Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Maraş (Merkez) Osmanlı Vakıfları

Burada Maraş Sancağı ve Dulkadirli Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Maraş (Merkez) Osmanlı Vakıfları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 22:18

MARAŞ (MERKEZ) VAKIFLARI

A- DİNİ VAKIFLAR (CAMİLER)

1- Nakib (Hacı) Camii


Elimizdeki verilere göre, Maraş'ın Etmekçi Mahallesi'nde bulunan Nakib Camii, XVI. yüzyılın sonlarında yaptırılmıştır. Cami, geçirdiği tamiratlar nedeniyle asli yapısını tamamen kaybetmiştir. Cami 1949'da yeniden inşa edilerek bu günkü halini almıştır. Yarısı yıkılmış bir vaziyette cami'in güney köşesinde bulunan eski minaresi, harabe bir vaziyettedir ve yapılış tarihi hakkında da her hangi bir kayıt yoktur.Tespit edebildiğimiz kadarıyla Nakib Camii'nin üç kitabesi vardır. Bunlardan sadece birinde camiin yapılış tarihi kayıtlıdır. Kitabesindeki bilgilerle vakfıyesindeki bilgiler birbirine uymaktadır.

İki satırdan ibaret olan kitabenin transkribi şöyledir:

Allah Azimu'ş-şan celle şanuhu hazretlerinin rıza-i şerifi içün sure-i Fatiha okuyub bu Cami-i şerifin banileri es-Seyyid Ahmed ve es-Seyyid Mehmed rahimehumullah teala ruhlarına hibe eder ise Allah Teala hazretleri kendilerini de akıbetin hayr eyleyüb settare-i mağfııre eyleye amin sene 1110/1698.

Nakibu '1-Eşraf Kaymakamı es-Seyyid Mehmed Efendi'nin tüm vakıflarını ihtiva eden Cami vakfiyesinin tarihi, kitabenin tarihinden on dört yıl sonradır. Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde, vakfiyenin 1160/1747 tarihli bir sureti bulunmaktadır.

Bu surete göre, es-Seyyid Mehmed Efendi'nin vakıf mütevellisi olarak tayin ettiği oğlu es-Seyyid Ömer Çelebi ile kadı ve şahitler huzurunda vakfettiği yarı ailevi vakıflarının, menkul ve gayr-i menkul malları şunlardır:

1- Üç adet Kur'an-ı Kerim,
2- Mehmed Efendi'nin tasarruf ettiği, İsa Değirmeni olarak bilinen Çukuroba Mahallesi'ndeki değirmenin, yarı hissesi,
3- Seksenler Mahallesi'nde Dukaz Pir Ali Değirmeni olarak bilinen değirmenin 1/3 hissesinin yarısı.

Vakfiyeye göre, yukarıda sayılan değirmenlerin geri kalan hisseleri, Mehmed Efendi'nin kardeşi es-Seyyid Ahmed Efendi'nin tasarrufundaydı. Ahmed Efendi de vefa vefat etmesi halinde değirmen hisselerinin daha önce yaptırmış olduğu bir camiye bağışlanmasını kardeşi Mehmed Efendi'ye vasiyet etmişti.

Nakibu'l-Eşraf Kaymakamı Mehmed Efendi, kendi hissesinin yarısını vakfettiği gibi, vasiyeti üzerine kardeşi Ahmed Efendi'nin hissesini de vakfetmiştir.

Vakfın şartları ise şöyle sıralanmıştır:

1- Değirmenler günlük rayici üzerinden, mütevellinin bilgisi dahilinde kiraya verilecektir,

2- Öşr-i tevliyet (Mütevelli hissesi) çıkarıldıktan sonra, geri kalan meblağ yüz hisseye bölünerek:

a- Dört hisse Nakib Camii ferraş ve çerağdarına,
b- Altı hisse Nakib Camii müezzinine,
c- Onaltı hisse Nakib Camii hatibine,
d- Yirmi hisse Nakib Camii imamına,
e- Elli hisse Nakib Medresesi müderrisine,
f-Dört hisse de camiin aydınlatılması için kullanılması şart koşulmuştur.

3- İmamlar, müderrisler ve hatibler, evladı olmaksızın vefat ettiklerinde veya kendi evlatlarından ehil birisi olmazsa, yerlerine
atanacak şahıslar; halk arasında muttaki olarak bilinen, hadis ve tefsir derslerini okutmaya muktedir ve mu'tad günlerde medresede ders verebilecek kimseler arasından seçileceklerdir.

4- Mütevelli haricinde her hangi birinin müdahalesi vaki olursa men edilecektir.

5- Es-Seyyid Mehmed Efendi hayatta olduğu sürece öşr-i tevliyete kendisi tasarruf edecektir. Vefatından sonra evladından birinin mütevelli olması şarttır.

Nakib Camii'nin vakfiyesi haricinde önemli bir belgeye ulaşamadık. 1248/1832 tarihli bir tevcihat kaydından anlaşıldığı kadarıyla vakıf, vakfiyesinde belirtilen şartlar doğrultusunda idare edilmekteydi. Aynı tarihlerde vakıf, es-Seyyid Ahmed, Süleyman ve Ömer Hulusi Efendilerin tasarrufundaydı.

2- Adliye (Büyük Su) Camii

Ekmekçi mahallesinde bulunan Adliye Camii, sonraları Büyük Su Camii ismini almıştır. Ancak Maraş 'ta genellikle Adliye Camii olarak bilinir. Cami, 1957'de yeniden inşa edilmiştir. Eski yapıya ait hiç bir iz kalmamıştır.
1151/1738 tarihli vakfiyesine göre cami, Şeyh Mahallesi sakinlerinden Ali bin Veli Efendi tarafından 1151/1738 yılından önceki yıllarda yapılmıştır.

Cami'in mevkufatı şunlardır:

1- Etmekciyan Mahallesi'nde bulunan Dobuoğlu Hamamının Hacı Osman adında bir şahsa düşen 1/6 hissesi,
2- Kefışker Pazarı'nda, Hacı Mahmud ve Hacı Mustafa'ya ait sınırları vakfiyede belirtilmiş bir ayakkabıcı dükkanı,
3- İki kuruş nakit para.

Vakfiyesine göre, yarı ailevi vakıf olduğu anlaşılan Cami'in gelir kaynaklan ve bu kaynakların kullanılması hususunda vakıfın şartları şunlardır:

1- Vakfedilen 1/6 hisseli hamam ve dükkan her sene mütevelli tarafından icara verilecektir,
2- Vakfedilen 200 kuruş para, şer'-i şerife uygun, kavi bir rehin ve sağlam bir kefil alarak, kar getirmek amacıyla (istirbah) işlettirilecek. Bunların tamamından elde edilen meblağ ile camiin tamiri gerekiyorsa ona sarf edilecek.

Tamirden arta kalan para olursa on iki hisseye bölünerek:

a- İki hisse camiin hatibine,
b- Üç hisse imamına,
c- İki hisse müezzinine,
d- İki hisse ferraşa ve çerağdara,
e- Bir hisse loğ-keşe,
f- İki hisse de rehn sarracına sarf olunacaktır. Cami'in tamiri gerekiyorsa mürtezikaya bir şey verilmeyecektir.

3- İmamet ve hitabet cihetleri es-Seyyid el-Hac Süleyman'a hayatı boyunca verilecek, vakıfın kendisi kayd-ı hayat şartıyla vakfın mütevellisi olacak, vefatından sonra erkek evladından aslah ve erşedi mütevelli olacaktır. Kadı ve şahitlerin şahadetiyle 14. Muharrem. 1151 / Nisan 1738'de vakfiye tescil edilmiştir.

Vakfiyede adı geçen şahitler şunlardır:

Cami-i Kebir imamı es-Seyyid el-Hac Osman Efendi, Mehmed Efendi, Vaiz-zade Ali Efendi, merhum Saçaklı-zadenin damadı, Saadeddin Çelebi, Mahkeme katibi ve sair şahıslardır.

Kahramanmaraşlı emekli öğretmen Said Tekerek'in Adliye Camiinde imamlık yapan dedesi Abdullah Sıddık bin Ali'ye ait 1330/1912 tarihli imamlık beratı, Sultan Mehmed Reşad tuğrasını taşımaktadır.

3- Çiçekli Camii

Maraş'ın Seksenler mahallesinde bulunan Çiçekli Camii'ni kimin ne zaman yaptırdığı hakkında her hangi bir bilgiye sahip değiliz. Çiçekli Camii imamı Cerid-zade Mehmet Efendi'nin 1333/1915 tarihli tevcih kaydına ve aynı tarihli vakfiyesine göre, Hacı Mehmet Halid Efendi tarafından 1887 tarihinde Cami'in bahçesinde bir dükkan inşa ettirilerek camiye vakfedilmiş, ayrıca Mehmet Halid Efendi'nin kendisi ve Emine Hanım tarafından bir cehre" vakfedilmiştir. Dükkan ve Cehre'nin yıllık icar geliri 200 kuruş olup, bunun 150 kuruşu imama, geri kalan 50 kuruşu ise Çiçekli Camii'nin aydınlatılmasına masraf edilmek üzere tahsis edilmiştir.

Vakfiyede bu bilgiler dışında vakfın şartları ve saire hakkında her hangi bir açıklama yoktur. Cami'in vakfı Evkaf-ı Hümayun Nezareti'ne mülhak vakıflardandır.

17 Safer 1333/4 Ocak 1915 tarihinde Çiçekli Camii imamlığı ile beraber hitabat ciheti Hatt-ı Hümayun ile Cerid-zade Mehmet Efendi'ye tevcih edilmiştir.

4- Üryanoğlu Hacı Hasan (Deli Alili) Camii

Eski adıyla Deli Alili, şimdiki adıyla Üryanoğlu Hacı Hasan Camii, Dumlupınar Mahallesi'nde bulunmaktadır ve aynı mahallenin o zamanki sakinlerinden Hacı Hasan Efendi'nin hayri vakıflanndandır, ancak yapılış tarihi bilinmemektedir.

Cami'in masraflarını karşılamak üzere, 1331/1913 tarihinde, İmam Osman Efendi'nin dedesi, Kuyumcular Çarşısı'nda sınırları belirlenmiş bir kebapçı dükkanını vakfetmiştir. Vakıf dükkan 1160 kuruşa icara verilmiş; 200 kuruşu çerağ ve sair masraflara tahsis edilirken, geri kalan 960 kuruşunun Üryan oğlu Camii imamına verilmesi şart koşulmuştur. 1331/1913 tarihli Üryan oğlu Hacı Hasan Camii vakfiyesi, Maraş'daki vakfiyelerin en kısasıdır denilebilir. Vakfiyede vakıfın herhangi bir şartı açıklanmamıştır. Üryan oğlu Hacı Hasan Camii vakıfı Evkaf-ı Hümayun Nezareti'ne ilhak edilmiş vakıflardandır.
Üryan oğlu Hacı Hasan Camii hakkındaki ilk belge 1278/1861 tarihlidir. Bu tarihte söz konusu vakfın mutasarrıfları Hasan ve İsa efendilerdi.

5- Mağaralı Camii

Mağaralı Mahallesi'nde yapıldığı için aynı isimle anılan cami, Ceneviz oğlu Hacı Mustafa Ağa tarafından Kanunuevvel 1329/1911 tarihinde yaptırılmıştır. Cami, son yıllarda yapılan tamiratlarla asli yapısını tamamen yitirmiştir. İlk yapılışına göre çok daha genişletilmiştir. Minaresi ise asli yapısını muhafaza etmektedir. Minare üzerinde kayıtlı olan 1331/1913 tarihi, camiden hemen sonra yapıldığını göstermektedir.

Cami'in giderlerinin karşılanması ve imam ile hatibe maaş verilmesi için, yine camiin banisi Mustafa Ağa tarafından Tavşan Tepesinde bulunan 1250 kuruş değerindeki 14500 umum numaralı üzüm bağının yarısı vakfedilmiştir. Vakıf Mustafa Ağa, vefatına kadar kendisinin; vefatından sonra da, her kim Mağaralı Camii imamı olursa onun mütevelli olmasını şart koşmuştur.
1914'den 1916'ya kadar Mehmed Ali Efendi'nin Mağaralı Camiinde imamlık yaptığı görülmektedir.

6- Ağa Veli Camii

Kara Maraş'da bulunan Cami, isminden de anlaşıldığı gibi, Ağa Veli adında biri tarafından yaptırılmıştır.

1229/1814 tarihli bir belgeye göre, camiin vakıf gelirleri şunlardır:

1- 642 kile buğday karşılığı 6420 kuruş para,
2- 531 kile arpa karşılığı 3719 kuruş para,
3- Resm-i kevvarenin yıllık tutarı 198 kuruş,
4- Rüsum-ı adet-i ağnamın yıllık tutarı olan 3000 kuruş.

Yukarıda da görüldüğü gibi, söz konusu camiin mevkufatı oldukça iyidir. Fakat ne camiin vakfiyesine ve ne de cami hakkında başka bir belgeye rastlamadık. Mevcut olan belgeye göre, 1229/1814 tarihinde cami vakfının mütevellisi olan es-Seyyid Mehmed Halife vefat ettiğinden, Maraş Kadısı Mehmed Emin'in arzı ve Sadrazam'ın buyruldusu ile mütevelli olarak, müstakim biri olduğu bildirilen oğlu es-Seyyid Halil Halife tayin edilmiştir.

6- Pir Hüseyin Camii

Duraklı Mahallesi'nde bulunan ve halen hayatiyetini devam ettiren Pir Hüseyin Camii hakkında ilk bilgiyi 1230/1815 tarihli bir belgeden ediniyoruz. Cami Pir Hüseyin adında biri tarafından yaptırılmıştır. Fakat ne zaman yaptırıldığı ve vakıf gelirleri hakkında her hangi bir bilgiye ulaşamadık. Cami, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde, Maraş'da bulunan diğer vakıflar gibi, Evkaf Nezareti'ne ilhak edilmiştir. Sonraki yıllarda, Hacı İsa ve Veli Piroğlu taraflarından tamir edilmiştir.

1269/1852 tarihli bir tevcih kaydına göre, Cami'in hatibi es-Seyyid Yusuf Halife vefat ettiğinden, gerekli araştırmalar tamamlandıktan sonra, göreve en layık ve müstakim olduğu bilinen oğlu el-Hac Mehmed Efendi tayin edilmiştir.

Mister Elipiker adında bir Alman vatandaşı, camiin vakıf arsasını bir süre zorla gasbetmiş, ancak 1322/1904 yılında Şer'iye Mahkemesi'nde görülen dava sonucunda, camiin arsası adı geçen şahıstan alınmıştır.

7- Cığcığı (Arasa) Camii

Kıbrıs Meydam'ndan Dumlupınar Mahallesi'ne giden yolun sol tarafındadır. Elimizdeki belgelere göre Cami, Timur Paşa adında bir zat tarafından yaptırılmıştır ve bu hayri eserin giderlerini karşılamak için bir de vakıf kurmuştur. Cami ile ilgili elimizde bulunan ilk belge 1209/1794 tarihine aittir. Fakat halen kuzey tarafında bulunan eski orijinal minaresindeki kitabede 1113/1701 tarihi görülmektedir. Buna göre Cami, 1701 tarihinde veya daha önce yaptırılmıştır. Cami'in minaresi de Maraş'da bulunan diğer minarelerden farklıdır. 1113/1701 tarihli kitabesine göre Minare, el-Hac İsmail tarafından yaptırılmıştır.

Cami'ye ilk zamanlarda Timurcu Paşa Camii, daha sonra Cığcığı veya Cığcığılı Camii denilmiştir. Maraş Arasası'nın bu civarda olması hasebiyle cami, Arasa Camii adı ile de tanınmıştır. Kahramanmaraş halkı arasında Arasa Camii olarak bilinmektedir.
Cığcığı Camii, yapıldığı tarihten sonra iki önemli tamirat geçirmiştir. Birincisi 1316/1900 tarihinde II. Abdulhamid'in iradesiyle Maraş mutasarrıfı Muhammed Arifi Paşa tarafından yaptırılmıştır ve camiin minaresi hariç, her tarafı tamamen yenilenmiştir. II. Abdulhamid'in tuğrası ve camiin tamiri ile ilgili bir de kitabe mevcuttur. İkinci önemli tamirat ise, 1985 yılında yapılmıştır. Cami, bu tarihte yıkılıp yeniden yaptırılmıştır denilse her halde daha doğru olur. Bu tamiratta camiin sadece batı duvarı 1316/1900 yılında yapılan haliyle bırakılmış; diğer tarafları tamamen yenilenmiştir. Bu günkü haliyle cumhuriyet döneminde yapılmış gibidir. Tarihi cami olduğu sadece minare ve kuzey duvarından anlaşılmaktadır.

1213/1798 tarihinde İsmail, Ebubekir ve Ahmet Efendiler, sadrazam buyrultusu ile Cami vakfının mütevelli ve imamlık cihetleriyle görevliydiler. yine sadrazam buyrultusu ile aynı görevi yapmakta olan Ahi Mustafa Efendi'nin, 1227/1812'de vefatı nedeniyle, yerine Hoca-zade Hafız Mustafa'nın mütevelli olduğu görülmektedir. 1313/1895'de, Hasan Efendi adlı bir şahıs da imtihan edilerek dirayet ve kıraatinin uygun olduğu anlaşılmış ve imam olarak tayin edilmiştir. Cami vakfının mütevellisi Hüseyin Efendi'nin 1314/1896'da vefatı üzerine, görevi kardeşi Hasan Efendi'ye verilmiştir.

Kaynakça
Kitap: MARAŞ VAKIFLARI (DULKADİRLİ VE OSMANLI DÖNEMİ)
Yazar: Yaşar BAŞ, Rahmi TEKİN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MARAŞ (MERKEZ) OSMANLI VAKIFLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 22:18

8- Şeyh Camii

Şeyh Camii, eski adıyla Şeyh, şimdiki adıyla da Turan Mahallesi'ndedir. Aynı mahalle sakinlerinden Şeyh Hüseyin Dede tarafından yaptırılmıştır. Şeyh Camii hakkında elde edebildiğimiz ilk belge 1092/1681 tarihli olduğuna göre, 950 söz konusu cami bu tarihten önce yapılmış olsa gerektir. Fakat yapıldığı tarih kesin olarak bilinmemektedir. Cami'in gelir ve gideri hakkında da belgelerde her hangi bir tespitte bulunamadık.

1092/1681 'de, Şeyh Camii hatibi Hamza'nın vefatı üzerine boşalan hitabet ciheti, bir akçe yevmiye ile Mustafa Halife'ye tevcih edilmiştir.951 Camiin imam-hatipliğinin 1115/1703 tarihinden 1140/1727 tarihine kadar es-Seyyid Ali'nin uhdesinde olduğunu görüyoruz.952 Belgelerden anlaşıldığı kadarıyla es-Seyyid Ali'nin vefatı üzerine yerine kardeşi geçmiştir. Bu zatın da 1208/1794 tarihinde vefatı üzerine imamlık ve hatiplik cihetleri, oğlu Mehmet Tahir Halife'ye tevcih edilmiştir.

9- İsa Divanlı Camii

İsa Divanlı Camii aynı adla anılan mahallede bulunmaktadır. Cami, 1550'li yıllarda Osman Çelebi bin İsa Divan tarafından yaptırılmıştır. Osman Çelebi babasının yaptırdığı camiye yine onun adını vermiş mahalle de camiin adını almıştır. 1563 tarihli Maraş Tahrir Defteri'nde adı geçen ve halen aynı adla anılan Divanlı Mahallesi, ismini bu camiden almıştır.954Evliya Çelebi, XVII. yüzyılda Maraş'ın tarihi eserleri hakkında bilgi verirken, İsa Divanlı Camii'nden de bahsetmektedir. Camiin, Maraş'ın Osmanlı Devleti'nin hakimiyetine girmesinden sonra yapılan ilk camilerinden olduğu tahmin edilmektedir. Banisi olan Osman Çelebi, onu yaptırmakla kalmayıp, ona gelir sağlayacak vakıflar yapmıştır. Vakfiyesini bulamadık. Ancak camiye gelir sağlayan vakıf akarlarla ilgili mahkemeye intikal eden davalar dolayısıyla bu vakıfları arşiv belgelerinden kısmen tespit edebilmekteyiz. Tespitlerimize göre, vakıflarından en önemli olanı, 1134/1722 tarihinde İsa Divanlı Camii'nin kıble tarafında bulunan iki tarafı yol ve bir tarafı Şeyh Adil Mezarlığı ile çevrili olan sebzeliktir. Bu sebzelik 1134/1722 senesinden beri İsa Divanlı Camii'nin vakfı olduğu halde, vakıfın şartlarına rağmen, sebzelik seferlere katılanlara ve valilere tahsis edilmişti. Bu durum Maraş Kadısı el-Mevla Mehmed tarafından sadarete arz edilmiş, söz konusu sebzeliğin İsa Divanlı Camii'ne ait olduğu Defter-i Hakani kayıtlarından çıkartıldığı belirtilmiş. Böylece mevcut haksızlık giderilmiştir.

Söz konusu sebzelik, daha sonraki yıllarda da dava konusu olmuştur. 1239/1823 tarihinde bu sebzeliğe camiin eski imamı Dede Muhammed'in kızı Havva'nın sahiplendiği görülmektedir. Bu iddiaya son verilmesi için camiin mütevellisi Mehmed Hamdi'nin Divan-ı Hümayun'a yazdığı arizada, adı geçen sebzeliğin icare-i vahide ile icara verildiği ve gailesinin camiin tamirine, imamına, hatibine ve sair mürtezikasına verildiği, bu durumun vakıf kayıtlarına da uygun olduğu belirtilmiş; aynı zat tarafından sebzeliğin camiin vakfı olduğuna dair Maraş Kadısı Mevlana el-Hac Aziz Hüseyin Efendi'nin vermiş olduğu 1235/1819 tarihli i'lamın da ellerinde olduğu ifade edilmiştir. Camiin mütevellisi Mehmed Hamdi Efendi'nin arzı üzerine, vakfın Defter-i Hakani kaydı çıkarılarak, 10 Rebiyülevvel 1239/ Kasım 1823 tarihli sadaret buyruldusu ile meselenin mevcut kanunlara uygun bir şekilde çözümlenmesi istenmiştir.

1078/1667 tarihli bir tevcihat buyruldusuna göre, camiin vakfında günlük bir akçelik vazife ile meremmetçi (vakıf binaları tamir eden şahıs)'lik yapmakta olan Hızır adındaki şahsın vefatı üzerine, yerine işin ehli olan Hasan'ın bir akçelik yevmiye ile tayin edildiği anlaşılmaktadır.

1101-1119/1689-1707 tarihleri arasında camiin imam-hatipliğini yapan Halil Dede'nin vefatı üzerine, camiin banisi Osman Çelebi'nin neslinden gelen Dede Muhammed Efendi, cemaatin isteği üzerine bu göreve tayin edilmiştir. Maraş kadısı Mehmed Sunullah'ın arzı üzerine çıkarılan ferman-ı hümayunla görevi tasdik edilmiştir.

1213/1800 tarihinde camiin hem imam-hatibi, hem de vakfının mütevellisi olan Şeyh Mehmed Efendi'nin vefatı üzerine, görevi Mehmed Sadık Efendi'ye tevcih edilmiştir. Ayrıca kendisine bu tevcihatın yapıldığına dair III. Selim tarafından aynı tarihli bir hatt-ı hümayun verilmiştir.

Adı geçen camii bu gün de aynı adla anılan mahallede faaliyetine devam etmektedir. Fakat vakıfları ve gelir getiren her hangi bir akarı mevcut değildir.

10- Hamuroğlu Hacı İmam Camii

Cami, arşiv belgelerinden anlaşıldığına göre, bu günkü Çavuşlu Mahallesi'nde bulunmaktaydı. Ancak bu gün camiin yeri, meşrutası, yaptıranın kimliği ve vakıfları ile ilgili bir bilgi bulunmamaktadır.

1158/1745 tarihinde cami vakfının mütevelli 1 iğini Ali Efendi'nin yapmakta olduğu görülmektedir. 1208/1793 tarihinde camiin imamı olan Halil Efendi'nin vefatı üzerine, sadrazam buyruldusu ile yerine alim bir zat olan oğlu Muhammed Efendi tayin edilmiştir.

11- Ahmed Paşa Camii

Divanlı mahallesinde bulunan camiin ne zaman yaptırıldığı bilinmemektedir. Ancak elimizde bulunan 1136/1723 tarihli bir belgeye göre cami bu tarihte veya bu tarihten önce yapılmıştır. Cami yaptıran Ahmed Paşa, onun için bir de vakıf kurmuştur. Vakfiyesi bulunamadığından mevkufatının neler olduğu tespit edilememiştir. Cami şu anda mevcut değildir.

Yukarıda tarihi verilen belgeye göre, uzun süreden beri camide imamlık yapmakta olan Seyyid Hasan'ın görevi, Maraş Kadısı Mehmed Efendi'nin arzı ve sadaret buyruldusu ile uzatılmıştır. 1139/1726 tarihinde Mustafa Halife, Seyyid Hasan'ın imamlığa ehil olmadığını iddia ederek daha önce babasının ve dedesinin camide imamlık yaptıklarına, bu nedenle kendisinin söz konusu imamlığa daha layık olduğuna dair bir ariza vermiş, vakıf kayıtlarından çıkarılan bilgilere uygun olarak tevcihatın ehil olan kimseye verilmesi için sadrazam buyruldusu çıkarılmıştır.

1198/1784 tarihinde camiin imamı ve hatibi olan Yahya Halife, kendi rızasıyla görevinden çekilerek, yerine es-Seyyid Ahmed Halife ve es-Seyyid Abdurrahman tayin edilmiştir. 1211/1796 tarihinde ise Şeyh Ahmed'in burada imamlık ve hatiplik yaptığı anlaşılmaktadır.

1262/1846 tarihli bir belgede, Ahmed Paşa Camii'nin, Şekerli Mahallesi'nde olduğu ifade edilmektedir. Bu ifade, ya Divanlı Mahallesi yerine yanlışlıkla Şekerli Mahallesi adıyla kaydedilmiştir veya Ahmed Paşanın Şekerli Mahallesi'nde başka bir cami daha yaptırdığı ihtimalini akla getirmektedir. Aynı tarihte camiin hatipliğini yapan Ali Efendi'nin vefatı üzerine, yerine Mehmed Sabit bin Mustafa atanmıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MARAŞ (MERKEZ) OSMANLI VAKIFLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 22:19

B-EĞiTİME YÖNELİK VAKIFLAR (MEDRESELER-BUKALAR)

1-Nakib Medresesi


Besim Atalay'a göre Medrese, 1339/1920'de Maraş'da bulunan on medreseden biriydi. Ekmekçi Mahallesi'nde aynı ad ile anılan camiin yanında olduğu tahmin edilen medreseden günümüzde her hangi bir iz kalmamıştır. 1124/1712 tarihli vakfiyesine göre, Seyyid Ahmed Efendi'nin ölümü üzerine, Nakibu'l-Eşraf Kaymakamı Maraşlı Seyyid Mehmed Efendi, kardeşinden kalan tereke ile medreseyi ve yukarıda bahsedilen camiyi yaptırmıştır.

Camiye ve medreseye gelir getiren mevkufatı sadece iki değirmenden ibarettir. Mehmed ve Ahmed kardeşlerin ortak oldukları bu iki değirmenden biri, Çukuroba Mahallesi'nde bulunan İsa Değirmeni; diğeri de Seksenler Mahallesi'ndeki Dukaz Pir Ali Değirmeni'dir. Vakfiyede, değirmenlerin gelirleri yüz hisseye ayrılarak elli hissesinin aynı adla anılan camiin imam, müezzin, ferraş ve sair masrafları için kullanılması, geri kalan gelirlerin de sadece müderrise verilmesi; vakıfın kendi neslinden olan müderrisin hadis ve tefsir ilimlerine muttali, halk arasında vera sahibi olarak bilinmesi ve talebe-i uluma ders vermesi; evladından yukarıdaki şartları haiz birisi bulunmazsa başka birinin müderris olabileceği şartı koşulmuştur.

Vakfiyesinden anlaşıldığı kadarıyla Nakib Medresesi, sadece hadis ve tefsir okutan küçük ileri seviyede olmayan bir medreseydi. Nakib Medresesi ve müderrisleri hakkında daha fazla bir bilgiye rastlamadık. Sadece şahsiyet defterlerinden 3 Muharrem 1248/Mayıs 1832 tarihli bir kayıtta müderrisin vakıf gelirlerinden (sülüs) 1/3'üne tasarruf edeceği belirtilmiştir.

2-ŞekerIi Medresesi

Şekerli Mahallesi'nde bulunan bu medrese hakkında sadece 1324/1906 tarihli bir vakfiyesinden bilgi edinmek mümkün olmaktadır. Onun dışında bilgi veren başka bir kaynağa rastlamadık. Vakfiyesine göre, medrese 1324/1906'dan önce de vardı. Ancak bu yıl içinde medresenin varidat ve aidatı olmadığından müderrislik ciheti kimseye tevcih edilmemişti. 9 Muharrem 1324/5 Mart 1906'da Kadı-zade el-Hac Mustafa Efendi ile biraderzadesi Hacı Fehmi Efendiler, daha önceden dershanesini tamir ettikleri ve faal hale getirdikleri medreseye Çıkrıkçı Çarşısı'nda sınırları belli bir adet kargir kunduracı dükkanı vakfetmişlerdir. Maraş'ın meşhur alimlerinden Osman Efendi'nin 1320/1902 tarihine kadar bu medresede arabi ve dini ilimleri tedris ederek tahsilini tamamladığının kayıtlı olması, medresenin daha önceki yıllardan beri faaliyette olduğunu göstermektedir.

Medresenin vakıf geliri olan dükkanın icarının günün rayicine göre belirlenerek geliri ile dükkanın tamiratı için gereken masraflar çıkarıldıktan sonra, geri kalan meblağın medresede müderris olanlara verilmesi; tevliyet cihetinin ölünceye kadar Vakıfta kalması, vefatından sonra kendi neslinden erkek evladına geçmesi şart koşulmuştur. Bu haliyle yapılan vakfın yarı ailevi vakıf olduğu anlaşılmaktadır. Vakfiyesinde, kurulan vakfın sahih ve lazım olduğu açıkça belirtilmiştir.

1325/1907 tarihli bir tevcihat kaydına göre, yirmi seneden beri Sivas ve çevresinde neşr-i ulum ve funun-ı 'aliye ile meşgul olan Şeyh el-Hac Süleyman Efendi, Medrese'nin müderrisliğine talib olmuş ve Evkaf Müdürlüğü'nce yapılan tahkikat sonucunda göreve layık olduğu anlaşıldığından, vakıf geliri yani dükkanın icarı kendisine verilerek 17 Safer 1325/1 Nisan 1907'de müderris ola"rak tayin edilmiştir.

3-Restebaiye Medresesi ve Camii

Restebaiye Medresesi ve Camii eski adı ile Restebaiye yeni adıyla Fevzi Çakmak Mahallesi'nde bulunmaktaydı. Medrese ve camiin kim tarafından ve ne zaman yapıldığını tespit edemedik. Ancak Medrese ve camiin bir vakfının olduğu belgelerden anlaşılmaktadır. Ayrıca medresenin işleyiş tarzı, okutulan dersler, hocaları ve talebeleri hakkında da belgelerde geniş bir bilgiye rastlamadık.

1257/1841 tarihli bir i'lamdan, Restebaiye Camii ve Medresesi vakıfının Evkaf-ı Hümayun Nezareti'ne ilhak edildiğini anlıyoruz.. Aynı belgede Restebaiye Camii imamı Mehmed Esad ve yerine tayin edilen Osman Efendi'nin bir biri ardınca vefat etmelerinden sonra, yerlerine Seyyid Mehmed Sabit ve Seyyid Yusuf bu göreve layık görülerek sadrazam buyruldusu ile tayin edilmişlerdir. Cami'in harap bir halde olduğu kaydedilmiş olan 1323/1905 tarihli bir belgede ise, hatibi Mehmed Efendi'nin vefatından sonra Camiin, sahipsiz kaldığı, ancak 1323/1905 tarihinde ismi kaydedilmeyen bir hayır sahibi tarafından tamir ettirilerek yeniden faaliyete geçirildiği ve buraya imtihan ile bir imam tayin edildiği kayıtlıdır.

Restebaiye Medresesi, diğer bazı Osmanlı medreseleri gibi hayatiyetini XX. yüzyılın başlarına kadar devam ettirmiştir. 1320/1902 tarihli belgeye göre, Restebaiye Medresesi'nde iyi bir eğitimin olduğu anlaşılmaktadır. Hatta Maraşlı meşhur alim Osman Efendi de 1902 tarihine kadar ilk tahsilini Şekerli Medresesi'nde tamamladıktan sonra, Restebaiye Medresesine gelerek Müderris Nuhzade Ahmed Efendi'den ders almış ve Ahmed Efendi'nin 1327/1909 tarihinde vefatıyla aynı medreseye müderris olarak tayin edilmiştir.

4- Kadı Muslihiddin Buk'ası ve Camii

Yukarıda ifade edildiği üzere buk'alar, ileri seviyedeki medrese eğitimine hazırlık maksadıyla faaliyet gösteren bu günkü karşılığı ile üniversite öncesi eğitim müesseseleri olarak kabul etmek mümkündür. Maraş'ın Bektutiye Mahallesi'nde bulunan Kadı Muslihiddin Buk'ası ve Camii, Kadı Muslihiddin tarafından yaptırılmış, masraflarını karşılamak için gelir sağlayacak vakıflar yapmıştır. Bu bilgilerin dışında vakfın geliri gideri ve sair durumu hakkında geniş bilgiye sahip değiliz.

Kadı Muslihiddin vakfı ile ilgili ilk bilgilere XVII. yüzyıl sonuna ait vakıf defterlerinde rastlanmaktadır. 1105-1106/1694-1695 tarihli kayıtlarda vakfın günlük 4, aylık 120, altı aylık 720 akçe giderinin olduğu kaydedilmiştir. Kadı Muslihiddin, Buk'ası ve Camii için yapmış olduğu vakfın tevliyetini evladından ekber ve erşed olana şart koşmuştur. Bu şarta binaen 1132/1719 tarihinde vakıfın oğlu Feyzullah Efendi'nin vefatı üzerine, yine vakıfın oğullarından Ahmed'in mütevelli olarak tayin edildiği görülmektedir.

1196/1781'de buk'adar olarak Seyyid Mehmed Efendi'nin; 1247/1831'de camiye Seyyid Musa, Hafız Ahmed ve Seyyid Mehmed'in tayin edildiği; 1332/1914'de Hafız Mustafa'nın hatt-ı hümayun ile tayin edildiği anlaşılmaktadır. Daha sonraki tarihlerde ise buk'a ve cami ile ilgili kayıtlara rastlanmamaktadır.

5- Ali Ağa Camii ve Buk'ası

Ali Ağa adında bir zat tarafından Maraş'ın Hazinedarlı Mahallesinde yaptırılmıştır. Ali Ağa bu hayri vakıflara gelir sağlamak amacıyla vakıflar tahsis etmiş olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu gelirlerin neler olduğunu tespit edemedik. 1106/1695 tarihinde Ali Ağa camii vakfının günlük 8, aylık 240 akçe gideri olduğu anlaşılmaktadır. Bu bilgilere göre, cami 1695'den önce yapılmıştı ve geliri de o günün şartları içerisinde iyi bir seviyedeydi.

Kuyud-ı Kadime kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla, camiye ve buk'aya muhtelif zamanlarda bazı tevcihatlar yapılmıştır. 1207/1792 ve 1214/1799 tarihli belgelerde Ali Ağa Camii'ne yapılan tevcihatlar ve 1218/1803 tarihinde ise Ahmed Efendi'nin buk'adar olarak tayin olunduğunu gösteren tevcihat kayıtları vardır. Daha sonraki tarihlerde cami ve buk'a ile alakalı bir bilgiye ulaşamadık.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MARAŞ (MERKEZ) OSMANLI VAKIFLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 22:19

C -MARAS 'DA BAZI SAHISLARCA YAPILAN HAYRİ VAKIFLAR

1-Bayezidli Ailesine Ait Vakıflar


Maraş'da 1522'de Osmanlı hakimiyetinin tesisinden, Maraş ve havalisinin Zülkadriye Eyaleti olarak Osmanlı Devletine bağlanmasından sonra, Cumhuriyet dönemine kadar Maraş'da iki önemli ailenin etkili olduğu görülmektedir. Bunlardan biri Dulkadirliler; diğeri de Bayezidli aileleridir. Bu iki aile arasındaki rekabet tarih kitaplarına girecek kadar uzun ve bölge için önemli bir olaydır.

Konumuz Bayezidoğulları vakıfları olması dolayısıyla, Bayezidoğulları ve önemli bazı şahsiyetleri hakkında kısaca bilgi verdikten sonra, bu ailenin çeşitli zamanlarda kurmuş oldukları vakıfları ve yaptırdıkları vakıf eserleri incelemeye çalışacağız.
Kuvvetli olan görüşe göre, Yavuz Sultan Selim İran seferine çıktığı zaman Bayezid (Doğubayezid) Kasabası'ndan bazıları tüm aileleri ile beraber II. Selim'in ordusuna iltihak ederek muharebede göstermiş oldukları yararlılık sebebiyle Padişahın himmetine mazhar olmuşlardı. Daha sonra yine Dulkadirli memleketine asker şevkinde faydalı hizmetlerde bulunduklarından, mükafat olarak Bayezid beylerinin ulusu (büyüğü) olan İskender Bey'e Çavuşbaşı unvanıyla Maraş'da iskan edilerek bir çok arazi arpalık olarak kendisine verilmiştir. Bu cümleden olarak ihtimal ki, burada bulunan yerli ailelerden Dulkadirli ailesine karşı bir rekabet vücuda getirerek, Maraş'da onların nüfuzları kırılmak istenilmiş olabilir. Söz konusu rekabetler sebebiyle, şehrin fakir düştüğü söylenmektedir. Şehrin doğu tarafı Dulkadirlilere, batı tarafı da Bayezidli ailesine ait idi. Bayezidli ailesinin iskan edildiği bu mahalleye de Çavuşlu Mahallesi denilmiştir. Bu mahalle halen aynı adla anılmaktadır.
Şimdi bu aileden vakıf yapanların kısaca hayatlarından, vakfiyelerinden ve yaptırdıkları vakıf eserlerinden bahsedeceğiz.

a- Hacı Abdullah Bey Vakıfları

İskender Bey'in vefatı üzerine ailenin reisliği, çalışkan ve namuslu bir zat olmakla tanınmış olan oğlu Hacı Abdullah Bey'e intikal etmiştir. Halkın arasına girerek bizzat çalıştığı ve böylece halka örnek olduğu bildirilmekte olan Hacı Abdullah Bey, Maraş'da ziraatın ilerlemesine çalışmış, kanallar açmış, yollar yaptırmıştır. Maraş'da bir süre mütesellimlik de yapmıştır.9S9Bu arada hayri müesseseler yapmaktan da geri kalmamış; 1027/1618 senesinde Maraş'da meşhur Bayezidli Camii'ni yaptırarak, buraya bir çok emlak ve arazi vakfetmiştir.
Yukarıdaki bilgilere göre Hacı Abdullah Bey, 1027/1618 senesinden sonra vefat etmiştir, ancak vefat tarihi tam olarak bilinmemektedir.

Maraşlılarca da bilindiği gibi, yaptırdığı Bayezidli Camii önünde medfundur. Hacı Abdullah Bey'in Numan, İskender, Veli ve Salih adlarında dört oğlu vardı. Bunlardan Salih Bey, Hoca Durdu Mahallesi'ndeki Salihiye Camii'ni; Veli Bey Küçükçavuşlu Mahallesi'ndeki camiyi; İskender Bey de Acemli Mahallesi'ndeki camiyi yaptırmıştır.

Anadolu Muhasebe Kalemi tarafından tutulan ve Maraş Eyaleti'nde bulunan vakıfların günlük ve aylık giderlerini gösteren 1105/1694 tarihli deftere göre, Bayezidoğulları vakfının o tarihlerde günlük gideri 2, 5 akçe, altı aylık gideri ise 450 akçeydi. Bayezidli Medresesi'nin gideri ise günlük 4, altı aylık 720 akçe olarak tespit edilmiştir.

Bayezidoğulları'nın Maraş'daki akar ve hayratlarını gösteren vakfiyeler, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde bulunmaktadır. Söz konusu vakfiyelerden birisi evasıt-ı zilhicce 1027/1618 tarihli İskender Bey'in oğlu Hacı Abdullah Bey'e aittir. Vakfiyenin dili Arapça'dır. 9 Cemaziyelahir 1174/1760 tarihinde istinsah edilmiş ve 30 Rebiyülevvel 1330/ Nisan 1912 tarihli irade-i aliyye ile 600 nolu deftere ve 4 Cemaziyelahir 1309/ Ocak 1892 tarihinde de 591 nolu deftere kaydedilmiştir.

1309/1892 tarihinde 591 nolu deftere kayıt sırasında vakfiyenin baş tarafında; Maraş Kasabası'nın Çavuşlu Mahallesi'nde kain Hacı Abdullah Bey'in bina eylediği cami-i şerifin vakfiyesi, fi 4 Cemaziyelahir 1309 tarihinde sadır olan irade-i aliyye mucibince kayd olunmuştur, demekle yalnız bir camiye ait vakfiye imiş gibi sanılır. Oysa vakfiyedeki bilgiler, Abdullah Bey'in bir cami (Bayezidli Camii), bir mektep ve bir de medrese yaptırmak suretiyle bir büyük külliye inşa ettiğini göstermektedir.

aa- Vakfın Gelir Kaynakları

Sûk-ı Sultani'de (bu günki Saraçhane Cami çevresi) 72 dükkan. Vakfiyede dükkanların sınırları tafsilatıyla belirtilmiştir. Dükkanların altı tanesinin her birinden yılda altı dirhem maktu' olarak Hatuniye Camii'ne; üç tanesinin her birinden beş dirhem maktu' olarak Boranlı Camii'ne; yedi tanesinden iki dükkan için beş, beş dükkan için de sekiz dirhem maktu' olarak Ulu Camiye verilmesi şart koşulmuştur. Yukarıda sayılan dükkanlardan altısının yeri Hatuniye Camii'ne, Üçünün yeri Boranlı Camii'ne ve yedi tanesinin yeri de Ulu Cami'ye ait olduğu anlaşılmaktadır. Geri kalan 56 dükkanın yeri de sahiplerinden satın alınmıştır. İnşa edilen dükkanların üzerine iki kahvehane yaptırılmıştır. Suk-ı Sultani'nin güneybatısında arasta yakınında bir boyahane dükkanı, Divanlı Mahallesi'nde bir değirmen ve vakıfla arasındadır.

Pınarbaşı Köyü'nde bulunan bir değirmenin Hacı Abdullah'ın hissesine düşen 1/3'ünün geliri, iki cüz okumak şartıyla mahallesindeki imama tahsis edilmiştir. Bu cüzlerden birinin Hz. Peygamber'in (A.S.V.)'in ruhuna; diğerinin de babası, anası ve sair akrabalarının ruhlarına bağışlanmasını istemiştir.

Vakıf, her gün okunacak yirmi cüz okuyanlara günlük olarak iki buçuk dirhem tayin edilmesini şart koşmuş; Ahmet Çelebi bin Vaiz, Hazinedarlı Camii imamı, mahkeme Katibi Murat Mustafa Çelebi ve Mehmet Çelebi bin Abdullah'ın birer cüz birer cüz okumasını, diğerlerinin de Kur'an okumaya ehil, tecvidi iyi bilenlere okutulmasını istemektedir. Okunan cüzlerden birinin sevabının Hz. Peygamber (a.s.v.)'in ruhuna, ikincisinin annesine, üçüncüsünün vakfın binasında, arsasında, ağaçlarında ve hatta taşlarında hakkı bulunan kimselerin ruhlarına hediye edilmesini; geri kalan cüzlerin sevabının kendisine bağışlanmasını istemektedir. Cüzlerin Hazinedarlı Camii'nde toplanarak okunması, okumayanın veya cüz okumak için camiye gelmeyenin mütevelli tarafından paralarının verilmemesi talep edilmektedir.

Vakfın yukarıdaki hizmetlerinin yanında yetime, çifti 10 veya 12 dirheme 40 çift ayakkabı, her biri 6 zira'dan dikilmiş 40 gömlek alınması, mevlit kandilinde fukara ve miskinlere ziyafet verilmesi, Sultan Kalesi ve Saraçlar Çarşısı'na akan suların su yollarının tamir edilmesi, Seyyid Kalender Kahvesi yanında bulunan su oluğunun tamir ve bakımının yapılması, bu su yolları ve çeşmenin tamire ihtiyacının bulunmaması halinde bu amaç için ayrılan paranın yedek akçe olarak bir sonraki yıla devredilmesi öngörülmektedir.

Divanlı mahallesindeki değirmenden sağlanan gelirden her sene on altı altın ayrılması, ayrılan bu altınlardan on ikisinin Medine'de Ravza-i Mutahhara'da görev yapan Şeyh efendiye, geri kalan dört altından üçünün zeytin yağı ve temizlik gibi Mescid-i Nebevinin ihtiyaç ve hizmetlerine, geri kalan birinin de bozdurularak Medine fukarasına dağıtılması istenilmektedir.

Vakıf mallan, Cenab-ı Hakkın rızasını talep ve azaptan kaçınmak amacıyla vakfedilmiştir. Vakıf, mallar üzerinde sağlığında dilediği gibi tasarruf etme salahiyetini, vakfıyet ahkamının vefatından sonra cereyan edeceğini, vakıfta görev alacak olanların, kadı tevcihiyle değil, berat-ı sultani ile mutasarrıf olmalarını şart koşmuştur.

Vakfın idaresinin (mütevelliliğin) Vakıfın erkek ve aslah evladına, sonra nesilden nesile üreyen evladının evladına, bunların inkırazı halinde akrabalarının aynı vasıfları taşıyan erkek çocuklarına geçmesi öngörülmektedir. Mütevelli olan kimse, gelirinin tamamının 1/10'unu mütevellilik görevi karşılığı olarak alacaktı. Ayrıca mütevellinin dışında ailenin erkek çocuklarına her gün 11 dirhem para ayrılacaktı. Hacı Vakfiyede geçen bu hükümlerden Abdullah Bey'in vakfının yarı ailevi bir vakıf olduğu anlaşılmaktadır.

Nazif Velikahyaoğlu, adı geçen vakfiye hakkında Sütçü İmam Dergisi 8. sayısında, vakfın bu günkü durumu hakkında, halen vakfiyenin diğer hükümlerine uyulmasa bile, tevliyetle ilgili hükümlerine tam 387 senedir uyulduğunu kaydetmektedir. Vakfiyede adı geçen 72 dükkandan 50'nin bu gün mevcut olmaması, sorgulanması gereken bir husustur. Bunun yanında, mülhak vakıf olma özelliğinin korunması sayesinde, dün olduğu gibi bu gün de, 40 yoksulu giydirmesi. Ramazan ayında hatim ve mevlit okutulması, fakirlere yardım edilmesi şartları kısmen de olsa yerine getirilmektedir. 1993 yılında bu hayri hizmetler için 130 milyon liranın üzerinde harcama yapılmıştır.

ab-Hacı Abdullah Bey'in Hayri Vakıfları

aa) -Bayezidli Camii


Bayezid oğullarından Hacı Abdullah Bey, 1027/1618 tarihinde meşhur Bayezidli Camii'ni yaptırmıştır.1004 Hacı Abdullah Bey vakfiyesinde umumi olarak vakıflarından bahsetmekte olup, Cami için hususi bir tahsisat yaptığından bahsetmemiştir. Ancak Pınarbaşı Köyünde bulunan değirmenin kendi hissesine düşen 1/3' ini, iki cüz okumak şartıyla Bayezidli Camii imamına tahsis etmiştir. Bunların yanında bir medrese, bir cami ve bir de mektep yaptırdığı belirtilmektedir.

Bayezidli Camii, günümüze gelinceye kadar bir çok defa tamirat geçirmiş, son olarak da 1960-1965 tarihlerinde tamamen yıktırılarak yeniden yaptırılmıştır. Tamiratları gösteren iki kitabe halen camide mevcuttur. Kitabeler, giriş kapısının üstünde biri sağ tarafta, diğeri de sol tarafta bulunmaktadır.
Giriş kapısının sağ üst tarafında bulunan kitabeden camiin 1247/1831 senesinde Süleyman Paşa tarafından tamir edildiği anlaşılmaktadır.

Kitabe şöyledir:

Muhammed..?.. iken cihanın serleri hem sultanı Şefaatından mahrum eyleme bani ve hayrat-ı Süleyman Sene:

Giriş kapısının sol üst tarafında bulunan kitabe ise, sağdaki kitabeden on yıl sonra yazılmış ve burada Kenan Paşa101"1 tarafından camiin tamamen yenilendiği açıkça ifade edilmiştir.

Kitabe şöyledir:

Tebşir idüb banisine tarih verdim dil-firib
Bu ma'bedin tecdid Kenan Paşaya neseb fi sene:
Minaredeki kitabe ise 1220/1805 tarihli olup, Kalender Paşaya aittir.

bb)- Bayezidli Buk 'ası

Buk'a sözcüğü İslam dünyasında türbe, zaviye ve özellikle eğitim yeri için kullanılan bir terimdir. Yine buk'a, tarihi seyri içinde bölgelere göre değişik anlamlarda kullanılmıştır. Osmanlı Devleti döneminde ise daha çok eğitim yerlerine ad olarak kullanılmıştır. Bu çeşit küçük dereceli medreselere, şehir kadısının arzı ile tayin yapıldığı görülmektedir. Ancak buk'alarda hangi derslerin okutulduğu, ders veren hocaların durumu hakkında ise kaynaklarda açıklayıcı bilgi yoktur.

Bayezidoğullarına ait vakfiyelerde buka'dan bahsedilmemektedir. Ancak İskender Bey'in oğlu Hacı Abdullah Bey'in 1027/1618 tarihli vakfiyesinde bir medrese, bir cami ve bir de mektepden bahsedilmektedir. Öyle tahmin ediyoruz ki, Hacı Abdullah Bey'in bahsettiği mektep ile diğer bazı belgelerde işaret edilen buk'a aynı olsa gerektir.

1131/1718 tarihli bir arşiv belgesinde Bayezidoğulları tarafından inşa edildiği anlaşılan buk'aya, buk'adar görevlendirilmesi ile ilgili bir belge elimizde mevcuttur. Bu belgeye göre, Buk'adar, Divanlı Mahallesi'nde bulunan buk'adan yevmi bir akçe almaktaydı. Söz konusu tarihte buk'adar olan es-Seyyid Abdurrahman kendi rızasıyla bukadarlıkdan çekilince, yerine Ahmed Halife'nin buk'adar olduğu ifade edilmektedir.

b-İskender Bey (Acemii) Camii

Bayezidoğullarından Hacı Abdullah Bey'in dört oğlundan biri olan İskender Bey, babası ve diğer kardeşleri gibi, O da Maraş'da bir cami yaptırmıştır. Ancak Acemli Mahallesi'nde olan bu camii şu anda mevcut değildir. 1078/1668 tarihli bir belgeden ve Besim Atalay'ın kısaca verdiği bilgilerden az da olsa söz konusu cami hakkında bilgi sahibi oluyoruz. 1078/1668 tarihli bir belgede camiin, Maraş'ın Acemli mahallesinde bulunduğu ve el-Hac İskender Bey tarafından yaptırıldığı kaydedilmiştir.

İskender Bey'in yaptırdığı bu camiin yerine şimdiki Acemli Camii yaptırılmıştır. Şimdiki Acemli Camii'nin son dönemi Osmanlı mimarisinin izlerini taşıdığını tahmin etmek hiç de zor değildir. Nitekim kapı üzerindeki tarih de bunu doğrulamaktadır. 1330/1912 tarihi açıkça camiin yeniden yapılış tarihini göstermektedir. Maraş'dan bahseden Besim Atalay o zaman için bu camiin çok lüks olduğunu ifade etmektedir.

Acemli Mahallesi'nin yaşlı sakinlerinin verdiği bilgilere göre, camiyi bu günkü haliyle yaptıran Hacı İbrahim Evliya Efendi'dir. Yine bu zatların ifadesiyle, camiin yerinde eski ve yıkılmak üzere olan bir cami mevcut idi. Besim Atalay'ın bahsettiği cami çevresinde o zaman için Medrese olarak kullanılan hücreler halen mevcuttur ve bu gün belirtilen hücreler Kur'an kursu olarak kullanılmaktadır. İskender Bey'in yaptırdığı camiden ise hiç bir iz kalmamıştır.

c -Salihiye Camii

Bayezidoğullarından Hacı Abdullah Bey'in dört oğlundan biri olan Salih Bey, eski adıyla Hoca Durdu, şimdiki adıyla Dumlupınar Mahallesi adı ile bilinen mahallede, kendi adına bir cami yaptırmıştır. Söz konusu camiin giderleri, Abdullah Bey'in vakıflarından karşılanmıştır. Bazı arşiv belgelerinde, Salihiye Camii adı ile meşhur olan camiin asıl adının Abdullah Bey bin Bayezid Camii olduğu belirtilmektedir. Ancak, adı ne olursa olsun camiyi Salih Bey'in yaptırdığı kesindir. Ancak Salih Bey'in Cami'yi babasına ithaf etmiş olması veya cami harcamalarının Abdullah Bey Vakfından yapılması hasebiyle böyle denilmiş olması da muhtemeldir.
Salihiye Camii hitabet cihetine mutasarrıf olan Şeyh Hacı Mehmet ve Hacı Ali Efendilerin müşterek beratları, III. Osman'ın 1168/1754 tarihli cülusu nedeniyle, kanun gereği yenilenmiştir.

Belediye Pasajının alt tarafında bulunan Cami'in giriş kapısının üst tarafındaki kitabeden anlaşıldığı kadarıyla 1329/1911 tarihinde önemli bir tamirat geçirmiştir. Fakat geçtiğimiz yıllarda cami tamamen yenilenmiş, yalnızca eski camiyi hatırlatan bir kitabesi kalmıştır.

1329/1911 tarihine ait olan kitabe şöyledir:

Hamden lillah iddiler inşa ibadethaneyi
Bir müzeyyen dil-küşadansa sezadır şanına
Götürme banileri ruz-ı cezada hiç azab
Rahmet olsun anlara cedden bi-ceddin evladına
Sal bin üç yüz yirmi ba dokuzunda işlenüb
Eyledi Mevla muaffak Camiin itmamına

d- Kalender Paşa Vakıfları

Bayezidoğullarından Hacı Abdullah Bey'in oğludur."" Diğer Bayezidli ailesi mensupları gibi, bir çok hayır müessesesi vücuda getiren Kalender Paşa; Maraş, Rakka, Diyarbekir, Trablusşam ve Antep eyaletlerinde valilik yapmıştır. Valiliği esnasında kendisine vezaret rütbesi verilmiştir. Son olarak Kuş Adası Muhafızlığı'na tayin edilen Kalender Paşa 1237/1821 'de aynı adada vefat etmiştir.""8
Kalender Paşa vakfının gelirleri, mütevellisi ve sair şartlarını 1221/1806 tarihli Kalender Paşanın kendi vakfiyesinden öğreniyoruz. Vakıflar Genel müdürlüğü Arşivi'nde 618 numaralı defterin 115. sahifesinde transkrip edilmiş halde bulunan vakfiyede vakıfın şartları mevcuttur.

Klasik bir vakfiye örneği olan Kalender Paşa Vakfiyesi şekil itibarıyla şöyledir:

başta hamdele, salvele ve daha sonra; Sahibu 'l-hayrat ve rağibu 'l-hasenat Rumeli payesi ile Maraş ve Trablusşam Beylerbeyisi Bayezid-zade devletlü es-Seyyid Kalender Paşa diye başlayıp Bakara suresinin 274. ayeti olan; Mallarını gece ve gündüz, gizli ve aşikar infak edenler yok mu, bu harcamaları sebebiyle bunların Rableri katında ecir ve mükafatları vardır. Ve onlara bir korku olmadığı gibi hiç bir zaman mahzun da olmazlar. Mealindeki ayet ile insanoğlu öldükten sonra amel defteri kapanır, ancak üç sınıfın kapanmaz; birincisi; sadaka-i cariyede bulunanın, ikincisi; faydalı ilmi bir eser bırakanın, üçüncüsü;kendisine dua edecek hayırlı bir evlat bırakanın... mealindeki meşhur Hadis zikredilmiştir.

Vakıf hayri ve ailevi vakıf türündendir. Bayezidli ailesinden Abdullah Bey evladından kendisine hüsn-i zan edilen aslah ve erşed, dindar ve müstakim erkek evlattan olan biri tarafından idare edilmesi şart koşulmuştur. Ayrıca vakfiyenin sonunda ise vakfiyede belirtilen şartları değiştirene lanet edilmektedir.

Şimdi de Kalender Paşa vakfının gelirlerini inceleyelim. Bu gelirlerin bir kısmı Kalender Paşa Medresesi'ne sarf edilmesi şart koşulurken, diğer bir kısmı da Bayezidli Camii'ne harcanması istenmektedir.

da- Vakfın Gelir Kaynakları

1- Sûk-ı Sultani'de Hatip-zadeler ile yarı yarıya ortak olduğu kırk sekiz odalı handan, Kalender Paşanın hissesine düşen yarısı,
2- Havancı Sukunda Bakkal Artin'in çalıştırdığı bir adet dükkan,
3- Kuyumcu Pazarında leblebici dükkanının yarı hissesi,
4- Yine Kuyumcu Pazarında Kör Ahmed'in çalıştırdığı dükkanın hissesine düşen yarısı,
5- Köşker Çarşısı karşısında bulunan kasap dükkanı,
6- Dükkancı Abdurrahman'ın bulunduğu dükkanda kendi hissesine düşen yarısı,
7- Aynı dükkana bitişik köşker dükkanının yarı hissesi,
8- Duhancı dükkanı altındaki tabak dükkanının yarı hissesi,
9- Salhane karşısında bulunan tabak dükkanı,
10- Bedestenin doğu tarafındaki kapısına yakın boyacı dükkanı,
11 -Boyacı dükkanının üstündeki kahvehane,
12-Oduncu Çarşısındaki kahve dükkanının tamamını sahih vakıf olarak vakfettiği vakfiyede açıkça belirtilmektedir."

db- Kalender Paşa Medresesi:


XIX. yüzyılda, Maraş'da yapılan önemli medreselerden biridir. Medrese'nin Çavuşlu mahallesinde Bayezidli Camii yanında olduğu Kalender Paşa vakfiyesinden ve Besim Atalay'ın verdiği bilgilerden anlaşılmaktadır. Medresenin 420 arşın (315 metre kare) olduğu ve geniş bir avlusunun bulunduğu, ayrıca Medrese'nin otuz iki odasının olduğu da ifade edilmektedir.

Medrese'nin Vakfiyesi, müderrisleri ve medrese 'de okutulan dersler hakkında bazı şartlar ihtiva etmektedir. Mehmed Efendi adında bir zatın vefatına kadar Kalender Paşa Medresesi'nin hem müderrisi hem de vakfın mütevellisi olması, Medrese 'de oturup talim ve tedris-i fiinun etmesi, buna karşılık Kalender Paşa tarafından kendisine tahsis edilen tarladan aylık üçer kuruş verilmesi kararlaştırılmıştır.

Sıfatı ve mevkii hakkında her hangi bir açıklayıcı bilgi olmayan, ancak vakıf mürtezikasından olduğunu tahmin ettiğimiz Dayı-zade Mehmed Efendi'nin de Kalender Paşa Medresesi'nde oturması ve aylık üçer kuruş tahsisat alması, vakfiyedeki şartlar arasındadır.

Vakıf gailesinden Cami (Bayezid Camii olsa gerek) imamına ve Medrese'nin loğkeş hizmetinde bulunanlara da ücret tahsisi ile, mütevellinin bilgisi dahilinde sofalarda ve Camiin minaresinde kandil yakılması da şart koşulmuş, geri kalan meblağın medrese 'de talebelere eşit bir şekilde dağıtılması istenmektedir."

Medrese talebeleri ile ilgili olarak önemli ve farklı bir şart da şudur:

Medresede öğrenim gören talebelerden biri taşraya gider ve altmış gün içinde geri gelmezse medreseden ilişiği kesileceği açıkça belirtilmiştir.

Eğer medrese binasının tamiratı gerekiyorsa, vakıf gailesinden öncelikle tamiratın yapılması istenmektedir.
21 Rebiyülevvel 1301/20 Ocak 1884 tarihinde Kalender Paşa Medresesi'nin 1200 kuruşluk müderrislik cihetinin İsmail Efendi adında bir zata tevcih yapıldığını görüyoruz.

Yukarıda tahlilini yaptığımız Kalender Paşa vakfiyesi ve yapmış olduğu hayri vakıflar, Osmanlı'nın son dönem vakıflarının klasik bir çeşididir. Vakfın gelir kaynakları ve bu kaynakların nerelere harcanacağı, görevlilere ayrılacak tahsisat ve talebelerle ilgili şartlar özenle belirtilmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MARAŞ (MERKEZ) OSMANLI VAKIFLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 22:20

e- Süleyman Paşa Vakıfları

Kalender Paşanın oğludur. Babasının Kuş Adası muhafızı iken 1237/1822'de vefatı üzerine Maraş'a gelen Süleyman Paşaya, daha yaşı küçük olmasına rağmen, Maraş mütesellimliği verilmiştir. Asırlardır rakipleri olan Dulkadir oğullarından kız alarak büyük nüfuz kazanmıştır. Annesinin sayesinde kahraman bir asker gibi yetişmiştir. Hatta Mehmet Ali Paşa isyanı sırasında, bir gece onların askerleri üzerine ansızın baskın yaparak, Anteb'i geri almıştır. Bunun üzerine İstanbul'da Süleyman Paşanın itibarı artmış ve Sadrazam Rauf Paşa tarafından da kendisine bir mektup yazılarak taltif edilmiştir.

Süleyman Paşa, Mısır meselesinin kapanmasından sonra, İstanbul'a gitmiş ve Sultan Abdülmecit 'in huzuruna kabul edilerek, Padişah tarafından kendisine murassa bir kılıç kuşatılmak suretiyle taltif edilmiş ve Maraş ve Rakka eyaletleri ile Diyarbekir müşirliği mansıbı tevcih edilmiştir. Ancak İstanbul'dan Maraş'a, gelerek oradan da memuriyet yeri olan Diyarbekir'e giderken 1256/1840'da Malatya'da vefat etmiştir.

Cığcığı mahallesinde Çay Hamamı olarak bilinen meşhur ve sınırları belli olan hamamı vakf-ı sahih ile vakfetmiştir. Süleyman Paşanın Çay Hamamı'nın gelirinin nerelere sarf edileceğini aşağıda gösterildiği üzere vakfiyede açıkça ifade etmiştir.

1- Süleyman Paşanın ecdadından Hacı Abdullah Bey'in yaptırdığı Bayezidli Camii'nde, Hacı Abdullah oğlu Hafız Ahmet ile Hopurlu oğlu Hafız Ahmed'in gün boyunca, tertip üzere ikişer cüz okuyarak, hatimlerini her ayın son Cuma gecesine getirmek suretiyle her ay okudukları dört hatmin sevabının; biri Hz. Adem (a.s)'den ceddi Hacı Abdullah'a kadar geçen aba ve ecdatlarının ruhlarına, diğer cüzlerin sevabını da, Hacı Abdullah Bey ve oğullan Numan Bey, Salih Bey ve ceddi Abdullah Bey ile pederi Kalender Paşa ve amcası Yusuf Bey'in ruhlarına bağışlanacaktır. Bunun mukabilinde cüz okuyanlara her ay otuz kuruş verilecektir.

2- Her ay hatm-i şerifin yapılacağı günde yakılmak üzere buhur alınması için yirmi kuruş tahsis edilmiştir.

3- Vakıf binalannın tamiratı gerekiyorsa, vakfın gailesi öncelikle buraya sarf edilecektir.

2- Rıdvan-zade Ali Efendi Vakıfları

Rıdvan-zade lakabı ile meşhur olan Ali Efendi ibn-i el-Hac Mehmed Efendi, 1162/1769 tarihli vakfiyesine göre, İstanbul'da Hz. Ebu Eyyubi'l-Ensari (R.A)'nin bulunduğu Yavdar Mahallesi'nde ikamet etmekte idi. O tarihte aynı zamanda Girit Defterdarı olarak görev yapmaktaydı.1038 Vakfiyesinde verilen bilgiler dışında kendisi hakkında başka bir kaynağa ulaşamadık. Ali Efendi'nin aslen Maraşlı olması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü aşağıda da belirtileceği üzere, Maraş'da bir çok emlakinin bulunması, cami, medrese gibi hayri vakıflar yapması bunlara vakıf gelirleri tahsis etmesi bu fikri akla getirmektedir.

a-Rıdvan-zade Ali Efendi 'nin Hayri Vakıfları

Rıdvan-zade Ali Efendi, Maraş'da bir cami, bir medrese ve iki daru'l-hadis medresesi yaptırmıştır.

aa-Rıdvan-zade Ali Efendi Camii

Cami, Yukarıoba Mahallesi'nde bulunmaktaydı, vakfiyesine göre, cami imamı günlük on iki akçelik vazifeye mutasarrıftı. Her gün sabah namazından sonra Yasin Suresi'ni, ikindi namazından sonra Nebe (Amme) Suresi'ni, yatsı namazından sonra da Mülk Suresini ve Amenerresulü.. okuyarak sevabını, başta Hz. Peygamber (a.s.v.)'e, vakıfın kendine, ebeveynine ve sair ehl-i imanın ervahına hediye etmekle görevli idi. Cami'in diğer görevlilerinden olan hatibi günlük beş akçelik, müezzini ise iki akçelik vazifeye mutasarrıf idiler. Camiin müezzini Cuma günü müezzinlik vazifesini yaptıktan ücretini alacaktı.
2 Ramazan 1254/Ekim 1838'de Cami'in imametine Seyyid Mehmed bin Seyyid Hasan'ın tayin edildiği anlaşılmaktadır.

ab-Fıkhiye-i Rıdvaniye (Daru'l-Hadis) Medresesi

Daru'l-Hadis Medresesi, 1041 Fıkhiye-i Rıdvaniye adı ile kargir ve iki katlı bir şekilde, Ali Efendi camiin yanında yaptırmıştır. Vakfiyesinde burada müderris olmak için, ehl-i ilim, fazilet sahibi, ders vermeye muktedir olmak gerektiği ve müderrisin her gün fıkıh ve çeşitli ilimleri ders vermesi, derse başlamadan ve dersi bitirdikten sonra, Hz. Peygamber (a.s.v.)'e salat u selam getirmesi, bunun karşılığında da günlük 30 akçe maaşa tasarruf etmesi şart koşulmuştur.

ac-Nebeviye-i Rıdvaniye (Daru'l-Hadis) Medresesi

Bu Medrese Rıdvan-zade Ali Efendi Camii'nin yanında, Fıkhiye-i Rıdvaniye Medresesi'nin karşısında ve diğer medrese gibi kargir ve iki katlı yaptırılmıştır. Vakfiyesine göre, burada görev alacak olan müderris, Hadis ve Şifa-i Şerif okutmaya muktedir olacak, derse başlarken ve dersi bitirdiği esnada Hz. Peygamber (A.S.V.)'e salat u selam getirecek bunun karşılığında günlük otuz akçeye mutasarrıf olacaktı.

ad-Rıdvaniye Medresesi

Vakfiyesine göre, Rıdvaniye Medresesi, Daru'l-Hadis Medreselerinin alt tarafında bulunmaktaydı. On beş odadan müteşekkildi. Vakfiyede Medrese'nin müderrisi hakkında bir bilgi verilmemiştir. Talebelerle ilgili kayıtlarında ise, ilimlerin sırası ile talebelere okutturularak her odaya günlük ikişer akçe kandil parası verilmesi şart koşulmuştur. Medrese talebelerinin zaman kaybetmeden namazlarını eda edebilmeleri için de Fıkhiye-i Rıdvaniye (Daru'l-Hadis) Medresesi'nin tam karşısında bir mescid yaptırılmıştır.

Cami, medrese ve dershanelere tayin edilen ferraşların günlük bir akçe alması; tevliyetin, ölünceye kadar Rıdvan-zade Ali Efendi'nin elinde kalması, vefatından sonra da erkek evladının nesil be-nesil vakfın mütevellisi olmaları, eğer onlar da münkariz olursa, kız evladının neslinden gelen erkek evladının mütevelli olması, onların da münkariz olması halinde vakıf nazırının görüşü doğrultusunda ehil birinin mütevelli olması şart koşulmuştur. Yine vakfiyeye göre, vakıf idaresinin teftiş ve kontrolüne Darüssaade Ağaları görevlendirilmişti. Ancak Evkaf Nezareti'nin kurulmasından sonra Darüssaade Ağalarının nezaretinde olan vakıfların Evkaf Nezareti'ne ilhak edildiği esnada bu vakıfta Evkaf Nezareti'ne ilhak edilmiştir.

Rıdvaniye Medresesi'nin gelirleri ve masarifatı hakkında verilen diğer bilgilerde, vakfın gelirlerinden masrafları çıktıktan sonra, kalan meblağın iki hissesi erkeğe ve bir hissesi kıza verilecek şekilde mütevellinin erkek ve kız çocuklarına taksimi şart koşulmuştur. Medrese'nin vakfiyesinde belirtilen şartların yerine getirilmesinde sıkıntı çıkarsa vakfın Müslüman fakirlere tahsis edilmesi ve vakfın şartlarını değiştirmeye kalkana lanet edilmesi gibi, kayıtlar da dikkati çekmektedir.

b-Rıdvan-zade Ali Efendi 'nin Nakit ve Gayr-i Menkul Vakıfları

Rıdvan-zade Ali Efendi'nin vakıflarını gösteren vakfiyesi, uzun bir hamdele, salavat ve dua girişinden sonra, yaptığı nakit ve akar vakıflarını sıralamaktadır. Verdiği bilgiler arasında, vakıfların gelirleri, yapılan masrafları, vakıf hayratın tamirleri, vakfın şartları gibi bilgiler bulunmaktadır. Vakfiye 27 Cemeziyelula 1333/1915 tarihli bir irade ile kaydedilmiştir.

Ali Efendi'nin vakıf gelirleri şunlardır:

a-1000 akçe nakit para,
b-Maraş'ın Yukarıoba Mahallesinde bulunan, sınırları belli, içinde dahili ve harici evleri, akan tatlı bir suyu ve hamamının bulunduğu akar,
c-Yukarıoba Mahallesi'nde yaptırdığı Yekta Hamamı'nın yarısı,

d-Maraş'ın Kerhan (Ulutaş) Köyünde;
da-Bağ-ı Rıdvan adı ile meşhur üç parça bağ,
db-Üç parça nar bahçesi,
dc-Bir parça ayva bahçesi,
dd-Bir parça kayısı bahçesi,
de-Ayrıca iki bahçe,
df-Harap bir bostan arsası,
dg-Ailece iskan olunmaya mahsus bir yazlık,
dh-Leziz sular ve havuzla çevrelenmiş müteaddit evler,
dı-Dahilinde ve haricinde oturulan bağ evleri,
di-Kerhan (Ulutaş) Nehri (Kerhan Suyu) üzerinde bulunan Terlikan Köyü içinde bulunan ve Rıdvan Efendi Değirmeni adı ile bilinen bir su değirmeni.

e-Rıdvan-zade Ali Efendi'nin ecdadından kalma;
ea-Sekiçınar Mahallinde bir bostan tarlası,
eb-On parça Çiftlik,

f-Bademlice Köyünde;
fa-Kendisine miras kalan Durmuşoğlu tarlası adı ile meşhur olan mülk bostan tarlası,
fb-Çınarlı Ümmüşah Yeri,
fc-Mağara Başı,
fd-Tutluca mevkii,
fe-Koca Bey yeri,

g-İğdeli Köyü'nde üç parça mülk bostan tarlaları,
h-Camustil Köyü'nde Çoban Beylü mezraları olarak bilinen otuz parça mezra,
ı-Aksu Nehri kıyısında bulunan Köleoğlu Yerleri adı ile bilinen araziler,
i-Dürzüoğlu arazisi,
j-Veli Beyli Yerleri adı ile bilinen on parça pamuk ve sair hububat tarlaları.

c-Vakıf Gelirlerinin Harcandığı Yerler

Vakıf gelirlerinin nerelere harcanacağı vakıfın şartları arasında özenle belirtilmiştir. Vakfiyeye göre, vakfedilen nakit 1000 akçe paranın karının (İstirbah) ve gayr-i menkullerin gelirinin iki ayrı kalemde harcandığı görülmektedir.

ca-Vakıf Görevlilerine ve Sair Mürtezikaya Yapılan Harcamalar

aa-Tevliyet ciheti olarak günlük 20 akçe,
ab-İşinde mahir, kitabete muktedir katibe günlük beş akçe,
ac-Çalışkan dürüst bir Cabiye günlük beş akçe,
ad-Ravza-i Mutahhara'da, Delail-i Hayrat'dan her gün bir hizb ve Cumartesinden başlayarak Cuma gününe kadar, haftada bir hatim okuyarak, sevabını başta Hz. Peygamber (a.s.v.) hediye etmekle görevli olana günlük yirmi akçe verilecekti.

cb-Diğer Bazı Hayri Vakıflara Yapılan Harcamalar

ba-Harap olmuş Şekeroğlu Camii yeniden inşa edilerek bir minber konmuştur.
bb-Yukarıoba Mahallesi'nde bulunan Ahmed Paşa Camii 'nde vaaz ve nasihate muktedir, alim ve salih bir kişi Cuma vaizi olarak günlük on akçe vazifeyle görevlendirilmiştir.
bc-Yukarıdaki şartlara sahip bir kişinin de on akçelik vazifeyle, Pazartesi günleri Ulu Camii'nde vaaz vermesi temin edilmiştir..
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MARAŞ (MERKEZ) OSMANLI VAKIFLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 22:20

D- MARAŞ'DA BULUNANZÜRRİ VAKIFLAR

1-Hatib-zade Vakfı


Maraş'ın Hazinedarlı Mahallesi sakinlerinden Müderris Mehmed Efendi, Kalender Çelebi, Ahmed Çelebi ve merhum Ahmed Çelebi'nin oğlu Ali Çelebi gibi şahıslar, Maraş Çarşısı'nda kendi mülkleri olan birbirine bitişik üç tarafı umumi yol, batı tarafı Miri Han ve bir kısmı el-Hac Halil, el-Hac Mustafa ve Musa Çelebi dükkanları ile çevrili yirmi iki1050 adet fevkani oda; yine bunların altlarında üç adet oda; yukarıdaki hudut dahilinde olup ve kıble tarafında bulunan elli adet dükkan; kuzey tarafında üç adet dükkan olmak üzere toplam 25 adet oda ile 53 adet dükkanı Allah rızası için vakf-ı sahih ve lazım olarak 1 Zilkade 1063 / Ekim 1653 tarihinde vakfetmişlerdir. Kurdukları vakıflara Osman adındaki bir şahsı mütevelli tayin etmişlerdir.

Vakıf gailesinin, yukarıda isimleri sayılan Vakıf kardeşlerin kendi erkek evladına eşit bir şekilde dağıtılması şartıyla vakfedilmiş olması, vakfın tamamen zürri (ailevi) olduğunu göstermektedir. Buna binaen 1063/1653 tarihinden uzaklaştıkça ortaya çıkan bazı şahıslar, kendilerinin evlad-ı Vakıftan olduklarını iddia etmişlerdir. Dolayısıyla mesele mahkemeye intikal ederek vuzuha kavuşturulmaya çalışılmıştır. Nitekim 1186/1772 tarihinde vakıftan hisse almak maksadıyla başlayan davaların yeni bazı şahısların ortaya çıkmasıyla 1202/1788, 1248/1832, 1285/1868, 1296/1879, 1303/1885 1304/1886, 1319/1901 ve 1325/1907 tarihlerine kadar devam ettiğini tespit edebiliyoruz.'02 Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra da Hatib-Zade vakfı davası günümüze kadar aynı sebeplerden dolayı devam ede gelmiştir. Belki de tarihte en uzun süren vakıf davası unvanını alacaktır.

Her şeye rağmen 3 Safer 1319/22 Mayıs 1901 tarihli Maraş Şer'iye Mahkemesi'nin bu dava hakkında vermiş olduğu ilam ve bu gün Hatipoğlu Vakfı'nın Mütevellisi olan M. Kemal Hatipoğlu'nun elinde bulunan müteaddit tarihlere ait belgeler, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nde bulunan vakfiyesi ve kadı sicillerindeki tutanaklar söz konusu vakıf davasının çözümünü kolaylaştırmaktadırlar.

Şimdi elimizde bulunan mahkeme ilamını, yukarıda saydığımız belgeler ışığında tahlil edelim:

Mahkeme ilamından anlaşılan 1319/1901 tarihine gelindiğinde yukarıda bahsi geçen odaları içine alan Kabaoğlu Hanı yanmıştı. Yerinde otuz altı adet dükkan yapılmıştı. Yine bu tarihte açılan davada 1063/1653 tarihli vakfiye ibraz edilmiştir. 1063/1653 tarihinde vakfın mal varlığını yukarıda vermiştik.

Şimdi konu ile ilgili şartlarını sırasıyla inceleyelim:

1- Yukarıda zikredilen odaların ve dükkanların tasarrufunu ve
şartlarını değiştirmek, eksiltip, çoğaltmak hakkı adı geçen Vakıflara aittir.
2- Yine Mütevellinin azli ve tayin edilmesi Vakıfların elindedir.
3- Vakıflar vakfettikleri şeyde istedikleri gibi tasarruf hakkına sahiptirler.
4- Vakıfların vefatıyla vakfa tasarruf edecek olan Vakıfların erkek evladının evladı nesil be-nesil vakıfta mutasarrıf olalar. Eğer erkek neslin evladı kesilirse, kız neslinden olan erkek ve kızlar müsavi mutasarrıf olacaklardır.
5- Her kim vakfa mutasarrıf olursa dükkan ve odaların tamirini gereği gibi yapacaktır.
6- Vakıf Kalender Çelebi'nin yaptırdığı camiye1055 kim imam olursa ecr-i misli ile icar edilen oda ve dükkanların gelirinden imam da faydalanacaktır. Ancak bunun karşılığında her gün sabah namazından sonra bir cüz okuyup sevabını Hz. Resulullah'ın (A.S.V.) Ruh-ı Şerifelerine ihda edip, daha sonra vakıfların ve vakıf evladının ruhuna dua edecektir.
7- Vakıf evladından aslah olanı vakfa mütevelli olacaktır.

Vakfiyenin sonunda her kim vakfın iptaline çalışırsa ahiret gününde azab-ı şedit ile muazzep ola, diye bedduada bulunulmuştur.
1319/1901 tarihli i'lamın en önemli yönü, 1296/1879 tarihinde evladı vakıftan olduğunu söyleyen Ökkeş'in iddiasıdır. Bu iddia bu gün müphem olan bazı meselelerin çözümüne ışık tutmaktadır.

Buna göre:

1296/1879 tarihinde Hatib-Zade vakfının akarı açık açık ifade edilmektedir:

a- Çarşı-yı Kebir'de 48 oda ve bir ahırı müştemil Kabaoğlu Hanı demekle maruf bir adet vakıf han.
b- 2 adet attar dükkanı
c- Kabaoğlu Ham yanında 1 adet Tütün Fabrikası
d- Asakir-i şahane kışlası karşısında 1 adet kazgancı dükkanı
e- Belediye Çarşısında Üdürgücü-zade Camii yanında 1 adet kebapçı dükkanı
f- Alacacılar Çarşısı'nda bulunan 10'u alacacı, toplam 15 dükkan.

Bu dükkanların çevresi şöyledir:

Kısakürek-zade Ahmed Ağa ile müşterek Ermeni Matranı Katagikos Efendi'nin Taş Han tabir olunur mülk hanı ve Hırlakyan Kisforok Efendi'nin mülkü kazaz dükkanı ve umumi yol ile mahduttur.

1319/1901 tarihli ilama göre daha önce de yapılan duruşmalarda yukarıda bahsi geçen Ökkeş'in evlad-ı vakıftan olmadığı ve kendisinin neseb uydurmasında bulunduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle vakıftan yararlanması da mümkün görülmemiştir.

Daha sonra evlad-ı vakıfdan olduğunu iddia eden Kibar İbrahim'in beraatının olduğu ve Mehmed Çelebi kolundan olduğu 1285/1868 tarihinde mahkeme kararıyla kesinleşmiş ve 1319/1901 tarihli ilamda bu kararı esas alarak vakfın yarısına Kibar İbrahim'in tasarruf edeceğine karar vermiştir.

1296-1303/1879-1886 seneleri arasında bir çok kimse evlad-ı vakıftan olduklarını iddia ederek vakıftan yararlanmışlardır. Fakat 1303/1886 tarihli mahkeme kararı bunları ke-en-lem-yekun sayarak evlad-ı vakıftan olmadıklarını açığa çıkarmıştır.

1304/1887 tarihinde evlad-ı vakıftan olduğu iddiası ile ortaya çıkan ve o zaman mahkemece tescil edilen Hatib-zade Hüseyin Ağa'nın elinde bulunan mahkeme kararı, 1319/1901 tarihli mahkemece de tasdik edilerek doğrulanmıştır. Kararı ilgililere bildirilmiştir. Buna göre Hatib-zade Hüseyin'in, Vakıf Kalender Çelebi evladından olduğu kesinleşmiş, Maraş Şer'iye Mahkemesi'nde, şahitlerin huzurunda Hüseyin Ağa'nın nesebi tespit edilmiş; Hüseyin Ağa'nın babasının Numan Ağa, Dedesinin Hüseyin Çelebi, onun babasının Ahmed Çelebi ve onun babasının Mustafa ve onun babasının Kalender Çelebi ve onun babasının da Ali' olduğu belirlenmiştir.

1304/1887 tarihli kararda Hüseyin Ağa, vakıf evladının ekber, aslah, erşed ve en emini olması hasebiyle vakfın mütevellisi olmuştur. Aynı zamanda Hüseyin Ağa elinde bulunan vakıfnameyi ve mütevellilik beratını da mahkemede ibraz etmiştir.

1319/1901 tarihli Şer'iye Mahkemesi'nin vermiş olduğu karar şöyledir:

"Evlad-ı vakıfdan olduklarını iddia eden bazı eşhasın iddialarının fuzuli olduğuna, Kalender Çelebi vakfı olan yarı hisseyi evlad-ı vakıftan olduğu kesinleşen Hüseyin Ağa ve ortaklarına eşit bir şekilde dağıtılmak üzere istihkaken; tevliyeten müstakil olarak Hüseyin Ağa'ya;. Mehmed Çelebi vakfı olan yarı tevliyet hissesini Kibar İbrahim Efendi'ye tevliyet ve istihkak olarak verilmesi şahitlerin huzurunda 3 Safer 1319/22 Mayıs 1901 tarihinde karara bağlanarak müddeiler eline bu ilam verilmiştir."

2- Hoca Mehmed Durdu Vakfı

1095/1684 tarihli bir belgeye göre, XVII. asrın başlarında Maraş'da mukim olan Hoca Mehmed Durdu, bazı emlak ve akarını oğulları Abdulğaffar, Ahmed ve Abbas adına vakfetmiştir. Vakfettiği emlak ve akarının gelirinin eşit bir şekilde nesil be-nesil erkek evladına taksim edilmesini şart koşmuştur. Vakıfla ilgili bir kaç arşiv belgesinden başka elimizde bir kayıt bulunmamaktadır. Fakat bu belgelerde vakfın zürri bir vakıf olduğu anlaşılmaktadır. Yine aynı belgelere göre, vakfın mahiyetini ve miktarını bilemediğimiz emlak ve akarına sahip olmak isteyen bazı kimselerin vakfa müdahalede bulunduğu, bu nedenle çıkan anlaşmazlığın mahkemeye intikal ettiği anlaşılmaktadır. Bu anlaşmazlıklar üzerine, Mehmed Durdu Efendi'nin torunu ve Abbas'ın oğlu olduğunu bildiren bir şahısın mahkemeye müracaat ederek kendisine bir beraat verilmesini istediği görülmektedir.

Yukarıda belirtilen konuların dışında vakıfın vakıfları, yeri, şartları ve diğer durumları ile ilgili her hangi bir bilgiye ulaşamadık, sadece görevlilerle ilgili olarak 1145/1732 tarihli bir belgeye göre, vakfın mütevellisi olan evlad-ı vakıftan Seyyid Osman'ın vefatı üzerine, yine evlad-ı vakıftan batn-ı evvel olan Seyyid Hüseyin bu göreve tayin edilmiştir.

3- Koca Emin Ağa Vakfı

Vakfiyesine göre Koca Emin Ağa, XVIII. yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır. Kurduğu zürri vakıf aracılığı ile aşağıda sayılan vakıf akarın tamamının kendisinden sonra evladına kalmasını; vakfın gailesinin, neslinden gelenlerin inkırazına kadar torunları tarafından idaresini şart koşmuştur.

1138/1726 tarihli vakfiyesine göre, Koca Emin Ağa'nın vakıf akarı şunlardır:

1- Hatuniye Mahallesinde altlı üstlü dört oda, iki ahır, bir su kaynağı ve ma'mur bir ev,
2- Çarşıbaşı'nda yan yana bir berber dükkan, bir bıçakçı dükkanı, iki demirci dükkanı, bir kalaycı dükkanı ve bir nalıncı dükkanı. Ayrıca yine Çarşıbaşı'nda Pazar Kapısı mevkiinde birbirine bitişik leblebici ve attar dükkanları,
3- Bir adet ma'sere kazanı,
4- Etraf Şehir Nahiyesi'nin Peynir Dere Köyü civarında bir üzüm bağı,
5- Terlikan Köyü civarında bulunan Ağyar (Akyar) Deresi'nde üç adet ceviz ağacının gelirinin yarısı,
6- Terlikan Köyü civarında Cavşak Mevkii kenarında dikili bir ceviz ağacı ve Alicikli'de dikili dört adet ceviz ağacı, kırk hisse itibarıyla yirmi dört hissesi; yine aynı mahalde bulunan bir adet ceviz ağacı, kırk hisse itibarıyla otuz iki hissesi vakfedilmiştir. Bu vakıflarının tamamı sahih vakıftır.

1273/1857 tarihli bir belgeye göre, vakıfın neslinden geldiklerini iddia edenler arasında, vakfın gelirleri ile ilgili anlaşmazlık çıkmış, konu mahkemeye intikal etmiştir. Ancak mahkeme anlaşmazlığın üzerinden 36 sene geçmesi durumunu göz önüne alarak Feteva-yı Bezzaziye'ye göre müracaatı geçerli saymamıştır. Aynı tarihli belgeye göre bu tarihte vakıf Evkaf Nezareti'ne bağlanmış durumdaydı.

4- Dulkadirzade el-Hac Halil Bey Vakfı

Vakıf, 3 Cemaziyelevvel 1265/27 Mart 1849'da, Dulkadirli ailesine mensub olan el-Hac Halil Bey tarafından yaptırılmıştır. Halil Bey, hayatta olduğu süre içinde vakfın mütevelliliğini kendisinin yapmasını, vefatından sonra, erkek evladının ekber ve erşedinin, eğer erkek evladı olmasa, kız evladının ekber ve erşedinin mütevelli olmasını ve bu usul üzere amel edilmesini şart koşmuştur. Vakfın sahih ve lazım olduğu kaydedilerek, bu şartları değiştirenlere Allah'ın lanetinin onun üzerine olması şeklindeki beddua cümlelerine vakfiyesinde yer verilmiştir.

Vakfiyesine göre, Halil Bey'in vakıflarından üç dükkanın senelik icarından 60 kuruşunun mütevellinin bilgisi dahilinde Ravza-i Mutahhara hademelerine, 60 kuruşunun Kabe-i Mükerreme hademelerine, icarın 1/5'inin mütevelliye, geri kalanın da dükkanların tamirine harcanması şart koşulmuştur. Bu gelirin elde edildiği dükkanların; Oduncu Pazarı ve Saray altı denilen mevkide bir köşker dükkanı, bu dükkanın yanında bir şıracı dükkanı, Tüfekçi Hamamı yanında bir adet boyacı dükkanı olduğu kaydedilmiştir.

5- Hacı Ömer Efendi Vakfı

Vakıf, Hoca Durdu Mahallesi sakinlerinden Hacı Ömer Efendi tarafından yapılmıştır. Bir kaç dükkandan ibaret olan vakıf akarları, vakfiyesinde şöyle tarif edilmektedir; Suk-ı Sultani (bu günkü Saraçlar Çarşısı)'de ve Kuyumcu Çarşısı denilen mahalde bulunan bir dükkanın 40 para hisse itibarı ile 12, 5 para hissesi ile Köprübaşı Kahvesi adı ile bilinen bir kahvehane ve onun altında üç adet dükkandır. Vakıf, bu vakıfların sahih ve lazım olduğunu tescil ettirmiştir.

Hacı Ömer Efendi vakfının masrafları hakkında vakfiyesinde geniş bilgi verilmiştir. Buna göre, vakfın müsakkafatından Kuyumcu Çarşısı mahallinde bulunan dükkanın tamirat masrafları çıktıktan sonra, geri kalan para ile mütevellinin bilgisi dahilinde ehil ve salih bir kişiye ayda bir hatim okutturulup sevabının Hacı Ömer Efendi'nin vefat eden kızı Aişe Hanım'ın ruhuna hediye edilmesi; Kahvehanenin geliri ile her ay bir hatim okutturulup sevabının Vakıf Hacı Ömer Efendi'nin vefat eden hanımı Ümmü Gülsüm Hanım'ın ruhuna bağışlayan zata verilmesi; kahvehaneden elde edilen gelirden geri kalan 30 paranın, Hoca Durdu Mahallesindeki Tekke nam mahalde bulunan çeşmelerin tamiratına harcanması şart koşulmuştu.

Vakfiyesine göre, Hacı Ömer Efendi'nin vefatına kadar tevliyeti kendi uhdesinde olacaktı, vefatından sonra da anlaşıldığı kadarı ile erkek evladı olmadığından, kız evladının erkek çocuklarından ekber, erşed ve aslah olanların nesil be-nesil vakfa mutasarrıf olmaları; eğer nesli tamamen inkıraz olursa, Maraş Hakimi tarafından uygun birisi mütevelli olarak tayin edilmesi şart koşulmuştu. Vakfiyede, vakfı değiştirenlere karşı lanet cümleleri de kaydedilmiştir.

6- Hatice Hatun Vakfı

Maraş'ın Hatuniye Mahallesi sakini, Hazinedar oğullarından Veliyuddin bin Abdullah'ın kızı Hatice Hanım tarafından 1294/1877'de yapılan sahih bir vakıftır. Hatice Hatun Maraş'da vakıf yapan tek kadındır. Vakıfları, Çarşı başı'nda bulunan dört dükkandan ibarettir. Dükkanlardan biri bıçakçı dükkanı, biri demirci dükkanı, ikisi de köşker dükkanıydı. Vakıflar hakkında daha sonraki yıllarda her hangi bir bilgiye rastlamadık.
Hatice Hatun'un vakfı, yan zürri vakıftır.

Vakfı için koyduğu şartları şöyle tarif etmektedir:

Vakıf müsakkafatı oluşturan dört dükkan, mütevellinin bilgisi dahilinde her sene icare-i vahide-i şeri'ye ile icara verilecektir. Elde edilen gelir, öncelikle dükkanların tamirine sarf edilecektir. Tamir masrafı çıktıktan sonra, zeytin yağı ve mum alınarak Bostancı mahallesinde bulunan Karadut Camii'nde ve minaresinde yakılacaktır. Vakfın mütevellisi Hatice Hatun'un oğlu Mehmed hayatta oldukça hasbi olarak vakfa mütevelli olacaktır. Mehmed'in vefatından sonra vakfın tevliyeti onun evladına meşruttur. Eğer erkek ve kız nesli tamamen münkariz olursa hakimin reyi ile mütedeyyin ve müstakim biri vakfa mütevelli olacaktır. Eğer vakfın geliri istenilen manada, belirtilen yere sarf edilmezse şehir hakiminin ve mütevellinin görüşü doğrultusunda vakfın geliri hacca gidenlerden emin birisi ile Haremeyn fukarasına gönderilecektir. Haremeyn'e de gönderilemezse Müslüman fakirlere dağıtılması meşruttur.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MARAŞ (MERKEZ) OSMANLI VAKIFLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 22:20

7- Ahmed Ağa Vakfı

Maraş'da bulunduğunu tespit ettiğimiz vakıflardan Cumhuriyet öncesinde kurulan en son vakıf Ahmed Ağa'nın 2 Rebiyülevvel 1341/23 Ekim 1922'de kurduğu yarı hayri, yarı ailevi bir vakıftır. Vakıf bir adet Han'dan ibaretti. Bu hanın yeri Maraş Çarşısı'nda bulunan bir tarafı nehir, bir tarafı el-Hac Abdulvehhab oğlu ve sair dükkanları, bir tarafı Köşker Çarşısı, bir tarafında da el-Hac İbrahim dükkanıyla sınırlıydı. Han, altlı üstü otuz oda, bir boyahane, dört debbağhane, bir değirmen, bir salhane ve bir ahırı ihtiva etmekteydi.

Vakfiyesine göre, Ahmed Ağa vakıf hakkında şu şartları tayin etmiştir:

1- Mütevellinin bilgisi dahilinde Han'daki odalar ve sair dükkanlar icara verilecektir,
2- İcardan elde edilen gelirin:

a-5 kuruşu Saraçhane Camii imamına,
b-2 kuruşu Karamanlı Camii çerağına ve 3 kuruşu imamına,
c-3 kuruşu Bayezidli Camii imamına, 2 kuruşu çerağına,
d-5 kuruşunun da Medine fukarasına verilmesi,

3- Vakıf gelirinden mütevelli öşrünün verilmesi,
4- Geri kalan gelirin de vakıf Ahmed Ağa'nın evlatları arasında erkeğe iki kız hissesi vardır1076 ayetine göre taksim edilmesi şart koşulmuştur.

Vakfiyesine göre, vakfın tevliyetinin Ahmed Ağa'nın elinde olması; O'nun vefatından sonra, erkek evladının erşed ve aslahı; erkek evladı inkıraza uğrarsa; kız evladından salih ve mütedeyyin olanın; eğer zürriyeti tamamen inkıraza uğrarsa; mahallin hakiminin reyi ile mütedeyyin bir kişinin mütevelli tayin edilmesi; bu durumda ise, vakfın masrafından arta kalan meblağın Maraş fukarasının ihtiyaçlarına sarf edilmesi; zamanla bu zikredilen şartlara riayet edilmezse, vakfın gelirinin Müslüman fakirlere harcanması şart koşulmuştur. Maraş hakiminin vakfın nazırı olması, vakfın sahih ve lazım olduğu, vakfın şartlarını değiştirenlere karşı yapılan lanetler de vakfiyenin kayıtları arasında yer almaktadır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MARAŞ (MERKEZ) OSMANLI VAKIFLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 22:21

E- MARAŞ'DA BULUNAN KUR'AN-I KERİM VAKIFLARI

Vakfiyelerde yapılması ön görülen hayri ve dini hizmetlerden biri de Kur'an-ı Kerim okutulmasıdır. Hatta Kur'an-ı Kerim okutulmasının, hayri ve dini hizmetlerin en önemli şartı ve başta geleni olduğunu söylemek mümkündür. Vakfiyelerde bir çok hayri müesseseler de Kur'an-ı Kerim okutulması şart koşulmuştur. Bunun ne zaman ve nasıl okutulacağı da ayrıca belirtilmiştir.

Bu arada gerek şart edilen şekilde Kur'an-ı Kerimin ilgililerce okunmasını sağlamak, gerekse diğer Müslümanlarca okunmasını sağlamak için Kur'an-ı Kerimler veya cüzler vakfedilmiştir. Ravza-i Mutahhara başta olmak üzere, bir çok cami ve mescidlere değişik tarihlerde yazılan ve hat, cilt, tezhip gibi güzel sanatlar açısından büyük değerleri olan bir çok nadide Kur'an-ı Kerimler
vakfedilmiştir.

Kur'an-ı Kerim, vakfına cevaz verilen menkullerdendir. Yalnız bu konuda, yani kitap vakıflarında üç önemli problem ortaya çıkmaktadır. Bunlardan birincisi; Vakıf vakfettiği kitabı bir yere bırakır, hariçten okunması hususunda bir şey söylemez ise, Bu durumda kitabı dışarıya çıkarılabilir. Çünkü, burada amaç kitabın okunmasıdır.

İkincisi:

Vakıf, kitabı koyduğu kütüphane veya başka bir bina dahilinde okunmasını ister, ancak hariçten okunmasın da demez. Bu Vakıfın şartı sayılır. Buna göre, kitabı dışarı çıkarmak ve dışarıda okumak da caizdir.

Üçüncüsü:

Vakıf, kitabın belli bir bina dahilinde mütalaa olunmasını, başka bir tarafa asla nakledilmemesini şart koşması halidir. Burada vakıfın şartına uymak gereği vardır. Fakat vakfa zarar verdiği taktirde, hakim kararıyla bu şarta muhalefet edilebilir.

Diğer İslam memleketlerinde olduğu gibi, Maraş'da da bir çok müzehheb, tezyinatlı, el yazması Kur'an-ı Kerimler vakfedilmiştir. Biz bunlardan sadece iki Kur'an vakfını inceleyeceğiz. Bunlardan birincisi Alaüddevle Bey'in vakfettiği Kur'an-ı Kerimdir. Diğeri de Nakibu'l-Eşraf Kaymakamı Seyyid Mehmed Efendi'nin vakfettiği üç Kur'an-ı Kerim'dir.

1- Alaüddevle Bey'in Kur'an-ı Kerim Vakfı

Dulkadir oğullarından Şemseddin Mehmed tarafından 893/1488'de yazılan ve Halil bin Hatib el-Maraşi tarafından tezhib olunarak, Alaüddevle Bey tarafından satın alınarak kendisinin yaptırdığı Ulu Camii'nde okunmak üzere, 899/1493'de vakfedilmiştir. 1324-1326/19061908 tarihlerinde Maraş'da Evkaf Katibi olan Arifi Bey1083, söz konusu Kur'an-ı Kerimi Ulu Camii Kütüphanesinde görmüş ve Kur'an-ı Kerim'in ketebe ve vakfiyesini de yayınlamıştır. Buna göre Kur'an-ı Kerim'in en sonunda kayıtlı bulunan ketebede, Kur'anı yazan katibin kendinden bahsettiği bölümden anlaşıldığına göre, kendisinin adı Şemseddin Mehmed idi ve Süleyman Zülkadir'in torunu idi.

Arifi'nin tespitlerine göre, Kur'an-ı Kerimin Arapça vakfiyesinin tercümesi şöyledir:

Besmele, bu Kur'an-ı Kerimi (burada Kur'an'ın bir çak sıfatı sayılmaktadır) Alaüddevle bin Süleyman bin Zülkadir Allah'ın rızasını gözeterek, cennet nimetlerini arzu ederek ve korkunç yer olan cehennemin azabından kurtulmak için sahih ve şer'i bir vakıf olarak vakfetti. Vakfedilen bu Kur'an-ı Kerim ne satılır, ne hibe edilir, ne rehin alınır, ne rehin istenir ve ne de miras olarak bırakılır.Kim bu şartlara dikkat etmezse ona lanet okunmuştur.

2- Nakibu'l-Eşraf Kaymakamı Seyyid Mehmed Efendi'nin Kur'an-ı Kerim Vakıfları

Bu Kur'an-ı Kerimler, Nakibu'l-Eşraf Kaymakamı Seyyid Mehmed Efendi tarafından 1124/1712 tarihinde vakfedilmiştir.

Bunlardan birincisi:

Veziri kıta ve hizb başlangıçları

İkincisi:

Bir kenarı tamir olunmuş ve birinci Kur'an-ı Kerim gibi muhalli;

Üçüncüsü:

Her sahifesinin ilk ve son satırları müselles ve diğer orta satırlar ise sülüs yazı ile yazılmış ve Kur'an-ı Kerim yaldızlanmıştır. Bununla beraber her üç Kur'an-ı Kerim'in de sure başlan süslenmiş ve tezhib edilmiştir.

Nakibu'l-Eşraf Kaymakamı Seyyid Mehmed Efendi, vakfetmiş olduğu Kur'anlar hakkında şöyle şart koşmuştur:

Kur'an'ların, tertil üzere Kur'an-ı Kerim okuyan, kefıl-i kavi gösteren ve zayi etmeyeceğinden emin olunana verilmesi, okunan Kur'an'ın sevabının Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ruh-ı şeriflerine bağışlanması ve bir Fatiha sevabının da kendisine hediye edilmesi istenmiştir.

Yukarıda bahsedilen Kur'an-ı Kerim'lerin, bu gün nerede olduğu hakkında bir bilgimiz yoktur. Bazı şahıslarda ve Maraş İl Halk Kütüphanesinde bulunan on beş adet yazma Kur'an-ı Kerim'in ise, söz konusu Kur'an-ı Kerim'lerin özelliklerini taşımadıkları görülmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Maraş Sancağı ve Dulkadirli Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir