Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

17. Yüzyılda Haleb Şehri

Burada Haleb Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

17. Yüzyılda Haleb Şehri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Ara 2010, 16:59

Osmanlı Devleti'nde en büyük idari ünite eyalet olup, her eyalet sancaklara, her sancak da kendi içinde kazalara taksim edilmişti. Bir kadının sorumluluk alanının ifade eden kaza ise onun merkezi olan bir kasaba ile çevresinde yer alan köylerden teşekkül etmekteydi. Kazayı teşkil eden köyler askeri ve idari bakımdan "nahiye" adı verilen ve muayyen sayıda köylerden oluşan gruplara ayrılmıştı. Dolayısıyla, bir kaza ünitesindeki başlıca yerleşim birimlerini o kazanın merkezi olan şehir veya kasaba ile onun çevresinde yer alan köyler meydana getiriyordu. Bu bağlamda, Haleb eyaletindeki başlıca yerleşim birimleri olan şehir ve kasabalar ile köylerin 17. yüzyıldaki durumları aşağıda ayrı başlıklar altında incelenecektir.

ŞEHİR VE KASABALAR

Haleb eyaletinin idare merkezi 17. yüzyılın mühim şehirlerinden birisi olan Haleb idi. Ayrıca, Antakya kazasının idare merkezi ve kadim bir şehir olan Antakya da Haleb eyaletinin sınırları içerisinde yer alıyordu. Bu iki şehirden başka, eyalet dahilinde, köylerden daha büyük iskan alanları olan ve sakinlerinin, ziraatin yanı sıra, ufak çapta sınai ve ticari faaliyetlerle de meşgul oldukları çok sayıda kasaba da bulunmaktaydı.

1. Haleb Şehri

1.1. Şehrin Genel Görünümü


Haleb şehri, 38 derece, 68 dakika ve 5 saniye doğu boylamı ve 40 derece 12 dakika güney enlemi arasında ve denizden 390 metre yükseklikte olup , Kilis ve Bab ovalarıyla Cebel-i Sem'an'ın arızalı arazisinin birleştiği noktada ve basitçe bir mevkidedir. Şehrin doğu tarafı zeytin, fıstık bağlarıyla, kuzey, batı ve güney tarafları meyve ve sebze bahçeleriyle ve yine birçok zeytin ve üzüm bağlarıyla çevrili idi. Şehirde, kuzey yönünden başlayarak güneye doğru akan Kuveyk adında iki üç değirmen döndürür bir nehir bulunmaktadır. Antep'e tabi Çağdigin adlı köyden çıkan ve Haleb'e üç saat mesafede olan Haylan köyüne gelen bu suyun üçte bir miktarı bir su yolu ile Haleb şehrine gelmekteydi. Kuveyk Nehri'ne Antep ve Kilis kazalarında çıkan birçok sular da katılmaktadır. Fazlası Haleb bahçelerini suladıktan ve kendisine Haleb civarında çıkan Aynü't-Tel ve 'Aynü'l-Beyda suları da katıldıktan sonra, şehrin kenarında ve batısında bulunan üç mahallenin arasından geçerek, güneye doğru akmaktadır. Kışın suyun taştığı zamanlarda çoğalan sular Cebel-i Sem'an'a tabi Han Tuman ve Tel Tukan köyleri arasındaki arazide toplanarak bir küçük göl meydana getirmekte ise de bu göl yazın hararet sebebiyle kuruyordu.

Haleb'in havası kuru ve gayet ılımandır. Fakat, evlerinin çoğu yerel taş ocaklarından elde edilen taşlardan yapılmış olmasından dolayı biraz rutubet meydana gelir. Kışın çok kar yağmamakla birlikte kuru soğuğu tesirlidir. Kışın sıcaklık sıfırın altında 4-5 dereceye, hatta bazı seneler 12 dereceye kadar iner. Yazın ise sıcaklık 40 dereceye kadar çıkar.

Haleb'in çevresinde en az 4 veya 5 milde toprak çok taşlı ve pürüzlüdür. Birçok küçük tepeler vardır ki, bunların çoğu şehrin kurulduğu yerdeki yükseklikler kadardır. Bu arazi yapısı, batı yönünde kuzeye doğru en az 20 mil kadar devam eder ve araya birçok verimli ovalar serpilmiştir. Kuzey ve güney yönlerinde 6 veya 7 milden sonra arazi yapısı düzlük olup, taşlı değildir. Doğu yönünde ise geniş ve verimli bir ova bulunmaktadır.

Haleb şehri ve varoşları sekiz küçük tepenin veya yüksek bir yerin üzerinde kurulmuştur. Şehrin bir bölümünü kuşatan surların geçmişi oldukça eskilere dayanır. Osmanlılar dönemine gelinceye kadar birçok defa tahrip edilmesine rağmen, özellikle Hamdaniler, Eyyubiler ve Memluklar tarafından yeniden tamir ettirilmiştir. 17. yüzyılda Haleb'i ziyaret etmiş olan Evliya Çelebi'nin tasvirine göre, surların asıl girişi Antakya Kapısı olup, bu kapıdan başka şehrin Kireç Kapısı, Şam Kapısı, Bab-ı Neyreb, Kızıl Kapı, Bab-ı Mankusa, Karanlık Kapı, Bab-ı Cüdeyde, Bab-ı Karaca ve Babul-Cinan adlı kapıları vardı. Şehri kuşatan eski duvarlar toplam olarak 7.300 adım, 83 burç, altmış dirsek ve dokuz kapıdan ibaret idi8. Tavernier de Haleb surlarının hendeksiz ve köprüsüz giriş ve çıkış yerleri olan on kapısının olduğunu ve bu kapılara ait anahtarların maiyetinde 750 yeniçeri bulunan bir ağa'nın elinde olduğundan bahsemektedir. Haleb surları, 17. yüzyılda önemini korumaya devam ediyor ve bunların zarar görmemesi için de hükümet tarafından gereken tedbirler alınıyordu.

Haleb'in en önemli yapılarından olan ve Şehba ismiyle de anılan iç kalesi yerleşim alanı içinde tabii bir tepe üzerinde kurulmuştur. Etrafı derin bir hendek ile çevrili olan bu kalenin tarihi oldukça eskilere dayanır. Asur ve Hitit dönemlerinde mevcut olduğu gibi, Bizans döneminde de şehrin korunmasında önemli bir rol oynamıştır. 1169-1170 (H. 565) yılında meydana gelen bir deprem sonucunda yerle bir olan bu kale Nurettin Zengi tarafından yeniden onarılmış (1172-73), içindeki Hz. İbrahim makamı da yine onun tarafından inşa ettirilmiştir". Bundan sonra, Moğol ve Timur istilalarıyla yıkılan Haleb Kalesi sonraki dönemlerde tekrar yenilenmiştir. Osmanlılar zamanında da şehrin iç kalesi önemini korumaya devam etmiştir.

Nitekim, 1678'de kalenin savunmasında bir dizdar ile 165 müstahfız görev yaptığı gibi, içi zamanla toprak vb. şeyler ile dolan kale etrafındaki hendeğin kazdırılarak temizlenmesine de ayrı bir önem veriliyordu. Fakat, sonraki yıllarda artık yeterince ihtimam gösterilmediği için kaleyi kuşatan hendek ortadan kalktığı gibi, kale içinde yer alan binaların çoğu da zamanla yıkılarak harap olmuştur.

Haleb şehrindeki evler genellikle iki katlı olup, her birinin kenarında taştan yapılmış kare bir avlu bulunmaktaydı. Bu avlular taş ile döşenmişti ve ortasında bir fıskiyesi ile bir veya iki tarafında küçük bir bahçesi bulunmaktaydı.
Haleb'de çok sayıda cami olmakla birlikte bunların çok az bir kısmı ihtişamlıydı. Genellikle kare bir alan üzerinde inşa edilmiş olan camilerin arkasında küçük bir bahçesi ile ortasında abdest almak için yapılmış çeşmesi yer almaktaydı. Ayrıca, geniş meydanlarda büyük kare yapılardan ibaret olan hanlar veya kervansaraylar bulunuyordu.
Genellikle dar olan şehrin caddeleri taş ile döşenmişti ve çok temiz tutuluyordu. Alış veriş merkezleri olan pazar yerlerinin üstü örtülü olup, buralarda belirli alanlarda branşlaşmış çok sayıda küçük dükkanlar yer alıyordu ve bunlar gün bitiminde belirli bir saatte kapatılıyordu.

Doğu yönüne uzanan varoşlarda hayvan kesimhanesi yani mezbaha bulunuyordu. Debbağlar, şehrin güney-batısında nehrin yakınında bir hana sahip idiler. Duvarların olmadığı güney yönündeki varoşlarda, yol üzerindeki küçük bir köyde bulunan bu handa debbağlar ip ve kiriş yaparlardı. Bu nedenle burası imalat mevsiminde oldukça pis kokardı. Ayrıca, şehrin batısında bir cam fabrikası bulunuyordu ve basit beyaz cam mamullerinin üretildiği bu fabrikada kullanılan hammaddenin önemli bir bölümü şehre takriben 35 mil uzaklıktaki Ermenaz adlı köyden getiriliyordu.

Şehirin su kaynağını, kuzey-doğu istikametinde 5 mil uzaklıktaki Haylan da nehrin kıyıları yanındaki birçok kaynak teşkil ediyordu. Buradaki su, bir su kemeri ile nakledilmiş olup, topraktan yapılmış borular ile şehrin muhtelif bölümlerine dağıtılmıştı. Şehir halkı bu su yolu kemerini İmparatoriçe Helena'nın yaptırdığına inandığı için, su kaynakları onun adıyla anılıyordu. Haylan'dan kemerlerle şehre getirilmiş olan bu su, içme suyu, mutfak ihtiyacı vb. işlerde kullanılıyordu. Ayrıca, her evin bir kuyusu olmakla birlikte, bu kuyuların suyu hafif acı olduğu için yalnızca temizlik işlerinde kullanılırdı. Halkın içme suyu ihtiyacını karşılamak maksadıyla şehrin birçok mıntıkasına kastel adı verilen çeşmeler yapılmıştı. Evliya Çelebi'nin anlattığına göre, Kanuni Sultan Süleyman Haleb'in muhtelif bölgelerinde 27 kastel yaptırmıştır.

Haleb'de ana ekonomik etkinliklerin toplandığı kent merkezine Medine denirdi. Bir konuda uzmanlaşmış pazarların ve büyük dış ticaret ile baharat ve kumaş gibi en kıymetli ürünlerin ticaretine ayrılmış kervansarayların en yoğun olarak bulundukları bölge burasıydı. Bazen zanaatkarlar da bu bölgede kendilerine yer bulabilirlerdi.

Bab-ı Antakya'yı kaleye bağlayan hattın iki yanına doğru yayılan Haleb Medinesi, her şeyden önce bir ekonomik faaliyet merkezi idi. Osmanlı dönemi bu kentte ekonomik faaliyetlerde gözlenen çok büyük bir genişleme ile ayırt edilmektedir. Sitenin yani Medinenin yüzölçümü, Memluk dönemi sonundan 19. yüzyıla kadar iki kat artarak takriben 5 hektardan 10,6 hektara çıkmıştır. Bir suk'lar ve kervansaraylar bütününe sahip olan Medine'de bir dizi dini yapının da inşa edilmiş olması, kent merkezinin sınırlarını daha da belirgin bir hale getirmiştir. 16. yüzyılda Hüsreviye (1544), Adiliye (1555), Behramiye (1583'e doğru) camileri Medine'nin güney, Ulu Camii (Cami'-i Kebir) de kuzey sınırlarını belirtiyordu. Kent merkezinde belirli bir iş kolunda faaliyet gösteren çarşılar (suk) kent merkezini belirleyen ana unsurlar idi. Çarşıların içine sıkışmış büyük camilerin iç avluları veya iç mekanları kent halkının buluşma yerleri olarak da kullanılıyordu.

Haleb şehri ekonomik sebeplerden dolayı kuzeye ve güneye giden ana ticaret yollan boyunca gelişmesini sürdürmüştür. Memluk döneminde başlayan bu gelişme Osmanlı döneminde daha da hızlanmıştır. Güneye doğru yayılma ise mezarlıkların bu yönde bulunması nedeniyle cılız kalmıştır. Batı yönünde tabakhanelerin buraya taşınmasından sonra (1570) nisbi bir büyüme meydana gelmiştir. Fakat, batı surunun yanından akan ve taştığında önemli zararlar veren Kuveyk Nehri bu yöndeki gelişmeyi engellemiştir.

Haleb'de "Medine"den sonra ikinci önemli alış veriş merkezi, kentin kuzey-doğu kapısındaki Bankusa Çarşısı idi. Bu çarşıda kervan gidiş gelişleri sebebiyle kervan donanımları ve gereçleri ile hacılar, yolcular ve kervancılar için gerekli yiyecek maddelerinin satıldığı dükkanlar yer almaktaydı.

Kaynakça
Kitap: 17. YÜZYILDA HALEB EYALETİ VE TÜRKMENLERİ
Yazar: Enver ÇAKAR
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: 17. Yüzyılda Haleb Şehri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Ara 2010, 17:05

1.2. Mahalleler

Haleb şehrinde ikamete ayrılmış bölgelere, Anadolu'da olduğu gibi, mahalle adı verilmektedir. Osmanlı şehrinde, mahallelerin bir sosyal birim olarak önemli rolleri vardı. Bu özelliği ile mahalle, birbirini tanıyan, bir ölçüde birbirlerinin davranışlarından sorumlu, sosyal dayanışma içinde olan kişilerden oluşmuş bir topluluğun yaşadığı yerdir. Osmanlı dönemindeki tanımıyla, aynı mescitte ibadet eden cemaatin aileleri ile birlikte ikamet ettikleri şehir kesimidir.

İslam şehirlerinde Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanların kendi mahalleleri olduğu gibi, Müslümanlar arasında da Araplar, Kürtler ve Türkmenler gibi farklı etnik grupların birbirinden ayrı olarak kendi mahalleleri vardı. Hatta, nesep, kabile bağları veya aynı köylü olmak bile ikamet bölgelerinin teşkilinde önemli rol oynuyordu. Haleb şehrindeki Hıristiyanlar 17. yüzyılda genellikle Cüdeyde mahallesinde, Yahudiler de Yahudi Mahallesinde- toplanmışlardı. Fakat, Bendere ve Bahsita mahallelerinde Yahudilerle Müslümanlar komşu olarak yaşadıkları gibi, Babü'n-Nasr mahallesinde de Hıristiyanlarla Müslümanlar aynı iskan bölgelerini paylaşıyorlardı. Dolayısıyla, Haleb şehrinde başlangıçta din ve kabile bağları temeline dayanılarak kurulmuş olan mahalleler zamanla farklı etnik ve dini unsurları barındıran iskan bölgeleri halini almıştır.

Öte yandan, mahalleler, yalnız sosyal türdeşlerden ibaret olmayıp, aynı zamanda yönetim gayesi için bir araya gelmiş insan topluluklarını da ifade etmektedir. Her mahallenin başında, bugünkü mahalle muhtarı gibi, mahalle sakinlerinin sorunlarıyla ilgilenen ve devlet ile mahalle sakinleri arasındaki ilişkilerde aracı rolünü oynayan bir kethüda bulunurdu. Mahalle kethüdaları da şehir kethüdaslna bağlı olup, onun yardımcısı gibi görev yaparlardı.

Osmanlı şehrinde vergi yükümlüsü reaya tahrir defterlerine ve diğer vergi kayıtlarına bulundukları mahallelere göre ismen yazılmışlardır. Kanun nazarında mahalle sakinleri birbirine müteselsilen kefildir. Yani faili meçhul bir olayın aydınlatılması için toptan sorumlu tutulmuşlardır. Böylece, vergi mükelleflerinin hakkıyla tespiti ve vergilerin eksiksiz toplanmasının sağlanması ile merkezi otoritenin ve genel dirlik düzenin layıkıyla kurulması amaç edinilmiştir.

Haleb şehrinde mahalleler, Medine ve Kale'den itibaren halkalar halinde yayılma eğilimi gösteriyordu ve merkeze yakın bölgelerde daha ziyade zengin tüccarların evleri, merkezden uzaklaştıkça ise halk mahalleleri kendini gösteriyordu. Haleb'in en zengin mahalleleri tüccarların ikamet ettiği, dolayısıyla büyük evlerin bulunduğu Ferafire, Süveyka Ali ve Seffahiye idi. Küçük esnafa ve zanaatkarlara ait evler ise şehri çevreleyen varoşlarda yer alıyordu. Doğu varoşunun uç kesimleri ile güney varoşunda yarı kır hayatı yaşayan yoksul halk bulunuyordu. Karlık ve Tatarlar mahalleleri kırdan kente olan göçler sonucunda meydana gelmişti. Buna karşın, şehrin kuzey varoşunda zengin Hıristiyanlar oturuyordu.

Mahallelerde halkın gündelik ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri dükkan grupları da vardı. "Süveyka" adı verilen bu küçük çarşılarda genellikle yiyecek maddeleri ve en gerekli tüketim malları satılırdı. Fakat, şehir halkı çalışmaya şehir merkezine giderler ve ihtiyacı olan özel ürünleri de buradan temin ederlerdi.

Osmanlı Devleti'nde vergilerin vaktinde toplanması, asker şevki ve benzeri bütün sorunların çözümü çoğu kez merkezden gönderilen emirlerle yapılmaktaydı. İşte bu emir ve fermanların istenilen yere zamanında ulaştırılması için ana yolların geçtiği şehir ve kasabalarda uygun aralıklarla menzilhane denilen durak evleri yapılmıştı. Bu çeşit yerlerde oturan halk menzil hizmetleri mukabilinde avarız ve tekalif-i örfiye adı verilen vergilerden muaf sayılırdı. Bu cümleden hareketle, Haleb şehrinde Hamza Bey mahallesi sakinleri 17. yüzyılda "menzilci" olarak görev yapıyorlardı. Daha önceki dönemlerde de bu hizmeti ifa ettikleri anlaşılan bu mahalle sakinleri 4 menzil beygiri beslemeleri karşılığında avarız, nüzül, sürsat vb. vergilerden muaf tutulmuşlardı.

Bab-ı Ahmer haricinden Bab-ı Mankusa'ya varıncaya dek kale hendeği içinde yer alan Handek-i Baluc mahallesi (Hindiyan40 ile birlikte), 17. yüzyılın ortalarından itibaren tamamen harab ve ahalisi perişan olmuştu. Bu mahalle halkı başka mahallelere göç ettiklerinden burası aynı yüzyılın sonlarına doğru boş ve bakımsız kalmıştı. Nitekim, 18. yüzyıla gelindiğinde kaynaklarda artık bu mahalleden bahsedilmediği görülmektedir.

Osmanlı Devleti'nde fakir olanlar ve dini nitelikli belirli bir hizmeti ifa edenler de bazı vergilerden muafiyet sağlanmak suretiyle gözetilirdi. Mesela, Haleb şehrinde salih kişilerin mezarlarının bulunduğu Makam mahallesi halkı hem fakir hem de derviş-nişin kişiler oldukları için, 17. yüzyılda avarız ve sair vergilerden muaf tutulmuşlardı.

Haleb şehrinde, büyük mahalleler zukak (=sokak) adı verilen alt idari birimlere ayrılmıştı. Sokaklar, genellikle şehrin büyük mahallelerinde görülmekte olup, 17. yüzyılda Haleb'in en büyük mahallesi olan Haric-i Babü 'n-Nasr'da 22, Şen atlıda 10, Beyyada da 3 ve Altun-Boğa mahallesinde de 2 sokak yer almaktaydı. Ayrıca, Bahsita, Muhammed Bey, Nuhiyye ve Oğul Bey adlı mahallelerin de birer sokağı vardı. Zamanla fiziki bakımdan büyüyen ve nüfusu kalabalıklaşan zukaklar idari bakımdan bağlı oldukları mahallelerden ifraz edilerek müstakil mahalleye dönüştürülürdü. Mesela, 17. yüzyılda Haric-i Babü 'n-Nasra tabi olan Hezzaze ve Besatine adlı zukakları 18. yüzyılda artık müstakil mahalleler olarak görmekteyiz.

Haleb şehrinin 1616-1626 yılları arasında 75, 1657 ve 1678 yıllarında da 74 mahallesi vardı. Fakat, 17. yüzyıl boyunca Haleb şehrinin mahalle sayısı esasen hep aynı kalmıştır. Yani, bu zamanda şehrin 74 mahallesi vardı (bkz. Tablo-4). Çünkü, ilk iki tahrirde Bahsita ve Yahudiyan adlı iskan mahalleri müstakil mahalleler olarak gösterilmiş; ancak Yahudi mahallesinin Bahsita'ya tabi olduğu ifade edilmiştir. 1678'de ise bu ikisi yani Bahsita ve Yahudiyan artık birlikte yazılmıştır.
17. yüzyılda mahallelerin 26'sı yani yaklaşık % 35'i eski surların iç kısmında, 48'i yani yaklaşık % 65'i de surların dışında yer almaktaydı. Sur dışında yer alan mahallelerin 13'ü (% 27'si) şehrin kuzeyinde, 27'si (yaklaşık % 56'sı) doğu ve kuzey-doğu istikametinde, 5'i (yaklaşık olarak % batısında ve 3'ü (% 6'sı) de güneyinde bulunuyordu (bkz. Haleb Şehir Planı).

18. yüzyıla gelindiğinde ise Haleb şehrindeki mahalle sayısı 82'ye yükselmiş olup, bunların yaklaşık 1/3'ini teşkil eden 28'si eski surların içinde, 2/3'sini teşkil eden 54'ü de surların dışında yer almaktaydı. Surların dışında yer alan mahallelerin 29'u doğu tarafında, 16'sı kuzeyinde, 9'u da güneyinde ve batısında bulunuyordu.
Daha gerilere baktığımızda ise; Haleb şehrinin 1536'da 71, 1550 ve 1570 yıllarında 68, 1584'te de 69 mahallesinin olduğu görülmektedir. Ayrıca, şehirde bir Yahudi cemaati de yer almaktaydı.

Cami'ü'l-'Ubeys, Debbağatü'l-'Atik, ibn-i Nuseyr ve Zukakü'l-Meşk adlı 4 mahalle 17. yüzyılda kurulmuş ya da isim değişikliğine uğramış olan mahallelerdir. Ayrıca, 16. yüzyılda tek bir idari birim olarak görülen Cellum mahallesi, 17. yüzyılda Cellumü'l-Kübra ve Cellumü's-Suğra adlı iki ayrı mahalleye ayrılırken, Me'adi Haric-i Babü'l-Makam maa Dahil-i Babü'l-Makam adlı mahalle de Me'adi ve Havarina (nam-ı diğer Dahil-i Babü'l-Makam) adlı iki ayrı mahalleye bölünmüştür.

18. yüzyıla gelindiğinde, 17. yüzyıldan farklı olarak, el-'Acem, el-'Ayneyn, Besatine, el-Ekrad, el Hezzaze, Kattan, Küçük Kellase, Müstadem Bey, Sekhane (Sihane), Şahin Bey, Şemma'in ve Şeyh Arabi adlı 12 yeni mahallenin daha kurulduğunu görmekteyiz. Bunlardan Şeyh Arabi'nin Şeyh Yaprak adlı mahalleden ayrılmak suretiyle kurulduğu anlaşılmaktadır. Zira, 17. yüzyıl kayıtlarında Şeyh Yaprak mahallesinin Şeyh Arabi adıyla da bilindiği ifade edilmektedir. Ayrıca, Ekrad-ı Balat adlı mahalle 18. yüzyılda Balat el-Fevkani ve Balat et-Tahtani olmak üzere iki ayrı mahalleye bölünürken, Dahil-i Babul-Makam adıyla da bilinen Havarina mahallesi de 18. yüzyılda idari bakımdan Havarina ve Dahil-i Babü'l-Makam olmak üzere yine iki ayrı mahalleye bölünmüştür.
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, bazı zukaklar zamanla gelişerek nüfus ve fiziki bakımlardan büyüdükleri için bunlar, idari bakımdan halkın işlerinin kolaylaştırılması maksadıyla (özellikle vergilerin tespiti ve toplanmasında), müstakil mahalle yapılmışlardır. Nitekim, 17. yüzyılda idari bakımdan Haric-i Babü'n-Nasr'a tabi olan Besatine, el-Ekrad ve Hezzaze adlı zukaklar ile Muhammed Bey'e tabi olan Kattan ve Nuhiyye'ye tabi olan Küçük Kellase adlı zukaklar 18. yüzyılda artık müstakil birer mahalleyi teşkil etmektedirler. Buna karşın, 16. yüzyılın sonlarında mevcut olan 'Asale, Çocuk oğlu ibn-i Malik ve ibn-i Cüneyd adlı 3 mahalleyi 17. yüzyılda, 17. yüzyılda mevcut olan Göllücek ve Handek-i Baluc maa Hindiyan adlı mahalleleri de 18. yüzyılda artık görememekteyiz. Bu mahalleler, çevrelerinde bulunan komşu mahalleler ile birleştirilmiş olabileceği gibi, zamanla bunların adları da değişmiş olabilir. Nitekim, 16. yüzyıl tahrir defterlerinde adları Hacılar, Kastel-i Yakub, Makam-ı Halil, Mekabir nam-ı diğer Urgancı, Mekabirü'l-Gureba, Melendi, Sahat Altunboğa ve Sahtin olarak zikredilen 7 mahallenin adları, 17. yüzyıl avarız-hane defterlerinde sırasıyla Haccac, İbn-i Yakub, Makam, Megayir, Tiirbetü'l-Gureba, Menendi, Altun-Boğa ve Suhtalı olarak geçmektedir. Bundan sonraki dönemlerde de mahalle adlarının değişmiş olması ihtimali oldukça yüksektir. Zira, bölge halkı iskan mahallerinde bulunan bazı yapıların (cami, çeşme, han, çarşı, meydan, vb.) adlarını da kendi mahallelerinin isimlendirmesinde kullanıyorlardı. Mesela, Haleb şehrindeki mahallelerden Haccac için el-Bakraci, Saçlıhan-ı Fevkani için Harun Dede, Saçlıhan-ı Tahtani için Ağacık, 'Anter için Kastelü'z-Zeytun ve Musabin için de Kastelü'l-Haccarin adları kullanılmaktaydı.

Haleb şehrindeki mahallelerin adlandırılması çeşitli unsurlara dayanmaktadır. Bunların bir kısmı şahıs adlarına (Hamza Bey, İbn-i Yakub, el-Mar'aşi gibi) dayanırken, büyük bir kısmı da orada icra edilen meslek çeşitleri ile (kürkçü, sabun imalatçıları veya satıcıları, kurye, kervan klavuzları ve mum imalatçıları gibi), mahalli sınırtaşları (mağara, mezar, cami, kapı, çarşı ve çeşme gibi) ve sosyal gruplara (İranlılar, Kürtler, Tatarlar, Hıristiyanlar, Yahudiler ve Havranlılar gibi) dayanmaktadır. Fakat, bundan mahalleye adını veren unsur ya da unsurların her zaman için o iskan bölgesinde bulunduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Zira, Ekrad mahallesi sakinleri 18. yüzyılda artık sadece Kürtler'den oluşmuyor, daha ziyade, başka Müslüman unsurlarla Hıristiyanlardan meydana geliyordu. Aynı şekilde, Yahudi mahallesinde de çok sayıda Müslüman yerleşmişti.

1616'da Haleb şehrinin en büyük mahallesi Haric-i Babü'n-Nasr olup, bu mahallede toplam olarak 524 hane bulunmaktaydı. Şehrin diğer büyük mahalleleri olan Sahat Biza'da 218, Bahsita'da 203, Cellumü'l-Kübra'da 185, Haric-i Babü'l-Cinan'da 183 ve Şeri'atlı'da da 171 hane yer alıyordu. Bu zamanda Haleb'in en küçük iskan alanları ise; 21 hane vergi nüfuslu Hanü's-Sebil ve 22 hane vergi nüfuslu İbn-i Maraşi ile 23 hane vergi nüfuslu Zukakü'l-Meşk adlı mahalleler idi (bkz. Tablo-18).

Tablo-4 Haleb Şehrinin Mahalleleri

MahallelerSokakları
'Akabe
Akyol
Altun-Boğa60Dehdile ve el-Bostan
'Anter
Bab-ı Kinnesrin
Bahsita maa Yahudiyaneş-Şeyh61
Bendere maa Yahudiyan
BeyyadaFerid oğlu. Hoca Sa'dullah ve 'Aynani
Cami'ü'l-'Ubeys
Cellumü'l-Kübra
Cellumü's-Suğra
Cisr-i Zelahif62
Cübb-i Esedullah
Cübeyle
Cüdeyde-i Nasara
Çukur Kastel
Çukurcuk
Dahil-i Babü'n-Nasr
Dahil-i Babü'n-Neyreb
Debbağatü'l-'Atik
Dellalin
Dudular
Ebrac
Ekrad-ı Balat63
Elmacı
Ferafıre
Ferrayin
Göllücek
Haccac nam-ı diğer Cübb-i Karaman
Hamza Bey
Handek-i Baluc maa Hindiyan
Hanü's-Sebil
Harab Han
Haric-i Babü'l-Cinan'Abire ve Şüca'
Haric-i Babü'n-NasrAbdülhayy, Abdürrahim64, 'Atvi-i Kebir nam-ı diğer Müballat, 'Atvi-i Sağir, Bali, Besatine, Ekrad, Erba'in, Gattas, Hezzaze, İbn Menfuş65, Ka'ka, Kavvas, Kir, Muğarbiliyye66, Şabura67, Şimali, Tubeyle68, Tuma Abdülaziz, Tuma Bişara, Tuma Hedaya69, Zehre
Havarina nam-ı diğer Dahil-i Babü'l-Makam
MahallelerSokakları
Ibn-i Mar'aşi
İbn-i Nuseyr
Ibn-i Ya'kub
Kadı'asker
Kal'atü'ş-Şerif
Karlık
Kasila
Kastel-i Maverdi
Kavansa
Kellase
Makam
Me'adi
Megayir
Menendi nam-ı diğer Kozanlı™
Meşarika
Meşatiye72
Meydancık
Muhammed BeyKattan73
Musabin74
Nefs-i Yahudiyan
NuhiyyeKüçük Kellase75
Oğul Bey'Atruş76
Saçlı Han-ı Fevkani
Saçlı Han-ı Tahtani
Safsafa nam-ı diğer Haric-i Babü'n-Neyreb
Sahat Biza
MahallelerSokakları
Suhtalı77
Süveykatü'l-'Ali78
Sü vey katü' 1 -Hati m
Şakir Ağa
Şeri'atlıCübeybe, Ebubekir, Mezra'a, Mu'attama, Sa'dullah Çelebi, Sabura, Şemsiye, Tavil, Zehre, Ziyaret79
Şeyh Yaprak nam-ı diğer Şeyh Arabi
Şiimeysatiyye
Tatarlar
Teli 'Arranin
Türbetü'l-Gureba80
Zaviye
Zukakü'l-Meşk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: 17. Yüzyılda Haleb Şehri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Ara 2010, 17:29

1678'de Haleb şehrinin en büyük mahallesi yine 22 sokağı olan Haric-i Babü'n-Nasr olup, bu mahallede 1101 ev ve kaysariye bulunmaktaydı. İkinci büyük mahallesi olan Şeri'atlı'da 429 ev ve kaysariye; diğer büyük mahalleleri olan Sahat Biza'dz 399, Cellumü'l-Kübradn 396, Bahsita'da 318, Megayir'de 269, Haric-i Babul-Cinari da 309, Kasila da 292, Muhammed Bey'de 280, Kellase'de ve Cübeyle'de 269, Dahil-i Babü'n-Neyrebde 250, Akyol'da 236, Cübb-i Esedullah'da 227, Kal'atuş-Şerifte de 222 ev ve kaysariye yer almaktaydı.

1678'de Haleb'in en küçük iskan alanları ise 38 evle Çukurcuk, 40 evle Zukakü'l-Meşk ve Makam, 48 evle Hanü's-Sebil, 52 evle İbn-i Mar'aşi ve 55 evle Türbetü'l-Gureba adlı mahalleler idi. Bunlar, türbe ve ziyaretgahlar çevresinde yer almaları ya da diğer mahalleler arasında sıkışıp kalmaları gibi sebeplerden dolayı fazla büyüme şansına sahip olamamışlardır.

Haleb şehri mahalleleri ve sokaklarının çoğunda Müslümanlar oturuyordu. Yahudiler şehrin Bendere, Bahsita ve Yahudi mahallelerinde toplanmışlardı. Fakat, daha sonra Müslümanların Bahsita'yı terk etmeleri ve komşu mahalle olan Bendere'deki Yahudilerin de buraya gelerek yerleşmeleri neticesinde Bahsita tamamen bir Yahudi mahallesi halini almıştır.
Hıristiyanlar ise 1627 tarihli bir cizye defterinden anlaşıldığına göre tamamen bir Hıristiyan mahallesi olan Cüdeyde ile Babü'n-Nasr mahallesinin bir çok sakağında oturuyorlardı. Ayrıca, Şeri'atlı mahallesinde de az sayıda Hıristiyan bulunmaktaydı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: 17. Yüzyılda Haleb Şehri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Ara 2010, 17:36

1.3. Kaysariyeler

Haleb şehrindeki mahallelerin çoğunda "kaysariye" (=kaysarlık ya da kısariyye) adı verilen ve muhtelif sayıdaki odalardan oluşan binalar da bulunmaktaydı. Kaysariye, dışarıdan gelen tüccarların ikametleri süresince dükkan ve oda kiraladıkları hanlar olmakla birlikte, özellikle yoksul yabancıların, Araplar'ın ve Bedeviler'in kaldıkları yerlere de kaysariye deniyordu. Nitekim, 1678 tarihli avarız-hane defterinde Haleb'deki birçok kaysariyede Arapların ikamet ettiklerini tespit edebilmekteyiz. Yine, Abraham Marcus da 18. yüzyıl Kadı Sicilleri'ne dayanarak Bedeviler'in yaşadığı çok sayıdaki kaysariyelerin varlığından söz etmektedir.
18. yüzyılda Haleb'i ziyaret etmiş olan Alexander Russell, kaysariyeyi genellikle yabancıların (Arap, Kürt, Türk ve Ermeni Hıristiyanlar) oturduğu, her biri iki veya üç gözlü yapılar olarak tanımlamakta ve odaların açıldığı taş ile döşeli geniş alanın da herkese ait olduğunu söylemektedir. Çeşmesi bulunmayan bu çeşit yapılarda, halk günlük su ihtiyacını genellikle ortaklaşa kullanılan su kuyularından temin ediyordu.

Haleb'deki kaysariyeler 2 ila 80 oda arasında değişen oda kapasitesine sahip olan iskan yerleri olarak da tanımlanabilir. Bunların çok az bir kısmı iki katlı olup, odalarının bir kısmı üst katında, bir kısmı da alt katında yer alıyordu. Mesela, Sahat Biza mahallesinde 'Adiliye Camii vakfı olan bir kaysariyenin 23'ü üst katında ve 16'sı da alt katında olmak üzere toplam olarak 39 odası vardı. Fakat, kaysariyelerin büyük çoğunluğu, muhtemelen bitişik düzende yapılmış, tek katlı ve muhtelif sayılardaki odalardan meydana geliyordu.

Haleb şehrindeki kaysariyeler, mülk ve vakıf olmak üzere, iki çeşitti. Bunlardan mülk olanlar avarız vergisine dahil edilmiş, vakıf olanlar ise bu vergiden muaf sayılmışlardır. Mülk olan kaysariyeler, genellikle kethüda, zaim, sipahi, yeniçeri, seyyid ve müderris gibi, şehrin ileri gelenlerine ait olup, bazılarının birden fazla sahibi yani ortağı vardı. Bazı kaysariyelerin mülkiyeti ise kadınlara aitti88. Vakıf olanlar da genellikle tekke ve camilere vakfedilmişti.

16. yüzyılda ve 17. yüzyılın başlarında Haleb şehrindeki kaysariyelerin sayısı çok fazla değildi. Nitekim, 16. yüzyılda Haleb şehrinde, daha ziyade iktisadi maksatla yapılmış, 5 kaysariye bulunmaktaydı. Bunlar, Hoca Mahmud, Temerrüz, Mısır Bay ve Kanim Bay adlı kaysariyeler ile Dukakin-zade Mehmed Paşa külliyesindeki bir kaysariye idi.

1616 yılında Haleb şehrinde yine 5 kayseriye bulunmakta olup, bunların 2'si Süveykatü'l-'Ali mahallesinde, diğerleri de Göllücek, Haric-i Babü'l-Cinan (Zukakü'l-'Abire'de) ve Haric-i Babü'n-Nasr (Zukak-ı Erba'in'de) mahallelerinde yer alıyordu.
1678 yılma gelindiğinde şehirdeki kaysariyelerin sayısında muazzam bir artışın meydana geldiği görülmektedir ki, bu zamanda Haleb şehrinde, 17. Yüzyılda Haleb Eyaleti ve Türkmenleri 101 muhtelif mahallelere dağılmış, toplam olarak 192 kaysariye yer almaktaydı(bkz. Tablo-5).

Tablo-5 Kaysariyelerin Mahallelere Dağılımı

MahallelerKaysariye Sayısı
'Akabe1
Akyol3
Altun-Boğa3
Bab-ı Kinnesrin6
Bahsita maa Yahudiyan3
Bendere maa Yahudiyan6
Beyyada4
Cellumü'l-Kübra12
Cellumü' s-Suğra1
Cübb-i Esedullah14
Cübeyle2
Dahil-i Babü'n-Nasr3
Dahil-i Babü'n-Neyreb4
Debbağatü'l-'Atik1
Dell alin1
Elmacı6
Ferafıre2
Hanü's-Sebil1
Harab Han2
Haric-i Babü'l-Cinan3
Haric-i Babü'n-Nasr45
Ibn-i Mar'aşi1
Ibn-i Ya'kub1
Karlık4
Kastel-i Maverdi4
Kellase1
Makam1
Meşarika4
Meşatiye1
Muhammed Bey1
Musabin5
Nefs-i Yahudiyan1
Nuhiyye2


Tablo-6 Kaysariyelerin Oda Kapasiteleri (1678)

MahallelerKaysariye Sayısı
Oda KapasitesiKaysariye SayısıToplam Oda Sayısı
224
326
4624
5945
61166
71070
819152
91090
1016160
11555
1212144
138104
14570
15690
1610160
17351
18236
19238
20480
21242
22366
23123
24496
25125
26378
27381
28128
32264
Sahat Biza15
Süveykatü'l-'Ali13
Silveykatü' 1-Hatim3
Şeri'atlı11
Türbetü'l-Gureba1
Toplam192
Oda KapasitesiKaysariye SayısıToplam Oda Sayısı
33399
363108
39278
40140
42142
502100
72172
80180
Belirtilmeyen1616
Toplam1922.583


Haleb şehrinde en fazla kaysariye Haric-i Babü'n-Nasr mahallesinde olup, bu mahallede 1678'de toplam olarak 45 kaysariye bulunmaktaydı. Yine, bu zamanda Sahat Biza mahallesinde 15, Cübb-i Esedullah mahallesinde de 14 kaysariye yer alıyordu.
Seyyah d'Arvieux'xm verdiği bilgiye göre ise, Haleb şehrinde 1683'te toplam olarak 187 kaysariye yer almaktaydı91. Dolayısıyla, d'Arvieux'un verdiği rakam ile 1678 tarihli avanz-hane defterinde yer alan rakam arasında çok yakın bir benzerlik bulunmaktadır.
Öte taraftan, Haleb şehrinde yer alan 192 kaysariyede toplam olarak 2.583 oda bulunmaktaydı. Tablo-6'dan da anlaşılacağı üzere, 1678'de Haleb'de mevcut olan 192 kaysariyenin 85'i yani yaklaşık % 44'ü 2 ila 10 oda, 57'si yani yaklaşık % 30'u 10 ila 20 oda, 34'ü yani % 18'i de 21 ila 80 oda arasında değişen bir büyüklüğe sahip idiler. Geriyen kalan 16 kaysariyenin oda kapasitesi ise belirtilmemiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Haleb Sancağı ve Haleb Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir