Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Haleb Kazası Yönetimi

Burada Haleb Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Haleb Kazası Yönetimi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Ara 2010, 16:55

Kaza Yönetimi

Eyalet ve sancakların başında en büyük örfi yöneticiler olan beylerbeyi ve sancakbeyleri bulunurken, her kaza idaresinin başında da en büyük sivil ve adli amir olarak kadı bulunuyordu.
Osmanlı merkeziyetçi idaresinin esasını, birer kazayı idare eden bütün kadıların hiçbir vasıta olmadan doğrudan doğruya Divan'a bağlı olmaları ve oradan emir almaları teşkil etmektedir. Seferber haldeki ordu ve askeri müesseselerin personel muamelatı hariç, devletin bütün müesseselerinin işleyişinin kadıların murakabe ve nezaretleri altında olması, kadılığın Osmanlı idaresindeki birinci planda gelen önemini izah eder.

Kadılıklar, büyük ve küçük kazalarla sancak ve eyalet olmak üzere başlıca iki sınıftı. Kaza kadısı tayinleri Divan-ı Hümayûn içtimalarının haftada dört gün devamı esnasında ve arz günü denilen günde kazaskerlerin padişaha arzıyla olurdu. Yani tayin edilecek Anadolu kadılarından ise Anadolu kazaskeri, Rumeli'den ise Rumeli kazaskeri elindeki defter mûcebince arz ile iradelerini alırdı184. Kaza kadılarının görev müddeti 20 ay olup, bu müddeti dolduran kadı mazul olarak İstanbul'a gider ve her Çarşamba günü kazasker dairesine mülazemet edip tekrar atanmak için sırasını beklerdi. Kendisinden boşalan yere ise yeni bir kadı tayin edilirdi.

Sancakların ve eyaletlerin kadılıkları mevleviyet suretiyle tevcih edilirdi ve bunların yevmiyeleri en yüksek 500 akçe olabilirdi. Mevleviyetlerin kadılık müddeti ise bir sene idi ve bunların tayinleri 16. yüzyılın ortalarına kadar kazaskerlerin sadrazama inhalarıyla olurken bu müddetten itibaren şeyhülislamların sadrazam vasıtasıyla yaptıkları inha üzerine yapılırdı. İstanbul, Edirne, Bursa, Mısır, Şam ve Haleb gibi büyük merkezler mevleviyet olup, Haleb kadısı iki mülazım alırdı.
Bir kazaya tayin edilen kadıya şer'i ahkamı icraya mezun olduğuna dair padişahın tuğrasını havi bir ruûs (berat) verilirdi. Bundan sonra kadı, mensup olduğu kazaskerden de bir mühürlü mektup alarak vazifesine giderdi.

Görevini kötüye kullanan ve kendilerinden şikayet edilen kadılar hakkında gerekli tahkikat yapıldıktan sonra, aykırı hareketi görülenler cezalandırılır, hatta katledilirdi.
Kadıların görev ve yetkileri oldukça genişti. Bu görevlerini adli, idari ve beledi olmak üzere üç bölümde inceleyebiliriz.

Kadılar, evvela bir hakim olarak bütün davalara bakarlar, adli işleri görürlerdi. Kadıların bulundukları kazalarda şer'i mahkemeler vardı ve kadılar şer'i ve hükmi muamelatta kendilerine verilen beratlarda gösterilen vazifeleri görüp hanefi mezhebi üzere hüküm verirlerdi. Nikah, evlenme, miras taksimi, yetim ve mal-i gaibin muhafazası, vasi tayin ve azli, vasiyetlerin ve vakıfların hükümlerine riayet edilmesinin nezareti, cürm-i cinayet ve sair davalar, yani şer'i ve hukuki bütün işlemler kadılar tarafından görülür ve verilen hüküm hükümete bildirilerek oranın vereceği karara göre infaz olunurdu.

Kadının görevlerinin büyük bir bölümü mahkemede yürütülüyordu. Mahkemede kadının başlıca yardımcıları naib, muhzırbaşı ve muhzırlar ile katiplerdi. Mahkemede kadıdan başka yeterince naib bulunurdu. Genellikle müderris veya ma'zûl kadılar arasından seçilen naibler, mahkeme dışındaki keşiflerde, olayların soruşturmasında görev alırlar, geceleri mahkemede nöbetçi kalırlardı.

Muhzırbaşı ve muhzırlar, öldürme, yaralama ve topluma zarar veren diğer hareketler gibi kamu suçlarının dışında, alacak-verecek gibi kişiler arası anlaşmazlıklarda, davalıları mahkemeye celp ve kadı hüküm verdikten sonra davaların hakkını teslim eden kimselerdi. Muhzırların gördüğü ve kanunnamelerde ihzariye denilen bu görev, padişah tarafından muhzırbaşına verilir, muhzırbaşı bu görevini bizzat veya vekilleri ve yeteri kadar muhzırları ile birlikte yerine getirirdi. Muhzırbaşılık, genellikle taşrada görevlendirilmesi gereken kapıkullarına verilir ve bunlara timar tevcih edilirdi.

Katipler, mahkemeyi ilgilendiren yazışmaları yürütürlerdi. Merkezden, beylerbeyinden ve diğer resmi makamlardan kadıya gelen resmi yazılar (ferman, berat, buyruldu, kadıasker mektubu vb.) ve davalara ait siciller, sicill-i mahfuz denilen deftere kaydedilir, vakfiye, ıtakname, hüccet vb. belgeler katipler tarafından usulüne uygun biçim ve üslupta düzenlenirdi.

Ayrıca, her kaza merkezinde bulunan bir müftü, şer'i hükümleri en iyi bilen ve davalar hakkında verilecek kararların hangi şer'i esaslara istinat edeceğini açık olarak tayin eden bir fetva makamı olarak kadıya adli vazifesinde yardım ederdi. Kadının görev yaptığı mahkemelerde muhzırbaşı ve muhzırlar ve katiplerlerden başka, mukayyid, mahkeme imamı, kethüda, fetih-han gibi görevliler ile tercümanlar da bulunurdu. Tercümanlık görevini ifa edenlere timar tevcih edilir, şayet görevlerini ihmal ederlerse timarları ellerinden alınarak başkasına verilirdi.

Kadılar mahkemelerde davalara baktıkları esnada, dürüstlüğüne herkesin itimat ettiği ahaliden beş altı kişi de celselerde daima müşahit olarak bulunur ve katipler tarafından Şer'iyye Sicili denen defterlere geçen hüccet suretlerinin altını imza ederlerdi. Yani bu kişiler bir nevi jüri teşkil ederlerdi ve büyük davalarda veya siyasi mahiyette olanlarında bu jürinin kadrosu daha geniş tutulurdu.

Kadıların bir başka vazifesi de idari işlerle ilgilidir. Kadıya bu hususta hükümetçe ferman gönderilir ve o da gereken cevabı bizzat kendisi hükümete arz ederdi. Kadıların bulundukları şehir ve kasabaların inzibatı mahalli ve askeri sınıfına bırakılmıştı. Zahire ve amele tedariki, hayvan şevki, menzil emirleri, asker toplanması, iktisadi işler, hep kadılar vasıtasıyla görülürdü. Asayiş amiri de kadı idi. Bu hususta kendisine bir subaşı ve onun emrinde bulunan asesbaşı ile asesbaşının emrindeki asesler yardım ederlerdi.

Kadının üçüncü vazifesi ise şehir veya kazanın belediye reisliği idi. Bu hususta da kendisine yardım edecek memurları olup, bunlar; muhtesip, pazarbaşı, esnaf yiğitbaşıları, çöp subaşısı ve mimarbaşı idi. Narh tespiti suretiyle fiyatların keyfiliğini önlemek, satışları kontrol etmek ve hükümete ait kazanç vergilerini toplamak gibi işleri kadı hep muhtesip vasıtasıyla idare ediyordu. Muhtesipten başka, ihtisab işinde çalışan başka görevliler de vardı ki bunlardan biri de terazi başı idi. Terazi başı haksız bir iş yaptığında kadı tarafından sorgulanır ve suçlu bulunursa görevinden azledilerek cezalandırılırdı. Nitekim, Mühimme defterlerinde terazi başılann haksız uygulamalarına dair bazı şikayetlere tesadüf etmekteyiz. Çöp subaşısı da temizlik işlerine bakar ve bu hususta kadılardan emir alırdı. İnşaat işlerinde kullanılmak üzere mimar temin etmek yine kadının vazifeleri arasında yer alıyordu. Diğer taraftan, Haleb şehrinin su ihtiyacını karşılamak üzere yapılmış olan su dağıtım şebekesinin yönetimini de kadı denetliyordu ve su dağıtımının semtler arasında çıkardığı anlaşmazlıkları bir sonuca bağlıyordu.

Bütün bunlardan başka, her eyalet ve sancakta toprak kadısı ismiyle seyyar kadılıklar da vardı. Gerek devlet merkezinde ve gerek eyaletlerden tahkiki icap eden bir iş toprak kadıları vasıtasıyla tahkik ve teftiş olunurdu. Bunlar, köylülerin sancakbeyi, alaybeyi, subaşı, zeamet ve timar sahipleri tarafından herhangi bir haksızlığa uğradıkları zaman eyalet ve sancak kadılarına ve Divan-ı Hümayûn'a yaptıkları şikayetleri tahkik edip icap ederse kendilerine verilen emirlerle davalara da bakarlardı.

Kaynakça
Kitap: 17. YÜZYILDA HALEB EYALETİ VE TÜRKMENLERİ
Yazar: Enver ÇAKAR
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Haleb Sancağı ve Haleb Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir