Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Konar-Göçerler, Durumları ve Hukuki Nizamları

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Konar-Göçerler, Durumları ve Hukuki Nizamları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Ara 2010, 03:38

Konar-Göçerler, Durumları ve Hukuki Nizamları

Osmanlı cemiyetini meydana getiren en önemli unsurlardan birini de hiç şüphesiz konar-göçer tabir edilen ve yan göçebe hayat yaşayan aşiretler teşkil etmektedir. Genellikle hayvancılıkla uğraşan bu aşiretler, göçebelik vasıflarını biraz da, hayvanlarına odak temin etmek zarûretiyle sürdürmek zorunda kalmışlardır. Bu aşiretler kışın, konar hale geçecekleri zamanlarda, umumiyetle çadırlarını şehir ve kasabalar yakınındaki eski iskan merkezlerinin bulunduğu sahalarda kurarlar, yazın ise daha serin alanlara göç ederlerdi. Konar-göçerlerin bu hayat tarzı, göçebe hayat yaşayan diğer unsurlardan büyük farklılıklar göstermektedir. Gerçek anlamda göçebe hayatı yaşayan aşiretlere nazaran, bazı konar-göçer gruplarının, yazın hayvancılıkla uğraşmaları yanında, kışlaklarında ekinlik, yani bir nevi küçük ziraat yaptıkları da göz önünden uzak tutulmamalıdır. Bu sebeple bu gruplar için, göçebe yerine kanunnamelerde ve resmi kayıtlarda konar-göçer tabiri kullanılmıştır.

Konar-göçerler, genellikle Osmanlı Devleti'nin kabul ettiği merkeziyetçi idare tarzına aykırı olarak kanunnamelerde; "Yörük konar-göçer taifedir, karada ikametleri yoktur" hükmüyle tarif edilmişlerdir. Buna rağmen, belli birer yaylak ve kışlak mahalli gösterildiği de görülmektedir. Onların başı-boş gruplar olarak telakki edilmelerine, yaylak veya kışlaklarına hareketleri esnasında yollan üzerinde bulunan yerleşik ahalinin ekinlerine ve mallarına zarar vermeleri sebep olmuştur. Bunun neticesi olarak da, yerleşik ahalinin onları devlete şikayet ettikleri görülmektedir. Hükümet başı-boş olan bu grupları, merkeziyetçi bir sistemi kabul etmiş ve reayasını daimi bir inzibat altında bulundurmak amacında olmasına rağmen, XVII. yüzyılın sonlarına kadar yerleştirme hususunda bir gayret göstermemiştir.

Bu durumu şu sebeplere bağlayabiliriz:

Osmanlı imparatorluğu, içine aldığı bütün yabancı nizamları ve tesirlerini telif ve değiştirerek bünyesine uydurmuş, böylece ortaya bir Osmanlı nizamı v; teşkilatı çıkmıştır. Ayrıca, Anadolu birliğinin sağlanması için yapılan mücadele sonunda, Anadolu Beyliklerinden nüfusuna eklenen aşiretlerden de türlü şekillerde istifade etmekte idi. özellikle bunlar ile yerleşik ahalinin, iktisadi bakımdan bir bütünlük teşkil ettikleri söylenebilir. Yine, Rumeli'nin Türkleştirilmesi çalışmalarında büyük ölçüde bu konar-göçer unsurlardan faydalanılmıştır ki, bunda, daimi yaylak-kış-lak hayatı sürmeleri dolayısiyle, yer yurd sahibi olmuş yerleşik ahaliye nazaran, onların iskan edilmelerinin daha kolay olduğu göz önüne alınmış olmalıdır.

Göçebe hayat yaşayan konar-göçer unsurları daha iyi anlayabilmek için, onların umumiyetle oba adı altında toplanan çadırlarını incelemek yerinde olacaktır. Bu hususta yapılan araştırmalara göre, Türkmenler arasında genel olarak üç tip çadır evi bulunmaktadır.

Bunlar:

1- Alaçık veya Alaycık adı verilen keçeden yapılmış ve ağaç direklerle desteklenmiş çadır
2- Topak-ev adı verilen ve Asya'daki Kırgız evlerine çok benzeyen ikinci tip çadır ki, bu çadırlar türbe, kubbe biçiminde olup, baklava dilimi şeklindeki kafes kafes ağaç parçalarından meydana gelen iskeletin üzerine ak-keçe çekilmesiyle kurulurdu. Bunlara Topak-ev denildiği gibi Topağ' ev, Derimev, Keçe çadır ismi de verilirdi. Edremid Alevi Türkmenleri buna "Top-ev" ismini vermişlerdir. Diğer bir keçe çadır, tren vagonu şeklinde olup mesela, Bahşiş, Keşefli, Muradlı, Işıklı, Kösereli, Bayezidli aşiretleri kul-lanmaktaydılar. Diğer bütün yürükler kıl çadır kullanıyorlardı.
3- Karaçadır ve Çulçadır, keçi kılından örülmekte olup yedi direkliye kadar olabilirdi ki, bu tipler Oymakbaşı'nın evi olmakla Şorevi ismi verilmiştir.

Konar-göçerlerin tam olarak tanınması, onların ancak içtimai, iktisadi, hukuki durumlarını ve vergi nizamlarını bilmekle mümkün olur. Genellikle yiyeceğini, içeceğini, giyeceğini kendi kendine sağlıyan bu teşekküller, kapalı bir iktisadi hayat yaşamakta idiler.

1- İçtimai Durumları:

İl veya ulus adı altında gruplandırılan konar-göçerler, sırasiyle boy (kabile), aşiret, cemaat, oymak, mahalle, oba (aile) şeklinde bölümlere ayrılmıştır. Buna rağmen bazı araştırmalarda daha dar bir çerçeve içinde gösterildiği de görülmektedir.

Her boyun başında Bey (Boybeyi) ismi verilen ve boyun idari işlerini yürüten bir kişi bulunurdu. Aşiretlerde ise bu görevi Mir-aşiret'leri yürütürdü. Beyler, boy içerisinden cesareti, mali kudreti, doğruluğu ile tanınan kimseler arasından seçim yolu ile iş başına gelirlerdi. Arap aşiretle-rinde bu beylere Şeyh adı verilmektedir. Bu seçim devlet tarafından tasdik edildikten sonra, bir beylik beratı gönderilirdi. Gerektiği zaman, yani yönetimde acizlik göstermeleri veya kendisine bağlı olan aşiretlere zulmet-tikleri zamanlarda, devletin bunları azletme yetkisi vardı. Rışvan aşireti gibi bazı teşekküllerde ise, kethüdaları, ihtiyarlan ve diğer söz sahiplerinin istedikleri şahısları boy-beyi yapma yetkisine sahip oldukları görülmektedir. Aşiret kethüdaları ise, tabi bulundukları boy-beyi tarafından tayin edilirlerdi. Buna rağmen kethüdalığın ırsi bir müessese olduğu ileri sürülmektedir.

Kethüdalar oymak ahalisinin kefaletleriyle seçildikleri gibi, kanunen tayin edilen vergilerini de has voyvodalarına vermek mecburiyetinde idiler. Bununla beraber, oymağın idaresinde ve vergi toplamada aczleri ve ihmalleri görülürse, ayrıca, oymak ahalisinin şikayetlerine maruz kalırlarsa, has voyvodalarının da bu durumu tasdik etmeleri halinde görevlerinden alınırlardı. Kethüdalar, idarelerinde bulunan oymak veya cemaadn derbend muhafazasına tayin edilmeleri halinde, bölükbaşı olarak, derbend muhafız-başılığı'na tayin edilirlerdi.
Konar-göçerler her ne kadar hayat tarzları yönünden aynı karakterde iseler de, yapı itibariyle değişik topluluklar olarak göze çarpmaktadırlar.

Bir sınıflandırmaya tabi tutulacak olurlarsa:

1- Bir boydan ibaret olan,-tek başına- müstakil bir teşekkül halinde bulunanlar.
2- Bir boydan ayrılmış ve zamanla çoğalarak sayılan dörtden onaltıya, yahud daha fazla olan oymaklar grubu ki, bunlar umumiyetle reislerinin ismiyle adlandınlmışlardır.
3- Federasyon şekli gösteren teşekküller; bunlar ana kuruluşlarından ayrılmış olan muhtelif oymakların birleşmesinden meydana gelmişlerdir. Aynca küçük grupların (mesela kethüdalık) birleşmesinden de meydana geldikleri görülmektedir. Bu gruplardan daha yaygın olarak görülen ikinci gruba giren kuruluşlar olduğunu zikretmek yerinde olur. İl'lerin parçalanmasiyle dağılan aşiretlere son zamanlara kadar Anadolu'da rastlanmıştır. Onların dağılmasında, devletin yerli ahaliyi korumak amacı ile aldığı sert tedbirlerin büyük rolü olduğunu ifade etmek yerinde olacaktır".

2-İktisadi Durumları:

Konar-göçer hayatın bir gereği olarak yaylak-kışlak hareketine tabi olan konar-göçerler, bu hayat tarzlarının bir sonucu olarak hayvancılıkla uğraşmaktaydılar. Buna rağmen ibtidai bir ziraat ile de meşgul oldukları dikkatten uzak tutulmamalıdır. Fakat esas hüviyetleri hayvancılık ve çobanlık idi. Türkmenlerin çok eski çağlardan beri ata olan ilgileri yanında, at yetiştirmeye verdikleri önem de bilinmektedir. Konar-göçerler de binek vasıtası olarak kullandıktan atı yetiştirmede maharet sahibi idiler. Bu sebeple devlete binek hayvanı olarak at yetiştirdikleri gibi, köylüye damızlık hayvan da temin ederlerdi. Hatta yetiştirdikleri atlar yüzünden şöhret bulmuş oymak ve aşiretler bulunmaktadır.

Konar-göçerlerin hayvancılıkla uğraşması yanında, onların bu sayede imparatorluğun bazı bölgelerinin et ihtiyacım karşıladığı da gözden uzak tutulmamalıdır. Nitekim, Yeni-il ve Halep Türkmenleri gibi bazı teşekküller koyun yetiştirme yönünden şöhret bulmuşlardı. Konar-göçerlerin hayvancılıkla uğraşmaları, onlarda dokumacılığın gelişmesine yol açmıştır. Dokumacılığın yanısıra dericilik de önemli bir yer tutmaktadır. Avladıkları hayvanların derilerinden başka, koyun, keçi ve sığır derilerinden bir çok eşya imal ederlerdi. Bunlardan postaki, çarık, kocuk, sofra, su tuluğu, yanlık, su koğası ve dağarcık., gibi belli başlılarını saymak mümkündür.

Konar-göçerler, ibtidai bir ziraat ile meşgul olmalarına rağmen, ihtiyaçları olan mahsûllerinin büyük bir kısmını takas yoluyla temin ederlerdi. Hayvanlarından elde ettikleri ürünleri verirler, buğday unu gibi tahıl ürünleri alırlardı. Sahip oldukları hayvanlardan elde ettikleri yoğurt, yağ, peynir, yapağı gibi ihtiyaç fazlası ürünleri, kondukları mevkie yakın bir pazarda satar veya başka bir şeyle değiştirirlerdi. Konup göçtükleri mahallere yakın köy ve kasabalar, bu sebeple konar göçerler için uygun birer ticaret sahası olmuştur.
XVI. yüzyıl sonları ile XVII. yüzyıl başlarında konar-göçerler, üzerlerindeki devlet kontrolünün hafiflemesiyle, yerleşik ahaliye nazaran iktisadi yönden daha rahat bir duruma geçmişler, bununla beraber devletin kontrolünden uzak kalmaları yerleşik ahaliye baskılarına yol açmıştır. Bu durumda devlet, onların başı-boş olarak telakki edilen hareketlerini sıkı tedbirlerle önlemeye çalışmıştır.

3 - Hukuki Nizamları:

Konar-göçer halk, devamlı yer değiştirmeleri sebebiyle üzerinde bulundukları toprakların teşkilatına bağlı olarak timar, zeamet ve has reayası olarak bulunmaktaydılar. Mesela Yeni-il Türkmenleri Üsküdardaki Atik Valde Sultan evkafının reayası olup, Halep Türkmenleri de aynı evkafın mukataasına dahil idiler.

Konar-göçerlerin devamlı bir yurd tutmamış olmaları, yerleşik ahali ile aralarında hukuki farklar doğmasına yol açmıştır. Tam bir ziraatle uğraşmadıkları için, ziraatle ilgili vergileri vermemekle beraber, ashab-ı timarın toprağında kendi baltalariyle yeni açtıkları yerden, bütün çifte 12 akça ve yarım çifte 6 akça vergi vermekle mükelleftiler. Kanunnamelerde, konar-göçerlerin diledikleri yerde gezebileceklerine dair kayıtlar bulunmadığı gibi, muvakkaten konaklıyacağı yerlerde de istedikleri kadar kalamıyacakları hükme bağlanmıştır.
Anadolu'da bulunan Yörükler ile Rumeli'deki Yörükler arasında bazı bakımlardan farkların mevcud olduğu kanunnamelerden anlaşılmaktadır. Rumeli'de bulunanlar, istanbul'dan Bender'e kadar olan alan içinde, sekiz grup halinde yer almışlar ve devlet tarafından idari ve askeri maksatlarda kullanılmak üzere teşkiladandınlmışlardır.

Rumeli'deki Yörükler, hükümet tarafından:

1- Sahile yerleştirilip, gemi yapımı ve malzeme temininde,
2- Yolların emniyeti ve tamiri, su yollan yapımı, geçit muhafazası, derbend-cilik, köprü tamiri ve inşası, zahire toplanması ve korunması gibi hizmetlerde,
3- Madenlerde,
4- Nakliye işlerinde, husûsiyle toplann naklinde,
5- Kale yapımı ve onanmında kullanılmışlardır. Aşiret veya konar-göçer olarak adlandırılan Anadolu'daki Yörükler ise, iktisadi faaliyetlerine göre, yüncü, darıcı, ellici gibi adlar almışlardır. Yörüklerin diğer Türkmen teşekküllerine nazaran, daha çabuk yerleşik hayata geçtikleri ve ziraate daha çabuk uydukları görülmektedir, idari ve adli bakımdan ise, konar-göçerler, yaşayış tarzları sebebiyle özel bir duruma sahip idiler. Muayyen bir yerleri olmadığı için sancak beylerine tabi olmayıp, doğrudan doğruya bey veya başbuğlarına bağlıydılar. Kazai yönden kadı'lara bağlı olmakla beraber, cezai bakımdan beylerine veya başbuğlarına tabi olup, infaz onların eliyle olurdu. Devletle ilgili işleri ise yine onlar eliyle halledilirdi.

Bu teşekküller gerek has şeklinde, gerekse bir sancağın vergi dairesine dahil olarak mukataaya verilmek suretiyle idare edildiği zaman, başlarında hükümet tarafından tayin edilmiş bir Voyvoda bulunuyordu. Oymakların bağlı oldukları sancak beyinin dairesi gediklilerinden yahud mahalli hanedanlardan, ahalinin de rızaları alınmak suretiyle bir kişi voyvoda tayin olurdu. Voyvodalar, kendilerine bağlı bulunan aşiretlerin bir derbendde görevlendirilmeleri halinde de, derbend ağası olurlardı. Derbend Ağası, maiyyetinde bulunanlara zulmettiği ve idarede acizlik gösterdikleri zaman, hükümet tarafından azledilirdi. Bu voyvodaların ismi umûmiyetle Türkmen voyvodası veya Türkmen Ağası şeklinde geçmektedir. Bu voyvodalıklardan bazısının bir kişinin uhdesinde toplandığı da görülmektedir. Bazı yerlerde senede bir defa olmak üzere değiştirilip bir başkasına da verilebilirdi. Vazifesi, hayvan başına verilecek vergi miktarını evvelden tesbit için sayım yapmak ve vergilerini muntazaman toplamaktır.

Konar-göçerler ayrı gruplar halinde bulunmalarına rağmen, toplu bir halde yaşayan ve birbirlerinden bazı ahvalde, bulundukları yerler ile ayırt edilen gruplarının kazai ihtiyaçları için, müstakil kadıların da tayin edildikleri görülmektedir. Kadılar, bağlı bulundukları oymaklar ile beraber şehirden-şehire gezmekte olup, muayyen bir yerleri yoktu. Konar-göçer gruplardan teşkil edilmiş bir çok kaza ve nahiye tesbit edilmiştir.

4- Vergi Nizamları:

Osmanlı cemiyetini genel olarak, vergi mükellefi olan raiyyet ve vergiden muaf olan askeriye-ilmiye sımfı olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür. Konar-göçerler, raiyyet kısmına tabi olup, mükellefleri bennak, mücerred, toprağı ile davarı olan ve kendi kendine yeten Aane'den ibarettir.

Konar-göçerlerden alman ve kanunnamelerde resm-i merai, bazılarında resm-i ganem ve bir kısmında da koyun resmi olarak geçen Ağnam resmi, yerliden, Yörükten, eşkinciden ve yüzdeciden alınan olmak üzere birkaç çeşittir. Ağnam resminin hesaplanmasında kuzulu koyun kuzusuyla, oğlaklı keçi oğlağıyla beraber sayılır; koyunların sayısı 300 olduğu zaman sürü tabir edilir ve 5 akça ağıl resmi alınırdı. Bazı yerlerde sürü "ala", "evsat" ve "edna" olarak sınıflandırılmıştır ve vergisi de buna göre konmuştur.
Yaylak ve kışlak resmi de aynı sınıflandırmaya tabi tutulur. Sürülerini başka timar sahibinin arazisinde otlatan veya miri yaylaklarında yaylatan sürü sahiplerinden, göçebe kabilelerden ve Yörüklerden alınan yaylak resmi, yılda bir defa olmak üzere, bazı yerlerde sürü başına, bazı yerlerde de koyun başına alınmaktaydı. Sürü sahibi göçebelerden alınan bu resmin tahsilinde, mesela sürüsü olmayan Yörüklerden de alınması, bazılarından iki defa, hatta daha fazla alınmış olması gibi yolsuzluklar yapıldığı da görülmektedir.
Yaylak resmi, bazı yerlerde 300 koyun bir sürü hesap edilip, bir sürüden bir koyun alınmıştır. Bazılarında ise sürüler ala, mutavassıt, edna olarak sınıflandırılmıştır ki, mesela Kütahya havalisinde alasından 20 akça, vasatdan 15 akça ve ednasından 10 akça alınmaktaydı. Doğu vilayetlerinde yaylak resmi genellikle, sürüden 33 er akça, Aydın'da 17 akça, Mardin ve Erzincan'da sürü adedine bakmadan, odak resmi olarak her sürü sahibi hanedan bir nevgi yağ (200 dirhem) alınmıştır. Çemişgezek livası kanununda, resm-i yaylak için her 300 koyuna bir koyun veya 30 akça alınması yanında, her haneden bir nevgi yağ alınması hükmü de bulunuyordu.

Adet-i çoban-beyi ve adet-i resm-i kışlak-ı berriyye için her 100 koyundan yirmişer akça alınmaktaydı. Kışlak resmi olarak evli bir kimse bir sipahinin timarında kışlarsa 6 akça kışlak resmi verirdi. Kışlayan kimse ziraat ederse, kışlak resmi yerine resm-i zemin verirdi. Ayrıca kışlakcı kimse üç yıl bu yerde kalırsa bu üç yılda kışlak resmi verir, üç yıldan sonra ise resm-i bennak alınırdı. Bu resimlerden başka resm-i arus (gerdek resmi), ya ve akçası, bad-ı heva gibi vergi ve rüsûmlar vardı. Harp levazımatı yapan bir kısım oymaklar ise, vergi ve rüsûm yerine imal ettikleri ok ve yay gibi silahları cebehaneye teslim etmekden ibaret bir mükellefiyete sahip idiler.

Konar-göçer ahali dağdan veya boş araziden, bir çiftlik yer ihya edip ziraate açarsa daha az, aynı yerde köylü toprağı ziraate açarsa daha fazla vergi alınırdı. Eğer raiyyet yerlerini tasarruf ederlerse, kulluk akçası adı altında çift resmini ve öşürlerini reaya gibi verirlerdi. Bir konar-göçer başka sancaktan gelip bir timara yerleşip ziraat etse zemin resmi verir.
Vergi ve rüsûmların tahsili esnasında düşülen adaletsizlikler, bazı aşiret-lerin tepkilerine yol açmaktaydı. Bu sebeple yeni sayımlar yapılmıştır. Ayrıca bazı oymaklar vergi vermemek için, yine vergilerinin arttırılması veya iskanları söz konusu olduğu zaman, vergi ve iskan memurlarına seyyidlik veyahud askerilik iddiasında bulunmuşlardır. İşte bu ve buna benzer bazı sebeplerin, konar-göçerlerin iskanını gerektiren önemli amiller olduğu anlaşılmaktadır.

Kaynakça
Kitap: XVIII YÜZYILDA OSMANLI İMPARATORLUĞU'NUN İSKaN SİYASETİ VE AŞİRETLERİN YERLEŞTİRİLMESİ
Yazar: Yusuf Halaçoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Konar-Göçerler, Durumları ve Hukuki Nizamları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Ara 2010, 03:39

Konar-Göçerlerin Coğrafi Dağılışı

Boş ve harab yerlerin şenlendirilmesinde en çok konar-göçer unsurlardan faydalanılmıştır. İmparatorluğun sahip olduğu boş topraklara mukabil, yerleşmemiş büyük bir nüfus potansiyeli de -konar-göçer guruplar- bulun-maktaydı. Bunlardan, Yeni-il Türkmenleri, Üsküdar'daki Atik Valde Sultan evkafının reayası olup, Sivas'ın güneyinde, bugünkü Kangal Kazası'nın bulunduğu yerlerde, Yellüce, Mancınık (Mancılık), Alacahan bölgelerinde yurd tutmuşlardı. Aynı evkafa bağlı bulunan ve Yeni-il Türkmenleri içinde yer alan Haleb Türkmenleri de (Yeni-il'de, Yabaneri ismini taşıyorlardı), Sivas taraflarına yaylağa çıkmakta ve orada Dulkadırlı teşekkülleri ile birlikte Yeni-il'i meydana getirmekteydiler. Bu gruba tabi oymaklar, yazın, Arapgir, Canik, Divriği, Bozok, Çorum, Amasya ve Sivas sancaklarında yaylayıp, kışı Antakya ile Şam arasındaki bölgede geçirirlerdi.

Maraş, Elbistan, Kars (Kadirli), Kozan bölgelerinde ve Kuzeyde Bozok ile Sivas eyaletlerini de kapsayan geniş bir alan içinde ise, Dulkadırlı ulusu yurd tutmuştu. Tokat Voyvodalığına bağlı Bozok sancağında da Mamalu Türkmenleri bulunmaktaydılar. Zülkadriye'den ifraz edilen ve ifraz-ı Zülkadriye mukataası olarak anılan cemaatler grubu ise, 1695'de Ümmi Sultan'a has tayin olunmuştur. 1705 yılında ifraz cemaatleri Adana sancağında, Demirkapı ile Misis arasındaki alanda yerleşmişlerdi.

XVI. asır başlarından itibaren, Ankara'dan Şam civarına kadar olan bölgede yerleşen Türkmen gruplarından en önemlilerinden biri de, Bozulus' un Dulkadırlı koluna mensup teşekküller idi. Sivas'ın batı, kuzey ve doğu taraflarında yaşayan Ulu-Yörük adlı bir teşekkül de bulunmaktaydı. Bu grup Kuzey'de Samsun ve Ankara bölgesine kadar yayılmıştı.
Diyarbekir havalisinde yaşayan Bozulus Türkmenleri, yaylak ve kışlakları arasındaki mesafenin uzak ve anzalı olması sebebiyle, XVII. asır başlarından idbaren Anadolu ve Karaman eyaletlerine yaylak-kışlak için gelmeğe başlamışlardır. Bunlardan Karaman, Ankara, Aydın ve Kütahya bölgelerinde yaşayanlar, bulundukları yerlerin adlarıyla ayırt edilmekte olup, Ankara'dakiler, Keskin kazasında sakin olmakla, mukataaya verilerek idare olunmuşlardır. Karaman'dakiler ise has reayası idiler. Aydın'dakiler de mukataaya bağlanmışlardır.
Üç-ok kolundan Ramazanlı ulusu da, İskenderun'dan Alaiye (Alanya) kazası dahiline kadar yayılmışlar ve toplu olarak yurd tutmuşlardı.
Trablus-şam, Şam ve Irak'da da yaşayan küçük Türkmen topluluktan mevcuddu. Trablus-şam'da sakin Saluriyye (Salur) grubu, yazın civar dağlarda, kışın ise Tedmür vahasında bulunmakta olup, 25 cemaatden meydana geliyordu. Bu arada Şam ve Hama Bayadı'nı da zikretmeliyiz.

Çorum ve Tokat sancakları dahilinde, Hoca haslan mukataasına tabi Çunkar, Çepni ve tl-beyli oymakları grubu bulunuyordu.
Afyon ve Kayseri civarına kadar uzanan saha içinde, Turgud, Eski-İl ve Bayburd olmak üzere üç idari bölgeye ayrılmış bulunan At-çeken ulusu yurd tutmuşlardı. Bunlardan bir kısmı tç-il Yörüklerine, bir kısmı ise Ramazanlı-ili'ne mensuptular.

Ergani kazasında yurd tutmuş bulunan Badıllu (Batılu) aşireti, diğer aşiretlerle birlikte Diyarbekir eyaleti dahilindeki Bitlis'de yaylayıp, diğer yerlerde kışlamaktaydılar.
Kilis ve civarında ise, Valde Sultan haslarına dahil bulunan Izzeddinlü taifeleri gurubu yer almaktaydı. Yine, hassa dahil diğer bir topluluk da Rışvan hassı oymaklarıdır. Bunlar Malatya Sancağı dahilinde yurd tutup, Suriye çöllerinde kışlamaktaydılar. Lekvanik cemaatleri de Çorum Sancağı dahilinde bulunup, has reayası idiler.

Kaynakça
Kitap: XVIII YÜZYILDA OSMANLI İMPARATORLUĞU'NUN İSKaN SİYASETİ VE AŞİRETLERİN YERLEŞTİRİLMESİ
Yazar: Yusuf Halaçoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir