Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Rişvan Mukataaları

Burada Rişvan Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Rişvan Mukataaları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 19:04

RİŞVAN MUKATAALARI

Sözlükte kesişmek, birbirinden kesilmek anlamına gelen mukataa, terim olarak devlete ait bir varidatın bir bedel karşılığında kiralanması yani muvakkaten temliki anlamında kullanılan bir tabirdir. Osmanlı maliyesinde mukataa terimi muhtelif anlamlarda kullanılmakla birlikte, genel olarak bir gelir kaynağı için toptan bir miktar tayini demektir.

Osmanlı maliye sisteminde devlete ait vergi ve gelir kaynakları kısaca mukataa adı altında ifade ediliyordu. Mukataa, gelir kaynağının cinsine göre, cizye mukataası, iskele mukataası, mizan mukatası gibi kısımlara ayrılıyordu. Mukataa deyimi ayrıca tek bir sancaktaki havas-ı hümayun kaydedilmiş bütün vergi kaynaklarını ifade etmek için de kullanılıyordu. Osmanlı maliyesinin temelini oluşturan mukataa usulü, tımar ve haslarda geniş ölçüde tatbik edilmekteydi.

Rişvan Aşireti oymaklarının genellikle valide sultan haslarına dahil oldukları yukarıda ifade edilmişti. Bilindiği üzere haslar ya emanet yoluyla merkezden atanan bir emin tarafından idare ediliyordu ya da iltizam usulüyle açık artırma şeklinde en çok parayı verene mukataa olarak veriliyordu. Has reayası olan Rişvan Aşireti mensupları, dahil oldukları hasların mukataa usulü işletilmesinden dolayı "mukataa Yörükleri" olarak da adlandırılmaları mümkündür. Zira, Denizli yöresinde konar-göçer hayatı yaşayan Rişvan Aşireti mensuplarının valide sultan haslarına dahil olduğu belirtilmişti. Rişvan mukataasının 1792'de yıllık hazineye ödenmesi gereken 42.220,5 kuruş mal-ı miri ve 9044 kuruş kalemiye gelirleri bulunmaktaydı. Aynı dönemde Denizli ve Tevabii mukataasının 19.462,5 kuruş mal-ı miri ve 1946 kuruş kalemiyesi vardı. Her iki mukataa karşılaştırıldığında, Rişvan mukataasının bir hayli fazla olduğu görülmektedir. Bu da Rişvan Aşireti'nin Denizli yöresinde bir hayli yoğun olduğunu göstermektedir.

Diğer taraftan XVI. ve XVII. yüzyıllarda mukataaları iltizam ya da emanet suretiyle alanlar umumiyetle ehl-i örf tabir edilen devlet memurları idiler. Bunlar başta kapıkulu efradından Dergah-ı Ali kulları, çavuşları, müteferrikalar, altı bölük halkı ve yeniçerilerdi. Taşra ümerasından da sancak beyi, mütesellim, kethüdalar ile kapıkullarından taşrada görevli olanlar iltizam işlerine giriyorlardı.
Nitekim Doğu Anadolu'daki sancaklarda da emanet yada iltizam yoluyla mukataa alanların çoğu defa sancak beyleri olduğu görülmektedir. Şüphesiz iltizam işlerine genellikle ehl-i örfün girmesinin çeşitli sebepleri vardı. En önemlisi hazineye yatırılması gereken peşinat miktarı idi. Binlerce altın tutarındaki peşinatı verebilmek için mültezim olan kişinin oldukça varlıklı olması gerekiyordu.

Öte yandan sadece zengin olmak da iltizam işlerine girmek için yeterli değildi. Özellikle Doğu Anadolu gibi merkezden uzak ve belli ölçüler içerisinde de olsa, güçlü aşiretlere dayanan bir feodal yapının hüküm sürdüğü yerlerde zengin olmaktan öte, iltizam işini yürütebilmek için gerekli kudret ve otoriteye de sahip olmak lazım geliyordu. Zira mukataa gelirlerini toplarken her zaman çeşitli güçlüklerle karşılaşmak mümkündü. Teorik olarak defter ve kanun mucebince herkes üzerine düşen vergiyi ödemekle yükümlü idiyse de, pratikte vergisini ödemeye yanaşmayanlar olduğu gibi, çeşitli ihtilafların da çıkması muhtemeldi. Bu sebeple vergi toplama işi dirayetli ve muktedir kişilerin harcı idi.

Bu özelliklere sahip zümre ise, yukarıda belirttiğimiz kapıkulu mensupları ve sancak beyi mütesellim, kethüda gibi mahalli idarecilerdi. Bunların içerisinde sancak beyleri zenginlik ve otorite bakımından başta geliyordu. Onlar, beylerbeylerinden Rişvanzadeler bölgenin en dirayetli ve nüfuzlu beyleri olmalarına rağmen, Rişvanzade Abdurrahman Paşa'nın halk üzerindeki alacaklannı tahsil edemediği anlaşılmaktadır.

Sonra taşra ümerasının içerisinde en zengin grubu teşkil ediyorlardı. Zenginliğin yolu ise devlet kapısında görev almaktan geçiyordu. Bundan dolayı mukataaları iltizama alabilmek bakımından en avantajlı zümreyi sancak beyleri oluşturuyordu.

Malatya bölgesi mukataalarının, Malatya sancak beyleri olan Rişvanzadelere verilmesinin sebebi de, yukarıda ifade edildiği gibi, sancak beyliği görevinde bulunan Rişvan Aşireti beylerinin hem kendi aşiretine mensup cemaatler hem de ziraatle uğraşan yöre halkı üzerinde otorite sahibi olmaları ve bulundukları görev itibariyle önemli bir zenginliğe ulaşmış olmalarıdır.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI DEVLETİNDE AŞİRET YÖNETİMİ, Rişvan Aşireti Orneği
Yazar: FARUK SÖYLEMEZ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: RİŞVAN MUKATAALARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 19:04

Osmanlı Devleti'nde mukataalar iki kısma ayrılıyordu. Birincisi, seneden seneye iltizama verilen ve "mukataat-ı miriyye" denilen mukataalardı. ikicisi ise, "malikane" olarak kayd-ı hayat şartıyla verilen mukataalardı.

Mukataalar, bir şahsın uhdesine verildiği gibi birkaç kişiye ortaklık (ber-vech-i iştirak) yoluyla da verilebilmekte idi. Mültezimler, uhdesine aldıkları herhangi bir mukataayı tekrar iltizam yoluyla bir veya birkaç şahsa verip işletebiliyorlardı. Hısn-ı Mansur kazasındaki Rişvan mukataasının Rumi 1157 (M. 1744) yılındaki iltizamı bunun en açık örneğini oluşturur. Söz konusu mukataanm, Rumi 1157 yılı Mart ayı başından Şubat ayı sonuna (M. 12 Mart 1744 tarihinden 11 Mart 1745 tarihine) kadar bir
yıllık süre için veziriazam Hasan Paşa, Reisülküttap Mehmet Ragıp, Divan-ı Hümayun çavuşbaşısı Yeke Ali, Başbakikulu Ali ve Kıbrıs Muhasılı Hüseyin ortak olarak tasarruf etme hakkını almışlardı. Bunlar da tasarruflarında olan bu mukataayı Abdi ve Mehmet adında iki şahsa iltizama vermişlerdir." Bir yıllığına verilen mukataalar bir yıl tamam olduktan sonra tasarruf sahipleri değişebilmekte veya aynı şahıslar yeniden takdir edilen iltizam bedeli üzerinden mukataayı tasarruf etmeye devam edebilmekteydiler. Yukarıda zikredilen Rişvan mukataası, Rumi 1157 şubat sonu (M. 11 Marat 1745) itibariyle bir yıllık süre dolduğunda, Rumi 1158 yılı Mart ayı başından Şubat ayı sonuna (M. 12 Mart 1745'ten 11 Mart 1746 tarihine) kadar yine bir yıllık bir süre için bu defa, veziriazam Hasan Paşa, Vezir Mehmet Paşa, Divan-ı Hümayun çavuşlarından Yeke Ali, başbakikulu Ali ve muhasıl Tekin Hüseyin ortak olarak tasarruf hakkını almışlardı.114 Görüldüğü üzere 1157 (M. 1744) yılındaki ortakların bir kısmı 1158 (M. 1745) yılı tasarruf ortaklığında yer almamış, onların yerini başkaları almıştır.

Mukataaların bir kişi tarafından da tasarruf edilebildiği ve mukataayı deruhte eden kişi, bir başkasına belli bir bedel karşılığında tekrar iltizama verdiği de görülmektedir. Mesela, Hısn-ı Mansur Damga mukataası 1762 yılında Divan-ı Hümayun hocalarından Beylikçi El-hac Mehmed Kudsi'ye padişah beratıyla verilmiş, o da 130 kuruş karşılığında Hısn-ı Mansur müftüsü Seyyid Mehmed'e iltizama vermiştir.

İltizama verilen mukataaların yıllık bedelleri hazineye gönderildiği gibi, bazen bu gelirin bir bölümünün, mukataanm bulunduğu mahalde aylık bağlanan şahıslara da aktarıldığı görülmektedir.

Mesela, 8 Mart 1726 (4 Recep 1138) tarihinde Malatya voyvodası Ömer Bey'e gönderilen bir fermanda:

Darende kazasında hizmet eden Şeyh Seyyid Abdurrahim Abdullah ile Şeyh Abdurrahman Erzincani'ye hizmetleri karşılığında yevmi dörder akçe olmak üzere toplam 8 akçenin Malatya Voyvodalığı mukataası malından ödenmesi emrediliyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Rişvan Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir