Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sürgün yoluyla yapılan iskanlar

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Sürgün yoluyla yapılan iskanlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Ara 2010, 04:49

Sürgün yoluyla yapılan iskanlar:

Devletin, kuruluş devrinden itibaren, fethedilen yeni topraklara, merkezi otoriteyi kuvvetlendirmek amacı ile bir takım Türk unsurunu sevk ettiği görülür. Sevkedilen bu nüfusu hemen hemen, Anadolu'nun konar-göçer grupları teşkil etmiştir. Ancak bu sevkediliş kendi kendine olmayıp, sürgün usülü ile yapılmıştır. Kuruluş devrindeki bu iskan metodu, sonraki devirlerde de tatbik edilmekle beraber, yeni fethedilen topraklar yerine, bir iç is-kan meselesinin hallinde kullanılmıştır. Çoğunlukla aşiretlerin cezalandınlma-sı hedefini güden bu hareket, yerleşik ahalinin de korunmasını gaye edinmişti.

XVII. ve XVIII. yüzyıllarda şekavet hareketlerinin artması, devletin bozulmuş olan ekonomisini düzeltme çabalan, konar-göçerlerin yerleştirilmesini gerekli kılmıştır. Fakat sistemli bir şekilde hareket edilmemesi yüzünden iskandan kaçmaları, devletin emirlerine karşı gelmek olduğundan, sıkı bir takibe maruz kalmışlardı. Bu sebeple zaman zaman eşkıya ile iş birliği yaparak asayişsizliğin olumsuz yönde artmasına vesile oldular. Bu şekilde devlet onları, bir mahrumiyet bölgesi olarak seçtiği Rakka veya Kıbrıs Adası'na sürerek cezalandırmak istemiştir. Bununla beraber, Rakka'ya iskan edilen konar-göçerlerin şevkinde, Anadolu'nun güney sınırlarını, mütecaviz Arap kabilelerine karşı korumak düşüncesi de yer almaktadır. Çünkü zaman zaman Suriye çöllerinden gelen bu kabileler, yerleşmiş veya konar-göçer gruplarla mücadeleye girişerek, onların yerlerini terketmesine sebep olmuşlardır. Bundan dolayı Rakka bölgesine yapılan iskan çalışmalarının, bir nüfuz mücadelesi hüviyetini taşıdığı da düşünülebilir.

- Aşiretlerin cezalandırılması amacı ile yapılan sürgünler:

Devlet tarafından sürgün edilen cemaat veya aşiretlerin genel olarak şakavetle itham edildikleri bilinmektedir. Aynca, devletin iskan isteğine karşı çıkan aşiretler de, sürgün mahalli olarak seçilen Rakka'ya sürülmekle tehdid edilmiştir. Mesela Bozok sancağına iskanları emredilen Mamalu Türkmenlerinin, iskan kararına karşı gelmeleri halinde, Rakka'ya sürülmeleri için ferman gönderilmişti. Buna rağmen Kırık, Nefesli, Güller (?), Şarklı, ....

Ken'an aşireti halkı memur edilmiş eşkıyalık yaparak ahalinin mallarını gasbeden, tüccar ve yaşlılara zarar veren, hatta öldüren cemaatler de sürgüne uğrayan grupların başında yer almaktadır. Bu kabilden olmak üzere, Ulus tabir olunan Cihanbeylü aşireti, ayrıca, Şücaeddinlü aşireti ile Güllü-corlu cemaati içlerinden bazı grupların bu şekilde şakavetlerinden dolayı Rakka'ya sürüldüğü görülmektedir. Bunlardan Cihanbeylü aşiretine tabi Japovalı, Yarçekanlu, Herdilli ve Zirganlu cemaatleri 1.000 kadar evleriyle birlikte Rakka'nın Ruha (Urfa)'ya üç saat yakın bir yerinde iskan olunmuşlardır. Ancak bir kısım evleri, Malatya ve Arapgir taraflarında kaldığı ve onların da bir an evvel aşiretlerine katılarak iskan olunmaları için 18 Temmuz 1702'de Malatya sancağı Mutasarrıfına emir gönderilmiştir.

Şakavetlerinden dolayı Hama'ya iskanları emredilen, ancak daha sonra afvedilerek Maraş'a tabi Elbistan nahiyesinde Ahsendere mevkiine yerleştirilen Kılıçlu, Doğanlı ve Alcı cemaatleri, şakavete devam etmeleri üzerine Kıbrıs'a sürülmek üzere harekete geçilmiştir. Ancak Kılıçlu ve Alcı cemaatleri kethüdalarının, eski iskan mahalleri olan Hama'da ziraat ve hırasetle uğraşmak, 25.000 kuruş nezr vermek şartlarıyla, Kıbrıs'a iskanlarından affedilmelerini istemeleri üzerine 782, 1706 yılında Maraş Beylerbeyisi İslam Paşa'ya gönderilen fermanla, istekleri kabul edilmiştir.

İSKAN SİYASETİ

1691 yılında Adana sancağında Ayas, Berendi ve Kınık kazalarına iskan olunan İfraz-ı Zülkadriye Türkmeni taifesinden, Tacirlü cemaati, iskanı kabul etmiyerek, ahalinin mallarını gasbetmekte, yolları keserek yolcuları öldürmekteydiler. Aynca bu hareketlerinin diğer gruplara da tesiri düşü-nülerek, senevi 2500 kuruş olan mallan Rakka mukataasına ilhak edilmek üzere, Rakka'ya nakledilmeleri kararlaştırılmıştır. Bunun için 7 şubat 1708 tarihinde Maraş Beylerbeyisine ve Rışvanoğlu Halil Paşa'ya, birer ferman yollanmıştır. Aynca, bu kabilden olmak üzere 1723 yılında da teşebbüse geçilmiş ve Rakka Valisi Osman Paşa'ya, bunların yerleştirilerek sıkı kontrol altında tutulması emredilmiştir. Bununla beraber bütün çalışmalara rağmen iskan mahallerine gönderilemiyen Tacirlü cemaati, Ayntab'a kadar olan bölge içerisinde başı-boş hareketlerine devam etmişler, bunun neticesinde müteaddid defalar Rakka'ya iskan edilmeleri için karar alınmıştır.

15 Aralık 1709 tarihinde de yine şakavetlerinden dolayı Kilis haslarına tabi İzzeddinlü aşiretinden Ceriganlu, Sabganlu ve öksüzler cemaatinden 28, Şeyhlü aşiretinden Kavakcı, Adumanlu, Hesabalcılı cemaatlerinden 14 hane ve Musa-beylü, Büyük Kara- Çelebi ve Kara-Çelebi cemaatlerinden 4 hanenin raiyyedikten ifraz edilerek Rakka'ya iskanı için Rakka Valisi'ne emir verilmiştir.

Valide Sultan hassına dahil Rışvan aşiretinden 16 nefer eşkıyanın, boy-beyilik ve torunluk iddiasiyle, kendi akraba ve taallükatının ağnam, bennak ve mücerred vergilerini vermedikleri gibi, her sene muayyen bir miktar mallarını almışlar, aynca mal-ı miri'yi de toplayarak voyvodalarına vermemişlerdi. Devlet tarafından aşiret ahalisinden ikinci bir vergi talebi, onların dağılmalarına yol açmış, durumun Malatya kadıları tarafından bildirilmesi üzerine, 27 Ocak 1706'da Rakka Valisine, mezkür 16 neferin münasip bir mahalle yerleştirilerek ahali üstünden şerlerinin defedilmesi emredilmiştir.

Cihanbeylü aşiretinden bazı cemaatlerin yaptıkları mazarratlar sebebiyle, Arapgir ve Divriği sancakları reayası, hükümetten bunların bölgeden kaldırılmasını istemiştir. Bunun üzerine Cihanbeyli aşiretinden Japovalı, Baceganlu, Direganlu ve Koyun-oğulları cemaatlerinin bu mahallerden çıkarılarak Rakka'ya iskan edilmeleri kararlaştırılmıştır. Buna rağmen yerleşmiyerek Arapgir, Divriği ve Malatya taraflarındaki köyleri basıp, hayvanlarını gasbeden, hatta insanları öldüren bu cemaatler yüzünden, ahalinin bazıları dağılarak perişan olmuştur. Bu sebeple, 16 Aralık 1712'de Rakka'ya iskanları için ilgili kadılıklara yeniden ferman gönderilmiştir.

İçel sancağına iskan olunan İç-İl Yörüklerinden Kara-Hacılu, Eski-Yörük, Kiseli-oğlu, Şeyhlü, Sendil, Patralı, Solaklı, Gediklü, Toslaklı, Cerid, Saçı-kara ve Şamlu cemaatleri, taahhüdleri hilafına yerlerinde ve yurdlarında durmayarak, yaylak ve kışlaklarına göçmüşler, yollarda ahaliye türlü zararlar vermişlerdir. Müteaddid defalar teaddilerinin önlenmesi için tedbir alınmasına rağmen, her defasında buna riayet etmeyen bu cemaatlerin baskısından ahali perişan olarak dağılmağa başlamıştır. Bir kısım ahalinin bunların mazarratından devlete şikayette bulunmaları üzerine, 7 Mart 1713'de Kıbrıs Adası'na sürülmeleri yolunda emir verilmiştir, içel, Alaiye ve Teke sancaklarına ve havalilerine dağılan bu cemaatlerin toplanarak Kıbrıs'a gönderilmesi için de Teke, Alaiye, içel, Beyşehir, Konya sancakları ayani, iş-erleri, il-erleri ve yeniçeri serdarları, Hamid sancağının ayanından Eğridirli Hüseyin, Bozdoğan cemaatlerinden Kara-Hacılı, Kürkcülü, Tekelü ve Menemenci (Melemenci) vesair iş-erleri me'mur edilmiştir800. Yine 22 Mart 1727'de, 5-6 yıldır ahaliye çeşitli zulm ve teaddide bulunan konar-göçer Türkmen taifesinden Şeyhlü, Hardal (?), Paşmaklı, Yazıcılı, Hacı-İsalu, Tataroğlu, Gevlekler (Gediklü), Kaçı ve Horzem cemaatleri müteaddid defalar içel'e ve Kıbrıs'a iskanlarına teşebbüs edildiği halde, kabul etmemişler, hatta baskıları daha da artmış ve bu yüzden Kıbrıs'a sürülmelerine karar verilmiştir. Böylece Kıbrıs adasına sürülen iç-il Yörüklerinden Kiseli-oğlu cemaati, yolda gemi reislerini öldürerek Menteşe sahiline çıkmışlar, aynı şekilde Şeyhlü cemaati de sefine reislerini öldürerek, Alaiye (Alanya) ve içel havalisine kaçmışlardı. Hükümet bunların derhal iskan mahallerine gitmesini emretmiş, 1714'de gönderdiği bir fermanla gitmemeleri halinde vebalin kendilerinde olacağını bildirerek kesin bir tavır almıştı. Bununla beraber, bazı cemaatlerin, kendi hallerinde yaşayacaklarına söz vermeleri şartıyla Kıbrıs'a iskanlarından vazgeçileceği de, 1716 tarihiyle Anadolu Beylerbeyisine gönderilen bir hükümden anlaşılmaktadır. 1732 tarihli bir emre göre, Teke, Hamid, Beyşehir, Alaiye ve Akşehir sancakları Yörükleri, uygun birer mahalle yerleştirilmişlerdir.

1712'de, Danişmendlü Türkmenlerinden Şereflü cemaatine tabi 4 kişi, şakavetlerinden dolayı Rakka'ya sürülmüştür. Bunlardan birinin iskan mahalline gitmemesi sebebiyle, 3 Ekim 1713'de onun da Rakka'ya gönderilmesi için Konya Mütesellimine emir verilmiştir. Yine ifraz-ı Zülkadriye reayasından Cerid taifesinden Tatarlı ve Azizli mahalleleri, şakavet halinde olmaları yüzünden Rakka'ya sürülmüştür. Ancak, iskanlarına gitmeyen bu mahalleler için 8 Kasım 1717'de Rakka Valisine gönderilen bir emr-i şerifle, Rakka'ya yerleşririlmeleri ve kabul etmezlerse cezalan tertib edilerek ve şöhretlerinin (lakab) tahriri emr olunmuştu.

Diyarbekir ve çevresinde şakavette bulunduklarından dolayı, Milli taife-sinden Bamran, Düdegan, Senedgan ve ömergan cemaatlerinin 1711 yılında, Rakka'ya iskan olunmaları kararlaştırılmıştır. Ancak mezkür cemaatler, iskan mahallerine gitmeyerek yeniden Diyarbekir bölgesinde şakavette bulunmuşlar, bu sebeple yerli halk, yerlerini terk etmeye başlamıştı. Diyarbekir züema ve erbab-ı timan, zulm ve teaddilerinin önlenmesi ve iskan mahallerine kaldırılmalarını arz edince, Milli taifesinin mal ve eşyalarıyla birlikte Rakka'ya sürülerek iskan olunmalan emr olundu (20 Ekim 1718).

Malatya kazasının Çobaş nahiyesinde sakin İzolu aşiretinin de, yollan basıp reayanın hayvanlarını ve mallarını gasb, hatta bazı kişileri katletmeleri üzerine, buradan kaldırılarak Rakka'da münasip bir mahalle iskan edilmeleri emr olunmuştur (1719). Mezkür cemaatin iskandan kaçmalarının önlenmesi için, Maraş beylerbeyisi ve Malatya Kadısına, çevrelerine muhafızlar yerleştirilerek Rakka hududuna kadar götürülmesi ve burada Rakka Valisi Vezir Ali Paşa'ya teslim edilmesi ferman olunmuştur.

Danişmendlü Türkmenlerinden Şereflü cemaati reayası, Kayseri, Niğde, Aksaray ve Kırşehir taraflarında ahalinin ekinlerini hayvanlarına yedirmişler ve emsali zararları olmuştu. Ahaliyi bunların mazarratından kurtarmak için, 1726 yılında, cemaatin şakavette bulunan 206 hanesi Rakka'da Gelgen ( kildir ) nahiyesine iskan edilmiştir. Ayrıca, iskan emrine uymamaları halinde miri'ye vermek üzere 20.000 kuruş nezre bağlanmayı kabul etmişlerdi. Fakat 100'e yakın eşkıya, Rakka valilerinin sefere çıkmalarını fırsat bilerek, iskan mahallerini terketmişler, Kırşehir ve Aksaray sakinlerinden Boynu-İncelü'den başka Ayasulug sükkanından Sofulu cemaatini de alarak Kırşehir köylerinden Kaman, Çağırkan, Orta, Ömer-Hacılu, Kuruş Çifthk ve Arkılad karyeleri ahalisinin mallarını ve hayvanlarını gasb etmişlerdi. Bunun üzerine, Rakka'daki iskan mahallerine kaldırılmak için teşebbüse geçilmiş ve bu hususta verilen emir çerçevesinde iskan olunmuşlardır.

Receblü Afşarı cemaatinin ahali üzerindeki baskıları ve zulümlerini bertaraf etmek için Rakka'ya iskan edilmeleri takarrür etmiş, Lekvanik aşiretiyle birlikte, Kayseri ve Zamantı bölgelerine gelen mezkür cemaatin bu sırada Rum tarafında perakende olan 500 hanesi, Pehlivanlı torunları yanında, 500 hanesi de Boz-Ulus Türkmenlerinden Tabanlı cemaatiyle, Danişmendlü ve Ketiş-oğlu yanlarında, diğer bir kısmı ise Yüzde Türkmenlerinden Salarlı-i kebir ve sagir yanlarında bulunmakta idi. 1712 yılında, Haleb ve Rakka Valilerine birer hüküm gönderilerek, bu cemaatlerin toplanarak Rakka'ya sürülmesi ve yerleştirilmesi istenmiştir. Bu babda müteaddid defalar emir gönderildiği halde, adı geçen cemaat her seferinde fırsat buldukça bölge cemaatlerinin ve diğer Türkmen gruplarından bazılarının tesiriyle, iskan olundukları Rakka'dan kaçmışlardı, iskan yeri tayin edilen Rakka'ya yerleşmeleri hakkındaki te'kidi hükümlerden biri, 1731 yılında sadır olmuştur. Bu ferman üzerine Rakka'ya yerleştirilen Receblü Afşan, bölge cemaatlerinden Ekindlü, öksüzlü, Okcu-İzzeddinlü, Çoban-oğlu v.s. mahallelerinin teşvikiyle, yeniden Ayıntab (Antep) taraflarına gelerek şakave-te başlamıştı. Bunun üzerine 1732 yılında, Receblü Afşarı'nın yeniden Rakka'ya iskanlarına karar verilirken, onların iskanı bozmalarına sebep olan mezkür cemaatlere munsup grupların da, Kıbrıs Adası'na sürülmelerine ferman olunmuştur. Receblü Afşarı ile beraber, Silsüpür Ceridi ve Köçekli cemaatlerinin de, bu bölgeye nakledilmesi için çalışmalar yapılmıştır.

Rakka'ya iskan edilmeleri için teşebbüse geçilen, fakat bir süre sonra firar ederek Ankara civarına gelen Batılu ve Cemkanlu cemaatlerinden 170 hanenin, yeniden Rakka'ya iskan edilmeleri için 1729 yılında harekete geçilmiş, bu hususta Mamalu ve Pehlivanlı aşiretlerinin boy-beylerine de, yardımcı olmaları bildirilmişti. Mezkür cemaatlerle birlikte, 400 haneden fazla olan ve Karahisar-ı Sahib sancağında Barçin kazası ile Anadolu vilayeti tarafında oturanların da, Rakka'ya iskanı 1729 yılında kararlaştırılmıştı.
XVIII. yüzyılda görüldüğü üzere, devlet, aşiretleri yerleştirmek hususunda, çoğu zaman sürgün usülüne başvurmuştur. Bu şekildeki hareket, Anadolu'da başı-boş bir hayat yaşayan aşirederi, sürgünden kurtulmak için kendiliğinden yerleşmeye zorlamıştır.

2. Güneyde Arap Aşiretlerine bir sel teşkili için yapılan sürgünler:

Güneyde Arap kabileleri, Rakka ve çevresine yerleştirilen aşiretler üzerinde büyük bir baskı yaparak, onların yerlerini terketmelerine müessir oldukları gibi, devlet için de büyük bir gaile teşkil etmişlerdi. Harap ve boş yerlerin şenlendirilmesi ve aşiretleri cezalandırmak amacı ile Rakka'ya yapılan sürgünlerde, Arap unsuruna karşı bir muvazene kurma düşüncesi de rol oynamıştır. Çünkü Rakka'ya sürülen cemaatlerden ziraatle uğraşmaları şartı yanında, Arap kabilelerinin şakavetlerini önlemeleri de istenmişti. Aşiretlerin Rakka'ya bu maksatla sürülmesine 1690 yılında başlanmış olup, buraya nakledilen Türkmen taifeleri iskan emrine uymayarak çoğu zaman yerlerini terk ile Anadolu canibine kaçmıştır. Bunda, hiç şüphesiz hayvancılıkla uğraşan cemaatlerin, bu bölgede kendilerine uygun bir mahal bulamamaları da önemli bir sebep teşkil eder. Kaldı ki devletin burada yürüttüğü iskan çalışmalarının ne dereceye kadar başarılı olduğu, daha önceki bölümlerde ortaya konmuştu. Çoğu zaman, Rakka'ya iskanlarına karar verilen aşiretlerin, iskandan afv edildikleri görülmektedir. Boş ve harab Anadolu topraklarının şen ve abadan edilmesi için yürütülen çalışmalarda, buralara uygun bir aşiretin bulunamaması veya Rakka iskanına dahil olan cemaatlerin uslandıklarını bildirerek afvedilmelerini dilemeleri, kararlılık içinde yürütülmesi gereken emirlerin ihlaline sebep olmuştur. Bununla beraber, XVII. yüzyılın sonundan başlamak üzere, XVIII. yüzyıl sonuna kadar devlet bu işle uğraşmak durumunda kalmıştır.

Devletin Rakka'da nizamı sağlama çalışmalarında, Arap aşiretlerinin yanısıra Türkmen taifelerine karşı da tedbir alma zorunda kaldığı anlaşılmak-tadır. Mesela 1702 yılında, Rakka'da Belih Nehri ve Akça-kale mevkilerine iskan olunan Yeni-il haslarına tabi Taif (Taifi) Afşarı grubundan Ali-Kethüda cemaati ile Fettahlu-dokuzu'na bağlı Hacı Avadoğlu İbrahim Kethüda cemaati, bütün tekaliflerden muaf tutulmak suretiyle, havalideki Türkmen ve Arap eşkıyalarına karşı hareket etmek üzere yerleştirilmişlerdi.

Genel olarak Rakka'ya iskana gönderilen cemaatler, eşkıya grubundan olanlardan seçilmiştir. Bunda Anadolu'nun şaki taifelerden temizlenmesi rol oynadığı gibi, Arap eşkıyalarına karşı "harb u darba" muktedir olanlarının karşı koyabileceği de düşünülmüş olabilir. Nitekim, Rakka iskanına bir emr-i vaki ile gönderilen aşiretler burada durmayarak, yeniden Anadolu'ya gelmişler ve şakavet hareketlerine devam etmişlerdir. Bu yüzden devletin onları Rakka'ya sevketmek için müteaddid fermanlar gönderdiği görülmektedir ki, bunlardan birinin buraya dercinin,hem devletin düşüncesini, hem de aşiretlerin durumlarını göstermesi bakımından faydalı olacağı kanaatindeyiz. 12 Ekim 1710 yılında yazılan bu fermanda, Arap kabilelerinin mazarratının def edilmesi için Anadolu'daki başı-boş konar-göçer cemaatlerden bir miktarının, bu bölgeye şevki istenmektedir.

Beray-ı Iskan-ı tevaif-i mezbüre be-Hama ve Humus beray-ı def-i mazarrat-ı ma'zül ve mansüb miran-ı çöl ve urban-ı mevali ve gayrehi an-havali-i nevahi-i Haleb ve Hama ve Humus ve A'zaz ve Kilis ve gayrihu ber-mucib-iferman-ı ali evamir-i dade. Fi 18 Şaban sene 1122.

Hala ma'zül ve mansüb çöl bejlerinin vesair mevali urbanı eşkıyasının bi-hadd ü bi-kıyas Haleb ve Hama ve Humus ve A'zaz ve Kilis nahiyeleri fukarasına idegeldikleri cevr ü teaddileri sem-i hümayünuma lahik olup biavnillahi leala bi'l-küiliyye ol havaliden eşkıyay-ı merkumenin men' ü def olunmaları ehemm-i mehamdan olup murad-ı hümayünum olmağla Halik-
yab ve Cebbul ve Münbic tarafları Balis Sancağı'nda münasib olan mahalde müceddeden binası fermanım olan palanga ile hıfz ve inşaallahü teala bi'l-külliyye ol tarafda urbanın mazarratları ref, lakin Hama ve Humus taraflarında vaki' havass-ı hümayünum mukataatı aklamından ve vafir kura ve mezari' mürür-ı eyyam ile harab ve reayası perişan olup urban eşkıyası dahi ol mahalleri ricalden hali bulmağın makarr u meferr ittihaz idinmekle inşaallahü teala zikr olunan kura ve mezari'a iskan u ikamet etdirilmek ol vilayetlerin i'ınarı ve urban eşkıyasının def ü ref-i istidrarını (?) mücib olduğundan gayri Anadolu yakasında vaki' kura vü kasabatda sakin, reaya fukarası konar ve göçer taifesinin zulm ü teaddilerinden perişan oldukları urüz u mehazir ile Divan-ı Hümayünuma ilam u şikayet olunmakdan hali olunmayup cümleden beri Anadolu'da yazlayup, Kayseriyye ve Zamantı ve Maraş ve Çukurova taraflarında kışlayan Tecirli Afşarı torunları, eşkıyadan olup ibadullah-ı müslimine mürür u ubürlarında eyledikleri eziyet-den maada, Rakka iskanından Receblü Afşarı ile ittihadlan olup müzaheret-leri takarrübü ile taife-i mezbüre fırarisi Kayseriyye taraflarından münkati' olmayup reaya fukarası perakende vü perişan olmağa bais idükleri ol taraf-dan iyab ü zehab idenlerden yakinen haber alınup ve maada Bozdoğan cemaatleri malikane olandan gayri (?) Türkmanı kezalik bir yerde mütemekkin olmayup, serseri konup-göçüp fukara elkab (?) olunmakdan hali olmamağ-la zikr olunan cemaatler ricali ve Tecirli Afşarı torunları ve bunlardan gayri konar ve göçer taifesinden olup ba'zı kimesnelerin zeamet ve timarlan ku-rasından veya ba'zı evkaf karyelerinden erkan-ı salifede birer ikişer hane ri-cali kalkup konup ve göçmeğe gayret edinüp "Aralık-evi" ta'bir olunur ol maküle rical, bulundukları yerlerden emval ü eşya ve ehl ü tyalleriyle kaldı-rılup Hama ve Humus taraflarında memerr-i urban olan mahallere vaz' olunup, nizam u istihkam verilmek, hala Rakka Valisi vezirim Yusuf Paşa eda-mallahü teala iclalehunun uhde-i kifayetine tefviz olunmağla zikr olunan cemaatler ricali ve Aralık-evi ta'bir olunur konar ve göçer evleri Anadolu yakasından cem' ve tesyir ve vezir-i müşarün-ileyh teslim ve teslimine Hama Kadısından hüccet ve vezir-i müşarün-ileyhden temessük alup Baş-muhasebe-ye kayd ve eday-ı hidmet idüp vezir-i müşarün-ileyhden me'zün olmadıkça menasıblarına ric'at etmemeleriçün Adana ve Mar'aş ve Iç-el sancakları mu-tasarrıflarına iktizası üzre ve İfraz-ı Zülkadriye ve Türkmenan Vovyodasına dahi ekid ü şedid başka başka kalemiyyeden ahkam tahrir olunmak babın-da ferman-ı ali-şan sadır olmağın vech-i meşrüh üzre başka başka evamir-i Şerife yazılmağa tezkire verildi.

Fi 18 Şa'ban sene 1122 (12 Ekim 1710)

Bu şekilde urban eşkıyasının zulm ve teaddileri sebebiyle Rakka Eyale-tinde Belih Nehri kenarında bulunan Akça-kale (Ağçekale), Ayn-ı Riz, Maarre ve Rakka'ya kadar olan yerlerdeki köyler ahalisi, yerlerini terketmek zorunda kalmışlar ve dağılmışlardı. Arap eşkıyasının istilasından dolayı, arazileri boşalmış ve harab olmuş, bu yüzden devlete vermekle mükellef oldukları vergilerini de verememişlerdi. Bu sebeple buraya, ekip-biçmek, birbirine kefil olmak, bu bölgeyi urban eşkıyasının mazarratından korumak, buna mukabil avarız-ı divaniyye vesair tekalifden muaf tutulmak suretiyle, Bozulus Türkmenleri cemaatleri, Keskin-ili sakinlerinden olan Boz-ulus Türkmenleri cemaatleri, Yeni-il Türkman-ı Haleb reayasından olan cemaatler, Diyar-bekir voyvodalığına tabi Batınlu (Aktl) aşiretinden olan cemaatler, Receblü Afşarı, Cihanbeyli aşiretinden "Ulus" tabir olunan Japovalı, Yarçekanlu, Direjanlı ve Herdili cemaatlerinden daha önce iskana tabi olmayan yerli reaya ve 274 neferleri iskan edilmişlerdi829. Ancak bir müddet sonra mezkür cemaatlerden il-beyli aşireti, Avşar cemaati oymağı ile Bab-ı Altun, Çeçelü, Dokuz ve Silsüpür gibi Türkmen vesair guruplar yerlerini terkederek Maraş, Kilis, Adana ve Haleb havalilerine gitmişler, ahaliye zulmederek pek çok kişiyi öldürmüşlerdi. Bunun için 19 Aralık 1703 tarihinde bunların eski mahallerine iskanları için emir verilmiştir.

1695-96 yıllarında şakavetlerinden dolayı Humus'a iskan olunan İç-İl Türkmenlerinden Eymür (Eymir) Aşiretine tabi 9 cemaat, urban istilası sebebiyle büyük bir kısmı yerlerini terketmiştir. Geri kalanlarının vergilerini vermekde çekdikleri zahmet haricinde, eşkıyaların da baskısı altında kalmışlardı. Bu yüzden yolların korunabilmesi için zikronulan 9 cemaatin Murad Paşa Köprüsü (Cisr-i Murad Paşa)'ne ve Saylak mevkiine iskanları için, Anadolu müfettişi Hasan Paşa teşebbüse geçmiş, Hama ve Humus'a iskan olunmuş bulunan Haleb Türkmenlerinden 40 aded cemaatin, arazilerini gereği gibi koruyabilecekleri, şen ve abadan edeceklerini istanbul'a arz etmişti. Bunun sonucu olarak zikr olunan 9 cemaatden Eymür'e tabi Sincarlu, Osman-kethüda, Karagözlü, Çarık, Kaçar, Tosun ve Kayalı, Dündarlı, Kara-Avşarlu ve Genceli-Afşarı, toplam 8750 kuruş mallan ile 9 Temmuz 1713'de gönderilen bir fermanla Haleb iltizamından ifraz edilerek Trablus-şam iltizamına zam olunmuş ve Murad Paşa Köprüsü civarlarına yerleştirilmiştir.

Yine Arap eşkıyasının mazarratının önlenmesi için Anadolu canibinde Erzurum, Kars, Çıldır, Diyarbekir, Kütahya eyaletlerinde, Aydın, Saruhan, Kal'ecik, Keskin taraflarında, Sivas, Maraş ve Karaman caniblerindeki cemaat perakendelerinden Harran-ovası'na yerleştirilmesi için 1720'de emr-i şerif verilmişti. Bunun üzerine Mamalı Türkmenleri içinde bulunan Bozulus'a tabi cemaatlerden 150 hane, Keskin sakinlerinden olup Silsüpür Ceridi cemaatinden 150 hane, yine Keskin sakinlerinden Köçeklü, Tacirlü, Horbendelü ve İnallu cemaatlerinden 150'şer hane, Anadolu eyaletinde Musacalu cemaatinden 150 nefer, Maraş eyaletinden İzzeddinlü ve tevabii cemaatlerden ve yine Maraş eyaletinde Receblü Afşarı, Feclü aşireti, İfraz-ı Zül-kadriye'ye tabi Tacirlü, Receblü Afşarı'na tabi Çepni, Dokuz ve tevabii cemaatlerinden so'şer hane, Diyarbekir bölgesinden Afşar ile Aneze, Acurlu ile Harpu cemaatlerinden 50'şer, Keskin sakini olup Cerid'e tabi Bab-ı Altun, Malatya'da Cihanbeylü'ye tabi Koyun-oğlu ile Keli-Corlu (?), Koyun-oğlu Koçur Bey, Atmalu cemaatinden Göçer Elhac Kethüda, Koyun-oğlu Ali ve oğlu Çolak Mehmed ve Mustafa-oğlu Hüseyin ve tevabii, Çoban-oğlu ve tevabii, Receblü Afşarı'na tabi İmam Fakih-uşakları cemaatlerinden de birer miktar hane, Harran-ovası'na yerleştirilerek, bölgeyi eşkıyadan korumak ve ziraatle uğraşmak üzere bazı tekaliflerden de muaf tutulmuşlardır.

Muhtelif safhalar arzeden bu iskan işinden bir müddet sonra vazgeçilmek zorunda kalınmıştır. Burasının iklim şartları bakımından uygun bir yer olmaması yanında, Arap aşiretlerininde baskısı sonucu birçok cemaat yerlerini terkederek Anadolu'ya dağılmışlar veya daha kuvvetli aşiretler içine gizlenmişlerdir. Ayrıca bazı nüfuzlu şahısların bunları koruması sonucu, valilerin emirlerini dinlemiyerek iskan mahallerine gitmemişlerdi. Ancak devlet, zaman zaman, nizama uymayanları cezalandırmak için bir hapishane olarak telakki ettiği Rakka'ya bunları sürmeye devam etmiştir.

Aynı şekilde, İçel Yörükleri, 1712'den itibaren Kıbrıs'a sürülmeye başlamış, ancak, yine bazı devlet adamlarının araya girmesiyle akim kalan bu tedbirden de, 1741'den sonra vazgeçilmiştir. Bununla beraber cezalandırılmak amacı ile yapılan sürgünlerde, Kıbrıs Adası zaman zaman kullanılmıştır.

Kaynakça
Kitap: XVIII YÜZYILDA OSMANLI İMPARATORLUĞU'NUN İSKaN SİYASETİ VE AŞİRETLERİN YERLEŞTİRİLMESİ
Yazar: Yusuf Halaçoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir