Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Maraş Çevresinde Dulkadirli Ve Osmanlı Vakıflarının Durumu

Burada Maraş Sancağı ve Dulkadirli Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Maraş Çevresinde Dulkadirli Ve Osmanlı Vakıflarının Durumu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 21:45

MARAŞ ÇEVRESİNDE DULKADİRLİ VE OSMANLI VAKIFLARININ GENEL DURUMU

Esas itibariyle Dulkadir Beyliği ve Osmanlılar zamanındaki vakıfları, diğer Türk İslam devletlerindeki vakıflardan ayırmak zordur. Bu vakıflardan, Dulkadir Beyliği zamanında da yapılanlarına da rastlamak zor değildir. Bunların içinde en önemlileri ise, Dulkadir Beyliği'nin son zamanlarında yapılmıştır. Bunlardan da en önemlileri Süleyman Bey, Alaüddevle Bey, Şahruh Bey ve Ali Bey'e aittir. Bu şahıslar Kudüs, Sivas, Yozgat, Niğde, Kayseri, Hatay, Antep çevresi ve benzeri yerlerde vakıflar yaptırdığı gibi, inceleme sahamız olan bugünkü Maraş vilayeti çevresinde de önemli vakıflar yapmışlardır.' Bu şahıslara ait halen bir çok yerde hayrı vakıf eserler bulunduğu gibi, Maraş çevresinde de bulunmaktadır. Dulkadir Beyliğinde olduğu gibi, Osmanlı vakıf teşkilatının da kendinden önceki devletlerden müstakil olarak teşekkül etmiş olması düşünülemez. Çünkü Osmanlılar, kendilerinden önce Anadolu'ya yerleşmiş bulunan Müslüman Türklerin yaşayış tarzı, ahlak, iktisat, örf adet ve benzeri özelliklerini hemen hemen aynıyla kabullenmişlerdir. Böylece Osmanlılar, Anadolu Selçuklu mirası üzerinde ve onun bir devamı olarak teşekkül etmiştir. Aynı zamanda diğer Türk İslam devletlerinin çok zengin teşkilat ve müesseselerinden de geniş ölçüde faydalanmışlardır.

Maraş bölgesindeki yerleşim alanları, tarih boyunca önemli yerleşim merkezleri olmaları nedeni ile burada Dulkadir Beyliği zamanından önceki devirlere ait eserlere de rastlamak mümkündür. Nitekim Afşin'in Eshab-ı Kehf bölgesinde Bizanslardan kalan kilise yıkıntıları üzerine Selçuklular zamanında bu günkü Eshab-ı Kehf Külliyesi'nin ilk teşkilatlı halinin kurulduğu bilinmektedir. Yine rivayete göre, Selçuklu Sultanı İzzeddin Keykavus Memluklu Sultanı'na yenilince bu sefere taraftar olmayan emirlerinden bir kısmını Elbistan'da bir eve kapatarak yaktırmıştı. Ancak daha sonra, bu hareketinden pişman olan Sultan, Elbistan'da bu evin yerinde Yanık Mescit (mescid-i Suhtegan) adı ile tanınan bir mescid yaptırmıştı.

Selçuklulardan sonra, XIV. yüzyıldan itibaren Dulkadirliler'in eline geçen Maraş bölgesinin devamlı olarak istilalara maruz kalması, özellikle Selçuklular zamanından beri faaliyetlerine devam etmekte olan ve Suriye, Anadolu, Mısır ve diğer bölgelerde kendilerini tanıttıracak derecede değerli alimler yetiştiren medreselerin ve diğer müesseselerin tahrip edilmesine neden olmuştur. Ancak bu tahribata rağmen Dulkadirli Beyleri, yeni eserler yaptırarak bunlara vakıflar tahsis etmişler, böylece bölgeyi imar etmenin yollarını aramışlardır. Dulkadir Beyleri, Mısır Memlukları ve Osmanlılar arasında, zaman zaman bunlardan birine tabi olarak 1522'ye kadar 185 yıl boyunca hüküm sürmüşlerdir. Sanatları da tarihi gelişmeye bağlı olarak diğer beylikler gibi Selçuklu geleneğine bağlanmakla birlikte, Memluklu ve Osmanlı mimarisinden gelen etkiler altında kalarak tam bir üslup halinde gelişememiştir. Başlıca merkezleri olan Maraş ve Elbistan şehirleri, aynı zamanda onların idari merkezleri ve en önemli eserlerinin bulunduğu yerlerdir.

Dulkadirli Beyliği devrinde Maraş bölgesinde yapılan en önemli imar faaliyetleri Süleyman Bey, Şehsuvar Bey, Alaüddevle Bey (1480-1515), Ali Bey ve Şahruh Bey tarafından yaptırılmıştır. Ancak günümüze gelinceye kadar bu eserlerin çoğu ortadan kalkmıştır. Alaüddevle Bey zamanında yeniden canlanan Maraş ve bölgesi özellikle Elbistan şehri, 1507'de Şah İsmail tarafından şiddetle tahrip edilmiştir. Vakıf eserlerden bir çoğu da bu tahripten kurtulamamış ya da kısmen tahrip olduğundan sonradan tamir edilmişlerdir. Çünkü aşağıda görüleceği üzere, bölgenin Osmanlıların eline geçmesinden sonra yapılan ilk tahrirleri esnasında da Alaüddevle Bey'e, Ali Bey'e ve diğerlerine ait vakıfların kaydedilmiş olduğu görülmektedir.

Elimizde mevcut olan 906/1500 ve 916/1510 tarihli Alaüddevle Bey vakfiyeleri ve XVI. yüzyıla ait tahrir kayıtları ile diğer belgeler onun ve Ali Bey'in vakıflarını en güzel bir şekilde göstermektedir. Osmanlıların ilk zamanlarında yapılan tahrirler esnasında kaydedilmiş olan cami, medrese ve zaviyelerin büyük bir kısmının Alaüddevle Bey'e ait oldukları görülmektedir. Vamık Şükrü'nün tespitlerine göre, Alaüddevle Bey Maraş ve Elbistan bölgesinde 19 vakıf müessesesini inşa etmiş, 4 adet vakıf müessesesini tamir etmiş, 30'a yakın vakıf müessesesine de vakıf gelirleri tahsis etmiştir. Bu durum göz önünde tutulacak olursa onun dışında hiç kimsenin Maraş bölgesinde bu kadar vakıf yapmadığı anlaşılmaktadır. Ancak Alaüddevle Bey'in bölgede yaptırmış olduğu vakıfların sayısı Vamık Şükrü'nün tespitlerinden fazla olmalıdır. Çünkü inceleme konusu dışında kalan çevrede de Alaüddevle'ye ait vakıfların var olduğu göz önünde tutulunca bu gerçek ortaya çıkmaktadır.

Alaüddevle Bey, tespit edebildiğimiz kadarı ile Maraş'da İmaret-i Nebeviye, Nebeviye, Bağdadiye, Taş (Rad) Medreseleri ile bir tekke ve altı zaviye, oğlu Şahruh Bey ve hanımı Şemse Hatun adına önemli vakıflar yaptırmıştır. Elbistan merkezinde bulunan, Ümmet Baba Zaviyesi, Cami-i Kebir, Ümmet Baba Camii, kendi adı ile tanınmış olan Alaüddevle Bey Medresesi, yine onun tarafından yaptırılmış ve bu eserlere vakıflar tahsis etmiştir. Bununla beraber; Ali Bey Camii ve Buk'ası, Ahmed Bey Zaviyesi, Deve Baba Zaviyesi, Cenderiye Buk'ası ve Medresesi ve Eshab-ı Kehf Külliyesi'ni tamir ettirerek bunlara vakıflar tahsis etmiş ve diğer bazı müesseselere de vakıflar tahsis etmiştir. Afşin'de Deve Baba Zaviyesi; Andırında, Alaüddevle Bey, Firakdin köyü, Melenk köyü, Obruk köyü zaviyeleri; Göksun'da, Kanlıkavak Zaviyesi olarak bilinen Şahşuvar oğlu Ali Bey Zaviyesi; Pazarcık'da Ümmet Dede Kara Dede, Irlığan Osman Dede zaviyeleri; Güvercinlik'de Tut Alanı Zaviyesi, Ergeni Köyü Camii; Haruniye (Bahçe)'de Alaüddevle Camii, Harabe-i Zevniye Köyü Zaviyesi ve Örtlek Zaviyesi gibi çok sayıda cami, medrese veya zaviyeyi de onun yaptırdığı bilinmektedir.

Alaüddevle Bey'in dışında Nasırüddin Mehmed Bey'in Maraş'da bir cami ve medreseyi; Süleyman Bey'in Maraş ve Eshab-ı Kehf de bir cami, bir buk'a ve Kalandaz köyü Irlığan Zaviyesini; Şehşuvar Bey'in Melenk Zaviyesini; Ali Bey 'in Elbistan'da Ali Bey Camii ve Buk'ası ile Pınarbaşı köyü Zaviyesi, Göynük'de Ali Bey Zaviyesi, Göksün'da Kanlı Kavak köyü Zaviyesi, Kara Hait'de İncirli köyü Kara Dede Zaviyesini; Murad Bey'in kendi adı ile tanınan Göynük'deki Camiyi; Alaüddevle Bey'in oğlu Şahruh Bey'in ise Eshab-ı Kehf Külliyesi'ne ve diğer benzeri yerlere vakıflar tahsis ettiği bilinmektedir. Tabii ki onların vakıfları da bu kadarla sınırlı değildir.

Vakıf müessesesi asırlar boyunca İslam devletlerinde sosyal ve iktisadi hayat üzerinde büyük tesirler bıraktığı gibi, Osmanlı Devleti'nde de etkisini göstermiş ve gelişiminin zirvesine yükselmiştir. Zira devletin dini ve sosyal hizmetlerinin görülmesi, feth edilen ülkelerde Türk İslam kültürünün yerleştirilmesi, ordunun teçhiz edilmesi, donanmaya yardım, dini, eğitim, sosyal ve benzeri konulara yönelik eserlerin yapılması, öğrenci yurtlan tesisi ve Orta Asya'da ki Türklerle münasebet sağlanması gibi hususlarda vakıflar en etkin rolü oynamışlardır.

Osmanlı Devletinde siyasi ve askeri maksatlarla, seyahat ve ticaretin kolaylaştırılması gayesiyle stratejik önemi olan yollar boyunca büyük kervan saraylar kurulmuş; din ve dil birliğinin temini için diğer Türk İslam devletlerinde olduğu gibi cami, mektep, medrese, tekke, imaret, hastane ve benzeri sosyal, kültürel, dini, siyasi, eğitim ve benzeri alanlarda iktisadi vakıflar yaptırılmıştır.

Osmanlı Devleti, diğer konularda olduğu gibi vakıf hukuku konusunda da Hanefi mezhebinin esaslarını kabul etmiştir. Bilindiği üzere, bu mezhebin fikri temeli de Ebu Hanife ve onun önde gelen talebelerine dayanmaktadır. Osmanlı hukukçuları da bu hukuki kaidelere dayanarak hüküm vermişlerdir.

Osmanlı Devleti'nde vakıfların idaresi ve kontrolü, vakıf yapanların tayin ettikleri mütevelliler, nazırlar ve diğer idareciler tarafından yapılırdı. Devletin tayin ettiği müfettişler ve kadılar ise bu vakıfları teftiş ederlerdi. Zamanla bu sistem, yani vakıfların idaresi ve kontrolü, özel şahıslardan resmi şahıslara geçmeye başlamıştır. Bu devrede sultanların ve halkın yaptıkları vakıfların idaresine ve kontrolüne nüfuzlu devlet adamlarının tayin edildiği görülmektedir. Osmanlı Devleti'nde ilk vakıf yapan Orhan Gazinin Bursa'daki evkafının nezareti için, 760/1358'de Vezir Sinan Paşayı görevlendirmesi; Fatih Sultan Mehmed'in, kurmuş olduğu vakıfların nezaretine 868/1463' de Veziriazam Mahmud Paşayı görevlendirmesi. Kanuni Sultan Süleyman'ın eşi Hurrem Sultanın, İstanbul'daki vakıflarının nezaretini 952/1545' de Kapı Ağasına tevcih etmesi bu konuya verilebilecek örneklerdir. Hurrem Sultan'ın Kapı Ağası'na vakıflarının nezaretini vermesi, Kapı Ağası Nezareti'nin kurulmasına sebep olmuştur. Daha sonra, 995/1586'da bu nezaretin adı Evkaf-ı Haremeyn Nezareti'ne çevrilmiştir. Bu Nezaretin bünyesinde Evkaf-ı Hümayun Müfettişliği, Evkaf-ı Haremeyn Muhasebeciliği, Evkafı Haremeyn Mukataacılığı ve Daru's-saade Yazıcılığı gibi memuriyetler oluşturulmuştur.

Tazimattan sonra, bütün vakıfların bir elden kontrolünü sağlamak için, Evkaf Nezareti'nin kurulduğu görülmektedir. Bu Nezaret, vakıf gelirlerinin toplanması, harcanması, görevlilerin tayini, maaşlarının belirlenmesi, vakıf müesseselerinin tamir ve inşası ve benzeri görevleri üzerine aldı. Zamanla teşkilatı çok genişleyen Evkaf Nezareti, bütün Osmanlı ülkesinde bulunan vakıflardan müstesna vakıflar dışında kalanların bütününün nezaretini üstlendi. 1242/1826'da sadır olan bir irade-i seniye ile Evkaf-ı Hümayun Nezareti adını almış oldu.

Osmanlılar zamanında bölgenin ilk defa 1525'de yapılan tahriri, gerçekte Dulkadir Beyliği devrindeki sosyal ve iktisadi hayatı yansıtmaktadır. Çünkü bir yerin fethinden hemen sonra, bu yönüyle ani bir değişiklik olmayacağı açıktır. Dulkadir Beyliği'nin Müslüman bir beylik olması da kültürel benzerliği ortaya çıkarmış, kısa süreli bir farklılık söz konusu olmamıştır. Osmanlı Devleti buradaki vakıfları aynen korumuş ve devam ettirmiştir. Bu durum Dulkadir Beyliği ve Osmanlı Devleti'nin İslam hukukuna bağlı olmalarından kaynaklanmıştır.

Osmanlılar tarafından Maraş bölgesinin ele geçirilişinden sonra yapılan ilk tahriri esnasında Ömer Lütfü Barkan'ın da ifade ettiği üzere, bu yıllarda Zülkadriye Eyaleti vakıf gelirlerinin eyalet gelirlerine oranı %5 idi. Yine bu devirde, tahrir defterlerine göre, Zülkadriye Eyaleti'ne bağlı kazalardan Zamantı'nın vergi gelirlerinin % 8, 75'i, Kars-ı Zülkadriye (Kadirli)'nin % 1, 03'ü ve Maraş merkez kazasının % 2, 45'i, vakıf geliri olarak ayrılmıştı.154 Elbistan'ın vakıf gelirlerine Eshab-ı Kehf vakıflarının gelirleri de dahildi. Çünkü Osmanlılar zamanında ve daha öncesinde Afşin (Efsus) ve Eshab-ı Kehf in bulunduğu bölge Elbistan kazasına bağlıydı. Ancak aşağıda görüleceği üzere, Eshab-ı Kehf vakıflarının, Elbistan kazasındaki vakıfların içinde önemli bir yeri ve ayrı bir değeri vardı.

XVI. yüzyılda yapılan tahrirlerden sonra, bölgenin vakıfları ile ilgili bilgilerin azaldığı görülmektedir. Vakıfların durumları, XVII. yüzyılda tutulan evkaf kayıtları vesilesi ile kısmen aydınlatılabilmektedir. Ancak bu defterlerden tespit ettiğimize göre, eskiden beri şehir merkezleri ve Eshab-ı Kehf bölgesinde bulunan vakıfların kısmen; diğer yerlerde bulunanların ise, büyük bir bozulmaya yüz tuttuğu, bununla beraber, yeni vakıfların kurulduğu görülmektedir. Osmanlılar zamanında yapılan vakıfların büyük bir çoğunluğunun Maraş'ın merkezinde yapılan hayri vakıflar olduğu dikkati çekmektedir. Bunlar da zengin halk ya da şehrin idarecileri tarafından yaptırılmıştır. Maraş'ın merkezi için düşünülecek olursa Osmanlılar zamanında da burada cami, medrese ve benzeri dini ve eğitime yönelik vakıflar ile zürri vakıflar ve diğer vakıflar yapılmaya devam etmiştir. Bu vakıfların arasında dini vakıflardan camiler çoğunluktadır. Medreseler ve zürri vakıflar da önemli bir miktar oluşturmaktadır. Kuran-ı Kerim vakıfları da yapılmıştır. Vakıf yapanlar arasında Bayezidli ailesi ve Rıdvan-zade Ali Efendi vakıfları dikkati en çok çeken vakıflardandır. Maraş'ın merkezindeki vakıfların yekunu önemli bir seviyeye ulaşmıştır. Ancak şehrin çevresindeki yerleşim birimlerinde vakıflaştırma hareketi yoğunluğunu kaybetmiştir.

XVII. yüzyılın sonuna doğru, 1100/1689 yılında Zülkadriye (Maraş) Eyaleti vakıflarının toplam yıllık geliri 831420 akçe, 1105/1694 yılında yapılan kayıtlar esnasında, Livada bulunan 136 vakfın toplam yıllık geliri 301680 akçe idi. 1106/1695 yılında yapılan yeni bir vakıf tahririnde ise gelirlerin yükseldiği görülmektedir. Bu tahrirden bir yıl önce bir tahririn yapılmış olması ve o tahrir esnasında vakıf gelirlerinin düşük tutulmasına binaen, 1106/1695'de yeniden bir vakıf tahririnin yapılmasına ihtiyaç duyulmuş olabilir. 1276/1860 yılında yapılan tespitlere göre Maraş Sancağı'na bağlı Maraş kazasında Maraş'ın merkezindeki vakıflar da dahil olmak üzere toplam 31 vakfın 156270 kuruş yıllık geliri vardı. Aynı tarihte sancağa bağlı Elbistan kazasında ise 13 vakıf vardı ve toplam gelirleri 36655 kuruş idi. Elbistan'ın vakıf gelirleri, Maraş Livasının toplam vakıf gelirlerinin %19, 5'ini oluştunnaktaydı. Bu esnada Elbistan'da bulunan 19 vakıf ile birlikte Maraş Livası'nda 120 vakıf vardı.

XVII. yüzyıldan sonra, XIX. yüzyıla kadar vakıflar hakkında yeterli bilgi bulunmaktadır. XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra tutulan vakıf defterleri ve vilayet salnameleri aracılığı ile vakıflar hakkında bazı bilgiler elde edebilmek mümkün olmaktadır. Ancak vilayet salnamelerinde vakıfların çeşidi ve gelirleri hakkında bilgi verilmediği gibi, vakıf defterlerinde de vakıfların bütün yönlerini aydınlatacak bilgiler yoktur. Hatta defterlerden bazılarında bulunan kayıtlara göre, bu defterlerde bazı tutarsızlıklar olduğu sabittir.Ancak yine de olabildiği kadarı ile bunlardan fay dalanı İmaya çalışılmıştır.

Osmanlılar tarafından bölgenin fethinden sonra, yukarıda görüldüğü üzere, bir takım eserlerin ve bu eserlerle birlikte vakıf eserlerin artması ile birlikte, oran olarak vakıf eserlerin ya da vakıfların diğerlerine göre, hızlı bir şekilde azaldığı ve eskiden mevcut olan bazı vakıfların zamanla ortadan kalktığı anlaşılmaktadır. Bu vakıfların da gelirleri çok azaltılmış vakıfları tahrip olmuş ya da kısmen bozulmuş durumda idi. Hatta bir kısım vakıfların yeri dahi bilinmemekteydi. XIX. yüzyılın başından itibaren vakıfların durumunda sarsılma artmış; bu durum, Tazimattan sonra, daha da hızlanmıştır. Bu devrede bölgedeki vakıfların idaresi ve kontrolü yapılamaz olmuştur. Nihayet Maraş Sancağında bulunan vakıflardan bir kısmının gelirleri, toplam gelirlerinin cüziyetine binaen, 1331/1913 tarihli bir irade ile Maraş'daki büyük camilere tahsis edilmiş, böylece mevcut olan vakıfların bir kısmı da ortadan kalkmıştır. Bu gün bu vakıfların bir çoğunun yeri dahi bilinmemektedir. Yukarıda gösterilen tarihten dört yıl önceki bir tarihe ait, Evkaf Nezareti'nin 1327/1909 tarihli bütçesine göre, Elbistan ve Eshab-ı Kehf de toplam 12 vakıf adına gelir kaydı vardı. Ancak bunların bir kısmı, daha önce de ifade ettiğimiz üzere, sadece vakıf geliri olarak devam etmekteydi yani adlarına kurulmuş olan vakıf müesseseleri zamanla ortadan kalkmıştı. İncelememiz esnasında imkanların el verdiği ölçüde bu vakıfların bu günkü yerleri ve bu yerlerin eski adları verilmeye çalışılmıştır. Ancak vakıflarının gelirlerinin belirlenmesi ve takibinde bazı zorluklarla karşılaşılmıştır.

Yine bu konuda Osmanlılar zamanında zengin ve hayır sahibi halkın vakıflar yaptırmış olmalarına karşılık; Dulkadirliler zamanında yapılan vakıfların genellikle sultanlara ait olduğu dikkati çektiği görülmektedir.

Kaynakça
Kitap: MARAŞ VAKIFLARI (DULKADİRLİ VE OSMANLI DÖNEMİ)
Yazar: Yaşar BAŞ, Rahmi TEKİN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MARAŞ ÇEVRESİNDE DULKADİRLİ VE OSMANLI VAKIFLARININ DURU

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 22:23

SONUÇ

Bu çalışmada Dulkadir Beyliği ve Osmanlı Devleti zamanında Maraş ve çevresinde yapılan vakıfları incelemeye çalıştık. Ayrıca bölgenin siyasi tarihine ve vakfın menşeine ilişkin bazı değerlendirmelere yer verilmiş, bugünkü Maraş vilayeti çevresinde kurulan vakıfların genel durumu ele alınmıştır.

Birçok kaynakda ve araştırma-inceleme eserlerinde tespit edildiği gibi, bu araştırmada da elde edilen sonuçlara göre, Maraş bölgesi tarih boyuna çeşitli kavim, millet ya da toplulukların sınır bölgesi hareket ya da çatışma alanı içinde kalmıştır. Siyasi tarihinin incelendiği bölümde görüleceği üzere bölge, Selçuklular, Bizanslılar, Ermeniler, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları, Timuriler, Moğollar, Memluklar, Osmanlılar, Safeviler Dulkadirler, Mengücükler ve benzeri millet ve toplulukların bölge üzerindeki hakimiyet mücadelesi yaptığı bir alan olmuştur. Moğollar ve onların vassal devleti olan Ermenilerin kısa süreli hakimiyeti dışında, Selçuklulardan itibaren genellikle bölgenin hakimiyeti Müslüman Türkler'in elinde kalmıştır. Bu hakimiyet Anadolu Selçuklu Devleti, Dulkadir Beyliği ve Osmanlı Devleti sırasını izlemiştir.

İncelememizde gördüğümüz kadarıyla, Maraş ve Elbistan'ın Dulkadir Beyliği'nin iki önemli merkezi olması hasebiyle bir çok hayri vakıflar bu dönemde inşa edilmiş ve yapılan camiler, medreseler, zaviyeler, tekyeler ve sair vakıfları ile Maraş ve Elbistan adeta birer kültür merkezi olmuş, vakıflar bakımından altın çağını yaşamıştır.
Dulkadirliler zamanında bölgede yapılan hayri vakıfların yerleşim birimlerinin iktisadi ve sosyal kalkınmasına önemli katkısı olduğu inkar edilemez. Temel olarak eğitim, din, sağlık, kültür, amme hizmetleri ve benzeri hususlarda yerleşim birimlerinin ihtiyacı olan harcamalar

genellikle vakıflar tarafından karşılanmıştır. Dulkadirliler zamanında Elbistan'da ikisi lise seviyesinde ikisi de üniversite seviyesinde vakıf eğitim müesseseleri olan medreseler kurulmuş, Maraş merkezinde vakıf eğitim müesseseleri çok artmış; aynı merkezlerde vakıf çarşılar ve dükkanlar açılmış, bu bölgeler ve Eshab-ı Kehf bölgesi vakıflar aracılığı ile yeniden ihya edilmiş ve canlandırılmıştır. Eshab-ı Kehf bölgesinde bir cami, bir medrese ve bir ribat (zaviye) yaptırılması ile Alaüddevle Bey tarafından inşa edilen bir külliye eskiden beri yerleşim yeri olan bu bölgeyi yeniden dini, sosyal ve eğitime yönelik bir merkez haline getirmiştir. Bölgede en çok vakıflaştırma faaliyetini gerçekleştiren Alaüddevle Bey'in tarımın gelişmesi için yeni köyler inşa etmesi mesela Elbistan'ın Güvercinlik Köyü, Karapınar Mezrası, Kilisecik Mezrası gibi mahalleri ihya ederek, buraya iskan ettirdiği köylülerin evlerini yaptırması, toprağı işlemeleri için onlara çift aletleri ve öküzler vermiş olması, tohumluk ihtiyaçlarını karşılaması, su kanalları açması, pirinç tarımını geliştirmesi, genel olarak ticaret ve ziraatın gelişmesi ve canlanmasını sağlamıştır. Benzer faaliyetlerin başkaları tarafından da yapılmış olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Osmanlı Devleti zamanında Zülkadriye (Maraş) Eyaleti'nin merkezi olan Maraş'a geniş bir idari bölge bağlanmıştır. Bugünkü Antep, Malatya, Adıyaman, Adana, Sivas, Kayseri gibi şehirler uzun yıllar Maraş eyaletine bağlı olarak kalmışlardır. Son dönemlerde ise bu bölgenin bir kısmı Haleb vilayetine bağlanmış, Maraş şehri uzun süre bir kaza ya da sancak merkezi olarak kalmıştır.
İlerleyen yüzyıllarda Maraş bölgesindeki Dulkadirli vakıflarından bazıları ortadan kalkmış Osmanlılar tarafından yerlerine yenileri eklenmiştir. Geçmişte olduğu gibi, Osmanlılar zamanında da ders veren müderris, gelirleri toplamakla görevli çerağdar, temizlikle görevli ferraş, imaretlerde ekmek pişiren habbaz, vakıf mütevellisinin yazı işlerini yürüten katib, vakıf gelirlerinden mezraların ekimi idaresi ve gelir işlerini kontrol eden mezradar, vakıfların idaresini yürüten mütevelli ve benzeri görevliler vakıflarda görev yapmışlardır.

İlgili bölümde işaret edildiği gibi, Ömer Lütfü Barkan'ın tespitlerine göre, bölgenin Osmanlılar tarafından ele geçirilişinden sonra Maraş Eyaletin'deki vakıf gelirlerinin eyaletin gelirine oranı % 5 idi. 1525 yılında yapılan tahrir sonucu Barkan'ı doğrular niteliktedir. Bu tahrir sonucuna göre Zülkadriye Eyaleti'ne bağlı kazalardan Zamantı'nın vergi gelirlerinin % 8, 75'i, Kars-ı Zülkadriye (Kadirli)'nin % 10.3'ü Elbistan'ın % 4, 9'u ve Maraş merkez kazasının vergi gelirinin % 2, 45'i vakıf gelirleri olarak ayrılmıştı. Bu ilk tahrir ve daha sonraki iki tahrir, gerçekte Dulkadirli zamanı sosyal, dini ve iktisadi hayatının henüz devam ettiği, Dulkadirli vakıflarının da hemen hemen aynen devam ettiği zamanlarda yapılmışlardır.

Ortaya çıkan sonuçlara göre, Maraş çevresinde çoğunlukla hayri vakıflar kurulmuştur. Zürri (aile) vakıfları ise ikinci sıradadır. Çevrede kurulan hayri vakıflar genellikle mülhak, gayri menkul, sahih ve lazım vakıflardır. Bu vakıflar Türk-İslam kültürünün etkisi ile kurulmuştur. Dulkadir Beyleri ve Osmanlılar bu kültürü devam ettirmişlerdir. Bunların çoğu da cami medrese ve zaviye gibi sosyal, dini ve eğitime yönelik tesislerdir.

Araştırma konusunun giriş kısmında, konunun temel kaynakları olan tapu tahrir defterleri, vakfiyeler Maraş bölgesi hakkında özel bilgi veren araştırma inceleme eserleri ile diğer arşiv kaynakları hakkında kısaca bilgi verilmişti. Tapu tahrir belgeleri, vakıflar, vakıf defterleri ve vakıflarla ilgili vesikalar, Dulkadirli ve Osmanlı vakfları ile ilgili önemli bilgiler bulundurmaktadır. Arşiv belgelerinin vakıflar hakkında önemli bilgiler verdiğinin ortaya çıkması önemli bir sonuçtur.

Araştırmanın ikinci ve üçüncü bölümlerinde incelenen vakıflardan dokuzu zürri (aile) vakıf, büyük çoğunluğu oluşturan vakıflar ise hayri vakıflardır. Bunların içinde çoğunluk sırasına göre; cami, zaviye, medrese, buk'a, tekke, imarethane gibi eserler bulunmaktadır. Bu eserlerin çoğunluğu Maraş ve Elbistan merkezinde bulunmaktadır. Maraş merkezinde para vakıfları ve Kur'an-ı Kerim vakıfları da dikkati çekmektedir.. Maraş çevresindeki vakıfların özellikle Maraş, Elbistan ve Eshab-ı Kehf bölgesinde yoğunlaşması, Maraş ve Elbistan'ın Dulkadir Beyliği'nin idari, iktisadi ve sosyal merkezleri olması; Eshab-ı Kehf Külliyesinin bulunduğu alanın ise dini, eğitim ve sosyal bir merkez olmasından kaynaklanmıştır. Yine inceleme alanı içinde sadece Maraş, Elbistan ve Eshab-ı kehf de önemli eğitim müesseselerinin olması da aynı nedenledir.

Maraş çevresinde yukarıdaki üç merkezin dışında yapılan vakıflar, Dulkadirliler zamanında ve sonrasında "Haleb yolu" olarak bilinen Elbistan-Göksun-Andırın - Kadirli güzargahını izleyen yol ile Elbistan-Pazarcık- Antep güzergahını izleyen yol üzerinde yapılmıştır. Bu yollar o zaman için Suriye ve Mısır'ı Anadolu'ya bağlayan ticari ve askeri önemi olan yollar olmuşlardır.
Bölgede kurulan vakıf eserler, zamanla bulundukları yerleşim birimlerine ya da vakıf müesseselere adlarını vermişlerdir. Bu adlar da genellikle şahıs adlarıdır. Bazı vakıflar da zamanla kurucularının adı veya lakabı ile tanınmayıp, bulundukları yerleşim birimlerinin adlarını almışlardır.

Yukarıda kısaca anlatılan Eshab-ı Kehf bölgesinde bir medrese, bir cami, bir ribat (zaviye) da bulunmaktadır. Aynı bölgede Çardak adı verilen, cami ya da dinlenme alanı olarak kullanılmış olan bir birim daha vardır. Bu birim, Osmanlılar zamanında yapılmış olmasına karşılık Eshab-ı Kehf Külliyesi içinde tarihi bir bütünlüğü sağlamış olmasına binaen inceleme alanı içinde tutulmuştur. Eshab-ı Kehf vakıfları, tarihi geçmişi, önemi, vakıf eserlerinin hacmi ve gelirlerinin çokluğu gibi nedenlerle ayrı bir başlık altında ele alınmış ve Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında önemli bir yeri olan, yani. Haz Muhammed'den yaklaşık olarak 250 yıl önce, Bizanslılar zamanında Hıristiyanlığı gizlice kabul ederek mağaraya sığındıkları ve mağarada uyudukları bildirilen 7 kişi, yani Eshab-ı Kehf hakkında da kısa bilgiler verilmiştir. Aynı kısmın ilerleyen safhaların da Eshab-ı Kehf adına, onların saklanmış oldukları iddia edilen yede kurulan vakıfların kuruluşu, vakıfların çeşitleri, geçirdikleri tamirler, vakıf eserlerde görev yapan şahıslar vakıf gelirleri ile bu gelirlerden 8 köy, 11 mezra, 2 yaylak ve vakıf eserlerde çalışanların bağlı olduğu aşiret ya da cemaatler ele alınarak değerlendirilmiştir. Böylece bir giriş ve üç bölümden oluşan çalışma konusu tamamlanmıştır.

Araştırma sonuçlarını ve bu konudaki önerileri kısaca şu şekilde özetlemek mümkündür:

Dulkadirli ve Osmanlı vakıfları ile ilgili olarak vakıf eserlerin kurucusu, kuruluş tarihi, yeri, türü yapısı, tarihi geçmişi, geçirdiği değişiklikler, görevlileri, gelirleri ve benzeri durumların ancak yukarıdaki kaynaklardan tespit etmek mümkündür. Aynı kaynaklara dayanarak vakıfların bulundukları idari ve coğrafi birimlerin idari taksimatlarını, idari durumlarını, nüfuslarını, sosyal ve iktisadi durumlarını ve yerleşim birimlerinin gelişmesine olan katkılarını tespit etme imkanı vardır.

Dulkadirli ve Osmanlılar zamanında yapılan vakıflar, şekil, usul ve hukuki yönü ile daha önceki Türk-İslam devletlerinde yapılan vakıfların devamı gibidir ve benzeridir Tespitlere göre, bölgede en çok vakıflaştırma faaliyetini Alaüddevle Bey gerçekleştirmiştir. Onun dışında Süleyman Bey, Şehsuvar Bey, Ali Bey, Şahruh Bey, Nasırüddin Bey gibi Dulkadirli beyleri bölgede vakıflar yapmışlardır. Diğer Dulkadir beylerinin de bölgede vakıflaştırma faaliyetine gittiğine dair izler vardır. Ancak inceleme konusu içerisinde yer verilememiştir.

Osmanlılar, Dulkadirli vakıflarını muhafaza etmeye çalışmışlar ise de zamanla, vakıflara yapılan müdahaleler ve isyanlar sebebi ile vakıfların tahribi ve bölgenin nüfusu ve gelirleri azaldığından vakıf gelirleri azalmış, az bir gelir karşılığında vakıflarda görev yapmaya talipler de azalmıştır. Vakıf eserler, görevlileri ve vakıf gelirleri dağılmıştır. Vakıf eserlerin yok olmaya yüz tutmasına rağmen, Dulkadirlilerin hüküm sürdüğü bölgede, halen Dulkadir beylerine ait birçok vakıf esere rastlamak mümkündür. Osmanlılar zamanında ise halktan zengin olanlar vakıflar yaptırmış, ancak Dulkadirliler zamanındaki kadar vakıflaştırma olmamıştır
Birçok yerde olduğu gibi, burada yapılan vakıflar da halkın dini, sosyal ve eğitime yönelik ihtiyaçlarını karşılamakla birlikte bu vakıflar, günümüzde devletin yapmakta olduğu hizmetleri üzerine almış ve bölge insanı için iş imkanı da gerçekleştirmişler, bu müesseselerde önemli alim, şair, müderris ve sair şahsiyetler yetişmişti. Bölgede yapılan vakıfların genellikle vakıf hukukuna uygun olarak her türlü hukuki şartlarının yerine getirilerek vakfedildikleri dikkati çekmektedir. Ancak XVII ve XVIII. yüzyıl kayıtlarında vakıflar hakkında çok az bilgi vardır.

Günümüzde Maraş'a bağlı bir kaza merkezi olan Afşin'in, Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad zamanından başlayarak çevresindeki köylerle birlikte Külliyesi'nin vakfı olduğu ortaya çıkmıştır. Bölgede ilk ciddi vakıflaştırma hareketi, Selçukluların Elbistan valisi Nüsretüddin Hasan tarafından gerçekleştirilmiştir. Osmanlılar zamanında Afşin köyü (o zaman için)'nün yarısı da aynı yerde bulunan Dede Baba Vakfı'na ait idi.

27 Şevval 1331/29 Eylül 1913 tarihli bir irade ile inceleme konusu çerçevesinde yer alan birçok vakfın, zamanla dağılması, vakıf eserlerin harab olması, aşardan ibaret olan az miktardaki gelirlerinin de nereye harcanacağının belirlenememesi nedeni ile yeniden ihya edilmesi imkanı kalmayan bu vakıflara ait gelirler Maraş'ın merkezindeki camilere tahsis edilmiştir. Daha sonra da vakıflar, vakıf gelirlerini tasarruf eden kimselerin elinde kalmış. Cumhuriyet devrinde çıkarılan bazı kanunlar ile vakıf eserler hariç; diğer vakıfların hemen tümü mülk haline getirilerek şahıslara devredilmiştir.

Bugüne kadar müstakil bir çalışmaya konu olmamış Dulkadirli vakıflarının incelenmesi, o dönemdeki sosyal, kültürel, ekonomik ve zirai hayatının tespitine katkıda bulunacağından, yapılacak araştırmalarda Dulkadir Beyliğinin hakimiyet kurmuş olduğu alanda, aynı beyliğin önde gelen şahsiyetleri tarafından kurulmuş olan vakıfların tespitine ihtiyaç vardır. Bu vakıfların tespiti için mevcut olan vakfiyeler ve değer arşiv kaynakları, ile birlikte, eski kalıntılar, şahıslarda bulunan tarihi kayıtlar ve arşivler, temel kaynaklar ve araştırma yapılacak olan bölge ile ilgili yayınlar ve mahalli kaynaklardan istifade edilebilir.

Tespit edilen vakıf türlerinin, bulundukları yerleşim birimine hangi etkiler de bulunduğu, hayatın hangi alanına ne gibi katkıları olduğu, bu etkilerin günümüze kadar devam edip etmediği, vakıfların hangilerinin günümüze kadar hayatiyetini sürdürdüğü, kuruldukları yerleşim biriminin kuruluşu, gelişmesi, diğer vakıf eserlerin kuruluşuna olan katkıları, günümüze kadar hayatiyetini sürdürenlerin faaliyeti ve bunun dışında geçmişten günümüze kadar kültürel izlerini bırakanların kimliği ve kültürel izlerinin türleri gibi sorulara cevaplar aranmasının doğru olacağı kanaatindeyiz. Mesela günümüzde kullanılan bazı yer ve şahıs adlan, eski eserlerin adlan bu kültürlerden kalan taşımaktadır. Geçmişi günümüze, günü geleceğe taşıyan bu izler bölgenin kültürel kimliğinin tespiti ve korunması açısından önemlidir. Çalışmamızın yararlı olması dileğiyle birlikte eksiklikler noktasında değerli okuyucularımızın öneri ve tenkitlerini saygıyla karşılayacağımızı bildirerek eserin hazırlanmasında emeği geçenlere tekrar teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Maraş Sancağı ve Dulkadirli Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir