Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Rişvan Aşireti'nin Yönetim Yapısı

Burada Rişvan Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Rişvan Aşireti'nin Yönetim Yapısı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 19:22

AŞİRETİN YÖNETİM YAPISI

Rişvan Aşireti'nin idari yapılanması "Aşiret" ve onun alt bölümleri olan "cemaatler"den oluşuyordu. XVI. yüzyılda böyle bir yapıya sahip iken sonraki yüzyıllarda aşiretin büyümesine paralel olarak Anadolu'nun çeşitli bölgelerine yayılmasıyla bir "konfederasyon" şekline dönüştüğü görülmektedir. XVI. yüzyılda Malatya sancağının Kahta kazasına tabi olarak yaylak-kışlak hayatı yaşayan aşiret, yavaş yavaş Hısn-ı Mansur ve Besni topraklarında da yurt tutmaya başlamıştır. XVI. yüzyılın ikinci yarısı başlarından itibaren Maraş Beylerbeyliği topraklarında da görmekteyiz. XVII-XIX. yüzyıllarda ise buralara ilaveten Orta Anadolu, Batı Karadeniz, Ege ve hatta Rumeli'ye kadar gittiklerini ve oralarda yurt tuttuklarını müşahede etmekteyiz. Bulundukları bütün bu yerlerdeki sancak ve kaza yöneticilerinin yönetimi altında olmak kaydıyla, kendi içinde idari ve mali yönden tabi oldukları aşiret ve cemaat yöneticilerine bağlı olarak hayatlarını sürdürmüşlerdir.

1. Boy beyi

Sosyal yapı bakımından konargöçerlerin en üst birimi boy veya taife idi. Bir boy muhtelif sayıdaki cemaatlerden oluşmaktaydı. Bu sayı 10 ila 30 arasında veya daha fazla olabilirdi. Boy, boyu oluşturan cemaatlerden birisinin önde gelen bir ailesinin idaresinde bulunurdu. Bey unvanını taşıyan bu kimseye "boy beyi" denirdi.6
Rişvan Aşireti'nin başında da bir boy beyi vardı. Rişvan gibi bazı teşekküllerde boy beyliğinin berat ile değil, ancak boy aristokrasisini teşkil eden kimselerin -kethüda, ihtiyar ve söz sahipleri eliyle seçildiğini ve- istedikleri şahsı boy beyi yapabildiklerini görmekteyiz.

Eski Türk geleneklerine uygun olarak şeçimle boy beyinin tayin edilmesi, aynı zamanda bu teşekkülün demokratik yapısını da yansıtmaktadır. Bu ise yönetici-halk ilişkilerinin daha sağlıklı yürümesini sağlıyordu.

Rişvan Aşireti'nin boy beyinin atamayla değil de aşiret halkı tarafından seçildiğini çeşitli belgelerde de görmekteyiz. Mesela, Hısn-ı Mansur kadısı, Rişvan voyvodası ve Rişvan halkının muhassıla verdikleri 22 Şubat 1726 (19 Cemaziyelahir 1138) tarihli bir mahzara göre; Rişvan mukataası aşiretlerine henüz herhangi bir boy beyi seçilmediği halde, Mehmet adında birinin, "ben boy beyiyim" deyip elinde bir beratla ortalıkta dolaştığını belirtmişlerdir. Aşiret halkı her yıl voyvodalar marifetiyle alay beyine 20 kese akçe verdikleri halde, boy beyi iddiasmada bulunan Mehmet, Salihi İbrahim, Şeyh Yusuf ve Hacı Perakendeoğlu Yusuf ile birlikte hareket edip, "Rişvan Aşireti'nden alınan akçeyi 50 keseye çıkaralım" deyip, 400 kadar urban eşkıyası ile Rişvan Aşireti'nin içine gelip, fakir fukaraya 55 kese yıllık vergi tarh ve tahsil ederek, halka büyük haksızlık ve eziyet ettiğini, bu nedenle mezkür Mehmet'in eğer devlette böyle bir boy beyliği kaydı varsa silinmesini istemişlerdir. Aşiret boy beyinin ise, bütün Rişvan halkı tarafından seçilecek olan şahsın, voyvoda tarafından tayin edilmesini talep ediyorlardı. Buna ilaveten, boy beyi olarak atandığını iddia eden Mehmet ile yandaşları olan Salihi İbrahim, Şeyh Yusuf ve Hacı Perakendeoğlu İbrahim adlı şahısların evleriyle birlikte Rakka'ya sürülerek iskan edilmeleri hakkında Rişvan halkı, Hısn-ı Mansur kadısı ve Rişvan voyvodası arz ve mahzar vermişlerdi. Rişvan mukataası mutasarrıfı Mehmet Bey'in de buna muvafakat etmesi üzerine mezkür Mehmet'in boy beyliğini iptal edilerek adı geçen şahıslarla birlikte Rakka'ya iskan edilmelerini, aşiret ihtiyarlarının üzerinde anlaştıkları bir şahsın voyvoda tarafından boy beyi tayin edilmesi hususunda ferman gönderilmiştir.

Yukarıdaki örnekte görüldüğü üzere halkın kendi iradeleriyle seçmediği bir boy beyinin, aşirete beylik yapması tasvip edilmemiştir. En azından aşiret ileri gelenlerine danışılmadan doğrudan atanan bir boy beyinin de halka haksızlıklar yaptığı ve bu nedenle de aşiretin nefretini kazandığı görülmektedir. Buna benzer bir durum, Rişvan voyvodası Ebubekir'in 1742 yılı Ocak ayı başlarında (Şevval sonları 1154) sadarete gönderdiği bir arizada anlatılmaktadır. Rişvan Aşireti'nden Ferhatoğlu Halil bir yıl önce padişah beratıyla aşirete boy beyi olarak atanmıştı. Ancak, aşiretin sorunlarını çözmek ve onlara hizmet etmesi gereken Halil'in, kanunlara aykırı olarak halktan fazladan para aldığını ve halka çeşitli eziyetlerde bulunduğu belirtiliyordu. Bu nedenle Rişvan halkı, Hısn-ı Mansur kadısı Seyyid Ab-durrahman ve Rişvan voyvodası Ebubekir, bu şahsın boy beyliğinin iptal edilmesi için Divan-ı Hümayuna başvurdular. Bu şikayetlerin devlet yöneticileri tarafından dikkate alındığı ve Divan-ı Hümayundan Malatya sancağı mutasarrıfı ve Malatya kadısına hitaben, Ferhatoğlu Halil'in boy beyliğinin kaldırıldığına dair hüküm gönderildiği anlaşılmaktadır.

Rişvan Aşireti halkının boy beylerine son derece bağlı olmaları ve onların görüşleri doğrultusunda hareket etmeleri sayesinde kendi aşiret düzenlerini korumayı başarıyorlardı. Bu nedenle boy beyliği, aşiret halkının dirlik ve düzeni önemli bir müessese idi. Ne var ki, 1765'lerde boy beyliğinin kaldırıldığı ve aşiret mensuplarının kendi başlarına kaldıkları ifade edilmektedir.

Ancak, 1791 yılına ait bir kayıttaki:

"Rişvan Aşireti beyi Ömer Bey ve Hasan Beyzade" ifadesi ile Sivas valisine 4 Temmuz 1830 (13 Muharrem 1246) tarihinde gönderilen bir hükümde: "Rişvan beylerinden Ali Bey" tabirine rastlamaktayız ki Rişvan Aşireti'nde XIX. yüzyılda da beyliğin devam ettiğini göstermektedir. Fakat bu beyliğin "boy beyliği" olarak mı yoksa başka bir statüde mi olduğu konusunda açık bir bilgiye sahip değiliz.

2. Voyvoda

Voyvodalık, Türklerin Balkan Slovenlerinden almış oldukları idari bir müessese olup, Türk idare sisteminde muhtelif anlamlar taşımaktadır. Araştırma konumuz ile ilgili olarak vilayet, şehir ve nahiye voyvodalarının vazifeleri, kendi voyvodalı-ğmdaki umumi asayiş ve emniyeti temin etmek, hasları idare etmek, varidatı toplamak olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca voyvodaların, sancak beyleri veya mahalli kadılar tarafından kontrol edildikleri de belirtilmektedir. Voyvodaların idare ettikleri bölgeler havass-ı hümayuna, sultanlara, beylerbeylerine, vezirlere, sancak beylerine ait arazilerdir.

Osmanlı Devleti'ndeki konargöçerler, üzerinde bulundukları toprakların ayrıldığı şekle göre, yani tımar, zeamet ve has reayası olarak sınıflandırılıyorlardı. Yörükler genellikle tımar, Türkmenler ise has reayası idiler. Osmanlı Devleti tarafından, Türkmen aşiretlerinden has reayası olanlara, bu hasları idare etmek üzere voyvodalar atanıyordu. Bu voyvodalar sancak beyinin adamları arasından yahut aşiret hanedanlarından halkın rızası dahilinde atanırlardı. Voyvodalar, hükümetin aşiret nezdindeki temsilcisi olup vergileri toplamak ve asayişi sağlamak gibi görevleri vardı. Bu voyvodalar genellikle "Türkmen Voyvodası" veya " Türkmen Ağası" olarak adlandırılıyorlardı.

Rişvan Aşireti, XVI. yüzyıl başlarından itibaren, genellikle valide sultan hasları arasında yer alıyordu. Bu açıdan yöneticileri arasında voyvodalar da bulunuyordu ki bunlar, "Rişvan hassı voyvodası" veya kısaca "Rişvan voyvodası" olarak zikrediliyorlardı. 1720 tarihli bir fermanda Rişvan voyvodası Murtaza'dan bahsedilmektedir. 1723 tarihli bir hüküm de Rişvan voyvodası Mehmed'e hitaben gönderilmiştir. Yine 1741 tarihli bir başka fermanda, Rişvan voyvodası Ebubekir'in Rişvan Aşireti boy beyi ile ilgili bir arizasından söz edilmektedir. Rişvan voyvodasına bir örnek de 1743 tarihli bir hükümdür. Bu hükümde, Rişvan voyvodası Mehmet'in Rişvan mukataasının borçlarını tahsil etmesi ve devlet merkezi olan İstanbul'a gön-dermesi istenmektedir.

"Rişvan voyvodası" ile "Rişvan hassı voyvodası"nın aynı anlamda kullanıldığını, aynı tarihte gönderilen üç ayrı hükümden öğrenmekteyiz. Ekim sonları 1722 (Evasıt-ı Muharrem 1135) tarihinde, "Rişvan voyvodası Mehmet ve Rişvanzade Ömer'e" şeklinde bir hüküm gönderilirken, aynı tarihli ikinci bir hüküm:

"Hısn-ı Mansur kadısına ve Rişvan hassı voyvodası ve Rişvanza-de Ömer'e" şeklinde gelmiştir.

Aynı tarihlerde gönderilen üçüncü bir hüküm ise:

"Rişvan ve Malatya voyvodalarına" şeklindedir. Bu son hükümden anlaşılan bir diğer husus ise aşiret voyvodaları ile sancak voyvodalarının ayrı olduğudur. Bir başka ifade ile Rişvan Aşireti'nin has reayası olmaları hasebiyle mukataalarına bir voyvoda atanırken, Malatya sancağının da ayrıca mukataa şeklinde işletilen padişah haslarına dahil olması nedeniyle ayrı bir voyvoda tarafından idare edildiği anlaşılmaktadır.
Voyvodaların görevleri, iltizama verilen hasların gelirlerini kontrol etmek ve has sahibi adına o hassı idare etmekle beraber, bazen voyvodaların hasları iltizam yoluyla bizzat kendilerinin tasarruf ettikleri görülmektedir. Mesela, 1746 yılında Hısn-ı Mansur'daki Rişvan hassını, Rişvan hassı voyvodasının iltizam yoluyla işlettiği görülmektedir. Yine Hısn-ı Mansur kazasın-daki Rişvan mukataasmın ertesi yıl iltizam yoluyla Rişvan voyvodasının uhdesine verildiği anlaşılmaktadır.
XVIII. yüzyıl başlarında Akçadağ'ın düzlük yerlerindeki verimli ovalar, Rişvanoğullarının uhdesine verilmiş, Rivanoğulları da voyvodalık imtiyazıyla Akçadağ halkından çeşitli vergiler almaktaydılar.

Voyvodalar sorumlu oldukları mukataalardaki vergi gelirlerinin düzenli olarak toplanmasında yükümlü oldukları gibi aşiret eşkıyalarının etkisiz hale getirilmesinde de yöneticilere yardımcı olmak gibi görevleri vardı. Mesela, 1722'de Rişvan mukataası zabitini öldüren aşiret eşkıyalarının yakalanması için Rişvan ve Malatya voyvodalarına emirler gönderilmiştir. Ayrıca oymak kethüdalarının atanmasında da voyvodaların tavsiyeleri dikkate alınırdı. Bütün bunların yanı sıra voyvodalar gerektiği durumlarda başlarında bulundukları konargöçer teşekküllerin tahririni dahi yapmakta idiler.

3. Kethüda

Boylar, defterlerde cemaat adı verilen oymaklara ayrılmıştır. Bu birim hemen hemen bütün göçebelerin temel yapısı idi. Birbirleriyle uzaktan veya yakından akraba olan ve birbirlerini çok iyi tanıyan bu grup 10 ila 80 hane arasında ve hatta bazen 100 veya daha fazla haneden meydana gelmekteydi. Bir cemaatin idarecisi olan kimse, o cemaat içerisinde seçkinleşmiş olan bir ailenin reisi idi. Bu kimselere "kethüda" denilmekteydi. İdari bakımdan bir cemaat genellikle bir kethüda tarafından temsil edilirdi.

Aşiretin bir alt kolu olan ve cemaatle aynı anlamı ifade eden oymakların başında da kethüda denilen oymak başları vardı. Bunlar oymaklara boy beyleri tarafından tayin edilmekte idiler.30 Ancak genellikle idari bakımdan cemaati temsil eden kethüdalar, cemaat ileri gelenlerinin veya ahalisinin kararıyla tespit edilir, bu durum mahallin kadısına iletilir, kadı ise durumu saltanat merkezine bildirir ve merkez de bu teklif edilen kethüdanın atamasını onaylardı. Kadı İstanbul'a teklifi yaparken, kethüda adayının vasıflarını da belirtirdi.

Bu vasıflar:

"Yarar kimesnedür, mahaldür, maslahatgüzar, kethüdalık uhdesinden gelür, kethüda oğlu kethüda" şeklindeki ifadelerle belirtilirdi. Kethüdalık irsi bir müessese idi. Kethüdalar boy beylerinin idari memurları olup, bir boyun ayrı ayrı yerlerde bulunan zümrelerini idare ediyorlardı.
Oymak kethüdalarının görev ve sorumlulukları çok büyüktü. Başında bulundukları oymakların her türlü hareketlerinden sorumlu idiler. Mesela, aşiretin devlete olan borcunun tahsilinde boy beyleri kadar oymak kethüdaları da sorumlu idi. Boy için boy beyi ne ise, oymak için de kethüda aynı anlamı ifade ediyordu. XIX. yüzyılın ilk yarısında Orta Anadolu'da bulunan Rişvan Aşireti'ne mensup oymakların kethüdaları, kendi oymaklarına mensup şahısların itham edildikleri hırsızlık, yağma ve her türlü taşkınlık iddialarına karşı Sivas ve Maadin-i Hümayun valisi Reşit Paşa'ya her türlü tekeffülde bulunmuşlardır.

Bu konuda Çelikanlı Oymağı kethüdası Mehmet Bey, Mülükanlı Oymağı kethüdası Bekir Bey, Okçuyanlı Oymağı kethüdası Mehmet Bey, Cudikanlı Oymağı kethüdası Yusuf Bey, Ömeranlı Oymağı kethüdası Hüseyin Bey, Terkenli Oymağı kethüdası Hüseyin Bey, Hamidli ve Nasırlı oymakları kethüdası Mustafa Bey'in taahütleri şöyledir:

Rişvan Aşireti'ne tabi oymaklar tarafından çalınmış olan mal ve eşya her ne varsa ve bunlar mahkemece ispat edilirse sahiplerine iade edilecektir. Şayet bu mallar, aşiret mensuplarının elinde mevcut değil ancak, sahipleri tarafından çalındığı ispatlanır ve çalınalı iki yılı aşmamışsa bedeli ödenecektir. Bundan böyle her türlü davalar mahkeme tarafından atanan hakimler tarafından görülecektir. Devlet tarafından her ne zaman asker talebinde bulunulur ise buna kesinlikle uyulacak ve Anadolu'nun her neresine asker sevkiyatı gerekiyorsa F. Demirtaş (Sümer), "Osmanlı Devrinde Anadolu'da Kayılar", Belleten, C. XII, Sayı: 47 (Temmuz 1948), Ankara 1948, s. 582. 34 BOA, CM, nr. 9965. " ... Rişvan aşayirinin üzerlerine edası lazım gelen mal-ı mirinin bir paresi girifte-i ukde-i te'hir olmamak şartıyla bir saat mukaddem yer-lü yerinden marifetin ve aşayir-i mezkürenin boy begi ve oymak kethüdaları ve ihtiyarları marifetiyle tamamen ve kamilen 'ala eyyi halin tahsil ve ahz ve sebeb-i tahrir ahkamıyla olan hususat-ı mühimmeye eda ve kusurları teslim-i hazine-i amirem olunmak içün der-i aliyyeme irsale bezl-i vusu' ve kudret eyleyesin." ve ne kadar asker isteniyorsa, aşiret içinden o kadar asker tertip edilip gönderilecektir. Devlet tarafından her ne zaman aşiretin bey ve ihtiyarları istenirse derhal gelen irade doğrultusunda gönderileceklerdir. Rişvan Aşireti beylerinin ve oymak ihtiyarlarının erkek çocuğu olanların çocuklarından birer kişi, çocuğu olmayanların kardeşlerinin veya bir başka akrabalarının birer çocuğunu vali Reşit Paşa'nın hizmetinde bulunmak üzere gönderileceklerdir. Bundan böyle kışlaktan yaylağa ve yaylaktan kışlağa giderken bir şahsın bir keçisi dahi kaybolursa onun yerine on tane keçi verileceği taahhüt olunmuştur. Rişvan Aşireti içindeki herhangi bir oymaktan kaynaklanan bir olay meydana gelirse, böyle bir olaya cesaret eden her kim olursa olsun oymak kethüdası ve o oymak mensupları tarafından söz konusu olayın faili bulunarak güvenlik güçlerine teslim edilecektir. Aşiret içerisinde herhangi bir şahıs aleyhine bir dava açıldığında, ister zengin ister fakir olsun bu kişi derhal mahkemeye gönderilecektir.

Arşiv belgelerinde bazen oymak kethüdası yerine "kabile kethüdası" tabiri de kullanılmıştır. Her ne kadar yukarıda ifade edildiği gibi kabile cemaatin bir alt birimi ise de, cemaatlerin büyümesi neticesinde, içinde bulunduğu cemaat veya oymaktan ayrıldığı için bunların meselelerini halletmek üzere birer kethüdaları bulunuyordu. Bir başka ifadeyle, büyük nüfusa sahip olan cemaatler birden fazla gruba ayrılarak her grubun başına bir kethüda getirilebilirdi. Mesela, 1791 yılında Halikanlı ve Mahyanlı oymaklarının ikişer kethüda tarafından idare edildikleri anlaşılmaktadır. Yine, Bozulus'a bağlı Lek Cemaati 1577 yılında muhtelif gruplara ayrılmış ve her 300 henesinin başına bir kethüda getirilmişti.

Kethüdaların görevden azilleri, görevlerinde yetersiz kalmaları, cemaatleri halkına haksızlık ve zulmetmeleri halinde cemaat ileri gelenleri veya cemaat halkının beyan ve teklifiyle devlet tarafından görevden alınırlardı. Yerine cemaat ahalisinden bir başka kimse tayin edilirdi.

Rişvan Aşireti'ne tabi bir kısım oymakların 1791 yılındaki kethüdaları şu şekilde zikredilmiştir:

Dalyanlı Oymağı kethüdası: Ali Beyzade Mehmet Ağa
Halikanlı Oymağı kethüdası: Hamza oğlu Mehmet Ağa ve Solak Bazarlu Hüseyin Ağa
Mahyanlı Oymağı kethüdası: Ebubekir Ağa ve Ferhatzade Ali Ağa
Bereketli Oymağı kethüdası: Osman Ağa
Okçuyanlı Oymağı kethüdası: Süleyman Ağa
Molla Yakupoğlu Oymağı kethüdası: Süleyman Ağa
Mülükanlı Oymağı kethüdası: Hüseyin Ağa

4. Ağa

Rişvan Aşireti yönetim kadrosunda rastladığımız bir diğer yönetici de ağadır. Aşiret ağalarının genellikle babadan oğula geçtiği ve ağanın tayininde aşiret halkının belirleyici olduğu görülmektedir. Ancak, bazı durumlarda ağanın doğrudan devlet tarafından atandığı da olmuştur. Mesela, XIX. yüzyılın ilk yarısında Sivas ve çevresinde konargöçer durumda olan Rişvan Aşireti'nin bazı taşkınlıklarda bulunduğu ve aşiretin Sivas valisi tarafından bir nizam altına alındıktan sonra kendilerine bir ağa tayin edildiği görülmektedir. Muhtemelen aşiretin kanun ve kurallara uymalarının sağlanması amacıyla vali tarafından doğrudan bir ağanın atanması uygun görülmüştü. Bu gibi istisnai durumların dışında, ağaların Rişvan Aşireti'nin kendi ileri gelenleri arasından seçilerek teklif edildiği ve ağa olarak teklif edilen şahsın sancak beyi tarafından atandığı anlaşılmaktadır. Aşiret ağalarının, aşiretin bağlı bulunduğu sancağın mutasarrıfı tarafından tayin edildiğine dair örnekler de vardır. Mesela, 17 Nisan 1781 (22 Rebiyülahir 1195) tarihli bir belgeden, Malatya mutasarrıfı Rişvanzade Ömer Paşa'nın, Malatya yöresinde bulunan Rişvanlılara bir "Rişvan Ağası" atadığı görülmektedir. Ancak yukarıda da ifade edildiği gibi, yine Rişvan Aşireti'ne mensup biri aşirete ağa olarak atanmıştır. Bu nedenle, aşirete mensup herhangi bir cemaat eşkıyasının işlediği bir suçtan dolayı, ağaların da sorumlu tutuldukları ve tutuklanarak mahkeme edildikleri görülmektedir. Mesela, 1765 yılında Karaşeyhli ve Hacebanlı cemaatleri halkının Sivas yöresinde yaylağa giderken çevredeki köylere zarar vermeleri üzerine, Rişvan Ağası Yusuf Bey ve Baş Ağası Hasan tutuklanarak Sivas'a götürülüp mahkeme edilmişlerdir.

Malatya ve Adıyaman yöresinde Rişvan Aşireti'nde aşiret ağalığı son zamanlara kadar devam etmiştir. Aşiret ağaları, mensubu oldukları oymak içerisinde liyakati ile temayüz etmiş şahısların, yine kendi oymakları halkı tarafından seçilip, benimsenmesiyle bu görevi yerine getirirlerdi. Bu şekilde ağa olarak kabul edilen şahıs, aklı, bilgisi ve tecrübesiyle hareket ederek mensubu olduğu oymağın sorunlarını çözerdi. Ağalar, oymağın iç sorunlarını çözmeye çalıştığı gibi, oymak mensuplarının diğer oymakların halkı ile veya devletle olan meselelerin halledilmesiyle de meşgul olurlardı. Ağalar, yaptıkları bu hizmetlere karşılık olarak ne devletten ne de oymak halkından herhangi bir ücret talep etmezlerdi. Bilakis, gelen misafirleri ve devlet görevlilerini ağırlar, onlara refakat ederlerdi. Ağalar, aşiretler arası davaların çözümünde ve hasımların barıştırılmasında da etkili rol oynarlardı. Böylece toplumun huzur ve barışı için devlete ve topluma önemli katkılarda bulunuyorlardı

Kaynakça
Kitap: OSMANLI DEVLETİNDE AŞİRET YÖNETİMİ, Rişvan Aşireti Orneği
Yazar: FARUK SÖYLEMEZ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Rişvan Aşireti'nin YÖNETİM YAPISI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 19:22

5. Aşiret Müdürü

Osmanlı Devleti bünyesinde yaşayan konargöçer topluluklar hususi bir idari yapıya sahip idiler. Nüfusça kalabalık olan, geniş ve muayyen bir coğrafi bölgede yaşayan büyük göçebe grupları Bozuluş, Yeni-il Türkmenleri, Halep Türkmenleri, Şam Türkmenleri, Dulkadirli Türkmenleri, Danişmendli Türkmenleri, Atçeken Karaulus Ulu-Yörük, Ankara Yörükleri, Bolu Yörükleri, Kütahya Yörükleri gibi adlarla bilinmekte ve genellikle idari bakımdan bir sancak veya kaza statüsünde bulunmaktaydılar. XVI. yüzyılın ikinci yarısında hem Bozuluş hem de Halep Türkmenleri idari bakımdan sancak statüsünde idiler. Bu dönemde onlar, merkezden atanan bir sancak beyi tarafından idare ediliyorlardı. Buna karşılık Sivas'ın güneyindeki geniş bir bölgede yaşayan Yeni-il Türkmenler ile Ankara civarındaki Ankara Yörükleri birer kaza satatüsünde idiler. Tanzimat'tan sonra, Konya bölgesinde bulunan Boynu-incelü ve Şereflü gibi birtakım aşiretler de saltanat merkezine gönderdikleri adamları vasıtasıyla kendilerinin birer kaza haline getirilip, müdür veya muhassıl atanmasını istemişlerdir. Bu cümleden olarak, Ankara yöresine 1859 yılında iskan edilen Rişvan oymaklarının da birer kaza haline getirildikleri ve kendilerine müdürler tayin edildiği görülmektedir. Aşirete atanan bu müdürlerle birlikte istihdam edilen katip, tahsildar, kabzımal ve zaptiye maaşlarının devlet tarafından ödenmesi gerekirken, aşiretin ödemiş olduğu vergiye ek olarak kanunsuz bir şekilde aşiret oymaklarından tahsil edildiği anlaşılmaktadır. Bu şekilde fazladan tahsil edilen paranın birkaç yılda 1500 keseye ulaştığı görülmektedir. Durumun hükümete intikal etmesi üzerine, maliye nazırı ile yapılan görüşmelerde, Rişvan Aşireti'ne atanan müdür, katip vesaire memur maaşlarının aşiretten alınacağına dair hazinede herhangi bir kayıt veya belge bulunmadığı görülmüştür. Böylece 1500 kese paranın söz konusu aşiretten haksız yere tahsil edildiği kanaatine varılmış ve gereğinin yapılması için soruşturma başlatılmıştır.

6. Naip (Kadı)

Devlet, konar-göçerlerin davalarına bakmak üzere kadılar atamaktaydı. Kadılar, aşiretlerle beraber konup göçtüklerinden belli bir yerde sabit olarak bulunmuyorlardı. XIX. yüzyıl başlarında Orta Anadolu'da yaylak-kışlak hayatı yaşayan Rişvan Aşireti'nin davalarının görülmesi için bir naibin atanması uygun görülmüştü. Bunun üzerine Sivas kadısı tarafından Rişvan Aşireti'ne bir naip tayin edildi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Rişvan Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir