Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Rişvan Aşireti'nin İskanı

Burada Rişvan Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Rişvan Aşireti'nin İskanı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 19:11

Rişvan Aşireti'nin İskanı

Osmanlı Devleti'nde konar-göçer Türkmen aşiretlerinin iskanı devlet açısından yorucu bir mesele olduğu gibi aşiretler için de son derece zor ve kabul edilemez bir uygulama olmuştur. Zira, iskan hadisesi çok uzun bir süreçte meydana geliyordu. Üstelik, bu süreçte görevlendirilen devlet memurları ve askerin masrafları devlet bütçesine ek masraflar getiriyordu. Osmanlı Devleti'nin yabancı ülkelere karşı giriştiği seferlerde devlete asker ve maddi yardımlarla katkıda bulunması gereken aşiretler, zaman zaman kendileri devlete yük oluyorlardı. Üstelik, bir bölgeye iskan edilen aşiretler çeşitli sebeplerle oradan firar ediyordu. Devlet yöneticileri de bunları tekrar iskan etmek için yeni görevlendirmeler yapmak zorunda kalıyorlardı ki, bu da devlet bütçesine ek masraflar getiriyordu. Bu durum zaman zaman iç huzurun da bozulmasına sebebiyet veriyordu.

Türk konar-göçer aşiretleri açısından bakıldığında ise, yüzyıllarca yaylalarda adeta başına buyruk bir şekilde yaşarlar iken, birdenbire yerleşik hayata geçmeleri onlara son derece ağır geliyordu. Belki de atlı göçebe kültürüne sahip olan Türk milletinin üstün olarak kabul ettiği hürriyet ve istiklaline düşkünlüğü ve sahip oldukları muhafazakarlık gibi değerleri, yerleşik hayata geçmeleriyle kaybolacağı ve "köylü durumuna düşecekleri" endişesi iskanı güçleştiriyordu. Diğer önemli bir husus ise, alışkın oldukları hayvancılığı bıraktıkları taktirde yapabilecekleri bir iş ve mesleklerinin olmayışı sebebiyle geçimlerini temin edemeyecekleri endişesi, bunun sonucunda da perişan duruma düşme kaygısını taşımış olmalarıdır. Büyük bir hayvan sürüsüne sahip olan bir konar-göçer aile, yerleşik hayata geçtiğinde, ticaret ve ziraat hayatına hemen uyum sağlayamayacağı için yoksul duruma düşebilirdi ki, bu da onlar açısından kabul edilemez bir durum meydana getirmekteydi.

Göçebe ve yarı göçebe kesim için, XV. yüzyılın ikinci yansından itibaren başlayan Osmanlı yönetimindeki hızlı merkezileşme eğilimleri, bu tarihe kadar yaşadıkları hayata alışmış, bir yerde devamlı oturmayan ve vergi kavramını, disiplinli bir yerleşik hayatı tanımayan Türkmen zümrelerini derinden rahatsız etmişti. Merkezi yönetimin bu zümreleri yerleşik hayata geçmeye zorlayarak daha çok vergi tahsili yoluna gitmesi, bu maksatla tayin edilen kısmen devşirme menşe'li mahalli yöneticilerin tavizsiz tutumları, onlarla devletin arasını açmaya kafi gelmiş görünüyor. Bu yöneticilerin çoğunun daha ziyade kendi çıkarlarını garantiye almaları sebebiyle söz konusu konar-göçer zümrelerin hayat tarzlarını, adet ve geleneklerini, inançlarını aşağıladıkları bilinmektedir.2 Yöneticilerin bu tavrı, devlet-halk yabancılaşmasına yol açtığı gibi, konar-göçer Türk aşiretlerinin birtakım huzursuzluklar çıkarmalarına da neden olmaktaydı.

Osmanlı Devleti, ülke içerisindeki düzeni sağlama ve konar-göçerlerden yararlanmak amacıyla XVII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren iskan çalışmalarına başladı. Devletin aşiretleri yerleşik hayata geçirmeye çalışmasının gerek konar-göçerler açısından gerekse Osmanlı Devleti'nin idari, iktisadi ve sosyal maslahatları bakımından birtakım sebepleri vardı. Bu husus bütün Türk konar-göçer zümreler için geçerli olduğu gibi, araştırma konumuz olan Rişvan Aşireti için de geçerlilik arz etmektedir. Bu nedenle, Rişvan konar-göçer zümrelerinin iskan teşebbüsleri de bu çerçevede ele alınmaya çalışılacaktır.

RİŞVAN AŞİRETİ'NİN İSKAN EDİLMESİNİN SEBEPLERİ

1. Aşiretin Yerleşik Halkın Ekinlerine Zarar Vermesi


Rişvan Aşireti diğer Türkmen aşiretleri gibi yaylak-kışlak hayatı yaşıyordu. Bahar geldiğinde yaylağa giderken yol güzergahında bulunan köylerin ekinlerine ister istemez zarar veriyordu. Koyun sürülerinin kalabalık oluşu ve geçiş yollarının darlığı gibi nedenlerden ötürü halkın ekinlerine istemeyerek de olsa zararları dokunmakta ve bu da konar-göçerlerle yerleşik halk arasında çatışmalara sebebiyet vermekteydi. Devletin iç huzurunu bozan bu hadiseler karşısında yöneticiler çareyi konar-göçerleri iskan etmede buluyordu.

Konya, Ankara ve Bozok taraflarında kışlayıp yaz mevsimi geldiğinde buralara uzak bir mesafede bulunan Uzunyayla'ya gitmekte olan Rişvan ve Afşar aşiretleri halkın ekinlerine zarar vermekte; köylülerin ürünlerini hayvanlarına yedirmekteydiler.

Bunun üzerine, Ankara valisi Vecihi Mehmet Paşa, 15 Temmuz 1849 (24 Şaban 1265) tarihinde İstanbul'a yazdığı bir arizasında:

Ziraatle uğraşan halkın rahat ve huzurunun sağlanması için mezkur aşiretlerin bir an önce iskan edilmelerinin gerekli olduğunu ifade ediyordu.

Konya yöresinde bulunan Rişvan Aşireti'ne mensup cemaatlerden bir kısmı daha önce iskan edilmişken, çeşitli sebeplerden dolayı iskan edildikleri yerlerden kaçmışlardı. 1846-1847 yıllarında tekrar iskan mahallerine döndürülen söz konusu aşiretin Nasırlı Cemaati'nden 125 hane, Şefikanlı Cemaati'nden, 110 hane, Cudikanlı Cemaati'ne ait 50 hane; 1847-1848 yıllarında ise, Çelikanlı Cemaati'nden 100 hane, Şefikanlı Cemaati'nden 33 hane, Ömeranlı Cemaati'nden 30 hane, İlhanlı Cemaati'nden 25 hane, Belikanlı Cemaati'nden 25 hane ve Mülukanlı Cemaati'nden 10 hane iskan edildiler.

Rişvan Aşireti'ne mensup Hamidli Cemaati'nin, muhtemelen Rakka iskanından kaçıp Batı Anadolu'ya; Saruhan livasına gittiği ve orada konar-göçer hayatı yaşadığı ifade edilmektedir. Mezkur cemaat, bölgedeki diğer aşiret ve cemaatlerle birlikte yerleşik halkın ekinlerine zarar verdiklerinden dolayı iskana tabi tutulmuştur. Hamidli Cemaati'nin bugünkü Manisa'nın Kırkağaç kazasına bağlı Hamidli köyüne de kendi adını verdiği anlaşılmaktadır.

Rişvan Aşireti'nin Hamidli ve Hacılar adlarını taşıyan iki Yörük cemaatinden, Hamidli Cemaati'nin, Malatya sancağının Hısn-ı Mansur kazasından başlayarak Rakka, Adana, Tarsus, İçel, Alaiye, Teke, Amasya, Boyabat. (Kastamonu), Kete (Hüdavendigar), Rumeli'de Akçekızanlık'da olmak üzere çok geniş bir alana yayıldığı anlaşılmaktadır. Bu cemaatin çok erken tarihlerden itibaren Batı Anadolu ve Rumeli'de yerleşik hale geldikleri görülmektedir. Nitekim İzmir'dekinden başka yukarıda da ifade edildiği gibi Saruhan'ın Kırkağaç kazasında, Trakya'da; Malkara'da ve Akçekızanlık'da Hamidli adını taşıyan köylere rastlanmaktadır. Yine Edirne ve Kastamonu'da Hamidli adını taşıyan köylerin varoluşu bu cemaatin buralarda da iskan edildiğini göstermektedir.

Rişvan'ın Hacılar Cemaati'nin de yine Malatya'dan Rumeli'ye, Sinop'tan İçel'e kadar geniş bir alanda faaliyet gösterdiği anlaşılmaktadır. Batı Anadolu'da; İzmir'de, Orta Anadolu'da Kayseri'de ve hatta Rumeli'de; Edirne ve Silistre sancağına tabi Varna'da Rişvan Aşireti'nin Hacılar Cemaati'ne rastlamaktayız. Zira, Osmanlı Devleti, Rumeli'de siyasi hakimiyetini sağladıktan sonra Anadolu'nun muhtelif bölgelerinden birçok Türk kafilelerini belli aralıklarla Rumeli'ye geçirerek buralarda iskana tabi tutmuştur. Gerek sürgün suretiyle, gerek kendi arzusuyla Rumeli'ye gelen Türkler, sadece siyasi bakımdan buranın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalmasını sağlamakla kalmamışlar, aynı zamanda sosyal alanda da Balkanları Türkleştirmeye ve Türklüğü buralarda baki kılacak müesseseler kurmaya çalışmışlardır. Günümüzde İzmir'in Bergama kazasında Hacılar adını taşıyan iki köy bulunmaktadır. Bu adı taşıyan köylerin varlığı bu cemaatin adı geçen yerlerde yaşadığını göstermektedir.

2. Bazı Aşiret Mensuplarının Eşkıyalıkları

Rişvan Aşireti de diğer konar-göçerler gibi büyük kütleler halinde yazlan çeşitli yaylalara dağılmaktaydı. Genellikle, devlet kontrolünün dışında bulunmaları ve kalabalık bir nüfusa sahip olmaları hasebiyle, içlerinden bir kısım eşkıya yerleşik durumda olan köylülere ve bulundukları bölgelerden geçen yolculara saldırılarda bulunuyor, onların mal, eşya ve paralarını gasp ediyordu.
Rişvan Aşireti'nin konar-göçer Türkman ekradı olarak zikredilen Bektaşlı Cemaati eskiden beri eşkıyalığı ile ün yapmıştı. Söz konusu cemaatin, Afşar ve Kılıçlı aşiretleriyle birlikte hareket edip çeşitli eşkıyalıklarda bulunduğu görülmektedir. Yerleşik halka verdikleri birtakım zararlar nedeniyle hükümet, Maraş beylerbeyi Rişvanzade Süleyman Paşa'dan, bunların Rakka'ya sürülerek, iskan edilmelerini istiyordu.

Sivas eyaleti sınırları dahilinde bulunan Rişvan Aşireti mensupları 1818 yılında Deliklitaş ile Alacahan arasında bir kervana saldırmışlardı. Bunun yanı sıra, yol kesme, yağmalama ve adam öldürme gibi hareketlerde de bulunuyorlardı. Yukarıda ifade edilen sebeplerden dolayı, Osmanlı Devleti, söz konusu bölgenin çevresindeki mahalli yöneticilere emirler göndererek, bunların üzerlerine asker gönderilmek suretiyle, eşkıyalıktan vazgeçirilmeleri ve terbiye edilmelerini talep ediyordu. Bu cümleden olarak, Maraş ve Sivas valileriyle Maadin-i Hümayun eminlerine emirler gönderilerek, söz konusu aşiretler, kışlakları olan Halep ve Haymana'ya gittiklerinde uygun bir şekilde münasip yerlere iskan edilmeleri isteniyordu.

Hısn-ı Mansur kazası halkından Abdulkadir ve Kasım efendilerin, ovada yaşayan yerli Rişvan Aşireti'nden bir kısım eşkıya ile işbirliği yaparak, hem devlet malına zarar verdikleri hem de insanları katledip mallarını yağmaladıkları, bu yüzden halkın can ve mal emniyetinin kalmadığı Hısn-ı Mansur halkı tarafından şikayet edilmişti. Bunun üzerine Abdulkadir Efendi'nin Diyarbakır eyaletine bağlı Hasankeyf kazasına sürgün edilerek iskanı, Kasım Efendi'nin ise çoluk çocuğu ile memleketi olan Besni kazasına nakledilerek iskan olunması emredildi.

Rişvan Aşireti, Elmalı ve Merziban derbentleri muhafazası görevinde iken, buradan kaçarak, Rumkale yakınlarında bulunan Şeyh köyü derbendinin bulunduğu Nizip-Mızar yolundan geçtikleri, Halep valisi tarafından haber alınmıştı. Bunun üzerine Halep valisi Abdi Paşa ile Maraş mutasarrıfının uyguladıkları bir plan doğrultusunda aşiret mensuplarının önü kesilerek çembere alınmışlardı. Bu çevirme harekatında yakalanan Rişvanlıların, Rakka valisi ve Milli Timur iskanbaşısı tarafından götürülerek Rakka'ya iskan edilmeleri talep ediliyordu.

Orta Anadolu'da konar-göçer bir halde yaşayan Rişvan Aşireti'nin iskan edilmesine gerekçe olarak bunların hırsızlık, adam öldürme ve ırza dokunma gibi hareketlerde bulundukları, Ankara valisi Vecihi Mehmet Paşa'nın 16 Şubat 1849 (23 Rebiyülevvel 1265) tarihli yazısında ileri sürülmektedir.

Vecihi Mehmet Paşa'ya göre:

Bölgenin en büyük aşireti olan Rişvan, iskan edilerek itaat altına alınırsa, bölgede yaşayan Cihanbeyli ve Afşar aşiretlerinin de boyun eğmeleri mümkün olacaktır. Bu sebeple, yerleşik hayata geçmeye yanaşmayan Rişvan Aşireti'ni iskan etmek için Ankara valisi bir hileye başvurmuştur.

İskan için şöyle bir plan uygulandı:

Öncelikle aşiret halkının etrafı kuşatılarak, köprüler tutulmuş, diğer tedbirler alındıktan ve aşiret beylerinin oğulları ve kardeşleri tespit edildikten sonra, aşiretlerine mensup şahısların çaldıkları eşyaların sahiplerine iadesi meselesini konuşmak bahanesiyle bütün aşiret beyleri Yozgat'a davet edilmiş ve hepsi bir konağa toplanmıştı.

Vecihi Mehmet Paşa, aşiret beylerine:

"Her ne kadar sizin bir kabahatiniz yok ise de, aşiretiniz içerisinde bulunan birtakım kanun tanımaz şahısların, sözünüzü dinlemeyerek halka eziyetlerde bulunduklarını" ifade etti. Bu nedenle, hem aşiretin hem de yerleşik halkın emniyet ve huzurunun sağlanmasının ancak iskan ile mümkün olacağını belirtti.

Aşiret beylerine:

mal, can ve ırzlarından emin olmalarını ve kendilerinin misafir olarak burada kalacakları söylenerek, hepsi karakola teslim edilip, zincire vuruldu. Rişvan Aşireti'nin önde gelen beyleri hapsedildikten sonra, aşiretin büyük kısmı Çiçekdağı ile İlkardağı, Akdağ, Karahisar-ı Behramşah ve Sorgun kazalarında kışlamakta olduklarından, nüfus sayımları yapılarak kendilerine iskan edilecekleri ifade edildi. İskana muhalefet edenlere; şayet iskana razı olmazlarsa, hapishanede bulunan beylerinin öldürüleceği söylenerek iskana zorlanmışlardı. Böylece, Rişvan Aşireti ahalisi iskana ikna edilince, her oymağın başına bir askeri birlik verilerek Ankara ve Bozok sancakları kazalarından Akdağ, Karahisar-ı Behramşah, Sorgun, Kızılkoca, Süleymanlı, Selmanlı, Konur, Budaközü, Keskinler vesair uygun kazalar ile Bala kasabasına yerleştirilmişlerdi.

Yukarıda görüldüğü. üzere birkaç kişinin yaptığı hırsızlık bahane edilerek aşiretin iskanı gerçekleştirilmiştir. Muhtemelen yöneticilerin başvurduğu bu hileli iskan metodu aşiretler ile devlet arasında bir güvensizliğe ve devlet-halk yabancılaşmasına yol açmıştır. Osmanlı Devleti'nin iskan siyasetinde kalıcı sonuçlar alamamasının sebepleri arasında bu tür anlık ve hileli uygulamalar ile zor kullanmaları sayabiliriz.

Rişvan Aşireti'nden olan Belikanlı Cemaati'nden 27 hane Akdağ kazasındaki Çayırşeyh Yaylası'nda konar-göçer hayatı yaşıyorlardı. Başlarında Sülo (Sülü) adında eşkıyalığı ile meşhur bir şahıs bulunmaktaydı. Rişvan Aşireti eşkıyası, gasp ettikleri mal ve eşyaları getirip adı geçen yayladaki Belikanlılara teslim edip aralarında bölüşüyorlardı. Çayır Şeyh Yaylası'nın bu suretle eşkıya yatağı olması, söz konusu 27 hanenin buradan kaldırılarak Haymana Ovası'na nakledilip, burada iskan edilmelerini zorunlu kılmıştır.

1930'lu yıllarda Haymana'yı ziyaret eden seyyah Kande-mir, Haymana'nın Karagedik köyünde rastladığı aşirete Rişvan ve Rişvanlı dendiğini belirtir. Ayrıca, Haymana ve civarında bu aşirete mensup Mısırlı, Karanlı, Çelikanlı ve Halikanlı cemaatlerini de tespit ettiğini ifade etmektedir. Osmanlılar döneminde Haymana çevresinde birçok Rişvan köyü olduğu halde, zamanla bu köy sayıları azalarak üçe inmiştir. Bunlar; Güzelyayla, Kerpiç ve Burumsuz adlı köylerdir. Karagedik köyündeki Rişvanlılar, atalarından kendilerine intikal eden bilgilere göre, aşiretlerinin yaklaşık 250 yıl kadar önce bugünkü Adıyaman'ın Besni ilçesine bağlı Suvarlı nahiyesinden Haymana'ya göç ettiklerini belirtmişlerdir.

Hısn-ı Mansur kazasına tabi ve valide sultan hassma dahil Rişvan Aşireti'nden Derviş Mehmetoğlu Hüseyin, ağabeyi Abu, Ferhat oğlu Yusuf, Hasan, Ömer, Deli Süleyman ve oğlu Musa, Hacı Mehmetoğlu Hasan, Dalyanlı Ali ve oğulları Hasan ve Hüseyin, Makbuloğlu Halil, Hamo, Bereketoğulları ibrahim ve Hasan, Süleyman oğlu Şeyh Yusuf olmak üzere toplam 16 nefer eşkıyanın boy beylik ve torunluk iddiasıyla kendi akraba ve taal-lukatının ağnam, bennak ve mücerred vergilerini vermedikleri gibi her yıl belirli miktarda mallarını zorla alıyorlardı. Ayrıca, halktan devlete ait vergileri topladıkları halde voyvodalarına teslim etmiyorlardı. Devlet tarafından aşiret halkından ikinci bir vergi talebi, halkın dağılmasına yol açıyordu. Bu nedenle söz konusu 16 eşkıyanın, Hısn-ı Mansür'daki aşiret içinden çıkarılarak başka bir yere iskan olunmadıkça halka rahat ve huzurun gelmeyeceği anlaşılmıştı. Bu durum, Kaza ileri gelenleri ve halkı tarafından mahzarlarla; Hısn-ı Mansur, Behisni ve Malatya kadılarına bildirildi. Malatya sancağmdaki kadıların durumu İstanbul'a bildirmeleri üzerine, Rakka valisine gönderilen 27 Ocak 1706 (12 Şevval 1117) tarihli yazıda, adı geçen 16 kişinin uygun bir mahalle yerleştirilmek suretiyle halk üzerinden şerle-rinin defedilmesi emrediliyordu.

Osmanlı Devleti'nin 1841-1842 yıllarında iskan meselesine ciddiyetle eğildiği görülmektedir. Bu bağlamda, Rişvan Aşireti'nin Mülukanlı Cemaati ile başka bir kısım oymaklar Bozok sancağı köyleri ile Mamalı ve Süleymanlı kazalarına yerleştirildiler. Yine, aynı tarihlerde 147 hane ve 347 nüfustan ibaret olan Rişvan Aşireti'nden Hacebanlı Cemaati, kışlakları olan Küredağı'ndan kaldırılarak Ankara'ya bağlı Haymanateyn kazasına iskan edildiler.

Rişvan konar-göçerlerine ait bir kısım haneler 1842 yılında Konya eyaleti topraklarında iskan edildiler.
Konya valisi Sirozlu İbrahim Paşa, bu göreve geldiği 1843 yılında, Rişvan Aşireti'ne mensup 1600 haneyi aşkın nüfusu, bir daha şekavet ve kötülüklerde bulunmamaları şartıyla Esbkeşan kazası başta olmak üzere Konya'nın diğer uygun yerlerine iskan etti. Ancak aradan fazla bir süre geçmeden, iskan sonrasında devlet tarafından gerekli kontrol ve yoklamalar yapılmaması nedeniyle, aşiret mensupları fırsat buldukça Sivas taraflarına kaçıyorlardı. İskan edildikleri bölgede 1848 yılında Rişvanlılardan sadece 200 hane kaldığı ifade edilmektedir.

XIX. yüzyılın ikinci yarısında, Osmanlı Devleti'nin yapmış olduğu en kapsamlı iskanlardan birisi 1865 yılında Derviş ve Cevdet paşaların "Fırka-i İslahiye" adlı bir tümen askerle yaptırdıkları iskandır. Fırka-i İslahiye'nin yaptığı iskanın belli başlı sebepleri; Kırım Savaşı sonrasında Osmanlı ordusuna yeni askeri kaynaklar temin etmek; verginin düzenli olarak toplanmasını sağlamak, eşkıyalığa son vermek, mal ve insan ulaşımını emniyet altına almak ve nihayet bahar ve güz aylarında konar-göçerlerin göç hareketlerinin yol açtığı karışıklıkları önlemek olarak ifade edilebilir.

Gavur Dağı'nın doğu yakası üzerinde bulunan Ekbaz, Tiyek ve Hacılar nahiyeleri halkı nispeten itaatkar, fakat askerlik hizmetine ve vergi ödemeye yanaşmayan Türkmenlerden oluş-maktaydı. İşte asker temini ve düzenli vergi tahsili amacıyla yapılan bu iskanda, yukarıda adı geçen her üç nahiyeye Rişvan Aşireti mensuplarının iskan edildikleri görülmektedir. Söz konusu Hacılar nahiyesi adını, buraya iskan edilen Rişvan Aşireti'nin Hacılar Cemaati'nden aldığını da belirtmeliyiz.

Rişvan Aşireti'nin Yaylak-Kışlak Hayatı

Fırkayı İslahiye'nin yapmış olduğu iskan çerçevesinde, Maraş'ı Amik Ovası'na bağlayan vadide; Kürt Dağı'nın kuzeyinde Dumdum Ovası'nı işgal edenler Rişvan Aşireti'nin Çelikanlı Cemaati ile Delikanlılar idi.
1865 Haziranının ilk günlerinden itibaren belli sayıdaki aşiret reisleri İskenderun'da bulunan Derviş Paşa'nın karargahına gelerek bağlılıklarını bildirmeye başlamışlardı. Bunlar Reyhanlı Aşireti reisi Mehmed Bey, Hacılar nahiyesi reisi Paşa Bey ve Hacılar ayanı ve Tiyek ile Ekbaz nahiyelerinin reisi Mehmet Bey idi.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI DEVLETİNDE AŞİRET YÖNETİMİ, Rişvan Aşireti Orneği
Yazar: FARUK SÖYLEMEZ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Rişvan Aşireti'nin İskanı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 19:11

3. İskanı Gerekli Kılan Diğer Sebepler

Konargöçer aşiretlerin meskun bulundukları yerlerin dar olması sebebiyle ihtiyaçlarına cevap verememesi durumda bir kısmı ya boş bulunan başka köylere iskan edilmişler ya da yeni köyler kurularak oralara yerleştirilmişlerdir. Mesela, Ankara valisi, Kayseri sancağının Zamantı kazasına tabi köylerde meskun bulunan Rişvan Aşireti'nin yerlerinin dar olması sebebiyle, bunların bir kısmının boş bulunan köylere iskan edildiklerini, geri kalanlarının ise yeni kurmuş oldukları köylere yerleştirildiklerini İstanbul'a 6 Ekim 1853 (3 Muharrem 1270) tarihli bir yazıyla bildirdi. Söz konusu yazıda, Rişvan Aşireti'nin bu şekilde iskan edilmesinden sonra herhangi uygunsuz bir davranışlarına rastlanmadığı da ifade ediliyordu.

Aşiretlerin yerleşik hayata geçirilmeleri ile devlet ve toplum açısından sağlanacak faydalar düşünülerek, iskan hadisesine önem verildiği de anlaşılmaktadır.

Ankara valisi Vecihi Mehmet Paşa'nın gönderdiği bir arizada:

Maraş'a tabi Afşar Aşireti'nin yaz mevsiminde oradan kalkıp Uzunyayla'nın bir tarafındaki yaylaya gitmekte, Konya, Ankara ve Bozok yörelerinde kışlayan Rişvan Aşireti'nin ise yazın Uzunyayla'nın bir başka tarafına gidip yaylamaktaydı. Bunlar tabiatıyla yaylak-kışlakla-rı arasında gidip gelirken yol güzergahında bulunan köylere zarar veriyorlardı. Vecihi Mehmet Paşa'ya göre, söz konusu aşiretler iskan edildikleri taktirde iki türlü fayda sağlanmış olacaktı. Birincisi, bunların halka verdikleri zararlar önlenmiş olacak, böylece bölgede huzur ve emniyet temin edilmiş olacaktı. İkinci fayda ise, bunlar yerleşik hayata geçmeleriyle birlikte ziraatle uğraşacaklar, böylece ziraattan elde edecekleri ürünlerle hem üretime katkıda bulunacak hem de bu ürünlerin vergilerini vermek suretiyle devlet hazinesine gelir sağlayacaklardı. Aynı zamanda kendi ailesine de büyük menfaatler sağlamış olacaklardı.

Yukarıdaki faydaların yanı sıra devlet, konar-göçerlerin vergi memurlarından kaçmalarını önlemek ve düzenli vergi toplamak amacıyla da bu unsurların iskanına büyük önem vermiştir denilebilir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Rişvan Aşireti'nin İskanı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 19:12

RİŞVAN AŞİRETİ'NİN İSKAN NİZAMI

Osmanlı Devleti, konar-göçer aşiretleri 1691 yılından itibaren belli bir nizam dahilinde iskan etmeye başladı. Ancak, bu iskan faaliyetinin yazılı kanunname veya nizamname şeklinde tertip edilmiş olmayıp, bu konuda verilen emir, hüküm ve talimatlar çerçevesinde yapıldığı görülmektedir. Rişvan Aşireti'ne mensup konar-göçerlerin yerleşik hayata geçirilmelerinde de diğer Türk aşiretleri ile aynı iskan nizamının uygulandığı anlaşılmaktadır.

1. Aşiretin Kabile Kabile İskanı

Osmanlı Devleti'nin, uyguladığı iskan politikasında, Rişvan gibi büyük aşiretlerin gücünü kırmak ve iskan edildikleri bölgelerde yerleşik halka karşı bir çoğunluk meydana getirmelerini önlemek amacıyla, aşiret topluluklarını parçalar halinde, her birini farklı yerlere yerleştirdiği görülmektedir. XIX. yüzyılda yapılan iskanlarda bunun birçok örneklerine rastlamak mümkündür.
Sivas valisi Seyyid İbrahim Bey'in İstanbul'a yazdığı bir arzda, Rişvan Aşireti'nin bahar mevsimi başladığında Sivas'a on iki saat mesafede bulunan Uzunyayla'ya çıktıklarını ve güz mevsiminde de kışlakları olan Konya taraflarındaki Paşadağı'na gidip kışladıklarını, aşiretin yaylak-kışlak arasında gidiş-gelişleri esnasında kendi tasarrufunda bulunan Sivas'ın köylülerine zarar verdiklerini, bu yüzden bunların iskan edilmeleri gerektiğini belirtmiştir. Sivas valisi yazısında Rişvan Aşireti'nin iskanının gerekliliğinden bahsettikten sonra, iskan şekli ile alakalı olarak da bilgiler vermektedir. Vali, Rişvan Aşireti'nin kalabalık olduğunu, eğer toplu halde bir mahalle yerleştirilirse bunların eski uygunsuz hareketlerine devam edeceklerini, bu sebeple Sivas'ın çeşitli köylerine parça parça iskan edilmeleri gerektiğini ifade ediyordu.

Erzurum valisi Esat Paşa da İstanbul'a gönderdiği bir yazısında:

Rişvan Aşireti'nin, Sivas'a tabi kazaların köylerine kabilelere parçalanarak iskan edilmeleri halinde bunların Sivas'ta ev ve arazi sahibi olacaklarını, bu suretle Sivas'ta bulunan yöneticilerden çekinecekleri, böylece itaat altına gireceklerinden dolayı bölgeye huzur ve emniyetin geleceğini ifade ediyordu.

Sivas mütesellimi Seyit Ağa'nın 17 Eylül 1830 (29 Rebiyü-levvel 1246) tarihli arizasında:

Göçebe Rişvan mukataasının kendi idaresine verildiğini ve kendisinin idarede herhangi bir kusurunun olmadığını; ancak, Uzunyayla'ya gelen Rişvan Aşireti'nin Zile civarındaki Habeş mevkiinde kervanları yağmaladığını ifade ediyordu. Yine Rişvan Aşireti'nden Hamidli Cemaati eşkıyasının Deliklitaş Derbenti'ne gelip derbent mallarını yağmaladığını ve derbent görevlilerine saldırdıklarını belirtiyordu. Her ne kadar bunların üzerine asker gönderilerek birkaçı öldürülmüş ve birkaçı da hapsedilmiş ise de, söz konusu eşkıyanın bu alışkanlıklarından vazgeçmeyecekleri anlaşılmıştır. Bu nedenle, adı geçen cemaat mensuplarının bu tür saldırı ve zararlarının önlenmesi için her bir kabilesinin ayrı bir mahalle iskan edilmelerinin gerekli olduğunu vurguluyordu.
Sivas eyaleti sınırları dahilinde yaylağa gidip gelen Rişvan Aşireti'nin halka ve ekinlerine verdikleri zararların ortadan kaldırılması için bu aşiretin iskan edilmesi lüzumu hasıl olduğunda, Maraş valisi Celal Paşa; söz konusu aşiret çok kalabalık olduğundan bunların etkisiz hale getirilmelerinin ancak parça parça birer uygun yere iskan edilmeleriyle mümkün olacağını belirtiyordu.

Ankara valisi Vecihi Mehmet Paşa'nın 19 Ocak 1849 (24 Sa-fer 1265) tarihli arizasında:

Ankara, Sivas, Yozgat, Kayseri ve Çorum'da bulunan Rişvan Aşireti'nin, anılan sancaklarda bulunan reaya ve yolculara verdikleri zararların önlenmesi için bunların iskan edilmeleri gerektiği belirtilmişti. Ancak, Rişvan Aşireti müdürlerinden Süleyman Ağa'nın verdiği bilgiye göre, söz konusu aşiretin Haymanateyn kazasında toplu halde bulunduğunu, bu durumun ise sakıncalar doğuracağını, bu nedenle aşiret mensuplarının meskun bulunan köylere üçer beşer hane şeklinde yerleştirilmelerinin daha uygun olacağı vurgulanıyordu. Vecihi Mehmet Paşa da aynı görüşteydi.

Nitekim, Rişvan Aşireti'ne tabi Mülukanlı Cemaati mensuplarının 1840 yılından itibaren Bozok sancağı köyleri ile Manialı ve Süleymanlı kazalarına ikişer-üçer hane şeklinde parçalanarak iskan edildikleri görülmektedir.

Bozok sancağında iskanları padişah iradesiyle kararlaştırılan Rişvan ve Afşar aşiretlerinin Bozok sancağı yerine eski ata yurtlan olan Zamantı kazasına yerleşmek istediklerini belirtmeleri üzerine söz konusu aşiretlerin bu isteği kabul edilmiş ve Rişvan Aşireti'nin toplu olarak iskanına karar verilmişti. Ancak halkı rahatsız etmeyeceklerine dair verdikleri sözlere ve senetlere bağlı kalmadıkları taktirde, bunların Zamantı kazasından başka yerlere parça parça iskan edilecekleri kendilerine ifade edilmiştir.

Şüphesiz Osmanlı Devleti'nin bu parça parça (müteferrikan) iskan metodu sadece Rişvan ve Afşar gibi aşiretlerin iskanına münhasır değildi. Bu metot, diğer Türk aşiretleri için de geçerliydi. Mesela, Adana eyaleti dahilinde yaşayan Tacirli Aşireti'nin Maraş'a tabi Sinemenlü Aşireti halkına saldırmaları, bir hayli hayvan ve mallarını gasp etmeleri üzerine, Adana ve Maraş valisi Vezir Mehmet Paşa'ya gelen fermanda, Tacirli Aşireti'nin eyalet dahilinde yeterli otlağı olan yerlere beşer onar hane halinde müteferrikan iskan edilmeleri isteniyordu.

Her ne kadar Rişvan Aşireti'ne tabi oymaklar, 1830 yılında Sivas eyaletinin muhtelif kasaba ve köylerine kabile kabile yerleştirilmiş iseler de bir türlü aşiret usulünden çıkamamışlardı. Kışlakta olan aşiretlere birer nazır tayin edilerek hiç olmazsa onların başıboş hareketleri kontrol altına alınmak isteniyordu. Rişvan Aşireti'nin yanı sıra Konya ve Ankara topraklarında kışlayan diğer aşiretlerin başına da bu şekilde nazırlar tayin edildi. Bu nazırlar aşiret beyleri olup, bu şekilde bir unvan verilmek suretiyle devletin mesuliyetine iştirak ettirildiler. Bu iskan işinin olumlu sonuçlar vermesi için her şeyden evvel nüfus tahririnin sona ermesi gerekiyordu. Osmanlı Devleti'nin 1831'deki nüfus sayımı sona erdikten sonra Rişvan Aşireti'nin iskanına devam edildi.

2. Aşiretin İskanında Kullanılan Metot

Osmanlı Devleti, aşiretleri iskan ettirirken çeşitli metotlar denemiştir. Genellikle aşiret ileri gelenleriyle anlaşmak suretiyle onları iskana ikna etmek, bu bağlamda onlara arazi, öküz ve tohum verme vaadinde bulunmak suretiyle onları iskana tabi tuttuğu görülmektedir. Devletin genel politikası kimseyi incitmeden hem yerleşik halkı aşiretlerin ve hayvanlarının zararlarından korumak, hem de aşiretleri bir nizam altına almak gayesiyle, suhuletle iskanı gerçekleştirmekti. Rişvan Aşireti'nin tamamı elbette ki iskana karşı direnmiyordu. Kendi istekleri ile yerleşik hayata geçmek isteyenler de mevcuttu. Arşiv belgelerinde bu konuda örneklere rastlamak mümkündür.

Mesela, Ankara valisi Vecihi Mehmet Paşa 15 Temmuz 1849 (24 Şaban 1265) tarihli bir arizasında şu görüşlere yer vermiştir:

Rişvan vesaire aşiretlerin iskanlarının, anlatıldığı gibi çok zor olmadığı, bunların içerisinde her ne kadar birtakım edepsiz kişiler mevcut ise de, içlerinde dürüst, namuslu ve iskanı kendi rızalarıyla isteyenler çoğunluktadır. Bunlardan Rişvan Aşireti'nden 150 hane Ankara'nın Budaközü kazasında, 500 hane kadarı Kırşehri sancağına bağlı Çiçekdağı'nda, 150 hane Aksaray sancağına tabi Kağamhisar kazasında Kemiklikuyu nam mahalde, 150 hane kadarı Bozok sancağına bağlı Sorgun kazasında Bankı nam mahalde, 1000 hane kadarı ellişer ve altmışar hane olarak müteferrikan (parça parça) Konya Ovası'nda kışlamakta oldukları, bunların çoğunun kendi istekleriyle iskana tabi olacakları ve ehli namus oldukları ifade edilmiştir. Ancak içlerinden iskana yanaşmayan olursa bunların da bir tabur piyade ve bir alay süvari Nizamiye Askeri ile üç kıta topla gerekirse zorla iskan edilmelerinin sağlanacağı belirtiliyordu.

Sivas eyaletine tabi Rişvan Aşireti'nden Haymana ve Çiçekdağı'nda bulunanların iskan edilmeleri konusunda zora başvurulmasını isteyen eski Sivas feriki (korgeneral) Hamdi Paşa'nın yazısı üzerine, sadaretten Sivas feriki Sait İbrahim Paşa'ya gönderilen emirde:

Öncelikle bu mahallerde bulunan aşiret ihtiyarlarını çağırıp aşiretin kendi rızalarıyla iskanı kabul etmeleri istenecek eğer buna yanaşmazlar ise, zora başvurulacağı söylenmiştir.

Ancak yeni Sait İbrahim Paşa da selefi Hamdi Paşa gibi aşiretin iskanı konusunda zor kullanmaktan yanaydı ve bu konuda yapacağı icraatı şu şekilde arz ediyordu:

Rişvan Aşireti'nin emniyet altına alınması için öncelikle oturdukları çadırlarının kaldırılmasıyla bunların uygun kaza ve köylere takım takım gönderilerek mevkiine göre her bir karyede beşer, sekizer hane bırakılmayıp mesela, on haneden oluşan bir köye aşiretten bir haneyi iskan etmenin uygun olacağı, aynı zamanda, bunların deve ve atlarının ellerinden alınarak, öylece iskan edilmelerinin lüzumuna işaret ediyordu. Hayvanlarının ellerinden alınmasıyla bunların yaylaya gidemeyip, yerleşik hayata alışabilecekleri düşünülerek böyle bir tedbire başvurulmuş olmalıdır. Ayrıca, buradaki Rişvan mensuplarının 3 000 haneye baliğ olduklarını, iskanlarının ancak zor kullanmak suretiyle mümkün olacağını ifade ediyordu. Fakat Sait İbrahim Paşa'nın bu görüşlerine sadaret makamı karşı çıkarak, Rişvan Aşireti'nin bu şekilde zor kullanılarak iskan edilmesi düşüncesinin padişahın rızasına uygun düşmeyeceği, bu nedenle meselenin zora başvurulmadan, suhuletle halledilmesi gerektiği kendisine
bildirildi.

3. İskanda Uygun Mevsimin Seçilmesi

Aşiretlerin iskan ettirilmesinde, uygun mevsimin seçilmesi, iskan hadisesinin külfetinin azaltılması açısından önem arz etmekteydi. Ancak, iskan mevsimi konusunda devlet erkanının farklı görüşlerde olduğu görülmektedir. Kimisi kış mevsiminde yapılacak iskanın kolay olacağını savunurken, bir başka yetkili tam aksine bu işin zor ve külfetli olacağını savunmaktaydı.

Mesela, Maraş valisi Vezir Celaleddin Paşa'dan sadarete ulaşan bir yazıda:

Celaleddin Paşa, Haymana, Malatya ve Sivas taraflarında kışlayan Rişvan Aşireti'nin iskanı meselesini, Maadin-i Hümayun emini ve Sivas valisi ile görüştüğünü bildiriyordu. Rişvan Aşireti'nin iskanı için hangi mevsimin uygun olacağı konusunda yapılan görüşmede; Maadin-i Hümayun emini, Malatya sancağında bulunan Rişvan Aşireti'ne mensup Dalyanlı, Zerukanlı ve Mülukanlı cematlerinin üzerlerine, kış mevsiminde asker gönderilmek suretiyle iskanlarının gerçekleştirilmesinin zor olacağı, bu nedenle iskan işinin bahara ertelenmesinin daha uygun olacağını belirtiyordu.

Buna karşılık, Sivas valisi ise, kışın da iskanın gerçekleştirilebileceği yönünde görüş bildirerek bu konudaki planını şöyle açıklıyordu:

Kış mevsiminde Haymana taraflarında olanların iskanları Ankara mutasarrıfı ve Karaman valisi tarafından Haymana'ya iskanları sağlanacak, Arabistan'' tarafında olanlar, Maraş eyaleti dahilinde bulunan; Pazarcık Ovası, Antep civarındaki Menbiç kazası ve Halep eyaletindeki Amik Ovası'nda iskanları gerçekleştirilecektir. Sivas, Malatya ve Amasya sancaklarında olanlar ise, adı geçen sancakların valileri tarafından, ister kışın, ister yazın olsun iskan edilmeleri her halükarda mümkün olacaktır.

Orta ve Güney Anadolu'da bulunan Rişvan Aşireti cemaatlerinin yaylaya giderken halka zarar vermeleri üzerine bunların iskanları konusunda Maraş valisi Celal Paşa, Maadin-i Hümayun emini Ahmet Paşa ve Sivas valisi İbrahim Paşa görevlendirilmişti. Ancak, kış mevsimi yaklaşmakta olduğundan, iskanın kışın yapılmasının mümkün olup olmayacağı adı geçen valiler arasında tartışma konusu oldu. Valiler bu konuda belli bir görüş birliğine varamayınca, herkes mütalaasını ayrı ayn İstanbul'a yazdı.

Encümen-i Şurada okunup tartışılan görüşler şöyledir:

Maraş valisi Celal Paşa, Rişvan Aşireti kışlaklarında iken bulundukları sancakların valileri tarafından üzerlerine asker gönderilirse, iskanlarının mümkün olacağını savunuyordu. Sivas valisi İbrahim Paşa ise; adı geçen aşiret kışlaklarında iken tedip ve iskanlarının uygun olmayacağını, ertesi yılın baharında üzerlerine çok sayıda askerle gidilmek suretiyle iskanlarının gerçekleştirilebileceğini belirterek, Celal Paşa'nın görüşüne muhalefet ediyordu. Her iki görüş Encümen-i Şurada tartışıldıktan sonra Sivas valisi İbrahim Paşa'nın görüşü tercih edildi. Çünkü, söz konusu iskanın olaysız bir şekilde gerçekleştirilmesi amaçlanmıştı. Şayet, yaklaşmakta olan kış mevsiminde askeri kuvvetlerle aşiret halkı üzerine varılırsa, bunun hem aşiret mensupları hem de asker açısından zor olacağı ve hoş olmayan birtakım sonuçlar doğurabileceği anlaşılmıştı. Bu nedenle iskan işinin bahara ertelenmesi, aşiret yaylaklarına çıktığında konunun tekrar müzakere edilmesi ve bölge valileriyle görüş alışverişinde bulunulacağını, dolayısıyla iskanın gelecek yıla ertelenmesinin uygun olacağı sonucuna varıldı.

Osmanlı topraklarında konar-göçer hayatı yaşayan aşiretlerin iskanı hadisesinde hangi mevsimde daha verimli bir sonucun elde edilebileceği konusunda, yukarıdaki örneklerde görüldüğü üzere birbirine tezat teşkil eden görüş ve uygulamalara, eyalet ve sancak valileri arasında olduğu gibi saltanat merkezinde de rastlamak mümkündür. Yukarıdaki örnekte meclis üyelerinin, kış aylarında iskanın zor olacağını, aşiretlerin baharda yaylalarına gittiklerinde bu işin daha kolay olabileceğine karar vermelerine karşılık, Meclis-i Ahkam üyeleri ise, Orta Anadolu'da bulunan Rişvan ve Haremeyn aşiretlerinin kış mevsiminde iskanlarının daha kolay olacağı fikrinde birleşiyorlardı.

Meclis-i Ahkam bu kararım ise şu gerekçelere dayandırıyordu:

Söz konusu aşiret mensuplarının yüzer ve yüz ellişer hane olarak kışlaklarında oturduklarını, bu durumda üzerlerine varıldığında, bunlar bir yere kaçamayacaklarından iskana razı olmak zorunda kalacaklarını, aksi taktirde bahar gelip yaylalarına gittiklerinde, her birinin bir tarafa dağılacağından dolayı iskanlarının zorlaşacağı belirtiliyordu.

Sivas ve Maraş valileriyle Maadin-i Hümayun eminine Rişvan Aşireti'nin iskan edilmesi ile ilgili gönderilen 19 Eylül 1821 (21 Zilhicce 1236) tarihli emre cevaben valiler, kış mevsiminin yaklaşmakta olduğunu bu nedenle, iskan işinin gelecek yıla ertelenmesinin uygun olacağını, bahar mevsimi geldiğinde mezkur aşiret yaylaklarına çıktıklarında meselenin aralarında tekrar görüşüleceğini bu nedenle iskanın ertelendiğini belirtmişlerdir.

Kışın Konya Paşadağı'nda kışlayan, yazın ise Sivas'a bağlı Uzunyayla'da yaylaya çıkan Rişvan Aşireti'nin Sivas bölgesinde iskan edilmesi ile ilgili olarak Sivas valisi Seyyid İbrahim Bey, kış mevsimini tercih etmiştir, İbrahim Bey'e göre, söz konusu aşiret kışın yerinde hareket etmeksizin duracağından Sivas tarafından kendi kuvvetleri, Kayseri, Bozok ve Ankara mutasarrıfları ise kendi sorumluluk alanlarından aşireti sıkıştırarak, aşiretin sahip olduğu deve, koyun ve çadırlara devlet adına el koyacaklar, geriye kalan kara sığır gibi hayvanları ve diğer mallarına dokunulmayacaktı. Bu durumda ellerinde koyun ve develeri ile barınacak çadırları olmayan aşiret mensupları, Sivas eyaletine tabi kaza ve köylere iskan edilerek, kendilerinde bırakılan sığırlarla devlet tarafından temin edilecek çift-çubuk araçlarıyla ziraatle meşgul olmak zorunda kalarak, yerleşik hayatı benimseyecekleri ifade ediliyordu.

Görüldüğü üzere aşiretlerin iskan edilmeleri konusunda yöneticilerin bakış açısı ve metoduna göre mevsimin uygunluğu değişmektedir. Genelde, aşiretlerin iskanı sürecinde zor kullanmaktan yana olan valiler, kış mevsimini tercih ederken, işin her iki tarafa da zarar vermeden suhuletle halledilmesinden yana olanlar ise yaz mevsiminin uygun olacağı kanaatini taşıyorlardı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Rişvan Aşireti'nin İskanı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 19:12

4. Devletin İskan İçin Aldığı Tedbirler

Osmanlı Devleti'nin eyalet teşkilatındaki mülki amirler ve aşiretlerin iskanından sorumlu devlet memurları, iskana tabi tuttukları aşiretlerin yerlerinde durmaları ve böylece iskan hadisesinin başarıya ulaşması için birtakım tedbirlere başvuruyorlardı. Devlet tarafından alınan bu tedbirler, arşiv belgelerinin elverdiği ölçüde örneklerle ortaya konulmaya çalışılacaktır.

Bu tedbirleri iki kategoride incelemek mümkündür:

a) Caydırıcı (Zorlayıcı) Tedbirler


Genellikle iskandan sorumlu ve yetkili sancak beyleri aşiretleri iskan ettirirken, iskan bölgelerini terk etmeyip, oralarda geçimlerini sağlayacak; çiftçilik ve benzeri bir işle meşgul olacaklarına ve kimseye zarar vermeyeceklerine dair konar-göçer zümrelerin ileri gelenlerinden senetler almak suretiyle iskanın başarılı olacağını düşünüyorlardı. Mesela, 1853 yılında Kayseri sancağının Zamantı kazasına iskan ettirilen Rişvan ve Afşar aşiretlerinin meskun bulundukları yerlerde kimseye zarar vermeyeceklerine ve sükunetle duracaklarına dair senet verdikleri, Ankara valisinin Sadaret makamına gönderdiği 28 Şubat 1853 (19 Cemaziyelevvel 1269) tarihli yazısından anlaşılmaktadır. Buna göre her iki aşiret, verdikleri senetlere uygun davrandıkları sürece kendilerine dokunulmayacak ancak, senet ve taahhütlerine aykırı hareket ederlerse başka yerlere sürgün edilecekleri kendilerine ifade edilmişti.

Aşiretler yerleştirilirken, iskan bölgelerini terk etmeyeceklerine dair, yukarıda da ifade edildiği üzere kefalet senetleri alınmaktaydı. Genellikle devlet görevlileri, aşiret içerisinde kaçması muhtemel kişiler adına o aşiretin ileri gelenlerinden kefalet senetleri almayı tercih ediyordu. Bunun nedeni ise, iskan yerlerinden kaçması muhtemel şahıslar, mensubu oldukları aşiretin ileri gelenine karşı gelemeyeceklerinden, kaçmaya teşebbüs etmeyecekler ve iskan başarıya ulaşmış olacaktı. Bu cümleden olarak, Ankara eyaleti dahilinde bulunan sancakların kazalarıyla Sivas ve Amasya sancaklarının kazalarına 1850 yılında iskan edilen ve Yozgat'ın kaza ve köylerinde yerlerinde bırakılan Rişvan ve Afşar aşiretlerinin, aşiret reislerinden Ankara valisi Sukuti Paşa tarafından kefalet senetleri istendiğinde, Rişvan Aşireti reisleri valiye istediği senetleri vermiş ancak, Afşar ve bölgede bulunan diğer aşiret reisleri, kendi adamlarının firar etmeyeceklerine dair kefil olamayacaklarından senet veremeyeceklerini bildirmişlerdi.

Bazen de devlet bu senetleri aşiretleri iskan ettiği köyün imam, ihtiyar veya muhtarları vasıtasıyla, iskan edilen şahısların birbirlerine müteselsilen kefaletlerinin sağlanmasını istemekteydi.

b) Teşvik Edici Tedbirler

Osmanlı Devleti, şüphesiz ki aşiretlerin iskan edildikleri yerlerde sürekli kalmaları, oraları benimseyip yurt edinmeleri ve bunun yanı sıra geçimlerini de temin etmeleri için birtakım teşvik edici faaliyetlerde bulunuyordu. Mesela, Ankara, Sivas ve Amasya sancaklarında iskan edilen Afşar ve Rişvan aşiretlerinin yerleşik hayata alışmalarının zamanla mümkün olacağını zira, bunlar göçebeliğe alışmış olduklarından, bu hayat tarzından birden bire vazgeçip medeniyete geçmelerinin hemen mümkün olamayacağı, ancak bunun tedricen olabileceği belirtiliyordu. Bu nedenle, adı geçen sancak yöneticilerinin bu hususa dikkat etmeleri gerekmekteydi. Zira bu konar-göçer unsurların, medeni hayata alışamazlarsa, yerlerinden firar edecekleri ifade ediliyordu. Buna ilaveten, konar-göçer aşiretlerin önceki yaşantıları dolayısıyla yerleşik halkla aralarının iyi olmadığı, bu nedenle devlet görevlileri tarafından bunların aralarının bulunması ve birbirlerine ısindırılmalarının sağlanması isteniyordu. Bu suretle yerleşik hayata alışırlarsa ziraata başlayacak ve yerlerinde kalacakları belirtiliyordu.

Orta Anadolu'ya yerleştirilen Rişvan ve Afşar aşiretlerinin iskan bölgelerinin terk etmemeleri için alınması gereken tedbirler konusunda Meclis-i Valada görüşmeler yapılmış, sonuçta şu kararlar alınmıştır:

Ziraat mevsimi olması dolayısıyla kaza meclisleri ve yerleştirildikleri köylerin halkı tarafından gücü yeten aşiret mensuplarına ziraat yapmaları için uygun olan yerlerden gerekli arazinin tahsis edilmesi, çift aletleri, öküz, tohum ve hane tedarik olunarak, kendilerine bildirilecektir. Ziraat yapacak kadar sermayeleri olmayanlar, eğer ziraata kabiliyetleri var ise ziraatle uğraşan uygun köylülere ortakçı yapılarak, bunların da ziraatle uğraşmalarının sağlanması, ziraata kabiliyeti olmayanlara ise köyde hizmetkarlık, çobanlık, sığırtmaçlık ve devecilik gibi kendilerine uygun bir iş bulunup, tamamının herhangi bir işle meşgul olmaları sağlanmalıdır.

Osmanlı Devleti'nin konar-göçer aşiretleri iskana razı etmek için başvurduğu teşvik edici tedbirlerden birisi de, bu unsurlara getirdiği vergi muafiyetidir. Mesela, Ankara eyaleti ile Sivas, Amasya ve Yozgat sancaklarının kaza ve köylerinde ziraat hayatına başlayan Rişvan ve Afşar aşiretlerinin, ziraata henüz başladıklarından ekonomik yönden son derece zayıf oldukları, bu nedenle durumları düzelinceye kadar (beş yıl) aşar vergisinden muaf tutulmaları gerektiği Ankara valisi Sükuti Paşa tarafından 16 Ocak 1851 (13 Rebiyülevvel 1267)'de bir ariza ile sadaret makamına teklif edildi. Sükuti Paşa'nın bu teklifi Meclis-i Valada 15 Şubat 1851 (13 Rebiyülahir 1267) tarihinde görüşülmüş, görüşme sonunda hazırlanan mazbata 16 Nisan 1851 (14 Cemazi-yelahir 1267) tarihinde padişaha arz edilmiştir.

Padişahın bu kararı uygun görmesi üzerine 13 Ağustos 1851 (15 Şevval 1267) tarihinde konu Meclis-i Valada tekrar etraflıca görüşüldü. Varılan karar gereğince, Bozok sancağından dört meclis azası seçildi ve hükümet tarafından bunların refakatlerine birer memur verildi. Rişvan Aşireti'nin meskun bulunduğu Ankara, Sivas, Amasya ve Yozgat sancaklarının mutasarrıf ve kaymakamlarına bu konuda etraflıca bilgi verildi. Yöredeki memur, mahalli meclis azaları, köy imam ve muhtarları vesair şahıslar marifetiyle yukarıda zikredilen sancaklarda yapılan tahrirler sonucunda, Rişvan ve Afşar aşiretleri halkından ziraat yapmaya gücü yeten 3479 kişiye barınacakları evler verildiği gibi, ziraat yapmaları için de öküz, tohum ve çift aletleri temin edildi. Ayrıca, bütün bu şahıslara devlet tarafından verimli tarlaların tahsis edilmesi kararlaştırıldı. Eskiden beri meskun durumda bulunanlar, bulundukları köylerde yeteri kadar ziraata elverişli arazisi bulunmayanlar ise verimli arazisi bulunan çevre köylere nakledilerek, kendilerine yeteri kadar arazi tahsis edileceği ifade ediliyordu. Ancak, bedenen sağlam ve ziraat yapmaya kabiliyeti olup ta maddi gücü yerinde olmayan 443 kişiye de evler tedarik edilerek durumu müsait olan diğer köylülerin yanına "ortakçı" olarak verilecekleri belirtilmiştir. Yukarıda zikredilen her iki aşiretten 368 kişinin ticaretle uğraşmaları sağlanacak ve 4198 kişi ise uygun kimselere hizmetkarlık etmek suretiyle geçimlerini sağlayacaklardır. Geri kalan 289 kişi ise kötürüm olmaları hasebiyle ellerinden bir iş gelemeyeceği için kendilerine herhangi bir iş verilmeyip, akrabaları tarafından bakılmak üzere uygun yerlere iskan edileceklerdir. Netice itibariyle, 8777 kişiden oluşan aşiret mensubunun hiçbirisi boşta bırakılmayarak hepsinin birer iş sahibi yapılması karalaştırılmıştır.

Bunlardan koyun ve büyükbaş hayvan sahibi olanlara ise, yine iskan edildikleri köylerde oturmak şartıyla, köylerinin civarında hayvanlarını otlatmak üzere meralar tertip edilmesi karar altına alınmıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Rişvan Aşireti'nin İskanı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 19:13

5. Yeni Köyler Kurulması

Osmanlı Devleti, Anadolu'daki Türkmen aşiretlerini iskana tabi tutarken, bu unsurları ya meskun bulunan köylerdeki yerleşik halkın arasına üçer beşer hane şeklinde yerleştiriyor, ya da boş olan yerlere yeni köyler kurmak suretiyle bu köylere toplu olarak iskan ettiriyordu. Bu uygulama, genellikle aşiretlerin devlete verdikleri güvene göre değişiyordu. Şayet, iskan edilecek aşiretin, halkın huzur ve sükununu bozmadan işleriyle meşgul olacağı anlaşılırsa, yeni köyler kurularak oralara topluca iskan ettiriliyorlardı. Ancak, sancak beyleri veya iskanla görevli memurlar tarafından rahat durmayacakları anlaşılırsa bunlar yoğunluk ve etkinlikleri kırılmak maksadıyla parçalar halinde köylere dağıtılmak suretiyle iskan ettirilirlerdi.

Rişvan Aşireti'nin iskanında her iki uygulamaya da gidildiği görülmektedir. Arşiv belgelerinden tespit edebildiğimiz kadarıyla, Rişvan Aşireti'ne mensup cemaatlerin iskanı için kurulan köylere birkaç örnek vermek suretiyle konuya açıklık getirilmeye çalışılacaktır. Mesela, 1849 yılında Ankara çevresinde bulunan Rişvan Aşireti mensupları, Haymanateyn kazasının boş olan yerlerine yeni köyler kurarak yerleşmek istiyorlardı. Bu isteklerini cemaat müdürlerinden Süleyman Ağa vasıtasıyla yetkililere bildirdiler. Ancak, aşiretin köylere üçer beşer hane olarak bölünmek suretiyle değil de böylece toplu olarak yeni köylere yerleştirilmeleri ilk başlarda devlet tarafından pek uygun görülmedi. Bu konuda, cemaat müdürlerinin ısrarcı tutumları karşısında, Ankara valisi Vecihi Mehmet Paşa tarafından, Haymanateyn kazasının boş bulunan yerlerine yeni köyler kurularak oralara yerleştirilmeleri uygun görüldü ve durum 19 Ocak 1849 (24 Safer 1265) tarihli bir ariza ile sadaret makamına bildirildi.

Rişvan Aşireti'nin iskanı sebebiyle yeni köyler kurulması konusundaki en çarpıcı örneklerden birisi Derviş Paşa ve Ahmed Cevdet Paşa'nın bugünkü İslahiye ve çevresinde yaptıkları iskandır. Fırka-i İslahiye, Gavur Dağı tarafında bulunan Nigolu Kalesi civarına gelerek bu kaleyi tamir etti. Aynı zamanda çevre nahiyelerden Kerkütlü, Çerçili, Hanağzı, Kürtbahçesi ve Eğintili nahiyeleriyle, Kürt Dağı'ndan Keferdiz nahiyesi ile Dumdum Ovası birleştirilerek bir kaza teşkil edildi. Fırkanın ismine izafeten de buraya "İslahiye" adı verildi. Maraş sancağına bağlanan İslahiye kazasına iskanı kararlaştırılan Delikanlı Cemaati ve Rişvan Aşireti'ne tabi Çelikanlı Cemaati'nin yerleştirilmesi için Dumdum Ovası'ndaki Altıntop mevkiinde bir köy kuruldu ve kurulduğu yere izafeten "Altıntop" adı verilerek, Delikanlı Cemaati'nden 120 hane buraya iskan edildi. Yine, aynı ovada Gümüştepe ve Selimdede adlarında iki yeni köy kurularak, her iki cemaatten yüzer hane yerleştirildi. Çelikanlı Cemaati'nin kalan hanelerini iskan ettirmek üzere, Dumdum Ovası'nda, Örtülü Peykar ve Arpalı Höyüğü adıyla iki yeni köy kuruldu. Örtülü Peykar köyüne, Çelikanlı Cemaati'nden 100 hane, Arpalı Höyüğü'ne ise 125 hane yerleştirildi. Bu şekilde söz konusu bölgede birçok yerleşim birimi kurularak yöredeki dağlarda yaşayan Rişvan ve diğer aşiretler iskan edildiler.

XIX. yüzyıl sonlarından itibaren Türk aşiretlerinin büyük çoğunluğunun artık yerleşik duruma geçtiği söylenebilir. Bu aşiret ve cemaatlerden kimisi kendi adlarını verdikleri köyler kurarak yerleşmişler, kimisi de kurulmuş olan köyler ahalisine karışarak hayatlarını sürdüre gelmişlerdir. Mesela, Besni kazasına bağlı Yukarı Nasırlı karyesini, Rişvan Aşireti'nin Nasırlı Cemaati ahalisinin kurduğu bir köy olduğunu tahmin etmek zor değildir. Besni'ye bağlı Çakallı köyünün, Rişvan'ın Çakallı Cemaati ve yine Besni kazasına bağlı Köseli ve Köseceli köyleri ile Çelikhan ilçesine bağlı Köseuşağı köyü Rişvan Aşireti'nin Köseyanlı Oymağı halkının kurduğu ve yerleştiği köyler olarak görülmektedir. Aynı şekilde Adıyaman'ın Çelikhan ilçesinin de adını, Rişvan Aşireti'ne tabi Çelikanlı Cemaati'nden aldığı bilinmektedir.

İSKANDAN BEKLENEN FAYDALAR

Osmanlı Devleti'nin, konar-göçerleri iskan etmekteki asıl amacı bu unsurların yerleşik halka verdikleri zararları önlemek, başka bir deyişle ülkede huzur ve güveni sağlamaktı. Bunun yanı sıra, ekonomik açıdan da bazı faydalar sağlayacağı ümidiyle iskan meselesine önem vermiştir.

Sivas mütesellimi Seyit Ağa, İstanbul'a gönderdiği 17 Ekim 1830 (29 Rebiyülahir 1246) tarihli yazısında, Rişvan Aşireti'nin iskan edilmesi halinde sağlanacak faydaları şu şekilde belirtmiştir:

Bunların her bir kabilesi birer yere iskan edilirse, hem yöre halkı bunların zararlarından korunmuş olacak hem de bunların Darphane-i Amireye olan 23.000 kuruşluk borçlarının tahsili mümkün olacaktı. Seyit Ağa, söz konusu aşiretin borçlarına 30.000 kuruş zam yapılsa bile tahsilatta zorluk çıkmayacağını düşünüyordu. Ayrıca bunların taşkınlıklarını önlemek için asker görevlendirmeye de gerek kalmayacak ve böylece devlet, askerin önemli miktardaki masraflarından da kurtulmuş olacaktı. Yukarıdaki örnekte görüldüğü üzere yapılacak bir iskandan, yerleşik halkın huzur ve güveninin sağlanması hedeflendiği gibi, Osmanlı hazinesinin gelirlerinin arttırılması da düşünülüyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Rişvan Aşireti'nin İskanı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 19:15

RİŞVAN AŞİRETİ'NİN İSKAN EDİLDİĞİ BELLİ BAŞLI BÖLGELER

Yörük adı altında toplanan, Batı ve Güney Anadolu'da bulunan oymakların büyük bir kısmının XVII. asırda yerleşik hayata geçmiş oldukları anlaşılmaktadır. Doğuda, Rişvan Oymağı'nın Güzlük; aşiretler güz mevsiminde yayladan döndüklerinde hemen kışlağa gitmeyip, kışlaklarına yakın yerlerde otu ve suyu bol olan genellikle harmanların kaldırılması ile ziraat alanlarında belli bir süre hayvanlarını yaydıkları yer olmalıdır. Bahargah da, bahar aylarında kışlaktan yaylağa giderken ekinlerin henüz ekilmediği alanlarda ve henüz yaylalardaki otların büyümediği dönemde belli bir süre kışlak ile yaylak arasında sürülerini otlatmak amacıyla kaldıkları yer olmalıdır.

Rişvan Aşireti kastedilmektedir

bir kısmı da XVII. yüzyılda yerleşmek üzere idi. Aşiretlerin yerleşik hayata geçmeleri hükümet tarafından teşvik edilmiş hatta, bazen zorla kabul ettirilmiştir. Aşiretler her zaman devlet tarafından iskan ettirilmemiş, büyük oranda da kendiliğinden gidip başkalarının arazilerine rızaları dahilinde veya arazi sahibinin rızası olmadan yerleşmişlerdir. Mesela, bir kısım Rişvan Aşireti mensubunun bu şekilde Behisni kazasına bağlı Sofraz köyüne yerleştikleri görülmektedir. Aynı şekilde Rişvanzade İbrahim Bey beraberinde 800 hane ile 1677 yılında meskun bulundukları Sofraz köyünden kalkarak Hısn-ı Mansur kasabası ve köylerine cebren yerleşmişlerdi. Adı geçen kaza ahalisi, içine düştükleri feci durumu İstanbul'a yazdılar. 1686 Mayısında bu hususun eski haline irca edilmesi, yani Rişvanlıların yine Sofraz köyüne nakledilmeleri için müfettiş paşaya ve Hısn-ı Mansur kadısına emir verildi.
Rişvan Aşireti mensuplarının XVI. yüzyılda kendi rızaları ile mezralarda ziraatle uğraştıkları da görülmektedir. Mesela, Rişvan Cemaati'nden Hızır adlı şahıs 1547'de Kahta kazasına tabi Pağnik nahiyesinin Genedolu mezrasında ziraatle uğraş-maktaydı. 1560 yılı tahririne göre bir kısım Rişvan Aşireti mensubunun Malatya sancağı dahilinde yerleşik hayata geçip ziraatle uğraştıkları anlaşılmaktadır. Kahta kazasının Askerba-ba karyesine tabi Kozkenar, Hertut ve İncirlü mezralarında yine Rişvanlılar ziraat yapıyorlardı. Tığınkar karyesine tabi Korkmaz mezrasında Rişvan Taifesi'nden Süleyman Ağa değirmen işletiyordu. Bir kısım Rişvanlı, Günikenar karyesine tabi Günez ve Güllük mezraları'"' ile Şamek Bala karyesine tabi Til mezrasında meskun olup ziraatle uğraşıyorlardı. Kahta kazasına tabi Pağnik nahiyesinin Zerni köyünde, Turuş nahiyesine tabi Fahreddin karyesinin Alitaş ve Turali Burcu ile Çakal, Gülba-harı, Keferkeros, Akpınar, Vakıf, Kuyucak, Kepirli ve Tahnalu mezralarında mütemekkin olup ziraatle uğraşıyorlardı.

1563 yılı idari taksimatta Maraş'a tabi olan Hısn-ı Mansur kazasının muhtelif köy ve mezralarında Rişvan Aşireti mensuplarının yerleşik hayata geçtikleri ve ziraat hayatına atıldıkları görülmektedir. Mesela, Hısn-ı Mansur kazasına tabi Meşhedi, Kargılyüce, İnabluca mezraları, yine Hısn-ı Mansur'a tabi Gerani, Hoşter-i Küçük, Güyez, Eğdir, Tuşbudak ve Numan köyleri ile Boşviranı mezrasında da Rişvan Taifesi mütemekkin olup ziraatle uğraşıyordu.

Yukarıdaki bilgilerden hareketle XVI. yüzyılda Rişvan Aşireti'nin Malatya sancağının Kahta kazası ile Maraş eyaletine tabi Hısn-ı Mansur kazası sınırları dahilinde meskun oldukları anlaşılmaktadır. Bununla birlikte XVI. yüzyılda Maraş ve Malatya kazalarında da bir kısım Rişvan mensubunun yaşadığı da görülmektedir.

XVII. asırda imparatorluğun dahili bünyesinde zuhur eden büyük kargaşalıklardan yine en fazla Orta ve Batı Anadolu etkilenmiş, bu iki bölgenin harap olmasına ve nüfusunun azalmasına sebep olmuştur. İşte, tam bu sıralarda Anadolu'nun doğu taraflarında bulunan aşiretlerin dağılıp, batıya doğru göçleri başlamıştır. Bu göç hareketi adeta bir akın halinde başlamış ve XVIII. yüzyılın sonlarına kadar devam etmiştir. Devlet yöneticileri batıya gelen bu taze Türk unsurlarının bulundukları yerleri şenlendirmeleri için, aşiretlere bir taraftan yerleşmeleri için müsait yerler gösterirken, diğer taraftan da bazı yükümlülüklerden muaf tutarak, onların Orta ve Batı Anadolu'daki iskan faaliyetlerini kolaylaştırmaya çalışmışlardır.

Bu dönemde Rişvan Aşireti mensuplarının Batı Anadolu'ya gelerek buralarda konar-göçer hayatı yaşadıkları anlaşılmaktadır. Zira, XVIII yüzyılın sonlarında Denizli'de "Göçer-Eker Evli" denilen ve yazın yaylaklarına, kışın da kışlaklarına gidip gelen yan göçebelerden, bir kısmı "Yerlü-Eker" adı verilen ve ziraatle uğraşan köylülerden oluşmaktaydı. Keza, İzmir ve Manisa'da da Rişvan Aşireti'nin Hamidli Cemaati'nin bulunduğu yukarıda ifade edilmişti.

Konya ve Ankara yöresinde bulunan Rişvan Aşireti'nden bazı cemaatler yaylak olarak Sivas'a bağlı Uzunyayla'ya; özellikle de Habeş mevkiine gidiyorlardı. Bu konar-göçerler baharda yaylaya gidip güz mevsiminde kışlaklarına dönerken yol güzergahında bulunan köylerin ekinlerine zarar vermeleri nedeniyle Sivas'a iskanları, Sivas mütesellimi Seyyid İbrahim Bey tarafından arz edildi.108 Bu iskan çerçevesinde Maraş yöresinde bulunan Rişvan Aşireti'nin Çelikhanlı, Rumiyanlı ve Hamidli cemaatlerinin Halep valisi, Maadin-i Hümayun emini ve Maraş mutasarrıfı tarafından iskan edilmeleri kararlaştırıldı. Dalyanlı Cemaati'nin ise eskiden beri kışlakları olan Karacadağ'da iskan edilmesinin uygun olacağı padişaha arz edildi.
Rişvan Aşireti mensuplarının XVIII. yüzyılda, Antep'te meskun oldukları, Antep şer'iye sicillerindeki tereke kayıtlarından anlaşılmaktadır.

1760-1770 yılları arasındaki dört adet kadı sicilinde, Rişvan Aşireti mensupları ve Antep'te meskun oldukları mahalleler şöyledir:

Hasan ibn-i İbrahim Şarkıyan Mahallesi'nde, Yusuf ibn-i El-Hasan Hızır Çavuş Mahallesi'nde, Hüseyin ibn-i Mustafa, Yusuf ibn-i Hasan ve Abdullah ibn-i Hasan, Kılıçoğlu Mahallesi'nde; Molla Ali ibn-i El-hac Mehmet, Cevizlice Mahallesi'nde, Süleyman ibn-i El-hac Mehmet, Kurb-ı Zincirli Mahallesi'nde, El-hac Ebubekir ibn-i El-hac Mustafa, Molla Mehmet ibn-i Molla Yusuf, Abdullah ibn-i Hasan ve Ahmet ibn-i İbrahim, Şehreküstü Mahallesi'nde ve Yusuf ibn-i Hasan ise Kurb-ı Şehreküstü Mahallesi'nde meskun idiler.

Maraş valisi Vezir Celalettin Paşa, XIX. yüzyıl başlarında (muhtemelen 1820'lerde) Sivas valisi ve Maadin-i Hümayun emini ile yaptığı görüşmelerden sonra, Rişvan Aşireti'nin iskanı ile ilgili bir teklif sundu. Buna göre, yazın Sivas eyaletinde yaylaya çıkan söz konusu aşiretin, kış mevsimi yaklaştığında kimi mensuplarının Maraş ve Antep, bir kısmının Malatya, diğer bir bölümünün ise Haymana'ya giderek kışladığını, gerisinin de Sivas'taki kışlaklarında kaldığını belirtiyordu. Valinin teklifine göre Rişvan konar-göçerlerinden Malatya sancağında bulunan Dalyanlı, Zerukanlı ve Mülukanlı cemaatlerinin baharda bulundukları sancağın münasip yerlerinde iskan olunmaları mümkün olacaktır. Haymana taraflarında olanların ise Ankara mutasarrıfı ile Karaman valisi marifetiyle bulundukları bölgede uygun yerlere iskanları gerçekleştireceklerdir. Arabistan taraflarında olanlar ise, Maraş eyaletindeki Pazarcık Ovası'na, Antep civarındaki Menbiç kazası ve Halep eyaletindeki Amik Ovası'nda iskan edilmeleri uygun görülüyordu. Aşiretin Sivas, Malatya ve Amasya sancaklarında olanları ise buraların valileri tarafından ister kışın isterse yazın olsun iskan edileceklerdir.

Daha önce Orta Anadolu'da iskan edilen Rişvan Aşireti'nin Çelikanlı Cemaati halkı, iskandan kaçarak 1855 yılında Maraş taraflarına gelip, Maraş mutasarrıfına bir arzuhal ile başvurarak bu civarda iskan edilmeyi talep ediyordu. Bu talepleri kabul edilerek, Maliye Nezaretinden Ankara yöresindeki Rişvan Aşireti'nin vergisinden Çelikanlı Cemaati'nin vergisinin düşülerek Maraş yöresinde bulunan aşiretin vergisine eklenmesi istendi. Çelikanlı Cemaati'nin 1865 yılında Maraş sancağına bağlı İslahiye kazasında iskanı, bu yörenin iskanıyla görevli olan Derviş Paşa ve Ahmet Cevdet Paşa tarafından gerçekleştirildi. Bu iskanda, Çelikanlı Cemaati'nden 220 hane, yeni kurulan Örtülü Peykar ve Arpalı Höyüğü köylerine yerleştirildiler.

XIX. yüzyılın ilk yarısında Maraş kazasında Rişvan Aşireti'nin Çelikhanlı Cemaati'nin bir bölümü meskun durumda idi. Bunlar, Fırkayı İslahiye'nin yapmış olduğu iskandan çok daha önce kendi rızalarıyla gelip Maraş merkez kazasına yerleşen aşiret mensuplarıydı. Bugün Maraş merkez ve çevre köylerde Çelikanlı Cemaati mensuplarının bir kısmı yerleşik olarak ziraat yapmakta, bir kısmı ise çeşitli mesleklerle uğraşmaktadırlar.

1849 yılında Orta Anadolu'da bulunan Rişvan Aşireti'nden 1000 kadar hanenin Konya valisi tarafından iskan edilmeleri, Kırşehir, Bozok ve Ankara'da bulunanların da aynı şekilde iskan edilmeleri için Ankara valisi Vecihi Mehmet Paşa tarafından 15 Temmuz 1849 (24 Şaban 1265) tarihli bir ariza ile saltanata bildirilmişti. Yine Ankara valisi Vecihi Mehmet Paşa tarafından Orta Anadolu'da bulunan Rişvan Aşireti, Ankara ve Bozok sancakları kazalarından Akdağ, Süleymanlı, Selmanlı, Konur, Kasaba-i Bala, Budaközü, Keskinler vesair uygun kazalara iskan edilmişlerdi.

Vecihi Mehmet Paşa'nın 17 Şubat 1849 (23 Rebiyülevvel 1265) tarihli yazısından anlaşıldığına göre:

Mezkur aşiretin Konya'da bulunan 1000 haneden 600 kadarı, Konya ile Ankara arasındaki Paşadağı'nda konar-göçer durumda idiler. Bu 600 hane, Ankara'nın Haymanateyn ve Tabanlı kazalarına iskan edildiler. Geriye kalan 400 hanenin ise Konya'ya tabi kazaların köylerine üçer beşer hane şeklinde iskan edilmeleri uygun görüldü.

Rişvan ve Afşar aşiretinin bazı cemaatleri 1850 yılında Ankara eyaleti dahilinde bulunan sancakların kazaları ile Sivas ve Amasya sancaklarına tabi kazalara iskan edildiler. Söz konusu iskandan bir yıl sonra, 1851 yılında Orta Anadolu'da bulunan Rişvan ve Afşar aşiretinin Ankara, Amasya, Bozok, Çorum, Çankırı, Sivas ve Kayseri sancaklarının kazalarına iskanları gerçekleştirildi.

XVIII. yüzyılda Malatya kazasında Hacılar ve Köseler adında iki mahalle ismine rastlanmaktadır. Bu iki mahalle adlarını Rişvan Aşireti'nin Hacılar ve Köseler cemaatlerinden almış olmalıdırlar. Ayrıca Köseler Mahallesi'nde bir de Köseler camii bulunmaktaydı. Günümüzde de Malatya'nın birkaç mahallesinde Köseli Oymağı mensupları meskundurlar.

XIX. yüzyıl başlarında Rişvan Aşireti'nin Çelikanlı Cemaati, Hısn-ı Mansur ve Behisni kazalarında meskun durumda idi. Hısn-ı Mansur kazasının Çelikhan köyü XIX. yüzyılın sonlarındaki kayıtlarda yer almaktadır. Söz konusu dönemde, Çelikanlı Cemaati'nin kendi adını verdikleri Çelikhan köyüne yerleşerek tütün ziraati ile uğraştıkları görülmektedir. Yine aynı yüzyılın ortalarına doğru Malatya'nın Darende kazasında Rişvan'ın Dumanlı Cemaati sakin idi.

XIX. yüzyıl sonlarında Rişvan Aşireti'ne mensup bazı oymakların Maraş ve Adana çevresine yerleştikleri anlaşılmaktadır. Mesela, Çakallı Cemaati, Maraş'ın Gökpınar karyesinde ve Adana vilayetinin Cebel-i Bereket sancağına tabi Bahçe kazasındaki Hasan Ağa Obası'nda meskun idi. Rişvan Aşireti, XVI. yüzyıl başlarından itibaren konar-göçer hayatı yaşadığı Malatya sancağının Kahta, Hısn-ı Mansur, Besni gibi kazaları ile, Samsat nahiyesinde XIX. yüzyıl sonları ile XX. yüzyıl başlarında yerleşik hayata geçtikleri görülmektedir. Mesela, Mülukanlı Cemaati'nin bir kısım mensuplarının Hısn-ı Mansur kazasının Yılkan, Çerçiyan ve Akdere (Ağdere) karyesi ile Hısn-ı Man-sur kazasının merkez Eskisaray Mahallesi'nde meskun oldukları görülmektedir. Samsat nahiyesinde tabi Köseler köyü ile Hısn-ı Mansur kazasının Köseli köyünde Rişvan Aşireti'nin Köseli (Köseyanlı) Oymağı'nın yerleştiği ve adını mezkur köylere verdiği anlaşılmaktadır.

Rişvan Aşireti'ne tabi Nasırlı Cemaati'nin Besni kazasının Yukarı Nasırlı köyüne yerleşip bu köye kendi adını verdiği anlaşılmaktadır. Köseyanlı Cemaati halkının Besni kazasına tabi Levzun karyesinde meskun olduğu, Çakallı Cemaati mensuplarının ise Besni kazası dahilinde konar-göçer hayatı yaşadıkları görülmektedir.

Yukarıdaki bazı örneklerde de görüldüğü üzere, konargö-çer cemaatler yerleşik hayata geçtikçe, meskun oldukları nahiye ve köy gibi yerleşim birimlerine kendi adlarını verdikleri görülmektedir. Mesela, XIX. yüzyılın sonlarında ismine rastladığımız Kahta kazasının Zerukanlı nahiyesi, adını Rişvan Aşireti'nin Zerukanlı Oymağı'ndan almış olmalıdır. XVI yüzyılda Kahta ve Hısn-ı Mansur çevresinde konar-göçer hayatı yaşayan Rişvan Aşireti'nin Hıdır Soranı (Hıdır Sorlu) Cemaati, XIX. asır sonlarında da aynı bölgede, bir kısmının yerleşik hayata geçerek ziraatle uğraştığı, bir kısmının ise konar-göçer hayatı yaşadığı anlaşılmaktadır. Mesela, Hısn-ı Mansur kazasının Hıdır Sor karyesinin adını buraya yerleşen mezkur cemaatten aldığı anlaşılmaktadır. Aynı cemaat mensuplarının bu dönemde Hısn-ı Man-sur kazasının Şeyhler karyesinde yerleşik olarak yaşadıkları görülmektedir. Göçer Hıdır Sor (Sorlu) Cemaati'nden birtakım şahıslar, XIX. yüzyıl sonlarında Hısn-ı Mansur'da rençberlik yapıyorlardı. Bunlar, daha önce ifade edildiği gibi ailenin bir kısım fertleri koyunlarıyla yaylaya giderken, kalanları kışlakları çevresindeki arazilerinde ziraatle uğraşan konar-göçer zümresinden idiler.

Rişvan Aşireti'ne tabi cemaatler, Osmanlı Devleti'nin Rumeli topraklarına gittikleri gibi, Anadolu'nın güneyine; bugünkü Suriye topraklarına kadar da yayılmışlardı. Bugün Suriye'de, özellikle de Halep bölgesinde, Rişvan Aşireti'ne mensup cemaatlerin yaşadığı ve bunların tamamının da Türkçe konuştukları ifade edilmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Rişvan Aşireti'nin İskanı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 19:19

Tablo VI: Rişvan ve Afşar Aşiretlerinin Orta Anadolu'daki İskan Yerleri, İş Alanları ve Nüfusları

Der livâ-i BozokYekûn NüfusuHaneAmel-Hıdmetkâr vesaireTücca-râtOrtakçıÇift
mânde
Yozgat kasabası2822213213
Kızılkoca kazası11085973369448333
Selmanlu kazası292159341444991
Aşiret-i Mamalu454238626237176
der-kaza-i
Selmanlu
Aşiret-i Mezkûre2781451015491788
der-kaza-i
Kızılkoca
Süleymanlu kazası16593117117763
Boğazlıyan kazası2171049120111069
Sorgun kazası95650926437122383
Hüseyinabâd3462027209211134
kazası
Akdağ kazası8794984844823358
Karahisar-ı29117512172210128
Behramşah kazası
Toplam501427421982724511641836
Der livâ-i AnkaraYekûn NüfusuHaneAmel-Hıdmetkâr vesaireTücca-râtOrtakçıÇift
mânde
Dinek Keskini kazası2822827101566058
Saymantepe kazası4574571351162204
Günyüzü kazası6969396123
Buraközü kazası43243271891159166
Kalacık Keskini kazası21221210022189
Konur kazası9090420104214
Tabanlı kazası42822914341180
Nahiye-i Balâ kazası14914946625252
Nahiye-i Zîr kazası1091094491838
Murtazaabad kazası323214315
Ayan kazası292911315
Toplam2289209041760247188854


YekûnHaneAmel-HıdmetkârTücca-OrtakçıÇift
Der livâ-i AmasyaNüfusumândevesairerât
Geler Gelan nahiyesi766123427
Çorum kazası2492494415199
Zî Altun kazası5252943
Gelenkiras kazası444421032
Günkemut kazası12121101
Osmancık kazası1515510
Saz kazası34341024
İskilip ve Karahi-434311527
sar-ı Tecürlü kazası
Toplam525510101345363
Der livâ-i KangınYekûn NüfusuİaneAmel-mândeHıdmetkâr vesaireTücca-râtOrtakçıÇift
İç kazası12474997612
Bicura kazası118110
Şaban Özü kazası3322321
Koru kazası29201262
Kalecik kazası29242117
Naillilü kazası493226517
Tufan kazası1310112
Toplam288190122246639
Der livâ-i SivasYekûn NüfusuHaneAmel-Hıdmetkâr vesaireTücca-râtOrtakçıÇift
mânde
Kazâbâd kazası16916926661114
Turhal kazası48481191812
Zile kazası1191195652346
Toplam3363368150822172
Aşiret-i Yeni-ilYekûn Nüfusu1İ aneAmel-Hıdmetkâr vesâireTücca-râtOrtakçıÇift
mânde
375375131301358161
Toplam375375131301358161
Der liva-yı KayseriyyeYekûn NüfusuHaneAmel-Hıdmetkâr vesâireTücca-râtOrtakçıÇift
mânde
177937764354
Toplam177937764354
Genel ToplamYekûn NüfusuHaneAmel-Hıdmetkâr vesâireTücca-râtOrtakçıÇift
mânde
9004633628941983684433479
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Rişvan Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir