Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Rişvan Aşireti'nin Yerleşik Halkla İlişkileri

Burada Rişvan Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Rişvan Aşireti'nin Yerleşik Halkla İlişkileri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 18:36

Rişvan Aşireti'nin Yerleşik Halkla İlişkileri

Osmanlı Devleti bünyesinde bulunan konargöçer aşiretlerin yaşantılarına genel olarak baktığımızda, konargöçerlerin yerleşik halkla olan sorunları önemli bir yer tutmaktaydı. Özellikle de yaylak-kışlakları arasında gidiş-gelişleri esnasında aşiretlerin zi-raatle uğraşan halkın ekinlerine verdikleri zararlar sebebiyle yerleşiklerle konargöçer Türkmenler arasında sürekli çatışmalar meydana gelmiş ve bu durum devleti bir hayli uğraştırmıştır. Aslında aşiretlerin yaylak-kışlak arasında gidiş gelişlerinde amaçlan yerleşik halkın ekinlerine zarar vermek değildi. Sürülerini yaylaya götürmek ve kışlaklarına salimen dönmekti. Hatta halka zarar vermemek için dar yollardan meşakkatli yolculuklar yaptıkları görülmektedir.1" Elbette bütün Türk aşiretlerinin bu konudaki durumlarını araştırmamızın bu bölümünde ele almamız mümkün değildir. Ancak konumuz olan Rişvan konargö-çerlerinin durumlarını belgelerin elverdiği ölçüde ele almaya ça-lışacağız. Bu arada zaman zaman Rişvan Aşireti'ne mensup kişilerin diğer Türkmen aşiretlerine mensup bir kısım şahıslarla birlikte katıldıkları olaylar da aktarılmaya çalışılacaktır.

Rişvan Aşireti'nin XVI. yüzyıl başlarında Malatya sancağına bağlı Kahta kazasında konargöçer bir hayat sürdüklerini yukarıda belirtmiştik. Ancak zaman ilerledikçe aşiretin büyümesi sonucu bulundukları bölgedeki otlakların yeterli gelmemesi sebebiyle Zülkadriye eyaletinin de sınırları dışına çıkarak genellikle, Sivas sancağı toprağı olan ve Malatya, Maraş Kayseri ve Sivas'ın ortak sınırı olan Uzunyayla'ya yönelmişlerdir. XIX. yüzyıla gelindiğinde, Aşiret'in buralardan da batı ve Kuzey batı yönünde ilerleyerek Kırşehir, Konya, Ankara Yozgat gibi Orta Anadolu bölgesinin hemen hemen tamamına yayıldıkları görülmektedir. Tabi ki Rişvan Aşireti'nin bu kadar yayılmasında, Osmanlı Devleti'nin iskan politikasının da rolü büyüktür ve bu politikanın da bir gereğiydi.
Rişvan Aşireti'nin bütün bu bölgelerdeki halkla olan ilişkileri, değişik örneklerle açıklanmaya çalışılacaktır. Tabiatıyla, belgelere aşiretlerle ilgili yapılan şikayetler yansıdığı için çoğunlukla aşiret mensuplarının yaptıkları olumsuz davranışlar söz konusudur. Bundan hareketle aşiretlerin topyekün ve her zaman eşkıyalık yaptıkları sonucuna varılmamalıdır.

Malatya kazasının Kahta nahiyesine tabi Terbal köyünde sakin Rişvan Aşireti'nin Halikanlı Cemaati'nden Mir Mehmet, Nazır Hüseyin ve arkadaşları meclisi şer'a varıp, kendi cemaatlerinden Kartaloğlu Mirza kardeşi Osman ve birtakım arkadaşlarıyla 1718 yılında mezkür köyde bulunan evlerini ateşe vererek, çevrede bulunan bağ ve bahçelerdeki meyve ağaçlarını kestiklerini, Mir Mehmet'i yaraladıkları, Ahmetoğlu Kalender'i katlettiklerini, yaylaklarında bulunan bir miktar öküz ve koyunlarını gasp ettiklerini ifade ettiler. Yine mezkür şahısların Terbal köyünde yılda 200 kuruş geliri olan iki adet değirmenlerinin su arklarını bozup, ark kenarında bulunan bin kadar ko-vanlarını parçaladıklarını belirtmişlerdir.

Rişvan Aşireti'nden Bektaşlı Oymağı, Kılıçlı Aşireti ile Kilis ekradından Okçu İzzeddinli Aşireti ve Tacirli Aşireti'nden üç yüz kadar yaya ve atlı eşkıya 1731 yılında Antep çevresinde dolaşarak, yolcuları soymaktaydılar. Memlekette asayişin korunması, halkın mal ve can güvenliğinin sağlanması için suçluların cezalandırılmaları ve gasp ettikleri malların tahsil edilmesi gerekiyordu. Ayrıca, bunların aileleri ile beraber Kıbrıs'a sürülmeleri için Halep valisi Mehmet Paşa görevlendirildi.

XVIII. yüzyılın ilk yarısında konargöçer Rişvan Aşireti'nin bir kolunun Malatya sancağı Darende kazası civarında konup göçtükleri görülmektedir. Darende kazası yakınında bulunan Rişvanlılardan Ferhatoğlu İbrahim, Molla Hasanoğlu Hüseyin, Şeyh Yusufoğlu Mehmet, Kör Ferhat, Sarı Ferhat ve Mustafa adındaki eşkıya, oymaklarıyla beraber Darende kazasına bağlı köylerin etrafında 1738 yılında konup buğday, arpa ve diğer mahsullerden diledikleri kadarını sahiplerinden zorla aldıklarından başka, Darende halkı dahi bunların şerlerinden korkup kaza dışına çıkamıyordu.

Hısn-ı Mansur kazasında bulunan Rişvan Aşireti'nin Hace-banlı Cemaati'nden Virek El-hac Hüseyin, Nameci Yakupoğlu İbrahim, Zeliha'nın oğlu Ebubekir, Muskanlı, Cudikanlı Taciroğlu İbrahim, Halil, Aşiroğlu ve oğlu Yusuf, Halikanlı Cemaati'nden Hamzaoğlu Ahmet ve oğullan ile Koyunlu Hüseyin adındaki şahıslar, aşiretleri halkıyla birleşip 1751 yılında Darende kazasına tabi Aşudi köyünde bulunan Dergah-ı Ali kapıcıba-şılarından Darendeli Mehmet'in çiftliğine gelip, kanun ve nizamlara aykırı olarak 186 kile buğday, 55 kile arpa, 180 yük saman, 12 adet çift demiri, 5 adet kilim, 3 adet yorgan, 6 adet sahan, 4 kazan ve 40 kuruş değerinde vesair eşyalarını gasp etmişlerdi.

Gasp edilen mal ve eşyaların bedeli, kadı tarafından şu şekilde tespit edilmiştir: Buğdayın kilesi ikişer buçuk kuruştan 465 kuruş, arpanın kilesi birer buçuk kunıştan 82,5 kuruş, samanın yükü yirmi beş paradan 96 kuruş, diğer eşyalanna da tahminen 40 kuruş bedel tayin edilip, toplam 683,5 kuruş değerinde malın gasp edildiği ve bu miktarın gasıplardan tahsil edilmesi istenmiştir.

Rişvan Aşireti ile Antep'in Keret köyü halkı arasında 1756 yılında çıkan kavgada, aşiretin Celikanlı Oymağı'ndan Ahmetoğlu Mustafa'nın öldürülmesi üzerine oğullarından Halil ve diğer kardeşleri ile Keret köyünden on iki kişi arasında yapılan mahkemede: Halil ve kardeşlerine, babalarının diyeti olarak, 600 kuruş, bir at, iki gümüş kılıç, 14 tüfek, 3 piştov, 3 merkep, 8 öküz, bir adet mor çuka kaplı kürk, bir çuka biniş, 10 top Şam alacası, 10 adet sarık, 10 çift çizme, 5 top ham bez, 3 yeni gömlek verilmesi üzerine davadan vazgeçildi. Böylece aralarında barış sağlanmış oldu.

Besni ve Hısn-ı Mansur'da kışlayan Rişvan Aşireti mensupları 1756 yılından itibaren Sivas'ın Divriği kazasındaki yaylalara gidiyorlardı. Gerek yaylak-kışlak arası gidiş-gelişlerinde gerekse yaylakta bulundukları bahar ve yaz aylarında, kapısız levendat eşkıyasıyla birlik olup, Divriği ve Sivas ile civar kazaların halkına ve yolculara çeşitli zararlar verip, mallarını yağmalıyorlardı. Yerleşik halk bunların taşkınlık ve saldırılarından bıkarak çift-çubuğunu terk ediyordu. Bu yüzden, birçok mukataa ve tımar köyleri harap olmuştu. Bunun üzerine, durumu soruşturmak üzere bir mübaşir tayin edildi. Mübaşir, Sivas'a varıp bunların davalarını görüşmeye başlamak istediğinde, aşiret eşkıyasının Besni ve Hısn-ı Mansur'da bulunmaları nedeniyle Sivas'ta mahkeme edilemeyecekleri anlaşıldı. Bunun üzerine mübaşir, söz konusu davayı görmek üzere davacı yüz elli kişi ile birlikte Besni'ye gitti. Besni'ye vardıklarında, Besni voyvodası Rişvanzade'nin de yardımıyla davalılar adına Dalyanlı Kör Ali ve boy beyi Hasan adlı şahıslar mahkemeye getirildiler. Mahkeme sonunda, aralarında barışın sağlanması amacıyla Rişvan Aşireti mensupları davacılara 800 kuruşluk eşya ve hayvan vererek anlaştılar. Ancak, bahar gelip Divriği'ye yaylaya gittiklerinde, ödedikleri bu parayı buraya tabi köylerde yaşayan halktan isteyerek, çeşitli taşkınlıklarda bulunmaya devam ettikleri anlaşılmaktadır.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI DEVLETİNDE AŞİRET YÖNETİMİ, Rişvan Aşireti Orneği
Yazar: FARUK SÖYLEMEZ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Rişvan Aşireti'nin Yerleşik Halkla İlişkileri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 18:38

Aslında konargöçer aşiretlerle ilgili buna benzer birçok şikayet ve iddiaların olduğu ve genellikle aşiretler bilerek veya bilmeyerek ekinlere zarar verdikleri bilinen bir gerçek olmakla birlikte, köylüler tarafından isnat edilen diğer suçların çoğunun asılsız ve mesnetsiz olduğu görülmektedir. Yerleşik halk, ekinlerini korumak için bu konargöçer zümrelere ağır suçlar isnat etmek suretiyle, devletin bunları köyleri yakınlarından uzaklaştırmasını sağlamak amacını güttükleri anlaşılmaktadır. Bu nedenle, yerleşik halkın veya kendi çıkarlarını düşünen birtakım yerel yöneticilerin iddia ve isnatlarına bakarak, konargöçer Türkmen aşiretlerini yargılamak bizi yanlış sonuçlara götürebilmektedir.

Malatya sancağındaki yaylak ve kışlaklarını bırakarak Divriği'ye gelip, buralarda yaylayıp kışlayan bazı Rişvan cemaatlerinin bu yöredeki yerleşik halka ve ekinlerine zarar verdikleri iddia ediliyordu. Aşiret'in Dalyanlı ve Ömeranlı cemaatleri, kendi yaylaklarına gitmeyerek Divriği arazisine ve otlaklarına konuyorlardı. Divriği halkı konar-göçerlerin kendi otlak ve ekinlerini yaymasından rahatsız oluyorlardı. Bunların Divriği çevresine gelmelerini engellemek için çeşitli isnatlarda bulunmaktaydılar. Bu konuda merkeze yapılan şikayetler araştırılmış ancak, adı geçen aşiret mensupları ile köylüler kadı huzurunda yüzleştirildiğinde, aşiretlere isnat edilen suçlar sabit görülmediğinden, aşiret mensuplarıyla köylüler barıştırılmıştır.

Yukarıdaki olayın bir benzeri 1777 yılında Sivas'ta meydana gelmiştir. Rişvan Aşireti'nden Mendollu ve Çelikanlı cemaatleri ile Kılıçlı Aşireti; Baraklı, Karaşeyhli, Beydili ve Milli aşiretlerine uyarak kendi yaylaklarına gitmeyip, Sivas-ili yaylaklarına kondukları, dönüşlerinde ise, Alacahan, Arguvan, Divriği ve Sivas-ili köylerini yağmaladıkları, Hargün Memlehası (Tuzlası) ve öteki tuzlaları bastıkları, binlerce kile tuz gasp ettikten sonra, adam öldürme ve yaralama gibi suçlan işledikleri, mukataa ve dirlik sahiplerine zarar verdikleri tespit edildi. Bu nedenle, söz konusu aşiretler ıslah edilmediklerinden taşkınlıklarının gittikçe artmakta olduğu, tedbir alınmazsa, bölgede canlıdan eser kalmayacağı191 şeklinde son derece abartılı şikayetler de yerleşik halkın aşiretleri çevrelerinden uzaklaştırmak için baş-vurdukları yollardan birisi olarak gözükmektedir. Bu konuda son bir örnek de yine Rişvan Aşireti'nin Mendollu, Çelikanlı ve Divriği halkının iddilarına göre; Dalyanlı Alibeyoğlu Kör Ali Rümiyanlı, Mendollu ve Keleçorlu ekradıyla birlikte geçtiği yerleri yağmalıyorlardı. Kapısız leventlerle birlikte yol kesme, adam öldürme, mal yağmalama eylemlerini sürdürmeye devam ediyorlardı.

Beş köyü basarak yakaladıkları adamları aşiretleri içine götürerek:

"Şu kadar para mukabili bırakırız" diye adam başına yüz-yüz elli kuruş talep ettiler. Söz konusu eşkıya, çalarak kendi sürülerine kattıkları hayvanları sahipleri tespit edip tanıdığında ise:

"Biz bunları kapısız levendattan aldık" diyorlardı. Bu eşkıya yüzünden, Divriği ve çevre köylerdeki halk ziraatı bırakarak, çoluk çocuğu ile dağlara sığınıyordu. Köyler acınacak haldeydi. Bunlar Rakka'ya iskan edilmedikçe, zulmün önü alınmaz denilmekteydi.

Ömeranlı cemaatlerinin Alacahan'da yaylaya gitmeleri ile ilgilidir. İddiaya göre adı geçen oymaklar, sürülerini Alacahan Yay-lası'na götürdükleri için Alacahan Derbendi'nin düzenini bozmaya sebep olmakta idiler. Bu cemaatler yüzünden derbentçi halk Yozgat'a göçmüş ve Bağdat yolu tehlikeye girmişti. Bilindiği üzere, Osmanlı Devleti'nde yol güvenliğini sağlayan derbentlerin işleyişinin bozulması, yolcuların emniyetini tehlikeye düşürüyordu. Devlet görevlilerinin ve ticaret kervanlarının kullandığı bu yolun güvenliğinin bozulması devletin hassas olduğu bir konu olduğundan, yerleşik halkın bu meseleyi öne sürerek adı geçen oymakları bu bölgeden uzaklaştırmak istedikleri anlaşılmaktadır. Nitekim çevre halkının şikayetleri dikkate alınmış ve 1781'de Bağdat ve Sivas valilerine hükümler yazılarak, bu cemaatlerin iskanlarının gerçekleştirilmeleri istenmiştir.

1784'te Sivas'ta kapısız leventler, Zorkun Tuzlası'na baskınlar düzenlemişlerdir. Söz konusu Tuzla'yı malikane suretinde tasarruf eden Divriği sakinlerinden Karamahmutzade Mustafa'nın oğullarını tutuklayıp, Sivas tarafına götürerek, 3000 kuruş mallarını gasp etmişlerdi. Adı geçen levendat eşkıyasından Çırağoğlu denen bölük başı 150 nefer süvari ile 1784 senesinde yine söz konusu Tuzla'da bulunan Mustafa'yı, bir oğlunu ve bir adamını katledip, iki adamını da yaralayarak mallarını yağmalamıştı. Levendat eşkıyasını cesaretlendirenin ise, Rişvan Aşireti'nden Dalyanlı Ali Bey olduğu iddia edilmekteydi.
Bozok sancağına tabi Gedikcik kazası ileri gelenleri kaza naibi Mehmet Müsli'ye gelip Rişvan ve Türkanlı aşiretlerini şikayet ettiler.

Kaza naibinin 23 Muharrem 1237/20 Ekim 1821 tarihli yazısında:

Bozok Kırşehir, Ankara ve Haymana kazalarında kışın meskün olan Rişvan, Türkanlı ve Hacebanlı konargöçerleri baharda yaylalarına giderlerken, köylere yakın yerlerde çadır kurduklarını, köylülerin ekinlerini yaydıklarını; bu aşiretlere mensup birtakım eşkıyanın köylünün at, davar vesair hayvanlarını zorla aldıklarını; gizli ve açıktan evlere girip halkın eşyalarını yağmaladıklarını, adam öldürme ve ırza tasallut gibi hareketlerde bulundukları, yolculara saldırdıkları, mezkür sancakların ileri gelenleri tarafından kendisine bildirildiğini ifade ediyordu. Bu sebeple/köy sakinlerinin, bir köyden diğer bir köye gidemez olduklarını ve tarlalarına gidip ekinleriyle uğraşmaya cesaret edememeleri yüzünden perişan olduklarını ifade etmişlerdir. Adı geçen aşiretlerin güz mevsiminde aynı şekilde köylerine yakın yerlerden geçtikleri ve üçer beşer saat mesafede konup-göçerek her konakta, beşer onar gün kaldıklarını ve yaylakları ile kışlaklarının arası 150 saat mesafe olduğundan, bu süre zarfında yerleşik halka bir hayli zararları dokundukları ifade edilmiştir. Bunların yüzünden, bir kısım köy halkının yerlerini terk ederek, başka köylere göçtükleri belirtiliyordu. Bundan dolayı, söz konusu aşiretlerin nizam altına alınmaları talep ediliyordu.

Rişvan, Türkanlı ve Hacebanlı aşiretleri ile ilgili olarak Orta Anadolu'da bulunan birçok sancak ve kazaların kadı ve naiplerinin kendi kazaları ayan, eşraf ve halkının şikayetlerini ihtiva eden arizalar sundukları görülmektedir.197 Bu dilekçelerin, aşiretlerin yaylak ve kışlaklarına gidiş gelişlerinde ziraatle uğraşan halkın ekinlerine zarar verdikleri temel noktasında birleştikleri görülür. Ancak, bütün bu şikayetlerde dikkati çeken husus, yaklaşık aynı tarihlerde fakat, farklı sancak ve kazalarda meskün ahalinin aynı aşiretlerden aynı konularda şikayetçi olmalarıdır. Üstelik, kaza naiplerine şikayet konusu yaptıkları hu-susların aynı kalemden çıkmış gibi neredeyse kelime kelime birbirinin aynısı olduğu da dikkatlerden kaçmamaktadır.

Yeni-il kadısının merkeze gönderdiği 22 Ekim 1821 (25 Muharrem 1237) tarihli bir arizasında: Bozok, Kırşehir, Ankara ve Haymana kazalarında meskün olan Rişvan, Türkanlı ve Hacebanlı aşiretlerinin benzeri eşkıyalıklarından şikayet ediliyordu.
Kayseri şehrinin ayan ve eşrafı vesair ileri gelenleri, Rişvan ve Afşar aşiretlerinin yurtlarının şehirlerine yakınlarında olması hasebiyle, yaylak ve kışlaklarına gidip gelirlerken kasaba ve köy halkının ekinlerini yaydıkları ve bu yolla fakir halka zarar verdiklerini belirtiyorlardı. Aynı zamanda bu kabilelerin oradan geçen yolcu ve tüccarlara da saldırdıklarını ifade etmişlerdir. Bunların derhal itaat altına alınmaları istenmiş, bu konuda Kayseri ve Bozok sancakları mutasarrıflarına birer dilekçe yazıldığı, Kayseri naibinin 9 Kasım 1821 (13 Safer 1237) tarihli yazısından anlaşılmaktadır.

Osmanlı topraklarında ve hatta dünyanın birçok yerinde konargöçer aşiretlerin ziraatle uğraşan yerleşik halkın ekinlerine bilerek veya bilmeyerek, özellikle göç mevsimlerinde zarar verdikleri bilinmektedir.199 Ancak, burada sayılan ve genel cümlelerle geçiştirilip, herhangi somut bir örneğe dayanmayan adam öldürme ve ırza tasallut gibi hususların abartılı olduğu ve devletin bu aşiretleri iskan etmesini, böylece ekinlerinin zarar görmesini önlemek maksadıyla söz konusu aşiretlere bu tür suçlamalarda bulunduklarını tahmin etmek zor değildir. Zira, zaman zaman aşiret eşkıyalarının adam öldürme ve ırza tasallut gibi kanunsuz davranışlarda bulundukları bazı arşiv belgelerinde geçmektedir. Ancak, bu olaylar yer, zaman ve isim verilerek ayrıntılı bir şekilde anlatıldığı halde, burada genel ifadeler kullanıldığı görülmektedir.

Konargöçerlerin bulundukları yerlerde yerleşik halkın ekinlerini yaymaları her devirde vuku bulmuştur. Zaten, yerleşik halkın konargöçerlere iyi gözle bakmamasının temel nedenlerinden biri de, yegane geçim kaynağı olan mahsullerini hayvanlarına yedirmeleridir. Mesela, Besni kazasında sakin Çakallı Aşireti'nden Yusuf, Hasan, Hacı Osman ve Başo adlı şahıslar hayvanlarına sahip olmayıp, Ahmet, Abdullah, Hacı Ahmet, Şerif ve Ebubekir adlı şahısların mezkür kazaya tabi Büyük Perveli, Küçük Perveli, Tilbeyas ve Boyuncabir köylerinde iştirak yoluyla tasarruf ettikleri bağ ve bahçelere hayvanlarını salıp, ekinleri hayvanlarına yedirip, çiğnetmek suretiyle büyük zararlar verdikleri tespit edildi.

Durumun zarara uğrayan mezkür şahıslar tarafından Divan-ı Hümayuna şikayet edilmesi üzerine, Divan-ı Hümayun Kaleminden olayın kanuni hükmü sorulduğunda:

"Tereke, bağ ve bahçe arasında hayvanat gezdirmenin caiz olmadığı, bu nedenle mahsul kaldırmcaya kadar hayvan sahiplerinin hayvanlarını salıvermemelerinin tembih olunması, buna rağmen hayvanlar salıverilip zarara neden olurlarsa, telef edilen mahsulün bedeli tazmin ettirilir" cevabı alınmıştı.

Bunun üzerine İstanbul'dan Behisni naibi, müftüsü ve kaza müdürüne hitaben 1863 yılı Mart ayı sonlarında (Evaili Şevval 1279) gönderilen hükümde:

Gerek tereke vesair mezruat arasında davar gezdirmek caiz olmadığından, yukarıda belirtildiği üzere, Yusuf, Hasan, Hacı Osman ve Başo'nun sahip oldukları hayvanlarını muhkem zapt etmeyip, yukarıda adı geçen şahısların bağ ve bahçelerine salıvererek, yedirip çiğnetmek suretiyle verdikleri zarar önceden olmuş ise bir daha tekerrür etmemesi konusunda uyarılmaları, şayet bundan sonra zarar vuku bulursa marifeti şer'le tazmin ettirilmesi isteniyordu.

Osmanlı Devleti, aşiretlerin halka verdikleri huzursuzluklara son vermeleri ve kendi durumlarını düzeltmeleri konusunda zaman zaman uyanlarda bulunuyordu. Devlet'in bu uyarılarına kulak asmayan ve kendilerine çeki düzen vermeyen konar-göçer unsurlara tekrar ancak bu defa tehdit içeren hükümler gönderiliyordu. Mesela, 1821'de Rişvan Aşireti halkına bu tür uyarıların yapıldığı görülmektedir.

Rişvan Aşireti mensuplarından bir kısım şahısların katıldıkları soygun ve gasp olayları her dönemde rastlanan durumlardır. Aslında hırsızlık ve soygun gibi kanunsuz davranışlar sadece bir aşirete has hareketler değildi. Osmanlı Devleti bünyesinde bulunan bütün konargöçer aşiretlerin içinden çıkan ve çoğunlukla işsiz güçüz takımının yaptıkları hareketlerdi. Bu tür gasp olaylarında mallarını gasp ettikleri şahıs kendi yerleşim birimlerinden olduğu gibi, yabancı bir yolcu da olabiliyordu. Bu yüzden bunlar için yağmalayacakları para ve eşyanın kime ait olduğu önemli değildi. Mesela, 1828 yılında Maraş kazasında sakin Çelikanlı Cemaati'ne mensup bir kısım şahıslar, yine aynı kaza sakinlerinden Balazade Ahmet'in 42 baş sığır, 75 baş koyun, 90 baş kara sığır, 2 kısrak ve bir miktar parasını gasp ettiler. Bu olaydan on yıl sonra (1838 senesinde) yine Maraş'ta sakin Çelikanlı Cemaati eşkıyası, Maraş'tan geçmekte olan Diyarbakırlı Kalora nam zımminin 20.000 kuruşluk mal ve eşyasını gasp etti. Durum, Maraş mutasarrıfı tarafından Çelikanlı Aşireti (Cemaati) boy beyi Süleyman Bey'e yazıldı. Süleyman Bey marifetiyle gasp edilen 10.000 kuruşluk eşyası söz konusu eşkıyadan alınarak sahibine teslim edildi ancak, kalan miktar tahsil edilemedi.

Konya müşiri Hacı Ali Paşa'nın sadarete gönderdiği 7 Ocak 1849 (12 Safer 1265) tarihli yazısında:

Rişvan, Türkanlı ve Şehbezenli aşiretlerinden birtakım şahısların eşkıyalık yaptıkları; Aksaray civarındaki halkın hayvanlarını gasp ettikleri, Kozlu köyü muhtarının oğlunun ve yedi sekiz koyun tüccarının önlerine çıkarak üzerlerinde mevcut olan para ve eşyalarını alıp, muhtarın oğlunu da öldüresiye dövdüklerini, Konya Meclisine gelen birkaç ihtiyarın ifadeleri ve Aksaray Meclisinden kendisine gönderilen bir yazıdan anlaşıldığını ifade etmiştir. Gasp edilen malların eşkıyadan geri alınması ve eşkıyanın bu tür taşkınlıklarının önlenmesi talep ediliyordu. Durum Meclis-i Vala-da görüşülmüş, Hacı Ali Paşa'nın dairesi sergerdelerinden Hurşid Ağa 60 kadar süvari ile o bölgede hem gezerek güvenliği sağlamak hem de gasp edilen malları tahsil etmek üzere görevlendirilmişti. Hurşid Ağa, Kulu köyüne geldiğinde, Derbent Ağası208 ve Türkanlı Aşireti beyi ile birlikte durum değerlendirildiğinde eşkıyanın, Rişvan Aşireti'nden oldukları anlaşıldı. Rişvan Aşireti'nden birkaç muhtar aracılığıyla eşkıyadan gasp edilen eşya talep edildiğinde, söz konusu şahıslar eşyanın iadesini reddederek askerlerle çatışmaya girdiler. Çatışmada bir asker yaralandı, eşkıyadan biri de öldürüldü. Askerle daha fazla çatışmayı göze alamayan eşkıya Rişvan Aşireti'nin Ömeranlı Oymağı içerisine karışarak izlerini kaybettirdi. Ömeranlı Oymağı'nın kendisine sığınan bu şahıslara sahip çıkması üzerine eşkıya takibinden vazgeçildi. Zira aşiret içerisinde bulunan söz konusu eşkıyanın üzerine gidilseydi, bütün oymağın çatışmaya katılacağı muhtemel olduğundan son derece vahim sonuçlara yol açabilirdi. Konunun hassasiyeti Konya müşirine bildirildiğinde, her ne kadar o anda eşkıyanın hakkından gelinmek mümkün ise de bunun pek uygun olmayacağı, bu sebeple askerin geri çekilmesi ve münasip zaman ve zeminin beklenmesinin gerektiği askere bildirildi.

Aşiret eşkıyasının Orta Anadolu'daki bazı kaza ve köylerde yaptığı taşkınlıklara bir örnek de Çankırı Meclisinden gönderilen 9 Aralık 1848 (13 Muharrem 1265) tarihli yazıdan anlaşılmaktadır. Birtakım aşiret eşkıyası, Çankırı sancağı halkına musallat olup, ahalinin at ve merkeplerini sürüp götürüyor, Çankırı pazarına giden halkı yollarda soyup eşyalarını gasp ediyorlardı. Yine 15-20 atlı eşkıya üç kol olarak, bir kolu Çerkeş Caddesi (yolu)'nde, bir kolu da Toba Caddesi'nde gezerek yolcu ve tüccarları soyarken, üçüncü kolu da Çankırı köylerinde gezerek bulabildikleri hayvanları sürüp, halkın elindeki eşyaları gasp ediyorlardı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Rişvan Aşireti'nin Yerleşik Halkla İlişkileri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 18:39

Konar-göçerlerin yerleşik halkın ekinlerini yayma ve kendilerine yaptıkları çeşitli baskılar yüzünden, köylülerin topraklarını ekmeyerek boş bıraktıkları görülmektedir. Mesela, 1869 yılında Sivas'ın Kızılkoca ve Selmanlı nahiyelerine bağlı iki üç bin kadar hane nüfusa sahip otuz kırk köyün tarım yaptığı topraklar, yöredeki Rişvan Aşireti'nin halka rahat vermemeleri yüzünden otuz kırk yıldan beri ekilememekteydi.

Rişvan Aşireti ve diğer bazı Türkmen aşiretlerine mensup birtakım eşkıya ile ilgili gerek halkın ve gerek kaza meclisleri üyelerinin gönderdikleri mazbatalarda yukarıda aktarmaya çalıştığımız uygunsuz hareketler ve buna benzer taşkınlıkları mevcuttur. Aslında eşkıyanın yaptığı bu hareketlerden mensup oldukları aşiret yöneticileri, ileri gelenleri ve kendi halinde yaşayan asıl kitle de son derece rahatsız olmaktaydı. Zira, özellikle Orta Anadolu'da birçok sancakta yaşayan ve her sancakta nüfusu on binlerle ifade edilen Rişvan Aşireti'ne mensup 20-30 kişinin uygunsuz davranışlarda bulunarak Osmanlı Devleti nezdinde büyük bir itibara sahip olan Rişvan'ın adını lekeledikleri görülmektedir. Zaten yukarıdaki iddialara karşı aşiretin bölgedeki müdür ve 27 muhtarının imzalayıp gönderdikleri mahzarda, bu eşkıya ve hırsız takımı kınanmıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Rişvan Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir