Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Maraş (Merkez) Dulkadirli Vakıfları

Burada Maraş Sancağı ve Dulkadirli Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Maraş (Merkez) Dulkadirli Vakıfları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 21:50

MARAŞ (MERKEZ) DULKADİRLİ VAKIFLARI

A-DİNİ VAKIFLAR (CAMİLER)

1 - Ulu Cami


Kahramanmaraş'ın merkezinde bulunan Ulu Cami, yörenin diğer tarihi yapıları gibi zaman zaman görmüş olduğu tamiratlarla aslından uzaklaşmış bir haldedir. Buna rağmen camiin minaresi, taç mahalli ve sair yerleri asli yapısını muhafaza etmektedir. Bazı sanat tarihçileri, camiin kiliseden bozma olduğunu söyleseler de Alaüddevle Bey'in, babasına ait bu camiyi yeniden yaptırırcasına tamir ettirdiği bilinmektedir. Vakfiyelerinde, arşiv belgelerinde ve kitabesinde, bu konu açıkça belirtilmektedir.

Tarihi yapılarda kitabeler en önemli bir belge niteliği taşımaktadır. Bu itibarla kitabeler ana kaynak sayılırlar. Ulu Caminin yapılış tarihi ve yaptıran şahsı gösteren önemli bir belge niteliğini taşıyan Arapça kitabesinin tercümesi şöyledir: Bu mübarek Cami, Sultan Melik Eşref Kansu el-Gavri7n zamanında alim, Senedii'l-ümera, Avnü'l-ümme, Nuru d-devle, Gavsu 'l-mille, Hiisamü d-din, Emirü 'l-müminin Alaüddevle bin Süleyman Zülkadir es-Sasani tarafından tamir edilmiştir. Sevabını da babası Emir Süleyman bin Zülkadir 'in -Allah O 'nu mağfiret eylesin- ruhuna bağışlamıştır. Sene 907. Kitabeden anlaşıldığı üzere Cami, Memluklu sultanı Kansu Gavri zamanında, M. 1501 tarihinde Alaüddevle Bey tarafından tamir ettirilmiştir. Burada geçen « ammere » kelimesi hem «inşa etmek» hem de «tamir etmek» anlamına kullanılmaktadır. Caminin daha önce Süleymen Bey tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Nitekim bir tapu tahrir defterinde de caminin Süleymen Bey tarafından yaptırıldığı açıkça kaydedilmiştir. Alaüddevle'nin ise, babsına ait camiyi tamir ettirdiği ve vakıf gelirleri tahsis ettiği anlaşılmaktadır.

Cami, mimari özelliğiyle dikdörtgen planlı, ilk yapılış itibariyle ahşap çatılı, çok ayaklı, Anadolu Selçuklu camilerinin plan şemasına uygundur.
Ulu Cami'nin yapısı ile bütünlük arz etmeyen ve bazı kiliselerdeki aydınlatmaları hatırlatan, ortadan çift meyilli çatı ile yukarı taşırılmış yüksek payelere oturan ve dört yöne açılmış pencereleri ile sağlanan üst aydınlatma düzeni, araştırıcıları yanıltmakta ve kiliseden bozma, kanaatini uyandırmaktadır. Bu durum, pencereleri aydınlatmaya yeterli olmayan Camiin, çatıdan aydınlatılmasından kaynaklanmaktadır.
Ulu Cami, Alaüddevle Bey'in Maraş'da bulunan hayri vakıfları içinde en çok geliri olan vakıf eserdir.

Eski adıyla Kuytul, yeni adıyla Kurtuluş Mahallesi'nde bulunan Ulu Caminin gelirleri, 906/1500 tarihli vakfiyesine göre, şunlardır:

1- Ulu Cami imamına Uzunoluk'da bir değirmen,
2- Yine Cami imamına boş bir arsa,
3- İmamla beraber camiin hatibine, müezzinine, kayyumuna, ayrıca camiin aydınlatılması, sergisi ve sair masrafları için Pınarbaşı Karyesi'nin tamamının şer'i ve örfi vergileri,
4- Sünbürü, Tavşantepesi, Küstan, Çaykale, Kandil, Akdere,
Kızıltepe, Beyhoburu, Armutalanı, Yenicekale'de Pirce gediği ve Kefer'de Kibrardil(?) mezraları,
5- Maraş Bedesteni'nin yarısı,
6- Maraş Çarşısı'nda 19 dükkan,
7- Maraş'a tabi Ayakluca oluk mevkiinde Erüklüce karyesi,
8- Endurul mevkiinde Musul alanı köyü,
9- Başkonuş mezraası,
10- İmallu, Meydan ve Kamalak mezraları,
11- Yenicekale'ya tabi Berceli'de bulunan bazı evler,
12- Zeytun'a tabi Alikayası Mezrası.

Alaüddevle Bey'e ait 911/1505 tarihli diğer bir vakfiyesinde, Çobanbıçağı Nahiyesi'nde Kalacuk Tepesi denilen yerin, Ulu Cami'de Kur'an okuyacak olan İsa bin Hızır'a verilmesinden bahsedilmektedir.
Söz konusu bu yerin sınırları ise şöyledir: Kıble tarafı, Coşat Dağı'nın tepesine kadar; doğu tarafı, Zeytun vadisi; kuzeyi, Mertek Deresi'nin
sonuna kadar; batısı, Demirliğe varıncaya kadar olan Çotleb Deresi'nin tamamı.
916/1510 tarihli vakfiyesinde ise, Ulu Cami vakıflarından hiç bahis edilmemekle beraber, sadece Alaüddevle Bey'in yaptırdığı medreseler ve zaviyeler zikredilmektedir.

Elimizde bulunan Mufassal Tapu Tahrir defterlerine göre, Ulu Caminin vakıf akarlarını ve gelirlerini şöyle sıralayabiliriz:

1- Maraş'ın yukarı tarafında bulunan Pınarbaşı Karyesi'nin tamamı,
2- Maraş'da iki dükkan,
3- Uzunoluk'da bir değirmen,
4- Boş bir arsa (nerede olduğu belirtilmemiş, fakat Maraş merkezde olduğu muhtemeldir),
5- Armut alanı mezrası,
6- Maraş Bedesteni'nin yarısı,
7- Hopur karyesi mahsulatı,
8- Maraş'da sekiz dükkan,
9- Maraş merkezde bulunan Tavşan Tepesi Mezrasfnın tamamı,
10- Pir Nizam(?) Karyesi'nde bir çiftlik,
11- Gümüşler, diğer adıyla Gerger Karyesi'nde bir zemin,
12- Maraş Çarşısı 'nda on dükkan,
13- Maraş Çarşısı'nda Bektut dükkanı olarak bilinen üç dükkan,
14- Maraş'da bir arsa ve bir bağ,
15- Bertiz Karyesi'nde Bertizad adında bir adet çiftlik,
16- Erüklüce Mezrası,
17- Resü'l-ayn Karyesi ve buna bağlı Kandil, Çaykışla, Çobanseküsü, Çobançay, Akdere ve Kızıltepe mezraları,
18- Ahır Dağı'nın dibinden çıkan suyun tamamı,
19- Kalecik Tepesi mezrası.

Vakfiyelerin ve tapu tahrir defterlerinin haricinde, Ulu Caminin meşrutası olan diğer vakıfların 1271-1273/1854-1857 senelerine ait a'şar hasılatı ise şöyledir:

1- Beylik Hopuru Karyesi, üç yıllık toplam a'şar hasılatı 3364 kuruş,
2- Geyik Sazı Karyesi, üç yıllık toplam a'şarı hasılatı 3550 kuruş,
3- Karaca Karyesi, üç yıllık toplam a'şar hasılatı 29000 kuruş,
4- Dere Hopuru Karyesi, üç yıllık toplam a'şar hasılatı 16025 kuruş,
5- Ulu Cami vakfına ait bir bahçe, üç yıllık toplam a'şan hasılatı 3360 kuruş,
6- Maraş Arasası vakıf hissesi, üç yıllık toplam hasılatı 24725 kuruş,
7- Elmalar Kömec Karyesi, üç yıllık toplam hasılatı 3380 kuruş,
8- Karadere Karyesi üç yıllık toplam a'şar hasılatı 1050 kuruş,
9- Elbistan Kazası'nın vakıf gelirlerinden üç yıllık toplam tevliyet bedeli hasılatı 2134 kuruş,
10- Üç yıllık toplam perakende a'şarı 1055 kuruş.

1271-1273/1854-1857 senelerinde Ulu Cami Vakfının toplam geliri 89895 kuruştur.
906/1500 tarihli Alaüddevle Bey vakfiyesinde camiin vakfından yararlanacak şahıslar ve yapılması gereken harcamalar belirtilmiştir. Vakfiyeye göre, Ulu Cami'de imam, hatip, müezzin, kayyım ve ferraş gibi görevliler bulunmaktaydı. Vakfiyede, Caminin aydınlatılması ve sergisi için gerekli malzemenin vakıf gelirinden harcama yapılarak karşılanması belirtilmiştir. 1525 tarihinde Ulu Camii hatibine vazife olarak beş dükkanın kist vergisi; imamına cami yanında bulunan altı değirmenin geliri; ferraşına beş dükkan geliri ve camiin aydınlatılması ile sergisi için de üç dükkanın geliri tahsis edilmiştir.

1105/1693 tarihli vakıf kayıtlarında, Ulu Caminin günlük giderinin 108 akçe, altı aylık masrafının 19440 akçe olduğu kaydedilmiştir.
1271-1273/1854-1856 senelerinde, Evkaf-ı Hümayun Nezareti'ne mülhak vakıflar arasında sayılan Ulu Caminin vakıf mürtezikalarının bu yıllarda bir hayli arttığı, toplam giderlerin 68057 kuruş olduğu kaydedilmiştir. Aynı tarihlerde vakıfların giderlerinden arta kalan 6608 kuruş Evkaf-ı Hümayun Hazinesi'ne, 19824 kuruş Maraş Mal Sandığı 'na devredilmiştir.

Alaüddevle Bey'in Ulu Cami'ye yaptığı vakıfların tamamı sahih ve lazım vakıflardır. Evkaf Nezareti'nin kurulmasından sonra bu vakıflar, Evkaf Nezareti'ne ilhak edilmiştir. Mütevelliliği kendi neslinden olan evladına meşrut olduğu için Alaüddevle Bey'in vakıflarını yarı ailevi vakıflardan saymak mümkündür.

a -Ulu Caminin Tamiratı

İslam vakıf hukukuna göre, vakıf müsakkafatın tamiri gerekiyorsa, vakıf gelirleri öncelikle tamirata sarf edilmelidir. Eğer mütevelli vakfın gailesini görevlilere sarf edip vakfın tamiratını ihmal ederse, vakfın tamirini kendisinin tazmin etmesi gerekir. Vakfiyede vakfın tamiri şart koşulmamış olsa dahi, mütevelli vakfın gailesini öncelikle tamirat işlerine sarf etmesi gerekir.

Alaüddevle Bey'in vakfiyelerinde vakıf mallarından sağlanan gelirlerle her şeyden önce vakıf binaların bakım ve tamir masraflarının karşılanması, sonra hizmetle ilgili diğer cari giderlere harcama yapılması şartları koşulmuştur. Vakıf, mütevelli olan kimseden vakfın ibka, tahlid ve teb'idine candan çalışmasını tavsiye ve rica etmektedir. Aksine davrananların, Allah'ın yasakladığı haramlardan birini işlemiş olacakları belirtilmektedir.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi Ulu Cami, geçirmiş olduğu tamiratlarla asli yapısından kısmen de olsa uzaklaşmıştır. Cumhuriyet döneminde yapılan tamiratları dışında, Caminin bilinen en önemli onarımı, 1314/1897 senesinde gerçekleştirilmiştir. 1314/1897 senesinde Evkaf Nezareti müfettişlerince tamirat için yapılan keşiflerde, Ulu Camii'nin harabiyeti ve tamirat masrafının on bin kuruşa ulaşacağına dair Şurayı Devlet Maliye Dairesi'ne rapor sunulmuştur. Maraş Sancağı İdare Meclisi mahzarına göre, tamirat için gereken meblağdan Maraş Evkaf müdürü nezaretinde iki bin on bir kuruş indirim yapılarak kalan yedi bin dokuz yüz seksen dokuz kuruşun Ulu Cami vakfının varidatından karşılanacağına dair sadrazam arzı ve 28 Zilhicce 1314/1897 tarihli İrade-i Seniyye'nin çıkmasıyla Ulu Caminin tamiratı yapılmıştır.

Kaynakça
Kitap: MARAŞ VAKIFLARI (DULKADİRLİ VE OSMANLI DÖNEMİ)
Yazar: Yaşar BAŞ, Rahmi TEKİN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MARAŞ (MERKEZ) DULKADİRLİ VAKIFLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 21:50

b- Ulu Camiin İmamlık Görevinde Bulunanlar

1- 1525 tarihinde Ulu Camii imamı olan Mevlana Muhyiddin, Alaüddevle Bey zamanından beri aynı görevde bulunuyordu.

2- Ulu Cami imamı olan Mustafa Efendi 1176/1762'de vefat edip yerine oğlu es-Seyyid Derviş Mehmed Efendi dindar, müstakim ve cami
cemaatı tarafından beğenilen kişiliği nedeniyle Ulu Caminin imamlığına tayin edilmiştir.

3- 1231/1816 tarihinde Ulu Cami imamet cihetine tasarruf eden Mustafa Halife'nin vefatıyla, Alaüddevle Vakfı Mütevellisi Ahmed'in
arzı üzerine, imamlık ciheti oğlu es-Seyyid Mehmed'e tevcih edilmiştir.

4- Ücretlerini Ulu Cami vakfından almak üzere imamet ve dua-guy cihetleri 1242/1826 tarihi itibariyle es-Seyyid Ömer Hulusi bin es-Seyyid Abdullah'a tevcih edilmiştir.

5- Maaşlarını Ulu Camii ve Nebeviye Medresesi İmareti vakfından almak üzere, Şeyhu'l-kurralık, imamet, cüz-hanlık ve müderrislik cihetleri, 1260/1844 tarihi itibariyle es-Seyyid Hafız Hüseyin, es-Seyyid Hafız Ebubekir ve es-Seyyid İlyas bin Hasan'a tevcih edilmiştir.

6- Ulu Camii vakfı Şeyhu'l-kurralık, imamlık ve cüz-hanlık cihetlerine tasarruf eden Seyyid Hasan'ın 1314/1897 tarihinde vefatı
üzerine yerine büyük oğulları Hafız Hüseyin, Hafız Ebubekir ve İlyas halifelere babalarından boşalan cihetler tevcih edilmiştir. Hafız Halil
vefat etmiş olduğundan yerine küçük oğlu Hüseyin Efendi geçmiştir.

7- 1319/1901 senesinde Ulu Cami imamet cihetlerine Karaküçükzade Hacı Mehmed Efendi, pederi Ahmed Efendi, amcası Mehmed Efendi; amcası Mehmed Efendi'nin vefatı üzerine oğlu Mehmed, Mehmed Sabit ve Mustafa Efendiler tasarruf etmişlerdir.

c -Ulu Caminin Diğer Görevlileri

1- 1080/1669 tarihinde Ulu Cami hatibi olan İbrahim görevinden alınarak, yerine camiin eski hatibi Mevlana Mehmed getirilmiştir.
2- 1085/1674 tarihinde Ulu Cami ferraşı el-Hac Muharrem vefat edince yerine oğlu Rakrak Mustafa'nın ferraş olduğu görülmektedir.
3- 1119/1707 tarihinde alim, vera sahibi, müstakim, dindar ve fazilet sahibi olan Derviş Mehmed Halife'yi Ulu Caminin hatibi olarak görüyoruz.
4- 1132/1720 senesinde, Ulu Cami hatibi olan Şeyh Mustafa bin Ömer vefat edince yerine oğullan Ahmed ve Ali halifeler geçmiştir ve kendilerine 10 Şevval 1132/1720 tarihinde tevcihat beratı verilmiştir.
5- 1132/1720 tarihinde Ulu Cami vakfının cüz-hanlık cihetine el-Hac Osman Efendi'nin tasarruf ettiği kayıtlıdır.
6- 1191/1777 tarihinde, Ulu Caminin Cuma günleri için vaiz ve nasihi Seyyid Mehmed Halife'ydi.
7- 1209/1794 tarihinde Ulu Cami hitabet cihetine İsmail ve Ahmed halifeler tasarruf etmekteydiler.
8- 1218/1803 tarihinde Ulu Cami hitabet cihetine tasarruf eden Yahya Efendi vefat edince, boş kalan hitabet ciheti Mehmed Hamdi Efendi'ye tevcih edilmiştir.
9- Ulu Cami evkafından almak üzere; dua-guy, müezzinlik, kari (okuyucu) ve cibayet cihetleri 1254/1838'den itibaren İbrahim Evliya bin Hasan'a tevcih edilmiştir.
10- Ulu Cami vakfından almak üzere yevmi on akçe vazife ile müezzinlik cihetine 1256/1840 tarihinden itibaren Seyyid Ahmed bin Mehmed ve Durdu bin Mehmed'e tevcih edilmiştir.
11- 1294/1877 tarihinde, Ulu Cami vaiz ve nasihi olan Mehmed Efendi görevini kendi rızası ile İdare Meclisi azalarının huzurunda oğlu Mehmed Sabit'e devretmiştir.
12- 1322/1904 tarihinde Ulu Cami dua-guy ve devir-hanlık cihetlerine tasarruf eden Ali Efendi'nin vefatı üzerine görevi, oğlu Sadık Efendi'ye tevcih edilmiştir.
13- 1322/1904 tarihinde Ulu Cami vakfının dua-guy, devir-han ve buhurluk cihetleri, Ali Efendi'nin oğullarından Mehmed Hayri, Bahaddin ve Sadık efendilere verilmiştir.
14- 1323/1905 tarihinde Ulu Cami evkafı cibayet ve dua-guy vazifelerine mutasarrıf olan Evliya-zade İbrahim Efendi'nin vefatına binaen yerine büyük oğlu Hüseyin Efendi atanmıştır.

Alaüddevle Bey, vakfiyelerinde müderris, imam ve sair görevliler için ayrı ayrı şartlar koştuğu gibi, bütün görevlilere bir takım ortak şartlar da koşmuştur. Bu şartlar arasında önemle vurgulananı; vakıflarında görev yapanların (imam, müderris ve saire) Maraşlı ve Hanefi mezhebinden olmaları ve vakfı yaşatmak gayreti içinde olmaları gereğidir. İmam için vakıfın özel şartı ise; imamın vera sahibi, takvalı, şeriatı ve sünneti iyi bilen, namazda caiz olanla ifsat eden şeyleri bilen, beş vakit namazı, kadın erkek arası ayrılmış olarak namaz kıldırmasıdır. Ayrıca imam, fecirden duha vakti çıkıncaya kadar; ikindi namazı eda edildikten sonra akşam namazına ve sonra da yatsı namazı öncesine kadar meşhur evradı ve mesur duaları açıktan okuyacaktı.

Ulu Cami, Dulkadir oğullarından Maraş'da kalan en önemli eserdir. Bir çok onarımlar geçirmiş olmasına rağmen, asli yapısını muhafaza ederek günümüze kadar gelmiştir. 1960'lı yıllara kadar camiin tavanı ahşap ve damı toprak idi. Günümüzde ise cami çatılıdır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MARAŞ (MERKEZ) DULKADİRLİ VAKIFLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 21:50

2 - Hatuniye (Şemse Hatun) Camii

Hatuniye Camii, eski adıyla Hatuniye, şimdiki adıyla Kurtuluş Mahallesi'nde bulunmaktadır. Alaüddevle Bey tarafından 906/1500 tarihinde veya daha önceki bir tarihte hanımı Şemse-Mah adına yaptırılmıştır. Görmüş olduğu tamiratlar nedeniyle asli yapısını kaybetmiştir.

Cami halen ibadete açıktır. Ancak bir takım özellikleri ile yine de Dulkadir Beyliği mimarisini hatırlatmaktadır. Kitabesi, camiin iç duvarlarından birinin sıvaları altında iken, XX. yüzyılın başlarından yerinden sökülerek avlu girişinin sağ tarafındaki duvarın dış yüzeyine yerleştirilmiştir. Fakat kitabe okunacak durumda değildir.

XVII. yüzyılın ortalarında Maraş'a gelen Evliya Çelebi, Hatuniye Camii'nin kitabesini okuyarak şu şekilde tespit etmiştir; Ammere hazihi'l-camii'l-mübarek Semse Mah Hatun bint-i Riistem bin Nasırüddin bin Zeynelabidin sene...

Halen varlığını sürdüren Hatuniye Camii, mekan yapısı ve arşiv kayıtlarına göre, önceleri imareti ve medresesi ile birlikte bir külliye oluşturmaktaydı.320 Caminin mimari özelliği, bu güne kadar yapılan tamirler nedeniyle büyük ölçüde değişmiştir. Şimdiki haliyle düz ahşap tavanlı, dıştan meyilli kiremit çatı ile örtülüdür. Asli yapısından kalan temeller üstüne kurulduğunu tahmin ettiğimiz duvarları muntazam kesme taştan yapılmıştır. Enine basit bir plan düzeni vardır.

Medresesi ile birlikte bir külliye oluşturan Hatuniye Camiinin vakıf gelirleri, genellikle medresesi ile birlikte tahsis edilmiştir. 1563 tarihli tahrirde vakıf gelirlerinden bazılarının cami adına, bazılarının medrese adına, bir kısmının da her ikisi adına kaydedildiği görülmektedir. Camii adına kaydedilenlerin, Bolu ve Beybincilü köylerinin %'ü olduğu kayıtlıdır. Caminin gelirleri aynı adla anılan medresesi ile birlikte kaydedilmiş olduğundan burada tekrar edilmemiştir.

Tarihsiz bir Hatt-ı Hümayun'a göre, Şemse Hatun Camiinin hatipliğini yapmakta iken haksız olarak azledilmiş olan Şeyh Muhammed Halife, Maraş Naibinin arzı üzerine, yeniden eski görevine dönmüştür.

1259/1843 tarihinde camii vakfından aldığı günlük on dört akçe karşılığında tevliyet ve müderrislik cihetleri Seyyid Mehmed bin Said'e tevcih edilmiştir.
Camide imamlık yapmakta olan Seyyid Osman ve Hafız Mehmed, 1262/1846 tarihli bir şikayet üzerine görevlerinden alınarak haklarında tahkikat yapılmış, ancak bu şikayetin bir garaza binaen yapıldığı anlaşıldığından adı geçen şahıslar eski görevlerine iade edilmişlerdir.

1269/1853 tarihinde Hatuniye Camii Evkafından tahsisat alan ve cami imameti cihetini tasarruf eden Seyyid Mehmed'in ölümü üzerine, yerine oğlu Abdullah atanmıştır.
1323/1905 tarihli Maraş Şer'iye Sicilinde camiin Evkaf Nezareti'ne mülhak vakıflardan olduğu ve Şemse Hatun adına bina edildiği açıkça kaydedilmiştir.

3 - Şazi (Şadi) Bey Camii

Caminin yeri, Andırın garajı olarak bilinen mevkiin üst tarafındadır. Bir çok defa tamirat geçirmiş ve 1970'li yıllarda sökülerek tamamen yenilenmiştir. Caminin minaresi asli yapısını korumaktadır. Minaresi, kitabesinden anlaşıldığına göre, Şazi Bey zamanından sonra yaptırılmıştır. Minarede bulunan iki satırlık kitabede şu ibareler kayıtlıdır: Minare-i dil-keş ezana makam; Bin yüz yirmi 'de oldu tamam. Buna göre minarenin yapılış tarihi 1120/1708'dir. Evliya Çelebi bu eseri, Maraş'ın önemli camileri arasında göstermektedir.

Dulkadir Beyliği zamanında yapılan cami, adından da anlaşılacağı, gibi, Şazi Bey adında bir şahıs tarafından yaptırılmıştır. Şazi Bey, Alaüddevle Bey zamanında yaşamış ve Dulkadir Beyliği ordusunda komutanlık yapmıştır. Alaüddevle Bey'in 1500 tarihinde II. Bayezid'e yardımcı olmak niyeti ile Modon savaşına gönderdiği komutanlarındandır.

Arşiv belgelerinden ve sair kaynaklardan anlaşıldığına göre, Şazi Bey camiin yanında bir medrese de yaptırmıştır. Ancak 1920'li yıllarda mevcut olan medrese günümüze kadar ulaşamamıştır.

Vamık Şükrü, medresenin 1119/1707 tarihinde harap olduğunu belirmektedir. Ancak Maraş Müftüsü Ali Efendi tarafından tamir edilerek yeniden faaliyete geçirilmiştir. Bu nedenle külliye Şazi Bey ve Müftü Ali Efendi adıyla tanınmıştır. Müftü Ali Efendi'nin mezarı da halen faaliyetini devam ettirmekte olan camiinin giriş kapısının sol tarafındadır.

Şazi Bey, camii adına kurduğu vakıflara gelir getirecek bazı akarlar tahsis etmiştir. 1563 tarihli kayıtlara göre, Şazi Bey Camii'nin vakıfları şunlardır:

1- Maraş'ın alt tarafında, Şazi Bey Değirmeni adıyla bilinen ve 1250 akçelik yıllık geliri olan bir değirmen,
2- Adı geçen değinilenin yanında yıllık geliri 500 akçe olan bir arazi,
3- Aynı değirmenin yanında bulunan yıllık geliri 800 akçe olan bir nar bahçesinin yarısı,
4- Çelebi bin Gafil Hacı yeri olarak bilinen ve 1500 akçe yıllık gelirli muhtelif meyve ağaçlarının bulunduğu bir bahçe,
5- Caminin yanında bulunan ve yıllık geliri 383 akçe olan bir ziraat arazisi,
6- Yıllık geliri 150 akçe olan harab olmuş dükkanlar,
7- Gülü Karacalu'da 500 akçe yıllık gelirli bir ziraat arazisi,
8- 600 akçe yıllık geliri olan muhtelif meyve ağaçları,
9- 64 akçe yıllık geliri olan boş bir arazi.

1563 tarihinden 1854 yılına kadar camiin gelirleri hakkında her hangi bir bilgiye rastlamadık. Bu tarihlerde camiin Evkaf Nezareti'ne bağlandığı ve gelirlerinin bazı bahçelerin a'şar hasılatından ibaret olduğu görülmektedir. Mesela; 1271/1854 ve 1272/1855 yıllarında camiin a'şar gelirinin 2300 kuruş, 1273/1856'da ise 2500 kuruş olduğu görülmektedir. 1105-1106/1693-1694 tarihleri esnasında camiin günlük sekiz, aylık 240 ve altı aylık giderinin 1400 akçe olduğu kaydedilmiştir. 1271-1273/1854-1856 tarihlerinde ise camiin mürtezikasının 6418 kuruş; görevlilerin maaşı olarak 546 kuruş 16 para; muhasebe harcı olarak 136 kuruş 24 para, toplam 7100 kuruşluk harcamasının olduğu görülmektedir.

1126/1714 tarihinde camiin imametini yapmakta olan Mehmed Halife'nin vefatı üzerine, yerine oğlu Ahmed Efendi tayin edilmiştir.
1140/1728 tarihinde camiin yanındaki medresede Seyyid Ahmed Efendi'nin müderrislik yapmakta olduğu kayıtlıdır.

1165/1752 yılında Süleymaniye Medresesi'nde müderrislik yapmakta olan, ancak Şazi Bey Vakfı'nın yarım hisselik müderrislik ve yarım hisselik mütevellilik cihetlerine tasarruf eden Mehmed bin Himmet'in vefatı üzerine, yerine Mehmed bin İsmail tayin edilmiştir.
1212/1797 tarihinde vakfın müderrislik ve tevliyet cihetlerinin 1/3'nü tasarruf etmekte olan Seyyid Mehmed Halife, kendi rızası ile görevini Seyyid Mehmed Efendi ve Seyyid Derviş Mehmed Efendi'ye bırakmıştır.

1213/1798 tarihli bir belgeye göre, Seyyid Numan bin Ebubekir, Ebubekir bin Mehmed ve Mehmed bin Ebubekir adlı şahıslar babalarından sonra müderrislik yapmışlar, bunlardan en sonuncusu ise bir süre görevi yaptıktan sonra, feragat etmiş ve onun yerine Seyyid Mehmed Refi' tayin edilmiştir.

1219/1804 tarihinde camiin imam ve hatipliğini yapmakta olan Seyyid Abdullah Efendi'nin vefatı üzerine, yerine ulemadan Ahmed Efendi tayin edilmiştir.
1243/1827 tarihinde medresenin müderrisliğini Ahmed Efendi'nin, vakfın mütevelliliğini ise Seyyid Lütfullah Efendi ve Ali oğlu Halil'in yapmakta oldukları anlaşılmaktadır.
1271/1855 tarihinde müderrisliği ve vakıf mütevelliliğini Mehmed Halil yapmaktaydı. Aynı tarihte Osman Efendi bin Ahmed, Ahmed Necib ve Ahmed Lütfullah'ın da mütevelli oldukları kayıtlıdır.

1295/1878 tarihinde cami'in imametini ve medresenin müderrisliğini tasarruf edenler Ahmed Mustafa ve Mehmed Halife adlı şahıslardı.
1296/1879 tarihinde vakfın mütevelliliğini Ökkeş Efendi adında bir şahıs yürütmekteydi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MARAŞ (MERKEZ) DULKADİRLİ VAKIFLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 21:51

4- Boğazkesen Camii

Asli yapısını muhafaza ederek günümüze kadar gelen camilerden biridir. iki derenin kesiştiği bir noktada bulunması dolayısıyla Boğazkesen adı ile tanınmıştır. Bulunduğu Mahalleye de onun adı verilmiş, ancak daha sonra bu Mahalleye Ekmekçi Mahallesi denilmiştir. Cami, Dulkadir Beyliği'ne ait Maraş'da bulunan mimari eserlerin en güzel örneklerinden biridir. Alaüddevle Bey'in Ekmekçi başısı Ali Ağa tarafından yaptırılmış ve adına vakıf kurulmuştur. Ancak vakfiyesi tespit edilememiştir. 1247/1831 tarihli bir kayda göre cami, hem Ekmekçi Camii, hem de Ali Mescidi adı ile bilinmekteydi. Bu tarihte camiin vakfının da faal olduğu anlaşılmaktadır.

Caminin ikisi iç kısmında mihrabın üstünde; biri minaresinin yerden tahminen 5-6 metre yukarısında bulunan üç tamir kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabelerden mihrabın Şakir adında bir zat tarafından süslendiği tarihi gösteren 1113/1701 yılına ait kitabe en eski olanıdır. Kitabe dört satırdır. İlk iki satırını okuyamadık, son iki satırında ise, Şakir yapınca mihraba zinet; Oldu tarih-i cami cennet emsal, mısrası okunmaktadır. Ancak kitabede mihrabın cennet misali süslendiği ifade ediliyor ise de, günümüzde bu süslemeden her hangi bir iz yoktur. Caminin diğer iki kitabesinden biri, 1211/1796 tarihini, diğeri ise 1213/1798 tarihini taşımaktadır. Bu kitabelerin gösterdiği tamir tarihleri öncesinde Maraş'a gelen Evliya Çelebi Boğazkesen Camii'ni şehrin önemli camileri arasında göstermektedir.

Yukarıda ifade edildiği üzere camiin vakfiyesini tespit edemedik. Ancak 1293/1876 tarihli bir mahkeme ilamındaki kayıtlardan Boğazkesen Cami vakıfları hakkında bir fikir edinmek mümkün olmaktadır.

Buna göre:

1- Cığcığı Mahallesi'nde 634 zira arsa üzerinde önceden yaptırılmış bir bardakçı dükkanı,
2- 1293/1876 tarihi itibariyle, Arasta adı ile bilinen üç kapılı zahire pazarının binası, vakfın gelir getiren müsakkafatı arasındaydı. Yukarıda tarihi verilen i'lama göre vakıfların geliri camiin imamına ve vakıf mütevellisine meşruttu. Aynı tarihte imamet ve mütevellilik görevini Dersiam Seyyid Mehmed Lütfullah Efendi yapmaktaydı, görevi Mahkeme ilamı ile tescil edilmişti.2 3 1247/1831 tarihinde ise, Seyyid Lütfullah ve Seyyid Mustafa'nın cami vakfının mütevelliliğini yaptıkları anlaşılmaktadır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MARAŞ (MERKEZ) DULKADİRLİ VAKIFLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 21:51

B - EĞİTİME YÖNELİK VAKIFLAR (MEDRESELER)

1 - Bağdadiye (-i Kübra) Medresesi


Alaüddevle Bey'in Maraş'da yaptırdığı medreselerden biri de Bağdadiye Medresesi'dir. Bu Medrese'nin Ulu Caminin kuzeyinde olduğu 906/1500 tarihli vakfiyede ve daha sonraki şer'iye sicillerinde açıkça ifade edilmektedir." Maraş'da bulunan medreselerin belki de en işlek olanı ve en uzun ömürlü olanlanndandır. Besim Atalay'ın Maraş hakkında verdiği bilgilere göre, XX. yüzyılın ilk çeyreğinde, burada bulunan medreselerden en önde gelen beş medreseden birisidir.

Refet Yinanç, Bağdatlu cemaatının medreseye hizmetle görevli olmalarından dolayı medresenin Bağdadiye adını aldığını söylüyor. Fakat şunu ifade edelim ki, ne vakfiyelerde ve ne de tapu tahrir defterlerinde Bağdatlu cemaatının bu medrese ile nasıl bir münasebetinin olduğuna dair bir kayda rastlamadık.
Alaüddevle Bey, Medreseyi yaptırdıktan sonra, talebelerin kalmaları için tamamı medresenin avlusuna bakan odalar yaptırmış. Medrese için gelir getiren vakıflar tahsis etmiştir. Maraş'ın Osmanlı Devleti'nin hakimiyetine girmesinden sonra yapılan sayımlarda söz konusu yerler Bağdadiye Medresesi vakıfları olarak tahrir defterlerine kaydedilmiştir.

Vakfiyeleri ve tahrir defterlerine göre Bağdadiye Medresesi'nin vakıf gelirleri şunlardır:

1- Zimmi karyelerinden Yenicekale karyesinin cizyesi,
2- Yılangöz karyesi,
3- Üngüd yakınındaki Hasis Tepesi Mezrası'nın şer'i ve örfi rüsumunun tamamı,
4- Irtıl Karyesi'nin yarısı ve aynı köyde bulunan iki değirmen ve pirinç tarlaları,
5- Maraş Bedestanı'nın batısında on dükkan,
6- Maraş'da bulunan Halkalu Cemaatı'nın adet-i ağnam ve sair rüsumları (bu maddedeki gelirler Bağdadiye Medresesi'nin talebelerine tahsis edilmiştir),
7- Maraş'da Keşferciyan (Ayakkabıcılar) çarşısında on iki dükkan icarı. (Bu dükkanların gelirinin Bağdadiye Medresesi'nin talebeleri arasında, a'la, evsat ve edna olmak üzere; a'la bir hisse, evsat üçte bir hisse, edna yarım hisse şeklinde paylaştırılması vakıf tarafından şart koşulmuştur.)

Yukarıda saymış olduğumuz vakıfların tamamı vakfiyelerde belirtildiği üzere serbestlik tariki üzere vakfedilmiştir.
1525 tarihli tapu tahrir defterinde Bağdadiye Medresesi'nden bahsedilmemekle beraber, 1563 tarihli defterde Medrese'nin vakıfları ve gelirleri tek tek belirtilmiştir.

Bu gelirler:

1- Maraş Bedesteni'ne bitişik, yıllık geliri 750 akçe olan beş dükkan,
2- Akça koyunlu, Yusuf Hacılu ve sair cemaatların ziraat edip kışladıkları Hasan Tepesi mezrası gelirinin yarısı,
3- Yenicekale Nahiyesi'ne bağlı Tikveşli Karyesi'nin yarısı idi.

Vakfiyelere ve tapu tahrir defterlerine göre, Yenicekale'nin cizye gelirleri, Bağdadiye Medresesi'nin gelirleri arasındaydı. Fakat bu gelir, 1106/1694 tarihinde II. Ahmed döneminde maktu' hale getirilmiş, söz konusu cizye gelirinden senede 6725 akçenin Bağdadiye Medresesi vakfına verilmesi kararlaştırılmıştır. 1106/1694 tarihinden itibaren her sene tespit edilen 6725 akçenin medresenin vakfına teslim edildiği, ilgili kadı hüccetlerinde açıkça görülmektedir. Yenicekale Karyesi'nin cizye gelirinden Bağdadiye Medresesi'ne verilen meblağ, 1250/1834 yılına kadar aralıksız devam etmiştir.

Çeşitli tarihlerde Bağdadiye Medresesi ile ilgili olarak İstanbul'dan Maraş Kadısı'na bir çok hüküm gelmiştir. Konu itibariyle bu hükümlerin tamamı medresenin cizye gelirinin düzenli olarak temini hakkındadır. Bu hükümlerden ve kadı hüccetlerinden medrese hakkında bir çok bilgi edinmek mümkündür.
Bağdadiye Medresesinin vakıfları hakkında Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde bulunan belgelerin büyük bir kısmı medrese personelinin tevcihatı hakkındadır. 1105/1693-1694'de Medresenin günlük ve altı aylık giderleri, günlük dört akçe, altı aylık 720 akçeydi. 1106/1694-1695'de ise, günlük 4 akçe, aylık 120 akçe gideri vardı.

Bağdadiye Medresesi'nin gelirleri devletin resmi kanallan vasıtasıyla tespit edilmiştir. Tabii olarak bu gelirler vakıfın vakfiyede belirttiği gelir kaynakları doğrultusunda olmuştur. Evkaf Nezareti'nin kurulması ile gelir getiren vakıflar zaman zaman teftiş edilip muhasebeleri tutulmuştur. İşte bunlardan birisi de mali takvime göre 1271-1273/1855-1858 yılları arasında yapılmıştır.
Yukarıdaki tabloda da görüldüğü gibi, Bağdadiye Medresesi'nin üç yıllık geliri olan 3825 kuruş, aynı yıllardaki 3825 kuruşluk masrafı tam olarak karşılamaktadır.

Bağdadiye Medresesi ile ilgili belgelerde, tespit edebildiğimiz müderris ve sair görevlileri de şöyle sıralayabiliriz:

1107/1695 tarihinde Mehmed Esad Efendi'nin Medrese'de müderrislik yapmakta olduğu anlaşılmaktadır. Es-Seyyid Ali,
1114/1702 tarihinde müderris; Mehmed Efendi, 1121/1709 tarihinde müderris ve mütevelli idi. 1122/1710 tarihinde, Abdullah oğulları Hızır ve Mehmed Efendiler, Bağdadiye Medresesi'nde müderrislik yapmaktaydılar. 1171-1196/1757-1781 tarihleri arasında Bağdadiye Medresesi müderrisleri; Ali Efendi, Hüseyin Efendi, Ahmed bin İdris, es-Seyyid Abdurrahim Efendi ve diğer Ali Efendi olmak üzere beş kişiydiler. Hüseyin Efendi'nin 1171/1757 yılında III. Osman'ın cülusu münasebetiyle müderrislik beraatını yenilediği anlaşılmaktadır. 1260/1844 tarihinde Ahmed Raşid bin Mehmed'in Bağdadiye Medresesi müderrisi olduğu görülmektedir. 1263/1846 tarihinde de Bağdadiye Medresesi müderrisliği, hisse ile Şeyh Hasan ve Mehmed efendilere tevcih edilmiştir. Bu iki müderrisin 1277/1861 yılında Sultan Abdulaziz'in cülusu münasebetiyle ellerindeki müderrislik beratlarını yeniledikleri, daha sonra Abdulhamid'in 1293/1876'da tahta çıkmasıyla Şeyh Hasan'ın müderrislik beratının tekrar yenilendiği, dolayısıyla Şeyh Hasan'ın Bağdadiye Medresesi'nde kırk yıl müderrislik yaptığı anlaşılmaktadır. 1271 /1855'li yıllarda Bağdadiye Medresesi mütevellisi Tefsir-zade Ahmet Efendi idi. Son olarak 1322/1904 tarihinde Bağdadiye Medresesi'nde Hasan Rafet Efendi'nin müderris olarak görev yaptığı 25. Muharrem. 1322/12. Nisan. 1904 tarihli kadı hüccetinden anlaşılmaktadır.

Şer'iye sicilleri ve sair arşiv belgelerinden anlaşıldığına göre, Bağdadiye Medresesi müderrisleri kayd-ı hayat şartıyla görevlendiriliyorlar, vefat ettiklerinde yerlerine atanacak müderrisler zor bir imtihandan geçirilerek atanıyorlardı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MARAŞ (MERKEZ) DULKADİRLİ VAKIFLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 21:52

2 - Nebeviye Medresesi

906/1500 tarihli vakfiyeye göre, medrese Alaüddevle Bey tarafından yaptırılmıştır. Bu vakfiyede medresenin İmaret-i Nebeviye'ye bitişik olduğu ve Ulu Caminin kuzeyine düştüğü açıkça ifade edilmektedir. İmaret-i Nebeviye'nin yanında bulunması nedeni ile İmaret-i Nebeviye Medresesi adı ile de tanınmıştır. Yine bu nedenle muhtelif belgelerde bazen Nebeviye Medresesi, bazen de İmaret-i Nebeviye Medresesi şeklinde geçmektedir.

Medresenin mevkufatı şunlardır:

1- Sınırları belirli olan Heyk Tepesi Mezrası'nın tamamı,
2- Üngüt Karyesi yakınındaki Kazmaburnu adı ile bilinen araziler.
Ayrıca Üngüd Karyesi'nde Aydoğan, Deliklitaş ve Seki Kışlası adları ile
bilinen ve yıllık geliri 250 akçe olan araziler,
3- tmalu Karyesi'ndeki bir değirmenin geliri,
4- Şakirdoğlu Değirmeni olarak bilinen Maraş'daki bir değirmenin geliri. Bu değirmenin Nebeviye Medresesi vakfı olduğu 1563 tarihli tapu tahrir defterinde de kayıtlıdır ve yıllık geliri 1500 akçe olduğu belirtilmiştir.
5- Kazantepe Köyü ile mezralarının cizye ve sair rüsumu,
6- Ceyhan suyundan sulanan pirinç tarlalarının gelirinden 120 Eşrefi Alaüddevle Bey, birinci vakfiyesinin tescilinden sonra yapmış olduğu vakıfları 916/1510 tarihli vakfiyesi ile mahkemeye tescil ettirmiştir.

Buna göre, Medrese'nin yeni vakıfları şöyledir:

1- Maraş'a bağlı Kirman köyünün tamamı,
2- Zeytun Kaplıcaları 'nin geliri,
3- Zeytun'un cizye gelirlerinden 20 Eşrefi lira,
4- Maraş Bezzazistanı'nın kist gelirinden medrese talebeleri için 5 Eşrefi lira, geri kalanı ise ulemaya tahsis edilmiştir.

1563 tarihli tahrir defterinde, vakfiyelerinde adı geçmeyen Kösece veya Köprüağzı adı ile bilinen köy ile birlikte Taşlı Seki ve Kara Sevmez köyünün gelirinin medreseye ait olduğu ve bu tarihte 2914 akçe geliri olduğu, ayrıca Heyk karyesinde Küçük dere yakınında 2113 akçe geliri olan bir arazi parçasının medresenin gelirleri arasında olduğu kaydedilmiştir.

Toplum hayatında bir takım yolsuzluklar olduğu gibi Nebeviye Medresesi'nde de bazı yolsuzlukların yaşandığı görülmektedir. Nitekim 19 Receb 1203/ Mart 1789 tarihli bir belgeye göre, Mehmed Hilmi ve Ali Efendi, medresenin müderrisi babaları Mehmed Hasan'ın vefat ettiğini ileri sürerek müderrislik tevcihatının kendilerine verilmesini istemişler. Bunun üzerine kendilerine berat verilmiş. Bu durum 1218/1804 yılına kadar devam etmiştir. Ancak bu tarihte Müderris Mehmed Hasan Efendi'nin gerçekten vefat etmesi üzerine mesele anlaşılmış, 21 Rebiyülahır 1218/Temmuz 1803'de daha önce haksız olarak alınmış olan beratların imhası için buyruldu çıkarılmıştır. Bu arada 1203/1789 tarihlerinde ve daha sonra kısa bir süre için tedrisat yapılmamıştır.

Medresenin görevlileri hakkında tevcihat beratlarının azlığı dikkati çekmektedir. Elimizde bulunan bir tevcih belgesinde, ma'zul Fetva Emini Sünbül-zade Mehmed Efendi'nin oğulları Ahmed Reşid ve Mehmed efendilerin yapılan imtihanda muvaffak olmaları üzerine 17 Temmuz 1719 tarihli buyruldu ile müderris olarak tayin edilerek tevcihatlarının tescil edildiği anlaşılmaktadır.

Nebeviye Medresesi'nin vakıf gelirleri ve yapılan tevcihatlara XX. yüzyıl başlarına ait kaynaklarda rastlamak mümkündür. Maraş'ın meşhur alimlerinden Kırmacı-zade İsmail Hakkı Efendi'nin oğlu Mehmed Said Efendi, 1332/1914 tarihinde m10ecdresenin müderrisi Dayı-zade Hacı Mehmed Efendi'den icazet almıştır.

3 - Bektutiye (Kadı) Medresesi ve Camii

Alaüddevle Bey'in dedesi Nasırüddin Mehmed Bey tarafından XV. asrın ilk çeyreğinde yaptırılmıştır. Tespit edebildiğimiz kadarıyla Dulkadir Beyliği zamanında Maraş'da yaptırılan ilk medresedir. Alaüddevle Bey bu medreseyi tamir ettirerek yanına bir de mescid yaptırmıştır. Bu haliyle mescid ve medrese bir külliye haline getirilmiştir.

Maraş'da halen Sütçü İmam Çeşmesi'nin kuzey batısında Bektutiye adını taşıyan ve Çınarlı Camii adı ile de tanınan bir mescid bulunmaktadır. Fakat mescidin etrafında medreseye benzer bir yapı ya da bir kalıntı mevcut değildir. Ancak mescidin yanında bulunan medrese binasının daha sonra yıkılarak kaybolduğu düşünülebilir.

Alaüddevle Bey'in elimizde bulunan 906/1500 tarihli vakfiyesinde medrese, Kadı medresesi adı ile kaydedilmiş iken, 916/1510 tarihli vakfiyede ise, Bektutiye Medresesi şeklinde kaydedilmiştir. 906/1500 tarihli vakfiyede medreseye Bektutlu Cemaati'nin hizmet ettiğinden bahsedilmektedir. Vakfiyelerden, tapu tahrir defterlerinden ve sair arşiv belgelerinden anlaşıldığı kadarı ile medreseyi yaptıran Nasırüddin Mehmed Bey'in bu eserine Kadı Medresesi adını vermiş, daha sonra bu medreseye hizmet eden Bektutlu Cemaatı'nin adını almıştır.

Medreseyi yaptıran Nasırüddin Mehmed Bey buraya vakıf gelirleri de tahsis etmiştir. Ancak Nasırüddin Mehmed Bey tarafından hazırlanan ve günümüze intikal eden her hangi bir vakfiye yoktur. Medreseye ait vakıfları Alaüddevle Bey'in vakfiyelerinden öğrenebiliyoruz.

Alaüddevle Bey'in ilaveler yaparak yeniden ihya ettiği medreseye yaptığı vakıflar şunlardır:

1- Elbistan'a bağlı Güvercinlik Karyesi, Gülenli Dağında Karapınar ve Kilisecik mezraları; bu karye ve mezraların suları, pirinç
tarlaları, pınarları, dağları, tepeleri, bu civarda bulunan diğer mezraların sağladığı faydalarla birlikte örfi ve şer'i vergileri, (dedesi Nasırüddin bin Zülkadir'in ruhu için Bektutiye Medresesi'ne vakfetmiştir),
2- Karahayıt Nahiyesi ile buraya bağlı bulunan Çağırğan Karyesi'nin su kanalları,
3- Elbistan'a bağlı Aynularus Mezrası,
4- Bektutlu ve Ekrad cemaatlerinin adet-i ağnam ve sair rüsumu,
5- Ulema, sadat ve fakirler için vakfedilmiş olan Bezzazistanın kist (baç vergisi)'ından ulemanın hissesine düşen kısmının yıllık 20 Eşrefi lirası. Bu kısım medresenin talebelerine vakf edilmiştir.

1525 ve 1563 yıllarında yapılan tahrirlere göre Bektutiye Medresesi ve Cami'ine ait vakıflar şunlardır:

1- Maraş Bezzazistam'nın yanında bulunan 750 akçe gelirli beş dükkan,
2- Elbistan'a bağlı Güvercinlik Karyesi, ve (adım okuyamadığımız bir mezrayı) vakfetmiştir. 1525 tarihte Bektutlu Cemaatının toplam 31 hanelik vergi nüfusu, bir imam ve bir kethüdadan ibaret olduğu kaydedilmiştir. Güvercinlik Karyesi Nasırüddin bin Zülkadir tarafından kurulmuştu. Alaüddevle Bey dedesinin kurduğu bu köyü yeniden ihya ederek Elbistan müderrislerinden Mehmed bin Sadullah ve Mevlana Halil el-Karamani'nin tasarruflarına verdiğini ifade etmektedir.
3- Yıllık hasılatı 500 akçe olan Kilisecik Mezrası,
4- Yukarıdaki vakıf gelirlerinin haricinde 1174/1761 tarihli bir arşiv belgesine göre, Karaman Eyaleti'ne bağlı olan Ereğli ve Kurupınar Karyesi arasında bulunan Horti Hanfnın civarında iskan edilen Begdik Cemaati 'nin rüsum-ı raiyeti, adet-i ağnamı ve sair vergileri de Bektutiye Camii ve Medresesine vakfedilmiştir.

Vakfiyelerde medrese ve camiin görevlileri ve malzeme masraflarını karşılamak için belirli bir meblağ tahsis edildiğini gösteren herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Ancak medresenin gelirlerinin müderrislere ait olduğuna dair kayıtlar vardır. Eğer müderrisler vakıflarda tasarruf etmek isterse ve tasarrufa kadirse vakfı idare eder ve tevliyet öşrünü kendisi alırdı. Eğer müderris vakfı idareden aciz ise, idareyi mütevelli yapar ve tevliyet öşrünü alarak geri kalan geliri müderrise verirdi. Medrese, rakabe (tamir)'ye muhtaç ise mütevelli, tevliyet öşrünü öncelikle medresenin tamirine sarf etmek zorundaydı. Tevliyet öşrü medresenin rakabesine yeterli gelmezse, o zaman müderrise verilecek meblağdan yeteri kadar kesinti yapılırdı.

Arşiv belgeleri vasıtası ile zaman zaman cami ve medresede görev alan kimseleri ve kendilerine yapılan ödemeleri tespit etmek mümkündür. Mesela, 1135/ 1722 ve 1144/ 1731 tarihlerinde vakfın mütevellisine 20 akçe 1170 /1756 tarihinde 1/3 tevliyete tasarruf eden şahsa günlük altı akçe ve iki sülüs akçe 1187 /1774'de 1/6 imamlık hissesine tasarruf edene günlük beş akçe ve 1239/1824 'de camiin vaizi için günlük 24 akçe ödenmekte olduğu bu yolla tespit edilebilmektedir. 1105-1106/1694-1695 yıllarında, medresenin günlük 9, altı aylık 1620 akçe; camiin ise günlük 50, altı aylık 9000 akçelik gelir-gideri olduğu anlaşılmaktadır. Vakfın akarlarının tamamı sahih ve lazım vakıflardır.

Vakfıyesindeki ifade şöyledir:

Sahih ve şer'i surette tescil yapılarak ebedi surette vakfedildiler, Allah ahirette mükafatını versin sevabına nail kılsın bunlar tağyir ve tebdilden azade, tahvil ve iptalden uzak bir surette müebbed vakıflardır: Diğer vakıflar gibi Bektutiye Camii ve Medresesi vakfı da Evkaf Nezareti kurulduktan sonra bu nezarete ilhak edilmiştir.

Osmanlılar zamanına ait bazı belgelerde ve eserlerde cami ve medresede görev yapanlardan bazılarını tespit etmek mümkündür. Alaüddevle Bey, vakfın mütevelliliğini kendi erkek evladına şart kılmıştır. Bu cami ve medresenin vakıfları Alaüddevle Bey'in hayri vakıflarından sadece biri olduğundan ayrıca mütevellisi yoktur.

Bektutiye Medresesi'nde tespit edebildiğimiz görevliler şunlardır:

1540 tarihinde meşhur müderrislerden Şeyh Şemseddin'in Bektutiye Medresesi'nde müderris olduğu ve daha sonra Mevla Zeynelabidin'in tedrisatta bulunduğu görülmektedir. 1105/1694 tarihinde Mehmed Efendi Kibar-ı müderris, Hüseyin ve Numan efendiler müderris; 1194-1215/1780-1800 tarihleri arasında Mustafa Efendi, 1215/1800'den sonra da Ömer Kamil ve Mehmed Efendiler, Bektutiye Medresesi müderrisiydiler.

1525 tarihinde Mevlana Muhyiddin, 1187/1773 tarihinde Mustafa Halife, camiin imam ve hatibiydiler. 1239/1823'de vaiz ve nasih olarak Sevvid Mehmed Said Efendi, 1323/1905 tarihinde ise imam olarak Küçük imam-zade Hafız Mustafa Efendi görev yapmaktaydı.

4 -Taş (Rad)
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MARAŞ (MERKEZ) DULKADİRLİ VAKIFLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 21:52

Medresesi

Taş Medrese, çeşitli tamiratlar geçirmesine rağmen, Maraş merkezinde, Dulkadir Beyliği zamanından günümüze kadar gelen tek medrese binasıdır. Ulu Caminin kuzeyinde bulunmaktadır. Eski kayıtlara göre, Taş Medrese'nin bulunduğu yere Köprübaşı denilirdi. Bulunduğu yer itibariyle eskiden olduğu gibi, bu gün de şehrin merkezi sayılan bir konumdadır. Her ne kadar bazı eserlerde Taş Medrese'yi yapanın kimliği hakkında tereddütler varsa da, Alaüddevle Bey'e ait vakfiyelerde açıkça Taş Medrese'yi yaptıranın kendisi olduğu ifade edilmektedir.

Alaüddevle Bey'in 906/1500 tarihli ilk vakfiyesinde Taş Medrese'den ve vakıflarından bahsedilmektedir. Buna göre, söz konusu medrese, 1500 tarihinden önce yaptırılmıştır. Ancak Medrese'nin mevcut her hangi bir kitabesi olmadığından yapılış tarihini kesin olarak tespit etmek mümkün olamamıştır.

906/1500 tarihli vakfiyesinde ve Vamık Şükrü Bey'in Tarih-i Evkaf-ı Ümem adlı yazma eserinde, Taş Medrese'nin diğer bir adının da, Rad Medrese'si olduğu kayıtlıdır. Her iki kaynakta da Taş ve Rad Medresesi adı ile geçmektedir.

Taş Medrese'nin mimari özelliği:

Kesme taşlarla örtülü yapının kare planlı türbesi ve kapısı dış görünümü ile dikkati çekmektedir. Çıkıntılı mescid kısmı bezemeli ve pencerelidir. Bütün güneyli medreseler gibi açık avluludur. Kareye yakın planlı avlunun batı kısmında hücreler, güneyde mescid, kuzeyde ise esas giriş kapısı yer almaktadır. Kuzeydoğu köşesinde yer alan yamuk konumlu türbe, yapının genel dikdörtgen formunu bozmakta ve çarpık bir plan şeklini yansıtmaktadır. Bu haliyle Taş Medrese Memluk sanatı geleneğine bağlıdır.

Besim Atalay'ın Maraş Tarihi ve Coğrafyası adlı eserinde verdiği bilgilere göre, Taş Medrese Maraş'daki medreselerin en meşhuru idi. Medrese Alaüddevle Bey tarafından 136 metre kare üzerine yaptırılmış, altlı üstlü dört kargir odayı ihtiva etmekteydi. Odaların birinde müderris, diğerlerinde de talebeler bulunurdu, Bu ifadelerden de anlaşıldığı gibi, XX. yüzyılın başlarına kadar Taş Medrese, iki katlı haliyle gelmiştir. Halen ikinci kat tamamen yıkılmıştır. İkinci katın belirtisi olarak giriş kapısının sol tarafına rastlayan ve dama çıkan merdivenden başka bir işaret yoktur.

Alaüddevle Bey'in vakfiyelerinde, söz konusu Taş Medrese'nin gelirleri ile tapu tahrir defterlerinde adı geçen Alaüddevle Bey Medresesi vakıflarının aynı olması, adı geçen iki medresenin bir olduğunu göstermektedir. Zira vakfiyelere göre, Maraş'da Alaüddevle Bey Medresesi diye bir medrese yoktur. Ancak Alaüddevle Bey'in Elbistan'da kendi adı ile anılan bir medresesi vardır. O medrese de Maraş'daki medrese gibi Alaüddevle Bey vakfiyesinde kendi adı ile kaydedilmemiş Cenderiye adı ile kaydedilmiştir. Daha sonra tapu tahrir defterlerine Alaüddevle Bey Medresesi adı ile kaydedilmiştir.

Medresenin vakıfları şunlardır:

1- Zimmi köylerinden Zeytun'a bağlı Venk Köyü'nün cizye gelirlerinin hububat ve bağlarının öşrü, adet-i ağnamı ve sair rüsumunun tamamı serbestlik tariki üzere vakfedilmiştir. 1563 tarihinde oldukça verimli bir köy olduğu anlaşılan Venk Köyü'nün cizye geliri 10600 akçe, diğer vergi gelirleri ise 13093 akçe idi.
2- Venk köyünde bir değirmen,
3- Aksu Nehri'nden ayrılan kol ile Karahayıt Nahiyesi ve bu nahiyeye bağlı mezraların pirinç tarlaları,
4- Taş Medrese'nin talebelerine, Maraş'da yaptırdığı bezzazistanın yarısı vakfedilmiş; söz konusu vakfın gelirinin talebeler arasında a'la, evsat ve edna olmak üzere üçe ayrılarak taksim edilmesini şart koşulmuştur. Buna göre; a'la 1, evsat 1/3 ve edna V2 hisseyi her ay başında alacaktı. Adı geçen bezzazistanın gelirinin diğer yansı da ulema, sadat, ve fakirler arasında eşit şekilde taksim edilecekti.
5- Maraş'ın Külahdar Pazarı'nda 1500 akçe yıllık geliri olan on adet dükkan,
6- Maraş'da 250 akçe yıllık geliri olan bir adet değirmen,
7- Hatun Değirmeni yanında bulunan bir arazinin yarı geliri. Bu arazinin 1525'deki geliri 710 akçe, 1563'de ise 200 akçe idi.
8- Taş Medrese'nin yakınında müderris ve imama ait iki adet ev
9- 1563 tarihinde zımmiler tarafından ziraat edilen mezralar.
Bunlardan Ayrıltı Mezrası'nın geliri 710 akçe, Adaca Mezrası'nın 250 akçe, Çınarcık Mezrası'nın 710 akçe, Küredialtı Mezrası'nın 256 akçe,
Sultanbağı Mezrası'nın 448 akçe, Kulca Mezrası'nın 266 akçe idi.
10- Zeytun Köyü'nda bir bağ. 1563 tarihinde bu bağın yıllık hasılatı 800 akçe idi.
11- Zeytun Köyü'nde bir arazi.
12- Aynı köyde iki bağ.
13- Taş Medrese'nin 1327/1909 tarihinde yıllık geliri 6098 kuruşdu.

Taş Medrese'nin giderleri hakkında derli toplu bir bilgiye rastlamadık. Ancak 1105-1106/1694-1695 tarihlerinde Taş Medrese'nin günlük, aylık ve altı aylık giderleri kaydedilmiştir. Buna göre, Taş Medrese'nin günlük 8, aylık 240 ve altı aylık gideri 1440 akçeydi. Fakat bu giderlerin nerelere harcandığı belirtilmemiştir.

Taş Medrese ve içinde bulunan mescid halkın istifadesine sunulmuş birer hayri vakıftır. Medrese'nin müsakkafat ve müsteğallatı sahih ve lazım vakıflardır. Medrese Dulkadirli Beyliği'nin inkırazından sonra, Osmanlı Devleti zamanında da faaliyetini canlı bir şekilde devam ettirmiştir. Medrese'nin gelirleri, personel durumu gibi hususlar bunu göstermektedir. Maraş Şer'iye Sicillerine göre Taş Medrese, XX. yüzyılın başlarına kadar bir eğitim müessesesi olarak hayatiyetini devam ettirmiştir.

Yukarıdaki bilgileri destekler şekilde Taş Medrese'nin Osmanlılar zamanındaki görevlileri hakkında farklı zamanlara ait belgelerde aydınlatıcı bazı bilgiler bulunmaktadır. 1090/1679'da Mehmed Efendi'nin Taş Medrese'nin vakfından faydalandığı esnada kendisine yapılan müdahalenin men'i hakkında bir arizası olup, bu ariza üzerine durumu tahkik edilerek gereği için sadrazam buyruldusu çıkarılmıştır. 1204/1789'da Taş Medrese'nin imamlığına mutasarrıf Mehmed Esad Efendi kendi rızası ile görevini Seyyid Hafız Mehmed Efendi'ye vermiş ve bunun üzerine sadrazam buyruldusu çıkarılmıştır.

1293/1876 ve 1315/1898 tarihli şer'iye sicillerinde Taş Medrese ile ilgili hükümler mevcuttur. 1293/1876 tarihinde Medrese'nin müderrisi Seyyid Ahmed Tahir'in vefatı üzerine yerine geçmek isteyen oğullarının imtihan neticesinde ehliyetsiz oldukları anlaşıldığından, bu göreve Şeyh Hasan adında bir zat tayin edilmiştir. Bu belge Osmanlı Devleti'nin son zamanlarına kadar müderrislerin rast gele atanmadığını göstermektedir. Esasen Alaüddevle Bey'in vakfiyesinde müderrisler hakkında çok önemli şartlar bulunmakta ve rast gele görevlendirme yapmaya karşı çıkılmaktadır.

Taş Medrese, 1980'li yıllara kadar etrafında evlerin bulunması nedeniyle adeta görünmez bir haldeydi. Belediyenin çevre düzenleme faaliyetleri esnasında Medrese'nin etrafındaki evler yıkılarak çevresinin bir park haline getirilmesi sonucunda Medrese meydana hakim bir görünüm almıştır. Halen içindeki mescid faal vaziyettedir. Medrese ise Kültür Bakanlığına bağlı olarak Hafız Ali Efendi Kütüphanesi adı ile kullanıma açık durumdadır.

5 - Şemse Hatun Medresesi

Şemse Hatun Medresesi, Alaüddevle Bey'in eşi Şemse Hatun adına yaptırılmıştır. Medrese, alan itibariyle 216 mi. Alt ve üst olmak üzere sekiz oda ve bir dershaneden ibarettir. Bu gün Kurtuluş Mahallesi'nde faaliyette bulunan cami ile birlikte medrese bir külliye oluşturmaktaydı. Medrese 1920'li yıllara kadar faaliyetine devam etmiştir.

Alaüddevle Bey'in tespit edebildiğimiz üç vakfiyesinden sadece 906/1500 tarihli vakfiyesinde Şemse Hatun Medresesi'nden bahsedilmektedir. Vakıfları hayri, sahih ve lazım vakıflardır. 906/1500 tarihli vakfiye ve tapu tahrir defterlerinde Medrese ile birlikte Şemse Hatun Camii'nin vakıfları da kaydedilmiştir.

Buna göre:

1- Maraş Pazarı yanında bulunun Hatuniye Hamamı'nın kist vergisi.
Adı geçen hamamın 1525'de yıllık geliri 5000 akçe, 1563'de ise 9600 akçe idi,
2- Hatuniye Hamamı'nın yanında yıllık geliri 2100 akçe olan sekiz dükkan,
3- Köşker Pazarı yanında altı dükkan. 1563'de dükkanlardan ikisinin yıllık hasılatı 150 akçe idi,
4- Taçduman Pınarı'nın yarısı,
5- Hacı Ali Habbaz Bostanı yanında bir arazi. 1563'de yıllık geliri 30 akçe idi,
6- Zeytun Kalesi'ne bağlı Fırnız'da bir bağ,
7- Elbez köyünün yarısı,
8- Güvercinlik Nahiyesi ve Zillihan Köyü'nün %'ü,
9- Aynularus Köyü'ne bağlı Hatun Mezrası'nda bir bağ,
10- Aynularus'da bir değirmen, bir bahçe ve bir arazi,
11- Maraş'da Katib Hayreddin'in evinin yanında bulunan 30 akçe yıllık gelirli nar ağaçları,
12- Şemse Hatun Mescidi yukarısında bulunan bir değirmen. 1563'de söz konusu değirmenin harab olduğu kayıtlıdır.
13- Şemse Hatun'un ruhu için cüz okuyana Ekiz Köyü'nün yarı geliri. 1563'de köyün vakıf hissesinin yıllık geliri 1024 akçeydi.
Şemse Hatun Medresesi ve Mescidi'nin vakıfları, Evkaf Nezareti'nin kurulmasından sonra, Alaüddevle Bey'in diğer vakıfları gibi, Evkaf Nezareti'ne ilhak edilmiştir.

XVI. yüzyılda Şemse Hatun Medresesi, daha yüksek dereceli medreselere göre düşük seviyede bir eğitim merkezi olduğundan buraya Şemse Hatun Buk'ası denilmiştir. Çünkü bu dönemde Şam, Haleb, Maraş, Anteb ve Sivas bölgesinde bulunan düşük dereceli medreseler için Buk'a terimi kullanılmaktaydı.

Yukarıdaki ifadelerin ışığı altında 1525 tarihli tahrir defterinde Şemse Hatun Buk'ası'na vakıf kaydedilmiş olan yerler ile 1500 tarihli Alaüddevle Bey vakfiyesinde Medrese'ye kaydedilmiş yerler karşılaştırılırsa her iki adlandırılmanın aynı yeri gösterdiği anlaşılmaktadır.
Şemse Hatun Medresesi ve Mescidi'nde bir çok cihet sahiplerinin bulunduğu görülmektedir. Ancak vakıf mürtezikalarına yapılan masraflar hakkında yeterli bilgiye ulaşamadık. 1125/1713'de, Maraş Kadısı Yahya Efendi'nin arzı, Şeyhülislam Abdullah Efendi'nin tasvibi ile Mehmed Efendi, 14 akçe yevmiye verilerek müderris olarak tayin edilmiştir. Tayin ile ilgili sadaret buyruldusu ise 29 Zilhicce 1125 tarihinde çıkmıştır. Daha sonraki yıllarda da buraya müderris olarak tayin edilenler de aynı yevmiyeyi almışlardır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MARAŞ (MERKEZ) DULKADİRLİ VAKIFLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 21:53

C - SOSYAL VAKIFLAR

1- İmaret- i Nebeviye


İmaretler, medrese talebeleri, vakıf eserlerin görevlileri, fakirler ve yolculara yemek dağıtılan müesseselerdir. Bu müesseselerin gelir kaynakları, kimlerin yararlanacağı, çalışma şartları genellikle vakıflar tarafından belirlenmiştir.

Müslüman Türklerin Anadolu'da imaret, zaviye ve sair sosyal hayır müesseselerine önem verdikleri görülmektedir. Özellikle Türk sultanların, emirlerin yaptırdıkları cami ve medreselerin yanında bir de imarethane yaptırdıkları bilinmektedir. Bir Müslüman Türk Beyi olan Alaüddevle Bey de Maraş'da yaptırmış olduğu bir çok hayri vakıflarla beraber bir de imarethane inşa etmiştir. İmaret-i Nebeviye'nin yeri vakfiyede şöyle tarif edilmektedir. Kıble tarafında Ulu Cami, doğusunda yol, kuzeyi nehr-i cari (akar su), batısı aynı şekilde nehr-i cari ve meşayih, ulema ve gelen fakir misafirlere ayrılan evler, odalar ve hayvanları için ahırlar bulunmaktadır. Bu tariften anlaşılacağı gibi imaretin yeri Ulu Caminin kuzeyinde bu gün abdestlik olarak kullanılan yerdir. Bazı kayıtlara göre İmaret, 1339/1920'li yıllarda harabe halinde idi. Sadece dış kapısının kemeri ayakta kalmış olan imaretin, kapı kemerinin üzerindeki kitabesi 917/1511 tarihini göstermekteydi. Şu anda bu kalıntılardan hiç bir iz yoktur.

Alaüddevle Bey'in 906/1500 tarihli vakfiyesinde en başta zikredilen Nebeviye İmareti'nin bu adı almasını Alaüddevle Bey şöyle açıklamaktadır:

Bu imareti başta Hz. Peygamber 'in Ruh-ı münevverine, sonra onun nesline, ashabına, onların evlatlarına ve zürriyetlerine bağışladım. Bundan dolayı da adını Imaret-i Nebeviye olarak isimlendirdim.

Vakfiyelere göre imaretin mevkufatı şunlardır:

1- Alaüddevle Bey'in yaptırdığı Vakıf Han'ın etrafındaki arazinin tamamı,
2- Gencos adı ile meşhur olan Hopur Köyü ile mezralarının cizyesi, üzüm bağlarının vergileri ve sair vergileri,
3- Karaağaç Köyü'nün cizyesi, hububat öşrü, bağ gelirleri ile şer'i ve örfi vergilerinin yarısı,
4- Geyiksazı arazisi,
5- Öküzalanı olarak bilinen mezralar ile birlikte Hopur Köyü. Vakfiyeye göre, bu mezraların genel sınırları; Karadut mevkiinden başlayıp Kaysıbadem gediğine ve oradan da Sarıkaya suyunun Erkenez suyu ile birleştikleri yere kadar olan bölgeyi içine almaktaydı. Sahil yolu, Bulak Tarla, Viran Karye, Ayıntab yolundan Çekik Köyü, Kara Musa Köyü, Hisarcık ve Karadut köyüne kadar olan yerler İmaretin vakıflarına dahildi.
6- Çomak Alanı Mezrası,
7- Zeytun Kalesi cizyesinden 10 Eşrefi lira
8- Zeytun'daki üzüm bağlarının geliri,
9- Zeytun Kalesi'nin doğusunda bulunan Bey Bağı olarak bilinen yerde bulunan 100 adet zeytin ağacı,
10- Güvercinliğe bağlı Niğbolu adı ile bilinen yerdeki pirinç tarlaları,
11- Kayseri'ye bağlı Palas köyü ile Gökin Mezrası'nın yarısı.

1563 tarihli Tahrir Defteri'ne göre, İmaret-i Nebeviye'nin vakıfları şunlardır:

1- Zeytun köyünün yanında bulunan 5300 akçe yıllık gelirli, Karaağaç Köyü'nün yansı,
2- 500 akçe yıllık gelirli Hopur Köyü,
3- 500 akçe yıllık gelirli bir bağ,
4- 30 akçe yıllık gelirli Arasta yanında bir arsa,
5- Arasta yanında 50 akçe yıllık gelirli bir dükkan yeri,
6- 1200 akçe yıllık gelirli Geyiksazı Köyü,
7- 2831 akçe yıllık gelirli Genççe (Gencoz) adı ile meşhur Hopur Köyü ile Kandil, Boz, Kınalıburun, Hacmak, Yenipınar ve Kızılçağıl mezraları,
8- 1200 akçe gelirli Öküzalanı Köyü ile Öküzviran, Osman Öyüğü, Kavacık, Karakaya ve Taştimur Viranı mezraları,
9-Zeytun Kalesi'nde 660 akçe gelirli iki bağ.

1271-1273/1854-1857 tarihleri arasında Evkaf Nezareti'ne mülhak vakıflardan olduğu kayıtlı olan İmaret-i Nebeviye'nin bu kayıtlara göre gelirleri şöyleydi:

1- Karaca Karyesi a'şar bedeli olan 29000 akçe,
2- Beylik Hopuru Köyünün a'şar bedeli olan 3364 akçe,
3- Geyiksazı Köyünün a'şar bedeli 3550 akçe,
4- Muhtelif yerlerin a'şar bedeli olan 17500 akçe,

1271-1273/1854-1857 yılları arasında vakfın mürtezikasına üç yıl içinde toplam 15542 kuruş, maaş olarak 1566, muhasebe harcı olarak da 391 kuruş harcama yapılmıştır.
İmaret-i Nebeviye vakıf çeşidi olarak gayr-i menkul, sahih ve lazım vakıftır. Bu durumu vakfiyede de açıkça belirtilmiştir. imaretin işlerinin şeyhu'l-imaret tarafından yürütülmesi şart koşulmuştur. Mutfakta yapılan harcamalar mütevellinin bilgisi dahilinde Şeyhu'l-İmaret tarafından yapılır, gelen giden misafire, ulemaya, fukahaya, medresenin ve imaretin talebelerine yemek verilirdi. Yemekten yoksullara, fakirlere, yetimlere ve yolculara sabah akşam olmak üzere iki övün yemek verilirdi.

2 - Yemen Baba Tekkesi

Alaüddevle Bey tarafından yaptırıldığı anlaşılan Yemen Baba Tekkesi, 1900'lü yıllara kadar varlığım sürdürmüştür. Alaüddevle Bey'e ait vakfiyelerde tekkenin kaydı yoktur. 1305/1887 yılında Yemen Baba Tekkesi'ne yapılan nakit para vakfı dolayısıyla ve 1315/1897 tarihli Maraş Şer'iye Sicilinde bulunan bir arz tezkiresindeki kayıtlardan tekke hakkında bilgi edinmekteyiz.

Tekke'ye adını veren Yemen Baba'nın Alaüddevle Bey'in zamanında yaşamış olan Türkmen alimlerinden veya Alaüddevle Bey'in yakınlarından biri olduğu tahmin edilmektedir. 1285/1868 tarihli Haleb Vilayeti Salnamesi'nde önemli makamlar sayılırken evliya-i kiramdan Yemen Baba adı ile kendisinden bahsedilmektedir. Ancak Maraş'da merkadinin bulunduğu yer hakkında bilgi verilmemiştir."" Alaüddevle Bey onun adına söz konusu Tekke'yi yaptırmış olabilir. Tekke, Maraş'ın bu günkü Tekke mevkiinde kurulmuş olması muhtemeldir. Tekke yeri hakkında kesin bir bilgiye ulaşamadık.

Tekke'nin 1271-1273/1854-1856 yıllarına ait üç yıllık toplam geliri 235 kuruş idi. Bu yıllarda gelirin tamamının zaviyedara verildiği kayıtlıdır. Yine aynı süre içinde Yusuf Efendi'nin vakfın mütevellisi olduğu kaydedilmiştir.

Tekke'ye para vakfeden İstanbul'un Mercan Yokuşunda Bastırmacı Hanı'nda mukim Malatyalı tacir Müslim Efendi'nin 1305/1887 tarihli vakfiyesine göre, kendi öz malından bin kuruş nakit parayı Maraş'da bulunan Yemen Baba Tekkesi'ne hasbeten lillah şahitlerin huzurunda vakfetmiştir. Vakfının rehin-i kavi ve kefıl-i mali veyahut ikisinden biri ile vakfın mütevellisinin bilgisi dahilinde helal yolla istirbah ve istiğlal ettirilerek elde edilen nemasının söz konusu Tekke'de post-nişin olanlara vazife olarak verilmesi şart koşulmuştur. Vakıf Müslim Efendi, vakfettiği nakit para vakfına hayatta olduğu sürece kendisinin mütevelli olmasını, vefatından sonra tevliyet cihetine evladının nesil be nesil erkek ve erşed olanının tasarruf etmesini; eğer kendi nesli tamamen kesilirse Maraş ahalisinden müstakim birinin mütevelli olmasını ve zamanla vakfın şartları yerine getirilemez olursa, gelirinin Haremeyn fukarasına harcanmasını; vakfın değiştirilmesi ve, azaltılıp çoğaltılmasının, kendisi ve meşihatın tasarrufunda olmasını şart koşmuştur. Vakfın sahih ve lazım olduğunu belirtmiştir.

Kayıtlara göre, 1315/1897 tarihlerinde harab durumda olan tekke, Maraş Meclisinin mazbatası üzerine II. Abdulhamid tarafından Hazine-i Hassa'dan 150 lira para gönderilmesi üzerine tamir edilmiş, ayrıca bir sima'hane ve iki adet oda eklenmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MARAŞ (MERKEZ) DULKADİRLİ VAKIFLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 21:53

3 - Omuzu Güçlü Zaviyesi

Alaüddevle Bey'in Maraş'da yaptırdığı zaviyelerdendir. Maraş'ın merkezinde kurulmuş olduğu bilinmekle beraber hangi mahallede bulunduğunu tespit edemedik.

906/1500 tarihli vakfiyesine göre, zaviyenin vakıfları şunlardır:

1- Zaviyenin yanında altı adet hane. 1563 yılında bu hanelerin geliri 500 akçe idi,
2- Sınırları belli bir arazi,
3- Hoca Hekim dükkanlarının yanında bulunan bir dükkan. 1563 yılında bu dükkanların yıllık geliri 320 akçe idi.

Omuzu Güçlü Zaviyesi'nin 1105-1106/1693-1694 yıllarında günlük 4, aylık 120 ve altı aylık 720 akçelik harcamalarının olduğu bildirilmektedir.

4- Sadulaziz Zaviyesi

Alaüddevle Bey'in 906/1500 tarihli vakfiyesine göre, sahih ve lazım vakıflardan ola Sadulaziz Zaviyesi Maraş'ın yakınında bulunmaktaydı. Daha sonraki tarihlere ait belgelerde ise, Zaviye'nin Maraş'ın Eski Çınarlı mevkiinde olduğu anlaşılmaktadır.

906/1500 tarihli vakfiyesine göre, Zaviyenin mevkufatı şunlardı:

1- Zaviye'nin yanında bir arazi,
2- Yine Zaviye'nin yanında bulunan bir bağ ile birlikte meyve ağaçları,
3- Kemer Nahiyesi'nde bir değirmen,
4- Kemer'de bir arazi.

1271-1273/1854-1857 tarihli bir evkaf kayıt defterinde zaviyenin üç yıllık toplam a'şar gelirinin 1720 akçe olduğu kaydedilmiştir. Bu tarihten önce 1106/1695 tarihli bir evkaf kaydına göre, zaviyenin günlük 2, aylık 60 akçe gideri vardı. Daha sonra 1271-1273/1854-1856 yıllarına ait bir evkaf kayıt defterinde ise zaviyenin mutasarrıfına 1518 akçe 18 para, sair giderlerine ise 201 akçe harcandığı kayıtlıdır.
1144/1731 ve 1181/1767 tarihleri arasında vakfın meşihat görevini babadan oğula geçmek suretiyle önce Mehmed Efendi, sonra oğlu Ali Halife, ondan sonra da oğlu Seyyid Mehmed Said Efendiler Zaviye'nin şeyhliğini yapmışlar; 1181/1767'de Mehmed Said'in de vefatı üzerine yerine oğlu Seyyid Hüseyin tayin edilmişlerdir. 1331/1913 tarihli bir belgeye göre, o tarihte zaviye, harab olmuş durumdaydı. Ancak halen devam etmekte olan 405 kuruş 12 paralık öşür gelirinin Maraş 'daki bazı cami vakıflarına aktarılması için irade-i seniyye çıkarılmıştır.

5 - Seyyid Mazlum Zaviyesi

Zaviye'nin kime izafeten bu adı aldığını bilemiyoruz. Ancak Seyyid Mazlum, Alaüddevle Bey'in zamanında yaşamış olan bir din büyüğü veya zaviyeyi ilk tedvin eden zat olabilir.
Alaüddevle Bey'in Maraş'da yaptırdığı sahih, lazım ve hayri vakıflardan biridir. Ulu Camii ve çevresindeki külliyeyi oluşturan binalardan biri de Seyyid Mazlum Zaviyesi'dir. Zaviyenin mutfağı, mahzeni, misafir yerleri ve kileri Ulu Caminin kıble tarafında bulunmaktaydı. Tuvaletleri ise ayrı yerde idi. Ancak tarif edilen yerde Zaviye'ye ait günümüzde her hangi bir iz kalmamıştır. 1331/1913 tarihli bir iradeye göre, bu tarihte zaviye mevcuttu, ancak faaliyette değildi. Bu nedenle vakıf gelirleri aynı irade ile Maraş'da bulunan bazı önemli camilere verilmesi istenmiştir.
Zaviye, kuruluş amacına uygun olarak kullanılmış, giderlerinin karşılanması için Alaüddevle Bey tarafından bir takım mevkufat yapılmıştır.

Vakfiyelerine ve tapu tahrir defterlerine göre bu vakıflar şunlardır:

1- Beylik Dağında Ayvacık, Hıyarcık, Yedioluk, Yoğunoluk, Dişbudak, Donuz Çığırdan (Dokuz Çığırdan), Almacık Mezraları. Vakfiyede Beylik Dağının sınırlan şöyle çizilmiştir; Dağın kıble tarafı, Akçehan'dan gelip, Arslanlu Dağına giden umumi yol; kuzeyi Hatun Dağı'ndan Haruniye (Bahçe) Harebeleri'ne giden umumi yol; doğusu Donuz Çığırdan Gediği; batısı ise, Dülbent Yakası'dır,
2- Sarı Mısdıki ve Bademlice Mezraları,
3- Camustil Nahiyesi'ne bağlı Hartlab (Elmacık),
4- Maraş Arasası civarında bir kervansaray,
5- Kervansaray ile Maraş Bezzazistanı arasında bir arsa,
6- Karacalı Köyü,
7- Camustil Nahiyesi'ne bağlı Seyir Dağı'nda bulunan Mesbur ve Seyirliyan köyleri.

Maraş bölgesinin Osmanlıların eline geçmesinden sonra yapılan tahrirler ve daha sonraki kayıtlarda da bütün vakıflarda olduğu gibi Seyyid Mazlum Zaviyesi'nin vakıfları aynen kaydedilmiştir.

XVI. yüzyıl ve sonrasında yapılan kayıtlara göre, zaviye'nin vakıfları şunlardır:

1- Hopur Mezrası. 1525'de yıllık geliri 1000 akçe olan Hopur Mezrasının, 1563'de yıllık geliri 2000 akçe idi. Bu tarihte gelirin içine Bademlüce, Çağlayık ve Mezdeki mezralannın geliri de dahildi.
2- Yıllık geliri 250 akçe olan Maraş Çarşısındaki Kervansaray,
3- 1271-1273/1854-1857'de, yani Zaviye'nin Evkaf Nezareti'ne ilhak edildiği yıllarda ise; Karadere ile Bulanık köylerinin a'şar bedeli olan toplam 21350 akçelik gelirleri vardı.

Yukarıda vakıf gelirleri verilen Zaviye ' nin harcamaları hakkında da bazı bilgiler vardır. Vakfiyelerine göre, zaviyede sabah ve ikindi vakti olmak üzere, günde iki defa yemek pişirilerek gelen gidene dağıtılması vakıf tarafından şart koşulmuştu. Ancak bu yönde yapılan harcamaların miktarı hakkında bir bilgiye sahip değiliz. Zaviyenin giderleri hakkında en net bilgiye 1105/1694 tarihli evkaf kaydında rastlamaktayız. Bu kayıtta zaviyenin günlük 4, altı aylık 720 akçelik gideri olduğu kayıtlıdır. 1271-1273/1854-1857 tarihli bir kayıtta ise zaviyenin üç yıllık toplam giderlerinin 21350 akçe olduğu kayıtlıdır.

1175/1761 tarihinde Şeyh Ahmed Efendi'nin, 1176/1762'de Abdullah Efendi'nin, 1178/1764' de Mehmed Esad Efendi'nin, 1231/1816'da Ahmed ve Osman kardeşlerin, 1259/1843' de Seyyid Osman'ın, burada zaviye-dar olarak görev yaptıkları anlaşılmaktadır.

6-İsa Baba Zaviyesi

Alaüddevle Bey'in Maraş'da yaptırdığı zaviyelerden biridir. Vakıfları sahih ve lazımdır. Muhtemelen zaviye, bu günkü Divanlı Mahallesi'nde bulunan İsa Divanlı Camii'nin yanında idi.

906/1500 tarihli vakfiyeye göre, zaviyenin gelirleri şunlardır:

1- Has Bahçe yanında bir ziraat arazisi,
2- Muhtelif meyve ağaçları,
3- Hassa Bağı yanında bir bahçe,
4- Muhtelif ağaçların bulunduğu diğer bir bağ.

1105/1693 tarihli evkaf kayıt defterine göre, zaviyenin günlük 1, altı aylık 180 akçe gideri vardı.

7 -Bum Dede Zaviyesi

Zaviyenin adı ve zaviyeye adını veren şahsın kimliği hakkında bir bilgiye rastlamadık. Alaüddevle Bey'in yaptırmış olduğu bu zaviye, Maraş Bedesteni'nin doğusunda bulunan bir hayri vakıftır. Zaviyeden günümüze bir iz kalmamıştır. Alaüddevle Bey ve Şehsuvar Bey tarafından zaviyeye vakıf gelirleri tahsis edildiği bilinmektedir.

Vakfiyeleri ve tahrir defterlerine göre gelirleri şunlardan ibaretti:

1- Maraş Bedestanı'nın doğusunda Bum Dede Zaviyesi'ne bitişik on beş dükkan. 1563 tarihinde ki kayıtlara göre Şehsuvar Bey'in vakfettiği akaratın bu tarihteki geliri 600 akçe idi. Aynı tarihte dükkanların da on üç adet olduğu kayıtlıdır.
2- Bum Dede Zaviyesi yakınında bulunan bir tarla,
3- Seki Çınarı Mezrası,
4- Irtıl Nahiyesi'nde bir değirmen,
5- Zaviye'ye bitişik bir ev.
1105-1106/1694-1695 tarihine ait evkaf kayıt defterlerine göre zaviyenin günlük 3, aylık 120, altı aylık 720 akçe gideri vardı.

8 -Çomak Baba Zaviyesi

Alaüddevle Bey'in yaptırdığı zaviyenin, Maraş'ın Çomaklı Mahallesi'nde kurulmuş olması kuvvetle muhtemeldir.

Kaynaklara göre vakıfları şunlardır:

1- Kara Maraş Köyünde Arslanlı değirmeni olarak bilinen bir değirmen. 1563'de bu değirmenin geliri 250 akçe idi,
2- Zaviye'nin bitişiğindeki bağ,
3- Zaviye'ye yakın bir yerde bulunan bir arazi.

1105-1106/1694-1695 yıllarında zaviyenin aylık gideri 120akçe idi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Maraş Sancağı ve Dulkadirli Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir