Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Haleb Türkmenleri

Burada Haleb Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Haleb Türkmenleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Ara 2010, 18:27

HALEB TÜRKMENLERİ

Osmanlı Devletinde nüfusun önemli bir bölününü teşkil eden ve hayvancılıkla geçimlerini temin konar-göçer Türkmenler, sürülerine otlak bulmak maksadıyla mevsimden mevsime yaylak ve kışlakları arasında daimi olarak hareket ettiklerinden zamanlarının önemli bir bölümünü değişik yerlerde geçirmek zorunda kalırlardı. Konar hale geçecekleri zaman çadırlarını köyler, harabeler veya eski iskan bölgeleri yakınına kurarlar, kışın ise kasabaların civarında bulunmayı tercih ederlerdi. Fakat, Türkmenlerin yaylak ve kışlakları öteden beri belirli bölgelerden ibaret olduğundan kendi bölgeleri dışında yaylamaları veya kışlamaları da pek hoş karşılanmazdı. Zira, bunlar özellikle göç hareketleri sırasında yerleşik reayanın ekinlerine ve çayırlarına büyük zararlar vermekten çekinmiyorlardı.

Gerçek anlamda göçebe hayatı yaşayan aşiretlerden farklı olarak, bazı konar-göçer grupları, yazın hayvancılıkla uğraşmalarının yanı sıra, kışlaklarında ekinlik, yani küçük çapta zirai faaliyetlerle de meşgul olurlardı. Bu sebeple bu gruplar için, göçebe yerine kanunnamelerde ve resmi kayıtlarda konar-göçer tabiri kullanılmıştır.
Göçebe hayat yaşayan bu unsurlar, yurd veya ev denilen çadırlarda yaşarlardı. Bu çadırlar, çabuk kurulup çabuk kaldırılacak türden olup, keçi kılından el tezgahında dokunarak birbirine dikilmiş direkli kıl çadır olabildiği gibi, pamuktan dokunmuş veya keçeden yapılmış yuvarlak çadır da olabilirdi. Ayrıca, koyun kılından dövülerek yapılan keçe çadırları da vardı. Çadırın hususi bir dahili taksimatı olduğundan bunlar sonradan yerleşik hayata geçtikleri zaman, bazılarının inşa ettikleri evler için de bir model teşkil etmiştir.

Konar-göçer aşiretleri belli bir vergi dairesine bağlıyarak, merkeziyetçi idare tarzı ile daimi bir kontrol altında bulunduran Osmanlı yönetimi, muhtelif zamanlarda bunlardan çeşitli yollarla faydalanmak yoluna da gitmiştir. Bilhassa bunların hayvancılıkla uğraşmaları ve geniş hayvan sürülerine sahip olmaları, imparatorluğun bu konuda duyulan ihtiyaçlarını gidermesine imkan sağladığı gibi, derbent ve geçitlerin muhafaza edilmesi, herhangi bir sefer esnasında devletin tespit ettiği kadar asker göndererek muharebelerde bulunmaları gibi hususlarda bunlardan muhtelif zamanlarda istifade edilmiştir. Fakat, Osmanlı Devleti 16. yüzyılda Anadolu ve Suriye'de yaşayan il ve topluluklardan hususi askeri birlikler teşkil ederek hizmetinde kullanmaya bir ihtiyaç duymamış, bunu ancak 17. yüzyılın sonlarında, Avusturya ve müttefikleriyle yapılan uzun savaşlar sırasında duymuş ve Türk kabilelerini de bu savaşlara iştirak ettirmeye başlamıştır. Bununla birlikte, sefer mahallerine askeri mühimmat ve erzakın nakledilmesi gibi hususlarda da Türkmenlerden istifade edilmiştir.

Devlete hizmetlerinin yanı sıra, Türkmenlerin zaman zaman eşkıyalık faaliyetlerinde bulundukları da görülmektedir. Mesela, 1690'da bazı Beğdili mensupları Haleb ve Antep taraflarında yol keserek gelip geçenlere zarar verdikleri gibi, bu bölgede yer alan kasaba ve köyleri de basarak bazı kimselerin mal ve canlarına kastetmişlerdir.

Devlet, aşiretlere genellikle kendisine zengin gelir kaynağı temin eden reayadan bir sınıf nazariyle baktığı için, onların toplu gruplar halinde yaşayanlarından kadılıklar ve sancaklar teşkil ederek onları idari ve mali bir teşkilata tabi tutmuştur. Böylece, bir tataftan aşiretlerin yaylak ve kışlak güzergahlarının ya da idari teşkilatlarının dışına çıkarak vergi vermekten kaçmaları engellenirken, diğer taraftan da özellikle ordunun ve büyük şehirlerin ihtiyaç duyduğu et ve süt mamüllerinin tedarikinde de süreklilik sağlanmıştır.

A. TÜRKMENLERİN HALEB'E GELİŞLERİ

Selçuklular'ın 1040 yılında kazandıkları Dandanakan savaşından sonra, devletin asıl gücünü meydana getiren Türkmenler veya diğer adıyla Oğuzlar, dalgalar halinde yurt tutmak üzere Ön-Asya'ya intikal ederken, birçok Türkmen boy ve oymakları da 1063 yılından itibaren bugünkü Suriye'ye girerek kendi hayat şartlarına uyabilecek bölgeleri vatan edinmişlerdir. Suriye'de ilk Türkmen yerleşmesi daha ziyade Haleb ve Lazkiye şehirleri ile bunların kuzeyindeki bölgede olmuştur.

Suriye'ye yönelik Türkmen göçleri, Anadolu Selçuklu ordusunun Kösedağ'da. 1243 yılında Moğollar'a mağlup olmasından sonra da devam etmiş, Anadolu'da nizamları bozulmuş olan bazı Türkmen boyları buraya göçmüşlerdir. Bu zamanda, 40 bin çadırlık büyük bir Türkmen topluluğu Haleb bölgesine gelerek yerleşmişdir ki, bunların kışlığı Suriye'nin kuzeyi, yaylakları ise Maraş, Uzunyayla ve Sivas'a kadar uzanıyordu. Böylelikle daha 13. yüzyılın ikinci yarısında bilhassa Suriye'nin kuzey kesimi tam manasıyla bir Türkmen yurdu haline gelmiş ve bunlar Türkmen-ili'nin tarihi yapısına uygun şekilde Bozok ve Üçok teşkilatını da muhafaza etmişlerdir. Bunlardan Bozoklar 'Amik ovasından itibaren doğuya doğru Haleb bölgesinde ve buradan da asi ırmağı vadisi boyunca Şam bölgesine kadar yayılmışlardı.

B. HALEB TÜRKMENLERİNİN İDARİ VE HUKUKİ TEŞKİLATLARI

Türkmenler, İl veya Ulus adlan altında muhtelif gruplara ayrılmışlardı. Bu illerin bazıları Osmanlı Devleti tarafından istiklallerine son verilen eski siyasi camialarının kalıntıları olup, onların adlarıyla anılıyorlardı. Osmanlı topraklarında yaşayan Türkmen illerinin başında Haleb Türkmenlerini saymak lazımdır. Çünkü, bu il diğer illerin teşekkülünde önemli bir rol oynamıştır. Hatta bu sebeple onun hakkında 'Türkmen Uluslarının anası" tabiri dahi kullanılabilir. Zira, Oğuz teşekküllerinin ekserisi bu il arasında bulunuyordu.
16. yüzyılda Haleb Türkmen ili, adını taşıdığı vilayetin batı ve kuzey taraflarında yaşıyordu. Haleb'in doğu ve güney taraflarında il'in münferit bazı teşekkülleri de vardı. İl'e bağlı kabilelerin bir kısım şubeleri eskiden beri Sivas taraflarında yaylağa çıkarlar ve orada Dulkadirli (Zulkadirli) teşekkülleriyle birlikte Yeni-İl'i teşkil ederlerdi. Yine ona mensup bir kısım cemaatler de Bozuluş'un Şam Türkmenleri kolunu meydana getirmişlerdir.

Yeni-il Türkmenleri III. Muradın annesi Atik Valide Sultan'ın yani Nurbanu Sultan'ın Üsküdar'da yaptırdığı cami evkafının reayası olduklarından, bunlar "Üsküdar Türkmeni" adıyla da anılmışlardır. Bu Türkmen ili 1548-1584 yılları arasında ise Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrümah Sultan'ın yine Üsküdar'daki cami ve imaretine vakfedilmişti. Yeni-il'i teşkil eden Haleb Türkmenlerine burada Yaban-eri boyu denilmekteydi ki, muhtemelen bunlar Haleb bölgesinden yani yabandan veya dışarıdan geldikleri için bu şekilde adlandırılmışlardır.

Türkmen illeri genellikle boy veya taife adını taşıyan teşekküllerden meydana geliyordu ve bu taifeler, boybeyleri tarafından idare olunuyordu. "Mir-i aşiret" olarak da adlandırılan beyler, boy içerisinden cesareti, mali kudreti, doğruluğu ile tanınan kimseler arasından seçim yolu ile iş başına gelirlerdi. Bu seçim devlet tarafından tasdik edildikten sonra, onlara bir beylik beratı gönderilirdi. Yönetimde acizlik gösterdikleri veya kendisine bağlı olan aşiretlere zulmettikleri zamanlarda, devletin bunları azletme yetkisi de vardı. Boybeyliğinin umumiyetle irsi bir müessese olduğu ve beyliğin ırsi olarak intikal ettiği boylarda, boy ailesinin yanı sıra bir torun grubunun mevcudiyeti de görülmektedir. Bunlar, konar-göçer teşekküllerin idarecileri ile beraber bir aristokrasi teşkil ediyorlardı.

16. yüzyılda olduğu gibi, 17. yüzyılda da Haleb Türkmen taifeleri, "cemaat" olarak ifade edilen oymaklara ayrılmıştı ve her cemaatin başında kethüda denilen oymak başıları vardı. 16. yüzyılda kethüdalar oymaklara, Türkmen Kadısı'nın veya Türkmen Emini'nin arzı ile atanırlardı. 17. yüzyılda ise kethüdaların Türkmen voyvodasının arzı ile tayin edildikleri görülmektedir. Eğer oymağı idarede başarılı olamazlarsa ve vergi toplamada ihmalleri görülürse oymak halkının şikayetleri ve has voyvodalarının bu durumu onaylamaları ile görevlerinden azledilip yerlerine daha uygun birisi seçilirdi. Kethüdaların boybeyleri tarafından da nasbedildikleri Dulkadirli Kanunnamesinde zikrolunuyorsa da, bu husus kesin bir şekilde anlaşılmış değildir. Yalnız kethüdalığın da ırsi bir müessese olduğu bilinmektedir. Fakat, kethüdalar hakkında oymak ahalisinin kefaletleri lazım olduğu gibi kanunen tayin edilmiş olan vergilerini has voyvodalarına, vermeyi taahhüt etmeleri de şarttı. Bundan sonra daha ziyade bu hususun hükümet tarafından kabul edildiğine dair bir berat gönderiliyordu.

Haleb Türkmenlerinin hukuki davalarına Türkmen Kadısı bakardı ve bu kadılığın yevmiyesi 1522'de 40 akçe idi. Türkmen kadılarının muayyen bir yeri olmayıp, tayin edildikleri oymaklar ile beraber şehirden şehire gezerlerdi. Türkmenlerin yönetiminden ise Türkmen voyvodası sorumluydu. Voyvodalar idarelerinde olan halka zulmettiklerinde, halkın şikayeti dikkate alınarak hükümet tarafından duruma derhal müdahale edilirdi. Türkmenlerin tahriri işi, genellikle onları daha iyi tanıyan voyvodalara verilirdi.

Haleb Türkmenleri 16. yüzyılın ortalarına kadar padişah haslarına tabi olup, bunların idaresinden ve vergilerinin toplanmasından Türkmen eminleri sorumluydu. Bu yüzyılın sonlarında ise Türkmenlerin idari bakımdan bir sancak olarak teşkilatlandırıldıkları görülmektedir. Ayn-i Ali Efendi'nin risalesinde, Türkmen sancağının önce saliyane ile idare edildiği ve sonra ref' olunarak iltizama verildiği anlaşılmaktadır. Buna göre, saliyane ile idare edildiği senelerde vergi hasılatından sancakbeyinin saliyanesi verildikten sonra, ziyadesi miriye zabt ediliyordu. İltizama verildiği senelerde ise sancakbeyliği yirmi bin floriyi devlet hazinesine vermek ve bad-i heva vergisini kendisi almak üzere Murad Bey'e, 13 Safer 992 (25 Şubat 1584) tarihinde de yine aynı şart üzere zu'amadan Kalender'e verilmiştir. 1595'e gelindiğinde Türkman-ı Haleb sancağı halen varlığını sürdürmekteydi. Zira bu tarihte Derviş adında biri sancakbeyi olarak görev yapmaktaydı. 27 Ekim 1596 (5 Rebi'ü'l-evvel 1005) tarihinde Haleb Türkmenlerini artık Valide Sultan'ın paşmaklık haşları arasında görmekteyiz.

1040 (1630-31) tarihli bir kayıttan anlaşıldığına göre, Haleb Türkmenlerine ait gelirler esasen padişah hassı olup, İstanbul'daki Sultan Ahmed Camiine vakfedilmişti. Türkmenlerden başka, Kars (Kars-ı Zulkadriye) kazasına tabi olan ve nüfusu çoğunlukla Hıristiyanlardan müteşekkil bulunan Çokak ve 'Alişar adlı iki köyün gelirleri de bu haslar içerisinde yer almaktaydı. Yeni-il Türkmenleri ise, yukarıda da bahsettiğimiz üzere, Üsküdar'daki Atik Valide Sultan Evkafı'na dahil idiler. Dolayısıyla, bu zamanda Haleb ve Yeni-il Türkmenlerinin ayn ayn kadı ve voyvodaları vardı. Fakat, 1047 (1637) yılında Mustafa, 1074 (1663) yılında da Ahmed adındaki voyvodayı hem Haleb hem de Yeni-il Türkmenlerinin voyvodası olarak görmekteyiz. Bu durumda, bu iki Türkmen grubunun idari bakımdan tek bir voyvodanın yönetiminde birleştirildiği sonucu ortaya çıkmaktadır.

17. yüzyılın sonlarına doğru başlatılan iskan hareketleri sırasında Yeni-il Türkmenlerinden de bazı cemaatler Hama, Humus ve Rakka havalilerine muaf ve müsellem olarak iskan edildikleri için, Valide Sultan Evkafı bundan büyük zarar görmüş; bu zararın telafisi için de 18 Ramazan 1104 (23 Mayıs 1693) tarihinde Haleb Türkmenlerinden henüz iskan edilmemiş olanlar 1104 senesi Martı ibtidasından başlanmak üzere üç sene boyunca Yeni-il Türkmenlerine dahil edilmişlerdir.

Öte taraftan, Haleb Türkmenlerinden bir bölümünün Aralık-evi ve 'Amik-evi olarak isimlendirilen bir idari yapılandırmaya da tabi tutulduğu görülmektedir. Bunlardan Aralık-evi Şam vilayetinde, 'Amik-evi ise bugün Hatay ili sınırları içerisinde yer alan ve 17. yüzyılda idari bakımdan bazen müstakil bir kaza, bazı dönemlerde ise bir nahiye olarak teşkilatlandırılmış olan 'Amik'de idi. 'Amik nahiyesi köyleri genellikle Türkmenlerin meskun oldukları bir bölge olduğuna ve bu idari yapıya dahil olan çoğu Türkmen cemaatlerinin de koyunları bulunmadığına göre, bunlar muhtemelen yerleşik hayata geçiş sürecinde olan, fakat koyun ve şahsi vergileri (bennak ve mücerred resimleri) hala konar-göçer Türkmenlerle birlikte toplanan cemaatler olmalıdır. Bu durum, Şam vilayeti köylerine yerleşmiş olan ve "Aralık-evi" olarak isimlendirilen Türkmenler için de söz konusu olmakla birlikte, bunlardan çoğunun koyunları vardı. Bundan dolayı, bu isimlendirme konusunda kesin bir yargıya varmak pek mümkün görünmemektedir.

Bu idari yapılanmadan başka, bazı Türkmen cemaatlerinin de yerleşik hayatı benimsemiş olmalarından dolayı 17. yüzyılın ortalarına doğru artık "oturak" olarak tanımlandıkları görülmektedir. Mesela, Kilis oturağı olduğu gibi, Kızık, Karkın, Harbendelü ve Çepni gibi kalabalık teşekküllerin de "oturak" ve "göçer" olanları birbirinden ayrılmıştı. Bu ayrımın resmiyet kazanmasının ise 1630 yılı tahriri sırasında olduğu görülmektedir. Zira, bu tarihte hazırlanmış olan defterde yerleşik hayata geçmiş olan Türkmenler "Müteka'idin-i re'ayayı Türkman-ı Haleb, sakinan-ı der kuraha" başlığı altında ayn bir grup halinde zikredilmişlerdir. Buna göre, Acurlu, Bahadırlu, Beçelü, Beğliklü, Boz Koyunlu, Bozlu, Çakırlu, Çalıcıyan, Çalışlu, Dimleklü, Halicelü, Harbendelü, İğdir, İnallu, Kara Koyunlu, Kara Tohtemürlü, Karkın, Kıcılu, Kıyas, Kızık, Kösecelü, Melek Hacılu, Oruçlu, Osmanlu, Oyratlu, Pehlivanlu, Sekiz Avşarı, Şarklu, Taş Baş, Tatalu, Uşaklu, Üveye, Yalvaç ve Yüreğir cemaatlerinden olmak üzere toplam olarak 74 ayrı grup Antep, Nizib, Merzuman, Birecik, Telbeşar, Behisni, 'Amik, Kilis, A'zaz ve Malatya bölgeleri ile Antep ve Haleb şehirlerine yerleşmişlerdir.

Türkmenler şayet konar göçerlikten tamamen vazgeçerler ve davarlarını dağıtarak ziraat ve hırasetle meşgul olurlarsa, artık yörüklükten çıkarlar, raiyyet yani çiftçi olurlardı. Tahrir zamanı on yıldan ziyade hangi köyde sakin oldukları yazılmış iseler, raiyyet resmini o köyün sipahisine verirlerdi. Mesela, Çoğun adlı cemaat, Antakya nahiyesinin Karaca Tut ve Saraycık köylerinde 40-50 yıldan beri mütemekkin oldukları ve koyunları da bulunmadığı için, 1550 yılı tahriri sırasında, Türkmen Defterinden ihraç edilerek raiyyet kaydedilmişlerdir.

17. yüzyılda Haleb Türkmenlerini muhtelif taife ve cemaatlere ayrılmış olarak görmekteyiz. Beğdili, Bayad, Harbendelü, Afşar ve Eymir taifeleri ile çok sayıdaki müstakil cemaatlerden müteşekkil olan bu teşekküller içerisinde en büyük ve en kalabalık olanı Beğdili idi. Müstakil cemaatlerden ise Kızık ve Karkın gibi önemli Türkmen şubeleri ile Rumkale taraflarında yerleşmiş olan Çepni ve Kilis-Com-Merzuman taraflarında yerleşmiş olan Bahadırlu cemaatleri oldukça kalabalık nüfusa sahiplerdi.

Öte taraftan, 16. yüzyılda önemli teşekküllerden olan ve bünyesinde çeşitli cemaatleri barındıran Gündüzlü Avşarı, Köpeklü Avşarı, İnallu, Beğliklü ve Peçenek adlı taifelerden, 17. yüzyıl Türkmen tahrir defterlerinde artık taife olarak bahsedilmemekte, sadece birer müstakil "cemaat" olarak gösterilmektedir. Gündüzlü Avşarı'ndan ise hiç bahsedilmemektedir. Zira, bunlar daha 16. yüzyılın başlarında Gündüzlü olarak da bilinen Derbsak nahiyesi köylerine yerleşmişlerdi ve beylerinin oturduğu yer de bir kasaba (Ordu-yı Gündüzlü veya Gündüzlü kasabası) haline gelmişti. Nitekim, 17. yüzyılda da burası bir kaza merkezi olma vasfını muhafaza etmekteydi.

Nüfus bakımından kalabalık olan ve muhtelif bölgelere yayılmış bulunan cemaatler, kendi içlerinde "mahalle"lere ayrılmıştı. Bu mahallelerin her biri esasen bir aileden müteşekkil olup, bunlar "oba" olarak da tanımlanmaktadır. Mesela, 1667'de Göçer Kıcılu'nun 12, Peçenek'in 5, Oturak Kızık'ın 10, Hama Döğeri'nin 8, Yalvaç'ın 2, Şeyhler'in 3, Pehlivanlu'nun 15 ve Göçer Melek Hacılu'nun da 1 mahallesi vardı. Yine, diğer kalabalık cemaatlerin de muhtelif sayılarda mahalleri vardı.
Geniş bir alana yayılmış olan Haleb Türkmenleri nüfus bakımından da oldukça kalabalık idiler. Bunların, 1642'de 3.137 hane, 1.761 bennak ve 918 mücerred olmak üzere toplam olarak 5.816 vergi nüfusu olup, bunun 141 hane ve 20 bennakı Şam vilayetinde, 129 bennak ve 28 mücerredi de Kilis-oturağı'nda bulunmaktaydı.

1663'te de Haleb Türkmenleri, 2.673'ü hane, 1.700'ü bennak ve 172'si mücerred olmak üzere toplam olarak 4.545 nefer vergi nüfusuna sahip idiler. Fakat, Şam bölgesinde yer alan birçok Türkmen cemaatinin nüfusu fert fert verilmeyip, sadece koyun miktarları ve bennak olanların toplamları verildiği için, gerçekte vergi nüfusu, yukarıda bahsettiğimiz rakamlardan daha fazladır.
1673'te ise Haleb Türkmenlerinin toplam vergi nüfusu 5.097'si evli (hane ve bennak) ve 142'si de bekar (mücerred) olmak üzere 5.239 neferden ibaretti.

1642'de Haleb Türkmenleri, şubeleri ile birlikte, toplam olarak 141 cemaatten müteşekkil olup, bunların 21'i Şam vilayetinde, 18'i de Kilis oturağı'nda yer almaktaydı. Diğer cemaatler ise Haleb, Antep, Rumkale, Com ve Malatya taraflarına kadar yayılmışlardı. Yine, bunların bir bölümü "göçer", bir bölümü de "oturak" idi.
1663'te Haleb Türkmenleri, bazen bir veya birkaç haneden oluşan şubelerle birlikte, 188 cemaatten meydana geliyordu. Bunların 44'ü Şam taraflarında bulunurken 18'i de Kilis oturağında bulunmaktaydı.
1673'te ise Haleb Türkmenleri 120 cemaat olmakla birlikte, daha önceki defterlerde cemaat olarak zikredilen, fakat bu zamanda "mahalle" olarak kaydedilmiş olan çok sayıdaki şubelerinden meydana gelmekteydi. Bu cemaatlerin 17'si Şam vilayetinde olup, bunların da çok sayıda mahalleleri vardı.

C. HALEB TÜRKMENLERİNİN VERGİ NİZAMI

Haleb Türkmenleri besledikleri koyun miktanna göre devlete vergilerini yıllık olarak öderlerdi. Aynı zamanda, her yetişkin erkek durumuna göre vergi mükellefi idi. Muayyen miktarda koyunu olan evli kişiler "hane", yeterli miktarda veya hiç koyunu olmayan evli kişiler "bennak", bekar olup da koyunu olmayanlar ise "mücened" statüsünde idiler ve vergileri buna göre tayin edilirdi. Haneler, 1663 ve 1673 tarihlerinde besledikleri her yüz koyun için 5,5 riyal guruş, her bir deve için de 2,5 riyal guruş vergi öderlerdi55. Bennak olanlardan, yani koyunu hiç ya da yeterli miktarda olmayanların her birinden 5,5 riyal guruş "bennak resmi " alınırdı56. "Oturak" olanların bennak resmi ise 1663'te 7,5 guruş idi57. Ancak, cemaat içerisinde "imam" olarak görev yapan bennaklerden bu vergi alınmazdı58. Mücened yani yetişkin bekarlar 3,5 guruş "mücerred resmi" öderlerdi59. Fakat, oturak olanların her iki mücerredinden 1673'te 5,5 riyal guruş vergi alınmıştır.

Öte yandan, tahrir defterlerinde, çoğu Türkmenlerin koyunu olmasına rağmen bennak yazıldıkları da görülmektedir. Halbuki 16. yüzyılda bennak resmi 12 akçe olup, bu miktar 24 koyunun vergisine karşılık gelmekteydi61. Dolayısıyla 24'den az sayıda koyunu olanlar bennak statüsünde idiler. 17. yüzyılda ise her yüz koyun için 5,5 riyal guruş vergi alındığına ve bu miktar da bennak resmine eşit olduğuna göre, yüz adet ve bundan aşağı sayıda koyunu olanların bennak statüsünde değerlendirildiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Hatta bazen 300 koyunu olanlar dahi bennak sayılmıştır ki, bu durum vergilendirme sırasında Türkmenlerin ekonomik ve sosyal durumlarının da göz önünde bulundurulduğunu göstermektedir. Ayrıca oturak durumda olanlardan, küçük çapta hayvancılığın yanı sıra tarımla da uğraştıklarından, göçerlerden farklı olarak 7,5 guruş bennak resmi alınmaktaydı.
Yukarıda bahsettiğimiz bu vergilerden başka, Haleb Türkmenlerinin subaşısı da vaki oldukça bad-i heva, arusane, yava ve cürm-i cinayet resmi toplardı. Mukataa yoluyla toplanan bu çeşit gelirlerin yıllık tutarı 1642'de 1.000 riyal guruş63, 1663, 1667 ve 1673 yıllarında da 1.500 riyal guruş idi.

Türkmenler sattıkları yoğurt için de "pazar bacı" adı altında muayyen bir ücret öderlerdi. Antep'te mukataa yoluyla Türkmenlerden toplanan yoğurt resmi miktarı 1663'te 130 riyal guruş, 1667 ve 1673 yıllarında da 120 riyal guruş idi.
Haleb Türkmenlerinin 1642'de toplam olarak 696.964 adet koyunları ve 6.322 adet de develeri bulunmaktaydı. 1663'te ise Türkmenlerin sahip oldukları koyunların toplam adedi 579.267, develerinin toplam adedi de 5.073 idi. Buna göre, Haleb Türkmenlerinin besledikleri koyun ve deve adedinde 17. yüzyılın ikinci yarısında önmeli miktarlarda azalma olduğu müşahede olunmaktadır.

Öte taraftan tahrir zamanlarında Türkmenlerden bazı adlar altında başka vergiler de toplanırdı. Mesela, 1673'te beher 100 guruşa 5 guruş aide, 1,5 guruş katibiye, 1 guruş sanafiye ve 1 guruş da berat-ı tezkire alınıyordu.

Kaynakça
Kitap: 17. YÜZYILDA HALEB EYALETİ VE TÜRKMENLERİ
Yazar: Enver ÇAKAR
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: HALEB TÜRKMENLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Ara 2010, 19:02

İran, Mısır ve Anadolu arasındaki yollar üzerinde bir kavşak noktada kurulmuş olan Haleb, sahip olduğu stratejik önemi ve uluslararası ticarette bir dağıtım merkezi olmasından dolayı ortaçağlardan beri Orta ve Yakın Doğu'nun en önemli kentlerinden biri olmuştur.

Özellikle Selevkiler zamanında yavaş yavaş kalkınarak ticari alanda bölgesindeki üstünlüğünü kabul ettiren ve Romalılar zamanında da gelişmiş bir şehir hüviyetine bürünen Haleb, Hamdaniler zamanında başkent olma şerefine de ulaşmış, bu sayede birçok imar çalışması yapılarak şehrin büyümesi ve kalkınması sağlandığı gibi, Avrupalı devletlerle yapılan antlaşmalar sayesinde Haleb'in uluslararası ticarette bir köprü konumuna gelmesi de sağlanmıştır. Nitekim, Haleb şehri, Eyyubi ve Memluklu dönemlerinde Moğol ve Timur saldırılarıyla iki defa harap olmasına ve büyük felaketler yaşamasına rağmen, bu ticari zenginliği sayesinde her defasında yeniden kalkınmıştır.

1516'da Osmanlı hakimiyetine geçtikten sonra bir sancak olarak teşkilatlandırılan Haleb, Şam beylerbeyiliğine bağlanmış ve bu idari vaziyeti 16. yüzyılın ortalarına kadar devam etmiştir. Nihayet, bölgede iç huzurun korunması maksadıyla, 1549 yılında Haleb beylerbeyiliği teşkil edilmiş ve bu tarihten itibaren de Haleb aynı adı taşıyan eyaletin paşa sancağı olmuştur.
Osmanlı döneminde, iç güvenliğinin sağlanması ve artık bir sınır kenti olmaması, dolayısıyla dış tehdit ve tehlikelerden uzak olması ve paşaların burada çok büyük imaretlerle birlikte büyük iş merkezleri olan çok sayıda han ve kaysariyeler inşa etmiş olmaları, Haleb'in uluslararası ticaretteki öneminin daha da artmasını, İran ve Uzak Doğu'dan gelen kıymetli malların bir pazarlama merkezi durumuna gelmesini sağlamıştır. Keza, başta Antakya olmak üzere, Haleb bölgesinde yer alan kasabalar da iktisadi alanda en büyük gelişmelerine Osmanlılar zamanında mazhar olmuşlardır.

Haleb'de özellikle 16. yüzyılın ortalarından itibaren görülen baş döndürücü gelişmeye paralel olarak, şehirde ardarda dört büyük külliye yapılmış ve bu sayede şehir alanı yarım yüz yıl içerisinde iki katına çıkmıştır. 1544 yılında Hüsrev Paşa'nın yaptırdığı imaret, camii ile birlikte,

4 veya 5 hektarlık bir alanı kaplamakta ve iş hanları ile pek çok dükkanı ihtiva etmekteydi. 1555'te Adiliye Camii etrafında yaptırılmış olan Dukakinzade Mehmed Paşa külliyesi de 4 çarşı ve üç büyük hanı içeriyordu ki, külliyenin toplam alanı üç hektardı. Yine, 1574'de yapılan İbrahim Hanzade Mehmed Paşa külliyesi (Gümrük Hanı'nı ve içinde 344 dükkan bulunan iki çarşıyı ihtiva ediyordu ve bu külliyenin toplam alanı 8 bin metrekare idi) ile 1583'te yaptırılmış olan ve bir cami ile iki çarşı ve bir kaysariyeyi barındıran Behram Paşa külliyesi 16. yüzyılda inşa edilmiş olan en mühim Osmanlı dönemi eserleridir. Aynca, 17. yüzyılda İpşir Paşa'nın kuzey varoşunun içinde, Hıristiyan Cüdeyde mahallesinin sınırında kurduğu büyük külliye (bir küçük cami, bir han, üç kaysariye, bir kumaş boyama atölyesi, bir kahvehane, bir sebil ve dükkanları ihtiva ediyordu) de Haleb şehrinin fiziki bakımdan daha da büyümesini ve zenginleşmesini sağlamıştır. Bunlardan başka, şehirde çok sayıda cami, mescit, tekke, zaviye, ziyaretgah, hastahane, hamam, kapan ve çeşitli çarşılar bulunuyordu ki, bunların da bir bölümü Osmanlı döneminde inşa edilmiştir. Şehirde yer alan dini, sosyal ve iktisadi yapıların hemen hepsi birer vakıf eseri olup, vakıflarına çok sayıda arazinin gelirleri ile han, hamam, değirmen vb. yerlerin gelirleri tahsis edilmişti.

Öte taraftan, hububat üretiminde önemli bir yer tutması ve çok sayıda koyun sürülerine sahip olan Türkmenler'in bu bölgeyi yurt tutmuş olmaları, Haleb eyaletinin Osmanlı devleti içerisindeki önemini arttıran diğer unsurlardır. Özellikle, İran seferlerinde ordunun zahire ihtiyacı ile barut ihtiyacının karşılanmasında Haleb mühim bir rol oynamıştır. Nitekim, Haleb'de işlenen barut, Akdeniz ve Fırat Nehri yoluyla ülkede ihtiyaç duyulan başka bölgelere sevk edildiği gibi, burada toplanan zahire de ihtiyaç duyulan bölgelere gemilerle naklediliyordu. Bu nedenle Haleb, İran seferleri sırasında Osmanlı ordusunun vazgeçilmez uğrak noktalarından biri durumuna gelmişti.

Haleb, nüfus bakımından da, Osmanlı ülkesindeki diğer eyaletlere nazaran, oldukça kalabalıktı. Eyalet nüfusu, 17. yüzyılın sonlarına doğru takriben 300 bin civarında olup, Türkmen taifeleri dahil edildiği zaman bu sayı daha da artmaktadır. Eyalet nüfusunun asıl önemli bölümünü Müslümanlar teşkil ediyordu. Bununla birlikte, eyaletin muhtelif bölgelerinde Hıristiyan ve Yahudilerle, az sayıda da olsa, Kıbtiler yaşamaktaydı. Şehrin bir mahallesinde (Cüdeyde) tamamen Hıristiyanlar meskundu. Ayrıca, birçok mahallesinde de Hıristiyanlar Müslümanlarla birlikte oturuyorlardı. Köy ve kasabalarda oturan Hıristiyanlar özellikle ticari bakımdan önem taşıyan Antakya bölgesinde yoğunlaşmışlardı. Sayıca çok fazla olmayan Yahudiler ise çoğunlukla Haleb şehrinde ve bazı kasabalarda yerleşmişlerdi.

Türkler, Haleb surları dışında kalan mahalleler ile eyaletin kuzey ve batı kesimindeki köy ve kasabalarda oturuyorlardı. Zira, buradaki mahalle ve köy adlarının çoğu Türkçe'dir. Diğer taraftan, bir yönetim merkezi olması, dolayısıyla yöneticilerin ve askerlerin burada toplanmış olmaları, Haleb şehrinde Türk kültürünün hakim olmasını da sağlamıştır. Araplar ise, daha ziyade, eyaletin doğu, güney ve orta kesimlerindeki köy ve kasabalarda yoğunlaşmışlardı.

Haleb bölgesinde yaşayan önemli unsurlardan biri de hiç şüphesiz Türkmenler'dir. Selçuklu Devleti'nin kurulmasından sonra Haleb ve çevresine gelerek yerleşmeye başlayan Türkmenler'in bu bölgenin tarihi gelişimine de önemli katkıları olmuştur. Hayvancılıkla geçimini temin eden ve hayat şartlarının gereği olarak konar-göçer bir hayat süren Türkmenler besledikleri çok sayıdaki koyun ve keçi sürüleriyle bir yandan büyük şehirlerin et, süt ve bunun yan ürünlerini karşılarken bir yandan da sanayinin ihtiyaç duyduğu yün, kıl ve deri gibi hammaddelerin karşılanmasında önemli roller üstlenmişlerdi.

Türkmenler'in en mühim bölümünü teşkil eden Haleb Türkmenleri arasında Harbendelü, Bahadırlu ve Peçenek gibi büyük teşekküllerle Beğdili, Bayad, Avşar, Kızık, Kınık ve Çepni gibi Oğuz boylarının adını taşıyan teşekküller de bulunmaktaydı. 17. yüzyılda bir bölümü yerleşik hayatı benimsediklerinden artık "oturak" olan bu Türkmen teşekkülleri genellikle Anadolu'da Antep, Kilis, Birecik, Nizip ve Rumkale taraflarına, Suriye'de ise Haleb ve Şam şehirlerine yerleşmişlerdi.

Haleb Türkmenleri'nden henüz "göçer" durumda olanlar ise, harap durumda olan köyleri şenlendirmek, yerleşik olan reayanın ekinlerine ve mallarına zarar vermelerinin önüne geçmek ve göçebe Araplar'ın hakim olduğu bölgelerdeki taşkınlıklarını önlemek maksadıyla, 17. yüzyılın sonlarına doğru Rakka, Hama ve Humus taraflarında iskana tabi tutulmuşlardır. Fakat, bu iş pek de kolay olmamış, yerlerine alışamayan Türkmenler iskan mahallerini terk ederek Anadolu'da çeşitli bölgelere dağıldıkları gibi, iskan mahallerinde kalanlar da bir taraftan çöl iklimine alışamadıklarından, bir taraftan da Arap kabilelerin baskılarından dolayı büyük zorluklar çekmişlerdir.

17. yüzyıl bir yandan da devlet otoritesinin eski güç ve haşmetini kaybettiği bir dönem olarak hafızalara kazınmıştır. Celali isyanlarının sebep olduğu yıkımın yanı sıra Avusturya, Lehistan ve Venedikle yapılan savaşlar devletin ekonomik gücünü önemli ölçüde yıpratmış, Haleb eyaletinde yer alan birçok köy ve kasaba da bundan nasibini almıştır. Haleb ve çevresinde Canbulatoğlu, Abaza Hasan Paşa ve İpşir Paşa gibi asilerin sebep olduğu olaylar Osmanlı hükümetini bir hayli meşgul etmiştir. Vergi yükü ağırlaşan köylülerin çiftini terk ederek başka bölgelere göç etmeleri sonucunda Haleb eyaletinde de birçok köy boş ve harap duruma gelmiş, 17. yüzyılın ikinci yarısında alınan tedbirlerle, özellikle yerleştirilen reaya avarız ve tekalif-i örfiye vergilerinde muaf tutulmak suretiyle, bunların çoğu yeniden meskun hale getirilmiştir. Zira, köylerin boşalması devlet gelirlerinin azalmasına ve şehirlerde iç huzurun bozulmasına neden olmaktaydı.

Netice itibariyle, Haleb şehri ve eyaleti 17. yüzyılın bütün keşmekeşine rağmen ticari ve sınai alanlardaki gelişmişliğiyle imparatorluk içerisindeki seçkin yerini muhafaza etmekteydi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: HALEB TÜRKMENLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Ara 2010, 19:06

2.2. Cebel-i Akra' Nahiyesi Köyleri

BakdînKarye
BayındırKeseb
ÇânîKışlak
ÇörekiyeKirakos
DersuniyeMülk
EğerciOğlakcı
HarbiyeOrdu
HelkînSânî (=Sinânî)
HisârcıkSöğüd Ovacığı
KalendûnTûmâma
Karsbûl en-Nasara
2.3. Altun-Özü Nahiyesi
Ala-KendKarsu
ArahiyaKozluca
'AsasiyeKüçük Seferiye
AsyâMezraa-i Müyesser
BakarkayaMîzân (=Mîrâs)
BâslikaNarlıca
BâverdaSûriyye
Boz ÖyükTâmûsa
Budak BurçTerliyân
Büyük BurçTuleyl-i Şarkî
DanişmendliYenice (=Yenice Kend)
ErmenceZengiye
Kandamak
2.4. Süveyde Nahiyesi
'AbidiyeKâbusiye
Ak BayırKaramanlu
CerrâriyeKarhasiye
CüdeydeMağaracık
DikmeceMakaberun
Hacı CübeylüMedîne
HüseyinliMişrâkiye
OrhanlıTartarcık
SaraycıkTat Kuyucuğu
SaylıcaTüleyl-i Türkman
SeldârânTürkman Kuyucuğu
SultaniyeYoğun Oluk
SürütmeZeytûniye
3. Ma'arretü'l-Mısrîn Kazası Köyleri
'As'ûsKefr Nâsîh
AtbâKefr Sandâl
BâtbûKefrya
BâtintaKeftîn
BîreMa'arretü'l-Ihvân
BüveydaMa'arretü'l-Mısrîn
Fu'aNahlâ
HarrânuSavvâğiye
İbbînZerdana
Kefr Kermîn
4. İdlîbü's-Suğrâ Kazası Köyleri
Eşmârûn
İdlîbü'l-Kübrâ
İdlîbü's-Suğrâ
5. Sermîn Kazası Köyleri
AkmînâsHarrâca
ArîncKesebiye
AsfînMağâra
DârTerneye
EnkarâtâTeyzer
Hâb


6. Ma'arretü'n-Nu'mân Kazası Köyleri

6.1. Ma'arretü'n-Nu'mân Kazası Köyleri


'AnkaKefr Bâsîn
AslâKefr Tîn
BânûlînMa'ar Sehhârîn
BelmîsMa'ar Sehhâta
BeseklaMa'ar Şemsâ
Besûmâ?Ma'ar Şûrîn
CerrârînMa'ar Zeyta
CersâsNîh
DânâSahyân
EvrânihSayrûna
HabeşSebîl
HâssSehhâba
6.2. Kefr Tâb Nahiyesi Köyleri
'ArKefr Şeyh
AntoniyeKefr Tab
BedmeyûnLatmîn
Belâ'aMa'ar Selim
BerdeMa'ar Tahharim
BerîkMetkîn
EreMûrik
Kefr KûmSekîke
Kefr MûnZekkâ (=Zekân)
Kefr Sakkâ
7. Erîhâ Kazası Köyleri
Bahtâşâ (=Bahrtâşa)Ma'ar Bellîd
BekfâlûnMa'ar Zâf
BetûdimMa'aterim
Kefr LâtaMetkûn
Kefr ZebûMintaf
KûrînMukabbele
NahliyyeRâm
NasîbînTahâsid
7.1. Rûc Nahiyesi Köyleri
BelmîsNa'lîn
BezmişânKefr Mîn
İbbinKesr 'Adâ
Kefir MînMezra'a-i Berânî
Kesr 'AdâMezraa-i Cüvânî
Mezra'a-i BerânîNa'lîn
Mezraa-i Cüvânî
7.2. Zâviye Nahiyesi Köyleri
'AlârûzIhsim
BâreKaryâ
BedîşaMağâra
BesâmisMelbûn (=Belbûn)
Cûzûf (=Cûzif)Melşûm
ErnebaMenlîn
8. Deyrgûş (=Dergüş) Kazası Köyleri
'AmûdKandun
'AraKefr Debbîn
'Ayn ZimârînKefr Hend
BâkkûnKonya
BaminaMa'arfûn
BeksînMağdele
BelendûzMerhîn
BenyaMeşmaşa
DirriyeMezraa
DüveysâtRumâdiye
FerreTeli 'Ammâr
Harîbetü'l-KıbliyeZerzor
Harîbetü'ş-Şimâlî
Belen-KendiKarisin?
Boynu YoğunluKartal?
CingânKesrik
EbubekirMesneye
Eski BakrâsÖksüz
Karalı
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: HALEB TÜRKMENLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Ara 2010, 19:07

10. Hârim Kazası Köyleri
'AbrîtaKefr Kila
'AllânaKefr Mâris
BatyâtisKefr Tahhârîn
Bîret-i ErmenâzMa'şarta
DersulûneMellîs
ErmenâzMezraa
HafsarhaSelkîn
HamriyeSirdîn
HullaTeli Ebû Talha
IskâtTellâ
11. Şeyhü'l-Hadîd Kazası Köyleri
11.1. Şeyhü'l-Hadîd Kazası Köyleri
BallıGömüd maa Dikicili
Gurbeti üŞarklu
GündüzlüŞeyhü'l-Hadîd
Iznîd maa TûfYıva
11.2. 'Amik Nahiyesi Köyleri
'ArabluMescidlü
'AvâkîSârimiye
GümreŞelefes (=Şelef)
IzrûnŞem'ûniye
KantaraTelkeri
MastabaTeli 'Ades
DânaTeli 'Akibrîn
DrahşânTûrmânîn
Küfeyr
12.1. Cebel-i Bârîşa Nahiyesi Köyleri
'ArşînHasbakiya?
AskarîKefr 'Arûk
BârîşaKefr Deryân
BâşmişlaKefr Kenân (=Kefr Kenâyâ)
BûzgârMa'arrâtâ
Erba'ataSarkûd
13. Rum-Kal'a Kazası Köyleri
'AkmûrîErgan
'AlefHabeş
'ArâbânHalfeti
ArâhKefr Hâb
AranîKefr Kâb
BelâsKellik
BelâsûnTât 'Atîk maa Teli
CubbînVehne
Enhâş
14. Menbiç-Râvendân Kazası Köyleri
14.1. Râvendân Nahiyesi Köyleri
'Arab VirânıDeyr Sevân (=Dersevân)
BâbîlEğlen
Bâlid Oturan (=Bâb Oturan)Göricek
Görgün (=Bürgün)Harcik
CenkinIbretlüce
Cimcime (=Cilcime)iki Dam
Çalikiz Virân
ÇamurluKara Yavaş
ÇöreklikKurbiye
KürümŞidâr
MağaracıkTatviranı
MısırcıkTeli Hamîd
NarlıcaTeli Hüseyin
NâşîTeli İbrahim
Nefs-i RâvendânTelmez
OmercikUzun Ali
SabarUzunî
SalihaViregün
SenginYılanluca
Seyâb


14.2. Menbiç Nahiyesi Köyleri
ArkûkKurbü's-Sâ'a
'AtâkKuruca Öyüğü
'AyâşMa'ariye
Bâb LeylomMünire
BahreMuhzırın
Barbaşa maa VirânSalîh maa Öküz Öldüren
BirşânîSebîl maa Kara Oyük
Boz OyükŞâvîn
ÇerdeŞeyh Birecan
CüdeydeTakyanûs
ÇekeTaş Atan
Çoban ÖyüğüTaş Kapu
ÇölmekTaşlu Bakar
DuyuranTeli 'Aşe
DüveyrîTeli Kahrîn
EyerlüTeli Kend
HalderğiyeTeli Koğa
Haleb SâcûrTeli Mısrî
Halil OğluUç Kubbe
Harbü'ş-ŞirinVukûf
HilatanlıYazlu Bakar
Karaca VirânYazurıca
Kebe OğluYılanluca
Kefr SaleZukra
Ağca-kendikizce
Alagözincirlice
BeyamlucaKantara
BûsînKanya
CerâblûsKara Ali
ÇerkeşKara Curûn
FelhânKarmît-i Hass
GermtişKarmît-i Tîmâr
GevrekKedaver
GünlüceKefere
GürbüzKefr Benek
HasnuzKefr Şeyh
HoroscukKefr Tut
Hürrem OğluKerkes
Kersen TaşSâkıt
KurunSelsele
Kutça BükSenbak
MağaracıkSucuk
Merc-i HumeysŞer'a
MezerrinŞinek
MukbileTan
NarlıcaTar Bük
NehhârTelkerri
NizibTeli Kesre
NûhîTeli Mağar
SabrînZağam
Sâha Meyha
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Haleb Sancağı ve Haleb Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir