Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Maraş Elbistan Dulkadirli Vakıfları

Burada Maraş Sancağı ve Dulkadirli Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Maraş Elbistan Dulkadirli Vakıfları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 21:57

MARAŞ ELBİSTAN DULKADİRLİ VAKIFLARI

A-DİNİ VAKIFLAR (CAMİLER-MESCİTLER)

1-Cami-i Atik (Çarşı Camii)


Elbistan Çarşısı içinde bulunan cami, günümüzde Çarşı Camii adı ile bilinmektedir. Doğusundan Dulkadir caddesi geçmektedir. Kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Şehrin en eski camii olması nedeni ile kaynaklarda Cami-i Atik adı ile kaydedilmiştir. Basit yapısı ile Danişmendliler zamanında yapıldığı intibaını vermektedir.

Cami-i Atik ile Cami-i Kebir'in ve Cami-i Kebir'e ait vakıf dükkanların çarşı içinde bulunması, adı geçen camilerin yerleri ve adları ile ilgili bazı yanlış düşüncelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ancak elimizdeki belgelere göre, bu iki isim ayrı ayrı camileri göstermektedir. Alaüddevle Bey Camii de Cami-i Kebir (Ulu Cami)'den başkası değildir.
Cami-i Atik adı, Alaüddevle Bey'in 906/1500 tarihli vakfiyesinde geçmemektedir. Buna karşılık vakfiyede kayıtlı bulunan Cami-i Kebir'in, daha sonraki yıllarda zaman zaman Alaüddevle Bey Camii adı ile geçen camiin vakıf gelirlerine sahip olduğu görülmektedir. Buna göre, Cami-i Atik'in Alaüddevle Bey Camii olmadığı kesindir.

Elbistan'ın Osmanlılar tarafından fethinden sonra yapılan ilk üç tahrir kayıtları esnasında Cami-i Atik adına ve aynı camiye ait vakıf kayıtlarına rastlanmamaktadır. Cami-i Atik adı ve vakıflarında belirsizlik olduğu dikkati çekmektedir. 1527 yılı tahrir kayıtlarında vakf-ı cami, Cami-i Elbistan, vakf-ı cami der Nefs-i Elbistan şeklinde geçen vakıflar ise, daha sonraki yıllarda kısaca Cami adı ile zikredilen Alaüddevle Bey Camii, yani Cami-i Kebir'in vakıflarından başka bir şey değildir. Nitekim bu devredeki tahrir kayıtlarında Cami-i Kebir'in bulunduğu mahalle de sadece Cami Mahallesi adı ile kaydedilmiştir. Muhtemelen Cami-i Kebir adına sonradan yapılmış olan vakıflar da aynı kısaltılmış adıyla kaydedilmiştir.

XVII. ve XVIII. yüzyıllarda tutulan Evkaf Defterleri'nde Cami-i Kebir'e ait vakıf kayıtlarından ayrı olarak Cami-i Atik adına vakıf gelirleri kaydedildiği görülmektedir. Nitekim camiin 1100/1689 tarihindeki bir yıllık vezaif (maaş) ve sair ihtiyaçların karşılığı olmak üzere 1800, 1105/1694'de günlük beş akçe üzerinden altı aylık 900 ve yıllık 1800, 1106/1695'de ise, 5 akçe hesabıyla bir ayda 150 akçelik geliri olduğu zikredilmiştir. 1118/1706 tarihli bir belgede ise, Hasan Halife'nin hitabet görevi karşılığında Cami-i Atik vakfından belli bir ücret aldığı belirtilmiş, Ancak Defter hane kayıtlarında Cami-i Atik adına bir kaydın olmadığı zikredilmiştir, Daha sonraki tarihlerde tutulan evkaf defterlerinde, yine cami ile ilgili her hangi bir kayda rastlanmamaktadır. Haliyle bu gelirlerin başka alanlara kullanılmaya başlandığı anlaşılmaktadır.
Cami, IV. Mehmed zamanında tamir edilmiş 1886 yılında yeni bir tamir daha görmüştür. Cumhuriyet döneminde de küçük çaplı bakımlar yapılmıştır.

2-Cami-i Kebir (Ulu Cami)

Bev, mescid-i Kebir, Cami, Mescidu'l-Camii'l-Kebir ve Mescidu'l-Kebir adları, cami için kullanılan adlardır ve Cumhuriyet devrinde de Ulu Cami adı ile bilinen eser, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bey tarafından imar ve inşa edilmiştir Hangi yılda yapıldığı bilinmemektedir. Ancak 892/1492'den önce yaptırıldığı bilinmektedir. Çünkü Alaüddevle Bey'in, 892/1492'de Gürün Köyü'nün malikane hissesinin yarısını Tatar bin el-Hac Ali'den satın alarak bu gelirin 1/3'ünü daha önce Elbistan'da inşa etmiş olduğu mescidi (Cami-i Kebir)'ne ve 2/3'ünü de medresesine vakfettiği bilinmektedir. Cami, halen Elbistan'ın Güneşli Mahallesi'nin ortasında bulunmaktadır. Bir sokak aracılığı ile şehrin merkezini oluşturan ana caddeye bağlanmaktadır.
Cami-i Kebir'in yeri, yukarıdaki isimlerin bütününün aynı camiye ait olup olmadığı, eski adının Cami-i Atik olduğu ve Selçuklu emirlerinden Mübarizüddin Çavlı tarafından yaptırıldığı ile ilgili olarak bir çok fikirler ortaya atılmıştır. Bu nedenle adı geçen konular üzerinde durmak gerekmektedir.

Alaüddevle Bey'in, 906/1500 tarihli vakfiyesinde camiin adı, Elbistan Çarşısı içinde Cami-i Kebir olarak bilinen vakfın yakınında bulunan dükkanları adı geçen camiye vakf etti şeklinde tercüme edilebilecek bir ifade ile geçmektedir. Bu ifadeden Cami-i Kebir adı ile tanınan eserin o devirde de çarşı içinde bulunduğu ve yakınında bulunan dükkanların kendisine vakfedildiği anlaşılmaktadır. Ancak şehrin Osmanlıların idaresine geçmesinden sonra yapılan ilk tahrir kayıtlarında, camiin içinde bulunduğu mahalle, camiin adı ile kaydedilmiş, mahallede bulunan dükkanların Ahmed Kethüda tarafından evladına vakfedildiği zikredilmiştir. Mahallede bulunan vakıf dükkanların dışında şehrin diğer mahallelerinde ve çarşısında vakıf dükkanlara rastlanmaması da camiin bu mahallede olduğunu göstermektedir. Ancak bu dükkanların Ahmed Kethüda'nın evladına ve onların inkırazından sonra, Medine-i Münevvere vakfı olarak kaydedilmesine karşılık, ilk tahrir kayıtlarında, camiin çarşı içindeki vakıflarına ait bir kaydın bulunmaması dikkat çekicidir. Bu durum, adı geçen vakıfların başkalarının adına yazılmış olabileceği ve benzeri düşünceleri hatıra getirmektedir. Nitekim camiin bulunduğu mahallede Ahmed Kethüda'nın kendi evladına vakfetmiş olduğu dükkanların Şehsuvar oğlu Ali Bey tarafından gasben alınarak vakfedilmek istenmesi, ancak öldürülmesi üzerine dükkanların tekrar eski hukuki konumuna getirilmesi de bu düşünceyi hatırlatmaktadır.

Yine 1527 ve 1563 tarihli tahrir defterlerinde Alaüddevle Bey Camii Mahallesi'nin kayıtlı olması ve 1563 yılına ait defterde Alaüddevle Bey Camii'ne ait dükkanların vakıf geliri olarak kayıtlı olması da bu camiin, adı geçen mahallede çarşı içinde bulunan Cami-i Kebir olduğu fikrini doğrulamaktadır. Nitekim camiye ait vakıf dükkan, zemin ve benzeri gelirlerin yeniden tespit edilerek vakıf gelirlerinin camiin imar ve inşasını gerçekleştiren Alaüddevle Bey'in adı ile birlikte, vakf-ı Cami-i Alaüddevle Bey şeklinde geçtiği görülmektedir.408 Sonraları camiin bulunduğu mahallenin adı değiştiği gibi, camiin adı da Cami-i Kebir-i Alaüddevle Bey şeklinde kaydedilerek hem Alaüddevle Bey'e ait olduğu, hem de Cami-i Kebir adı ile tanındığını göstermektedir. Mescidu'l-Camii'l-Kebir ve Mescidu'l- Kebir adları da yukarıda gösterildiği üzere, cami için kullanılan adlardır. XVIII. yüzyıla ait 1118/1706 tarihli bir kayıtta, Alaüddevle Bey Camii adına, eskiden beri Cami-i Kebir'e ait vakıfların kayıtlı olması ise, camiin yeri ve adı ile ilgili tereddütleri ortadan kaldırmaktadır. Camiin bulunduğu mahallenin adı zamanla değişerek Güneşli mahallesi adını almış, Cumhuriyet devrinde de Elbistan'ın en büyük camii olması ve eski adına binaen, camiye Ulu Cami adı verilmiştir.

Cami-i Kebir hakkında ileri sürülen düşüncelerden biri de kaynaklarda Cami-i Atik olarak kaydedilmiş bulunan eserin, camiin diğer adlarından biri olduğu, yani bu iki adlandırmanın aynı eseri gösterdiği fikridir. Ancak ilk tahrirlerde görülmediği halde, daha sonraki vakıf kayıtlarında adı geçen eserin Alaüddevle Bey Cami-i Kebiri dışında ayrı bir vakıf olarak kaydedilmiş olması bu düşünceyi ortadan kaldırmaktadır.

Alaüddevle Bey'e ait Cami-i Kebir'in ya da bu günkü adı ile Ulu Caminin, Elbistan'da valilik yapan Selçuklu emirlerinden Mübarizüddin Çavlı tarafından yaptırıldığına dair bilgiler ise, kısmen doğrudur. Çünkü Ulu Caminin son cemaat yerindeki asıl portalin üzerinde bulunan dört satırlık sülüs hatlı ve Muharrem 637/Ağustos 1239 tarihli Selçuklu devrine ait kitabeye göre, cami ilk defa Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Elbistan Emiri, Mübarizüddin Çavlı tarafından yaptırılmıştır. Camiin mevcut mimari özelliği de onun yerinde eskiden mevcut olan bir camiin yerine yapılmış olduğu intibaını vermektedir. Camiin 906/1500 tarihli vakfiyesinde ise el-Mescidu'l-Camii'l-Kebir'in Alaüddevle Bey tarafından inşa edildiği belirtilmektedir. Bu bilgiler bir bütün olarak değerlendirilecek olursa, aşağıdaki sonuç ortaya çıkmaktadır.

Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında uzun süre Elbistan emirliği yapan Mübarizüddin Çavlı, Muharrem 637/Ağustos 1239 tarihinde bu günkü Ulu Caminin yerinde bir cami yaptırmıştır. Alaüddevle ise, zamanla harap olan bu camiyi imar ederek onun yıkıntıları üzerine yeni bir cami yaptırmıştır.

Cami-i Kebir'in Alaüddevle tarafından yaptırılarak ona vakıf gelirleri tahsis edilmesi ve Osmanlılar zamanında da aynı adla varlığını devam ettirmiş olması, onun 1507'de Şah İsmail tarafından yıktırıldığı fikrini zayıflatmaktadır. Ancak camiin Osmanlı mimari özelliğini yansıtması, ya Alaüddevle Bey tarafından yeniden inşası esnasında Osmanlı mimari etkisinin yansıtılması ya da bir miktar tahrip edilmiş olan camiin sonradan tamir edilmesi neticesinde ortaya çıktığı düşünülebilir.

Camiin Osmanlılar zamanında da bir çok tamirat geçirdiği muhakkaktır. Nitekim bazı kayıtlara göre, cami Kanuni zamanında, IV. Mehmed zamanında ve 1231/1816 tarihinde onarılmıştır. Camiin son cemaat yeri cephe duvarının kuzey doğu köşesinde bulunan bir kitabe, ebced hesabıyla 1816'da yapılan tamirin tarihini göstermektedir. Kitabede, D üşürdü Vehbi Habibi-Dedi tarih güzel oldu bu tamir mübarek Allah ifadesi yer almaktadır. Tamir ücretinin ödenmesi hususunda çıkan bazı huzursuzluklar nedeni ile bu son yapılan tamir işinin uzadığı anlaşılmaktadır. Cami, Cumhuriyet devrinde de tamir edilmiştir. Bu tamirler, 1922'de halk tarafından, 1932'de ve 1992'de vakıflar idaresi tarafından yapılmıştır.4'5 Minaresi de 1834 yılında halk tarafından müstakilen tamir edilmiştir.

Şehrin Osmanlılar tarafından fethinden sonraki ilk tahrir esnasında camiin bulunduğu mahalle kalabalık değil iken, daha sonra, camiin etrafındaki yerleşimin arttığı ve nüfusun kalabalıklaştığı dikkati çekmektedir.

Şehrin ilk tahriri esnasında, camiin hatibi olan Hasan oğlu Mevlana Ahmed'in Ümmet Baba Zaviyesi Mahallesi'nde; imamı Ali oğlu Lütfullah Kethüda ve müezzini Hacı Ali oğlu Mehmed'in de Oğranca Kapı'da oturduğu kayıtlıdır 1118/1706'da ise, cami hitabetinin Seyyid Cemaleddin'e, daha sonra da onun oğlu Şeyh Seyyid Hüseyin'e verildiği kaydedilmiştir. 1233/1818 tarihli belgede, bu tarihten önce mütevelli olan Arslan Paşa-zade Ahmed Bey'in ölümü üzerine, Mustafa Bey ve Halil Bey'in mütevelli oldukları kayıtlıdır.

Camiin cüz-hanlığına meşrut olan Ahi Mezrası, 1122/1710'da Mehmed Şerife, 1276/1860'da Osman Necib'e, 1278/1861'de onun oğlu Halil'e tahsis edilmiştir. Görevlendirmeler ile ilgili zaman zaman anlaşmazlıklar çıktığı belgelerde dikkati çekmektedir.
925/1519 tarihli Darende Evkaf Kayıt Defteri'ne göre, Alaüddevle Bey, 1492'de Gürün Köyü'nün malikane hissesinin yarısını almış ve bu hissenin 1/3'ünü Elbistan'daki mescidi (Cami-i Kebir)'ne tahsis etmişti. Bu 1/3 hissenin 1519'daki miktarı 1000 akçe idi. Alaüddevle Bey'in 906/1500 tarihli vakfiyesine göre, Alaüddevle Bey, Camii inşa etmiş; buranın masraflarını, görevlilerin maaşlarını ve benzeri harcamaları karşılamak üzere; arazi, dükkan, zemin ve değirmen gelirlerinden oluşan vakıflar tahsis etmiştir. Buna göre, Alaüddevle Bey, Camiin imamı, müezzini ve ferraşı için Ozan Öyügü (Evzaniye, Doğan Köy) yakınındaki arazileri ve Elbistan Çarşısı'ndaki bezzazlardan elde edilen gelirin yarısını vakfetmiştir. Bu yarım hisseyi de üçe taksim ederek 1/3'ü hatibe, 1/3'ü imama ve 1/3'ü de müezzin ve ferraşa tahsis etmiştir. Ayrıca aynı yerden elde edilen gelirin öşrünü Bezzaziye'ye sarf edilmek üzere, bezzazların nazırının emrine vermiştir. Bunların dışında Elbistan Çarşısı içinde, Cami-i Kebir'in yakınında bulunan dükkanları, çarşı içinde 55 dükkanı, Cuma günleri kurulan Pazar için tahsis edilmiş olan Basta Yeri adı ile bilinen araziyi, Aşık Ömer oğlu Mehmed adı ile bilinen Hatun Mezrası'ndaki araziyi, Aynularus Nahiyesi'ne bağlı Melik Köyü'ndeki değirmenleri, camiin ihtiyaçlarına harcanmak üzere ve Bekir Fakih arazisini de camide cüz okuyacak olana vakfetmiş ve bu vakıflara zarar verenlere ağır beddualar etmiştir.

1527 yılında, daha önce Caminin vakfiyesinde adı geçen vakıf gelirlerinden bir kısmı kaydedilmemiştir. Alaüddevle Bey Camii ve Medresesi'ne ait vakıf dükkanlar ile birlikte bezzazistanın adı da kaydedilmiştir. Bu dükkanlardan 28 adedi mamur, 26'sı haraptı. Ancak bu yıllarda camiye yeni vakıflar yapılmıştı. Bunlar cami imamının tasarrufuna tahsis edilen bir zemin ile imam, müezzin ve hatibin tasarrufuna verilen Söğütlü köyü yakınındaki Hacı Şaban Zemini adı verilen yerlerdi. Ayrıca Ozan Öyüğü Köyü sınırında bulunan ve cami hatibinin tasarrufunda bulunan iki kıta zemin ile Basta Yeri zemini de bu tarihte camiin vakıfları arasında idi. Buna karşılık 1563'de, camiin 1500 tarihli vakfiyesinde adı geçen Melik Köyü'ndeki değirmenin 30 akçe geliri vardı. Bunun dışında, Meydan adı ile bilinen arazi ve Ahi Mezrası gibi vakıfları da bu tahrir esnasında kaydedilmiştir. Bunlardan sonuncusu Cami-i Kebir'de cüz okumakla görevli olana tahsis edilmiştir. Bu tarihte gelirinin 980 akçe olduğu kayıtlıdır. Bu kayıtlarda camide okunan cüzün Alaüddevle'nin ruhu için okunduğu, Hatun Mezrası'nda Aşık Ömer oğlu Mehmed arazisinin 50 akçe geliri olduğu, çarşı içindeki dükkanların harap olduğu, cami yakınındaki dükkanların gelirinin 800 akçe olduğu, Ozan Öyüğü yakınındaki vakıf arazinin 300 akçe olduğu ve buna benzer detaylı bilgilerin de bu tahrir esnasında yer aldığı dikkati çekmektedir.

XVII. yüzyıldaki vakıf kayıtlarından bir çoğunda camiin gelir-gideri ayrıntılı olarak gösterilmemiş, sadece camiin yıllık muhasebesi kaydedilmiştir. Mesela, camiin 100-1106/1689-1695 yılları arasında yıllık vezaifınin 3600 akçe olduğu kaydedilmiş başka bir bilgi verilmemiştir.

XVIII. yüzyıl başına ait 1118/1706 tarihli belgede camiin 906/1500 tarihli vakfiyesinde adı geçen vakıf gelirlerinden Melik köyündeki değirmenlerin haricinde kalan vakıfların tamamının yine Cami-i Kebir adına kaydedildikleri görülmektedir.

XIX. yüzyılda tutulan evkaf tahrir defterlerinde Alaüddevle Bey Camii evkafına rastlanmamaktadır. Sadece camide cüz okuyacak olana tahsis edilmiş olan Ahi Mezrası'nın kayıtlı olduğu görülmektedir. Maraş kazasının vakıflarını gösteren 1331/1913 tarihli bir irade kaydında ise onun adına vakıf kayıtlarına rastlanmamaktadır. Ancak Evkaf Nezareti'nin 1327/1909 tarihli bütçe kaydında camiin senelik bedelinin 3700 kuruş olduğu kayıtlıdır.

3-Ümmet (Himmet) Baba Camii

Ceyhan mahallesinde bulunmaktadır. Alaüddevle Bey tarafından 1500 yılından önceki yıllarda yaptırılmıştır. Ümmet Baba Zaviyesi'nin yine Alaüddevle Bey tarafından 1496'da yaptırıldığı düşünülürse, camiin de bu tarihte yapıldığı kabul edilebilir. Camiin bulunduğu Ceyhan mahallesi, şehrin fethinden sonraki ilk tahrir esnasında, Ümmet Baba Zaviyesi, İkinci tahrir kayıtlarında Ümmet Baba Camii, 1563'de yapılan üçüncü tahrirde ise, Ümmet Baba Zaviyesi ve hatip Mahallesi adları ile kaydedilmiştir. Bu adlardan da anlaşılacağı üzere mahalle, cami ve zaviyenin adını almıştır.

Ümmet Baba, Alaüddevle Bey'in zamanında yaşamış bir din alimi idi. Kendisi hatipti. Kendisi adına yapılan cami ve zaviyede görev yapmaktaydı. Yaşadığı devrede Elbistan ve çevre illerde oldukça sevilen ve tanınan bir kimse olduğu, onun adına bir çok yerde zaviye, cami ve benzeri vakıfların kurulmasından anlaşılmaktadır. Kendisi, halen kendi adını taşıyan camiin güneyine bitişik olan türbesinde medfundur. Alaüddevle Bey onun adına bir cami ve zaviye kurarak vakıf gelirleri tahsis etmiştir Elbistan, Maraş, Anteb ve Adıyaman çevresinde onun adına mescid ve zaviyeler kurulmuş ve bunlara vakıf gelirleri tahsis edilmiştir. Camiin daha önce yıkılmış olan ahşap minaresi, 1955 yılında Necla Hanım'ın adına babası Hacı Mehmed Koksal tarafından yaptırılmıştır.

Şehrin 1525'deki ilk tahriri esnasında aynı mahallede oturan Ahmed oğlu Hasan, camiin imamı idi. 1124/1712'de Ümmet Baba Mescidi olarak geçen camiin imametini Zeynelabidin ve Şeyh Mehmed yapmaktaydı. 5 Ağustos 1873 tarihli bir belgeye göre, Evkaf-ı Hümayun Nezareti'ne mülhak camiin imametine, 1/3 hisse ile Seyyid Mehmed Şerif ve Seyyid el-Hac Cemaleddin tayin edilmişlerdir.

Alaüddevle Bey'in 906/1500 tarihli vakfiyesine göre, Ümmet Baba Zaviyesi için Hatun Köyü ve aynı köydeki bir değirmen ile Kitiz (Esence) Köyü'nün yarısı vakfedilmiştir. Ancak bu vakıflardan camiye bir hisse ayrılıp ayrılmadığı belirtilmemiştir.
Elbistan'ın fethinden sonra XVI. yüzyılda adı geçen vakıflara yenileri eklenmiştir. 1563 tarihinde yapılan tahrirde yukarıdaki vakıflar kaydedilmiş bu devrede Hatun Köyü'nün 2750 akçe, Kitiz Köyü'nün 6787, 5 akçelik geliri olduğu kaydedilmiştir. 1124/1712 yılında Hatun Köyü'nün camiin vakfından olduğu kaydedilmiş, bunun dışında camiye ait vakıflara yer verilmemiştir. Ancak bu esnada camiin faaliyeti devam ettiğine göre, zaviye adına kayıtlı olan gelirlerden belli bir tahsisat aldığı muhakkaktır.

1100/1689 tarihli bir evkaf kayıt defterine göre, camiin vakıflarından olan Kitiz Köyü'nün vakıf muhasebesi 1440 akçe idi. Daha sonra 1105-1106/1694-1695'de bu miktarın 2880 akçeye ulaştığı görülmektedir.

1276/1859'da Kitiz Köyü'nün hasılatından 2800 kuruşu vakıf gelirlerini tasarruf edenler harcanmıştır. Camii vakıfları, XX. yüzyılın başlarına kadar devam etmiştir. Nitekim Evkaf Nezareti'nin 1327/1909 tarihli bütçesinde Himmet Baba Camii ve Zaviyesinin senelik bedelinin 2343 kuruş olduğu kaydedilmiştir.

Kaynakça
Kitap: MARAŞ VAKIFLARI (DULKADİRLİ VE OSMANLI DÖNEMİ)
Yazar: Yaşar BAŞ, Rahmi TEKİN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MARAŞ ELBİSTAN DULKADİRLİ VAKIFLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 21:57

4-AIi Bey Camii

Cami, Osmanlılar tarafından Dulkadirli Beyliği başına getirilen Ali Bey tarafından yaptırılmıştır. Camiin yapılış tarihi bilinmemektedir. 906/1500 tarihli vakfiyesinde Alaüddevle Bey'in, Elbistan'da bulunan Ali Bey Camii ve Buk'asına vakıflar tahsis ettiğine dair kayıtlar göz önünde tutulacak olursa, cami ve buk'anın zikredilen tarihten önce yapılmış olduğunu kabul etmek gerekiyor. Bu tarih ise, Ali Bey'in beylik yaptığı tarihten çok öncedir. Yapılan istinsahlar veya başka bir yolla Ali Bey'in yaptığı vakıfların Alaüddevle Bey'in vakfiyesine kaydedilmiş olabileceği düşünülür ise, cami ve buk'anın Ali Bey'in beyliği zamanında yaptırılmış olduğu kabul edilebilir. Ancak bunu doğrulayacak her hangi bir bilgiye sahip değiliz. Buna göre Ali Bey'in Alaüddevle Bey zamanında ve onun yanında bulunduğu 1500'den önceki yıllarda bu eserini ve diğer eserlerini yaptırmış olduğu ortaya çıkmaktadır. Alaüddevle Bey ise, Ali Bey'in yaptırmış olduğu bu eserleri tamir ettirmiş ve bunlara vakıf gelirleri tahsis etmiştir.

Ali Bey Camii ve Buk'ası'nın yeri konusunda da bazı tartışmalar vardır. 1527 yılı tahriri esnasında Ali Bey Zaviyesi'nin Pınarbaşı (Yenice Mezra) Köyü'nde olduğu kaydedilmiş; buna karşılık yukarıda zikredilen vakfiyede, ilk üç tahrir kayıtlarında ve daha sonraki belgelerde Ali Bey Camii ve Buk'ası'nın Elbistan'da bulunduğu, Ali Bey Zaviyesi'nin bulunduğu Pınarbaşı Köyü'nün ise, cami ve buk'anın vakıf gelirlerinden olduğu kaydedilmiştir.

Ali Bey Camii'nin bu gün yerinin dahi bilinmemesi dikkati çekmektedir. Camiin neden dolayı ortadan kalkmış olduğunu bilmek zordur. Ancak 1527 tarihli tahrir defterinde, camiin bir tarafının yanmış olduğu, kimsenin tasarrufunda bulunmadığı ve gelirinin o esnada Pınarbaşı Zaviyesi'ne şeyh olanların tasarrufunda bulunduğunun zikredilmesi, camiin inşasından bir süre sonra, ciddi bir şekilde tahrip olduğunu göstermektedir. Ancak sonraları onun vakıf gelirlerinden bahsedilmesi camiin yeniden tamir edildiğini akla getirmektedir.

Camiin Elbistan'da kurulmuş olmasına karşılık bulunduğu mahalle ile ilgili her hangi bir kayda rastlamadık. Ancak o devirdeki mahallelerin ve camiin durumu düşünülürse, camiin o devirde Kablanlı adı ile bilinen mahallede kurulmuş olması muhtemeldir. Çünkü ilk tahrir esnasında küçük bir mahalle olan burasının, 1563 yılına kadar oldukça büyüdüğü ve Cami-i Cedid adını aldığı aldığı düşünülürse, buraya yapılan iskanlar sonucu kalabalıklaşan mahallenin, daha önce yanmış olan Ali Bey Camii'nin tamir edilmesi sonucunda Cami-i Cedid adı ile tanınmaya başladığı söylenebilir.

Camide görev yapanlarla ilgili olarak XVII. yüzyıla ait bir belgede 1119/1707'de Ali Efendi, 1215/1800'de Seyyid Mehmed, 1216/1801 'de onun oğlu Seyyid Mustafa ve 1276/1860'da Ahmed'in Ali Bey Camii'nde imamlık yaptığı kaydedilmiştir. Bu sonuncu kaydın tutulduğu deftere göre, muhasebesi yapılan vakıflardan bazılarının yeri, vakfı, mutasarrıfı ve benzeri konularda belirsizlikler görülmesi üzerine, konu mahallinden sorularak vakıfların durumu yeniden tesit edilmiştir. Bu tespitin sonucuna göre, cami adına bir kayıt bulunmamakta, buna karşılık, Ali Bey ve Hoca Bağı Buk'ası adına kayıtlar bulunmaktadır.

Ali Bey Camii'nin gelir kaynaklarına bakınca bunlardan en önemlilerinin Pınarbaşı (Yenice Mezra) Köyü olduğu anlaşılmaktadır. 1527 yılı tahrir kayıtlarında, köy Ali Bey tarafından Pınarbaşı Zaviyesi'ne vakfedilmiştir denilerek, tasarruf edildiği, buna karşılık asıl vakıf defterinde köyün Ali Bey Buk'ası ve Camii'ne vakıf olarak kayıtlı olduğu zikredilmiştir. Bunun nedeni ilk zamanlarda buk'a ve camiin tasarrufunun adı geçen zaviyeye şeyh olanlara verilmesi olsa gerektir. Çünkü yukarıda izah edildiği üzere, bu esnada cami ve buk'a faaliyette olmadığından, kimsenin de tasarrufunda bulunmadığından köyün gelirleri, köyde bulunan Ali Bey Zaviyesi'ne verilmeye başlanmıştır. Nitekim daha sonra cami ve buk'a tekrar faaliyete geçince vakıf defterindeki kayıt esas alınarak köyün geliri tekrar buk'a ve camiye verilmeye başlanmıştır. Köyün 1525'de geliri 960 akçe, 1527'de 770 akçe, 1563'de ise 950 akçe idi. Bu gelir adı geçen köyün cizye gelirinin yarısı idi. Bir süre sonra vakfın cizye geliri 850 akçeye inmiş, bunların ödenmesinde zorluklar çıkarılmış, bir kaç senede bir topluca ödenmeye başlanmıştır. Nitekim bazen cizye gelirlerinin ödenmesi geciktirilerek bir kaç yılın toplamının bir defada ödendiği dikkati çekmektedir. Ayrıca vakfın gelirlerinden maaş alanlara ödenen bu gelirin miri adına kaydedildiği olmuş, bazen de hileli beratlar tertip edilerek görevlilerin elinden vazifeleri alınmaya çalışılmıştır. Bu durum ise bir çok huzursuzlukların ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Pınarbaşı Köyü'nün cizye geliri dışında da Ali Bey Camii ve Buk'ası'nın zengin gelirleri vardı. Bunlar, Bab-ı Derb (Köprübaşı)'de iki, İldölek Köyünde bir olmak üzere toplam geliri 180 akçeyi bulan üç değirmen, Hoca İshak Yeri olarak bilinen ve otuz akçelik geliri olan arazi, Hoca Mihmad yeri olarak bilinen ve otuz akçelik geliri olan Abdurrahman Kethüda arazisidir. Bu sonuncusu, Vakf-ı mescid-i Bey Ali adı ile kayıtlı iken, diğer vakıflar, vakf-ı Bıık'a-ı Ali Bey maa Cami der nefs-i Elbistan şeklinde kaydedilmişlerdir.

XVII. yüzyıl sonlarında tutulan evkaf kayıtlarından başlayarak bu XVI. yüzyıl tahrir kayıtlarından sonra tutulan evkaf defterlerinde camiin adı pek geçmemekte, daha çok Ali Bey ve Hoca bağı Buk'ası'nın adı zikredilmektedir. 1276/1860 tarihli bir vakıf defterinde, Ali Bey Camii ve Hoca Bağı Vakfı'nın hasılatından 4500 kuruşluk kısmının buk'adar, mütevelli ve sair mutasarrıflara harcandığı zikredilmiştir. Bu belgenin dışında bu yıllara ait belgelerde cami ile ilgili kayıtların yerine, Ali Bey ve Hoca Bağı Buk'asının adı zikredilmektedir. Ancak cami gelirinin de bu gelirler içinde olduğu açıktır. Bu devirde camiin ortadan kalkmış olması da mümkündür. Evkaf Nezareti'nin 1327/1909 tarihli bütçesinde, camiin gelir getiren müsakkafatının dışında senelik bedelinin 1502 kuruş olduğu kayıtlıdır. Bu tarihte cami mevcut değildi, ama vakıf gelirleri halen devam etmekte idi.

5- Bab-ı Derb (Köprübaşı) Mahallesi Camii

XVI. yüzyıl tahrir defterlerinde, Bab-ı Derb, Derb Kapı (Kale Kapısı) adı ile bilinen mahallede yapılmıştır. Bu gün şehirde aynı adı taşıyan bir mahalle ve mescid yoktur. Cami muhtemelen şehrin kale kapısına yakın bir bölgede, bu gün Köprübaşı Mahallesi adı ile tanınan mahallede idi. 1527 yılındaki kayıtlara göre, şehir sınırında bulunan ve 80 akçelik geliri olan bir arazi parçası, camiin imamına ve müezzinine vakfedilmiştir.

1100/1689'da camiin yıllık geliri 360 akçe, 1105/1694'de ise; günlük bir akçe, altı aylık 180 akçe idi . Bu tarihten bir yıl sonra tutulan evkaf kayıt defterinde ise, camiin adı mevcut değildir.

6- Ekmekçi (Boyacı) Mescidi

Hamza Habbaz ya da Boyacı Hamza adı ile bilinen bir zat tarafından kurulmuştur, mescid, kurucusunun sıfatına binaen Ekmekçi veya Boyacı Mescidi adı ile tanınmıştır. Mescidin bulunduğu mahalle de aynı adla, yani Boyacı, Boyahane ya da Hamza Habbaz adları ile tanınmıştır. Bu gün aynı adı taşıyan bir mescid ve mahalle mevcut değildir.

Kayıtlara göre, Elbistan'da bulunan ve yıllık geliri 25 akçe olan Abdurrahman Kethüda arazisi, 1527 yılı tahrir kayıtlarında adı geçen arazi parçalarından; Piri, Piri'nin Kethüdaları ve Ahmed Piri'nin tasarrufunda olan 4 zemin ve imam ve müezzinin tasarrufunda olan bir zemin parçası mescide vakfedilmiştir.

7- Hacı İbrahim Mescidi

Elbistan'ın Osmanlılar tarafından fethinden sonra, şehrin 1525 yılında yapılan ilk tahriri esnasında tutulan defterde, bir mescide adını veren Hacı İbrahim ve evladı ile ilgili kayıtlar dikkati çekmektedir. 1527 yılı tahririnde, Elbistan'da bulunan Hacı İbrahim Mescidi'nin vakıfları kaydedilmiştir. O tarihte mescidin içinde bulunduğu mahalle, mescidin adını almış olacak ki, Mahalle-i Hacı İbrahim nam-ı diğer Hacı Hasan adı ile kaydedilmiştir. 1563 yılında yapılan tahrir ve daha sonraki evkaf kayıtlarında ise, mescide ait her hangi bir bilgi yoktur.
Kayıtlara göre, her biri 50 akçe yıllık gelirli Avcı Yeri, Burç Ardı, Karagöz ve Hoca Sarım yeri adlı arazi parçaları mescide vakfedilmiş ve bunlardan son üçü mescidin imamının tasarrufuna verilmişti. Mescidin vakıf gelirleri hakkında daha fazla bilgi yoktur. Sadece 1105/1694 tarihli bir kayıtta İbrahim Zaviyesi adı ile bir vakıf kaydı mevcuttur. Ancak bunun Hacı İbrahim ve onun mescidi ile ilgisinin olup olmadığı belli değildir.

8- Hacı Mehmed Mescidi

1527 yılına ait tahrir kayıtları dışında camiin adına rastlanmamaktadır. Bu kayıtlara göre, Elbistan'ın içinde inşa edilmiş olan camiin, nehir kenarında 60 kile yıllık tahıl geliri olan bir arazisi vardı. Bu arazi parçası mescidin imamına ve müezzinine tahsis edilmişti.

9- Kablanlu Mahallesi Mescidi

Aynı adla tanınan mahallede bulunmaktaydı 1527 yılına ait tahrir defterine göre, şehir sınırında 60 kilelik hasılatı olan bir arazi parçası bu mescidin vakfı idi. Bu arazi mescidin imamına ve müezzinine tahsis edilmişti. 1563 tahririnde camiin adı ve vakıfları ile ilgili her hangi bir kayıt tutulmamıştır. Ancak bu devirde mescidin bulunduğu mahallenin Cami-i Cedid adı ile tanınmaya başlandığı ve mahallenin oldukça kalabalıklaştığı dikkati çekmektedir. Bu durumun muhtemelen mahallede yeni bir mescidin yapılması nedeni ile ortaya çıkmış olabilir. Muhtemelen bu cami, Ali Bey Camii'nin yeniden yapılması sonucunda ortaya çıkan cami olmalıdır.

10- Kızılca (Oba) Mahallesi Mescidi

Sadece 1527 yılı tahrir kayıtları arasında bu mescidin adı geçmektedir. Kayıtlara göre, şehir sınırındaki bir arazi parçası mescidin imamının tasarrufuna verilmişti.

11- Marabacı Mescidi

Elbistan'ın içinde kurulmuştur. Şehir sınırında bulunan bir arazi parçası mescide vakfedilmiştir. Bu vakfın 20 akçelik bağ öşrü ve 120 kilelik tahıl geliri olduğu kayıtlıdır.

12- Tabbağhane Mescidi

Mescidin adı, sadece 1257 yılı tahrir kayıtları arasında bulunmaktadır. Bu tarihte mescidin yıllık yüz akçelik geliri olduğu kaydedilmiştir. Bu gelir şehir sınırında bulunan üç arazi parçasından elde edilmekte idi ve mescid imamının tasarrufuna verilmişti.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MARAŞ ELBİSTAN DULKADİRLİ VAKIFLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 21:58

B -EĞİTİME YÖNELİK VAKIFLA R (MEDRESELER -BUKALAR)

1-Alaüddevle Bey Medresesi


1492 tarihinden önceki yıllarda, Alaüddevle Bey tarafından Elbistan'ın merkezinde inşa ettirilmiştir.487 Medrese, çok erken bir tarihte tahrip olmuştur. Bu durumu, 1527 yılı tahririnde, eser-i binadan hiç bir nesne kalmamıştır şeklindeki bir ifade ile zikredilmiştir. Ancak medresenin bir süre sonra tamir edilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim Şevval 1084/0cak 1674 tarihli bir belgede zamanla harap ve muattal olan medresenin tamir ve terinim edilmesi şartı ile Mevlana Ahmed'e verilmesi için 1087/1676'da emir çıkarılmıştır. Bu tarihten sonra 1131/1719'da daha önce medresede müderrislik yapmakta olan Ahmed'in vefatı üzerine, Maraş eski müftüsü Elbistanî el-Hac Ali Efendi'nin oğlu Ali Efendi'nin onıın yerine tayin edildiği görülmektedir.

Alaüddevle Bey, Elbistan'da yaptırmış olduğu bu medresesine vakıf gelirleri de tahsis etmiştir. 1492'de Gürün Köyü'nün malikane hissesinin yarısını Tatar bin el-Hac Ali'den satın almış, bu hissenin 2/3'nü medreseye vakfetmiştir. 1519 tarihli bir kayda göre, verilen tarihte bu hisseden medreseye düşen gelir miktarı 2000 akçe idi.

906/1500 tarihli vakfiyeye göre, Alaüddevle Bey, Ozan Öyüğü mezrasının yarısını, Derb (Köprü Başı)'de bir değirmeni ve Gürün Köyü malikane hissesinden medreseye tahsis edilen kısmım buranın müderrisine; Çoğluhan Köyündeki 4 değirmeni de müderris yardımcısına vakfetmiştir.

Cenderiye Medresesi'ne ait olduğu kayıtlı olan Çoğluhan Köyü'ndeki değirmenlerden biri de ilk üç tahrir esnasında Alaüddevle Bey Medresesi adına kaydedilmiştir. 1563 yılı tahrir kayıtlarında bu medreseye ait Çoğluhan Köyü'ndeki değirmenlerin iki adet olduğu ve gelirlerinin 60 akçe olduğu kaydedilmiştir. Vakfiyede adı geçen Ozan Öyüğü Mezrası'nın yarısı ve Bab-ı Derb'deki değirmen, ilk üç tahrir esnasında aynı şekilde Alaüddevle Bey Medresesi adına kaydedilmişlerdir. 1563 yılında, adı geçen değirmenin gelirinin 160 akçe olduğu kayıtlıdır. Aynı vakfiyede Sa'diye Medresesi '(Cenderiye, Sa'diye Buk'ası)'ne kaydedilmiş olan Şeyhcuğaz Mezrası'nın yan hissesi de ilk tahrirler esnasında Alaüddevle Bey Medresesi adına kaydedilmiştir Daha sonraki yıllarda medreseye ve vakıflarına rastlanmaz. Ancak XVII. yüzyılda Alaüddevle Bey Vakfı adı ile kaydedilmiş olan vakfın gelirleri içine bu medresenin gelirleri de dahil edilmiş olabilir.

2-Hatuniye (Cenderiye, Alaüddevle Bey) Medresesi

Medrese Alaüddevle Bey tarafından, Cender Gazinin türbesine binaen, vasfı ve sınırları ile daha önceden Cenderiye adı ile şöhret bulmuş olan bir medrese tamir edilerek, buraya vakıflar tahsis edilmiş ve bir de müdenis tayin edilmiştir. Bu medrese, Kızılca Oba Mahallesi'nde bulunmaktaydı. 906/1500 tarihli vakfiyeye göre medrese, Babaiye (Ümmet Baba) Zaviyesi'nin yakınında kurulmuş, Cenderiye ve Hatuniye adları ile tanınmıştır. Medresenin yanında bulunan Selçuklu emiri Seyfeddin Ebubekir Candar'ın türbesi, Cumhuriyet devrinde tahrip edilmiştir. Medrese, Alaüddevle Bey tarafından hanımı Şems Hatun adına yaptırılmış olması nedeni ile Hatuniye adı ile de tanınmıştır.

Cenderiye Medresesi, Alaüddevle Bey Medresesi ve Sa'diye Medresesi'nin tek bir medreseye işaret ettiğine dair değerlendirmeler vardır. Ancak 906/1500 tarihli vakfiye ve ilk üç tahrir esnasında tutulmuş olan kayıtlar dikkate alınırsa, bunlardan her birinin adına ayrı ayrı vakıflar yapıldığı ve aynı anda tutulan kayıtlar esnasında bu medreselerin ayrı ayrı isimlerle ele alındıkları görülmektedir. Bu durum da adı geçen müesseselerin birbirinden farklı vakıflar olduğunu göstermektedir.

906/1500 tarihli vakfiyesine göre, Alaüddevle Bey, Zillihan Köyü'nün mezraları, Hatuniye Medresesi yakınındaki arazinin bütünü, Maraba Köyü hububat gelirinden 8 ölçek, Elbistan Bezzazlarından elde edilen gelirden 25 eşrefi lira, Ekizce Köyü'nün cizyesi, Çoğluhan cizyesinden cüz okuyanlara ayrılan 1000 dirhemden geri kalan gelir ve aynı köydeki bir arazi parçasını bu medreseye vakfetmiş; medresede okuyanlar için de aynı köyde bulunan değirmenler ve Çoğluhan Nehri kenarında yapılan ekimden elde edilen gelirleri tahsis etmiştir. 1563 yılında, medresenin vakfı olan Çoğluhan Köyü'nden 300 akçe, Ekizce Köyü'nden 200 akçe, Zillihan Mezrası'ndan, 990 akçe gelir elde edildiği kaydedilmiştir. Daha sonraki devirlerde medresenin adı ve vakıfları ile ilgili yeterli bir bilgi yoktur. Ancak Evkaf Nezareti'nin 1327/1909 tarihli bütçe kayıtlarında Hatuniye Medresesi'nin 188 kuruşluk yıllık bedele sahip olduğu kaydedilmiştir. Bu kayıtlardan anlaşıldığına göre, medrese mevcut olmadığı halde, vakıfları o tarihe kadar devam etmiştir.

3-Cenderiye (Hatuniye, Sa'diye) Buk'ası

Buk'a, kendi adı ile tanınan medresenin yanında kurulmuştur. 1500 yılından önceki yıllarda Alaüddevle Bey tarafından buraya vakıflar tahsis edilmiştir. Cenderiye Medresesi, Alaüddevle Bey Medresesi ve Sa'diye Buk'ası bir külliyeyi oluşturan ayrı ayrı eserlerdi. Bu eserlerden üçünün de aynı külliyenin içerisinde yer almaları bir medresenin farklı isimlerle tanındığı görüşünün ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ancak gerçeğin böyle olmadığı yine medreselerin değerlendirildiği bölümde zikredilmiştir.

Araştırıcıyı aldatabilecek bir durum da, 1500 tarihli vakfiyede Sa'diye Medresesi (Buk'ası) adına kaydedilmiş olan vakıfların sonradan Cenderiye Buk'ası adına kaydedilmiş olmasıdır. Ancak buk'aların aşağı yukarı bu günkü yüksek okul öncesi eğitim öğretim kurumları olduğu ve bazen bunlar için de medrese deyiminin kullanıldığı göz önünde tutulacak olursa, bir yanlışlığın olmadığı anlaşılacaktır.
906/1500 tarihli Alaüddevle Bey vakfiyesine göre, Kızılca Oba Arazisi ile mezraları buk'anın müderrisine tahsis edilmişti. Bunun dışında Şeyhcuğaz Mezrası ve Derb Kapı Mahallesi'nin en sonunda bulunan değirmenler de buk'aya vakfedilmiştir. 1527 yılı tahriri esnasında şehrin mahallelerinden biri olarak gösterilen Kızılca Oba mevkiinin yanında bulunan bir arazi parçası, yine medresenin vakfı olarak kaydedilmiştir Kayda göre, Haleb Yolu, adı geçen arazinin ortasından geçmekte ve şehrin mezarlarından bazısı arazinin içinde bulunmaktaydı. O zamanki halkın ifadesine bakılırsa, anlaşmazlık konusu olan bu arazinin, Haleb Yolunun alt tarafında kalan kısmı vakıf, yolun üstünde kalan kısmı ise, otlak idi. 1563 yılında bu arazi parçasının 571 akçelik geliri olduğu kaydedilmiştir.

1527 tahriri esnasında, Şeyhcuğaz Mezrası'nın, toplam 60 kilelik hububat, 100 akçelik bağ ve bahçe gelirinin yarısının vakfa ait olduğu kaydedilmiştir. Bu vakıflar dışında 1563 yılı tahrir defterinde, Çoğluhan Köyünde 200 akçe gelirli Sa'diye ve Elbistan Bezzazlarından elde edilen kist vergisi de vakfa tahsis edilmişti.5'"' Bu tarihten sonra, buk'anın adına rastlanmamaktadır. Bu durum vakıf gelirlerinin Alaüddevle Bey Vakfı içine dahil edilmesi sonucunda ortaya çıkmış olabilir. Nitekim 1203/1789 tarihli bir belgeye göre, Alaüddevle Bey Evkafi'nda buk'a müderrisliği yapan Musa Efendi-zâde Seyyid Mehmed"in ölümü üzerine, oğlu Abdullah'ın aynı göreve tayin edildiği anlaşılmaktadır. Evkaf Nezareti'nin 1327/1909 tarihli bütçesinde ise, vakfıyesindeki şekli ile, yani Sa'diye Medresesi ile kaydedilmiş olan bu buk'anın senelik bedelinin 188 kuruş olduğu belirtilmiştir. Bu kaydın yapıldığı esnada tabii ki, buk'a ya da medrese mevcut değildi, ancak vakıf meşrutasının halen devam ettiği anlaşılmaktadır.

4-Ali Bey (Hoca Bağı) Buk'ası

Buk'a, Dulkadirli Beyi Ali Bey tarafından yaptırılmıştır. Elbistan'ın merkezinde kurulmuş olan eserden bu güne kadar her hangi bir iz kalmamıştır. Yeri ile ilgili olarak Ali Bey Camii'nin ele alındığı kısımda değerlendirmeler yapılmıştı. Buk'a, yanında kurulmuş olan cami ile birlikte bir külliye haline getirilmiştir. Külliyenin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ali Bey Camii'nin ele alındığı kısımda izah edildiği üzere, buk'a ve camiye Alaüddevle Bey'in vakıflar yapmış olması, külliyenin 1500 yılından önceki yıllarda yaptırılmış olduğunu göstermektedir.
906/1500 tarihli Alaüddevle Bey Vakfiyesine göre, Elbistan'ın merkezinde bulunan Ali Bey Buk'ası ve Camii için Pınarbaşı (Yenice Mezra) Köyü'nün cizye ve vergi geliri ile Özik ve Til (Akbayır) köylerinde bir değirmen ve Elbistan'a bağlı İshak Nehr adı ile bilinen mezra vakfedilmiştir.

Ali Bey Buk'ası, yapılışından bir süre sonra, bakımsızlık ve ilgisizlik içinde kalmıştır. 1527 yılı tahriri esnasında, içinin otlarla doldurulmuş olduğu ve bu nedenle vakıflarının Pınarbaşı Köyü'nde faaliyette olan Ali Bey Zaviyesi'ne tahsis edilmiş olduğu kaydedilmiştir. Buk'a, XVII. yüzyılın sonlarından itibaren, Ali Bey ve Hoca Bağı Buk'ası şeklinde kaydedilmeye başlanmıştır.

Buk'anın görevlileri hakkında da bazı kayıtlara rastlanmaktadır. 1237/1821 tarihinde burada buk'adarlık yapmakta olan Tokuç-zâde Mehmed oğlu Mehmed Sabit'in ölümü üzerine, onun yerine oğlu Mustafa, 1238/1823'de Abdurrahman oğlu Ramazan'ın ölümü üzerine, oğlu Seyyid Mehmed ve torunları, 1250/1834'de müderris Seyyid Ahmed oğlu Seyyid Ömer'in ölümü üzerine, yerine oğulları ve torunlarının tayin edildiği kayıtlıdır.

Buk'anın vakıf gelirleri, Ali Bey Camii'nin ele alındığı bölümde incelenmiş olduğu için burada tekrar edilmeyecektir. Ancak orada zikredilen vakıf gelirlerine ek olarak kaydedilmiş olan vakıflara işaret edilmesi yerinde olacaktır. Bu vakıflardan biri, daha önceleri cami adına kaydedilmiş iken, 1563 yılı tahriri esnasında Ali Bey Buk'ası'na kaydedilmiş olan 30 akçe gelirli Hoca İshak arazisidir. Daha sonraki yıllarda Ali Bey ve Hoca Bağı adı ile tanınan buk'anın, 1100/1689'da yıllık 7200 akçe, 1105/1694'de de günlük 20 akçe hesabı ile, yıllık 720
akçelik geliri olduğu kaydedilmiştir. Bu yıllarda buk'anın vakıflarından Pınarbaşı Köyü cizyesinin geliri ise, yıllık 850 akçe idi. Bu cizyenin ödenmesi ve vakfıyeti konusunda asırlar boyunca bir çok anlaşmazlıklar çıktığı dikkati çekmektedir. Buk'anın 1266-1271/1850-1855 yıllarına ait 5 yıllık toplam gelir gideri 20672 kuruştu. Giderleri, görevlilere maaş olarak ve muhasebe harcı olarak dağıtılmıştı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MARAŞ ELBİSTAN DULKADİRLİ VAKIFLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 21:58

C -SOSYAL VAKIFLAR (ZA VİYELER)

1-Ahmed Bey (Ebecik) Zaviyesi


9067/1500 tarihli Alaüddevle Bey vakfiyesinde köy olarak kaydedilmiş olan Ebecik, 1527 ve 1563'de Hatun Köyü'nün mezrası idi. Burada bulunan zaviye, esas itibarı ile Ahmed Bey Zaviyesi adını taşımakta idi. Ancak daha sonra, bulunduğu mezranın adı ile tanınmaya başlamıştır. Zaviyenin kimin tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir. Alaüddevle Bey, buraya vakıflar tahsis etmiştir. Ancak zaviye Ahmed Bey tarafından kurulmuş olabilir. Ahmed Bey'in, Elbistan'da kendisi adına tapulu arazileri vardı. Aynı zamanda kendisi Elbistan'ın Şehir Kethüdası idi ve Elbistan'da bir zürri vakfı da bulunmaktaydı.

1500 tarihli Alaüddevle Bey vakfiyesine göre, Hatun Köyünde bir değirmen ve bir ziraat arazisi, Elbistan Çarşısı'nda 10 dükkan ve Ebecik Mezrası, Alaüddevle Bey tarafından zaviyeye vakfedilmıştır.

1525 yılında, Hatun Köyüne bağlı Ebecik Mezrası ile birlikte, burada bulunan bir çiftlik, bir arazi parçası ve bir değirmen, zaviyenin vakfı olarak kaydedilmiştir. Ebecik'in Hatun Köyü'ne bağlı olması nedeni ile vakfiyesinde Ebecik'e ait gelirler direkt olarak Hatun Köyü'ne kaydedilmiştir. Ancak tahrirler esnasında bu gelirler ayrı ayrı gösterilmiştir. 1527 yılı tahriri esnasında, Ahmed Bey'in evladından olanlar, Ebecik Mezrası'nın dedeleri tarafından kendilerine vakfedilmiş, vakf-ı evlad olduğunu iddia ettiklerinden, davaları saltanat merkezine bildirilmiş ve çözümü istenmiştir. 1563 yılı tahriri esnasında, yukarıda adı geçen vakıflar aynen zikredilmiştir. Bu vakıflardan çarşı içinde bulunan 12 adet dükkanın yıllık 720 akçe, Ebecik Mezrası'nın 400 akçe, Hatun Köyü'ndeki değirmenin 500 akçelik geliri vardı. Daha sonraki yıllarda, zaviyenin vakıflarına işaret edilmeden sadece yıllık geliri zikredilmiştir. 1100-1106/1689-1695 yılları arasında tutulan evkaf defterlerinde, zaviyenin 1440 akçelik yıllık gelir giderinin olduğu kaydedilmiştir. 1271-1273/1855-1857 yılları arsında toplam gelir gideri 862 kuruş idi. Bu tarihler arasında zaviyedarlara 646 kuruş 20 para, maaş olarak 172 kuruş 16 para, muhasebe harcı olarak 43 kuruş 04 para ödenmiştir. 1276/1860'da ise, vakıf gelirlerinden görevlilere toplam 1075 kuruş ödeme yapılmıştır. Bu tarihlerde, 12 Ekim 1848 yılından beri Ahmed Hayati'nin zaviyede görev yapmakta olduğu kaydedilmiştir. Evkaf Nezareti'nin 1327/1909 tarihli bütçesine göre, bu tarihte, vakfın senelik bedeli 188 kuruş idi. 29 Eylül 1913 tarihli bir irade ile Ebecik Zaviyesi ile birlikte Maraş Sancağı'nda bulunan 15 zaviyenin, zamanın geçmesiyle harap olması, vakfıyelerindeki şartlara uyulamaması, yeniden imar ve ihyalarının mümkün olmaması, aşar gelirinden ibaret olan cüzi gelirlerinin tahsisat kabilinden ve evkaf-ı gayr-i sahihadan olmaları nedeni ile gelirlerinin Maraş'daki bazı camilere tahsis edilmesi istenmiştir. Bu belgeye göre, zaviyenin daha önceden faaliyeti durmuş olduğundan kendisi adına kayıtlı olan geliri, Maraş'daki camilere tahsis edilmiştir.

2-Cenderiye Zaviyesi

Elbistan'ın Kızılca Oba Mahallesi'nde kurulmuştur. Muhtemelen aynı adla tanınmış olan medresenin yanında bulunmaktaydı. Aynı adla tanınan medrese ve buk'ada olduğu gibi, zaviyede adını yakınında bulunan Candar Gazi türbesinden almıştır. Kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.

906/1500 tarihli Alaüddevle Bey Vakfıyesi'nde ve ilk üç tahrir esnasında Cenderiye (Hatuniye) Medresesi ve Buk'ası adına Alaüddevle Bey tarafından yapılmış olan vakıflar kaydedilmiştir. Ancak. XVII. yüzyılın ikinci yarısına gelinceye kadar evkaf defterlerinde ve daha önceki kayıtlarda Cenderiye Zaviyesi'ne ait her hangi bir kayda rastlanmamıştır. Buna karşılık vakıf gelirlerinin ve yerinde daha önceden aynı ad ile hizmet vermiş eserlerin geçmişi nedeni ile zaviye, bu kısımda değerlendirilmiştir.

Elbistan'da bulunan Cenderiye Zaviyesi'nde zaviyedarlık yapmak üzere, 11 Muharrem 1089/5 Mart 1678 tarihinden itibaren Ali Efendi, 20 Zilkade 1090/23 Aralık 1679'dan itibaren kardeşi Hasan Efendi, 23 Ağustos 1744'de tayin edilen Abdurrahman'ın 1176/1763'de ölümü üzerine, yerine oğlu Muhammed Efendi, 1203/1788'de tayin edilen Musa Efendi-zade Seyyid Mehmed Efendi'nin 1203/1789'da ölümü üzerine, yerine Seyyid Muhammed Efendi, 1265-1279/1849-1862 tarihleri arasında ve bir süre sonrasına kadar ba şart-ı tedris Seyyid Ahmed Hayati Efendi tayin edilmişlerdir. Bu son kayıttan anlaşıldığı kadarı ile eskiden burada olan Cenderiye Buk'ası veya Medresesi'nin görevini, halen faaliyetine devam etmekte olan Cenderiye Zaviyesi yerine getirmekte idi.

Yukarıda izah edildiği üzere, XVII. yüzyılın ikinci yarısına kadar zaviye hakkında her hangi bir bilgiye sahip değiliz. Bu yıllarda, Alaüddevle Bey'e ait medreselerin faaliyetinin ortadan kalkması üzerine, aynı adlı zaviyenin faaliyette olması nedeni ile vakıf gelirleri buraya tahsis edilmiş olması muhtemeldir. Çünkü ilk üç tahrirden sonraki kayıtlarda, Cenderiye adı ile bilinen medrese ve buk'anın adına pek rastlanmamakta, buna karşılık aynı adlı zaviyenin adı zikredilmektedir.

Cenderiye Zaviyesi'nin, 1100/1689 yıllarındaki yıllık gelir gideri 3240 akçe, 1 105-1106/1694-1695'de 2880 akçe, 12661273/18501857 yılları arasında ise toplam muhasebesi 17853 kuruş idi. Bu tarihler arasında zaviyenin görevlilerine 13460 kuruş 30 para, maaş olarak 3513 kuruş 32 para, muhasebe harcı olarak da 878 kuruş 18 paralık harcama yapılmıştı. 1276/1860 yılı hasılatından zaviyenin görevlilerine yapılan harcama ise 5600 kuruştu. 1331/1913 tarihli bir irade ile, zaviye ile birlikte Maraş Saneağı'ndaki 15 zaviyenin aşardan ibaret olan cüzi gelirleri, zaviyelerin zamanla harap olması, yeniden imar ve ihyalarının mümkün olmaması ve benzeri sebeplerle gelirlerinin Maraş'daki bazı camilere tahsis edilmesi istenmiştir. Bu nedenle, zaviye adına toplanan 2482 kuruş, tahsis edilen camilere ödenmeye başlanmıştır.

3-Ümmet (Himmet, Babaiye) Baba Zaviyesi

Elbistan'ın merkezinde aynı adı taşıyan camiin yakınında inşa edilmiş olan zaviyeden günümüze sadece temel duvarları kalmıştır. Zaviye, camiye göre, Dulkadiroğlu caddesinin doğu tarafındaki binaların arkasında bulunmaktaydı. Tahminen okunan kitabesine göre, Alaüddevle Bey tarafından, 901/1494 tarihinde Ümmet Baba için yaptırılmıştır. Bununla beraber, 906/1500 tarihli vakfiyesinde Ümmet Baba Zaviyesi ve Camiinin Alaüddevle Bey tarafından inşa edildiği ve mezkur tarihten önce tanzim edilen diğer bir vakfiyesinde de vakıflarının zikredilmiş olduğu ifade edilmektedir. Bu ifade, zaviyenin tahminen okunmuş olan kitabesine ait tarihi, yani 901/1496 yılını doğrulamaktadır.

Vakfiyesinde Babaiye Zaviyesi, bu gün ise, Tekke adı ile anılan zaviyenin, halen Ceyhan Mahallesi'nde yıkıntıları bulunmaktadır. XVI. yüzyılda bu mahalle, Ümmet Baba Zaviyesi, Ümmet Baba Camii ve Hatib Mahallesi gibi adlarla tanınmaktaydı. Belgelerde, Zaviye'de görev yapan şahıslarla ilgili bilgilere de rastlanmaktadır. 1173/1760 tarihli bir buyrulduya göre, zaviye Hacı Bektaş-ı Veli tarikatına meşruttu. Burada onun evladından olanlar görev yapmaktaydı. Zikredilen tarihte, Hacı Bektaş-ı Veli evladından Şeyh el-Hac Feyzullah Efendi burada seccade-nişinlik yapmaktaydı. Zaviyedar olarak da Zeynelabidin Efendi'nin ölümü üzerine, 1163/1750 yılında oğlu Seyyid Ahmed Efendi, nısıf hisse ile tayin edilmiş; diğer hisseye sahip olan Hüseyin Efendi'nin vefat etmesi üzerine, görevi 1117/1760'da Seyyid Cemaleddin'e ve ulemadan İsmail Efendi'ye verilmişti.

906/1500 tarihli vakfiyeye göre, zaviyenin şeyi için, Hatun Köyü, aynı köyde bulunan bir değirmen, Kitiz Köyü'nün yarısı, Derb Kapı'daki değirmenlerin bir kısmının geliri ve aynı yerde bulunan boyacılardan elde edilen gelir, vakfa mütevelli olanların bilgisi dahilinde, şeyh tarafından, buraya gelen giden yolculara, misafirlere, alimlere, fakihlere ve Elbistan'da bulunan medreselerde öğrenim gören öğrencilere harcanmak üzere tahsis edilmişti.

1527 tahririnde Hatun Köyü'nün tamamı, yine zaviye adına, 1563 yılında ise, mescid ve zaviye adına kaydedilmiştir. Bu kaydın daha önce tutulmuş olan vakıf defterine binaen böyle kaydedildiği zikredilmiştir. Ayrıca bu tarihte, sadece köyün cizye gelirinin yarısının vakfa ayrıldığı, bu meblağın da 2750 akçe olduğu kayıtlıdır. Gelir, 1525'de 9330 akçe; 1527'de, 7304 akçe idi. Bu durumdan dolayı, vakfa ayrılan gelirin sonradan oldukça azaltıldığı anlaşılmaktadır. Hatun Köyü, 1527 yılı tahriri esnasında, Yukarı Mezra adı ile ikinci defa ve bazı farklılıklarla kaydedilmiş, hasılatının 10198 akçe olduğu zikredilmiştir.

Ümmet Baba Zaviyesi'nin önemli gelir kaynaklarından birisi olan Kitiz Köyü, 1525 yılı tahririnde iki yerde kaydedilmiş, bunlardan, aslında tımara kaydedileni vakıf; vakıf olanı tımar olarak gösterilmiş, 1527 yılında bu durum düzeltilmiştir. 1563 yılında köyün yıllık vakıf geliri 6787 akçe, 1100-1105/1689-1694 'de yıllık 1440 akçe, 1106/1695' de ise, günlük 8 akçe üzerinden yıllık geliri 2880 akçe idi.

1276/1860 yılında vakfın mutasarrıfı olan Mehmed Cemaleddin'e yıllık 2800 kuruş ödeme yapıldığı kaydedilmiş ise de, aynı defter kaydına göre, vakıflarda görülen tutarsızlıklar nedeni ile yeniden tespit edilen vakıf kayıtları arasında, Kitiz Köyü'nün adı zikredilmeden zaviye vakfının adı kaydedilmiştir.

1500 tarihli Alaüddevle Bey vakfiyesinde zaviyenin masraflarına tahsis edildiği bildirilen Derb Kapı'daki değirmenler, 1563'de beş adet idi. Yıllık toplam gelirleri ise, 225 akçe idi. Tahrirler esnasında, vakfiyede adı geçen Hatuniye Köyü'ndeki bir değirmen ile boyacılardan elde edilen vakıf gelirinden bahsedilmemiştir. Buna karşılık 100 akçelik geliri olan ve zaviyenin yanında bulunan bir arazi parçası vakıf olarak kaydedilmiştir. Bu arazinin ise, 1100/1689 yılında 360 akçelik yıllık geliri vardı.

Daha sonraki yıllarda vakıf gelirleri ayrı ayrı zikredilmemiştir. Ancak Kitiz Köyü'nün geliri, bir süre için vakıf gelirlerinden ayrı olarak kaydedilmiştir. Kitiz Köyü'nün dışında, zaviyenin 1100-1106/1689-1695 yılları arsındaki yıllık geliri 3600 akçe idi. 1266-1273/1850-1857 tarihleri arasında ise, vakfın toplam gelir ve gideri 18285 kuruş idi. Giderlerin, 13784 kuruş 20 parası zaviyedarlara, 3600 kuruş 16 parası maaş olarak, 900 kuruş 0, 4 parası muhasebe harcı olarak harcanmıştı. 1276/1860 yılında ise, vakfın gelirlerinden görevlilere 660 kuruşluk harcama yapılmıştı. Ancak bu kayıtların tutulduğu vakıf defterlerinde bazı tutarsızlıklar görülmesi üzerine, yeniden bazı tespitlerin yapıldığı dikkati çekmektedir. Evkaf Nezareti'nin 1327/1909 tarihli bütçesine göre, o tarihte Ümmet Baba Camii ve Zaviyesi adına 2343 kuruşluk gelir kaydı vardı. Ancak aynı tarihte zaviyenin mevcut olmadığı bilinmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MARAŞ ELBİSTAN DULKADİRLİ VAKIFLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 21:59

D -DİĞER HAYRİ VAKIFLAR

1- Ahiler Dede (Ahi Evran) Vakfı


Osmanlılar tarafından fethinden bir süre sonrasına kadar tarihte önemli bir rol oynamış olan Elbistan'da, esnaf teşkilatının, sanayiin, maddi ve manevi gelişmenin öncüsü ve destekçisi olan Ahilik teşkilatının mevcut olduğunu gösteren vakıflar kurulmuştur. Bu vakıflar, ehl-i sanayi ahi babalık vakfı, Ahi Evran Vakfı ve Ahiler Dede vakfı gibi adlarla geçmektedir. Ancak bu vakıflar hakkında ne yazık ki yeterli bilgi yoktur.

1527 yılı tahriri esnasında, biri Elbistan'ın dağ tarafında, üçü ova tarafındaki yolun kenarında olmak üzere, Ahi Evran adına dört arazi parçası kaydedilmiştir. Ancak bu arazilerin geliri ve adı geçen vakıfla bir ilgisinin olup olmadığına dair bir bilgi verilmemiştir. 1100-1105/1689-1694 yılları arasında vakfın yıllık geliri 360 akçe, 1106/1695'de ise, 1440 akçe idi. Vakfa ait başka bir kayda rastlanmamıştır.

2- Alaüddevle Bey Vakfı

Alaüddevle Bey tarafından babası Süleyman Bey'in ruhuna cüz okuyanların masraflarını karşılamak üzere kurulmuştur. Hurman (Yazıbelen) Nahiyesi'nde yıllık geliri 200 akçe olan Havuzlu Alan Mezrası, Süleyman Bey'in ruhuna cüz okuması şartıyla Mevlana Ahmed bin Beydir adındaki şahsa, ondan sonra da onun neslinden gelecek olan salih evladına vakfedilmiştir. 1563'de Seyfeddinli Cemaati'nin yaylayıp ziraat ettikleri Mağaracık ve mescid Üstü mezralarının hububat gelirinin 1/4'ü de yine Alaüddevle Bey tarafından, Süleyman Bey'in ruhuna cüz okuyanlara vakfedilmişti. Yukarıda verilen tarihte bu gelirin miktarı 311 akçe idi.

3- Bektutiye (Kadı, Alaüddevle Bey) Medresesi Vakfı

Elbistan Kazası dahilinde bulunan bir kaç köy ve mezra, Alaüddevle Bey tarafından Maraş'da kurulan Bektutiye Medresesi'ne vakfedilmiştir. Bektutlu Cemaati buraya hizmet etmekle görevli olduklarından medreseye bu ad verilmiştir. İlk defa Süleyman Bey tarafından yaptırılmıştır. Alaüddevle Bey de onararak vakıflar tahsis etmiştir. Medrese, Maraş'da bulunmasına karşılık, Elbistan'da vakıf akarı bulunduğundan burada kaydetmeyi uygun bulduk.

Alaüddevle Bey, Bektutiye Medresesi'ne Elbistan'daki Güvercinlik Köyü ile Aynularus, Kilisecik ve Gülenli Dağı'ndaki Karapınar mezrasını vakfetmiştir. Daha önce, dedesi Nasırüddin bin Dulkadir tarafından kurulmuş olan, ancak daha sonra harap olan bu köyü ve mezraları ihya ederek çiftçiler yerleştirmiş, bunlara çift aletleri vermiş, vergilerini ve köylerin sınırlarını belirleyerek adı geçen medreseye vakfetmiştir. Medrese'nin başka vakıfları da vardır. Ancak Elbistan kazası dahilinde olmayan bu vakıflar inceleme konumuzun dışındadır.1525 yılında Güvercinlik köyünün 10014 akçe, 1563 yılında 12299 akçe geliri vardı. Aynı yılda Kilisecik Mezrası'nın geliri 500 akçe, Bektutlu Cemaati'nin geliri ise, 3000 akçe idi.

4- Resulullah (s.a.v)'ın Ruhu İçin Cüz Okunan mescid Vakfı

Yukarıdaki başlığı, cüz okunan mescidin hüviyetinin zikredilmemesi nedeni ile, vakfın esas özelliğini göstermesi için koyduk. Vakıf, Alaüddevle Bey tarafından kurulmuş ve cüz okumaları kaydı ile Mevlana Hüsam'ın evlatlarına intikal etmesi şart koşulmuştur. 1563 tarihli tahririne göre, toplam 360 akçe geliri olan Hurman (Yazıbelen) nahiyesine bağlı Sarız'ın İsmail Pınarı, Avan Deresi, Yassı Yurd, Alma Çukuru, Gön Çukuru ve Darı Deresi mezraları, Resulullah'ın ruhuna cüz okunan mescide ve cüz okuyana vakfedilmiştir. Cüz okuma görevi, Mevlana Hüsam'ın oğlu Mevlana Kasıra'ın tasarrufunda idi. 1712'de, adı geçen vakıflar aynen kaydedilmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Maraş Sancağı ve Dulkadirli Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir