Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Rişvan Aşireti'nin Askeri Görevleri

Burada Rişvan Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Rişvan Aşireti'nin Askeri Görevleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 19:06

RİŞVAN AŞİRETİ'NİN ASKERİ GÖREVLERİ

Osmanlı Devleti'nin reaya sınıfına mensup olan konar-göçer zümreler devlete vermekle yükümlü oldukları vergilerinin yanı sıra birtakım askeri hizmetlerde de bulunuyorlardı. Devlete ait madenlerin çıkarılması, muhafazası ve nakli; askeri nakliyatın sağlanması; gerektiğinde asayişin sağlanması, savaş ve benzeri maksatlarla silah altına çağırılmaları; derbent ve geçitlerin korunması gibi yükümlülükleri bulunmaktaydı. Mesela, Okçu İzzeddinli Aşireti'nin devletin ok ihtiyacını karşıladıkları, Naldöken Yörükleri'nin devletin atları için ihtiyacı olan nalları imal etmek suretiyle devlete hizmet eden konar-göçer Türk aşiretleri olduğu gibi, bizzat seferler sırasında orduya asker gönderen aşiretler de vardı. Osmanlı Devleti'nin gerek başka ülkelere açtığı savaşlar sırasında gerekse Osmanlı topraklarındaki eşkıya ile mücadelede Türkmen aşiretlerinden yardım istediği görülmektedir.

Türkmen aşiretlerinden biri olan Rişvan Aşireti'nin de bu manada Osmanlı Devleti'ne çeşitli hizmetlerde bulunduğu görülmektedir. Bu bölümde, beylerbeyliği ve sancak beyliği gibi görevlerde bulunan Rişvanzadelerin dışındaki reayanın hizmetlerinden bahsedilecektir. Çeşitli yönetim görevlerinde bulunarak devlete hizmet eden Rişvanlılarla ilgili bölümde ayrıntılı olarak değinilecektir.

1. Osmanlı Devleti'nin Yabancı Ülkelere Açtığı Seferlere Aşiretlerin Asker Göndermesi

Osmanlı devlet adamları XVI. yüzyılda Anadolu'daki konar-göçerlere askeri hizmetlerde pek fazla yer vermiyorlardı. O dönemde birçok Türkmen aşiretinin Safevi Devleti'ne ilgi duymaları ve Safeviler tarafından yönlendirilmeleri nedeniyle Osmanlı merkezi yönetiminin kendilerine güvenmemelerinden kaynaklanmış olmalıdır. Bunda Anadolu'daki konar-göçerlerin kendi kabilevi yapılarını muhafaza etmeleri de etkili olmuştur. Ancak buna mukabil Rumeli'deki Yörüklerin bu yapılarını pek fazla muhafaza edemediklerinden dolayı devlet açısından kontrollerinin kolay olduğu ve kendilerinden askeri amaçlarla faydalanma yoluna gidildiği ifade edilmektedir. Genel durum böyle olmakla birlikte XVI. yüzyıl sonlarında dış ülkelere açılan seferlere Anadolu'daki aşiretlerin de katılmasının talep edildiği görülmektedir. Mesela, Osmanlı Devleti'nin 1690 yılında Avusturya'ya yaptığı sefere Yeni-il ve Halep Türkmenleri ile Rişvan Aşireti, İfraz-ı Zülkadriye, Danişmendli, Mamalı aşiretleriyle diğer bir kısım konar-göçer topluluklardan katılmaları isteniyordu.

Osmanlı Devleti bünyesinde bulunan konar-göçer Türk aşiretleri askeri sınıftan olmamalarına ve vergi veren reaya sınıfına dahil olmalarına rağmen ordunun ihtiyacı olduğunda kendilerinden asker talep edildiği görülmektedir. Özellikle ikinci Viyana Seferi yıllarında uzun süren savaşlar sonucunda ortaya çıkan asker ihtiyacını karşılamak üzere konar-göçerlerden de faydalanma yoluna gidildi. Mesela, 1683 Viyana Kuşatması sonrasında devam eden Osmanlı-Avusturya savaşları sırasında, Osmanlı Devleti'nin asker ihtiyacını karşılamak üzere bölgedeki konar-göçer cemaatlerin devlete muhtelif miktarlarda asker verdiği görülmektedir. Bu cümleden olarak, Malatya bölgesinde bulunan Rişvan Aşireti'nin boy beyleri, kethüdaları ve iş erlerinden olan, Yakub Beyoğlu Halil Bey, İbrahim Beyoğlu Halid Bey, Abdurrahman Bey, Ferhat Paşaoğlu Yusuf Bey, Derviş Mehmet Kethüda, Hasan Ağaoğlu, Molla Hasan Kethüda ve Taci Musaoğlu'dan oluşan beylerinin 1689 yılında Osmanlı Sultanı II. Süleyman'nın Avusturya seferine 300 askerle katıldıkları anlaşılmaktadır. Bu miktar, aşiret ve cemaatlerin çıkardıkları asker sayısı içerisinde büyük bir oranı teşkil ediyordu.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI DEVLETİNDE AŞİRET YÖNETİMİ, Rişvan Aşireti Orneği
Yazar: FARUK SÖYLEMEZ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: RİŞVAN AŞİRETİ'NİN ASKERİ GÖREVLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 19:06

Sultan II. Mustafa'nın 1697 yılındaki Avusturya (Olasch) Seferi için ordunun asker ihtiyacının karşılanması amacıyla Malatya sancak beyi Rişvanzade Halil Bey'den asker talep edildi. Baharda çıkılacak sefer-i hümayuna çok sayıda askere ihtiyaç duyulduğundan, kendisinin maiyeti askeriyle katılması isteniyordu.

XVIII. yüzyılın ilk yarısında yapılan İran seferlerinde de Türkmen aşiretlerinden, dolayısıyla Rişvan Aşireti'nden de asker istendiği görülmektedir. Osmanlı topraklarında yaşayan bütün aşiretlerini bu açıdan ele almak elbette mümkün değildir. Ancak konumuzu teşkil eden Rişvan konar-göçer Aşireti'nin seferlerde ne gibi hizmetleri olduğu ortaya konularak bu konuya örneklerle açıklık getirmeye çalışılacaktır.

Osmanlı Sultanı I. Mahmud döneminde (1730-1754) Rusların Osmanlı topraklarına saldırmaları ve akabinde Avusturya'nın da Ruslarla ittifak kurarak Osmanlı Devleti'ne savaş açmaları sonucunda Osmanlılar 1737 yılında bu ülkelere seferler düzenledi. İşte bu seferler için Anadolu'daki konar-göçer aşiretlerden de orduya asker göndermeleri talep ediliyordu. Anadolu ve Rumeli'deki birçok beylerbeyi ve sancak beylerine orduya asker göndermeleri hususunda gönderilen hüküm, Maraş beylerbeyi Rişvanzade Süleyman Paşa'ya da gönderilmiş ve 1000 nefer kapısı halkıyla söz konusu sefere katılması isteniyordu.

Osmanlı Sultanı III. Ahmed döneminde (1703-1730) İran'ın içinde bulunduğu iç karışıklıklar sebebiyle ve Dağıstan taraflarında bulunan Sünni ümeranın Osmanlı Devleti'nden himaye istemesi üzerine, Osmanlılar, İran'a 1723 yılında bir sefer dü-zenledi.137 Bu sefere asker temini maksadıyla Anadolu'daki beylerbeyi ve sancak beylerine gönderilen 23 Eylül 1723 (22 Zilhicce 1135) tarihli hükmün bir sureti de Sivas beylerbeyi Rişvanzade Seyyid Mehmet Paşa'ya gönderildi.

Bu fermanda:

İran'ın Osmanlı Devleti'ne karşı hasmane tutumu ve zararlı faaliyetlerinden bahsedilerek, bu seferin lüzumuna işaret ediliyordu. İran Seferi başladıktan sonra, Tiflis ve Tebriz alınıp Revan üzerine hareket edildiği sıralarda; 1723 yılı Ekim ayı başlarında (Muharrem başları 1136) bu konuda gönderilen bir hükümden anlaşıldığına göre: Sivas beylerbeyi Rişvanzade Mehmet Paşa, Erzurum beylerbeyi İbrahim Paşa ve Çıldır beylerbeyi İshak Paşa ile birlikte Revan üzerine memur edilmişlerdi.

İran Seferi'nde bulunan Bağdat valisi ve Hemedan-İsfahan seraskeri Ahmet Paşa'nın komutasındaki askerin sayısını arttırmak amacıyla Anadolu'daki bazı sancak beylerinden asker talep etmek maksadıyla saltanat merkezinden Cemaziyelevvel sonları 1139/Ocak sonları 1727 tarihinde hükümler gönderildi. Bu hükümlerden biri de Malatya ve Çorum sancakları mutasarrıfı Rişvanzade Ömer Paşa'ya gönderilmiştir. Söz konusu fermanda, Ömer Paşa'dan kapısı halkından 500 nefer ve tahriri ferman olunan 1000 seçkin ve tam teçhizatlı süvari ile Ahmet Paşa'ya katılması isteniyordu.

Irak cephesi başkomutanı Ahmet Paşa ile Safevilerden yönetimi ele geçirmiş olan İran'ın o dönemdeki hükümdarı Afganlı Eşref Şah'ın talebi üzerine 4 Ekim 1727 (17 Safer 1140) tarihinde 12 maddelik bir barış antlaşması imzalandı. Ancak, İranlıların teklifi ile imzalanan bu antlaşma yine kısa bir süre sonra onlar tarafından bozuldu. Bunun üzerine serasker Ahmed Paşa savaşa devam etti. Bu arada Ahmed Paşa'ya takviye için Osmanlı Sultanı tarafından Anadolu'daki sancak beylerine, dolayısıyla Malatya sancağı mutasarrıfı Rişvanzade Mehmed Paşa'ya da asker tedariki ve sefere katılmaları için 1731 yılı Ocak ayı başlarında (Cemaziyelahir sonları 1143) bir ferman gönderildi.

Söz konusu fermanda:

Diğer sancak beylerinden istendiği gibi Rişvanzade Mehmet Paşa'dan da kapısı halkı, aşiret ve kabilesinden askerliğe elverişli adamların teçhiz edilerek birlikte bu sefere katılmaları isteniyordu. Yine bu sefere katılmada acele davranılması konusunda Malatya sancağı mutasarrıfı Rişvanzade Mehmet Paşa'ya hitaben ve birer sureti de Anadolu'daki diğer sancak beylerine 1731 yılı Şubat ayı sonlarında (Evasıtı Şaban 1143) bir başka ferman gönderildi.

Padişah tarafından İran Seferi başkomutanı Ahmet Paşa'ya takviye ve yardım amacıyla Anadolu'daki sancak beylerine gönderilen hükümlere rağmen sancak beylerinin bu hususta ihmalkar davrandıkları görülmektedir. Bunun üzerine, Çankırı sancağı mutasarrıfı Selim Paşa'ya hitaben yazılan ve Adana valisi Ahmet Paşa, Hama-Humus sancakları mutasarrıfı Süleyman Paşa, İç-il sancağı mutasarıfına, Ankara sancağı mutasarıfı Halit, Aksaray sancağı mutasarrıfı İbrahim Bey, Amasya sancağı mutasarrıfı Mirza Paşa, Diyarbakır valisi Mehmet Paşa, sadrazam Selam Ağa Veli'ye; Akşehir sancağı Mutasarrıfı Ömer, Çorum sancağı mutasarrıfı Hamaluzade Osman, Malatya sancağı mutasarrıfı Rişvanzade Mehmet Paşa'ya Anadolu eyaleti sancaklarının alay beylerine, Adana eyaleti sancakları alay beylerine, Kayseri ve Kırşehri mutasarrıfı Mustafa, Rakka eyaleti sancaktan alay beylerine, ve Rumeli'deki sancaklara da birer sureti gönderilmiş ve bu sancak beyleri uyarılarak sefere iştirak etmede son derece acele davranmaları istenmiştir.

Safevi Devleti yönetimi kısa bir süre Afganlı Eşref Şah'da kaldıktan sonra tekrar Safevi sülalesinden II. Tahmasb'a geçti.
Şah II. Tahmasb'ın saltanata geçmesinden sonra da Osmanlı-Safevi mücadelesi devam etmiştir. Ancak Türk ordusunun asker ve mühimmat; özellikle zahire eksikliğinden dolayı başkomutan Ahmet Paşa, Osmanlı Sultanı I. Mahmud'dan aldığı yetki
ile Safevi hükümdarı Şah II. Tahmasbla 10 Ocak 1732 (12 Receb 1144)'de bir barış anlaşması imzaladı. Fakat bu antlaşmayı duyan Nadir Ali Han (Tahmasb Kulu Han) fırsattan istifade ile İsfahan üzerine yürüyüp II. Tahmasb'ı tahttan indirerek Horasan'a gönderip hapsettirdi. Onun yerine daha 10 aylık olan oğlu III. Abbas'ı Safevi tahtına geçirerek kendisi de Şah vekili sıfatıyla yönetimi tamamen eline aldı. Nadir Ali Han, Safevi Devleti'nin başına geçtikten sonra Osmanlı'ya karşı saldırıya başlayıp Erbil'i alarak Bağdat önlerine kadar gelmesi üzerine serasker Ahmet Paşa durumu İstanbul'a bildirerek yardım istemek zorunda kaldı.

Nadir Ali Han'ın bu saldırıları karşısında Irak cephesi seraskeri (başkomutanı) Ahmet Paşa'nın saltanat merkezinden yardım istemesi üzerine, Osmanlı Sultanı I. Mahmud derhal eyalet ve sancak valilerine hükümler göndererek maiyetlerinde-ki askerle bu sefere katılmalarını istiyordu.

Bu konuda Maraş beylerbeyi Rişvanzade Süleyman Paşa'ya ve Halep valisi Abdullah Paşa'ya hitaben Şubat başları 1734 (Ramazan başları 1146)'te gönderilen fermanda:

Tahmasb Kulu Han'nın Bağdat'ı kuşatma kastıyla o taraflara geldiği ve kabul edilemeyecek ağır tekliflerde bulunduğunu bu sebeple Osmanlı ordusu başkomutanı Ahmet Paşa'ya yardım etmeleri isteniyordu. Maraş beylerbeyi Rişvanzade Süleyman Paşa ile birlikte Anadolu'daki diğer sancak ve eyalet valilerinden de yardım isteniyordu.

XVIII. yüzyılda Maraş, Malatya, Sivas ve Adana gibi eyalet ve sancaklarda valilik yapan Rişvan beylerinin Osmanlı Devleti'nin gerek Avrupa'ya ve gerekse İran'a açtığı seferlerde gösterdikleri başarılar ve asker göndermek suretiyle yaptıkları katkılar Osmanlı padişahları tarafından takdir edilmiştir. Mesela, Malatya sancağı mutasarrıfı Rişvanzade Mehmet Paşa'nın İran seferlerinde gösterdiği başarılar, Osmanlı Sultanı I. Mahmud ta-rafından takdirle karşılandı, bu hizmetine karşılık olarak oğlu Süleyman Paşa'ya "beylerbeydik" rütbesi verildi. Rişvanzade Süleyman Paşa bu rütbe ile Maraş vilayetine vali olarak atandı. Osmanlı Devleti yöneticileri Rişvan beylerinin deruhte ettikleri görevlerden memnun olmalıdırlar ki uzun bir dönem Malatya ve Maraş valilikleri Rişvanlılara verilmiştir. Yine Zülkadriye eyaletindeki birçok mukataa da genellikle "malikane" usulüyle Rişvan beylerine iltizama veriliyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: RİŞVAN AŞİRETİ'NİN ASKERİ GÖREVLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 19:07

2. Rişvan Aşireti'nin Eşkıya Tenkilindeki Hizmetleri

Osmanlı Devleti'nde iç isyanların bastırılması, yer yer çıkan eşkıyanın itaat altına alınması ve aşiretlerin iskanı sırasında da yabancı ülkelere açtığı seferlerde olduğu gibi Türk aşiretlerinden yararlanıyordu. Bu cümleden olarak, XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortaya çıkan eşkıyanın bertaraf edilmesinde Anadolu'daki Türk aşiretlerinin görevlendirildiklerini görmekteyiz. Mesela, 1688'de ortaya çıkarak bir miktar eşkıyayı da başına topladıktan sonra vilayet vilayet gezip, fakir fukaraya çeşitli eziyetlerde bulunan, yolcuları soyarak mallarını yağmalayan Gedik adındaki eşkıyanın bertaraf edilmesi için Bozuluş Türkmenlerinden Tabanlı Aşireti görevlendirildi. Söz konusu eşkıyanın etkisiz hale getirilmesi için Vezir Ahmet Paşa ve Ha-mit sancağı beyi Ali Bey de asker tedarik edip eşkıya üzerine memur edildiler. Tabanlı Aşireti'nin yanı sıra eşkıya tenkiline Anadolu'daki, Köçekli, Akbaş Serpmek, İlbeyli, Mamalı, Receblü, Kızık, Bayazi, Çiğdemlü ve Abalı aşiretleri de görevlendirildiler. Bunların yanı sıra eşkıya tenkili ile ilgili hükmün bir sureti de, Rişvan voyvodası Yusuf Bey'e gönderildi. Bu meselede diğer Rişvan beyleriyle cemaat ileri gelenlerinden Hacı Bereket, Ferhat Paşaoğulları, Esme Hasan ve Büyük Hasan ile aşiret ihtiyarlarının, eşkıyanın bertaraf edilmesinde devlete yardımcı olmaları isteniyordu.

Özellikle Osmanlı ordusu ve valilerin seferlerde oldukları dönemlerde memleketin bu yönetim boşluğunu fırsat bilerek ortaya çıkan "levent eşkıyası"nın bertaraf edilmesi için Anadolu valisi Mustafa Paşa'ya hitaben yazılan fermanın bir sureti de Anadolu'daki diğer valilere olduğu gibi, Çorum ve Malatya sancakları valisi Rişvanzade Ömer Paşa'ya gönderildi. Fermanda, eşkıyanın saklandıkları yerlerin tespiti ve cezalandırılması konusunda azami dikkatin gösterilmesi isteniyordu.

Kilis'teki Okçu İzzeddinli Aşireti ile Pazarcık ve Keferdiz'de bulunan Afşar, Kılıçlı ve Bektaşlı eşkıyasından 70-80 kadar atlının gruplar halinde Antep havalisine gelerek yollan kesip, yolcuların mallarını yağmaladıkları, Antep'e bağlı köyleri basıp hayvanlarını gasp ederek halktan bazı kimseleri öldürdükleri Divan-ı Hümayuna bildirildi. Bunun üzerine söz konusu eşkıyanın bertaraf edilerek halkın emniyet ve huzurunun sağlanması için Malatya sancağı mutasarrıfı Rişvanzade Mehmed Paşa'ya 1734 yılı Mart ayı sonlarında (Şevval ortaları 1146) bir hüküm gönderildi. Söz konusu hükümde, eşkıyanın bertaraf edilmesinde Maraş mütesellimi ile Antep ve Elbistan voyvodalarının da kendisine yardım ve ittifak etmeleri isteniyordu.

Osmanlı Devleti'ni XVIII. yüzyılın ilk yansında dört yıl (1735-1739) boyunca uğraştıran eşkıyalık hareketlerinden birisi de belgedeki tanımıyla din ve devlet düşmanı Sarıbeyoğlu Mustafa olayıdır.

Sarıbeyoğlu Mustafa, ilk olarak yanına Gökçe Dağlı Yazıcı Haliloğulları, Karabaşoğlu Kara İsmail, Gördes'ten Ramazan, Uşak'tan Kalfaoğlu Mehmet, Honas'dan Saraçoğlu ve Keloğlanı yanına alarak, bunlarla 200 kişiyi bulan yandaşlarıyla Denizli voyvodasına saldırdı. İki taraf arasında çıkan çatışmada voyvodanın dokuz adamı öldürüldü. Bunun üzerine voyvoda ve öldürülen şahısların aileleri derhal hükümete başvurarak söz konusu eşkıyanın hakkından gelinmesini istediler. Hükümet, eşkıyanın bertaraf edilmesi için Teke ve Hamit sancakları mutasarrıfı Süleyman Paşa'yı 1735 yılında görevlendirdi. Maiyetine de Karesi sancağı mutasarrıfı, Aydın muhassıl vekili, Denizli voyvodası, Kütahya mütesellimi ve etraflarındaki zabitleri verdi. Süleyman Paşa kendisi gitmeyip, Bergama voyvodası ile Denizli voyvodasını gönderdi. Sarıbeyoğlu, Denizli voyvodası ile çarpıştıktan sonra, Tokat kervanını soydu. Daha sonra Alaşehir'e gitti ve orada da bir kervan soyduktan sonra Gördes'e saldırarak şehri kuşattıysa da giremedi. Burada 5-6 kişiyi öldürerek ortadan kayboldu. Ancak Osmanlı Devleti Sarıbeyoğlu'nun peşini bırakmadı. Daha çok Aydın ve Saruhan sancaklarında vurgunculuk yaptığı göz önüne alınarak takip ve tenkiline bu sancaklar muhassılı Hüseyin Paşa memur edildi. Yapılan araştırma sonucu Sarıbeyoğlu Mustafa'nın Simav ve Sındırgı taraflarında olduğu öğrenildi. Buralara kuvvetler sevk edilince Sarıbeyoğlu'nun güneye indiği ve İçel sınırında görüldüğü haberi alındı. Bunun üzerine yakalanması için İçel sanca-ğı mutasarrıfı Mustafa Paşa memur edildi. Daha sonra Sarıbeyoğlu'nun Uşak taraflarına gittiği haber alındı. Hüseyin Paşa'ya, eşkıyanın bir an önce yakalanması yönünde çok sert emirler gönderilmesine rağmen bir sonuç alınamadı. Bunun üzerine 1736'da Hüseyin Paşa azledilerek yerine Polat Ahmet Paşa hem muhassıllık hem de eşkıya takibiyle görevlendirildi. Bu sırada Sarıbeyoğlu, Hüdavendigar ve Akşehir sancaklarında dolaştığı için buraların mutasarrıflarına da eşkıyayı yakalamaları için ferman gönderildi.

1736 yılının kış aylarında Sarıbeyoğlu adamlarını muhtelif yerlere yerleştirdi. Devlet tarafından takibine devam edilirken araya bazı ricacılar girerek affedilmesi istendi. Sarıbeyoğlu, Rusya ve Avusturya ile yapılmakta olan savaşa katılması şartıyla affedildi ve hükümet tarafından kendisine hediyeler dahi gönderildi. Bunun üzerine, Sarıbeyoğlu sefere iştirak etmek üzere maiyetiyle Lapseki'ye kadar gitti. Fakat bazı şeylerden şüphelenerek oradan geri döndü. Hükümet, eşkıyayı ürkütmemek için kışı memleketinde geçirmesine, baharda sefere katılmasına müsaade etti. Bahar gelince, Sarıbeyoğlu sefere gitmedi. Takibine memur edilen muhassıl Ahmet Paşa aynı yıl ölünce, yerine oğlu Çelik Mehmet Paşa 1737'de muhassıl olarak atandı ve eşkıya takibine memur edildi.

Çelik Mehmet Paşa, eşkıyayı yakalamak için Denizli'ye kadar gitti. Fakat, bundan haberdar olan Sarıbeyoğlu Mustafa İnegöl taraflarına kaçtı. Çelik Mehmet Paşa'nın bu işi başaramayacağı anlaşıldığından azledilerek yerine 1738'de mirahur-ı evvel Ahmet Ağa'ya vezirlik rütbesi verilerek tayin edildi. Ahmet Paşa Kütahya'da iken, Sarıbeyoğlu bölükbaşılanndan Katırcıoğlu Ahmet, Mustafa ve Yusuf teslim oldular. Ahmet Paşa da bir sonuç alamaması üzerine azledildi ve Sakız'a sürgün edilerek mallarına el konuldu. Bu defa yerine aynı göreve 1738'de rikab-ı hümayun kaymakamı Ahmet Paşa tayin edildi.

Aynı zamanda söz konusu eşkıyanın yakalanarak ortadan kaldırılması için Rakka valisi Ahmet Paşa da görevlendirilerek maiyetine Canik muhassılı Üçüncüzade Ömer Paşa, Malatya sancağı mutasarrıfı Rişvanzade Mehmet Paşa ile Anadolu'daki diğer bazı valiler görevlendirildiler. Kendilerine emir gönderilen valilerin askerleriyle Sarıbeyoğlu eşkıyasının ele geçirilmesi için gayret göstermeleri talep ediliyordu. Sarıbeyoğlu, Alaşehir'i bir daha kuşattıktan sonra Honas Kalesi'ne sığındı. Kale, kendisini yakalamaya memur kuvvetler tarafından kuşatılınca, askere karşı duramayacağını anlayan Sarıbeyoğlu, bulunduğu Honas Kalesi'ni terk edip yandaşlanyla birlikte eşyasını da alıp, kaçarak Bolvadin'e gitti. Kendisinin ve yandaşlarının kanlarının helal olduğuna dair fetva alınmış ve bu durum eyalet ve sancak valilerine bildirilmişti. Bütün Anadolu vali ve diğer yetkililerin yanı sıra Rişvanzade Mehmet Paşa ve oğlu Süleyman Paşa'nın da bertaraf edilmesiyle görevlendirildiği bu eşkıyanın öldürülmesi halinde eşyası, malları ve hayvanlarının öldürenlere verileceği belirtiliyordu.

1739 yılında Sarıbeyoğlu eşkıyanın yakalanmasına geniş yetkilerle Rakka valisi Ahmet Paşa tayin edildi. Kuşatmaya alınan eşkıya uzun müddet direndi ise de daha fazla dayanamayarak Tavas'a doğru kaçtı. Fakat, Ahmet Paşa'nın kethüdası eşkıyanın peşini bırakmadı. Aydın'a tabi Yenişehir civarında eşkıya ile temas sağlanarak aralarında çok kanlı bir çarpışma oldu. Sarıbeyoğlu alnından vurulmasına rağmen kaçmaya muvaffak oldu. Fakat kethüda yine peşini bırakmadı. Saray köyü karşısındaki dağda tekrar aralarında bir çarpışma meydana geldi. Bu çarpışmada Sarıbeyoğlu Mustafa öldürüldü, başı kesilerek Alaşehir'de bulunan Ahmet Paşa'ya teslim edildi. Oradan da İstanbul'a gönderilerek 15 Haziran 1739'da bab-ı hümayunda İstanbul halkına teşhir edildi.

Diyarbakır valisi Vezir Osman Paşa'nın kapı kethüdası Yusuf Bey'in çukadarı 1720 yılı baharında Diyarbakır'dan gelirken Malatya sancağının Hasançelebi ve Hasan Merdak köyleri arasında bulunan Araklıdere mevkiinde Koyunoğlu ve Keleçorlu eşkıyası önlerine inip çukadarın eşyasını yağmalayıp kendisini de öldürdüler. Adı geçen şahısların yakalanması için Adana beylerbeyi Rişvanzade Seyyid Mehmet Paşa 1720 yılı Mayıs ayı sonlarında görevlendirildi. Bu hususta Malatya voyvodasının da kendisine yardım etmesi isteniyordu.

Hısn-ı Mansur kasabası çevresinde meskun olan ancak, halka her türlü zarar ve kötülüğü dokunan Bereketoğlu Yusuf ve kardeşleri birkaç yıldan beri has reayası üzerine musallat olup her yıl halkın 15.000 kuruşunu zorla alarak fakir fukarayı taciz ediyorlardı. Bunun üzerine, Rişvanzade Ömer ve Osman'a, aşiret boy beylerinden Yazukoğlu Mehmet ve Maşemukoğlu Ebubekir, İzolu Han, Hasan ve aşiret ihtiyarlarına 1722 yılı Ocak ayı başlarında (Evasıtı Rebiyülevvel 1134) gönderilen bir hükümde, suçluların ele geçirilmesi hususunda gereken gayretin gösterilmesi isteniyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: RİŞVAN AŞİRETİ'NİN ASKERİ GÖREVLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 19:07

3. Rişvan Aşireti'nin Diğer Aşiretlerin İskanındaki Hizmetleri

Osmanlı Devletinde konar-göçer bir hayat tarzı sürdüren aşiretlerin zamanla devlet tarafından iskan edilmeleri, devleti uğraştıran konulardan biri olmuştur. Kendi isteği ile yerleşik hayata geçmek istemeyen aşiretler, devlet tarafından askeri tedbirlerle iskan ettiriliyorlardı. Zorla iskana tabi tutulan konar-göçer Türkmenlerden bir kısmı çeşitli sebeplerle iskan bölgelerinden kaçarak başka yerlere gidiyorlardı. Bunların tekrar eski iskan mahallerine döndürülmesinde askerin yetersiz kaldığı zamanlarda başka aşiretlerden yardım isteniyor ve askerle birlikte iskanda görev almaları sağlanıyordu. Rişvan Aşireti mensuplarından hem yönetici durumda olanlar hem de halk iskan konusunda devlete yardımcı olmuştur.

Rakka'da iskana tabi tulan Cihanbeyli Aşireti'nden iki kişi meskun oldukları yeri 1722 yılında terk edip Hısn-ı Mansur kazasına geldiler. Hısn-ı Mansur halkı bunlardan rahatsız oldu ve bunların kazalarından çıkartılarak iskan yerlerine gönderilmelerini talep etti. Bunun üzerine, Rişvan hassı voyvodası Mehmet ve Rişvanzade Ömer Bey'e bu görev verildi. Yine, Rakka iskanında olan bir kısım Türkmen taifeleri, Lek reayası, Sarı ve Sepmek gibi bazı Arap aşiretlerinin iskan bölgelerini terk ederek Adana'ya gelip yerleşmeleri iskan işlerine ve Adana halkına zarar veriyordu. Bunun üzerine, bunların tekrar iskan yerlerine gönderilmeleri konusunda 1729 yılı Ocak ayı başlarında Adana beylerbeyi Mehmet Paşa, Adana alay beyi, yeniçeri serdarı, malikane zabitleri ve kabile kethüdalarına bir ferman gönderilerek söz konusu iskan meselesi ile görevlendirildiler.

Kılıçlı Aşireti eşkıyalığı sebebiyle erkeklerinin bir kısmı öldürülmüş, kalanları kadın ve çocukları ile 1714 yılında Kıbrıs'a iskan edilmişlerdi. Ancak, bunların çocukları büyüdüğünde 1733 yılında Kıbrıs'tan kaçarak Güney Anadolu'ya geldiler. Yaz aylarında Elbistan'a, kış mevsiminde ise Kilis, Uluca ve Amik Ovası'nda kalmaya başladılar. Kaldıkları bu bölgelerde tekrar eşkıyalığa başlayıp halka zarar vermeye; yağma ve adam öldürmeye başlayınca bunların itaat altına alınmaları için Rişvanzade Süleyman Bey görevlendirildi Süleyman Bey'den, Kılıçlı Aşireti'nin yanı sıra Bektaşlı ve Koyunoğlu eşkıyasının da bertaraf edilerek, mallarının askere dağıtılması, çoluk çocuklarının ise Rakka'ya iskan edilmeleri isteniyordu.

Rişvanzade Süleyman Bey, verilen emir doğrultusunda eşkıyayı itaat altına alma konusunda başarılı olamayınca bu defa, Kayseri sancağı mutasarrıfı Zarahzade Osman Paşa'ya 1734 yılı Ekim ayı ortaları (1147 yılı Cemaziyelevvel ortaları)nda bir hüküm gönderildi. Hükümde; Kılıçlı ve Bektaşlı eşkıyasının Afşar Aşireti içlerine sığındıklarını ve onlarla birlikte eşkıyalığa devam ettikleri belirtiliyordu. Söz konusu aşiret ve oymak mensuplarından eşkıyalığa devam edip itaat etmeyenlerin öldürülmeleri, itaat eden erkeklerle birlikte kadın ve çocukların Rakka'ya iskan edilerek memlekette huzur ve sükunetin sağlanması talep ediliyordu. Ayrıca bu meselede, Zarahzade Osman Bey'in Maraş beylerbeyi Rişvanzade Süleyman Paşa ile ittifak etmesi de isteniyordu.

4. Rişvan Aşireti'nin Devlete Diğer Hizmetleri

Rişvan Aşireti'nin Sivas bölgesinde bulunanlardan iskanı kabul ederek yerleşik hayata geçtikleri takdirde, bunlardan asker ve diğer devlet hizmetleri için adam alınacağı Sivas valisi tarafından ifade edilmişti. Yine bunların deve ve koyunlarıyla da devlete hizmet etmelerinin mümkün olacağı belirtiliyordu. Rişvan Aşireti'ne mensup olan Dalyanlı Cemaati, Maadin-i Hümayuna bağlandı. Bunlar da maden ocaklarına kömür çekmek suretiyle devlete hizmet ediyorlardı. Sivas topraklarında 1784 yıllarında konar-göçer olarak yaşayan Rişvan Aşireti'nin bir kısmına "Lebenci" denmesi muhtemelen aşiretin bu kısmının devlet görevlilerinin süt ihtiyacını sağlamış olmasındandır. Bu cümleden olarak Rişvan Aşreti'nin Okçuyanlı Cemaati de askerin ok ihtiyacını karşılamak üzere ok üretimi yaptığı için bu adı aldığı tahmin edilmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Rişvan Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir