Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Maraş Çevresinde Yapılan Vakıf Çeşitleri Ve Vakıf Görevliler

Burada Maraş Sancağı ve Dulkadirli Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Maraş Çevresinde Yapılan Vakıf Çeşitleri Ve Vakıf Görevliler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 21:42

MARAŞ ÇEVRESİNDE YAPILAN VAKIF ÇEŞİTLERİ VE VAKIF GÖREVLİLERİ

A- MARAŞ ÇEVRESİNDE YAPILAN VAKIF ÇEŞİTLERİ


Maraş çevresindeki vakıfların özelliği, vakıf çeşitleri itibariyle ele alınacak olur ise, bunların çoğunluğunun mülk gayr-i menkullerden oluşan sahih ve hayri vakıflar olduğu dikkati çekmektedir. Maraş ve Elbistan'ın merkezinde para vakıfları, Kur'an-ı Kerim vakıfları, Cüz-hanlık vakıfları gibi vakıflara da rastlanmaktadır. Bu vakıfların tümü, mütevellileri tarafından idare edilen, vakıfın mülkünden vakfetmiş olduğu hayır müesseseleri ve bunların gelirlerinden oluşmaktadır. Bu hayır müesseseleri, cami, medrese, buk'a ve zaviyelerden ibarettir. Bunların vakıf gelirleri ise, hemen tamamı vakıf gayr-i menkullerden oluşmaktadır. Yine bu vakıfların, Hanefi mezhebine göre, kuruluş şartları yerine getirilerek feshi kabil olmayan vakıf anlamına gelen vakf-ı lazım oldukları ve başkalarının müdahale edemeyeceği, mütevellileri tarafından serbestçe idare edilen vakıflar oldukları da belgelerde açıkça belirtilmektedir.

Yukarıda zikredildiği üzere, konumuz çerçevesinde kalan vakıfların çoğunluğu hayri vakıflardan oluşmaktadır. Ancak bunların dışında kalan vakıflar da mevcuttur. Bunlara önemli bir örnek olarak Alaüddevle Bey'in Maraş'da yaptığı Kur'an-ı Kerim Vakıfları ile 1525 yılı tahriri esnasında Ahmed Kethüda Vakfı adı ile Elbistan'da zürri bir vakfın varlığı gösterilebilir. Ancak Ahmed Kethüda Vakfı ve benzerleri küçük ve önemsiz vakıflar olması nedeni ile aşağıdaki bölümlerde ayrıca ele alınmamıştır. Kayıtlara göre, Ahmed Kethüda, vakfetmiş olduğu 41 dükkanın gelirini, kendisinden sonra, evladına verilmesini şart koşmuştu. Bu vakfın 1525' de 410 akçe geliri vardı. Dulkadir oğlu Ali Bey, bu vakfı bozmuş ise de onun öldürülmesinden sonra, vakıf önceki haline getirilmiştir. Ancak daha sonraki yıllarda yine ortadan kalkmıştır.

Aşağıda Dulkadir Beyliği ve Osmanlılar zamanında Maraş çevresinde kurulan, dini, sosyal ve eğitime yönelik hizmet veren cami, mescid, medrese, buk'a, zaviye ve benzeri eserlerin işaret ettiği kavramların genel anlamı ve tarihi geçmişleri hakkında kısa bilgi verilecektir.

1-Camiler ve mescidler

Arabça cem' kökünden türeyen "toplayan, bir araya getiren" anlamındaki cami' kelimesi başlangıçta sadece Cuma namazı kılınan büyük mescidler için kullanılan el-mescidu'l-cami' (cemaatı toplayan mescid) tamlamasının kısaltılmış şeklidir. Kelime daha sonra, tek başına aynı anlamı karşılamak üzere, cami' şeklinde kullanılmaya başlanmış ve içinde minberi bulunmayan, Cuma namazı kılınmayan mabetlere de mescid adı verilmiştir. Mescit ise Arapça'da "eğilmek tevazu ile anlı yere koymak" manasına gelen sücud kökünden "secde edilen yer" anlamında bir mekan ismidir.1" Kur'an'da da bu anlamı ile mescid kelimesi geçmektedir.
Bazı rivayetler Hazret-i Peygamber (s.a.v.)'in Medine'ye hicretinde önce Mekke ve Medine'de mescidler yapıldığını göstermektedir. Ancak genel olarak Hz. Peygamber'in hicreti esnasında yolu üzerinde bulunan Kuba köyünde yaptırdığı mescid İslam'da ilk mescid olarak kabul edilmektedir.

Müslümanlar, daha İslam'ın ilk asırlarından itibaren mescid ve camiin vazifelerini çok geniş tutmuşlardır. Buna binaen cami ve mescid, ibadet yeri, ilim müessesesi, kaza dairesi, ordu karargahı, elçi kabul yeri olarak önemli bir yer işgal etmekteydi. Cami ve mescidlerin imarı ve masraflarının karşılanması genellikle bir mahallin ileri gelen zenginleri ya da sultan, vezir, nazır ve valileri gibi idarecileri tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu mabetlerde gereken hizmetlerin yerine getirilmesi için de bazı görevliler tayin edilmiş ve aşağıda örneklerini vereceğimiz üzere, giderlerinin karşılanması için vakıf gelirleri tahsis edilmiştir.

Yapı olarak dini mimari grubunun başında gelen cami ve mescidlerin ilk şekli Araplarda ortaya çıkmıştır. Diğer Müslüman milletler ise, o şekli memleketlerindeki yerli mimarinin tesiri ve iklimin icaplarına göre, az çok değiştirdiler. Bu nedenle her milletin camileri zamanla birbirinden farklılıklar göstermeye başlamıştır. Hatta zaman, zemin ve diğer tesirlerle aynı millete mensup insanların bile farklı mimari üslupta camii ve mescidler inşa ettikleri görülmektedir. Mesela Selçuklu camilerinde İran etkisi görülür. Osmanlı camileri ise İstanbul'un fethine kadar geçen devrede, Anadolu Selçuklu camilerine benzemektedir.

Üzerinde incelemeler yapacağımız camiler, Selçuklu-İran-Memluklu-Osmanlı tesirinde kalan Dulkadir Beyliği ve Osmanlı mimarisine ait camilerdir. Dulkadir Beyliği ve Osmanlılar zamanında camiin, sosyal bir yapı olarak büyük bir önemi vardı. Camiler mahallelerin odak noktasını teşkil ediyorlardı. Camilerin bir çoğunun etrafında vakıf binalarından oluşan medreseler, kütüphaneler, hamamlar, imaretler ve benzeri tesisler bulunmaktaydı. Bu tesisler de birer külliye meydana getirerek yeni bir mahallenin kurulmasına yardım etmekteydiler. Çünkü camilerin etrafında kurulan bu müesseseler, insanların her türlü sosyal ihtiyaçlarını karşıladıklarından kendilerinin etrafında insanların yerleşimine esas oluyorlardı. Bu konuyu vakıfların iktisadi ve sosyal etkileri ile ilgili bölümde daha geniş olarak işlediğimiz için burada bu kadar açıklama ile yetiniyoruz.

2-Medreseler ve Buk'alar

Türk İslam devletlerinde ve Osmanlı Devleti zamanında eğitime yönelik hizmet veren ve bugünkü üniversite yerine kullanılan medrese terimi, Arapça, ders okunacak yer ve talebenin içinde oturup ders okuduğu bina manasına gelmektedir. Çoğulu medaristir. Kur'an'ın ve hadislerin de teşviki ile İslam dünyasında ilk devirlerden itibaren ilme önem verilmiş ve haliyle medreseye ya da benzeri müesseselere ihtiyaç duyulmuştur. Teşkilatlı medreselerin ortaya çıkmasından önce, cami, bilgin evleri, kitapçı dükkanları ve benzeri yerler bu görevi yerine getirmişlerdir.

İslam aleminde ilk medreseyi Türk emirlerinden Nişabur Hakimi Emir Sebüktekin'in yaptırdığı, teşkilatlı ilk medreseyi ise, Selçuklu veziri Nizamulmülk'ün yaptırdığı kabul edilmektedir. Türk İslam aleminde kurulan medreselerin en çok gelişme gösterdiği yer ise Anadolu'dur. Anadolu Medreseleri, genellikle vakıf müesseseleri olarak ortaya çıkmışlardır. Devletin ileri gelenleri bir medrese kurarlar ve bu medreseye ait bir vakfiye tanzim ederek tesislerin devamlılığını teminat altına alırlar ve bu vesile ile medreselere tahsis ettikleri gelir kaynaklarını da tescil ettirirlerdi. Medreselerde öğretim parasız olup, öğrencilerin yiyecek, giyecek ve yatacak masrafları vakıf gelirlerinden karşılanır, ayrıca kendilerine burs verilirdi. Bu medreselerin belli bir eğitim süresi, dili, programı, ihtisası ve sistemi vardı. Burada ders veren elemanlar ve okutulan kitaplar da çok farklılıklar göstermekteydi.

Araştırma konumuz içinde bulunan Dulkadir Beyliği ve Osmanlı Devleti tarafından eğitime ayrı bir önem verildiği görülmektedir. Mesela, Süleyman Bey'in Eshab-ı Kehf mevkiinde bir Buk'a yaptırdığı, Alaüddevle Bey'in ise, Maraş, Elbistan ve diğer bir çok şehirde medrese ve benzeri, eğitime yönelik vakıflar yaptırdığı, tamir ettirdiği ya da bu vakıflara gelirler tahsis ettiği bilinmektedir. Bu şekilde müesseseler yaptırdığı bilinen birisi de Dulkadir oğlu Şehsuvar Bey'in oğlu Ali Bey'dir.

Osmanlılar da diğer İslam devletlerinde olduğu gibi, medrese eğitimine ve bu sahada ilim adamı yetiştirilmesine çok önem verdiler. Onların zamanında da medrese eğitimi, vakıflar sayesinde yapılıyordu. Osmanlılar Dulkadir arazisinin ele geçirilişinden sonra burada mevcut olan vakıf eğitim merkezlerini yani medreseleri kullandılar ve bu sistemi devam ettirdiler. Böylece Maraş çevresinde, İslam aleminde tanınmış olan önemli alimler yetişti. Medreselerin dışında küçük çaplı ve düşük dereceli okullar da vardı. Aslında bunlar da bir medrese niteliğinde idiler. Ancak bunlar medrese öncesi, yani üniversite öncesi eğitim veren ya da düşük dereceli ve az yevmiyeli medrese özelliği gösteren eğitim müesseseleri idi. Bunlar Dulkadir Beyliği ve Osmanlılar zamanında Güneydoğu Anadolu ve Suriye taraflarında Buk'a adı ile bilinmekteydi. Uygulamada görülen örneklere bakılırsa, Maraş ve Elbistan bölgesinde de bu terim kullanılmaktaydı. Terim anlamına uygun olarak müderrisinin geliri düşük olan veya üniversite (medrese) öncesi eğitim veren müessese anlamına kullanılmaktaydı.

3-ZaviyeIer

Lügat anlamı olarak Zaviye; köşe, bucak, hücre, evin bir odası anlamına gelmektedir. Istılah olarak da, her hangi bir tarikat mensubu olan dervişlerin bir şeyhin idaresinde topluca yaşadıkları ve gelip geçen yolculara karşılıksız yiyecek, içecek ve yatacak yer sağlayan yerleşim merkezleri veya yol üzerinde bulunan bina veya bina topluluklarını ifade etmektedir.
Hicri IV. asırdan sonra ortaya çıkan Zaviyeler, çeşitli Müslüman devlet adamları tarafından kurdurulmuş veya kurulmasına teşvik edilmiştir. Büyük Selçuklular ve özellikler Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılması ile sınır bölgelerinde istiklallerini ilan eden Türkmen beylerinin, şeyhlerin manevi nüfuzundan faydalanmak maksadı ile zengin vakıflar kurdukları görülmektedir. Maraş ve Elbistan bölgesinin de böyle bir etkinin altında kalması tabiidir. Bu bölgede Dulkadir Beyleri ve Osmanlılar zamanında zengin halk tarafından vakıflar kurulmuştur.

Maraş ve Elbistan çevresinin 1522'de Osmanlı hakimiyetine geçmesinden sonra, her hangi bir zaviyenin bu bölgede yapıldığına rastlamadık. Ancak Alaüddevle Bey zamanında yapılan zaviyelerin Osmanlının son dönemine kadar ya bütünüyle veya sadece vakıfları itibariyle devam ettirildikleri görülmektedir.

B-VAKIF GÖREVLİLERİ

En basit bir müessesenin dahi kurulup işlemesi için sahasında uzman insanlara ihtiyaç olduğu açıktır. Vakıf gibi tarihe kök salan bir müessesenin işleyişini görüp gözetecek ehliyetli insanların bulunması elbette gereklidir. Buna binaen, Dulkadir Beyliği ve Osmanlı Devleti zamanında kurulan vakıflarda vazife alacak vakıf görevlilerine ve bunların seçimine özel bir önem verilmiştir. Görevliler hakkındaki şartlar vakfiyelere dahi girmiştir. Aşağıda vakıflarında bulunan görevlilerin unvanları ile bu unvanların terim olarak manalarını açıklamaya çalışacağız. Dulkadir Beyliği ve Osmanlılar zamanında konumuz çerçevesinde kalan vakıflarda; mütevelli, nazır, müderris, hatip, imam, müezzin, çerağdar, ferraş, şeyh, cüz han, muhassıl, cabi, zaviyedar, buk'adar, mezradar, katib, siyanet görevlisi ve benzeri görevliler bulunmaktaydı. Bu görevlilerin hangi müessesede ve ne şartlar ile görevlendirildikleri ilgili kısımlarda ele alındığından, burada sadece yukarıda zikredilen kelimelerin terim anlamlarına işaret etmekle iktifa edeceğiz.

- Buk'adar: Buk'aların idari işlerini yürüten en yetkili şahıstır.
- Cabi: Vakıf gelirlerini toplamakla görevli olan tahsildardır. Bu görevi yapan şahsa çeşitli zamanlarda muhassıl da denmiştir.
- Cüz-han: Kur'an'dan cüz okumakla görevli olan şahıstır.
- Çeraği (Çerağdar): Bakımı vakıflar tarafından yapılan bütün aydınlatma vasıtalarının yakılması ve söndürülmesi ile görevli olan şahıstır.
- Duagü: Vakıf kurucularının bazı arzularının gerçekleşmesi gayesi ile Allah'a dua etmekle görevlendirdikleri şahıstır.
- Ferraş: Vakıf kuruluşlarının halılarını yaymak, katlamak ve temizlemekle vazifeli olan kişidir.
- Habbaz: İmaretlerde ekmek pişirmekle görevli olan şahıstır.
- Hatip: Camilerde Cuma günü hutbe okumakla görevli olan şahıstır.
- İmam: Camide namaz kıldırmakla görevli olan kişidir.
- Katib: Vakıf mütevellisinin sekreteridir.
- Mezradar: Vakıf mezraların idaresi, korunması, ekimi ve geliri ile ilgilenen şahıstır.
- Müderris: Medreselerde ders vermekle görevli en yetkili öğretim elamanıdır.
- Müezzin: Beş vakit ezan okumakla görevli olan şahıstır.
- Mütevelli: Vakfın vakfiyedeki şartlarına ve şeri hükümlere uygun olarak vakfın idaresini yapmak üzere tayin olunan şahıstır.
- Nazır: Vakıf mütevellisini teftiş ve vakıf işlerini kontrol etmekle görevlidir.
- Siyanet Görevlisi: Vakıf malları ve tesislerini korumakla görevlidir.
- Şeyh: Mütevellinin bilgisi dahilinde Zaviyenin bütün işlerini idare eden şahıstır. Bunlara Zaviye-dar adı da verilmektedir.
- Şeyhu'l-kurra: Kaidelere göre Kur'an'ın okunuşunu bilen ve bunun öğretimini yapan ilim adamıdır.

Kaynakça
Kitap: MARAŞ VAKIFLARI (DULKADİRLİ VE OSMANLI DÖNEMİ)
Yazar: Yaşar BAŞ, Rahmi TEKİN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Maraş Sancağı ve Dulkadirli Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir