Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Gaziantep'in Tarihi Gelişimi ve Yer Adları

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Gaziantep'in Tarihi Gelişimi ve Yer Adları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 18:13

Gaziantep'in Tarihi Gelişimi ve Yer Adlarının Sınıflandırılması

Gaziantep'in merkeze bağlı Şehitkamil ve Şahinbey olmak üzere toplam iki merkez ilçesi vardır. Bu ilçelerdeki belli başlı mahalle, cadde ve sokaklar incelenmiş ve tasnife dahil edilmiştir. Tasnifleme esnasında daha önceden yapılmış tasnifler de incelenerek elimizdeki verilere uygun düşen yeni bir tasnif oluşturulmuştur. Oluşturulan bu tasnifte Bahaeddin Yediyıldız'ın, örnekleme metodu ile bölgesel bir çalışma ile varmış olduğu sonuçlardan çıkardığı tasnifi, Tuncer Gülensoy'un, Tunceli, Elazığ, Bingöl illerinde dil ve tarih açısından önemli gördüğü bazı yer adlarını tespit ettiği tasnifi ve Saim Sakaoğlu'nun da, insan adlarının yer adlarına kaynaklık etmesinin pek çok örneği olduğunu belirterek adları kullanılan şahısların kimler olduklarının tespitlerini yaptığı ve bunları üç ana başlık altında topladığı çalışma ile yeni bir tasnif oluşturulmuştur.

Yer adları sınıflandırma çalışmalarında toplanabilir belli başlı on başlık arasında yer alabilecek boy, oymak ve aşiret adlarının yerleşim mekanlarına verilmesi Gaziantep yer adlarındaki zengin bir kültürün yansıması olarak görülebilir. Kentteki yerleşim yerlerine verilen adlardan yola çıkılarak kent hakkında sosyal, kültürel ve tarihi ipuçları elde edilebilir. Gaziantep'in, fiziki, sosyo ekonomik ve sosyo kültürel durumu incelendiğinde eldeki verilere uygun bir sınıflandırma yapılabilir. Bu veriler arasında yer alan boy, oymak ve aşiret adlarının hangilerinin yerleşim mekanlarına verildiği hususunda yapılan incelemelerde Beydili Mah., Şahveli Mah., Barak Mah., Ceritli Mustafa Sok., Savcılı Mah. Türkmenler Mah., Türkmenler Cad., Boyno Mah. Boyno Cad., Bozoklar Mah., Üçoklar Mah. İncilipınar Mah., Karataş Mah., Karagöz Cad. yerleşim mekanı adı olduğu tespit edilmiştir. Bu yerleşim mekanlarına verilen adların bazıları Barak, Beydili, Savcılı örneklerinde olduğu gibi doğrudan bir aşiret, boy veya oymak adı iken; İncilipınar, Karataş, Karagöz örneklerinde olduğu bazıları ise tahmini ya da yoruma açık varsayımsal aşiret, boy veya oymak isimleridir.

Yukarıdaki yerleşim adlarının Gaziantep ile bağını araştırmadan önce Gaziantep'in tarihi geçmişi incelenmelidir. Konuyla ilgili olarak Gaziantep ve yer adları üzerine araştırma yapan Necdet Sevinç Gaziantep'te Yer Adları ve Türk Boyları, Türk Aşiretleri, Türk Oymakları adlı kitabında Gaziantep yöresindeki Türk boylarını, Türk aşiretlerini, Türk uyruk ve oymaklarını tespit etmeye çalışan toponomik bir araştırmada Anadolu'ya yapılan Türk muhaceret ve iskanları ile ilgili bazı tafsilatın tabii karşılanmalı olduğunu ifade ederek bunu gerekçesini de Anadolu topraklarının yüzyıllar boyunca Türk boylarının gelip yerleştiği bir saha olduğunu, her göç dalgasının ve özellikle Selçuklu muhacereti ve Moğol istilasının daha önce gelip yerleşenlerin, Batı, Güney ve Güneydoğu bölgelerine itilmelerine yol açması olarak açıklar ve devam ederek bu tazyikin, Abbasi-Bizans mücadeleleri sırasında ise kimi zaman güneyden kuzeye, kimi zaman da aksi yönde tesir ederek aşiretlerin yer değiştirmelerine sebep olduğunu belirtir. Güneydoğu Anadolu bölgesindeki Türk iskanının, Abbasi-Bizans mücadeleleri sırasında ilgi çekici bir safhaya dönüştüğünü. Abbasilerin bu bölgeye güneyden Müslüman Türkleri iskan ederken. Bizanslıların da Balkanlar'daki Hıristiyan Türkleri getirerek aynı bölgeye yerleştirdiğini ifade etmiştir(ö).

Gaziantep'in bu göçlerdeki yerini inceleyen Sevinç, aynı kitabında Anadolu'nun Selçuklular tarafından fethine 1040'ı takip eden yıllarda başlandığını Selçuklu hakan, prens ve komutanlarının buyruğunda yapılan bu seferlerle Türklerin XI. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Suriye'de kısmi hakimiyet kurduğunu ve bölgedeki siyasi ve askeri faaliyetlerde müessir olduğunu ifade etmiştir. Yazısının devamında Sevinç, bu devirde Suriye'ye ilk Türk girişini Han oğlu Harun adında bir Türk emirinin temsil ettiğini 1063'te Diyarbakır Bölgesine yerleşen Harun'un Bizans topraklarına akınlar yaparken, Karategin'le Afşin'in, Antakya ve Halep civarında fütuhatta bulunduğunu belirtmiştir. Selçuklu komutanlarından Afşin, Ahmet Şah ve Gümüştekin'in Malatya, Ergani, Diyarbakır, Ahlat, Silvan, Siverek, Urfa, Harran, Antakya ve Nizip yörelerini fethetmesiyle bölgenin Türkleşmeye başladığını, Süleyman Şah'ın ise 1077'de, yani Malazgirt Savaşı'ndan altı yıl sonra fethedilen Antep'e Türkistan ve Horasan'dan kitleler halinde gelen Türkleri iskan ettiğini Selçuklu idaresinin, Selçuklu orduları ile birlikte gelen kesif Oğuz aşiretlerini, özellikle hudut bölgelerine yerleştirdiğini ve buraları muhafazaya memur ettiğinin şüpheye mahal vermediğini ifade eder(13-14).

Sevinç, aynı kitabında Türklerin Gaziantep bölgesine XI. Asrın ortalarına doğru esaslı ve devamlı olarak yerleşmeye başladıklarının bilindiğini belirtir. Halep Atabeği Nurettin Zengi, 1065 yılında eskiden Gaziantep'in bir ilçe merkezi olan Kilis'i almış, ancak bu bölge bir ara haçlıların eline geçti ise de Suriye atabeği ve Sultan Mesut'un damadı Nurettin Mahmut, haçlılarla savaşarak Jocelin'in elinde bulunan Antep'le bugün Antep'in bir köyü olan Tilbaşar (Tel Başer) bölgesini 1149'da kurtarmıştır. Haçlılarla Türkler arasında sık sık el değiştiren bölge Besni, Dülük ve bugün sorumsuzca Araban denilen Raban'la birlikte yeniden Türk egemenliği altına alınmıştır. (Sevinç 1983: 15)

Kaynakça
Kitap: OSMANLIDAN CUMHURİYETE YÖRÜKLER ve TÜRKMENLER
Yazar: Hayati Beşirli, İbrahim Erdal
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Gaziantep'in Tarihi Gelişimi ve Yer Adları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 18:14

Boy, Oymak ve Aşiret Adlarından Oluşan Yer Adları

Gaziantep kentinde Beydilu Şahveli, Barak, Ceritli, Savcılı, Türkmenler, Boyno, Bozoklar, Uçoklar gibi boy, aşiret adları yer adı olarak görülmektedir. Bu boy ve aşiret mensuplarının hemen hemen hepsi aynı mahalle ya da caddeyi yerleşim yeri olarak kullandıkları için buralara mensubu oldukları boy ya da aşiretlerin isimleri verilmiştir. Bu durum. feodal aile yapısının yaşatıldığına ve akrabalık kurumunun kuvvetli olduğuna işaret olabilir. Gaziantep'te yaşayan halkın çoğunun soya. sopa önem verdiği günlük yaşamda sergilediği davranışlardan anlaşılabilir. Genel olarak; Gaziantep'te yer alan aşiret, oymak, boy adlarının verildiği yerleşim mekanlarında yola çıkarak Gaziantep'e gelen aşiretlerin buraya geliş serüvenleri bu şekilde özetlenebilir.

Bu isimlendirmelerden ilki Gaziantep'te bir mahalleye adını veren Türkmenlerdir. 1185 yılında Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kalabalık bir Türkmen kitlesi zuhur etti. Genellikle Musul, Kerkük, Urfa dolaylarında kışlayan bu Türkmenlerin Harezm Şahlar'dan, Sultan Şah'ın 1173'te Serahs'ı ele geçirmesi üzerine etrafa dağılan Oğuzlar oldukları tahmin edilmektedir. 1185 yılı hadiselerinden anlaşıldığına göre, bunlar Cizre'den, Musul, Suriye, Diyarbakır, Ahlat, Malatya ve Azerbaycan'a kadar fevkalade müessirdiler. XII. Yüzyılın başlarında Artuklular bölgeye hakim olduklarında Halep ve Musul vilayetleri çok kesif Türkmen kitleleri ile meskün bulunuyordu. Hatta bu vilayetlerin, Antakya, Antep, Tel-Başer, Suruç ve Kerkük gibi kasabalarının tamamıyla Türk-leştiğini kaynaklarımız bilmektedir. Şu şartlar altında Gaziantep bölgesinin XII. Yüzyılın ilk yarısında Türkleştiğini söyleyebiliriz. Haçlı seferleri sırasında Antep'te 9 cami ve 12 mescidin bulunması burada da ne kadar yoğun bir Türk nüfusunun yaşadığına işaret etmektedir. Anadolu'ya büyük ölçüde bir muhaceret dalgası da Celalettin Harzemşah'la birlikte gelmiş, XIII. Asrın ilk çeyreğindeki Moğol istilası ise, Türkistan, Horasan ve Anadolu'dan yüz binlerce Türk ailesinin incelediğimiz bölgeye yerleşmesine sebep olmuştur. Moğol istilası sırasında Antep çevresi Memluk devleti sınırları içinde bulunduğu için saldırılardan masun kalmış ve cazip bir yerleşme bölgesi olarak ilgi çekmiştir. İbn Şeddad, Sultan Baybars zamanında yalnız Anadolu'dan 40 bin aileden fazla Türkmenin Gazze'den Kozan'a kadar uzayan topraklara yerleştirildiğini yazmaktadır. (Sevinç 1983: 16-17) Yüzyıllar boyunca devam eden bütün bu göç ve iskanların sonucu olarak Beğdili, Kızık, Çepni, Bayındır, Yazır, Alayuntlu vs. gibi Oğuz boyları Gaziantep'te kendi isimlerini taşıyan bazı köyler kurdukları gibi, bölgenin daha önceki sakinlerinin terk ettikleri köylere de yerleşmişlerdir. (Sevinç 1983: 17) Şuan bu isimleri taşıyan mahalle, cadde ve sokak isimlerinin buradan geldiği söylenebilir. Gaziantep yerleşim mekanlarının adlarından buralarda belli bir dönem aşiret, boy ya da oymağın yaşadığı anlaşılabilir.

Osmanlı imparatorluğu, Mercidabık zaferi ile başlayan Suriye'deki ilk hakimiyet devrinde, memleketin asayişini temin edebilmek için kuvvetli Arap aşiretlerini tutuyordu. Fadl ve Mevali adındaki bu aşiretler hükümete sadık oldukları gibi, yerleşik halkla da ahenk içinde yaşıyorlardı. Fakat XVII. Yüzyılın ikinci yarısında kuzey Suriye'deki bu aşiretler dengesi, güneyden gelen kalabalık ve yağmacı iki büyük Arap aşireti yüzünden bozuldu. İsimleri Şammar ve Aneze olan bu Arap aşiretleri Necid çölünden kuzeye doğru sarkmış ve Doğu Suriye'yi kontrolleri altına almışlardır. Tabii bu kontrol altına alışın yerli halka pek pahalıya mal olduğunu söylemeye gerek yoktur. Bu aşiretlerin tecavüzleri sebebiyle birçok köy ve oba halkı oturdukları yeri terk etmek zorunda kaldıkları gibi. çalınan sürüleri ve yayılan tarlaları sebebiyle de zaruret içine düşmüşlerdir. Bu Arap tecavüzünün kuzeye doğru ilerlemesi Osmanlı Hükümeti'ni bazı ciddi tedbirler almaya sevk etmişti ki, bu Şammar ve Aneze baskısı ve Osmanlı mukabil tedbiri Gaziantep ve çevresindeki Türk aşiretlerinin sayılarını arttırmış, zaten XII. Yüzyılda Türkleşen bu şehrin bir Türkmen kalesi halini almasını sağlamıştır. Osmanlı Hükümeti'nin güneyden gelen Arap baskısına karşı başvurduğu önleyici tedbir, söz konusu bölgeye bazı Türkmen aşiretlerini ve Türkmen oymaklarını iskan etmekten ibaret olmuştur ki, esasen daha önce de bu bölgelere Türk aşiretleri yerleştirilerek Arap tecavüzlerini önlemek yoluna gidilmiştir. Fakat asıl iskan, XVII. Yüzyılın sonunda, 1690'lı yıllarda yapıldı. Osmanlı idari taksimatında Yeni-İl denilen Sivas, Kangal, Alacahan, Mancınık civarındaki Türkmen aşiretleri, Bozuluş Türkmenleri ve Halep Türkmenlerinin o zamana kadar yerleşmemiş olanları, Halep, Rakka, Hama, Humus, Urfa ve Antep'in muhtelif bölgelerine yerleştirildiler. 1691'de iskan edilen bu aşiretlerin bir kısmı 1692'de yeniden Anadolu'ya kaçtılarsa da bu işte muvaffak olmak kararındaki devlet, onları yeniden iskan yerlerine getirip yerleştirdi. Tabii iskan edilen aşiretler arasında "Kendi halinde olmayanlar, rahat durmayanlar" yani sürgün edilenler de vardı. (Sevinç 1983: 1718) Aşiretlerin iskanı ile ilgili emir, talimat, arz, hüccet ve fermanlardan anlaşıldığına göre, Türkmen boyları güney bölgesinde Arap aşiretlerine karşı bir sed olarak düşünülmüştür. Devlet bu aşiretlere mesken ve ziraat için topraklar vermiş ve onlardan bulundukları bölgeyi herhangi bir istila ve tecavüze karşı muhafaza etmelerini beklemiştir. Osmanlı Devleti'nin kuzey Suriye'ye iskan ettiği aşiretleri, imdad-ı seferiye, imdad-ı hazeriye, avarız, bedel-i nüzul, peksimet baha, zahire baha vs. gibi vergilerden muaf tutması da ayrıca bu hedefe hizmet eden mali bir politika olmuştur. Devlet bu politika ile kuzey Suriye'de, özellikle Ha-lep-Rakka bölgesindeki aşiretlerin toprağa bağlanması amacını güttüğü gibi, her halde dirliği düzeni bozulan oymakların, o sıralarda hemen hemen bütün Anadolu'ya yayılan Saruca Sekban eşkıyaları arasına katılmalarını da önlemek istemiştir. (Sevinç 1983: 18)

Bu isimlendirmelerden ikincisi ise Gaziantep yerleşim yerlerinden olan ve bir mahalleye de adı verilen Bozok'tur. Bozok ile ilgili olarak Faruk Sümer Oğuzlar adlı eserinde ayrıntılı bilgilere yer vermiştir. Sümer'in, bu çalışmasından özetle; Bozokların menşei hakkında detaylı bilgi aktaran Sümer, Seyhun bölgesinde yaşayan Oğuzlar'ın Seyhun boylarından Maveraünnehr'e inmelerinin, Kanglı-Kıpçaklar'ın sıkıştırmaları ile ilgili olduğunu varsayılmamaktadır. Bu Oğuzların Üç-Ok ve Boz-Ok adıyla iki kola ayrıldığını ve bu adların Batı Gök Türk devletinin dayandığı on boyun adı olan On Oklar'dan kalma hatıralar olduklarını kuvvetle muhtemel saymaktadır (45). Bozok adının geçtiği en önemli yerleşim yeri tarihi kayıtlarda şimdiki Yozgat şehridir. Bir dönem Bozok ismiyle de adlandırılan Yozgat ili şimdi Bozok adıyla birlikte anılmaktadır. Sümer konuyla ilgili olarak Oğuzlar adlı eserinde Kaçarlar'ın, XV. Yüzyılın sonlarına doğru Ak-koyunlular devrinde Anadolu'dan İran'a geldiğini ve kuzey Azerbaycan'da yurd tuttuğunu aslında onların da Anadolu'daki yurtlarının Boz-Ok (Yozgat) bölgesinde olduğunu ifade etmiştir (177). XIII. yüzyılda Suriye'de kalabalık bir Türkmen kümesi yaşıyordu. Bu kümenin pek mühim bir kısmı yazın Sivas'ın güney yörelerine ve Uzun Yayla'ya çıkıyordu. Bunlara Şamlu, Şam Türkleri veya Şam Türkmenleri deniliyordu. Bu Türkmenler Boz-Ok ve Üç-Ok şeklindeki eski Oğuz ikili teşkilatını muhafaza ediyorlardı. Büyük siyasi hadiseler, birbirini izleyen yer değiştirmelerine ve uzun bir zamana rağmen, bu ikili teşkilatın devam etmesine hayret edilir. Boz-Oklar başlıca Halep çevresinde ve Amik ovasında yaşıyorlardı.

Daha kalabalık olan bu Türkmen kümesindeki Boz-Oklar başlıca şu boylar tarafından temsil ediliyordu:

Bayat, Avşar, Beğ-Dili, Döğer. Boz-Oklar'dan birçok tanınmış aileler çıkmıştır. Bu ailelerin başında Dulkadırlılar gelmektedir. Fakat bu ailenin hangi boydan olduğu kesin olarak bilinemiyor. Bununla birlikte Bayatlara mensup olması pek muhtemeldir. Boz-Oklar'dan diğer bir aile de İnaloğulları'dır. Bu ailenin başında bulunduğu teşekkül İnallu adını taşımaktadır. Bu teşekkül Ak-Koyunlu adını taşımış, bir oymağı Şamlu boyu Şamlu boyu arasında İran'a gitmiş, bazı kolları da Amasya, Samsun ve Çankırı taraflarında yurt tutmuştur. Şam Türkmenleri. 1294 yılında Sivas'a girerek şehri yağmalamışlar ve Kayseri bölgesinde de son Selçuklu hükümdarı II. Gıyaseddin Mesud'u uğraştıran hadiseler çıkarmışlardı. Ebu Said Bahadur Han'ın ölümü üzerine (1335) Moğollar arasında baş gösteren mücadeleden faydalanan bu Türkmenler, 1337'de Elbistan yöresinde Dulkadir Beyliğini kurdular. Aynı asrın ikinci yarısında, Uzun-Yayla'da yağma hareketlerinde bulundular. XV. Yüzyıl başlarken onlar için beklenmeyen sevindirici bir hadise oldu ki, bu da Timur'un Kara-Tatarlar'ın çoğunu Anadolu'dan Türkistan'a göçürmesi idi. Türkmenler gecikmeksizin Tatarlar'dan boşalan yerlerde, bilhassa bunlardan Yozgat bölgesinde yurt tuttular. Bu yurt tutanlar Türkmenler'in Boz-Ok kolundan oldukları için onlar orada da Boz-Ok adını taşıdılar. Ancak çok sonraları Boz-Ok, bölgenin adı oldu ve bu Boz-Ok adı Cumhuriyet devrine kadar muhafaza edildi. (Sümer 1999: 185-186) Bunun dışında hangi sebepler ve olaylar sonucu Bozok adı Gaziantep ilinde mahalle olarak geçmektedir. Bu sorunun cevabı yukarıda da bahsedilen yer adları veriliş sebeplerinde geçen zorunlu veya isteğe bağlı olarak gerçekleşen göçler sonucu adı taşıyan topluluğun adlarını "namlarını, soylarını" buraya da taşıma isteği olabilir. Sümer'in kitabına göre, Timur'un Yozgat ve ona komşu bölgelerdeki Kara-Tatarlar'ın pek çoğunu Türkistan'a götürmesi üzerine Kuzey Suriye'deki bu Bayatlar'ın bir bölüğü de Dulkadırlı oymakları ile birlikte Boz-Ok'ta yurt tuttu. XVI. ve XV. Yüzyıllarda başlıca Haleb, Ayıntab ve Antakya bölgesinde yaşayan Türkmenler'in Boz-Ok kolunu teşkil eden boyların başında Avşarlar ile Bayatlar gelmektedir. (Sümer 1999: 274) Ancak Gaziantep yer adları incelendiğinde Avşar ya da Bayat adına rastlanılmamaktadır.

Oğuzlar'ın diğer kolu olan Uç-Oklar'ın ismine yine yerleşim adı olarak Gaziantep'in bir mahallesinde rastlanmaktadır. Üç-Oklar hakkında da, Faruk Sümer'in Oğuzlar adlı eserinde ayrıntılı bilgilere yer verilmiştir. Üç-Ok koluna mensup Türkmenler tarafından yerleşilen bölgelere adları verilmiştir. Üç-Oklarlar ilgili olarak Sümer, iskanlaşmayla birlikte yer adlarının nüfuslanmayla paralelliği üzerinde durmuştur. Güneydeki Çukurova bölgesi de bir asırdan fazla yapılan Memlük Türkmen akınları ile Hıristiyan nüfusu yok denecek kadar az bir duruma getirdikten sonra, XVI. Yüzyılda çoğu Üç-Ok koluna mensup Türkmenler tarafından iskan edildi. Üç-Oklar'ın pek çoğu Türk-Memlük ordusunun yanında Çukur-Ova bölgesinin fethine katılmış ve burada yurd tutmuştur. XV. ve XVI. Yüzyıllarda görülen yoğun Türk nüfusu ve yer adları, bugün de olduğu gibi, Anadolu'daki Türk yerleşmesinin mahiyetine dair tarihi kaynaklardan çıkarılan neticeleri tamamıyla teyid etmektedir. (Sümer 1999: 7) Çukurova bölgesine yerleşen Üç-Oklar koluna mensup Türkmenler, münferit sebeplerle zamanla başka başka yerlere göç etmişlerdir. Gaziantep'te yer alan Üç-Oklar Mahallesi de adını şüphesiz bu koldan göç yoluyla almıştır. Çukurova'dan göç eden bir grup tarafından yerleşim mekanına tarihi kökenlerine dayalı, şecere bildiren isimleri olan Üç-Oklar adı verilmiştir.

Gaziantep yerleşim mekanlarından birinin adı da Ceritli Mustafa Sokaktır. Buradan hareketle Cerit adı, kaynaklarda Rakka Bölgesinde kalan Bayındırlar, Beğdili aşiretleriyle birlikte geçmektedir. Türkmen oymaklarından biri olan Cerid oymağı Bayındırlar, Beğdili ile birlikte Arab aşiretlerine karşı savaşmışlardır. (Sümer 1999: 316) Sevinç'in Gaziantep'te Yer Adlan ve Türk Boyları, Türk Aşiretleri, Türk Oymakları adlı kitabında XVII. yüzyılın başında Orta Anadolu'ya gelen aşiretin bir kısmının iskan hareketleri sebebiyle Rakka'ya yerleştirildiği, Cerit aşiretinin de diğer Türkmen aşiretleri gibi Rakka çöllerinde kalmak istemediği ve bütün önlemlere rağmen dağıldığı ve obalar halinde Halep, Kilis, Antep, Maraş bölgelerine yerleştiği belirtilmiştir (72-73).

Gaziantep yerleşim mekanları isimleri içinde Karagöz Mahallesi ve caddesi olduğu tespit edilmiştir. Bu ad ile ilgili Gaziantep'te birden fazla varsayım mevcuttur. Buna bağlı olarak, bu varsayımlardan ilkinden yola çıkıldığında Karagöz yerleşim adı sınıflandırılırken meslekler grubu altında alınabilir. Çünkü Karagöz caddesinin devamında Gaziantep, Kozluca Mahallesi, eski buğday arasasının kuzeyinde yer alan Tahmis Kahvesi'nde eskiden özellikle Ramazan günlerinde karagöz oynatılır-mış. Karagöz ustaları buraya gelir ve oyunlarını inleyicilere sergilerlermiş. Bu kahvehane Mevlevihane'ye gelir amaçlı yaptırılan dükkanlardan yalnızca bir tanesidir. Gaziantep Şer'i Mahkeme Sicil kayıtları, 1635 tarihli vakfiyesi ve Mevlevihane'nin semahane kapısı üzerindeki 1638 tarihli Farsça kitabesinden "Ayıntab Sancak Beyi Türkmen Mustafa Ağa Bin Yusuf' tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Gaziantep'te Karagöz oyunu oynatan belli başlı kahvelerin başında. Tahmis Kahvesi, Yüksek Kahve, Kavaf Pazarı ndaki Çırçır Kahvesi ile Tabak-hane'deki Dutlu Kahve gelir. Bundan dolayı bu caddeye karagöz isminin verilmiş olabileceği varsayılabilir.

Buna karşılık bu varsayımlardan ikincisi ise:

Necdet Sevinç, Gaziantep'te Yer Adları ve Türk Boyları, Türk Aşiretleri, Türk Oymakları adlı kitabında "Kazak-Kırgızlarda bir boy adının Karagöz" olduğunu "İran'da da oldukça kalabalık bir Karagözlü Türkmen aşiretinin" olduğunu "bunların aslen Safaviler devrinin ünlü Şamlu boyuna bağlı" olduğunu belirttikten sonra "ancak, Gaziantep'teki bu yer adının yukarıdaki boylarla alakalı olabileceğini zannetmediğini ifade eder. Ve "bu semtin, eğer adını bir oymaktan aldı ise, bu oymak Halep Türkmenleri arasındaki Eymir teşekkülüne bağlı Karagöz oymağı olmalıdır." diyerek Karagöz adının kaynağını tespite çalışmıştır(96-97). Faruk Sümer'in kaynaklarında da Haleb Türkmeni Eymürlerin kolları arasında Kara-Gözlü Eymürü de yer almaktadır.

Bunun dışında Haleb Türkmeni Eymürleri ayrıca şu kollara ayrılmıştı:

Bunsuzlu Eymürü, Dündarlı Eymürü, Tosun Eymürü, Çarık Eymürü, Affan Eymürü, Sancaklu Eymürü, Yusuf Eymürü, Hacı Bayram Eymürü, Afşarlı Aymürü. (Sümer 1999: 339)

Bu bilgilere ek olarak:

Faruk Sümer, Oğuzlar adlı çalışmasında Şamlu boyunun İnallu (İnanlu) obasının Şahı-Seven olarak varlığını zamanımıza kadar devam ettirdiğini bugün, Hemedan bölgesinde tamamen yerleşmiş bir halde köylerde yaşayan Kara-Gözlü oymağının Şamlu boyunun bir kalıntısı olmakla beraber, bu boyun hangi obasından veya obalarından geldiğinin henüz tayin edilemediğini ve şimdi İran'da Beğ-Dili adında ehemmiyetli bir teşekküle rast gelinemediğine göre Kara-Gözlüler'in Beğ-Dili' nin torunları olmalarının muhtemel olduğuna dair varsayımlarda bulunmuştur. (Sümer 1999: 313)

Gaziantep yerleşim mekanlarından biri olan Karataş Mahallesi, bölge coğrafyasının özelliği olarak irili ufaklı bazalt yığınlarıyla kaplıdır ve nüfusun artmasıyla birlikte son dönemlerde yerleşim yeri halini almıştır. Bu bölge, yüzeyinde bulunan ve hatta inşaat çalışmaları sırasında ortaya çıkan kara taşlardan dolayı halk burayı Karataş adıyla anmaktadır. C. C. Güzelbey "Dutluk" başlıklı makalesinde Karataş'ın anlamına değinerek, "Karataş'ın içinde bir yanar dağ kraterinin bulunduğuna dair söylentiler olduğunu" ifade etmiştir. Bu durumda bazalt maddelerinin gerekçesi olarak bu varsayımsal yanardağ gösterilebilir. Buna karşılık; Necdet Sevinç, Gaziantep'te Yer Adları ve Türk Boyları, Türk Aşiretleri, Türk Oymakları adlı kitabında "Gaziantep'te Karataş adında iki yer" olduğunu "bunlardan birinin Oğuzeli ilçe merkezine bağlı Karataş köyü, diğerinin de Gaziantep-Kilis yolu üzerinde meskün olmayan bir mevkii" olduğunu ifade etmiştir. Sevinç, aynı kitabında, "Elbeyli aşiretine bağlı oymaklardan birinin Karataşlı adını taşıdığını,

XVII. yüzyılın sonlarında Rakka, Hama ve Kilis'te rastlanan Karataşlı Oymağı'nın, Elbeyli aşiretine bağlı söz konusu oymak ise, bu yer isimlerinin onlara nispetle verilmiş olabileceğini" belirttikten sonra "Elbey-li'ye bağlı Karataşlı Oymağı'nın yerleştirildiği köyler arasında Karataş köyünün bulunmamasının bu ihtimali kuvvetlendirdiğini" ifade etmektedir. Daha sonra konuyla ilgili olarak, "Karataşlıya bağlı bir kısım obaların, daha sonra bugün Karataş köyünün bulunduğu topraklara yerleşerek bu köyü kurmuş olabileceği" varsayımlarında bulunmuştur.

Türkmen aşiretleri gibi Savcılı Aşireti'nin de yirmi dört Oğuz boyundan hangisine mensup olduğuna dair kesin bir bilgi elde yoktur. Gaziantep'te yerleşim yerleri adına esin kaynağı olan Savcılı Aşireti'nin tarihi kaynağı üzerine iki görüş bulunmaktadır.

Sevinç, kitabında bu görüşlerden ilkini şöyle özetler:

XV. yüzyılın ortalarında, bölge henüz Osmanlı idaresine girmeden kuzey Suriye'de cereyan eden siyasi mücadelelerde Türkmen Savcıbeğ oğulları yer almıştır. Bu görüşe göre Savcılı Aşireti, Savcıbeğ oğullarının devamı olabilir. İkinci görüş ise XVI. yüzyılda Antep yöresindeki Bayındır Oymağı'nı idare eden Hüseyin Kethüda'nın oğlunun adının Savcı olmasından dolayı bu aşiretin kökeninin buraya dayanabileceği şeklindedir. Sevinç, tahmin edildiği gibi Savcılı Aşireti'nin adını bu oymak reisinin oğlundan almışsa Savakların Bayındır Boyü'na mensup olmaları gerektiğini ifade eder. Gaziantep yöresine Orta Anadolu'dan geldiği tahmin edilen bu aşiretin, XVIII. yüzyılda oldukça büyümüş olacağını belirtir. Sevinç, kadınlarının yaman bir savaşçı oluşuyla ayrı bir şöhret kazanan Gaziantep yöresindeki Savakların çoğunluğunun il merkezine yerleşerek koca bir mahalleye isimlerini verdiklerini, bugün bile o mahalle sakinlerinin çoğunun Savcılı aşiretine mensup olduğunu saptar( 75-76).

Gaziantep yerleşim mekanları adlarından konuyla ilgili diğer isimler ise Boyno ve İncilipınar ve Şahveli'dir. Bu isimlerden Boyno yer adı olarak verilmiş bir oymak adıdır. Necdet Sevinç, Türk oymaklarından Boyno Obası'nın. Osmanlı İmparatorluğu devrinde Antep'e iskan edildiğini işaret eder. Diğer bir yerleşim mekanı ise İncilipınar'dır. Bu adlandırmanın kaynağı ile ilgili birden fazla varsayım mevcuttur. Bu varsayımlardan ilki adının ismiyle müsemmalı olması yoluyla izah edilmektedir. Mustafa Güzelhan, "İncili (İncirli) Pınar" başlıklı makalesinde İncilipınar Mahallesi'nin ve Sokağı'nın adını Kırkayak bahçesinden Alleben deresine gidildiğinde, dere kenarında iki kaya arasındaki çatlaktan kaynayan, yönü kuzeye bakan su kaynağından aldığını öne sürmektedir. Ancak İncilipınar adının nerden geldiği ile ilgili birkaç rivayet bulunmaktadır. Güzelhan'a göre bu ad, pınarın evvelce çıktığı kayanın yanı başında bir incir ağacı bulunmasından ve suyun inci taneleri gibi fışkırmasından dolayı verilmiştir. Güzelhan'ın makalesinde belirttiği bir diğer rivayete göre; derenin aktığı yerdeki kayaların arasında yaz aylarında beyaz çiçek açan bir bitki bulunmaktadır. Antep'te buna "keber inciri" adı verilir, bu çiçeğin meyvesi de aynı adla anılmaktadır. Pınarın isminin bu çiçekten geldiğini söyleyenler de bulun-maktadır. Diğer varsayım ise adlandırmanın köken adı olduğunu üzerinedir. Necdet Sevinç, Gaziantep'te Yer Adlan ue Türk Boyları, Türk Aşiretleri, Türk Oymakları adlı kitabında Gaziantep'e şehir için-den akan Alleben Deresi'nin kıyısında İncili Pınar adında bir pınarın olduğundan bahsederek yakın zamanlara kadar halkın mesire yerlerinden olan bu pınarın bugün kuruduğunu ifade eder. Sevinç, XVII. yüzyılda Bozulus'a tabi oymaklardan birinin İncili, Musacalı Aşireti'ne tabi bir başka oymağın da İncili Obası adını taşıdığını tespit ettiği kitabında İncili Pınar'a bu oymaklardan birinin ad vermiş olabileceği varsayımında bulunmuştur(94). Gaziantep'te yerleşim mekanına adını vermiş diğer bir oba ise Şahveli Obası'dır. Şahveli adı Ali Rıza Yalman (Yalgındın Cenupta Türkmen Oymakları adlı kitabının birinci cildinde El-beyli Oymağının obaları arasında geçmektedir.

Beğdili adı Gaziantep şehrinde "Beydili" olarak bir mahalleye adlandırılmıştır. Beğdili'ler, Reşideddin Oğuznamesine göre hükümdar yetiştiren beş Oğuz boylarından biridir. Kaşgarlı Mahmut Beğdili boyunu 22 Oğuz boyu arasında yedinci, Reşideddin ve Yazıcıoğlu ise 24 Oğuz boyu arasında on birinci sırada göstermişlerdir. Reşideddin'in Oğuz soy kütüğüne göre Beğdililer Oğuzlar'ın Bozok koluna mensupturlar. Beğdili boyunun atası, gene 24 Oğuz boyundan olan Kızık, Avşar ve Karkın boylarının ataları ile kardeş olup, dördü birden Oğuz Han'ın oğlu Yıldız Han'a bağlanmaktadır (20). Sevinç, adı geçen çalışmasında Türk Ansiklopedisi'nin "Beğdili maddesinden" alıntılayarak Beğdili boyunun Horasan üzerine yürüyen Sultan Sancar'ı mağlup ederek, Selçuklu İmparatorluğu'nu tarih sahnesinden silen Oğuzlar arasında olduğunu tespit etmiştir.

Ancak Türk-Moğol tazyiki, diğer birçok Türkmen boylarıyla beraber Beğdililerin de kesif kitleler halinde Suriye'ye gelip yerleşmelerine sebep olmuş, bu tarihi hadise de kuzey Suriye, Halep, Antep, Urfa yöresinin Türkleşmesinde yeni bir safhanın başlangıcını teşkil etmiştir. Anadolu'daki Moğol hakimiyetinin sarsılması üzerine harekete geçen bu Türkmenlerin bir kısmı Suriye'den Güney ve Doğu Anadolu'ya, daha sonra da İran'a giderek Ramazanoğulları, Akkoyunlular ve Safavi devletlerinin kurulmasında önemli roller oynamışlardır. Sevinç, aynı çalışmasında arşiv kaynaklarını da işaret ederek Osmanlı devrinde genel olarak Halep Türkmenleri denilen Türk urukları topluluğu içindeki en mühim kolu Beğdililerin teşkil ettiğini ifade etmiş ve Beğdililerin ayrıca Bozok Türkmenlerinin de en kalabalık kısmını oluşturduğunu belirtmiştir. Kanuni Sultan Süleyman'ın saltanatının ilk yıllarında kuzey Suriye'deki Türk boyları arasında 40 oymak halinde yaşayan Beğdili boyu Halep, Rakka ve Diyabakır bölgesinde müreffeh bir hayat yaşamışlardır. Ancak Arap aşiretlerinin Necid çöllerinden kuzeye doğru ilerlemesiyle başlayan ve uzun yıllar Antep, Halep, Rakka yöresini ciddi şekilde rahatsız eden olaylar zinciri, Beğdililerin de huzurunu kaçırmıştır. Bu devirde, Sivas-Kangal yöresindeki bazı Beğdili oymakları bölgeye iskan edildiği gibi, Antep çevresindeki Beğdili'lerin bir kısmı da Rakka civarına iskana mecbur tutulmuştur. Ancak Beğdili boyu da diğer Türk aşiretleri gibi iskandan memnun olmamışlardır. Rakka'dan ayrılan Beğdililer umumiyetle Antep'in güney bölgesinde yurt tutmuşlar ve orada yerleşip kalmışlardır.

Boy, oymak, aşiret adlarından esinlenilerek verilen yer adlarından bir diğeri ise Barak Mahallesi'dir. Barak bir aşiretin adıdır. Barak Aşireti hakkında; Necdet Sevinç'in Gaziantep'te Yer Adları ve Türk Boyları, Türk Aşiretleri, Türk Oymakları adlı kitabından bilgi edinilebilir. Sevinç kitabında, Barak isminin Oğuz Destanı'nda hem şahıs hem kavim hem de ülke ismi olarak kullanıldığını belirttikten sonra bu ismin Şecere-i Terakime'de. Battal Gazi Destanı'nda ve Kaşgarlı Mahmut'un eseri Divanü Lügati't-Türk'te geçtiğine dikkat çeker(61-64). Devletin ısrarlı bir gösterdiği sergilediği iskanlaştırma politikasında Rakka'ya gidenler arasında Baraklar da yer almaktadır. Beğdililer gibi Rakka'dan ayrılan Barakların Nizip'in güneyine yerleştiği bugün için bile tespit edilebilir. Sümer, adı geçen kitabında Barak kelimesinin etimolojisine değinerek kelimenin Kaşgarlı Mahmut'un Divanü Lügat-it Türk adlı eserinde çok tüylü bir cins köpeğe denildiğini ve şahıs ismi olarak da kullanıldığını ifade eder.

Buradan yola çıkılarak bu oymağın adının bir şahıstan geldiği kabul edilebilir. Sümer, kitabında yaptığı araştırmalar neticesinde Barakların aslında XVI. Yüzyılda Yeni-İl'in Dulkadirli koluna mensup aynı adı taşıyan bir Cerid obasıdır. Sümer. Beğdililerin bunları Türkmen saymamasının sebebini bu duruma bağlamakta ancak Barakların da XVII. Yüzyılın sonlarında, Rakka'ya iskan edilecekleri esnada Türkmen olarak vasıflandırdıkları belirtir. Sümer, yazısının devamında Barakların da İl-Beğliler gibi, aslında güneyli olmamasının yani Halep Türkmenlerine ve Beğ-Dili boyuna mensup bulunmamasının Beğ-Dililer'in bu ayırımına sebebiyet verdiğini iddia etmiştir (212). Sevinç, adı geçen çalışmasında Baraklar'ın Anadolu'ya hangi göç devresinde geldikleri ve 24 Oğuz boyundan hangisine mensup oldukları konusunda kesin bilgilere sahip değiliz. Hatta Barakların Anadolu'ya nerden geldikleri de münakaşa edilmelidir. Bu Türk aşireti bugünkü Türkiye topraklarına Türkistan-Horasan yolu ile gelmiş olabileceği gibi, Balkanlar'dan da göçmüş olabilir. Çünkü 1327'de vefat eden Arap müverrifi Dımışki, Kıpçak oymakları arasında Baraklar'ı da saymaktadır, çünkü o çağda Barak adı Macaristan'dan Romanya'ya kadar bilinene Türk adıdır. Bu ismin Avrupa böylesine geniş bir sahaya yayılması ise, ancak Orta Avrupa'da kalabalık bir Barak kitlesinin varlığı ile izah edilebilir. Nitekim Gaziantep'teki bazı köy isimleri ile Orta ve Doğu Avrupa'daki Kuman-Kıpçak oymaklarının isimleri arasında samimi benzerlikler vardır. XVI. yüzyılda Orta Anadolu'da Cerit Aşireti'ne tabi olarak yaşayan Baraklar, 1691'de Belih Irmağı boyuna ve Harran'ın güneyindeki Akçakale'den Rakka'ya kadar uzanan topraklara iskan edilen Türk oymaklarıyla beraber Gaziantep çevresine gelmişleridir. Barakların da diğer Türkmen aşiretleri gibi Rakka bölgesinde su ve otlak darlığı gibi mühim sebeplerden dolayı huzursuz oldukları anlaşılmaktadır. Antep şer'iye sicillerindeki kayıtlardan öğrendiğimize göre, Baraklar, Rakka'yı sık sık terk ederek hayvanlarını otlatmak maksadıyla Antep bölgesine gelmişlerdir. Osmanlı arşivlerinden, Rakka'dan başka Halep ve Rumkale'ye de iskan edildiklerini öğrendiğimiz Baraklar, XIX. Yüzyılda Antep topraklarına yerleşmişleridir. Bugün Urfa'nın güneybatısından Kilis'e kadar uzayan köylerin çoğu Baraklarla meskün olmakla beraber, bu Türk aşiretinin mensuplarına Gaziantep'in kuzeyindeki Araban ve Yavuzeli ilçelerinde de dağınık olarak rastlamak mümkündür.

Toplumlar isteyerek ya da istemeyerek geldikleri "yeni yerleşim yerlerine" önceden yaşadıkları yerlerin adlarını verebilmektedir. Bu durumun birçok yorumu olabilir. Bunlardan ilki, yeni yerleşim yerlerine daha kolay bir şekilde alışma isteği ile birlikte tanıdık bir yerleşim mekanı isminin bunu kolaylaştırma olasılığının imkanı olabilir. İnsanın belleği yeni durumlar için tanıdığı ve bildiği eski olay, durum veya olgu için her zaman tazedir. Bu durum psikolojik anlamda topluma verdiği aidiyet duygusuyla savunma mekanizması da oluşturabilmektedir. Bir diğer yorum ise, toplumun köken arayışı ya da soy-sop meşruluğu sağlama çabaları olabilir. Bu bağlamda yerleşim mekanına ad olarak verilen bu isimler, topluma ait olduğu boy, oymak, aşiret ya da sülale silsilesinde tarihte yer alma ve gösterdiği aidiyetlik ile meşrulaşma olarak düşünülebilir. Kökenlerini koruma ve devam ettirme çabası toplum belleğinden bu şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda toplum belleği ile yer adı arasında bir bağlantı olduğu düşünülebilir.

Anthony D. Smith Ulusların Etnik Kökeni adlı kitabında toplulukların belirli yerleşim yerlerinden ayrılamadıklarını söylerken nedenini de şöyle açıklar:

Kendilerinin olduğunu hissettikleri bir toprağa sahip olmuşlarsa, sözlü gelenekleri, eğitim ve toplu ibadet yoluyla kolektif bilinçlerini yaymaya devam ederler. Kolektif bilincin yarattığı ortak bir tarihsel anlayış, birbirini izleyen kuşakları, ortak birikime eklenen deneyimlerle birleştirir. Bu ortak birikim içinde topluma ait olan kültürel öğeler yanında edebi ürünler de vardır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Gaziantep'in Tarihi Gelişimi ve Yer Adları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 18:15

Yerleşim yerlerine verilen adlara anlatılarda olduğu kadar türkü ya da ağıt gibi halk şiiri örneklerinde de karşılaşılabilir. İster anlatı türlerinde ister halk şiiri örneklerinde olsun yer adlarının bu şekilde kuşaklara daha kolay aktarıldığı söylenebilir. Halk yaşadığı bu değişimleri türkülerinde ağıt veya hiciv olarak dile getirmiş anlatılarında da olayları tarihlendirmiştir. Böylece kültürün bir parçası olan "halk ürünleri" edebi bir ürün haline gelerek tarih araştırıcılarının çalışma alanını aşarak edebiyat araştırıcılarının alanına dahil olmuştur. Bütün bu iskan hareketi ile ilgili hatıralar. Gaziantep Türkmenleri arasında canlılığını muhafaza etmektedir. Sevinç, adı geçen çalışmasında bugün hala Gaziantep'te okunan yanık halk türkülerin, Türk aşiretlerinin, iskanın ilk yıllarında yeni yurtlarını benimsemediklerini ve Türkistan'a karşı duydukları hisleri anlattığını tespit etmiştir.
Beyler binsin Arap atın beline, Def tutalım Nuş-u Revan yoluna. Dedem yurdu Türkistan'ın çölüne, Gergiler kurduğum günler olur mu?

Bir başka türküde ise Türkistan'a duyulan özlem şöyle terennüm edilmektedir:

Kalk seninle gidelim,
Gün doğmadan Türkistan'a,
Yeten meyvayı batırdık,
inanmam bağa bostana.
Gene bir başka halk türküsünde geçen;
İsfahan'dır bizim aslı elimiz,
Ördek uçtu viran kaldı gölümüz.
Mısraları İsfahan'a duyulan hasreti ifade ettiği gibi, Antep'e iskan edilen Türkmenlerin de asırlarca önce İsfahan'dan geldiklerini belirlemektedir.
Çıktık Horsan'dan sökün eyledik,
Düşürdüler bize tozlu yollara
Mısraları ile başlayan bir başka türkü ise güneyli Türkmenlerin Anadolu'ya Horasan'dan geldiklerini bir kez daha anlatmaktadır.

Hacı İnal Oğlu'nun, Urfa'da paşa'ya karşı söylediği rivayet edilen şu iskan türküsünden ise bir kısım Türkmenlerin Horasan'dan Yozgat'a, Yozgat'tan da Antep yöresine geldikleri anlaşılmaktadır ki, bu durum tarihi gerçeklere tamamen uygundur:

Ben evimi şol Yozgat'tan getirdim. Çirke kurdum şol Rakka'da oturdum, Efendimsin hizmetini yetirdim, Hangi işimde kusur koydum paşa ben?
Fakat bütün bu memnuniyetsizliklere rağmen muhtelif boy ve aşiretlere mensup Türkmenler bilahare yeni yurtlarını benimsemiş, yoğun olarak iskan edildikleri Colap'tan ayrılmamak için de Osmanlı kuvvetleriyle savaşa tutuşmuşlardır.

Abbas Paşa'ya karşı çetin bir çatışmaya giren Türkmen aşiretlerinin Türklüğü bir şuur olarak yaşadıklarını hadise ile ilgili şu destandan öğrenmekteyiz:

Yedi yular küheylana sor eder,
Kendi nefsin arslanlara pay eder,
Mısır'dan gelmiş de Türk'ü zay eder,
Dağıttın Colap'ı sen Abbas Paşa.

Yer adlarının hafızalarda nasıl korunduğu ve nesillere nasıl aktarıldığı sözlü kültür çalışmalarında sıkça karşılaşılan sorulardandır. Her birey kendi yaşamındaki anıları yaratır ve taşır, ama aynı alanda yaşayan bireylerin de yaşamları farklı bile olsa mutlaka ortak anıları vardır ve bu anılar ya da zihinler temelde benzerlikler gösterir. Anılar sözlü kültür denilen bir olguyla taşınır. Farklı yaşamlar söz yoluyla aktarılır ve böylece ortak imgeler yaratılır. Aktarma işini "gelenek taşıyıcılarının yaptığı ve yer adlarının anlatılar haline gelerek aktarıldığı varsayılabilir. Paul Thompson Toplumlar Nasıl Anımsar? adlı kitabında "bu sözlü geleneklerin bazılarının toplumsal öneminin bunların nesilden nesile en az hasarla aktarılması için güvenilir sistemlerin kurulmasını getirdiğini ifade eder. Bu durum bazı geleneklerin doğmasına neden olmuştur. Topluluklar için hatırlanan "geçmiş" seçilmiş olandır. Yani unutulmaması ve unutturulmaması gereken geçmişin bilgisi, belleklerde hali hazır bir şekilde bekletilir. Paul Connerton aynı kitabında "farklı grupların kendilerine özgü farklı anılarının bulunduğu kabul edilirse, bir grubun kolektif anılarının, o toplumsal grup içinde bir kuşaktan ötekine nasıl geçtiği" sormuş ve bu sorunun cevabını kitabının devamında irdelemiştir(61-62). Connerton'un sorduğu bu sorunun bir diğer kolu bu kolektif anıların bir kuşaktan ötekine ne. kim ile geçtiği sorusudur. Bu gelenekleri, geçmişin bilgisini, anıları ya da sözlü kültürü gelecek kuşaklara taşıyacak "gelenek taşıyıcıları" var olmuştur. Gelenek taşıyıcılarının söz yoluyla hafızalarını kullanarak aktardıkları kültür öğeleri beraberinde getirdiği ritüellerle başlı başına gelenek haline gelmiştir.

Anthony D. Smith Ulusların Etnik Kökeni adlı kitabında "bekamızı kesinleştirmek için, mitlerimizin, anılarımızın ve sembollerimizin sürekli yenilenmesi" gerektiğini ve "sürekli yeniden anlatılması" gerektiğini vurguladıktan sonra bu bağlamda ulus tanımı yaparak "ulusun, soyumuzun her kuşağı aracılığıyla hikayemizin sürekli olarak yenilenmesi ve yeniden anlatılması anlamına geldiğini" iddia eder. Bu ifadeleriyle Smith "gelenek taşıyıcıları"™ kastediyor olabilir. Anının ya da mitlerin sürekli yenilenmesi ve aktarılması işi gelenek taşıyıcıları sayesinde mümkün olabilir. Bu bağlamda, söylenen türkülerin de dönemin özelliklerini taşıdığı düşünülürse aynı zamanda türkülerin kültür taşıyıcı bir özelliği de olduğu söylenebilir. Halkın edebi ürünü olan bu türküler nesilden nesile aktarıldıkça geçmiş sürekli hatırlanmakta ve hafızalar taze tutulmaktadır. Bu durum, unutmamak ve unutulmamak eylemlerinin "isteğe bağlı" olarak gerçekleştiği tespitini de beraberinde getirir. Nesiller, tarihlerini ve kökenlerini yerleşim mekanlarına verdikleri adlarla beraber yerleşim mekanlarına verdikleri adlar veya yerleşim mekanları etrafında oluşturdukları edebi ürünlerle de meşrulaştırmaya, belleklere kodlamaya ve böylece kolektif bilinçaltı oluşturmaya çalışmışlardır. Başka bir ifadeyle yerleşim mekanlarına verilen adlar, toplumun kapsül kültürel birikimidir. Sonuç olarak; yer adları kapsül bilgiler olarak düşünüldüğünde beraberinde bir boyu, oymağı, aşireti hatta bir ülkeyi bile anlata bilecek bilgileri küçük kodları, ipuçlarını bünyesinde barındırır. Yerleşim mekanlarının isimlerine bakıldığında topluluklar hakkında bilgi bulmak mümkün olmaktadır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir