Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Rişvan Aşireti'nin Diğer Aşiretlerle İlişkileri

Burada Rişvan Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Rişvan Aşireti'nin Diğer Aşiretlerle İlişkileri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 18:40

Rişvan Aşireti'nin Diğer Aşiretlerle İlişkileri

Osmanlı Devleti kurulduğunda dört yüz çadırlık bir aşiret iken yerleşik hayata geçtiğinde bu küçük aşiret zamanla beyliğe, beylikten devlete yükseldi. Osmanlı Aşireti, devletleştiği dönemden itibaren Anadolu'nun dışından gerek doğudan gerekse güneyden Anadolu'ya akın eden Türk boy ve aşiretlerine kucak açmış ve onlara yer yurt vermişti. Bir taraftan da bünyesine aldığı bu aşiret ve boylan iskan etmeye başlamıştı. Türk aşiretleri iskan edilseler bile konargöçer bir tarzda yaşamaya devam ederek, yazın yaylalara kışın ise iskan edildikleri kışlaklarına dönerlerdi. Yaylak-kışlak arası yarı göçebe (semi-nomad) bir yaşantı aslında tarih boyunca bütün Türk aşiretlerinin hayat tarzı olmuştur.

İşte bir Türk aşireti olan Rişvan'ın da böyle bir yaylak-kışlak hayatı vardı. Gerek yazın yaylalarda bulundukları dönemlerde, gerekse kışlaklarda ikamet ettikleri zamanlarda birçok aşiretle birbirine komşu olmaları nedeniyle aralarında çeşitli ilişkiler yaşanmıştır. Bunları arşiv belgelerine yansıyan örneklerle ortaya konmaya çalışılacaktır.

Aşiretler arasında meydana gelen anlaşmazlık ve çatışmaların genelde yaylak-kışlak davalarından kaynaklandığı görülmektedir. Mesela, Rişvan Aşiret'inden Okçuyanlı ve Hacebanlı cemaatleriyle Türkanlı Aşireti'nin birlikte Kırşehir yöresinde kışladığı Boynuinceli Aşireti arasında bu yüzden anlaşmazlık ve şikayetlerin olduğu görülmektedir. Boynuinceli Aşireti ileri gelenleri 23 Nisan 1841 tarihinde Kırşehir kadısına gelerek Rişvan Aşireti'nden Okçuyanlı ve Hacebanlı cemaatleriyle Türkanlı Aşireti'nin, Kırşehir bölgesinin kendilerinin kışlakları olduğunu söyleyerek, burada altı ay kaldıklarını, Boynuin-celi Aşireti'ne ait hayvanları ve yiyecekleri ellerinden alarak kendilerini ekmeğe muhtaç hale getirdiklerini ifade etmişlerdir. Ayrıca, Boynuinceli halkı develerini yükleyip Akpmar'a doğru giderken bu aşiret eşkıyalarından 20 kişi gelerek develerini ellerinden aldılar. Bunun üzerine Boynuinceliler de yanlarında meskün Dumanlı Aşireti (Cemaati)'ne haber verip her iki aşiretten beş-on kadar atlı gidip develeri kurtarmak istediklerinde aralarında çatışma çıktı. Bu çatışmada Dumanlı Aşireti'nden Kör Ali kurşunlanarak öldürüldü. Yine Boynuinceli Aşireti'nden Karacakürd Maksudlu Mahallesi'ndeki deve ağıllarını, Başköy'de ve aşiretlerine ait diğer köylerde bulunan evleri yağmaladıklarını belirttiler. Buradaki asıl anlaşmazlık konusu kışlak mahallerinin paylaşılamamasıdır. Yoksa aşiretlerin toptan eşkıyalık yapıp başka bir aşiretin hayvanlarını almaları pek rastlanılan bir husus değildir.
Aşiretlerinin kendi içindeki eşkıya takımından bazı kimselerin başka bir aşiretin fertlerine zarar verdikleri de görülmektedir. Mesela, Türkmen taifesinden Coştu Kara Alioğlu Yusuf Bey, Varlıkoğlu Zülgaffaroğlu Ebubekir, Gönül Osman Kethüda, Mehmetoğlu Haydar, Kaplanoğlu Ali, Kulaoğlu Mor Ahmet, Nasıroğlu ve Kara Musa adlarındaki kişiler birleşerek 1742 yılında, Rişvan Aşireti'nin Bektaşlı Cemaati'nden Kara Halil, Maraş yakınlarında koyunlarını güderken haksız yere üzerine saldırıp 350 koyununu, 500 kuruşluk yün ve peynirlerini yağmaladılar.

Hısn-ı Mansur çevresinde bulunan Rişvan Taifesi'ne bağlı Mahyanlı Oymağı'ndan Şeyh Mehmetoğlu Ebubekir 1737 yılında 40-50 yaya ve atlı adamlarıyla Reşi Aşireti'nden Karaborca köyü halkının evlerini basıp sahip oldukları mallarını yağmalayarak iki adamlarını da tutsak ederek beraberlerinde götürdüler.

Reyhanlı Aşireti'nden Mürseloğlu Haydar'ın amcazadesi Kör Fakıoğlu, ve küçük oğlu Ali, Halil, Ömer ile aşiret kethüdası Hacıbektaşoğlu Ömer, Hasanoğlu Ahmet, Gedik Haliloğlu Bekir, Karaca, Pir Velioğlu, Kara Hasanoğlu, Sarıkoğlu Ali, Kabakulaksızoğlu Ali Demircioğlu; Delikanlı Aşireti'nden Ali, Çelikanlı Aşireti'nden Moroğlu Mustafa; Kılıçlı kethüdası ve Elbistan'ın Yapalağı Kebir köyü sakinlerinden Asıf ve Seyfi adlı şahıslar, Maraş'a tabi Akçakoyunlu Aşireti'nden Ömer Kadıoğlu Hacı İsa, Süleyman Veli, Murtaza, Hacı İsa, ve Osman adlı şahıslar aileleri ile birlikte 1817 yılında Elbistan yaylasında bulunan aşiretlerine katılmak üzere yaylaya vardıklarında, üzerlerine saldırarak, büyük miktarda hayvan, mal, para ve eşyalarını yağmalayıp ailelerinin üzerindeki elbiselerini dahi soyup, iki küçük çocuklarını öldürerek bir çocuklarım da yanlarında alıkoydular. Durumdan haberdar olan Maraş valisi Kalender Paşa gasp edilen malların tahsili için Tüfekçibaşı'sını görevlendirdi. Gasp edilen mal, para ve hayvanlar eşkıyadan tahsil edilmiş, bunlardan 17 deve ve 2500 koyun sahiplerine verilmek üzere Mürseloğlu Haydar'a teslim edilmişti. Ancak, geri kalan eşya ve hayvanların Maraş Kadılığında kaldığı ifade edilmekteydi. Bu konuda Ömer Kadıoğlu Hacı İsa ile Süleyman Veli saltanata sundukları arzda, kendilerinden gasp edilen bütün mal, eşya, hayvan ve paranın tamamının verilmesini talep ediyorlardı. Maraş valisine gönderilen fermanda, şayet iddia edildiği gibi söz konusu eşya, hayvan ve paralar gasp edenlerden alınmış ve valilikte el konulmuşsa derhal sahiplerine iade edilmesi, yok eğer gasıplardan tahsil edilmemişse, tayin edilen mübaşir ve mahkeme marifetiyle derhal tahsil edilip sahiplerine iadesi isteniyordu.

Gasp edilen mal, eşya ve paraların nerede olduğu konusunda 1818 yılı Şubat ayı başlarında bir mübaşir tayin edilerek bir fermanla Maraş'a gönderildi. Mübaşir Maraş'a vardığında olayla ilgisi olanlar çağrılarak huzurlarında ferman okundu. Müddeilerden Hacı İsa ve Osman tarafından tahsil edilen malların mevcut olduğunu ve sahiplerine iade edileceğini belirttiler. Ancak, helak olan iki çocuğun kan bedeli ve tahsil edilemeyen mallarını Reyhanlılardan talep ettiklerinde, Reyhanlılar, çocuklardan birinin hala hayatta olduğunu, diğerinin ise kendi eceliyle öldüğünü ifade ettiler. Gasp edilen mal, eşya ve paraların tamamının ise daha evvel görevlendirilen Tüfekçibaşı'ya verildiğini ileri sürdüler. Akçakoyunlu Aşireti mensupları ise 250.000 kuruşluk mallarının gasp edildiğini, tamamı iade edilmedikçe davalarından vazgeçmeyeceklerini söylüyorlardı. Mesele bir türlü açıklığa kavuşmuyordu. Bunun üzerine, Ağustos başları 1820'de Maraş valisi ve kadılarına, konunun çözüme bağlanması için bir başka ferman gönderildi.

Söz konusu fermanda:

Şayet kalan eşya, mal ve para gasp edenlerden tahsil edilmiş ve vali tarafından alıkonulmuşsa derhal sahiplerine iade edilmesi, yok eğer gasıplardan alınmamışsa konunun araştırılarak gasp edenlerden tahsil edilmesi isteniyordu.

Darende civarında sakin Atmalı ve Dumanlı aşiretleri ahalisinden Hasan, Yusuf, Bekir, Mehmet, Süleyman, Kurt ve diğer Süleyman yaklaşık 1841 yılı sonlarında mezkür kazaya tabi Müncelik karyesinden kira karşılığı yükledikleri zahireyi Burun nam mevkiye götürürlerken, Karadürün adlı yere geldiklerinde, Atmalı ve Dumanlı aşiretleri arasında bulunan Afşar Aşireti'nden Sarı Velioğlu ve Deli Sülük adlı şahıslar 20 kadar yandaşlarıyla önlerine çıkıp, ellerinde bulunan mal ve eşyalarının tamamını aldıkları gibi, iki katır ve atları ile 30 öküzlerini gasp ettiler. Bu esnada adı geçen şahısları da yaralamışlardı. Söz konusu eşkıyanın Maraş sancağı dahilinde dolaştıkları, bu nedenle bunların yakalanarak mahkeme edilmeleri, gasp ettikleri mal ve eşyaların kendilerinden alınarak sahiplerine iade edilmesi ve bundan böyle bu tür kanunsuz hareketlere kalkışmamaları konusunda uyarılmaları saltanat makamı tarafından Maraş valisine bildirildi.

Aşiretler arasında kavgalar sürekli ön plana çıkarılsa da aralarındaki dayanışmaya da rastlanmaktadır. Bu dayanışmaya büyük bir aşiretin daha küçük bir aşirete sahiplenmesi ya da bir başka aşiretten kendisine sığınan kişileri koruma veya onları gizleme şeklinde ortaya çıkmaktadır. Mesela, 1765 yılında Rakka iskanı reayasından Barak, Karaşeyhli ve Hacebanlı cemaatleri, iskandan kaçıp Rişvan Aşireti'ne sığındılar. Rişvan da bu cemaatleri içinde barındırarak sahip çıkmıştır. Ancak söz konusu cemaatlerin rahat durmadıkları görülmektedir. Yaylağa gittiklerinde, Kangal Tonos, ve Hafik-ili nahiyeleriyle, Sivas-ili ve Yıldız-ili kazalarının köyleri halkına çeşitli eziyetlerde bulunmaktaydılar.

Aşiretler arası dayanışmaya bir başka örnek de şöyledir:

Karaman valisi Seyyid Ali Paşa'nın, saltanata gönderdiği 21 Mayıs 1815 (11 Cemaziyelahir 1230) tarihli arizasında, itaat altına alınmaya çalışılan Bendeganlı Aşireti asilerinin Rişvan, Mendollu ve Hacebanlı aşiretleri tarafından korunduğunu ifade etmiştir. Yine adı geçen aşiretlerin Türkanlı Aşireti asilerine sahip çıktığını ve onlarla ittifak halinde bulundukları tespit edilmiş, bunun üzerine Rişvanlı, Mendollu ve Hacebanlı aşiretleri yardım ve ittifaktan sakınmaları yönünde uyarılmalarına rağmen, "Bizim ittifaktan ayrılmamız söz konusu değildir, eğer ayrılırsak yok oluruz" şeklinde cevap vermişlerdir.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI DEVLETİNDE AŞİRET YÖNETİMİ, Rişvan Aşireti Orneği
Yazar: FARUK SÖYLEMEZ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Rişvan Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir