Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yerlerini terkeden ahalinin eski yerlerine yerleştirilmesi

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Yerlerini terkeden ahalinin eski yerlerine yerleştirilmesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Ara 2010, 04:22

Yerlerini terkeden ahalinin eski yerlerine yerleştirilmesi:

"Meskun yerlerin boşalması" kısmında geniş bir şekilde arzettiğimiz üzere, pekçok ahali yerlerini terketmişti. XVII. yüzyılda olduğu gibi XVIII. yüzyılda da, bunların eski yerlerine nakli meselesi önemli bir problem olmuştur. İskan kanununun, "Havass, zeamet, timarın deflerlü reayalarından olup ahar kasabada ve kura ve çiftliklerde mütemekkin olanlar eğer avarız hanesine kayd olunmayup veya on sene mürur etmiş değil ise, kaldırılıp kadimi yurdlarına nakl ve iskan olunur ve eğer avarız hanesine kayd olunup veyahud sakin olalı on seneyi geçmiş ise ol makule reayayı kaldırılmak olmaz, mütemekkin oldukları yerlerde kanun ve defter mucebince, rüsumat-ı mu'tadeleri alıverülür. Evkaf ve derbend reayasında avarız hanesine kayd olundukları suretde, zaman itibar olunmayıp kadimi yerlerine nakl ve iskan olunmağiçün kanun üzre emr-i şerif verilegeldiği..." hükmüyle, yerlerini terk ile başka yere yerleşerek oranın vergi hanesine kaydolunmuş reaya yerlerinden kaldırılamazdı; ancak on seneyi geçmemiş reaya eski yerlerine nakledilebilirdi. Fakat bu kanun, evkaf ve derbend reayasına tatbik edilmemiştir. Onların eski yerlerine nakli için zaman tahdidi konmayarak "zaman i'tibar olunmaksızın" ibaresiyle her vakit yerlerine kaldırılmaları öngörülmüştür.

Bu hüküm iskan politikasının tatbikinde büyük zorluklar çıkardığı gibi, devletin, yerlerini terkedenleri şiddetle takip etmesi gereğini de ortaya çıkarmıştır. Bununla beraber, zaman zaman bu kanunun dışına çıkılarak, bulundukları yerde on seneden fazla kalmış ve oranın vergi hanesine kaydolun-muş reayanın da eski yerlerine kaldırıldıkları görülmüştür.

1- Köy ve kasabalarını terkeden ahalinin eski yerlerine nakli:

a) Anadolu'da:


XVIII. yüzyılda bilhassa eşkıyanın mazarratından ve rüsumat vesair tekalifi vermemek için yerlerini terk eden birçok Müslim ve zımmi reaya, istanbul, Edirne ve Bursa gibi (Bilad-ı selase) daha emin gördükleri şehir ve kasabalara kaçmışlardı. Bu yüzden birçok yer harab olduğu gibi, buralarda ahalinin azalmasiyle, kalanların vergileri vermekte çektikleri zahmet, onların da yerlerini terketmelerine zemin hazırlamıştı. Devlet bu durum karşısında, yerlerini terkeden ahalinin on yılı doldurmuş olduklarına bakmaksızın, bulundukları yerlerden kaldırılması ve eski yerlerine nakledilerek iskan edilmelerini emretmiştir.

Mesela bu hususta 1716 tarihinde sadır olan bir fer-manda:

"... müslim ve zımmi reayadan bazıları rüsumat vesair tekalifi vermemek ifün kadimi yerlerini terk ve Bilad-ı selase tabir olunan İstanbul, Edirne ve Bursa'da temekkün etmekle taraf-ı memleketde olan reayanın kıllet bulmasiyle avarız, nüzül vesair tekalifi kanuniyyeyi edalarında ıztırab-ı külli ve perakende ve perişan olmağa yüz tutmalarına bais olduklarından kaf-ı nazar, tasarruflarında olan arazi ve mezari' yoz ve harab ve nizam-ı hal-i memleket tetarruk ve Bilad-ı selase'ye sonradan gelüp temekkün eyleyen rea-yadan resm-i raiyyet ve ispençeleri tahsil olunmak bir türlü hadd-i imkanda olmayup, Bilad-ı selase'de temekkün eden reayanın iskanları hususunda zaman i'tibarı tecrid ile nice nizamı muhıli ahvali müstakdim olduğu zahir ü aşikar olmağın ol makule resm-i raiyyet ve ispençe ve tekalifi şaire verir Müslim ve zımmi reayadan olup kadimi yurdlarını terk ve Bilad-ı selase'de temekkün eyleyenler hakkında avarıza kayd ve zaman i'tibar olunmayıp kadimi yerlerine nakl ü iskan olunmaları, i'ınar-ı memleketde ve reayanın tekalifleri edasına külli medar olmağla, imdi bu makule Bilad-ı selase'de sonradan varup temekkün eden reaya hakkında avarıza kayd olunması veyahud zaman i'tibarı cari olmayup ve iskan murad oldukta, 'bizim temekkünümüz on seneyi- tecavüz edüp veyahut avarız hanesine kayd olmuşsunuzdur' deyü, kafan tegallüb ve muhalefet etdirilmeyüp her ne kadar zaman dahi mürur etdi ise veyahut bir takrib ile avarız hanesine dahi kayd olunmuş ise, kat'an i'tibar olunmayup, me'va-yı kadimlerine nakl ti iskan etdirilmek içün havass ve evkaf ve zeamet ve timar ashabından taleb edenlere evamir-i şerife verilüp " denilmektedir. Ancak, verilen bu ferman Bilad-ı selase tabir olunan istanbul, Edirne ve Bursa için geçerli olup, diğer şehirlerde tatbik edilmemiştir. Bununla bereber yapılan tahrirlerde, Anadolu'da çeşitli kazalarda ve bunlara bağlı köylerde büyük ölçüde bir nüfusun yerlerini terkettikleri tesbit olunmuştur. Mesela 1700 yıllarında Karasi Sancağı'na tabi Sındırgı kazasında yapılan tahrir neticesinde, mevcut 170 haneden 56 sının yerlerini terkettikleri görülmüştür. Kazaya tabi 54 köyden 12 si tamamen harab olmuş ve boşalmıştır. Kalan 41 köyde ise 144 hane tesbit edilebilmiştir. Emir Sultan vakfına dahil olan Dursunlar karyesinde 8 nefer ve imam bulunuyordu.

Konar-göçer grupların asıl bölgelerini terk ederek başka alanlara gitmeleri karşısında da, onların eski bölgelerine nakline çalışılmıştır. Bu şekilde 1700 tarihlerinde Reşi taifesine tabi Girizi (ısy) aşireti, ellerinde fermanları olduğu iddiasiyle, Kilis'den kalkıp Malatya sancağına Taş-eli kazası dahilindeki köylere gelerek, ahalisini sürüp kendileri yerleşmişlerdi. Hatta avarız ve nüzül tahsildarlarına, "Bizler Reşi taifesindeniz. Reşi emini geldikte bizler avarız ve nüzül veririz" diyerek, vergi vermedikleri de tesbit olunmakla, mezkur aşiretin eski yerlerine nakli ve iskanı hususunda ferman verilmiştir. Bununla beraber, şakavette bulunmayacaklarını taahhüd etmeleriyle Taş-eli'ne iskan olunmuşlardır. Ancak 1714'de yeniden şakavete başlamaları üzerine, tekrar Kilis'e yerleştirilmek için teşebbüse geçilmiştir.

Başka kasaba ve köy arazisine tecavüz eden aşiretlerin de aynı şekilde yerlerine dönmeleri için teşebbüsde bulunulduğu görülmekdedir ki, mesela, Erzurum taraflarına gelerek şakavette bulunan Milli taifesi, 1701'de bu sebepden asıl mekanları olan Diyarbekir'e kaldırılmak üzere Erzurum valisine emr-i şerif gönderilmiştir.

Şakavetlerinden dolayı iskana tabi tutulan, ancak iskan mahallerine gitmiyerek başka bölgelerde dolaşan aşiret veya cemaatlerin de, iskanları emredilen yerlere nakledilmeleri hususunda çalışmalar yapılmıştır. Bu kabilden olmak üzere, Arap taifesinden el-Vehhab ve Yeni-il Türkmenlerinden Kara-gündüzlü aşireti cemaatlerinden Ağanlı Afşarı cemaati, iskan edildikleri A'zaz (Azez) kazasına gitmeyip, el-Vehhab kabilesi Antakya'da Derbal kazasında Saylak mevkiinde, Karagündüzlü aşireti ise Dervişan kazası civarında ve Bağras nahiyesinde bulunmakta olup, şakavette bulunarak hac yolunu kesmekteydiler. Bu sebeple, 1702 tarihinde Haleb valisine gönderilen bir hükümle, bu bölgelerden kaldırılarak, el-Vehhab kabilesinin iskan mahalleri olan A'zaz kazasına nakl ve iskan olunmaları; Ağanlı Afşarı cemaatinin ise Kars-ı Zülkadriye (Kadirli) çevresinde yerleştirlmeleri emredilmiştir. Bu şekilde yine Rakka havalisine iskanları emredilen Yeni-il hassı reayalanndan Hacı Dülkadiroğlu kethüda'ya tabi gruplar ve Bozulus Türkmenlerinden Şeref Çağırganlı ile Receblü Afşarı; Haleb Türkmenleri reayasından Bekmişlü cemaatleri, Arap kabilelerinden olup A'zaz kazasına iskanları emredilen el-Vehhab kabilesi, yerlerinden kaldırılarak Antakya civarına gelmişler ve şakavete başlamışlardı. Bu durumda hac yolunu kontrollerine alan ve ahalinin perakende ve perişan olmalarına sebep olan mezkur taifelerin yerlerine nakli için Antakya kadısı Mevlana es-Seyyid Ahmed tarafından sunulan arz üzerine, 1703 yılında eski yerlerine nakl ve iskanları hususunda emr-i şerif verilmiştir.

Yine Rakka havalisinde Belih nehri kenarına iskan olunan Receblü Afşarı ve Cerid cemaatlerinden ayrılan 200 kadar eşkıya, Gavur-dağı çevresinde sakin, eşkıyadan Çobanoğlu'nun yanına gelerek Nestan, Hacılar ve Küreci köylerine yerleşmişler ve şakavete başlamışlardı. Bu yüzden 1702 yılında Rakka Valisi Vezir Hasan Paşa'ya gönderilen bir hükümle, her ne şekilde olursa olsun yerlerinden kaldırılmaları ve iskan mahallerine yerleştirilmeleri emredilmiştir.

1701-1702 yıllarında Keçiborlu, Sandıklı, Geyikler, Çölabad kazalarında 42 harab köye yerleştirilen Danişmendlü Türkmenlerinden Sermayelü, Karalu, Selmanlu-i kebir ve sagir ile Cevanişir cemaatlerinden bir kısmı, iskan mahallerini terkederek çevre kazalarda gezip çeşitli zulm ve teaddide bulundukları için, 1703 tarihinde Anadolu Valisine, eski yerlerine yerleştirilmeleri hususunda emir verilmiştir. Buna rağmen eski yerlerine nakledile-miyen bu cemaatler için, 1703 yılında Anadolu Valisine ve Danişmendlü Türkmenlerinin iskan olundukları kaza kadılarına yeniden birer hüküm gönderilmiştir. Bunun üzerine Karalu ve Kaşıkçı cemaatlerinden Haşimlü (Haşimi) mahallesi ahalisi, eskiden olduğu gibi Sandıklı kazasına tabi Merkebci karyesine ; İshaklı, Koç-beli ve Karalu mahallesi ahalisi Yamanlu (Yamanlar) karyesine ; Cevanişir cemaatinden Çörekli mahallesi ahalisi Çölabad kazasına tabi Ayaklı karyesine ; Ocaklı mahallesi ahalisi, Şeyh-kadın ile Tokmaklı karyelerine, Hacılu mahallesi ahalisi, Haydarlu, Okçular, Babalar ve Kadılar karyelerine ; Gölegir cemaati ahalisi Sandıklu kazasına tabi Çavuş-beyli ve Kazgan-pınarı (Kazan-pınarı) köylerine, aynı cemaatten bir miktarı Urla kazasına tabi Okçular karyesine ; Selmanlu-i sagir cemaatinden Ali Kethüda mahallesi ahalisi, Pınar-başı ve Kulu-köy karyele-rine, Hacı Kasım-oğlu Kara-Bayram mahallesi ahalisi Mayalu karyesine ; Selmanlu-i kebir'e tabi Köse Musa, Pekmezlüsü ve Kara Halil-oğulları, San-dıklu kazasına tabi Kötü-Ağıl karyesine ; Selmanlu-i kebir cemaati, Geyik-ler kazasına tabi Yorgalar, bir miktarı Dombay, Akça-köy, Yüreğil ve Alaca-atlu karyelerine, bir miktarı da Gökçelü, Yarımca ve Eski-köy karyelerine yerleştirilmişlerdir. Mezkur cemaatin Fakihlü mahallesi ahalisi Engü-rük karyesine, Güllüce mahallesi ahalisi 20 neferden fazla olmamak üzere, Yenice karyesine iskan ve Sermayelü cemaatinden Sermayelü mahallesi ile Zeballu ahalisi, Urla ve Baklan kazalarına tabi Haydar-Baba karyesine; Ali-Kurd ve Seyyidli mahalleleri ahalisi Orta-Kuluncak (?) karyesine; Ci-hanşah mahallesi ahalisi Kızılbağlık karyesine ; tshaklı ve Ali-beyli mahallesi ahalisi Kadın-öyüğü karyesine, Tatarlu ve Halaclu mahallesi ahalisi Karakaşlı-uzun karyesine iskan olunarak obalarını bir daha kurmamayı taahhüd etmişlerdir. Buna rağmen 1708 yılında, mezkur cemaatlerden bazılarının yerlerini yeniden terketdklerini görmekteyiz. Bunlardan Selmanlu-i kebir cemaatinden Geyikler kazasına tabi Buğralar karyesine iskan olunanlardan Keleş-oğlu Ebu Bekir ve Emmi-oğulları, Kara-Hacı Ebu Bekir, Hacı Emir Şam-oğulları, Hacı Yusuf, Abdullah ve Abdullah-oğulları ; yine aynı kazaya tabi Alaca-Atlu karyesine iskan olunanlardan Abdi-oğulları Yusuf ve Hasan, Katib-oğlu Yusuf, Keleş-oğlu ve Cerid-oğulları yüz kadar evleriyle ikametgahlarını terkederek aynı kazada bulunan Gözile karyesi civannda-ki Hamid ve Seydi-Melik mevkilerinde konup-göçerek tecavüze başlamışlardı. Aynı şekilde Urla kazasına tabi Okçular karyesine iskan olunanlardan Osman adındaki kimse bütün akrabalariyle, Karalu ve Sermayelü cemaatleri, Urla ve Baklan kazalarına iskan olunan Cevanişir cemaatinden Cücük-oğlu, Horoz-oğlu ve Torun Bölükbaşı adlı kimseler, 110'dan fazla evleriyle zikrolunan kazalarda ahalinin mer'a ve mezraalarına büyük ölçüde zarar verdikleri gibi, zulm ve teaddilerinin de önüne geçilememişti. Bu sebeple, adı geçen cemaat perakendelerinin nezr'e bağlanması ve birbirlerine kefil olmak şartlariyle iskan mahallerine sevkedilmesi için 1708 tarihinde Anadolu Valisine emir gönderilmişrir. Aynı şekilde Rakka'ya iskan olunup, daha sonra iskan mahallerinden kaçan cemaatlerin yeniden Rakka'ya iskanı için Adana Beylerbeyisi Mustafa Paşa'ya 1703 yılında bir ferman gönderilmişti.

Rakka eyaletinde muhtelif bölgelere iskan olunan Türkmen taifesine mensup il-beylü aşireti533, Afşar cemaati oymağı ve bu oymakdan Bab-ı Altun, Çeçelü, Dokuz ve Silsipür vesaireleri, iskandan kaçarak Maraş yakınlarındaki Pazarcık-ovası, Kilis canibinde Soku-dağı semti ve Çoban-oğlu dağı eteğinde tavattun etmişler ; yolculara, köy ve kasaba halkına zulm ve teaddide bulunmuşlardır. Bu yüzden emniyet hislerini kaybeden ahali dağılmağa başlamış, bunun üzerine, 1703 yılında Rakka Beylerbeyisi Elhac Mehmed Paşa'ya gönderilen bir hükümle, mezkur taifelerin her ne suretle olursa olsun kaldırılıp eski yerlerine nakl ve iskan edilmeleri emredilmiştir.

Aynı şekilde iç-el'de Aksaz adlı mevkie yerleştirilen Tekeli Yörükleri cemaati, taahhüdlerinin aksine hareketle iskandan kaçarak teaddi ve tecavüzde bulundukları için, nezr'leri olan 2.500 kuruş tahsil edildiği gibi, eski mahallerine nakl ve iskanları da emredilmiştir535. 1700 yılında Kara Hacı-lu cemaati de Iç-el sancağında Mud nahiyesine iskan olunmuştur.

1704 yılında 101 kese akça nezr vermek üzere, Bozok sancağında iskanları kabul edilen Mamalu Türkmenleri cemaatlerinin, iskandan dağılanların aşiret-beyleri vasıtasiyle yerlerine nakl ve iskan olunmaları, fesadlarının önlenmesi için 1706 yılında emir verilmiştir.

İfraz-ı Zülkadriye Türkmenlerinden olup, onlardan ayrılarak Karaman'-da İncesu kasabasına ve civarındaki vakıf köylere yerleştirilen Et-yemez cemaati, ahalinin mallarına tecavüzleri sebebiyle yerlerinden kaldırılarak ifraz cemaatlerinin iskan olundukları Ayas, Berendi ve Kınık'a nakl ve yerleştirilmeleri için Karaman Valisi Vezir Ali Paşa'nın arzı üzerine, 1708 senesinde, Karaman Valisine ve incesu kadısına hitaben gönderilen bir emr-i şerifle, mal ve eşyalariyle birlikte kaldırılmaları ve ifraz cemaatleri içine katılmalarına izin verilmiştir.

Karaman Valisi Vezir Ali Paşa tarafından iç-el livasında Ermenek kazası dahilindeki Bey-çayırı mahalline yerleştirilen iç-el Yörükleri cemaatleri, yerlerini terkederek Teke, Hamid ve Aydın Livaları karyelerine yerleşmişler, ahaliye baskı yaparak mal ve hayvanlarını gasbetmişlerdi. Bu sebeple 1708 yılında, yerlerinden kaldırılarak eski iskan mahallerine nakledilmesi ve nezre bağlanmaları yolunda emir gönderilmiştir. Bunun üzerine Kara Hacılu ile Tireli cemaatlerinden 15 nefer Zeyne kazasına tabi Sübhanlu karyesine; Posalu, Hamzalu ve Çaylaklar cemaatleri Silindi kazasına; Kuru-in cemaati (nam-ı diğer Köteklü) aynı isimli köye; Büyük-Ece cemaati (nam-ı diğer Yalazlu) Büyük-Ece köyüne; Gedavlar cemaati (nam-ı diğer Kütüklü), Gedavlar köyüne; Biriyye cemaati (nam-ı diğer Tekelü ve Zekeriyya), Biriyye köyüne; Bolacalu ile Totmarlu cemaatleri Kesik-Söğüt karyesine; Patralu cemaati aynı isimle köye; Derici ile Çaruklu cemaatleri asıl vatanları olan Sarı Ekinlik karyesine; Sendil cemaati (nam-ı diğer Menteşelü) Sendil köyüne; Çavuşlar cemaati Çavuşlar köyüne; Saçı-karalu ile Kızıl-allu cemaatleri asıl vatanları olan Karaga (Karavca ?) karyesine; Şamlu cemaati (nam-ı diğer Eski Yörük) asıl vatanlan olan Çukur-şamlu (Çukurşay ?) karyesine; Hoca Yunuslu (nam-ı diğer Hacı isalu) cemaati, asıl vatanları olan Buruncuk-kışla köyüne ; Burhanlu cemaati, Gülnar' a tabi Ovacık karyesine; Hacı Bahaddinlü (nam-ı diğer Şeyhlü ve Fakihlü) cemaati, asıl vatanlan olup Gülnar'a tabi olan Köseler karyesine iskan olunmuşlardır. Bütün bu cemaatler, toplam olarak 310.000 kuruş nezr'e bağlanmışlardı. Adana livasının Dündarlı nahiyesine tabi Kaçarlı cemaati de, yerini terkederek iç-el sancağı kazalanndan Ermenek dahilindeki Bey-ça-yırı mahalline yerleşmişti. Mezkur cemaatin de yerlerine kaldınlması için 1708 yılında teşebbüse geçilmiş, bu yolda, iskana memur Konya Valisi Vezir Ali Paşa'ya emir gönderilmiştir.

Hama, Humus ve Maaretünnuman kazalarına iskan olunan türkmenlerden bazılan, Arap kabilelerinin zulm ve teaddilerinden dolayı, yerlerini terk ederek dağılmışlar; bunlardan bir kısmı da Niğde sancağına kaçmıştı. Bu durum karşısında yerlerine nakledilmeleri için teşebbüse geçilmiş ve 1710 yılında iskanlarına emir çıkmıştır. Bu şekilde Arap eşkıyasının mazarratından kaçarak yerlerini terkeden ahaliden bazıları da, Trablus-şam ve Lazki-ye eyaletlerine, Şam, Kudüs, Harran-ovası ve Şam eyaleti dahilindeki mahallere firar etmek zorunda kalmışlardır. Aynca yine aynı şehirlerden, Arap eşkiyasının baskılarından dolayı, Haleb şehri ve eyaletine, Kilis, Azez (A'zaz), Edlib, Şugur, Amik, Antakya ve Karamort-hanı çevrelerine kaçan Türkmen cemaatleri yanında, Tüccar ve tevabii, Beni Müfim ve tevabii, al-i Mansur, Beni Cedid (Hadid ?) ve tevabii kabileleri de göç etmişti. 1711 'de gönderilen bir emirle, bu cemaatlerin hangi mahalde olursa olsun, eski yerlerine nakledilmesi istenmiştir. Bunun yanısıra, Hama, Humus, ve Maaretünnuman kazalarına da yeni Türk ve Arap kabilelerinin iskan edilmesi için teşebbüse geçilmiştir. Bu kabilden olmak üzere, Arap eşkıyasına karşı bir set teşkili amacı ile, Mecilli Türkmenlerine tabi Kara Süleymanlı, Bıyıklı, Balıkcıllı, Ördek Hacılı, Dubah, Sarılı, Hatmalı ve Kalaçlı mahalleleri ile ifraz Türkmenlerinden Sakallı Ceridi, Hacılı Dokuzu cemaatleri, Danişmendlü'den Küşne, Köpeklü ve tevabii cemaatleri, A'rab-ı Şuvey mukataası reayalarından al-i Meşhur, al-i Büveylis, al-i Nazzara vesairleri ve Basra perakendelerinden Cedid Arabi, Rakka'da sakin Beni Rebi' Bey'i hassından al-i Ebu Cirade cemaatleri, 1710 yılında Hama'ya iskan olunarak, malları iltizamına zam olunmuştur.

Mardin ve Nusaybin taraflarında Urban taifesinin şakavetlerinden dolayı, ahalinin yerlerini terkettikleri görülmektedir. Böylece devletin gelirindeki düşüş göz önüne alınarak, onların eski yerine dönülmeleri sağlanması için teşebbüse geçilmiş eşkıya baskılarına engel olmak ve nizamı sağlamak üzere 1715 ve 1716 yıllarında Bağdad valisi Hasan Paşa'ya emr-i şerifler gönderilmiştir.

XVIII. yüzyıl başlarından itibaren Erzurum taraflarına musallat olan Milli, Batılu (Badıllu) ve Zerci aşiretleri yüzünden, Tercan ve Pasin köyleri ahalisi yerlerini terketmek zorunda kalıp, Kars ve Ahıska eyaletlerine kaçmışlardı. Bu sebeple 1701 senesinde, bu cemaatlerin eski mahallerine kaldırılması emredilmiş, ancak, 1718 yıllarında bu taifelerden Milli, Şakaki, Bizigi (Beyzeki), Şarkıyanlı ve Şarkıyan Beyzeki kabileleri yeniden yaylak bahanesiyle Erzurum taraflarına gelerek Hınıs, Tekman, Pasin, Kiğı ve Tercan sancakları ahalisinin davarlarını sürüp, emsali şakavete başlamışlardır. Bunun üzerine Erzurum Valisine gönderilen bir emr-i şerifle, mezkur ta-ifelerin eski yerlerine sürülmesi, yerlerini terkeden ahaliden bulundukları yerde 10 seneyi geçirmemiş olanlarının, köylerine nakledilerek iskanları emredilmiştir.

Aydın sakini Bozulus Türkmenleri mukataası reayalarından Tıraş cemaatinden bazıları yerlerini terkederek Nevşehir vesair bölgelere yerleşmişlerdi. Bozulus Türkmenleri voyvodası Elhac Ahmed'in, mezkur cemaatten yerlerini terkedenlerin yeniden Aydın'a naklini istemesi üzerine, 1719 yılında Kütahya ve Konya Valilerine, bölgelerinde bulunan adı geçen cemaate tabi hanelerin Aydın'a sevkedilmesi için emir verilmişti.

Çukurova'da Kurd-kulağı mahallinde iskan olunmuş olan İfraz-ı Zülkadriye mukataası cemaatlerinden Çıkrık Tüccarlısu, Şihab Tüccarlısu, Sarızlu Tüccarlusu, Çakal Demircilü, Hüseyin Hacılu, diğer Hüseyin Hacılu, Anamaslu, Çakal Dokuzlu, Alcılu Karamanlısu, Kabakulak Alcısu, Öşdle Alcısu, Avcı, Ketmi, Ovacıklı ve Abdallu cemaatleri ile Ifraz-ı Zülkadriye mukataasına zam ve ilhak olunan Küşne, Körüklü ve tevabii cemaatlerinden Kırıklı, Kara Halillü, Kara Atabeklü, Kurusulu, alemlü, Köse Döğerbeylü, Pekmezlü Afşarı, Befkanlu ve Kayaklar cemaatleri, asıl mahalleri olan Çukurova'dan firar ile, Karaman, Kütahya ve Bursa eyaletleriyle İç-el, Aydın ve Saruhan sancaklarına giderek perakende olmalarıyla, Çukurova'ya nakl ve iskan olunmaları için teşebbüse geçilmiştir. Mezkur cemaatler, hanekeş reaya olmadığı için 10 seneyi doldurmuş olanlarının da nakledilmesi için 1725 yılında emr-i şerif verilmiştir.

Rakka'ya iskan olunan cemaatlerden bazılarına mensup, 170'den fazla hane yerlerini terkederek Hamdü'l-Abbas'ın yanma gitmişler, bunların, eski yerlerine nakledilmesi ve yeniden iskanlarını bozmamaları için 1728 yılından itibaren Rakka Beylerbeyisi vazifelendirilmişti.

Yerlerini terkederek başka mahallere giden bazı grupların, derbendcilik iddiasiyle vergilerini vermek istemedikleri görülmektedir. Bu kabilden olmak üzere, Aydın sakini Bozulus Türkmenleri mukaatası mülhakatından olan ve Karaman eyaletinde Sufiyan adlı mevzide iskan olunan Oğul-beylü ve Hacılu mahallesine tabi Şeyh Ahmedlü ve Hüseyin Hacılu cemaatleri içinden Hüseyin Veli, Seyyid Ali-oğlu Mehmed; Şeyhlü mahallesinden Hasan Efendi ve Cafer adındaki kişiler etraflarına topladıkları bir grupla Haymana kazasmda Toyac mahalline kaçmışlardı.

Burada kendilerinden rüsum-ı raiyyederi talep olduğu zaman:

"Bizler olduğumuz mahalde han ve cami bina eyledik" diyerek vermek istememişlerdi. Bunun üzerine sakin oldukları Karaman eyaletine nakledilerek iskan mahallerine yerleştirilmeleri için 1731 yılında emir verilmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Yerlerini terkeden ahalinin eski yerlerine yerleştirilme

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Ara 2010, 04:24

Aydın sakini Boz-ulus Türkmenleri mukataasından olan Gürbenec cemaati reayaları 1767 yılından itibaren yerlerini terkederek Manisa ve İzmir civarlarına yerleşmişlerdi. 1212,5 kuruş olan vergilerini ise askerilik iddiasiyle ödememişler ve muhalefet etmişlerdir. Bunun üzerine 1777 yılında gönderilen bir emr-i şerifle, hane ve zaman itibar olunmaksızın bağlı bulundukları mukataalarına iskan olunmaları emredilmiştir.

Trabzon mütesellimi Murtaza'nın malikanesine dahil Görele (Pavabolu) kazası mukataası reayalarından Çepni taifesi, yerlerini terkederek etrafa dağılmışlar, gerek kara, gerekse deniz yolunu tutarak ahaliye ve yolculara çeşitli zulümlerde bulunmuşlardı. Bu yüzden, müteaddid defalar gönderilen emr-i şerifler gereğince, üzerlerine asker gönderilmiş, fakat, kışın şiddetli geçmesinden faydalanarak Espiye madenine kaçıp, orada yerleşmişlerdi. Bu yüzden 1732 yılında Espiye madeni emini Ebubekir'e bir emir gönderilerek, mezkurların o bölgeden kaldırılıp eski mahalleri olan Görele kazasına yerleştirilmeleri istenmiştir.

Boz-ulus Türkmenleri mülhakatından olup Selendi kazasına tabi Darı-bükü adlı mahalde iskan olunan Kantemir Çepnisi cemaatinden Kılıç, Bektaş-oğlu Veli, Şeydi Ali, Solak Hüseyin, Hızır ve oğlu ve Abdülhalim isimli kişiler, cemaat içindeki diğer eşkıyalarla birlikte iskan mahallerini terkederek, Caber cemaatiyle birleşip şakavete başlamışlardı. Bu sebeple mezkur cemaat eşkıyalarının iskan edilmeleri için emir gönderilmiş, bunun üzerine yerleştirme çalışmalarına başlanmıştır.

Rakka'ya iskan olunan cemaatlerden bir kısmı da yerlerini terkederek, Anadolu'da muhtelif eyaletlere dağılmışlardır. Bu cemaatlerden Kılıçbeylü ile Bozkoyunlu; Doğanlı ve Bozkoyunlu ve Ali Beylü; Karkın ile Dimlekli; Yadigarlu ile Karaşeyhlü ve Hacılar cemaatleri, Selçuk, Kütahya, Aydın, Saruhan ve Karaman eyaletleri ile, Haleb, Hama, Humus havalisine; Gündeşli ile Acurlu, Alakürk ve Bayındır cemaatleri de mezkur eyaletler ile bir kısmı Hama tarafında Abalu Türkmenleri içinde ; Barak cemaati Sivas eyaletinde; il-beyli cemaatinden bazdan Maraş tarafında Develü'de; Bab-ı Altun ve Döğer cemaatleri Maraş eyaleti'nde ve bir miktarı Haleb eyaletinde Şugur ve Duman-dağı taraflarında; Horbendelü cemaad, Kayseri sancağı ve Anadolu eyaletinde; dokuz cemaati, Maraş eyaleti ve Bağras kasabası ile Han-ı Cedld taraflarında; Çeçelü cemaati, Reyhanlu aşireti içinde bulunmaktaydılar.

Yine, Badıllu, Ekanlu, Haceganlu, Arşivanlu, Kurdgan, Ormanlu, Hacı Kırlu, Kurhıtanlı, Mamavi, Cemkanlu, Azmanlu ve Esterganlu cemaatleri Sivas eyaletinde ve bazıları Kütahya, Aydın taraflarında; Mudanlı cemaatinin ekseri, Kütahya, Aydın, ve Saruhan eyaletleri ile Sivas canibinde; Zivelü ile Cihanbeyli, Keledur ve Barçeken cemaatlerinin çoğu Diyarbekir ve Çermik taraflarında ; Bahrili Avşarı, Edikkulu uşakları, Adana eyaletinde ve ol havalide ; Yemişlü ve Araplu cemaatleri Hama ve Humus kazaları karyelerinde; Kadirlü cemaati, yine Hama ve Humus kasabalarında ve Künc cemaati ile Kilis aşiretlerinden Musabeylü cemaati içlerinde bulundukları sebepten, eski yerlerine kaldırılmaları için çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar çerçevesinde Anadolu, Haleb, Karaman, Aydın, Diyarbekir, Adana ve Maraş valilerine hitaben iskanları için emirler gönderilmiştir.

Sivas kazasına tabi Latif-han veya Erdi karyesi ahalisi, vergi tahsildarlarının baskıları yüzünden yerlerini terkederek, Bozok, Sivas vesair kaza ve kuraya kaçmışlardı. Ancak yerlerinin timar toprağı olması hasebiyle, verilen arz sonucu, yerlerini terk edenlerden 10 seneyi doldurmamış olanlarının eski mahallerine nakl ve iskanları için Sivas-ili ile Sivas ve Bozok kazaları kadılarına 1785 yılında emir gönderilmiştir . Yine Sivas kazası dahilinde bulunan Kürdler ve Serenlü karyeleri ahalileri, vergilerini vermekte kusurları bulunmadığı halde tahsildarları vesairlerin zulm ve teaddisinden dolayı yerlerini terketmek zorunda kalarak, etraftaki kaza ve köylere kaçmışlardı. Mezkur köy ahalileri de, timar mutasarnflarının arzı üzerine, iskan şartlarına uygun bir şekilde, bulundukları yerde 10 yılı geçirmemiş ve tahrir defterine kaydolunmamışlarının kaldırılmaları ve iskanları hususunda 1786 tarihinde Sivas ve kazaları kadılarına gönderilmiş emir mevcuddur.

Seyitgazi kazası'nda Kesenli ile Tazık köyleri ahalisi, mahsulatın çekirge yüzünden telef olmasiyle, vergilerini vermemişler, ayrıca, bu sebebten köylerini de terkederek Kuyucak, Erbaz (?), Bozdoğan, Ödemiş, Tire, Bayındır vesair kazalara firar ederek yerleşmişlerdi.Mahallerine geri dönmeleri için, vergileri afv edilmiş, bulundukları kaza kadılarına ve zabitlerine de 1787 yılında birer emir gönderilerek, 10 yılı doldurmamış olanlarının ve üzerlerinden tahrir-i cedid geçmemişlerin iskan mahallerine nakli istenmiştir.

Yerlerini terkederek başka alanlara giden cemaatlerden Yazıcılar, Acurlu, Palanlı, Emir Şeyhlü ve Şeyh Hamzalu cemaatlerinin de eski yerlerine nakledilerek iskan olunmaları için teşebbüse geçilmiş, bunun üzerine 1794 yılında Konya Valisine, Karapınar'a yerleştirilmeleri emrolunmuştur.

Böylece, Anadolu canibinde yer terk etme keyfiyetinin, büyük ölçüde, aşiret şakavetlerinden ortaya çıktığı görülmektedir. Bununla beraber, aşiretlerin iskanında, yerlerin seçimindeki isabetsiz kararlar da onların bir müddet sonra yerlerini terketmelerine sebep olmuştur. Bunda, onların alıştıkları konar-göçer hayatı bırakmak istememelerinin de rolü büyüktür. Her ne şekilde olursa olsun, ahalinin eski yerlerine şevki muamelesi, çoğu defa uzun bir zaman içerisinde gerçekleştirilebilmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Yerlerini terkeden ahalinin eski yerlerine yerleştirilme

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Ara 2010, 04:36

b) Rumeli'de:

XVIII. yüzyılda Rumeli'de de ahalinin gerek vergi vermekte çektikleri zorluk, gerekse yer yer çıkan isyanlar sonucu yerlerini terkettikleri görülür. Bu cümleden olmak üzere, Hersek livasına bağlı Karacadağ bölgesinde bulunan dört köy ahalisinin ayaklanıp yerlerini terketmeleri üzerine, isyanın bastırılmasına me'mur edilen, Hersek sancağı Mutasarrıfı Seyfeddin ve iskenderiye (Işkodra) Mutasarrıfı Hüseyin Paşa'ların 1706 da harekatı neticesinde aman dileyerek yerlerine dönmek için izin istemişlerdir.
Havass-ı Mahmud Paşa (Hasköy) kazası dahilindeki Üç-kilise, Topçular, Kanber, Servir (?), Yusuf Şeyhli, Boranlı, Kanber Şeyhli, Kanacı, Naib Yusuf, Giremedi, Yeni Çiftlik, Monogeldi (?) ve Kanber Namık adlı köy ahalilerinden büyük bir kısmının yerlerini terketmesiyle, geri kalan reayanın vergileri vermekte düştükleri sıkıntı üzerine, onların da yerlerini terketme ihtimaline karşı, kaza naibi mevlana es-Seyyid Mehmed tarafından gönderilen arzda, hallerine merhamet olunarak tahrirlerinin yapılması istenmiştir. Bunun üzerine yapılan tahrir sonucu, 140 haneden 56'sının yerlerinde kaldığı tesbit olunmuştur. Bu sebeple 1730 yılında Havass-ı Mahmud Paşa kadısı'-na, kethüda, serdar, ayan ve iş-erlerine gönderilen emirle, bir neferi dahi hariç kalmamak üzere yerlerine nakl ve iskan edilmesi istenmiştir.

Yine, Silistre livasında Hatun-ili kazası dahilindeki köy ahalisinin çoğu, yerlerini terkederek başka mahallere gittiklerinden, geride kalan reayanın, tekaliflerini vermeğe iktidarları olmadığından, onların da yerlerini terketmeleri durumu ortaya çıkmıştı. Bu surede mezkur köylerin tahrirlerinin yapılarak, eski ahalisinin yerlerine nakl ve iskanı için Hatun-ili kadısına, kethüda, yeniçeri serdarı ve ayan-ı vilayet iş-erlerine 1731 yılında birer hüküm gönderilmiştir. Ayrıca tekaliften muaf olan diğer grupların tesbid ile muafıyet iddiasında bulunanların, zımmi ve Müslim olmak üzere tahrirlerinin yapılması istenmiştir. Bunun üzerine, 1732 yılında yapılan tahrir sonucu, ahaliden bir kısmının yerlerini terkettikleri görülmüştür.

Bu sebeple onların yerine bir miktar ahali yerleştirilmiştir ki, müceddeden iskan olunan nüfusun dağılışı şu tabloyu arz etmektedir:

KAZa-i HaTUN-iLi DER LiVa-i SlLiSTRE
Müslim NeferZımmiÇift Nefer
Karye-i Koca-Bük245
Karye-i Mihaliç 28
Karye-i Mihaliç (diğer)22
Karye-i Bahişli30
Karye-i Aşıklar8
Karye-i Oruçlu16
Karye-i Küblüce (Zeamet)52
Karye-i Doğar (nam-ı diğer Mişetü'l-
ekber)36
Karye-i Kobadin10
Karye-i Hasan-oğlu8
Karye-i Orhan42
Derbend-dere (Zeamet) ... 17
Karye-i Soğucak46
Karye-i Kabaklı-pınarı31 (M)
Karye-i Duruklu6
Karye-i Kuru-dere6
Karye-i Kaba-öyük9
Karye-i Hassa 220220
Karye-i aşıklar (diğer) .... 88
Karye-i Duruklu (diğer) 11
Karye-i Göklüce 3
608
Karye-i Kuru-dere (diğer) 14
Toplam4647410


Kavala Mukataası mülhakatından olan Drama kazasına tabi Belyan Murre, Belan, Movakcı (?), Astan, Ilıca, Yokun, Makova ve Hilvan karyeleri ayanlarının, kanunlara aykırı olarak ahaliden fazla vergi talep etmeleri üzerine, birçoğu yerlerini terketmek zoruda kalmıştır. Kavala gümrüğü mukataası mutasarrıfı Kasımzade El-hac Mustafa'nın arzı üzerine, mezkur karyelerin tahriri yapılarak, karyelerin şen ve abadan olması için ahalisinin tekrar yerleştirilmesi hususunda 1735 yılında Drama ve Kavala kadılarına birer hüküm gönderilmiştir.
Tulça kazası reayası, vergilerini vermeye muktedir olamadıkları iddiasıy-la yerlerini terkederek, civar kazalardan Ismail-geçidi, Babadağı ve Isakçı dahiline yerleşmişlerdi. Tulça kadısının arzı üzerine, üzerlerinden tahrir-i cedid geçmemiş ise, yerlerine döndürülmeleri için 1737 yılında Tulça, Ismail-geçidi, Babadağı ve isakçı kazaları kadılarına emirler gönderilmiştir.
Anadolu'da sakin Boz-ulus Türkmenleri cemaatinden izzeddin cemaati ahalisi, Hümaşah Sultan vakfı köylerinden Paşa Sancağı'nda Kızıl-ağaç nahiyesine tabi Halife köyü adıyla andan Sofular karyesine yerleşmişlerdi.

40 yıldan beri burada oturdukları ve tahrir defterine kayıtlı oldukları, avarız, nüzül vesair tekaliflerini verdikleri halde, Boz-ulus Türkmenleri cemaati mültezimleri birkaç senede bir gelerek:

"Babalarınız cemaat-i mezbure ahalilerinden ve siz dahi defterde mukayyed raiyyet oğııllarmdansımz" diye rüsum-ı raiyyet talep ederek birkaç misli tahsil etmişlerdi. Bunun sonucu varid olan şikayet üzerine, Sofular karyesi ile ilgili cemaat kayıtları Defterhane-i ami-re'de kontrol edilerek, köyde sakin olan cemaat ahalisinin, hane ve zamana bakılmaksızın kaldırılması ve asıl cemaatleri içine iskan edilmeleri hususunda 1780 yılında emir verilmiştir.

Keşan naibi Şeyh Mehmed Emin tarafından gönderilen arzda, kazaya tabi Kadıköyü ahalisinin ekseri, yurdlannı terkederek, Gelibolu, Tekfur-da-ğı (Tekirdağ), Enez, İpsala ve Malkara (Magalkara) kazalarına vesair yerlere kaçmışlardı. Bu yüzden menzilleri harap ve arazilerinin işlenememesiyle, tekalifleri, kalan ahali üzerine yüklenmiş, bu yüzden onların da yerlerini ter-ketmeleri durumu ile karşı karşıya kalınmıştır. Bu sebeble yerlerini terkeden-lerin eski yerlerine dönmelerinin sağlanması hususunda köy ahalisinin arzı üzerine, Hazine-i amire'de mahfuz Mevkufat defterlerine bakıldığında, Keşan kazasına tabi Mavrend, Tepeli, Kadı-köyü, Mahmud-köyü ve Avarız köylerinin 70 avanz-ı nüzül haneleri olduğu görülmüştür ; bunlardan, bulundukları yerde 10 sene oturmamış olanların ve üzerlerinden tahrir-i cedid geçmemişlerin, eski yerlerine nakli için 1780 yılında Keşan, Gelibolu, Tekfur-dağı, Enez, İpsala ve Malkara kazaları kadılarına emr-i şerif gönderilmiştir.

Yine Kırk-kilise koru ağası tarafından verilen arzda, Havass-ı Mahmud Paşa (Hasköy) nahiyesine tabi Hızırcık karyesinde sakin küreciyan reayasın-dan Yusuf ve Ahmed adlı kişilerin yerlerini terk ile Havsa kazasına yerleşmeleri üzerine, eski yerlerine nakledilmeleri istenmiştir. Bunun akabinde Edirne, Havsa ve Kırk-kilise kadılarına 1780'de gönderilen bir hükümle, Küreci reayasından olup da, daha önce yerlerini terketmiş olanların zaman itibar olunmaksızın kaldırılması ve eski mahallerine nakl ile iskan olunmaları emredilmiştir.

Niğbolu sancağı dahilinde bulunan Medine-i Rusçuk kazası ahalisi, Silistre, Çardak, Hezargrad, Tırnova, Yergöğü ve Ziştovi kaza ve köylerine is-kan edilmişlerdi; fakat çıkan isyan sebebiyle, bazıları, yerlerini terketmek zorunda kalmışlardı. Bu reayanın, zabitleri marifetiyle, bulundukları yerlerden kaldırılarak iskan mahallerine nakledilmesi hususunda 1781 yılında Niğ-bolu kadısına emir gönderilmiştir.

Cisr-i Ergene kazası karyelerinden Kara Hamzalı ahalisinden bazıları, köylerini terk ile aynı nahiyeye tabi Babalar, Çiftlik, Karye-Belen, Doğanca ve Sırma köylerine giderek yerleşmişlerdi. Dimetoka Koru-ağası Abdurahman'ın, mezkur karye ahalisinin eski yerlerine nakledilmesi konusunda sunduğu arz üzerine, 1781 yılında, küreci olduğu tesbit edilen reayanın zaman itibar olunmaksızın yerleşmiş oldukları köylerden kaldırılarak eski yerlerine iskan ettirilmeleri için Cisr-i Ergene ve Dimetoka Kadılarına emir verilmiştir.

Yerlerini terk ile başka kasaba ve köylere yerleşen reaya, yerli ahali tarafından, 10 seneyi geçtiği halde karyelerinden çıkarılmak istenmiştir. Bu durumda iskan kanunu çerçevesinde devletin müdahale ederek, bu kabil hareketleri önlemeğe çalıştığı görülmektedir. Mesela Girid Adası'nda bulunan Hanya sancağı ve nahiyesine tabi Birulya Kaçester (?), Hur (veya Sur), Burgu Kıblasumtu (?), Ayamarniya karyeleri ahalisi, daha önce, Hanya sancağı havass ve evkaf karyeleri reayalarından iken, mezkur karyelere yerleştirilmişler, ancak köy ahalisi, 15 seneyi geçtiği halde bunları köylerinden çıkarmak istemiştir. Bu durum karşısında hükümetin, bu kabil hareketlerin önlenmesi kararını aldığı ve Hanya kadısına 1786 yılında emir gönderdiği bilinmektedir.

Tırhala Sancağı'na tabi Yenişehr-i Fener kasabası köylerinden olup Burak Bey evkafına kayıtlı bulunan Mehban, Kur (?) ve Fulube karyeleri reayalarına ayanlık iddiasında bulunan Ni'ıneti Bey-zade Ömer Bey'in fazla vergi talebi yüzünden, ahali perişan ve perakende olarak çevre çiftliklere yerleşmişlerdi. Bundan dolayı vakıf gelirinin düşmesi ile, vakıf mütevellisi Mehmed Emin Bey'in reayanın köylerine nakl ve iskan ettirilmeleri yolundaki arzı üzerine, 1786'da Yenişehir Mollası'na ve zabitlerine gönderilen bir hükümle, bulundukları yerde 10 seneyi geçirmemiş olanlann eski yerlerine nakledilmesi emr edilmiştir.

Paşa Sancağı'na bağlı Florina kazası karyelerinden, İstanbul yolu üzerinde bulunan İpsodori karyesi, derbend mahalli sayılmakta idi. Ancak köy ahalisinin yerlerini terketmeleri, sipahilerden Mustafa ve Ömer adlı kişilerin, mezkur reayanın yerlerine nakil ve iskan ettirilmeleri için istekte bulunmala-rı üzerine, iskan kanununun, "derbendci kayd olunmuş reayanın zaman itibar olunmaksızın yerlerine nakli" şartına göre, yerlerinden kaldırılarak iskanları için 1786 tarihinde Florina kadısına emir verilmiştir.

Paşa Sancağı'na bağlı Razlık kazasında bulunan ve Sultan Süleyman Han evkafı karyelerinden olan Belic-i sagir ve kebir, Tedupirişka (Tedirişka ?), Avodlova (Avudluk), Prağlişte-i Bala, Balov, Boçova vesair köyler reayasının bazıları, yerlerini terketmişlerdi. Bu sebeple evkaf zayıf düşüp, kalanların vergilerini vermekte zorluk çektikleri, onların da yerlerini terketmeleri varid olmakla, 1787'de Razlık Kadısı ve vakıf zabitleri, kaçan reayanın eski köylerine yerleştirilmelerini arz etmiştir.
Aynı şekilde Köstence ahalisinin bir kısmının perakende olmasiyle, gönderilen arzuhal üzerine, 1790-91 tarihinde yeniden eski mahallerine nakl ve iskan edilmeleri için emir verilmiştir.

Görüldüğü üzere vergi adaletsizliklerinden doğan iskan meselesinde vakıf müesseseleri baş rolü oynamaktadır. Bu bölgede konar-göçer unsurların bulunmaması, Rumeli canibinde küçük çapta bir iskan meselesi doğurmuştur. Bununla beraber, Rumeli'de isyanların başlamasiyle yoğunluk kazandığı da belirtilmelidir.

2- Derbend, Han ve Vakıf tesislerinin yeniden tanzimi, Tapılan İskanlar (Harita I):

Osmanlı vesikalarında XV. asırdan itibaren kullanılmaya başlanan "Derbend" ismi, Türkçe'ye Farsça'dan geçmiş mürekkeb bir kelimedir. Müstahkem derbend tesisleri, dört tarafı duvar ile çevrili küçük bir kale şeklinde olup, yanında bir han, cami, mektep ile dükkanlar vesaire bulunmakta idi. Bu suretle derbend civarında bir köy veya küçük bir kasaba teşekkül ediyordu. Derbendler, genellikle yolların kavşak noktasına ve merkezi bir durum arzeden yerlere yapılırdı. Bu özelliğinden dolayı, derbendci olarak kaydedilen köy ahalisi, derbendin hususiyetine ve önemine göre bazı vergilerden veya hepsinden muaf tutulmaktaydılar. Derbendler, bölgenin ve yolun emniyetinin sağlanması bakımından önemli birer tesis olması yanında, ıssız yerlerin şenlendirilmesi için de bir iskan vasıtası olarak kullanılmıştır. Bu maksatla kullanılan derbendleri, hukuken iki kısımda mütalaa etmek lazım gelir; birincisi, Yurdluk ve Ocaklık şeklinde timar yolu ile tasarruf olunan derbendler, derbendci timarlar. ikincisi, muafıyet usulü ile tevcih edilmiş, tehlikeli yerlere yerleştirilmiş veya memur edilmiş olan halkın muhafaza ile görevli oldukları derbendler ki, bunlar umumiyetle vakıf ve has toprakları üzerinde veya kimsenin tasarrufunda olmayan yerlerde bulunmaktadır.

Derbendleri bu kategoriler dahilinde şu kısımlara ayırabiliriz:

1- Derbend mahiyetindeki kaleler,
2- Büyük vakıf şeklindeki derbend tesisleri,
3- Han ve kervansarayların derbend olarak kullanılması,
4- Köprü yerlerinde bulunan derbendler.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Yerlerini terkeden ahalinin eski yerlerine yerleştirilme

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Ara 2010, 04:40

Derbendler bu önemli hüviyetlerine rağmen XVII. yüzyıldan itibaren bozulmaya başlamıştır.

Bu durum genel olarak şu üç sebebe bağlanabilir:

1- Muafıyet usulüne aykırı olarak derbend reayasından fazla vergi talep edilmesi;
2- Derbend idarecilerinin kifayetsiz ve sorumsuz oluşları;
3- Kalabalık şaki gruplarına karşı tesirsiz kalmaları, işte bu sebeplerlerden dolayı, askeri mahiyette olanları hariç olmak üzere, derbendler, bağlı bulunduğu köy ahalisi ile birlikte yer yer dağılmış veya görevlerini yerine getiremiyecek kadar zayıflamıştır. Bu durum emniyetin tamamen yok olmasına ve çevre köy, hatta kasaba ahalilerinin de şaki baskılarından korunmak için yerlerini terketmelerine yol açmıştır. Devlet, bu bozuk-düzen durumu XVIII. yüzyılın başlarından itibaren yeniden bir nizama sokmaya başlıyarak, derbend ahalisini de eski yerlerine yerleştirmeye veya yeni ahali sevketmeye başlamıştır. Bu cümleden olmak üzere Anadolu'da, yollar üzerinde bulunan harab ve boş hanlar tamir edilerek, şen ve abadan edilmeye ve müstahkem bir hale getirilerek teşkilatlandırılmaya girişilmiş, tamir sırasında içerisinde oturacakların bütün ihtiyacını karşılayacak derecede imar faaliyetlerine de önem verilmiş ve adeta bir kasaba şeklinde yeniden tanzim edilmiştir.

Bu cümleden olmak üzere Karaman eyaletinden itibaren hac yolu üzerindeki hanların şenlendirilmesine ve tamirine başlanmış olup, 1720 yılından itibaren eşkıyaya karşı yolların emniyetini sağlamak amacıyla büyük bir çalışma içine girilmiş ve bu işe, Dergah-ı mualla Kapıcı-başılarından El-haç Mehmed Bahri Ağa memur edilmiştir.

1720'de Akşehir ile Ilgın arasında bulunan ve yeniden imar edilen Arkıdhanı, eşkiya tehdidi altında olan önemli bir mevkide bulunmakla, buraya bir cami, mektep, hamam, mahkeme ve su yolları yapılmıştır. Hanın şenlendirilmesi için de Akşehir'deki başı-boş reayanın buraya nakli için Konya Valisine ve Akşehir Kadısına emirler gönderilmiştir. Aynı şekilde, Ilgın Kadısı'ndan, 30-40 hane ziraat yapacak vasıfta başıboş reaya temin etmesi istenmiştir. Hanın imarı için Kozanoğlu mukataası malından 400, Bozdoğan İç-el mukataası malından 600 ve Eşkün mukataası malından 1500 olmak üzere, toplam 2.500 kuruş tahsis edilmiştir. Hanın imar ve iskanına nezarete de, Doğan-hisarı Kadısı tayin edilmiştir.

Hanın şenlendirilmesi için ilk olarak 200 hane yerleştirilmesi düşünülmüştür. Bunun için, hanın şenlendirilmesine memur Bahri Mehmed Ağa harekete geçmiş ve ilk olarak Akşehir kasabasından ve kazaya ta-bi köylerden 62 haneyi, hana nakletmiştir. Bununla birlikte, bunlardan ancak 50' sinin yerleştirilebildiği, ayrıca, han ağası Halil Ağa'nın babası Hacı Veli ve torunlarının teşkil ettiği 23 ve Gökçe (Gence ?) köyü reayası, köylerinin harab olmasiyle 6 hane ile hana gelerek yerleşmiştir. Bunun yanı-sıra, aslen Arkıd Han'lı olup civar yerlerde oturan ahali de, eski yerlerine dönmeyi kabul etmişlerdir. Eski ahaliden 6 hane Ilgın'dan, 38 hane de kendi istekleriyle diğer yerlerden gelmiştir. Böylece handa 12 Eylül 1721'e kadar 135 hane iskan olunmuştur. Fakat yerleştirilenlerin kafi gelmediği, buranın muhafazası için daha fazla ahaliye ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Bu sebeple han ahalisinin, 200 haneye tamamlanması için 1721 yılında 100 hane başı-boş reaya temini hususunda Akşehir Sancağı Mutasarrıfı ile Kapucubaşı Mehmed Ağa'ya emir gönderilmiştir. 3 Ağustos 1721 tarihli bir fermanda, çeşitli yerlerden hana getirilerek iskan olunacak haneler şu şekilde kaydedilmektedir: Akşehir kasabası ve kazası köylerinden gönderilen 135 hane, Akşehir'den verilen 50 hane ve Bahri Mehmed Ağa'nın ma'ri-fetiyle tahrir olunan 15 hane ki, toplam olarak 200 hane idi.

Ladik ile Ilgın arasında Said-ili kazasında bulunan Kadın Hanı'nın ahalisi yerlerini terkederek dağılmıştı. Bu sebeple harab olan hanın 1720'de imarı için teşebbüse geçilmiş, yerlerini terketmiyerek handa kalmış 20 hane; Konya valisi Osman Paşa'nın, evvelce han ahalisinden olan 10 haneyi nakletmesiyle 30 a çıkarılmıştı. 100 hane yerleştirilmesi düşünülen hanın, şen ve abadan bir hale getirilmesi için çevredeki başı-boş reayanın buraya iskanı hususunda çalışmalar başlamıştır. 1721 yılında handa yapılan tamiratın yanısıra, bir cami ile hamam inşası için kapucubaşı Mehmed Ağa tayin edilmiştir.

Kadın Hanı'nın şenlendirilmesi için Oğul-beylü cemaatinden 5 mahalle iskan olunmuştur. Ancak, han dahilinde ziraat için yeterli miktarda arazi olmadığı cihetle, 1722 yılında, Konya sancağında Said-ili nahiyesine tabi hali ve harabe, 4275 akça yazısı olan Kocomar karyesi, 300 akça yazısiyle Evsak-Öyüğü ve Ağçeler mezraaları, 3200 akça yazısı olan Kara İsmail köyü, 3950 akça yazısı olan Yallık karyesi, 3600 akça yazılı Mulucak karyesi, 1000 akça yazısı ile Menge köyü, 770 akça ile Pusat-yazlığı v.s., Karaman hassından 1418 akça yazısı olan Halsenik karyesi ve 1237 akça ile Kızılca-köyü arazileri, mezkur han toprağına ilhak edilmiştir.

Yine Boz-ulus Türkmenlerine tabi Kara Halilli, Çavundurlu ve Bekirli cemaatleri de 1727'ye kadar, bu han çevresine yerleştirilerek hanın şenlendirilmesine çalışılmıştır.
Konya'ya dört saatlik mesafede, Konya ile Ladik arasında bulunan Dokuz Hanı, 1720 yılına kadar boş bir vaziyette bulunmakta idi.

Eşkıya mazarratından korunması için bu kesime de, bir miktar ahali yerleştirilmesine teşebbüs olunmuş, önce handaki çeşmenin vakfı olan Bağı-kurtlu karyesindeki 45 hane buraya sevkedilmiştir. Ayrıca Konya'daki başı-boş reayadan da iskan edilerek evler tahsis edilmesi için Konya Valisine emir verilmişti. 1721 yılında ise, Kapucubaşı Mehmed Ağa, hanın duvarlarının tamirine memur edilerek, masraflarının keşfi yapılmıştır. Bir müddet sonra, Bağı-kurtlu ahalisi, handa kendilerine yetecek su ve mezraa bulunmadığı gerekçesiyle, eski yerlerine kaldırılmalarını istemişler, devlet bu isteği, tamir çalışmalarının bitimine kadar olmak üzere kabul etmiştir.

Konya ile Karapınar arasında bulunan İsmil-köyü, işlek bir yol üzerinde bulunmasından dolayı derbend ittihaz edilmişti. Derbend muhafazasına tayin olunan, Aksaray yakınlarındaki Acur (Acurlu) Türkmenleri ise, bir müddet sonra yerlerini terkederek, eski köylerine gitmişlerdi. Derbendin önemli bir mevkide bulunması sebebiyle, yeni ahali iskanı için çalışmalara başlanarak, evvela Sugur Derbendi'ne iskan olunan cemaatlerden ödemişli'ye bağlı, Bor ve Ereğli taraflarında sakin olan göçebe taifesinden Şeyhlü ve Yazıcı cemaatleri ile İncesu sakini Haymelü, Galgallı ve Et-yemez cemaatlerinin nakli için teşebbüse geçilmiştir. 5 Mart 1782 tarihinde gönderilen bir emr-i şerifle, mezkur İsmil-köyü Derbendi'ne, eski ahalisi Acur Türkmenlerinin yerleşmiş oldukları Aksaray'a tabi Bulduğu karyesinden kaldırılarak iskan olunmaları yanında, zikredilen Şeyhlü, Yazıcı, Haymelü, Galgallı ve Et-yemez cemaatlerinin de yerleştirilmesine müsaade edilmiştir.

Karaman eyaletinde İsmil ile Karapınar arasında bulunan Belenliburun Derbendi, Anadolu'nun orta kolunda en işlek bir cadde üzerinde tesis edilmişti. Derbend yakınında bulunan Sugur Köyü ise harab bir vaziyette olup, buranın imarı çevrenin güvenliği bakımından gayet ehemmiyet arzediyordu. Timar, zeamet ve evkaf arazisinden olmadığı iddia edilen bu köye, Eymür ve Darıcı cemaatlerinden 50'şer hane, Aydın cemaatinden de 40 hanenin derbendci olarak iskanına, 2 Ağustos 1755'de karar verilmişti. Ayrıca, 25 Eylül 1760'da, derbendin şenlendirilmesi için Yazıcılar, ödemişli, Küşne cemaatlerinin iskanına karar verilmiş ve derbendin eski reayasından dağılmış olanlarının da yerleştirilmeleri için harekete geçilmiştir. Bununla beraber, derbendin muhafazasına tayin edilen ahalinin kafi olmadığı görülmüş, bu sebeple kimsenin kaydında bulunmayan Melekli-pınar, Acurlu, Aydınlı ve Emir-Şeyhlü cemaatlerinden beşer-onar hanenin nakli için teşebbüse geçilmiş, ayrıca, Kürd Hasan-oğulları cemaatinin de buraya sevkedilmesi için 25 Eylül 1760 tarihinde emir verilmiştir. Bununla beraber derbendci olarak yerleştirilen hanelerin sayısı 100'ü geçmemekle, bunların derbendin muhafazasında çektikleri zorluklar yüzünden, ahali, 14 Ocak 1763 tarihinde, 500 hane daha yerleştirilmesini talep etmiştir. Hükümet, 13 Ağustos 1763'de bu istek karşısında, daha önce mezkur derbende yerleştirilen, fakat Cebbar-zade Ahmed Paşa'nın inhasiyle ifraz edilen ödemişlü cemaati yerine, Bozulus mukataasına tabi Küşne cemaatinin Sugur köyü'ne iskanını kararlaştırmıştır. Fakat bir müddet sonra muhafazada Küşne cemaatinin de yetersiz kalması sebebiyle, ödemişlü cemaatinin yeniden Sugur karyesine derbendci olarak yerleştirilmesi için 1765 yılında emir verilmiştir. 1779 yılında da, Aksaray kazasında sakin olan Seyfler cemaati, derbendci kayd olunmak üzere istekde bulunmuş, 1 Mayıs 1779'da bu istekleri kabul edilerek iskan olunmuşlardır. 1796 yılında, Melikli Bayadı cemaatinden de bir miktar hane derbendci olarak yerleştirilmiştir.

Ereğli ile Karapınar arasında bulunan Horti Hanı'nın şenlendirilmesi ve mamur bir hale getirilmesi için, Şeyhlü vesair Ereğli'ye tabi Türkmen cemaatleri perakendelerinden 131 hane sevkedilmiştir. Ayrıca hanın ve han yakınlarındaki köprünün tamiri için de 1721 yılında teşebbüse geçilmiş, bu işe Kapıcı-başı Mehmed Ağa memur edilmiştir.

Hanın şenlendirilmesi için yapılan çalışmalar, incesu kazası dahilindeki tncesuDerbendi reayasının da bu bölgeye sevkedildiği, bu yüzden derbend ahalisinden bazılarının devletten eski mahallerine sevkedil-melerini istedikleri görülmektedir. Bunun üzerine, İncesu derbendinin taşıdığı önem düşünülerek, ahalisinin eski mahallerine kaldırılması, onların yerine Maraş'da Mektubiyye Medresesi reayasından Kara-Beydili cemaatinin hana yerleştirilmesi uygun bulunmuştur. Hana sevkedilen Kara-Beydi-li cemaatinden bir kısmı, iskan mahallerine gitmeyerek, Aksaray yakınlarındaki Yapılcak adlı mevkiye gitmişler ve orada yerleşmişlerdi. Bu durumun, diğerlerine de tesir etmesi ihtimaline karşı, Kara-Beydili mahallesine mensup ahalinin bir an evvel hana getirilmesi için Konya Valisine emir gönderilmiştir.

Horti, Kadın ve Dokuz hanlarının tamirleri ile birlikte 1721'de Husrev Paşa ile Seydi-gazi (Seyitgazi) taraflarında bulunan Bardakçı karyesindeki hanların da tamiri yapılmıştır. Ayrıca handa bulunan çeşme ve hamam da onarılmıştır.

Ulukışla ile Ereğli arasında bulunan hali ve harabe Çavuşlar karyesi Derbendi'nin (Kuzoluk Hanı) de, önemli bir mevkide bulunmasından dolayı tamiri ve şenlendirilmesi için 1720'de karar alınmıştı. Bunun üzerine yapılan çalışmalar sonunda, Boz-ulus Türkmenleri cemaatlerinden Çayan cemaatine tabi Ebü'd-derda ve Hacılar mahalleleri, kendi istekleriyle yerleşmiştir. Yine Bozulus'dan Hacı-Hamza mahallesi de, rızalarıyla aynı mahaldeki palangaya yerleştirilmiştir. Ayrıca aynı taifeye tabi İl-eminlü cemaatinden 74, Doğancı cemaatinden 3, Acurlu' dan 2, Üsküdar'dan gelen 2 hane ve eski palanga ahalisinden bir hane olmak üzere 82 hanenin buraya yerleştirildikleri, hanların tanzimine memur Ahmed Ağa tarafından bildirilmiştir, İl-eminlü cemaati, ise 1722 yılında hana derbendci tayin edilerek, kendilerine isfidad karyesi tahsis olunmuştur. 1733 yılında İl-eminlü cemaati emniyetleri için, han civarına bir palanga inşasına izin istemişler, masrafının kendileri tarafından karşılanması şartiyle devlet buna müsaade etmiştir. Kuzoluk Hanı, 1753 yılında yeniden tamir olunarak, dükkanlar inşa edilmiştir.

Ulukışla ile Çiftehan arasında bulunan MaraşHanı da, boş ve harab bir halde bulunduğundan, bölgenin korunması ve hanın şenlendirilme-si için çalışmalar yapılmıştır. Bunun için Şukuve-dağı'nda sakin Şücaeddin (Ulukışla) kazasına tabi Lüle kalesi'nden 90 hane indirilerek yerleştirilmesi kararlaştırılmıştır. Ancak evlerin inşasının tamamlanmasına kadar, 10 neferinin Niğde kalesi'nde tutulması istenmiştir. Yine mezkur han için, Ereğli'de sakin başı-boş reayadan da iskan olunmak üzere teşebbüse geçilmiştir.

Karaman eyaleti'nde, Niğde sancağı'na tabi Şücaeddin kazası dahilindeki Ulukışla'da vaki Çiftehan'da bulunan kervansaray zamanla harab olmuştu. Burası, Anadolu'nun orta kol yolu üzerinde olup, Haleb ve Şam yolları başında yer almaktaydı. Bu sebeple müteaddid defalar tamir edilen hanın, yeniden imar edilerek şenlendirilmesi gerekliydi. Bundan dolayı 1753 yılında verilen bir emirle, hana tabi olup da yerlerini terketmiş olan reayanın, hana nakl ve iskan edilmeleri istenmiştir. 1754'de yeniden nizam verilen Çiftehan'ın derbendcisi olduklarını iddia eden Tabaklı, Koçaklı (Koçak), Alihocalı, Döğer, Ekinlik, Çokrak, Odunbükü ve Dereköy ahalilerinin, Mevkufat kaleminde durumları incelenerek derbendci olmaları yanında, menzilci oldukları da anlaşılmıştı. Bunun üzerine, yalnız derbendcilikleri kabul edilerek, mahallerinde bulunan idare amirlerinden bu gibi ahalinin muafiyetlerinde yazılı olandan başka hizmette kullanılmaması tenbih edilmiştir.

Adana'ya 8 saat mesafede, Tarsus sancağının Koşun kazasında Adana ile Akköprü arasında bulunan Çakıd-Han (Bayram Paşa kervansarayı), yol üzerinde gayet önemli bir mevkide bulunmasına rağmen yeterli de-recede ahalisi yoktu. Bu sebeple, yolun emniyetini sağlamak ve derbendcilik yapmak üzere, tekaliften muaf olmak şartiyle, Tarsus sancağı Koşun kazasında Dölek (Dülek) kalesi civarındaki başı-boş reayadan 72 hanenin buraya şevki kararlaştırılmıştır. Fakat 1724 yılına kadar mezkur hanelerin yerleşmemesi üzerine, bu hususta yeni bir emir gönderildiği görülmektedir. Hanın taşıdığı öneme binaen Nemrun (Namrun) kalesi neferatı ve çevresindeki başı-boş reayanın da buraya iskan olunarak ziraat yapmaları ve yolun emniyetini sağlamaları karşılığında bir takım vergilerden muaf tutulmaları düşünülmüştü.

Hac yolu bakımından gayet önemli bir mevkide bulunan Çakıd Hanı ile birlikte olmak üzere, Tekfur- Yaylağı Hanı, Yanık-han ve Torosların geçit noktası olan Gülek-kalesi tamir edilememişti. Bu bakımdan 17 mart 1753'den itibaren, tamirleri cihetine gidilerek, muhafaza için bazı grupların yerleştirilmesine de çalışılmış ; bu cümleden olmak üzere, Kuzoluk, Tekfur - yaylağı, Yanık-han ve Çakıd Hanı'nda bulunan han, cami ve dükkanların tamir edilmesi için teşebbüse geçilmiştir. Bunlardan, Çakıd Hanı'na derbendçi olarak, civarında bulunan Ebü'l-hadi cemaatinin iskanına karar verilmiştir. Mesela, Çakıd Hanı'na Derbendçi tayin olunmuş neferattan bir kısmı Adana'da, Oyuncu cemaatinden 33 nefer Tarsus kazasının Koşun nahiyesinde, Milvanlu (Melvanlu) cemaatinden 53 nefer, Adana'nın Karaisalu nahiyesine yerleşmişlerdi. Aynı şekilde Koşun nahiyesinde yer alan Kuzoluk (Çavuşlar köyü hanı)-hanı derbendcilerinden Kızıl-Işıklu cemaatine tabi 40 nefer Kuzoluk mezraalarında, Musa Seydilü (Zaviye-i Şeyhlü) cemaatinden 31 nefer de Gülek yakınlarındaki Tekfur-beli mezraasında oturmaktaydılar. Yine Tekfur-yaylağı Hanı'nın derbendcisi ve muhafızları, Şeyhlü karyesi ahalisi ile birlikte Altmış (?) kalesi neferatı idi. Yukarıda zikredilen neferlerin muafiyet hükmüne göre riayet olunmak üzere derhal yerlerine dönmeleri bildirilmiştir . Gülek kalesinin muhafazasına tayin edilen, ancak yerlerini terkeden neferattan Karaisalu nahiyesindeki 88 ve Bürümcek karyesindeki 54 neferle, Akpınar mezraasındaki reaya tayin edilmiştir.

Anadolu'nun orta kol yolu üzerinde bulunan, Hama, Şam ve Mısır yollarının geçtiği güzergah üzerinde yer alan Konya sancağında Turgud Kaza-sına bağlı Esbkeşan mukataası karyelerinden Atlandı köyü, menzil noktası olduğu için derbend ittihaz edilmek istenmiş ve 20 Haziran 1753'de buranın imarına teşebbüs olunup, Arkıd ve Kadın Hanları nizamına göre, Atlandı karyesi derbend kaydedilerek, buraya Boz-ulus Türkmenlerinden İzzeddin, Küşne, Hamza-Hacılu,Emrudlu, Danişmendlü, Kara Halillü ve Çayan cemaatlerinin yerleştirilmesine, Karaman Valisi Vezir Mustafa Paşa, Konya, Ilgın, Bolvadin ve Boz-ulus naiblerinin arzı üzerine karar verilmiş, mezkur cemaatler derbendci kaydedilerek ziraatle uğraşmaları için de toprak tahsis olunmuştur. Voyvodaları Abdurahman.Derbend zabiti tayin edilerek, ağalık beratı gönderilmiştir. 1755 yılında, mezkur cemaatlerden 200 hanenin buraya yerleşerek derbendci olmayı kabul etmeleri üzerine, ağalık Abdurahman üzerinden alınarak kethüdaları Osman Efendi'ye tevcih edilmiştir. Yine 1755'de, derbend ahalisine, hacıları vesair yolcuları eşkıya mazarratından korumaları, eşkıyanın bölgeden çıkarılmasını havi yeni bir emir gönderilmiştir.

Aynı şekilde, Esbkeşan hassı mukataası karyelerinden Konya sancağı'nda Eski-il kazasına tabi Muradca, tngazilü, Anıl, Kite ve Bağlıca karyeleri, yol üzerinde bulunup levend eşkıyasının baskısından dolayı, ahalisinden bir kısmı yerlerini terketmiş ; geri kalanları ise, Bağlıca kar-yesinde toplanmışlar, kendilerine gösterilen arazide ziraatle meşgul olmuşlardır.Yolun ve bölgenin emniyetinin sağlanması amacı ile, bu köyün de derbend kaydedilmesi kararlaştırılmıştır. 1755 yılında, öşür ve raiyyet rüsumunu vermek üzere, diğer tekaliflerden muaf tutularak, karye ahalisi derbendçi tayin olunmuştur. Esbkeşan voyvodası Hasan da Derbend Ağalığı'na getirilmiştir.

Sultan Selim Han evkafı köylerinden olup Eski-il kazasına tabi Sultaniye (Karapınar) dahilindeki Sadırva ve Çuğla karyeleri ahalisi, yerlerini terkettiklerinden köyleri harab olmuştu. Buraların yeniden şenlendirilmesi için yapılan çalışmalar neticesinde, 1748 yılında Karaman sakini Boz-ulus Türkmenleri Mukataasından Ortaciyan cemaatinden 100 haneSadırva karyesine yerleştirilmiştir. Derbend ittihaz edilen Çuğla karyesine ise, Firuz oymağından 29 nefer, derbendçi kaydedilmek şartiyle iskana talip olmuştur.20 Aralık 1748'de, bu istekleri kabul edilerek yerleşmelerine izin verildiği bir emr-i şerifle bildirilmişti. Ayrıca, 1795 yılında, Sugur derbendine yapılan iskanla birlikte, Çuğla derbendine de konar-göçer Türkmen taifesinden olan Melikli Bayadı, Acurlu, Aydınlu ve Emir Şeyhlü cemaatlerinden de birer miktar hane derbendçi olarak yerleştirilmiştir.

Aydın Sancağı'nda bulunan Kızılca-Burgos Derbendine, derbendcilik yapmak üzere, 1743'de Sendil Cemaati yerleştirildi; kethüdaları Mustafa da bölükbaşı tayin edildi.

Ankara'nın Haymana kazası dahilindeki Toyca mevkii, 1730 yılında, Boz-ulus kadısı'nın derbend kayd edilmesi yolundaki isteği üzerine, Anadolu'nun sol orta kolu üzerinde, gayet ehemmiyetli bir yerde bulunmasından dolayı, derbend olarak kabul edilmiş ve bir hanla cami yapımına başlanmıştır. Derbendin şenlendirilmesi için de Boz-ulus Türkmenlerinden Oğul-beylü cemaatine tabi Sakili (Çanaklı ?), Şeyh Ahmedlü ve Hüseyin Hacılı mahalleleriyle, Karaman sakini Küşne cemaatinden bir miktar hanenin iskanına karar verilmiştir.

XVIII. yüzyıl ortalarından itibaren başlayan, yolların ve ahalinin emniyetini sağlama çalışmaları içerisinde, Ulaş ve Kangal arasındaki Deliklitaş Derbendi'ni de zikretmek yerinde olacaktır . Anadolu'nun orta kolu güzergahında yer alan Deliklitaş mevkii, eşkıya yatağı olarak dikkatleri üzerine çekmiştir.Bu sebeple Karaman Valisi Feyzullah Paşa'nın teklifi ile, burada müstahkem bir mevki kurulmasına karar verilmiştir.17 Mayıs 1765 tarihinde başlanan imar faaliyetleri uzun müddet devam etmiş, burada yapılan han, cami ve hisar, 1777 yılında nizama sokulabilmiştir. Derbendin korunması için de 200 kadar muhafız iskan olunmuş; ayrıca, bazı aşiretlerin buraya şevki hususunda da teşebbüslerde bulunulmuştur . Hanın şenlendirilmesi için yapılan çalışmalar XIX. yüzyılda da devam etmiştir .

Sivas eyaletinde Kangal ile Hasan-Çelebi arasında yol üzerinde olup, tüccar ve ahalinin emniyetinin sağlanması bakımından gayet önemli bir mevkide bulunan Alacahan'ın yeniden imar olunarak şenlendirilmesi için kafi miktarda cemaatin yerleştirilmesi yolunda çalışmalar yapılmıştır. Aynı zamanda bölgedeki Ulaş mevkiinin de şenlendirilmesine önem veriliyordu. Bu sebeple, Sivas Valisi tarafından Rakka iskanına tabi Şereflü cemaatinin buraya yerleştirilmesi teklif edilmiştir. Ancak bu teklif devlet tarafından kabul edilmemiş, buraya başı-boş cemaatlerden yerleştirilmesi istenmiştir. Bunun üzerine Sofular cematine tabi 75 hane hana iskan edilerek, Okcu-oğlu Murad menzilci ve başbuğ tayin olunmuştur. Yerleştirilen bu ahaliye ise, han civarındaki harab mahaller ve arazi tahsis olunarak ziraat yapmaları sağlanmıştır. 1729 yılında ise, Darende kazasında Gerde nahiyesinde Şeyh Hamid Tekyesi ahalisi olan Eski Sofular reayasının da hana iskanı için teşebbüse geçilmiştir. Bunlardan, tekke vakfının reayasından olup, defter harici bulunan 70 nefer, 1730 yılında iskan edilmişlerdir. Ayrıca, Çokşurut ve Aybasan (Ayu-basan) cemaatleri iskan olunmuş, 1729'da da hanın nizam ve imarının sağlanması için Maraş Türkmenlerine mensup Gündeşlü taifesinden Dede-Sülü ve Selmanlu cemaatleri, kendi rızalarıyla nakledilerek yerleştirilmişlerdir. Mezkur cemaatlerin iskanı bozmamaları için, Selmanlu ve Dede-Sülü cemaatleri ahalilerine ellişer bin, Çokşurut cemaati ahalisine 6000, Ayubasanlu cemaati ahalisine de 4000 kuruş nezr tayin edilmiştir. Buna rağmen iskan olunan bu cemaatlerden Sofular hariç olmak üzere, Çokşurutlu, Ayubasanlu, Akkuzulu, Dede-Sülü ve Selmanlu cemaatleri, Dede-Sülü ile Selmanlu cemaatlerinin malikane mutasarrıfı olan Elhac Hasan'ın iltimas ve kefaletiyle 1734'de iskandan afv edilmişlerdir. Fakat bu durum, 15 saatlik bir alanı kaplayan hanın güvenliğini bozmuş, Afşar, Kılıçlu, Bektaşlu, Doğanlı ve Atmalı vesair eşkıyaların, han dahilindeki Sofular cemaati üzerine saldırarak, ahaliden bazı kişileri öldürmelerine ve mallarını da gasbetmelerine yol açmıştır. Bunun için mezkur cemaatlerin tekrar iskan mahallerine yerleştirilmeleri mevzubahs olmuştur.

Bütün bu cemaatlerin şevki yanında, hanın bulunduğu mevkiin önemine binaen, yolun eşkıyadan korunması ve bölgenin emniyetinin sağlanması için müteaddid emirler gönderilmiştir. Yine bu sebepten dolayı han bölgesinin şenlendirilmesi çalışmalarına devam edilmiştir. Bu cümleden olmak üzere, 1734 yılında, Malatya'ya bağlı konar-göçer Türkmenlerden Dede Karkın cemaatinin de Alacahan'a iskanına karar verilmiştir. Ayrıca, 1734'de gönderilen bir emirle, eşkıyaya karşı harb ve darba muktedir bir cemaatin de yerleştirilmesi istenmekle, bunun için Arapgir sancağının erbab-ı timan köylerinden, göçebe Atmalı cemaati seçilmiştir. Bunun üzerine, mezkur cemaatin hana yerleştirilerek ziraatle uğraşmaları, hasıl olan ürünlerinin aşar-ı şer'iyyesini Han-ağalarına vermeleri istenmiştir.

Hanın şenlendirilmesi için yapılan bu çalışmaların, tam başarıya ulaştığı söylenemez. Hatta, hanın muhafazası için tayin edilen 99 neferden yarısı gelmemiştir. Cemaatler ise, her fırsatta iskandan afvlarını istemekteydiler. İşte bu sırada, Kızılbaş zulmünden kaçarak Erzurum taraflarına gelen, Tebriz eyaleti nahiyelerinden Germrud'a tabi ispir karyesi ahalisinden
170 hanenin ve Van bölgesinden gelen 130 hanenin, 1735 yıllarında hana yerleştirilmesi için teşebbüse geçilmiştir. Böylece daha önce iskandan afvlarını isteyen cemaatlerin de arzulan kabul olunmuştur. Aynı yılda, mezkur hana iskanları kararlaştırılan Malatya sancağına bağlı Dede-Karkın cemaati de, iskandan muaf tutulmuştur.

Erzurum eyaletinde Aşkale köyü ile Karakulak köyü arası 18 saat mesafe olması sebebiyle, ara yerde Birgod (Birgud) mevkiinde, kargir bir han inşa edilmiştir. Ancak 1747 yıllarına kadar, han boş bir halde bulunduğundan, ulaklar ve hayvanlan büyük zorluklarla karşılaşmakla, ayrıca eşkıyaya karşı emniyet olmadığı için buraya bir miktar hanenin yerleştirilmesi, Erzurum Valisi Vezir ibrahim Paşa'nın teşebbüsü ile 14 Ocak 1747'de devlet tarafından bir emirle karara bağlanmıştır.

Derbend, han ve vakıf tesislerinin yeniden tanzimi ve mamur hale getirilmesi çalışmalan kısmen başarıya ulaşmış görünmektedir. Buna rağmen bir müddet sonra vazgeçilen veya ihmale uğrayan bu tür teşebbüsler, bu tesislerin XIX. yüzyılda da tamirini gerekli kılmıştır. Ancak bu çalışmalar, daha çok belli-başlı yerlerdeki han ve derbendler üzerinde yoğunluk kazanmıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir