Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Malikane Sistemi Ve Rişvanzadeler

Burada Rişvan Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Malikane Sistemi Ve Rişvanzadeler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 19:05

MALİKANE SİSTEMİ VE RİŞVANZADELER

Osmanlı Devleti'nin vergi gelirlerinin tasarrufu has, zeamet ve tımar olarak taşra teşkilatında görevli asker ve devlet memurlarına görevleri karşılığında verilenlerle vakıflara tahsis edilen gelirlerin dışında kalan, gelirleri merkez hazinesine ait olan ve "havass-ı hümayun" olarak adlandırılan gelir kaynakları mevcuttu. Bunlar, o günün taşımacılık şartları düşünüldüğünde vergilerinin ayni olarak saltanat merkezine götürülmesi mümkün olmadığı görülür. Bu nedenle söz konusu vergi kaynakları mukataalara ayrılmak suretiyle idareleri sağlanmış ve gelirler nakit olarak hazineye aktarılmıştır.

Devlet hazinesine ait olan bu vergi kaynakları, ilk başlarda iki şekilde işletiliyordu. Bunlar ya merkezden atanan ve maaşlı olan bir emin tarafında idare edilip, vergiler toplanarak hazineye gönderiliyor, ya da iltizam usulü ile müzayedeye tabi tutularak, en fazla fiyatı veren şahsa veriliyordu. İltizam usulünde, mültezimler müzayede konusu olan mukataayı getireceği gelir ve yapılacak masrafı karşılaştırdıktan sonra kendilerine kalacak karı göz önüne alarak tekliflerde bulunurlardı. Hazine, bunlar arasında en yüksek teklifi yapana tahvil adı verilen ve genellikle 1 ila 3 yıl arasında değişen bir süre için söz konusu mukataayı verirdi. Bir mukataanın işletme hakkını belirli bir süre için üzerine alan mültezim, devletin sağladığı mali, idari ve adli yetkileri de alarak, kanunun öngördüğü sınırlar dahilinde hareket etmek suretiyle, her yıl mukataadan elde ettiği gelirden, müzayede sırasında tespit edilmiş olan miktarı hazineye ödedikten sonra kalan kısmını, kendi şahsi ve meşru karı olarak kazanırdı. Böylece devlet, aslında ayni olan vergileri nakde çevrilmiş olarak hazineye doğrudan gelir sağlamış oluyordu.

Ancak ne var ki, Osmanlı Devleti'nin XVII. yüzyılın ikinci yarısında itibaren giriştiği uzun, yorucu ve ağır masrafları gerektiren savaşlar, özellikle 1683 yılında başlayan II. Viyana Seferi esnasında bütçe büyük açıklar vermeye başlamıştı. Devlet adamları bu açıkları kapatmak için bir yandan para tağşişi, müsadere, yeni vergiler koyma ve mevcut vergileri arttırmaya çalışırken diğer yandan iç borçlanma yoluna da gittiler. Bu iç borçlanma, devletin iltizama çıkardığı mukataaların müzayedede belirlenen iltizam bedelinin bir kısmını peşin olarak istemesinden ibaretti. Mültezim, müzayede sırasında belirlenen ve muaccele denilen bu peşinatı önceden yatırmak zorunda idi. İltizam bedelinin kalan kısmını (malı) ise yıldan yıla hazineye ödüyordu. Böylece maliye acil olarak ihtiyaç duyduğu sıcak parayı temin etmiş oluyordu.

Malikane sistemine geçişin belki de en önemli nedenlerinden biri, vergi kaynaklarının korunması idi. Çünkü, herhangi bir mukataayı en fazla üç yıllığına alan bir mültezim, bu mukataadan azami derecede kar sağlamayı amaçlamaktaydı. Bu nedenle, mukataaya konu olan vergi kaynağını korumak ve geliştirmek gibi bir amaç ve kaygı taşımıyordu. Bu durum, mukataanın kısa sürede verimsizleşmesine yol açıyordu. Ayrıca, iltizam sisteminde bir mültezim, herhangi bir mukataayı tasarruf ettiği süre zarfında bir başka mültezim o mukataa için daha yüksek bir bedel teklif ettiğinde, ilk mültezimin iltizam sözleşmesi sona erebilirdi.118 Bu da bir mukataanın sık sık el değiştirmesi anlamına geliyordu. Ancak malikane sisteminde bu söz konusu değildi.
Osmanlı Devleti, bütçe açıklarını kapatmak maksadıyla bir kısım ulufeli ordu ve bürokrasi mensubuna maaşları karşılığında, yine yıllık vergilerini hazineye ödemek şartıyla bazı mukataaları kayd-ı hayat şartı ile iltizama verdi. Böylece devlet, bir taraftan bir kısım memurlarına maaş ödemekten kurtulduğu gibi, ömür boyu bir mukatayı deruhte edecek olan bu şekildeki bir mültezim de vergi kaynağının verimsizleşmesini önleyeceği gibi onu daha da geliştirip verimini arttırmak için çaba sarf edeçekti. Bu şekilde mukataaların kayd-ı hayat şartıyla iltizama verilmesiyle malikane sistemine geçilmiş oldu.

Malikane sisteminin amacı, yukarıda da ifade edildiği gibi sık sık değişen mültezimlerin fazla kar sağlamak uğruna tahrip ettiği vergi kaynağını ihya ve idame etmek üzere değişmez bir mültezimin tasarrufuna vermekti, ikinci olarak, tımar sisteminin gerilemesiyle birlikte, tohum, çift öküzü vs. temini için tefeciye sürekli borçlanan çiftçiyi bu durumdan kurtarmak ve düzenli olarak ziraat yapmasını sağlamaktı.

Osmanlı Devleti'nde, XVII. yüzyıl sonlarında (1695) malikane sisteminin uygulamaya konulmasıyla, bu sistemin uygulandığı Malatya sancağında Rişvanzadelerin temayüz etmeleri ve akabinde de sancak yönetiminde söz sahibi olmaya başlamaları aynı döneme rastlamaktadır. Osmanlı Devleti, merkez hazinesine gelir temin eden mukataaların sağlıklı bir şekilde işletilebilmesi için, malikaneyi deruhte eden kişinin bunu yönetebilecek nüfuza sahip olması ve tayin edilen muacceleyi ödeyebilecek maddi güce sahip olması gerekiyordu. Bu nedenle malikane sisteminin uygulamaya konulduğu 1695 yılından itibaren, mu-kataaları malikane olarak deruhte eden şahıslara baktığımızda büyük çoğunluğunun Osmanlı Devleti'nin merkez teşkilatında üst düzey bürokratlar ile taşra teşkilatındaki beylerbeyi ve sancak beyi gibi idari amirler olduğu görülür.

Rişvanzadelerin, XVI. yüzyıldan itibaren Malatya sancağında mensubu oldukları aşiretin yoğunluğu nedeniyle her geçen gün güçlendikleri görülmektedir. Bu nedenledir ki malikane sisteminin uygulamaya konulduğu XVII. yüzyıl sonlarından, bu sistemin Malatya sancağında son bulduğu XIX. yüzyıl ortalarına kadar Rişvanzadelerin Malatya sancağındaki mukataaları malikane suretinde deruhte ettikleri görülmektedir.

Malikane sisteminde, malikaneci öldüğü zaman bu malikane devlete geri döner ve yeniden satışa çıkarılırdı. Ölen malikane sahibinin yetişkin oğlu varsa, yeniden müzayede edildikten sonra, kararlaştırılan en yüksek muacceleyi vermek şartıyla babasından mahlul kalan mukataayı tercihli olarak satın alabilirdi. İşte mukataaların, bu babadan oğula tercihli geçişi, Malatya sancağının yaklaşık 150 yıl boyunca malikane olarak Rişvan-zadelerde kalmasını mümkün kılmıştır.

Malikane sisteminde mukataaların satışı ya saltanat merkezinde ya da mukataanın bulunduğu mahalde gerçekleşiyordu. Her iki durumda da beratlar merkezde veriliyordu. Ancak müzayede mukataanın bulunduğu mahalde yapılıp satış gerçekleştiğinde, malikaneyi alan şahıs kararlaştırılan muacceleyi satışı yapan görevliye öderdi. Bu cümleden olarak, Malatya Voyvodalığı mukataaları ilk defa Haziran 1696 (Zilkade 1107)'da Şükrü Hüseyin tarafından mahallinde satılmıştır.

Malatya sancağında havass-ı hümayuna ait vergi gelirlerinin tevcihi, nezaret ve tahsilatın XVII. yüzyılda ihdas edilen voyvodalık kurumuyla sağlandığı anlaşılmaktadır. Malatya Voyvodalığı, Malatya sancağında bulunan havass-ı hümayun gelirlerinin idare edildiği bir mali kurumu temsil ederdi. Ancak Malatya Voyvodalığı, Malatya sancağındaki kazalarda bulunan bütün havass-ı hümayun vergi gelirlerini kontrol etmiyordu.

Malikane uygulamasına geçilen 1695 yılında ilk 36 aylık sürede Malatya Voyvodalığında malikane satışı yapılan yerler Şunlardır:

Akçadağ, Canibişehr, Gerger, Keysun Muşar, İç-il, Arguvan, Cubas, Kahta, Malatya, Pağnik, Erkenek, Behisni, Darende, Kasaba Viranşehir, Taş-ili ve Gölbaşı'dır. Bu yerlerden toplam 96 adet malikane satılmıştı. Bunların %14'ünün merkezde, %82'sinin ise mahallinde satışı yapıldı. Malatya Voyvodalığında satılan malikaneler arasında köy ve mezra vergileri önemli bir yer tutuyordu. Bu vergiler, olağanüstü vergiler hariç, bağ, bahçe ve tarlalardan toplanan öşür vergileri idi. Malatya Voyvodalığı dahilinde ilk otuz aylık sürede malikane olarak satılan köy ve mezralar senelik malları (yıllık olarak hazineye ödenmesi gereken meblağ) itibariyle toplam 629.515 akçe tutuyordu. Bu meblağ, Malatya Voyvodalığından satılan toplam malikane bedelinin %93'üne tekabül ediyordu. Adet-i ağnam içerikli üç malikanenin senelik malları 23.420 akçe, muaccele bedeli ise toplam 61.920 akçe idi.124 Konumuzu ilgilendiren konar-göçer zümrenin malikane olarak önemli bir yer tuttuğu anlaşılmaktadır.

Rişvan Aşireti cemaatlerinin Malatya ve çevresindeki mukataaları genellikle yine kendi aşiretinden olan Rişvan beylerine "malikane" şeklinde verildiği görülmektedir. Mesela, valide sultan haslarına dahil olan Malatya sancağının Hısn-ı Mansur kazası ve köylerindeki konar-göçer reaya ile yerleşik olanların mukataalarının 1789 yılında Malatya sancağı mutasarrıfı Rişvanzade Ömer Bey'in uhdesinde olduğu anlaşılmaktadır.

Yine 3 Ramazan 1205/7 Mayıs 1791 tarihli bir yazıda:

Malatya Voyvodalığı mukataalarının malikane olarak Rişvanzade Ömer Pa-şa'nın uhdesinde bulunduğu belirtilmektedir.

Bu mukataaların parasal değerlerine örnek vermek gerekirse, Malatya sancağı mutasarrıfı Rişvanzade Ömer Bey ile başkalarının iştirak yoluyla (ber-vech-i iştirak) tasarruf ettikleri beşer adet mukataanın 1772 yılında devlete ödedikleri iltizam bedeli şöyledir:

Malatya Voyvodalığı mukataası malından 18.960,5 kuruş, bedel-i sancak malından 7430 kuruş, Arga köyü mukataası malından 1728 kuruş, Rişvan mukataası malından 21.652,5 kuruş, avarız vergisinden 5542 kuruş olmak üzere toplam 55.313 kuruş, vergiyi toplamakla memur Çukadar Mustafa'ya, Rişvanzade Ömer Paşa tarafından teslim edilmiştir. Yine Rişvanzade Ömer Paşa ve ortaklarının uhdelerinde olan 1770 senesine mahsuben Arga mukata-ası 1728 kuruş, Malatya sancağı bedeli mukataası 7400 kuruş, Çataltepe mukataası 2500 kuruş, Malatya Voyvodalığı mukataası 18.960,5 kuruş, Rişvan maa Sakallu mukataası 45.222 kuruş ve 1771 senesine mahsuben Malatya sancağının avarız ve bedel-i nüzulden tahsil edilebilen 8427,5 kuruş olarak toplam 84.266 kuruşun Çukadar Mustafa 'ya teslim edilmiştir.

Rişvanzade Ömer Paşa'dan sonra Malatya ve çevresindeki mukataaların Rişvanzade Abdurrahman Paşa'nın uhdesine verildiği anlaşılmaktadır. Ancak, Sivas valisi Pehlivan Paşa'nın, Malatya sancağını Rişvanzadelerden almak için çeşitli yollara başvurduğu da görülmektedir. Zira, saltanata yazdığı bir yazıda, kendisi Sivas'a atandığında, Malatya halkından birçok kimsenin Sivas'a gelerek Malatya sancağı mutasarrıfı Rişvanzade Abdurrahman Paşa hakkında şikayetçi olduklarını, bu nedenle Malatya sancağı idaresinin, Abdurrahman Paşa'dan alınarak kendisine verilmesini istediklerini belirtiyordu. Veziriazamın padişaha sunduğu telhiste bu durum anlatılmış ve eğer uygun görülürse Malatya'nın Rişvanzade Abdurrahman Paşa'dan alınarak Sivas valisi Pehlivan Paşa'ya verilmesinin uygun olacağı belirtiliyordu.

Padişah ise cevaben:

Malatya sancağının malikane usulüyle Rişvanzade Abdurrahman Paşa'ya verildiğini ve kendisinden 350 kese akçe muaccele alındığını belirterek, şayet, Abdurrahman Paşa'ya akçeleri geri verilirse buna karşı çıkmayıp söz konusu mukataayı terk eder ancak, Malatya'nın Sivas valisine verilmesi uygun olmaz. Çünkü Malatya, Maden eminlerinin yönetim sahasında bulunmaktadır. Maden eminlerinin bu bölgede önemli bir nüfuza sahip olmaları sebebiyle Sivas valisi ile aralarında çekişme olur ki bu da maden işlerinin yürümesinde aksamalara yol açar. Ayrıca, Malatya Sivas'a uzak bir mesafede olduğundan, Sivas'tan idaresi mümkün olmayabilir. Riş-vanzade Abdurrahman Paşa Malatya'yı idare edemediği taktirde verdiği muacceleyi kendisine geri ödemek şartıyla Malatya'nın, Maden eminine verilmesinin daha uygun olacağını belirtmiştir.

Rişvanzade Abdurrahman Paşa, Rişvan mukataası, Malatya Voyvodalığı mukataası, Arga ve Çataltepe mukataalarından bazı hisseler ile Haremeyn mukataalarmdan Turuş ve tevabii mukataasından bazı hisselere sahipti. Abdurrahman Paşa, malikane suretinde uhdesine almış olduğu bu mukataaların yıllık iltizam bedeli olarak ödemesi gereken malı (parayı) ödeyemediği anlaşılmaktadır. Osmanlı Devleti'nde malikane sistemine geçildiğinde, ilk on sene içerisinde bazı mukataaları malikane olarak deruhte eden malikanecilerin senelik ödemeleri aksattıkları bilinmektedir. Saltanat merkezi, fermanlarla bu gibi malikanecileri, malikanelerinin kaldırılacağı tehdidinde bulunarak uyarıyordu. Ancak uygulamada malikane kaldırılmayarak zaman zaman fermanlarla malikaneciler üzerinde baskı kurmak suretiyle bu paranın tahsili yolunu tercih ettiği anlaşılmaktadır. Rişvanzade Abdurrahman Paşa'nın da bu parayı vefatına kadar ödeyemediği görülmektedir. Zira, vefatından sonra devlete ödemekle mükellef olduğu 3 yük 10.319,5 kuruş miktarın kendi muhallefatmdan ödenmesi yoluna gidilmiştir. Ancak bu paranın kaza ve köylerden bir defada toplanması imkansızdı. Çözüm olarak söz konusu miktarın ya Maadin-i Hümayun emini tarafından ödenmesi veyahut Rişvanzadelerden birine havale edilmek suretiyle, söz konusu borcun taksite bağlanmak suretiyle parça parça tahsil edilmesinin mümkün olacağı belirtiliyordu.

Abdurrahman Paşa'nın uhdesinde olan Taş-il, Gerger, Şire (Şure), Kahta, Malatya ve Hısn-ı Mansur kazalarındaki bir kısım mukataalar ile yine Malatya sancağında bulunan Kömür Kavisi ve Kavi Kalyon konar-göçer cemaatleri mukataalardan reaya üzerinde kalan 1812,1813 ve 1814 yıllarına ait 167.888 kuruşluk alacakları ekler kısmındaki tabloda gösterilmiştir. Söz konusu tablo incelendiğinde, Abdurrahman Paşa'nın, uhdesinde bulunan mukataalardan alacaklarını tahsil edemediği için hazineye olan borcunu ödeyemediği ortaya çıkmaktadır.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI DEVLETİNDE AŞİRET YÖNETİMİ, Rişvan Aşireti Orneği
Yazar: FARUK SÖYLEMEZ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MALİKANE SİSTEMİ VE RİŞVANZADELER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 19:05

Eklerdeki tabloda görüldüğü üzere, Rişvanzade Abdurrahman Paşa'nın Malatya sancağı dahilinde bulunan kazalardaki alacakları aşağı yukarı devlete olan borçlarını karşılıyordu. Ancak ilgili tablo incelendiğinde 1814 (1229) yılına ait alacaklarının hemen hemen tamamına yakınının tahsili mümkün olmayan mukataalardan oluştuğu görülecektir.

Yukarıda da ifade edildiği gibi malikanecilerin reaya üzerindeki alacaklarını tahsil edememesi zaman zaman rastlanılan bir husustur. Mesela, Malatya sancağı mutasarrıfı Rişvanzade Abdurrahman Paşa, malikane suretinde uhdesinde bulunan Rişvan Aşireti mukataalarından 1777 yılında 75.000 kuruş alacağı olduğu ve bunu tahsil edemediği anlaşılmaktadır. Aslında malikaneciler, bir mukataayı uhdelerine aldıklarında, onunla birlikte, mali, idari ve adli birtakım yetkileri de alıyorlardı. Yani, mukataaya konu olan reaya üzerinde yaptırımları mevcuttu. Ancak, Rişvanzadelerin bu yola başvurmadıkları görülmektedir. Malatya sancağındaki ahalinin ve iltizama aldıkları mukataa halkının bir kısmının Rişvan Aşireti'nden olması da onların böyle müsamahakar davranmalarına neden olmuş olmalıdır.

Osmanlı malikane sisteminde malikanecilerin alacaklarını tahsil edememesi konusu elbette Rişvanzade Abdurrahman Paşa gibi tek bir şahıs veya bir bölge ile sınırlı değildi. Reayanın mukataaya konu olan vergileri ödememek için çeşitli yollara başvurdukları görülmektedir.

Mesela, Maraş beylerbeyine, voyvodasına ve kadılarına 11 Şubat 1722 (24 Rebiyülahir 1134) tarihinde gönderilen bir fermandan anlaşıldığına göre:

Muhammed, Feyzullah ve Ebubekir adlı şahıslar Divan-ı Hümayuna arzuhal sunup, Rişvan mukataasının malikane suretinde uhdelerinde bulunduğunu, mezkur malikane mülhakatından Delikanlı ve Keydanlı cemaatlerinden 50 kişi, Rişvan halkından Kara Bayram, Murtaza, Mustafa ve Yusuf'u da yanlarına çekerek "Torunluk" iddiasıyla vergilerini vermeye yanaşmadıklarını ifade ediyorlardı. Bu nedenle, saltanat makamından söz konusu reayanın vergilerini vermemekte direnmeleri durumunda Rakka'ya iskanları konusunda emir verilmesini talep ediyorlardı.

Yukarıdaki durumun aksine aynı dönemde Çorum sancağına tabi kazalarda bulunan Rişvan, Çakallı ve bunlara tabi mukataa reayası ekonomik yönden perişan durumda olmalarına rağmen her yıl voyvodalarına düzenli olarak vergilerini ödedikleri görülmektedir. Ancak burada da söz konusu reaya yukarıda da ifade edildiği üzere vergilerini düzenli olarak ödediği halde, söz konusu mukataaları 1133 (M. 1721) yılında deruhte etmiş olan Mehmet Paşa ile eski bostancıbaşı Mehmet, toplam iltizam bedeli olan 45.000 kuruştan 39.150 kuruşu devlete ödemişler ancak 5850 kuruş zimmetleri kalmıştır.140 Bu örnekte de tam tersine halk mültezimlere yıllık vergilerini düzenli olarak verdiği halde mültezimlerin devlete ödemeleri gereken miktarın bir kısmını ödemedikleri anlaşılmaktadır.

Malatya Voyvodalığı mukataaları Rumi 1133 yılı Mart (M. 1721 yılı Mart) ayından itibaren ber-vech-i malikane Rişvanoğlu Seyyid Mehmet Paşa'nın oğlu Ömer Bey'in uhdesine geçti. Daha önce Malatya sancağı mukataaları ve malikane hazinesi Rişvanzade Mehmet Paşa'nın uhdesinde iken bunlar da Ömer Bey'in uhdesine verildi. Ancak, 1134 yılı Mart (M. 1722 yılı Mart) ayı geçtiği halde başka bir ifadeyle söz konusu mukataayı bir yıldır tasarruf etmesine rağmen, hazineye ödemesi gereken yıllık iltizam bedelini (baştinayı) teslim etmediği anlaşılmıştır. Bunun üzerine, Divan-ı Hümayun tarafından kayyume kulları (memurlar) görevlendirildi. Bu memurlardan, Ömer Paşa'nın üzerinde Rumi 1133 (M. 1721) yılma ait, Malatya Voyvodalığı mukataalarmdan 5000 kuruş, Malatya sancağı mukataalarından 2500 kuruş ve 1133 (M. 1721) senesi teslimat ve havalelerinden geriye kalan 3025 kuruş olmak üzere toplam 10.525 kuruşu tahsil etmeleri isteniyordu.

Bu konuda Maraş beylerbeyi Mehmet Paşa'ya gönderilen hükümde:

Divan-ı Hümayun tarafından görevlendirilen mübaşire yardımcı olunarak Rişvanzade Ömer Bey'in üzerinde kalan 10.525 kuruşun bir an önce tahsil edilmesi istenmekteydi. Şayet Ömer Paşa, söz konusu borcunu ödememek için herhangi bir bahaneye başvurursa, özür ve bahanesine bakılmaksızın kendisinin mübaşir marifetiyle tutuklanıp, söz konusu paranın her ne şekilde olursa olsun tahsil edilerek hazineye bir an önce teslim edilmesi talep ediliyordu.

Yukarıdaki örneğin bir benzerinin de yine 1721 yılında Adana eyaleti mukataaları konusunda yaşandığı görülmektedir. Adana eyaleti mukataaları 1721 yılında Rişvanzade Seyyid Mehmet Paşa'nın uhdesinde idi. Bu mukataaların yıllık bedeli olan 16.504 kuruş Azak Kalesi görevlilerinin maaşlarına (meva-ciblerine) tahsis edilmişti. Ancak Rişvanzade Mehmet Paşa söz konusu paranın 10.000 kuruşunu göndererek geriye kalan 6504 kuruşu üzerinden sene geçmesine rağmen hazineye teslim etmemişti. Bu paranın tahsili için de saltanattan bir mübaşir tayin edilmiş ve Adana kadısı ile Adana mütesellimine ferman gönderilerek söz konusu meblağın bir an önce tahsil edilmesi isteniyordu. Şayet bu konuda bir ihmal görülürse mütesellimin bir kalede hapsedileceği bütün mal, eşya ve mülklerinin satılacağı bildiriliyordu. Zira adı geçen mukataa bedeli de kapıkulu askerlerinin mevaciblerine tahsis edilmişti. Maaşlarının ödenmesi için bu paranın çok acele olarak hazineye teslimi gerekiyordu.

Malatya sancağı dahilinde bulunan ve Rişvanzadelerin uhdesinde olan mukataalara Sivas valilerinin müdahale ettikleri konusuna çeşitli vesilelerle değinilmişti. 25 Aralık 1726 (Gurre-i Cemaziyelevvel 1139) tarihli bir yazıda (Nişan-ı Hümayun) benzer bir örneğe rastlamaktayız.

Malatya Voyvodalığı aklanımdan Mahsul-ı Adet-i Ağnam, Tımarha-i Eşkinciyan ve Tevabii mukataasmı Hasan ve ibrahim adlı şahıslar iltizam yoluyla almışlardı. Bu mukataaya dahil olan Ayvalı Deresi'ndeki Kızılözler-i Ulya ve Kızılözler-i Sufla adlı mezralara başkasının müdahale etmemesi gerekirken, Sivas valisi bu mezralarındaki konar-göçerlerin Balkar reayası olduklarını iddia ederek adet-i ağnam vesair vergilerini haksız yere almıştı. Halbuki mezkur tarihte Balkar mukataası Sivas valisinin haslarından çıkarılarak Rişvanzade Seyyid Süleyman ve Seyyid Abdulkadir'in uhdelerine malikane olarak verilmişti. Bu nedenle Sivas valilerinin bundan böyle söz konusu mukataaya hiçbir şekilde müdahalede bulunamayacakları vurgulanıyordu. Nitekim, Başmuhasebe defterlerine bakıldığında, Derende ka-zasındaki Kızılözler-i Ulya ve Kızılözler-i Sufla mezraları ile Iç-han karyesine tabi mezraların mezkur mukataaya dahil oldukları ve sülüsan (2/3) hissesinin İbrahim'e, sülüs (1/3) hissesinin ise Hasan'a ait olduğu görüldü. Ancak Sivas valilerinin bundan böyle söz konusu mukataaya müdahale etmemeleri için, adı geçen İbrahim ve Hasan'a Kızılözler-i Ulya ve Kızılözler-i Sufla mezraları ile İçhan karyesine tabi mezraların adet-i ağnam vesa-ir vergileriyle birlikte 3000 akçe bedelle satıldığını bu yüzden, artık mukataa reayalarının vergilerini Malatya voyvodalarına ödemeleri gerektiğini, Sivas valilerinin de bundan böyle Balkar hassına karışmamaları talep edilerek bu konuda berat verilmesi için saltanattan tezkere yazıldı.

Tersane-i Amire emini Muhammed 1725 yılında Çataltepe mukataasını malikane suretinde deruhte ediyordu. Çataltepe mukataası köyleri olan Behisni kazasına tabi Çataltepe, Elmalı ve Fındık köyleri; Malatya kazasında sakin Tevekkeli Cemaati, Araban kazasında Porga, Benamca ve Sanlar; Behisni kazasında Tokar, Resul Kethüda, Beşir, İzdegan, Çanakçı, Beherni, Sarıözen, Zikirşeyh, Canımağa, Helete, Savrun Ekletli, Saklı, Miran Saklısı, Garatlı, Haçinler vesair karyelerin arazileri tımar olup, adet-i.ağnamları Çataltepe mukaatasma aitti. Söz konusu mukataayı ilk defa deruhte eden Tersane emini, mezkur karye ve konar-göçer cemaatlerin ne kadar adet-i ağnam ödediklerini bilmediğinden, yapacağı tahsilat hakkında malumat sahibi değildi. Bu nedenle saltanat makamına başvurup bu konuda yardım isteyince, saltanat makamı Rişvanzade Ömer Bey'e 8 Eylül 1725 (1 Muharrem 1138) tarihli bir ferman göndererek söz konusu mukataa kapsamında olan köyler halkının ödemeleri gereken adet-i ağnam miktarını tespit edip, bildirmesini istedi.

Rişvan Aşireti ahalisinden kimisinin koyunculuk yaparak, bazı oymaklarının koyunculuğun yanı sıra madenlere kömür taşıma, devlete şahin yetiştirme ve askerin ok ihtiyacını karşılama gibi faaliyetlerle bir şekilde Osmanlı Devleti'nin ekonomisine katkıda bulundukları ifade edilmişti. Yine Rişvan beylerinin bilhassa Malatya'daki havass-ı hümayunları malikane suretinde tasarruf ederek hazineye düzenli gelir akışına katkı sağladıkları anlaşılmaktadır. Bütün bunlara ek olarak, Rişvan Aşireti mensuplarının ticaretle de uğraştıkları görülmektedir. Mesela, Rişvan Aşireti'nden Savranbaşı Osman b. Mustafa 15 nefer hizmet-karıyla Afyonkarahisar yöresinde 70 deve yükü tuz satmış ve Karahisar (Afyonkarahisar)'a gelerek burada bir gün kaldıktan sonra Aydın tarafına hareket ettiği ifade edilmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Rişvan Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir