlarda ziraat yaptıkları bilinmekle beraber, Faroqhi'nin konar-göçerlerden alman bennak vergisinin ziraatçi reayadan alınan bennak vergisi ile eşleştirilmesi yoluna gittiği ve bu suretle ziraat fikrini savunduğu anlaşılmaktadır. Çünkü, Danişmendli tahrirleri üzerinde yapılan işlemler dikkatle incelendiğinde bazı hanelerin servetlerini kaybettiği ve bu yüzden bennak statüsüne düştüğü bazılarının ise -sahip oldukları koyun ve deve miktarı belirtilmemekle beraber- bennak statüsünden çıkarıldığı görülmektedir. Üstelik aşiretlerin sahip oldukları koyun miktarları ile içlerinde barındırdıkları bennakler arasında orantısızlık görülmektedir. Herikli cemaatinde 38 ha-nenin sahip olduğu koyun 8300 iken sadece 2 bennak bulunmakta (hane başına ortalama 214 koyun), Salarlı aşiretinin bir kolunda 31 hane toplam 9390 koyuna ve 50 deveye sahip iken 8 aded bennak görünmektedir (hane başına ortalama 300 koyun). Aynı aşiretin 10 neferenden oluşan diğer bir kolunun ise tamamıyla bennak yazıldığı tespit olunmaktadır. Yani aşiretin diğer mensuplarının sahip oldukları ortalama koyun miktarı, küçümsenmeyecek bir rakam olup içlerinde koyunsuz aileler (bennak) bulunması, onların, servetlerini ya hayvan hastalıkları ya da eşkıya baskınları gibi herhangi bir sebepten kaybetmiş bulunmaları veyahud yeni evlenmiş ve serveti ailesinin diğer fertleri ile paylaşıyor olmaları ile izah edilebilir. Hayvanların kırılması ile meydana gelen ani fakirleşme, aşiretin bütün üyelerini az veya çok etkileyeceğinden hane başına düşen koyun sayısındaki ciddi farklılıkları ortadan kaldırabilir. O halde, bennak durumundaki aileler ile ortalama 200-300 koyuna sahip olan aileler arasında sayıca orantısızlık olmaması gerekmektedir. Halbuki, geleneksel Türkmen (Konar-göçer) ailesinde servetin esasını oluşturan koyun ve develer ailenin ortak malıdır. Ailenin erkek fertleri evlenip yeni bir hane oluştursalar bile serveti ve servetin nemalarını paylaşmaya devam ederler. Bu durumda ailenin reisi olan büyük baba (yoksa büyük ağabey) servetin sahibi ve işleticisi konumunda bulunur. Vergi tayini ve tahsili esnasında da bu hususun göz önüne alınmış olması icap eder. Bu durumda, servet ailenin reisi üzerine kaydolduğundan henüz bölünmemiş aileler içinde evli olanların bennak yazılması beklenebilir. Öte yandan Danişmendli tahririnde iş görmeye gücü yeten bekar erkek demek olan mücerredlere yer verilmemiş olması da aynı sebepten kaynaklanmış olmalıdır.

Aynı tahrirde bazı aşiretlerin sahip oldukları toplam koyun miktarındaki artışa veya eksilmeye paralel olarak bazı hanelerin bennak statüsüne düşürüldüğü; bazılarının da bennakliğinin kaldırıldığı ve hane itibar olunmaya başlandığı görülmektedir. Mesela, Karalı cemaatinin Gagalı mahallesinde bazı hanelerin üzerinde "100 koyunu ref olunup bennak yazıla" kaydı bulunmaktadır. Keza, aynı aşiret içinde iki hanenin statüsü değiştirilerek "ikisi bir bennak vermek üzere" yeniden yazılmışlardır. Hane statüsüne geçen ailelerin koyunlara nasıl sahip oldukları hususu açık olmamakla birlikte muhtemelen ailenin ortak malı olan koyun ve deve sayısındaki artışın bir yansıması olmalıdır.

O halde, bennak statüsünde bulunan reayanın ekonomik durumunda hızlı bir değişkenlik söz konusudur. Bu yüzden bennakin geçimi meselesini ziraatçilikte değil, servetin ailenin ortak malı olarak tutulması meselesinde aramanın daha doğru olabileceği düşünülebilir.

Adet-i Ağnam

Konar-göçerlerden tahsil edilen adet-i ağnam vergisi bölgelere göre oldukça nadir değişmeler göstermekle beraber genel olarak iki koyuna bir akçe idi.
Danişmendliler ilk tahrirde yüzdeci yazılmışlardı. Bu durum onların vergilerini yüz koyuna iblağ edilerek alındığını göstermektedir. Ancak takip eden yıllarda Danişmendliler için yüzdeci ifadesi kullanılmaz olmuştur. Bununla birlikte onlar yine yüz koyunda beş guruş hesabı ile vergi ödemekteydiler. Bu uygulama Anadolu'da konar-göçer aşiretlerde görülen ortak bir uygulama olsa gerektir. Çünkü aynı yüzyılda Bozuluş Türkmenlerinin de yüz koyunda beş guruş vergi verdiği görülmektedir.

Türkmenlerin sahip oldukları deve ve sığırlar da adet-i ağnam vergisine tabi idi. Buna göre bir deve otuz koyuna eşit tutuluyordu. 6 sığır ise bir deveye tekabül ediyordu. Vergi tahsilinde yetişkin develer tam, genç develer ise yarım sayılırdı.

Tahrirlerde bazı ailelerde 17,18, 22 adet gibi hane vergisini oluşturan 24 sayısının altında koyun sahipleri görülmekle beraber bunlar en az birer deveye de sahip oldukları için bir deve otuz koyuna bedel tutularak, bennak sayılmamışlardır.

Danişmendli Türkmenleri 1656 tarihinde 205.478 koyun ve 1259 deveye (1259 x 30=37770) karşılık olarak her yüz koyun için 5 guruş hesabı ile 11694 guruş adet-i ağnam ödemişlerdir. Bu vergi tefavüt akçesi, hariç ez-defter, hane vergisi de dahil edildiğinde toplam 16349 guruşa baliğ olmaktaydı.

Diğer Vergiler

Aşiretler iktisadi faaliyetlerine esas olan adet-i ağnam vergisinden başka, tekalif-i örfiyyeden olan bad-ı heva vergisini vermekteydiler. Bad-ı heva vergisi serbest mukata'a olmaları hasebiyle doğrudan mukata'a sahibine ödeniyordu.

Sefer Yükümlülükleri

Aşiretlerden başlangıçta asker almak adetten değilse de özellikle ordunun pek çok cephede savaşması yüzünden artan asker ihtiyacını karşılamak maksadıyla onlardan asker alma yoluna da gidilmiştir. Bu cümleden olarak, Osmanlı-Avusturya savaşları esnasında diğer Türkmen teşekkülleri gibi Danişmendlilerden de asker talep olunmuştu. Bu sırada Danişmendli Türkmenlerinin Boybeyi olan Kitişoğlu İbrahim Bey ve Altıparmakoğlu Hüseyin Ağa'da toplanacak askerin üzerine baş ve buğ tayin edildiler. Ancak bir müddet sonra aşiret ileri gelenlerinin talebi ile Türkmen Voyvodası Hacı Ahmed oğlu Cafer'in baş ve buğ tayin edildiği ve bundan sonra sefer hazırlıklarını onun yaptığı tespit olunmaktadır.

Danişmendlilerden sefer için 300 asker talep edilmişti. Onlar bu esnada Aydın Evi ve Rum Evi olmak üzere iki kola ayrılmış olduklarından 150'şer adet asker göndermeleri bildirildi. Sefere katılacaklara verilmesi lazım gelen bahşişlerin de Danişmendlilerin o yıl vermesi gereken vergiden ödenmesi tenbih edildi. Buna göre, 300 nefer asker için tayin olunan 15.000 guruşun 10000 guruşu Rum Evi Türkmenlerinden 5000 guruşu ise Aydın Evi'nden havale olunacaktı.

Aşiretlerin başlangıçta sefere katılma hususunda hevesli olmadıkları ve dağılmaya yüz tuttukları anlaşılmaktadır. Ancak, sıkı tenbihler karşısında Rum Evi Türkmenlerinden 150 nefer toplanmış, Aydın evinden ise sadece 91 nefer gelmişti. Buna karşılık diğer Türkmen teşekküllerinin sefere iştirak etmekte gönülsüz davrandıkları ve sefer zamanı geldiği halde hiç birinin toplanma mahalline gelmediği görülmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Danişmendli Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir