Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Afyonkarahisar Yöresi Türkmen Mezar Taşları Kataloğu

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Afyonkarahisar Yöresi Türkmen Mezar Taşları Kataloğu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 02:51

AFYONKARAHİSAR YÖRESİ TÜRKMEN MEZAR TAŞLARI KATALOĞU

Afyon yöresinde, sanat tarihi açısından niteliğini yitirmiş Türkmen mezar taşlarının dışında, bugüne kadar erken dönemden kalma 19 mezar taşı ele geçmiştir. Bunlardan 15'i Afyon Türk İslam Eserleri Müzesinde, biri Ihsaniye Kunduzlu Köyü mezarlık duvarında, ikisi İstanbul Türk İslam Eserleri Müzesinde, biri İzmir Arkeoloji Müzesindedir. Ayrıca, Eskişehir Seyitgazi Müzesinde daha geç döneme ait, betimli ve yazıtlı mezar taşları vardır (Res. 1).

Afyon Müzesinde sergilenen 15 mezar taşıyla müze dışında bulunan betimli 3 mezar taşını biçimlerine göre üç grupta inceleyebiliriz:

1) İki yüzü betimli olanlar;
2) Bir yüzü (lahite bakan yanı) betimli olanlar;
3) Koç heykeli biçiminde olanlar.

Bu taşların üçü, Afyon'un merkezinden (ikisi, kaldırılan Büyük Mezarlıktan, biri şehir içindeki bir temel kazısından), ikisi Sincanlı Boyalı Köyündeki Boyalı Külliyesinin eyvan tipli türbesinden, dördü İhsaniye Ayazin Köyü dolayındaki Karababa Tekkesi mezarlığındandır. Ayrıca İhsaniye Beyköy mezarlığından, Afyon Kızılburun dolayından, Emirdağ Bağlıca köyünden, İhsaniye Eski Eymir Topak Çayırı mevkünden de birer mezar taşı vardır. Birininse geldiği yer belli değildir.

Süleyman GÖNÇER tarafından Emirdağ Gömü Köyü'nün Yozgat öreninde koç biçimli bir mezar taşı bulunduğu(l) belirtilmekteyse de yaptığımız araştırmalarda sözü edilen bu mezar taşı ören yerinde bulunamamıştır. Ayrıca, taşların geldiği Karababa Tekkesi Mezarlığı, Bağlıca Köyü çevresi, Beyköy Mezarlığı, Boyalı Köyü çevresi, Kayıhan-Tekkeviran Köyü çevresi araştırılmış, ancak benzer Türkmen mezar taşına raslanmamıştır. Buna karşın, İhsaniye Kunduzlu Köyü Mezarlığı duvarında yapı taşı olarak kullanılmış, betimleri çok iyi korunmuş 1/3'i kırık bir mezar taşıyla, İhsaniye Ayazin Köyü Mezarlığının duvarında yapı taşı olarak kullanılmış, betimleri bütünüyle aşınmış, Türkmen mezar taşı olduğu biçiminden belli olan iki taş daha bulunmuştur. Ancak, bu iki taş niteliklerini yitirdiğinden incelememiz dışında tutulmuştur.

Afyon yöresi Türkmen mezar taşlarının geldiği yerlerin araştırılması sırasında dört mezar taşının bulunduğu Kayıhan-Tekkeviran Köyü yakınında Karababa Tekkesi çevresindeki mezarlık ve dolayı gezilmiştir. Bu sırada Karababa Tekkesinin 250-300 m. kadar batısında bir ören yeriyle yıkık bir türbe görülmüştür. Türbe yakınındaki ören yerine AGHALAR, türbeyeyse AKBABA türbesi denildiği köylülerce belirtilmiştir. Karababa ve Ağhalar sözcükleri bize, Şamanizmin büyük tanrısı Oğan ile dört oğlunu çağrıştırmıştır. Şamanizm ilkelerine göre, dünyanın dört yönü, göğün yani Büyük Tann OGAN'ın dört oğlu tarafından yönetilir. Kuzey, bu dört tanrıdan KARAHAN'ın, doğu GÖKHAN'ın, güney KIZILHAN'ın, batıysa AKHAN'ın yönetimindedir.

Ağhalar ören yerinde yaptığımız yüzey araştırmasında Bizans dönemiyle erken Isla-mi döneme ait sırlı keramik parçalan ile geçti. Aynca, çevrede çok sayıda kayaya oyulmuş Bizans mezarının bulunduğu, giderek Karababa Tekkesi Mezarlığının bir Bizans mezarlığı üzerine oturduğu görüldü. Bütün bu bulgular, bizde Hıristiyanlığın yaygın olduğu bir dönemde buraya Türkmenlerin yerleştiklerini; KARABABA, AKBABA ve AĞHALAR sözcüklerinin Şamanizmin kuzey yönü tanrısı Karahan ile batı yönü Tanrısı AKHAN 'dan gelebileceği izlenimini uyandırdı.

Karababa Tekkesinden getirilen koç heykeli biçimli dört mezar taşı nedeniyle, Türkmenlerin buraya 1156'dan sonra yerleştirildiklerinden ilerde söz edeceğiz. Türkmenler Şamanist etkilerle mezar taşlarını koç heykeli biçiminde yapmışlar ve bu. mezar taşları uzun süre —1954'e kadar— dikildikleri yerlerde kalmıştır. Çevre köylülerince ziyaret edilen yer, bu taşlar nedeniyle "Hayvan Evliyası" olarak kabul edilmiştir. Hayvanı hastalanan köylü, hasta hayvanını tekkeye getirip, Karababa gömütünün çevresinde dolaştırırsa iyileşeceğine inanmıştır. Böylece, bir Türkmen beyi olan Karababa, Şamanist inancın sürüp gitmesi sonucu Hayvan Evliyası olmuştur. Bu inancın başka bir örneğini Sultan Genç Osman'ın atının Üsküdar'daki mezarında görüyoruz. Genç Osman'ın atı da "At Evliyası" olmuştur.

Resim

Kaynakça
Kitap: AFYONKARAHİSAR YÖRESİ TÜRKMEN MEZAR TAŞLARI
Yazar: MUSA SEYİRCİ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AFYONKARAHİSAR YÖRESİ TÜRKMEN MEZAR TAŞLARI KATALOĞU

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 03:12

KATALOG 1. Grup:

1. Env. No. 1361-25. San tüften yapılmış, sanduka biçimlidir. (Çiz. 1-2). 1928'de Afyon'da kaldırılan Büyük Mezarlıktan getirilmiştir. Yük.: 0.82, 0.64, 0.79 m; Uzun.: 1.78 m.; Kal.: 0.23-0.17 cm.dir(4). Ortasına yakın dikine kırılmıştır. İki parça halindedir. Baş ve ayak uçlan, uçlarda düz, sırta doğru eğimli, orta bölümü yüksekçe olan, iki kademeli biçimdedir. Baş ucu, ayak ucuna göre biraz daha yüksektir(5). Baş ucuyla ayak ucu, iki tarafa doğru eğik, ortası zincirli, kırma çatı biçiminde iki yüzeyle birleştirilmiştir. Eğik yüzeyler üzerinde eğimli, birbirine koşut, derin olmayan sığ çizgilerle bezeme; baş ucunun dar yüzünde köşeleri aşağıya bakan, birbirinin içine yerleştirilmiş "V" (balık kılçığı bezeme), ayak ucunun dar yüzündeyse, baklava baklalı bir sıra zincir bezemesi yapılmıştır. Sağ yüzde yanyana üçgenlerden oluşan kenar suyuyla çerçevelenen pano iki dik, düz şeritle üç eşit bölüme ayrılmıştır. Baştan birinci bölümde ortadaki bölüme dönük, başı yukarı doğru kalkık, üst tarafı aşınmış ve büyük olasılıkla kısrak yavrusu olan bir hayvan; ortadaki bölümde, dış çizgileri aşınmış, niteliği belli olmayan bir hayvanın üzerine çullanmış bir tazı; son bölümdeyse bir yılana saldırmış ve yukarıya kalkık biçimde bir yırtıcı kuş işlenmiştir. Sol yüz düz ve ince bir bantla çerçeveye alınmıştır. Panodaki motifler biri binicisiz dört attan oluşmuştur. Ayak ucu tarafındaki at, birbirinin peşi sıra koşar durumda olan üç ata doğru dönük olup, binicisinin sağ elinde, ucu yan yukarıya doğru kaldırılmış bir kılıç, sırtındaysa kalkan vardır. Üçlü at grubunun en arkadakinin gemi eğere bağlıdır. İkinci atın binicisi, sağ eliyle üç uçlu bir flamayı sol eliyle de atın gemini tutmaktadır. Öndeki atın binicisinin sağ elindeki mızrak, öndeki biniciye doğru uzatılmıştır. İki binici öteki biniciye saldırır durumdadır.

Resim
Çiz. 4 Katalog No. 2 Sol yüz

Resim
Çiz. 3 Katalog No. 2 Sağ yüz

2. Env. No. 1362-62. Sarı tüften yapılmış sanduka biçimindedir. (Çiz. 3-4). 1931'de Afyon Kızılburun dolayından getirilmiştir. Yük.: 0.66, 0.54, 0.57 m., Uzun.: 1.35 m. Kal.: 0.30 m. dir. Baş ve ayak uçları, uçlarda düz, sırta bakan yönlerdeyse içe doğru eğimli, orta bölümü yüksekçe olan iki kademeli biçimdedir. Baş ucuyla ayak ucu iki tarafa doğru eğik, ortada sivrice bir sırt yapmış kırma çatı biçiminde iki yüzeyle birleştirilmiştir. Bu eğik yüzeyler üzerinde birbirine koşut ve eşit aralıklı eğimli çizgilerle bezeme vardır. Baş ucunun dar yüzü, dar bir bantla çerçevelenmiş olup bezeme bütünüyle aşınmıştır. Ayak ucundaki dar yüzdeyse dış çizgileri aşınmış, belli belirsiz bir avcı tarafından arka ayaklarından tutularak yukarı kaldırılmış bir hayvan bezemesi vardır. Sağ yüz, dar bir bantla çerçevelenmiş olup baş ucuna doğru dönük, arkadaki binicisiz, öndeki ikisi binicili üç atla bunların önünde bir yayadan oluşan grupla bezenmiştir. Arkadaki atın gemi eğerine bağlıdır. Ortadaki atın binicisi sağ eliyle flama, sol eliyle atın gemini tutmaktadır. Öndeki atın binicisinin sağ eli yukarıya doğru kalkmıştır; tuttuğu nesne aşınmış olduğundan anlaşılamamaktadır, öndeki yaya, atlara doğru dönüktür. Sol elinde yuvarlak bir kalkan, sağ elinin olduğu bölüm aşınmış olduğundan, tuttuğunu sandığımız kılıç belli değildir. Ortadaki atın arka ayaklarıyla öndeki atın arka ayaklarından birinin arasında mezar taşının yapımından sonra dikdörtgen bir pano eklenmiştir. Sol yüz, dar bir bantla çerçevlenmiştir. Çerçeve, içinde dış çizgileri aşınmış, birbirinin peşi sıra koşan üç dağ keçisi motifiyle bezenmiştir.

3. Env. No. 1363-27. Sarı tüften sanduka biçiminde yapılmıştır. (Çiz. 5-6). 1928'de Afyon'da kaldırılan Büyük Mezarlıktan getirilmiştir. Yük.: 0.76, 0.67, 0.77 m., Uzun': 1.52 m., Kal.: 0.31, 0.28 m.dir. Baş ve ayak uçları uçlarda düz, sırtta içe doğru eğimli, orta bölümü yüksekçe olan iki kademeli biçimdedir. Baş ucuyla ayak ucu iki tarafa doğru eğimli, kırma çatı biçiminde bölümle birleştirilmiştir. Sırtın ortasında omurga diyebileceğimiz yüksekçe bir bant vardır. Sırtta yan yana üç çizgiyle bir ters "V"den oluşan ve büyük olasılıkla oymak damgası olduğunu varsaydığımız im (oymak damgası) vardır. Baş ve ayak ucunun dar yüzleri bezemesizdir. Sağ yüz yanyana üçgenlerden oluşan kenar suyuyla çerçevelenmiştir, önde sağ eliyle atın yularından tutan, omuz hizasına kadar kaldırdığı sol eliyle bir avcı kuş taşıyan yaya vardır. Yayanın yularından tuttuğu atın binicisi sağ eliyle yan yukarıya kaldırdığı kılıcını tutmuş, sol eliyle atın gemini çekmektedir, öndeki atın arkasında dış çizgileri aşınmış durumda bir yaya figürü vardır. Kanımızca yaya, sağ eliyle kalkanı ve arkadaki atın yularını tutmaktadır. Omuz hizasına kadar kaldırdığı sol elinde ucu aşağıya dönük bir kılıç bulunmaktadır. Arkadaki atın binicisinin belinden yukarısı aşınmıştır. Sol yüz de, sağ yüz gibi çerçevelenmiştir. Bu yüzde önde, omuz hizasına kadar kalkmış sağ elinde ucu yukarıya kalkık kılıç tutan bir yaya, sol eliyle üzerinde binicisi bulunan atı yularından çekmektedir. Yayayla atın arasında dikey konumda duran bir köpek vardır. Atın binicisi omuz hizasına kadar kaldırdığı sol eliyle bir avcı kuş, sağ eliyle uzun bir mızrak ve atın gemini tutmuştur, öndeki yayanın başının üzerine gelen boşlukta, binicinin, sırtına mızrağını batırdığı bir geyik vardır. Ortadaki atın binicisi sağ elinde bir kalkan, sol elindeyse bir topuzla birlikte arkadaki atın yularını tutmuştur. Üçüncü at binicisizdir; gemi eğere bağlanmıştır. Atın kuyruğu kıvrımlar halindedir.

Resim
Çiz. 5 Katalog No. 3 Sağ yüz
Resim
Çiz. 6 Katalog No. 3 Sol yüz(Ayrıca bkz. Lev I,a)

4. Env. No. 1365-26. Sarı tüften sanduka biçiminde yapılmıştır (Çiz. 7, 8, 9, 10). 1928'de Sincanlı Boyalı Köyü Külliyesinden getirilmiştir(6). Yük.: 0.63, 0.60, 0.56 m., Uzun: 1.30 m., Kal.: 0.20, 0.25 m. Baş ucundan ayak ucuna doğru yüksekliği ve kalınlığı azalır. Sırt bölümünde iki tarafa doğru eğimli, kırma çatısı vardır. Dar bir bantla bezenmiştir. Eğimli yüzeylerden sağdaki bütünüyle aşınmıştır. Soldakinin üzerindeyse birer tane iki kenarda, bir de ortada olmak üzere üç tane içiçe iki daireden oluşan rozetler vardır. Rozetlerin arasında koşan birer yırtıcı hayvan figürü (kurt, köpek, aslan olabilir) görülür. Baş ucun dar yüzünde göğün direği olarak kabul edilen tünek üzerine, başlan geriye dönük olarak tünemiş iki kuştan soldakinin baş ve sırt kısmı kırıktır. İnce bir şeritle çerçevelenmiş ayak ucunun dar yüzünde kanatlı bir melek (Şaman) motifi yer almıştır. Sağ yan yüzde, baş ucu tarafında, başını geriye doğru çevirmiş bir karacanın üzerine atlar durumda yırtıcı bir hayvan, ayak ucu tarafındaysa tavşana saldıran bir yırtıcı kuşa yer verilmiştir. Sol yan yüzde arkada üç uçlu bir başlık giymiş sphenx ile önde sağ elindeki kılıcı yukarıya doğru kaldırmış, sol eliyle bir kalkan tutan yayanın beline, ortada bulunan binici, elinde tuttuğu mızrağı batırmıştır.

Resim
Çiz. 7 Katalog No. 4 Baş ucu (dar yüz)

Resim
Çiz.8 Katalog No. 4 Ayak ucu (dar yüz)

Resim
Çiz. 9 Katalog No. 4 Sağ yüz

Resim
Çiz.10 Katalog No. 4 Sol yüz

Resim
Çiz. 11 Katalog No. 5 Sağ yüz (Ayrıca bkz. Lev. I, b)

Resim
Çiz. 12 Katalog No. 6 Sol yüz (Ayrıca bkz. Lev. I, c)

5. Env. No. 1366-91. Beyaz tüften sanduka biçiminde yapılmıştır. (Çiz. 11, 12). 1932'de Emirdağ Bağlıca Köyünden getirilmiştir. Yük.: 0.47,0.45,0.56 m., Uzun.: 1.42 m., Kal.: 0.23, 0.22 m. Baştan ayak ucuna doğru küçülen, yaklaşık dikdörtgenler prizması biçimindeki taşın baş ve ayak ucunda birbirine dönük birer tavşan heykeli, ortada yüksekçe bir topuz, bu topuzun üzerinde de alçak kabartma olarak kaz ayağı biçiminde motifler dizisi vardır. Baş taraftaki hayvan heykelinin gövdesi, diğerininse ayakları kalmış; üst tarafları kırılmıştır. Sırt, ortada kalınca bir bant olan kırma çatı biçimindedir. Baş ve ayak ucundaki dar yüzler bezemesizdir. Sağ yan yüz, ince bir bantla çerçevelenmiştir. Ortada baş tarafa doğru dönük, koşar durumda bir geyik, iki yandaysa koşar durumda iki dağ keçisi yer almıştır. Her iki yüz birbirinin aynıdır.

6. Env. No. 1367-1867. Sarı tüften sanduka biçiminde yapılmıştır. (Çiz. 13, 14). 1938'de Afyon'un merkezindeki bir temel kazısından getirilmiştir. Yük.: 0.81, 0.65, 0.66 m., Uzun.: 1.74 m., Kal.: 0.26, 0.19 m. Baş ve ayak uçları uçlara doğru düz, sırta doğru eğimli, orta bölümü yüksekçe olan iki kademeli biçimdedir. Baş ucuyla ayak ucu ortasında bir bant olan kırma çatı biçimindeki bir sırtla birleştirilmiştir. Bantın her iki tarafındaki eğimli yüzey, eşit aralıklı ve birbirine koşut, kenara doğru eğimli çizgilerle bezenmiştir. Baş kısmındaki çıkıntı kırık; kuyruk tarafındaki çıkıntı sağlamdır. Ayak ucu, dar yüzde baklava baklalı ve yukarıya doğru daralan bir zincir bezemesi, baş ucu dar yüzündeyse birbiriyle kavga eden, uzun kuyruklu ve dik konumda baş kısımları kırılmış iki hayvan motifi yer almıştır. (Bkz. Lev.IV. b)

Sağ yan yüzde, önde sağ eliyle mızrak, sol eliyle atın gemini tutan bir binici, atın önünde sırtından mızrağın saplı olduğu ve niteliği belirsiz bir hayvan (tavşan?) vardır. İkinci atın binicisi sağ eliyle binicisiz olan atın yularını ve iki ucu dalgalanan bir flamayı, sol eliyleyse kendi atının gemini tutmuştur. Üçüncü ve binicisiz olan atın gemiyse eğere bağlanmıştır. Sol yan yüz, dik iki bantla üç bölüme ayrılmıştır. Sırasıyla niteliği belli olmayan bir hayvan, ikinci bölümde bir dağ keçisi, üçüncü bölümdeyse kuyruğu yukarıya kalkarak "S" yapmış ve büyük olasılıkla aslan olduğu sanılan bir hayvan figürü yer almıştır. Her iki yüzdeki bezemeli bölüm dar bir bantla çerçevelenmiştir.

Resim

Resim

7. Env. No. 1553-7686. San tüften sanduka biçiminde yapılmıştır. (Çiz. 15, 16). 1979'da Beyköy Mezarlığı duvarından sökülerek müzeye getirilmiştir. Yük.: 0.63, 0.65 m., Uzun.: 1.47 m., Kal.: 0.26 m.dir. Baş ileriye doğru uzatılmış, kıvrımlı ve uçlan öne, yukarıya doğru kalkık; kulaklar stilize olarak boyun üzerine yapışmış biçimdedir. Burun delikleriyle ağız belirtilmiştir. Kuyruk altta küçük ve sivri, üstte büyük olmak üzere iki bölümlüdür. Baş ve kuyruk basık, silindir biçimli sırtla birleştirilmiştir, ön dar yüzde ayaklar ince birer sütun biçiminde olup, arasında bezeme yoktur. Alt kısım kırıktır. (Lev.IIc) Arka dar yüzse şevli olarak düzeltilmiştir; kuyruk altı bezemesizdir. Sağ yan yüz, boynuz ve kuyruk kısımlarına koşut, sırt çizgisi ve tabandaki dar bir bantla çerçevelenmiştir. Önde, omuz hizasına kadar kalkmış ve ileriye uzatılmış sol elinde kalkan ya da yay; yana, yukarıya doğru kalkmış sağ elinde ne olduğu belli olmayan dört uçlu bir nesne tutan, sol ayağını geriye atmış bir yaya vardır. Yayanın hemen önünde, ortada büyük bir geyik, geyiğin üzerinde bir kuş, kuşun arkasında diktörtgen biçimli, ancak ne olduğu seçilemeyen bir nesne yer alır. Arka, üst bölümünde eğerli bir at, atın altında bir köpek, arkada gruba arkasını dönmüş, başı aşınmış bir kuş görülür. Sol yan yüzde kanatları ve kuyruğu belirgin, uzun boyunlu bir kuş; ortada ağzı açık, uzun kuyruğu yukarıya "S" biçiminde kalkmış yırtıcı bir hayvan olup, öndeki motifler fazla aşınması nedeniyle seçilememektedir.

8. Env. No. 1555. Sarı tüften sanduka biçiminde yapılmıştır. (Çiz. 17,18, 19, 23). 1978'de İhsaniye ilçesi, Eski Eymir Topak Çayır Mevkiinden getirilmiştir. Yük.: 0.59, 0.57, 0.62 m., Uzun.: 1.38 m., Kal.: 0.24, 0.19 m.dir. Baş ucu koç başı, ayak ucuysa kuyruk biçiminde yapılmış, baş ve ayak ucu 0.06 m. derinlik, 0.06 m. kalınlıkta omurga biçiminde bir bantla birleştirilerek, sırt oluşturulmuştur. Sırt ve bant üzerinde eşit aralıklarla birbirine koşut, eğimli çizgiler vardır. Başın yalnızca sağ tarafındaki boynuzun bir bölümü sağlam kalmıştır. Kuyruksa eksiksizdir. Baş taraftaki dar yüzde dünyanın direği olarak kabul edilen direğe tünemiş, birbirine dönük iki yırtıcı kuş; ayak ucu dar yüzündeyse kanatları açık bir kartal vardır. Sağ yan yüz dar bir bantla çerçevelenmiştir. Önde, kuyruğu atın ayakları arasında daire biçiminde kıvrılmış büyük bir yılan (ejder) vardır. Ejderin önünde bir atlı bulunmaktadır. Atlının sol elinde atın gemi, sağ elindeyse ejderin ağzına girip ensesinden çıkmış, binicinin sağ koltuk altından geçmiş ve arka ucu haç bitimli uzun bir mızrak yer almıştır. Atlının başlığı sivri külah biçimlidir. Eteğinin bir bölümü atın sağrısını örtmüştür. Atın başındaki koşum takımı belirtilmiş, kuyruksa kısa kesilmiştir. Bu grubun arkasında, başını geriye çevirmiş, ön dizlerinin üzerine çökmüş bir geyiğe arka ayaklan üzerinde kalkmış bir aslan saldırmaktadır. Aslanın kuyruğu arka ayakları arasından geçerek yukarı doğru çıkmış ve "S" çizmiştir. Sol yan yüz dar bir bantla çerçevelenmiştir. Önde, omuz hizasına kadar yükselen ve ileriye uzatılan sol elde kalkan, sağ elde yukarıya kalkmış bir kılıç tutan, ileriye hamle yapmış, üç dilimli ve basık başlıklı bir yaya yer almıştır. Yayanın hamle yaptığı yanda bir atlı vardır. Atlı, arkası haç bitimli uzun mızrağı, sağ koltuk altından geçirerek sağ eliyle tutmuştur. Sol elindeyse atın gemiyle yay bulunmaktadır. Atın başındaki koşumlarıyla üzengi kayışları belirtilmiş; kuyruğuysa kısa kesilmiştir. Başlığı sivridir. Eteği atın sağrısını örtmüştür. Birinci atlının arkasında binicili bir at vardır. Atın binicisinin, sağ koltuk altından geçerek sağ eliyle tuttuğu, iki uçlu, arkası haç bitimli uzun bir mızrak bulunmaktadır. Sol eliyleyse, atın gemini tutmaktadır. Atın koşum takımları belirgindir. Binicinin eteğinin bir bölümü atın sağrısını örtmüş; eteğin arkasındaysa başı geriye dönük bir avcı kuşla atın kuyruğuna koşut ve kuyruk arkasında, arka ayaklarından asılmış bir tavşan bulun-maktadır.

Resim

Resim

9. İhsaniye Kunduzlu Köyü Mezarlığının kapısının sağ tarafında, duvar içine yerleştirilmiş, sarı tüften sanduka biçimli ve yarısı kırık bir mezar taşı bulunmaktadır. Yük.: 0.46 m., Uzun.: 0.76, 0.67 m., Kal.: 0.21 m.dir (Çiz. 21). Mezar taşının yalnız bir yüzü görülmektedir. Bu yüz iki bölümlüdür. Birinci bölümde sağa dönük bir dağ keçisi, ikinci bölümdeyse kuyruğu yukarıya doğru kalkarak "S" yapmış, baş tarafı kırık, ön ayağının birisini kaldırmış, sağa dönük bir aslan vardır. Ayak ucu dar yüzünde birbirinin içine girmiş "V"ler (balık kılçığı motifi) yer almıştır(8).
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AFYONKARAHİSAR YÖRESİ TÜRKMEN MEZAR TAŞLARI KATALOĞU

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 03:18

Resim

II. Grup:

10. Env. No. 1364-28. San tüften plaka biçiminde yapılmıştır (Çiz. 22). 1930'da Sincanlı Boyalı Külliyesinden getirilmiştir(8). Yük.: 0.57, 0.62 m., Uzun.: 1.94 m., Kal.: 0.21, 0.14 m. Dikdörtgen prizma biçimli taşın bir yüzünün düzeltilmesinden elde edilmiş yüzeyin üst kenarında birbirinin peşi sıra, uzun kulaklı ve uzun kuyruklu bir dizi yırtıcı hayvan; alt ve sağ kenarda baklava biçimli baklalardan oluşan zincir motifi çerçevelenmiştir. Sol kenarda kenar suyu yoktur. Hayvan dizisinin ilk iki hayvanı çok, diğerleri çok az belirgindir. Türk mezar taşlarında lahidin "PEHLE" diye adlandırılan yan taşı olması büyük bir olasılık içindedir. Çerçevenin arasında bezeme grupları yer almıştır. Sağ üst köşede 0.09 m. çapında silindir biçimli bir delik, deliğin çevresinde delik kenarlarına eğimli açı yapan, eşit aralıklı birbirine koşut ensize çizgilerle bunu çevreleyen dar bir bant vardır. BaşlarMİeliğin sağ üst yanındaki boşlukta olan ve deliğin sol üst hizasına kadar delik çevresinde birbirine dolanmış, başları birbirine dönük ve ağızlan açık, kulakları stilize iki yılan yapılmıştır. Ortada ceylan cinsinden bir hayvana saldırarak çökertmiş, yırtıcı bir hayvanla; saldırıya uğrayan hayvanın eşi olduğu varsaydığımız, ürkmüş, başı geriye dönük, kaçar durumda başka bir hayvan ortadaki grupla delik olan bölüm arasında yer almıştır. Sol baştaysa, koşar durumdaki bir tavşana pike yapmış, pençeleriyle tavşanın kulaklarından, gagasıyla da başından yakalamış yırtıcı bir kuş vardır. Kuşun gövdesinin üst bölümü kötü biçimde aşınmıştır; kuyruğu, pençeleri ve gagası bellidir. Bu mezar taşının biçim bakımından benzeri eski Malatya'nın Kırklar Mezarlığındadır. Bir başka benzeriyse, İhsaniye yöresinden İzmir Arkeoloji Müzesine gitmiştir(ll).

Resim

Resim

11. Env. No. 1368-3310. Sarı tüften bir kaide üzerinde duran koç heykeli biçiminde yapılmıştır. 1954'de Ayazin Köyü Karababa Tekkesinden getirilmiştir. Yük.: 0.64 m., Uzun.: 0.62-0.67 m., Kal.: 0.30 m.dir (Res. 2, 3). Başta, yalnızca sol boynuzun bir kısmı belirgindir; diğer tarafı aşınmıştır. Kuyruk stilize yapılmıştır ve sağlam ele geçmiştir. Kaidenin ön ve arka dar yüzleri kabaca düzeltilmiştir. Koç heykelinin önünde ve arkasında ayaklar birer kabartma biçiminde belirtilmiştir. Yan yüzlerde, ön ve arka ayaklarla karın çizgisinin çerçeve olarak yapılmasıyla bir pano elde edilmiştir. Her iki yüzdeki kabartmalar çok aşınmış olduğundan seçilememektedir. Sağ yan yüz, ortadaki dik bantla iki bölüme ayrılmıştır. Sol yan yüzdeyse, kuyruğa doğru dönük bir koyun, üzerinde niteliği belirsiz bir hayvanla iki hayvanın arasında başka bir canlı figürü yer almıştır, öndey-se, bu gruba dönük bir köpek yapılmıştır.

12. Env. No. 1369-3311. Sarı tüften bir kaide üzerinde duran koç heykeli biçimindedir. 1954'de Ayazin Köyü, Karababa Tekkesi Mezarlığından getirilmiştir. Yük.: 0.670.74 m., Uzun.: 0.67 m., Kal.: 0.27 m.dir. Baş, bütünüyle aşınmıştır. Kuyruk ve ayaklar stilize olarak belirtilmiştir. Kuyruğun alt ucunda bir oyuk ve kuyruk altındaki bölümde yüksek kabartma gösterilmiş enine bir bant vardır. Kaidenin ön ve arka dar yüzleri betimlenmemiştir. Yan yüzlerde betimleme olup olmadığı aşınma nedeniyle belli değildir.

13. Env. No. 1370-3312. Sarı tüften bir kaide üzerinde koç heykeli biçiminde yapılmıştır. 1954'te Karababa Tekkesinden getirilmiştir (Res. 4). Yük.: 0.48 m., Uzun.: 0.65 m., Kal.: 0.75 m.dir. Baş stilize işlenmiştir. Boynuzlar birer kıvrım yaparak altta ileriye dönüktür. Kabartmalı kuyruksa kaideden ilerdedir. Sırt düzdür. Her iki yüz de düzeltilmiş, bölümler bantla çerçevelenmiştir. Ancak, kabartmalar çok aşındığından seçilememektedir.

14. Env. No. 1371-3313. Sarı tüften, bir kaidenin üzerinde duran koç heykeli biçimindedir. 1954'te Karababa Tekkesinden getirilmiştir. (Res. 5). Yük.: 0.64-0.72 m., Uzun.: 0.53-0.71 m., Kal.: 0.26 m.dir Baş bütünüyle aşınmıştır. Kuyruk stilize olarak belirtilmiştir ve sağlam ele geçmiştir. Kaştan kuyruğa doğru eğimli olup, sırt kırma çatı biçimindedir. Ön ayaklar stilize olarak ince birer sütun biçiminde yapılmıştır. Başın altında ve iki ayak arasında sonradan yapılmış olduğu izlenimi veren bir oyuk vardır. Dört yüzdeki bölümler bir bantla çerçevelenmiştir. Çerçevenin içinde var olduğu anlaşılan kabartmalar çok fazla aşındığından seçilememektedir.

15. Env. No. 1462-7288. Sarı tüften, alçak bir kaidenin üzerinde duran koç heykeli biçiminde yapılmıştır. 1967'de Karababa. Tekkesinin yanındaki Kayıhan Köyü sakinlerinden biri tarafından getirilmiştir (Res 6, 7). Yük.: 0.40 m., Uzun.: 0.50 m., Kal.: 0.27 m.dir. Baş stilize yapılmıştır. Boynuzlar birer kıvrım yaparak altta ileriye doğru döner. Stilize gösterilmiş iki kulak, sırtın üzerine, geriye doğru uzanır. Ağzı bir yarık biçiminde belirtilmiştir. Altta küçük, üstte büyük, iki bölümlü bir kuyruğu vardır.

Resim

16. Env. No. 1567. San tüften yapılmıştır. Geldiği yer kayıtlara geçmemiştir.
Yük.: 0.20 m., Uzun.: 0.22 m., Kal.: 0.16 m.dir. Koç başı biçiminde olan başının boyundan aşağısı yoktur. Kıvnk boynuzları altta ileriye dönüktür. Kulaklan stilize işlenmiştir; ancak zor seçilmektedir Ağız bir yarık biçiminde belirtilmiştir.

17. Env. No. 2502. San tüften yapılmıştır. Koç heykeli biçimindedir, istanbul Türk İslam Eserleri Müzesindedir. Buraya, Afyon'a bağlıyken, bugün Eskişehir Seyitgazi ilçesine bağlı olan Künbet Köyünden götürülmüştür(12). Yük.: 0.72, 0.73 m., Uzun.: 1.03, 1.15 m., Kal.: 0.42 m.dir. Başı kırıktır. Ön ayaklar ensize ve arka ayaklar yüksek kabartma olarak yapılmıştır. Sağ ön yüz ince bir bantla çerçevelenmiştir. Çerçevenin üstünde çerçeveye koşut ve kuyruğa kadar uzandıktan sonra, kuyruk hizasında kıvrılmış sivri bir kabartma vardır. Bu kabartma, belki de koçun boynuzunun stilize işlenmiş biçimidir, önde, sol eliyle bindiği atın dizginini, sağ eliyleyse bir kuş ve arkadaki atın yularını tutan bir binici vardır; atı koşar durumda gösterilmiştir. Arkada, ön ayakları kalkmış bir at ve atın üzerinde başı olmayan (belki kırık) bir binici yer almıştır. Binicinin sağ elinde bir kuş vardır; sol eli yukarıya kalkmıştır. Sol yan yüz ince bir bantla çerçeveye alınmıştır. Önde, üst ve alt bölümlerde birer hayvan bulunmaktadır. Her iki hayvanın da dış çizgileri aşındığından ne oldukları belli değildir. Arkada, üst bölümde, bir dağ keçisi, onun altındaysa uzun, ucu kıvrık boynuzlu, kuyruklu bir hayvan daha vardır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AFYONKARAHİSAR YÖRESİ TÜRKMEN MEZAR TAŞLARI KATALOĞU

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 03:19

Afyon yöresinden derlediğimiz Türkmen mezar taşları, biçim, bezeme ve yazıtları bakımından incelendiğinde, araştırmacılarca Afyon mezar taşları olarak adlandırılanların en eski örnekleri olduğu ortaya çıkmaktadır.

Türk tarihinin belli bir döneminin, kısa süreli bir dilimi içinde Afyon'da görülen bu tip mezar taşları hangi tarihlerde yapılmış, neden bu biçimler yeğlenmiş, yapılması neden daha sonra bırakılmış ve neden bir daha yapılmamıştır? Bu soruların yanıtını tarih içinde aramak yerinde olur. Önceki bölümlerde Afyon'un kısa tarihçesinde görüldüğü gibi, Türkler Anadolu'ya İS 666'da Muaviye oğlu Yezid'in Amorfum (Emirdağ Hisar-köy) kuşatması sırasında —Arap ordusunda küçük gruplar halinde bile olsalar— ilk kez gelmişlerdir. Emevi Halifesi Mervan'ın oğlu Abdül Melik, Antakya Valisi Hüseyin Gazi oğlu Ömer Bey'in oğlu Abdullah Battal'ı İS 685'te Çukurova Misis Valiliğine atamıştır. Türk asıllı Battal Gazi İS 739'da Emevi komutanlarından Malik bin Şebib komutasındaki 20.000 kişilik bir orduyla Akronium (Afyon)'u alıncaya dek Bizans'ın sınır şehirlerine akınlar yapmıştır. İS 739'da Afyon kalesinin Bizans İmparatoru III. Leon tarafından kuşatılmasında, kuşatmayı yarma harekatında yaralı ele geçmiş; İS 740'da Nakoleia (Seyitgazi)da ölmüştür. İS 685'ten başlayarak Alpaslan, 1061'de Büyük Selçuklu Devleti sultanı oluncaya dek, Türkler Arap orduları içinde Anadolu'ya birçok akınlar yapmışlardır. İS 1061'de sultan olan Alpaslan, beylerine Türkmen boylarıyla Anadolu ya akın yapma emrini vermiştir. Emir Afşin 1068'de Amorium (Emirdağ, Hisarköy)u alarak yakıp yıkmıştır. Emir Ahmet Şah, Emir Sanduk ve Türkmenler Orta Anadolu'yu ele geçir-dilerse de geri çekilmek zorunda kalmışlardır. 1070'de Emir Afşin komutasındaki Türkler Anadolu'ya yeniden akınlar düzenlemişlerdir. Laodikeia ve Honaz kalelerini alarak yıktıktan sonra geri çekilmişlerdir. 1071'deyse Malazgirt'te Bizans İmparatoru Romen Diojen komutasındaki Bizans ordusu, Alpaslan'ın ordusuna yenilmiştir. 1072'de Alpaslan'ın ölümü üzerine sultan olan Melikşah, Anadolu'nun fethine karar vermiştir. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Danişmend Gazi, Tutuk, Artuk, Afşin ve Mengücek Beylerin her biri, birer koldan Anadolu içlerine girmişlerdir. Bunlara karşı gönderilen İsak Kom-nenos Kayseri yakınlarında yenilerek tutsak edilmiştir. Orta Anadolu'ya giden Türkmenler Akdağ a kadar olan bölüme egemen olmuşlardır. Kutalmış oğlu Süleyman Bey de İznik'i alarak burayı başkent yapmıştır. Bizans İmparatoru VII. Mişel, Türklerle anlaşmak zorunda kalmıştır. Böylece, Türklerin eline geçen yerler onaylanmıştır. 1072'de Melik Şah'ın izniyle Orta Anadolu'nun batısında bir Selçuklu Devleti kurularak Anadolu'nun Türkleşmesinde çok büyük bir adım atılmıştır. Avrupa'nın, Bizans imparatorlarına yardım etmek, Türkleri Anadolu'dan atmak ve Müslümanların eline geçmiş olan Kudüs'ü kurtarmak amacıyla düzenledikleri Haçlı orduları Anadolu'ya sürekli gelmiştir. I.Kılıç Arslan'ın Habur Irmağında boğulması üzerine oğlu Melik Şah 1106'da sultan olmuştur. Bu sırada Bizans imparatoru Aleksi Komnenos Anadolu'daki kaleleri onarmaya ve tahkime başlamış; Melik Şah ise, bunu engellemek için akınlar düzenlemiştir. 1116'da Aleksi Komnenos büyük bir orduyla Anadolu'ya geçerek Eskişehir'e, oradan da Bolvadin Ovasına geldi. Yapılan savaşlar sonunda her iki taraf da üstünlük sağlayamadı. Bunun üzerine Melik Şah barış istedi. Bizans ordugahına gitti. Bu durumdan hoşlanmayan Türkmenler Melik Şah'ın kardeşi I. Mesut'u sultan ilan ettiler, tki kardeş arasında geçen savaşta Melik Şah yenildi. Türkmenlerin akınlarıyla Bizans ve Haçlı ordularının Anadolu'ya geçişleri ve savaşlar 1147'ye dek sürdü gitti. Bu tarihten sonra rahata kavuşan I. Mesut Türkmenlerin güçlerini bölmek ve kendisi için tehlike olmaktan çıkarmak için 1147-1156 arasında Türkmenleri yerleştirme işiyle uğraştı. Bugün ilçe, kasaba, köy, ören yeri ve mevki adları incelendiğinde üç yüzden fazla yerleşme yerinin bu ilk yerleştirme döneminde kurulduğu görülür. Anadolu'ya kendi başlarına ayak bastıkları XI. yüzyılın ortalarından XII. yüzyılın ilk çeyreğine kadar yaklaşık 80-100 yıl, Türklerin yazın yaylalarda, kışın şehir, kasaba ve köy kenarlarında konar göçer yaşadıklarını biliyoruz(l). Göçerlikten yerleşik düzene geçtikten kısa süre sonra bayındırlık girişimlerine başlamışlardır 1218'de sultan olan I. Alaeddin Keykubat, korumaya yönelik olarak Konya, Sivas, Sinop, Alanya ve Afyon kalelerinin onarımına önem vermiş; Afyon kalesini mescit ve sa-raylarla süslemiştir. Ayrıca, kalenin eteğinde Hisarardı medresesini, öteki il ve ilçelerde de birçok medrese, cami. mescit, köprüler ve kervansaraylar yaptırmıştır. Tüm bu etkinliklerin yanı sıra okuma yazma ve bilimi de yaygınlaştırmıştır. Bu arada İslamiyet kuralları ve gelenekleri, Şamanist gelenek ve inançlara ağır basmaya başlayarak yavaş yavaş terk edilmelerine neden olmuştur.

Türklerin Anadolu ile, Anadolu'nun Türklerle tanışmalarını tarih içinde gördükten sonra, Afyon çevresinde ele geçmiş Türkmen mezar taşlarının bu tarih diliminde yapıldığı yıllan saptamak ve yıllara göre ayırmak kanımızca daha uygun olcaktır.

Bu konuda inceleme yapmış araştırmacıların önerilerine kısaca göz attığımızda İS XII. yüzyılın sonundan başlayarak XV. yüzyılın ilk çeyreğine kadar birbirine çok uzak tarihlerin önerilmiş olduğunu görüyoruz. Araştırmacılardan Süleyman GÖNÇER Türkmenlerin Anadolu'da yerleşik düzene geçme ve Anadolu'nun Türkleşmesi dönemi olan XII. yüzyıl sonu, Prof. Dr. Katharina OTTO-DORN Konya kalesindeki çift başlı kartalla karşılaştırma yaparak, XIII. yüzyılın ilk çeyreği, Prof. Dr. Gönül ÖNEY XIII. yüzyıl, Beyhan KARAMAGARALI, Prof. Dr. Otto-Dorn'a gönderme yaparak "bu taşların XIII. yüzyılın ilk çeyreğine verildiğini, ancak tasvirli ve yazılı mezar taşlannın hiç birisinin XIII. yüzyılın son çeyreğinden evvele ait olmadığı gibi, çoğu da XIV. yüzyıldan kalmadır ve teklif edilen XIII. yüzyılın ilk çeyreği bize erken gelmektedir" önerilerinde bulunmuşlardır. Araştırmacıların bu önerileri aşağı yukarı 150 yıl gibi çok uzun bir zaman dilimini kapsamaktadır. Taşlarımız 150 yıl boyunca uygulanagelen bir geleneğin mi, yoksa bu zaman dilimi içinde 25-30 yılı kapsayan daha kısa bir sürenin mi ürünüdür sorunu bizi kesin taı araştırmasına itmiştir. Bütün bilim adamlarının birleştikleri nokta, mezar taşlarının üzerindeki betimlerin Ortaasya'daki Şamanist din anlayışının İslamiyetin kabulünden sonra Anadolu inançlarından etkilenerek biçim ve anlayış değiştirdiği yolundadır.

Mezar taşlarımızda görülen yayalarla atlıların mücadeleleri, av sahneleri, hayvan mücadeleleri, grup hayvanlar, tek hayvanlar, sphenx ve kanatlı insan (Şaman-Melek) betimlerinin olağanüstü stilizasyonu, ayrıntıların işlenmemesi, sanat düzeyinin daha geç dönemlerde yapılmış mezar taşlarına göre düşüklüğü, hiçbirinde yazının bulunmayışı, yedisinin koç heykeli biçiminde, dokuzununsa stilize edilmiş koç başlı ve kuyruklu lahit biçiminde oluşu, günlük yaşamı sürekli devingen geçen göçer bir toplumun ürünü olduğunu ya da göçerlikten yeni kurtulmuş, henüz yazılı edebiyatını yaratamamış, yeni yerleşmiş bir toplumun ürünü olduğunu göstermektedir.

Kataloğumuzun III. Grubunda verilen koç heykeli biçimli mezar taşlarının, Türkmen toplumunun Anayurdu olan Ortaasya'dan başlayarak geçtiği tüm yerlerde ve bütün Anadolu'da yaygın biçimde görülmesi, bunların göçer bir toplumun ürünü olduğunun başka bir kanıtıdır. Bizanslılarca İznik şehri surunda yapı taşı olarak kullanılmış, XI. yüzyılın son çeyreğinde İznik'i alan ve buraya kısa süre egemen olan Türklere ait, dar yüzlerinden biri kufi yazıtlı, antik lahit biçimli mezar taşı (İznik Müzesi, Env. No. 542), I. Grupta verdiğimiz mezar taşlarımızın her iki yan yüzlerinde konulu betimlerin bulunuşu, mitolojik öykülerin betimlendiği antik lahitler ve reliklerle genellikle kişinin mesleğini ve yaşamındaki toplumsal durumunu anlatan kapı tipi mezar stellerinin konu bakımından benzeşmesi raslantı olmasa gerektir. Ortaasya'dan başlayarak Türklerin geçtikleri yerlerde ve Anadolu'da yöremizin dışında görülmeyen, kataloğumuzun I. Grubunda verilen mezar taşları, Afyon yöresine gelen Türkmenlerin Şamanist inançlarını yerel biçimlerle birleştirerek yepyeni, özgün bir mezar taşı tipi yarattıklarını gösterir.
Kataloğumuzun I. Grubunda yer alan mezar taşlarının Türkmenlerin Anadolu'da tanıştıkları antik biçimlerden etkilendiğini, betimlerin antik betimler gibi günlük yaşamdan ve toplumsal durumdan esinlenerek kendi Şamanist inançları doğrultusunda yapıldığını görmüştük.

Türkler ulusçuluğa ve benlik duygularına o kadar bağlıdırlar ki, Hiveli Ebui Gazi Bahadır Han'a göre, "Oğuz Han, zamanımızdan 5000 yıl önce yaşamıştır. Türkler bir millet olarak İranlılardan daha eskidir. İslamiyeti ve Allah'ı 5000 yıl önce ve hatta insanlığın ilk yaratılış sıralarında tanıdıklarını söylemek istiyor, öyle anlaşılıyor ki, Türkler İslamiyetin öncülüğünü ve hatta Hz. Muhammed'e (S.A.V.) bile vermek istemiyorlar. Bu duruma göre, Oğuz Han, Türklerin ilk ve en eski peygamberi oluyor. Tarihsel gerçeğe ve İslamiyet esaslarına aykırı olan bu anlayış Türklerin, milliyet ve üstünlük duygularını göstermesi bakımından çok önemlidir.".
Şamanist inançları nasıldır, nasıl betimlenmiştir mezar taşlarında, hangi betimler ne anlamda kullanılmış ve İslami anlayışla nasıl bağdartırılmıştır? "Türk düşüncesinin her yönü, matematiksel bir mantık üzerine kurulmuş ve bu topluma da sıkı bir disiplinle benimsetilmişti." Oğuz Han'ın altı oğlu vardı. Göğün kızından doğan çocuklar Bozokları; Yerin kızından doğanlar da Üçokları oluşturuyorlardı. Bu yolla altı çocuk iki gruba ayrılarak üçlü bir düzen ortaya çıkmıştı. Bütün sayılar 12 ile 24 sayılarını bölen birimlerdir. Bu üç ve altı sayılan aynı zamanda kutsal sayılardır.

Mezar taşlarımızdan 1361 env. no.lı olanının bir yüzünde bir atlıya saldıran üç at, öteki yüzünde üç pano içinde hayvan mücadeleleri; 1362 env. no.lı olanın bir yüzünde üç at, öteki yüzünde üç dağ keçisi; 1363 env. no.lı olanın sol yüzünde üç at; 1364 env. no.lı olanında ikişer hayvandan oluşan üç grup; 1366 env. no.lı olanının her yüzünde üçer hayvan; 1367 env. no.lı olanının bir yüzünde üç atlı, öteki yüzünde üç hayvan betimi görmekteyiz. Mezar taşlarının yan yüzlerindeki motiflerin üç tek, ya da üç gruptan oluşması, üç sayısının Şaman dininde ve eski Türk toplumundaki kutsallığını, mezarların yapıldığı tarihte de hala sürdürdüğünü göstermektedir.

I. Grupta yer alan mezar taşlarının, baş taraflarının koç başı, ayak taraflarının koç kuyruğu biçimli, III. Grupta yer alan mezar taşlarının koç heykeli biçimli oluşu, bunları yapanların Akkoyunlu ya da Karakoyunlularla ilişkilerinin olduğunu ya da onlarca yapıldığı varsayımını doğrulayacağı gibi, dinsel bir düşüncenin süregitmesini göstermesi açısından da çok önem taşır. Hem eski Türklere, hem de Altay Türklerinin Şamanlarına göre, "Çadır küçük bir Dünyaydı." Çadırı gök kubbe, çadırın direğini gök direği ve çadırın bacasını da göğün kapısı olarak düşünmüşlerdi. Çadırın içinde yapılan Şamanist törenlerde Şaman, göğe çıkmak için, öğün direği kabul edilen çadırın direğine adım adım tırmanırdı. Tırmanmadan önce, bu direğin tabanına taştan, basit biçimde yapılmış sunağa armağanlar koyardı. Sunağın çevresinde birçok hayvan heykeli vardı. Şamanizmin önemli bir motifi olan bu hayvan figürinleri ya da heykelleri Kutsal Ongun'u ya da Ongunları (totemi) simgelerdi.

Şaman Türklerinin inanç dünyalarında büyük kutsallığı olan hayvan motiflerinin (ongunlar), İslamiyeti kabullenmiş Türklerde inanç açısından kutsallığını hala sürdürdüğünü mezar taşlarının koç biçiminde yapılmış olmasından anlamaktayız.
Atilla'nın bayrağında doğan cinsinden yırtıcı bir kuş, Yakut Türklerinin köyün ya da obanın ortasına diktikleri gök direğinin üzerinde çift başlı kartal bulunması, Şamanist inanca göre her Şamanın biçimine girebileceği bir hayvanın bulunması, büyük Şamanların çoğunlukla eşlerinin kuş olması, insan ruhlarının genellikle kuş biçiminde düşünülmesi, insanlara can vermeden önce bu ruhların gökte kuşlar gibi yaşaması ve ölünce göğe uçması, Şamanların gökte yaptıkları yolculuk sırasında yardımcı ruhların kuş ya da kanatlı hayvanlar olması, kuşların Şamanizmdeki önemini belirtmektedir. Eski Türk ozanları kuş biçimine girme olayını "Kuş donuna girmek" deyimiyle belirtirlerdi; hemen hemen tüm mezar taşlarındaki hayvan mücadelelerinde ve binicilerden birinde ya da ikisinde yırtıcı cinsten bir kuşun, 1365 ve 1555 env. no.lı eserlerde baş-ucun dar yüzünde göğün direği olabileceğini düşündüğümüz tüneğe tünemiş iki kuşla ayak ucunun dar yüzünde kanatlı bir erkek (Şaman-Melek), ötekinin ayak ucunun dar yüzünde kartal bulunması Ortaasyalı bozkır kültürünün ve Şamanizmin sürdüğünü göstermektedir. Binicisiz atlar ölen kişilerin atları, bu atları çeken atlıların yanında bulunan kuşların da ölen kişilerin ruhları olduğu düşünülebilir.

Türklerde at, insan gibi, sahibinin mensup olduğu boyun üyesi sayılır. Dede Korkut öykülerinde Bamsı Beyrek, boz aygırını "kardeşim" diye över. Onu kardeşinden ve en yakın silah arkadaşından üstün tutar. Avdaki başarılar, yiğide değil, atın hünerine bağlanır. Sanayileşme süreci içinde bulunduğumuz ve motorlu taşıt araçlarının çok yaygın olduğu günümüzde de, Türkmen ve Yörüklerde at zenginlik ve soyluluk simgesi sayılır. Mezar taşlarımızdaki atlı figürleri, av ve avcı hayvanlar da ölen kişinin, savaşçı ve avcı bir soylu olduğunu gösterir.

Anadolu Türkmenlerinde Gök Börü (Kurt) ata yoktur. Buna karşılık geyikgiller ululanır; saygı görür. Afyon ve yöresinde her yatırın başında bir geyik boynuzu bulunur ve tutunma aracı olarak kullanılır. Abdal Musa da geyik donuna bürünür. Ortaasya'da çok az rastlanılan Geyik Ata Anadolu'da yaygın biçimde, inanç değiştirerek günümüze dek gelmiştir.

1364 env. no.lı eserimizde bir delik çevresinde birbirine sarılmış olarak yapılmış yılanlar, Topkapı Müzesi Kütüphanesindeki bir Oğuzname'de adı geçen "Yer Evreni Yilanı"na, giderek daha eskilere, Gılgamış Destanında yer alan İLLİUANKA efsanesine götürür. 1366 env. no.lı eserimizin baş ve ayak uçlarında yer alan heykel biçimindeki tavşanlarsa Tavşan Ata'yı anlatmaktadır. Bazı yerlerde de çadırın içinden çıkarılan sırıklar, bayrak direği biçiminde yukarıya doğru uzatılır ve üzerine mavi, beyaz, sarı renkte yönlerin ve bazı kutsal nesnelerin simgesi olan bez parçaları asılırdı. Bu bayraklar aynı zamanda haberci görevi de yapardı. Siyah ve beyaz renkli olanlar yas belirtkesi ve habercisi olarak yorumlanabileceği gibi alplik simgesi olarak da kabul edilebilir. 1362 ve 1367 env. no.lı mezar taşlarının birer yüzündeki ölen kişinin atlan olarak düşün-düğümüz, koşumlu ve binicisiz atları çeken kişilerin elinde bulunan bayraklar ölünün ardından duyulan yasın simgesi olmalıdır.

Mezar taşlarımızda av ve savaş da anlatılmıştır. Bunlar, kişinin yaşarken avladığı hayvanların ve öldürdüğü düşmanlarının, ölümünden sonra kendisine gökte hizmet edeceklerinin anlatımları olmalıdır. Bu varsayımımızı 1555 env. no Jı eserimizin bir yüzündeki binicinin atının kuyruğunun kesik olması doğrulamaktadır. 1553 env. no.lı eserimizde görülen kaz ya da kuğuysa, bazı Ortaasya efsaneleriyle Dede Korkut kitabında geçen kızların, kaz ya da kuğudan yaratılmalarına dayanılarak, ölen kişinin sevdiğinin, eşinin, karısının anlatıldığı varsayılabilir. 1555 env. no.lı eserimizde görülen ata binmiş ve elinde iki uçlu mızrak taşıyan giyimli kişinin bir soylu olduğunu, atının da giyimli oluşundan anlıyoruz(24). Bununla birilkte, benzerini bulamadığımız iki uçlu mızrak, ölen kişinin çok güçlü bir soylu olduğunu gösterse gerektir. Bu mezar taşının dışında ve betimli öteki eserlerde örneğini görmediğimiz bir başka özellik de, uzun mızrakların arkasının haç biçimli bitişidir. Bu mezar taşının öteki yüzündeki binici-yılan mücadelesiyse Ermiş George ile Ejderhanın mücadelesini anımsatmaktadır. Haç bitişli mızraklarla birlikte, Hıristiyanlıktarı etkilenildiğini göstermektedir.

Türkmen mezar taşlarının biçimlerini ve üzerindeki betimleri gördük. Mezar taşlarının, Türk-İslam sanatında gerek taş, alçı, kabartma; gerekse madeni eserlerin arasında konu, biçim ve tarih açısından benzerlerini aradık. B.KARAMAĞARALI, "Yazı, XIII. asrın ikinci yarısından itibaren mezar taşlarında görülmeye başlayan arkaik ve sade bir nesihtir" diyerek K.OTTO-DORN'un Konya kalesinde H. 618-M. 1221/22 tarihli taşlarla karşılaştırması sonucunda önerdiği XIII. yüzyılın ilk yansını erken bulmaktadır. Sonuç olarak da betimli-yazıtlı mezar taşlarının hiçbirinin XIII. yüzyılın son çeyreğinden öncesine tarihlenmediğini söylemektedir. B.KARAMAĞARALI'nın belirttiği gibi, XIII. yüzyılın son çeyreğinde resimli mezar taşlarında yazı görüldüğüne göre, yazısız olan Afyon yöresindeki mezar taşlarının bu tarihten önceye tarihlenmesi gerekmektedir. K.OTTODORN'un karşılaştırma yaptığı Konya kalesindeki kabartmalarsa Afyon mezar taşlarındaki kabartmalara göre çok daha fazla ayrıntılıdır ve bu nedenle daha geç yapılmış olmalıdır.

Üzerindeki yazıtta kesin tarih olmamasına karşın, geçen adlardan XIII. yüzyılın ilk yıllarında yapıldığı anlaşılan Diyarbakır Yedikardeş Burcunda bulunan kanatlı aslanlar ve çift başlı kartallar yüksek kabartmalarında hatlar daha düzgün ve ayrıntılıdır. Bunun yanında, üzerindeki yazıttan Melik Salih'in buyruğuyla (1208) Mimar İbrahim bin Cafer'in son biçimini verdiği kesin olan Diyarbakır Ulu Beden Burcu'nda bulunan aslan ve kartallar da, Yedikardeş Burcundaki aslanlar ve kartallar gibi, aynı nedenlerle Afyon mezar taşlarından daha geç dönemde yapılmış olmalıdır.

Biçim ve betimlerde en yakın benzerlikleri bölgemize çok yakın olan Seyitgazi mezar grubu gösterir. Ancak, bunların birinde 710/1311 tarihinin bulunması, yazıtlı olması, ötekilerde yazıt, tarih ve insan figürlerinin bulunmaması, Afyon mezar taşlarından daha geç dönemde, en yakın XIII. yüzyıl içinde yapıldığını gösterir. Konya'da bulunan balık betimli ve yazıtlı taş, XIII. yüzyılın ilk çeyreğindendir. Ancak, bu taş yazıtlı olması nedeniyle mezar taşlarımızdan daha sonra yapılmış olmalıdır.
Mezar taşlarımızdaki betimlerde, K.OTTODORN'un yazısında değinip geçtiği gibi, kırmızı aşı boyalan bugün de yer yer bellidir. Ancak, başka renklerin kullanılıp kullanılmadığı kesin değildir.

Afyon Sincanlı ilçesi Boyalı Köyünde bulunan Boyalı Külliyesindeki eyvan tipi türbeden geldiğini Afyon Müzesinin envanter defterinden öğrendiğimiz 1362 ve 1364 env. no.lı mezar taşları, yapılış tarihlerini yaklaşık olarak saptamamıza yardımcı olmaktadır. Yaptığımız incelemede ve yazılı belgelerin araştırılmasında, Boyalı Köyü adının nereden geldiğini bulamadık. Köyün adından dolayı, Külliyeye de Boyalı Külliyesi adı verilmiş olabileceği gibi, Külliye nedeniyle de köy, Boyalı adını almış olabilir. Ancak, her iki olasılıkta da "Boyalı" adı nereden gelmiştir? Kanımız, burada incelediğimiz Afyon yöresi Türkmen mezar taşlarındaki kırmızı aşı boyası kalıntılarından —ki, 1200 yıllan dolayında mezar taşlan bütünüyle boyalı ve göz alıcıydı— adın, buradaki köye, ya da Külliyeye verilmiş olduğu yolundadır. Bu varsayımımızı doğru kabul edersek, mezar taşlarımız Külliyeden önce yapılmış ve dolayısıyla burada bulunuşları nedeniyle de, köye ya da Külliyeye Boyalı adı verilmiştir. Külliyenin 1210'da yapıldığını Etrafşehir Karacaören yakınındaki eyvan tipi türbede bulunan bir yazıttan öğrenmekteyiz. Yazıtın sekizinci dizesi "Rahmet'ullahi Teala Kureyş bin İlyas" olarak geçmektedir. Külliyedeki eyvan tipi türbeyle Karacaören'deki eyvan tipi türbe plan açısından aynıdır. Boyalı Köyündeki Külliyede bulunan bir başka kümbet tipi türbeye de Kureyş Baba Türbesi dendiğine göre, hem plan benzerliği, hem de yazıttaki addan Boyalı Külliyesinin 1210'da ya da o dolaylarda yapıldığı sonucunu çıkartabiliriz.

Kureyş Baba ya da Kureyş Bey kimdir? Kureyş Bey, Miladi 1209'da Altıgöz köprüsünü yaptıran Oğuz oğlu İlyas Beyin oğludur. İlyas Beyin öteki oğluysa Hacı Mehmet Beydir. Adlarından başka haklarında çok az bilgiye sahip olduğumuz baba ve oğullar, Oğuz Han torunlarından ve Akkoyunlu kabilesi beylerindendir. Akkoyunlular, Haçlıların Kudüs'ü kurtarmak amacıyla yaptıkları seferler sırasında Selçuk Sultanı I. Kılıçarslan tarafından yardıma çağrılmışlar ve XI. yüzyılda Afyon-Kütahya yöresine gelerek, Haçlılarla Bizanslılara karşı yapılan savaşlara katılarak birçok yararlıklar göstermişlerdir, İlyas Bey ve oğulları da 1209-1210 yıllarında burada yapı etkinliklerine katıldıklarına göre, Akkoyunluların bir bölümü bu çevrede ve Karababa Tekkesi dolaylarında yerleşmişlerdir.
Mezar taşlarımızın Külliyeden önceye tarihlendiğini kabul etkimize göre, bu taşlar Selçuk Sultanı I. Mesut'un (1147-1156) Türkmenliği —Akkoyunluları— bölgeye yerleştirmesinden hemen sonra, henüz Şaman dininin etkilerinden kurtulmadıkları dönemde, Boyalı Külliyesinin yapımından önce, yani 1156-1200 yılları arasında yapılmıştır.

Daha sonraları yapılacak araştırmaların sonucunda bulunacak yeni belgelerin Afyon yöresi Türkmen mezar taşlarının daha kesin tarihlendirilmesini sağlayacağını umuyoruz. Çalışmamamızın yeni araştırmalara ışık tutması dileğimizle..
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AFYONKARAHİSAR YÖRESİ TÜRKMEN MEZAR TAŞLARI KATALOĞU

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 03:27

Resim

Resim

Resim
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir