Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

XV. Ve XVI. Yüzyıllarda Teke Sancağında Konar-Göçerler

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

XV. Ve XVI. Yüzyıllarda Teke Sancağında Konar-Göçerler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 17:59

XV. VE XVI. YÜZYILLARDA TEKE SANCAĞINDA KONAR-GÖÇERLER: SOSYO-EKONOMIK VE DEMOGRAFİK DURUMLARI

Giriş


Osmanlı toplumunu meydana getiren önemli unsurlardan biri de yaylak ve kışlakları arasında yarı-göçebe bir hayat yaşayan konar-göçerlerdir. Arşiv belgelerinde aşiret, cemaat, oymak gibi isimlerle geçen konar-göçerler, bulundukları coğrafyaya göre "Yörük" veya "Türkmen" isimleriyle anılmışlardır. Kızılırmak'tan itibaren Anadolu'nun batı taraflarından Marmara ve Ege denizlerine kadar uzanan saha ile Rumeli'de yaşayan konar-göçerlere Yörük, Kızılırmak'tan itibaren Anadolu'nun doğu ve güneyinde kalan bölgeler ile Suriye ve Irak'ta yaşayan konar-göçerlere ise Türkmen adı verilmiştir. Bununla birlikte, kullanıldığı coğrafi saha itibariyle hem Türkmen hem de Yörük adlarını birbirinden kesin çizgileriyle ayırmak bir hayli güçtür. Bu tabirler, aynı bölgede, aynı konar-göçer grubunu ifade etmek için zaman zaman birbirinin yerine de kullanılmıştır.

Genellikle hayvancılıkla uğraşan ve başta koyun olmak üzere keçi. at, katır, sığır ve deve gibi hayvanlardan oluşan sürülerine otlak ve su bulmak kadar, onlara bağlı hayatlarını devam ettirebilmek için göçebe bir hayat yaşamak zorunda kalan konar-göçerler, yazın köyler, harabeler veya eski iskan mahalleri yakınındaki yaylaklarında konaklarlar, kışları ise şehir ve kasabaların civarındaki kışlaklarda geçirirlerdi.

Hayat tarzı bakımından konar-göçerler, göçebe hayatı yaşayan diğer unsurlardan büyük farklılıklar göstermekteydi. Gerçek anlamda göçebe hayatı yaşayan aşiretlere göre bazı konar-göçer grupların yazın hayvancılıkla uğraşmalarının yanında, kışlaklarında bir tür küçük çaplı ziraat yaptıkları da görülmekteydi. Bu nedenle göçebelikle yerleşik hayat arasında bir ara şekle sahip bulunan ve tam bir göçebe hayat tarzı içinde olmayan konar-göçerler için kanunnamelerde ve resmi kayıtlarda genellikle "konar-göçer" tabiri kullanılmıştır. Bu tabir, onların hayat tarzlarını en güzel bir şekilde ifade etmekteydi. Bundan başka konar-göçerler için "göçer—evli", "göçer—evliler", "göçerler", "göçer— Yörük" ve "konar—göçer Yörük" gibi tabirler de kullanılmıştır.

Konar-göçerler, reayasını sürekli denetim altında bulundurmak isteyen Osmanlı İmparatorluğu'nun merkeziyetçi idare tarzına aykırı olarak kanunnamelerde, ""Yörük, konar—göçer taifedir, karada ikametleri yoktur"" ve ""Yörük la—mekandır, ta'yin—i toprak olmaz, her kande diler— se gezerler" hükümleriyle tanımlanmışlardır8. Bu tanımlamalara bakarak konar-göçerlerin mekanca başıboş gruplar oldukları düşünülemez. Onlar için genellikle, uzun yıllar değişmeyen belirli birer yaylak ve kışlak yerleri gösterilmiştir. Yaşam tarzları nedeniyle yazın yaylaklara, kışın kışlaklara giderek hayatlarını geçiren bu taifenin, gidiş ve geliş anlarında geçici olarak konaklayacakları yerlerde bile istedikleri kadar kalamayacakları kanunnamelerde belirtildiğine göre. bunların başıboş bir halde her dilediklerini yaptıkları da söylenemez.

Konar-göçerlerin başıboş gruplar şeklinde nitelendirilmelerine gerekçe olarak, yaylak ve kışlaklarına hareketleri sırasında yollan üzerinde bulunan yerleşik ahalinin tarlalarına ve mallarına zarar vermeleri gösterilmiştir.' Arşiv belgelerinde de sık sık dile getirilen bu durum karşısında yerleşik ahalinin konar-göçerlerden şikayetçi oldukları görülmektedir.

Osmanlı Devleti'nde konar-göçerlerin yaşam şekline bakıldığında, devletin bu topluluklara ayrı bir statü verdiği ve bu teşekküllerin mümkün olduğu kadar diğer topluluklarla bir nizam çerçevesinde yaşamalarına müsaade edildiği görülmektedir. Şöyle ki söz konusu bu teşekküllere yaylak ve kışlaklarıyla bir yurt veriliyor, bunun sınırları belirlenip tahrir defterlerine kaydediliyordu. Konar-göçer topluluklar, yaşantılarının bir gereği olarak yaylak ve kışlakları arasında mevsimlik göç hare-ketleri gerçekleştiriyorlardı. Bu yurt alanı içinde konar-göçerler, hayvancılığın yanında az da olsa tarımla da uğraşıyor; ormanlık ve bataklık araziyi tarıma açıp kendi ihtiyaçlarını karşılamak veya pazarlamak için buğday, arpa, pamuk, pirinç ekiyorlardı.

Osmanlı Devleti, XVII. yüzyılın sonlarına kadar konar-göçerlerin yerleşik hayata geçmeleri hususunda bir çaba göstermemiştir. 1691 yılından sonra devlet zaman zaman bu yolda politikalar takip etmeye başlamıştır. Ancak konar-göçerlerin yerleşik hayata geçmeleri oldukça yavaş olmuş ve yüzyıllarca sürmüştür. Anadolu yaylalarının göçebeliğe elverişli olması, bu oymakların sürekli hareket halinde oluşları, güçlü bir aşiret ruhunun davranışlarını yönlendirmesi ve devlet yönetimiyle aralarındaki çelişkiler toprağa yerleşmeyi geciktiren etkenler olarak görülmektedir. Bunların yerleşik hayata geçtikten sonra da birtakım gelenek, görenek ve alışkanlıklarını sürdürdükleri bilinmektedir.

Konar-göçerlerin tam olarak tanınması, onların ancak idari, sosyal, ekonomik, hukuki durumları ile vergi nizamlarını bilmekle mümkün olur. Genellikle yiyecek, içecek, giyecek gibi temel ihtiyaç maddelerini kendi kendine karşılayan bu teşekküller, kapalı bir ekonomik hayat sürdürmekteydiler.

Konar-göçerler, üzerinde bulundukları toprakların teşkilatına bağlı olarak timar, zeamet ve has reayasıydılar. Yörükler genellikle timar ve has reayası, Türkmenler ise has reayasıydılar.

İdari ve adli bakımdan konar-göçerler, yaşayış tarzlarından dolayı özel bir duruma sahiplerdi. Konar-göçer olmaları nedeniyle belirli yerleri olmadığından sancakbeylerine tabi olmayıp, divanın beratıyla başlarına memur tayin edilen bey veya başbuğlarına bağlıydılar. Adli yönden ise kadılara bağlı olmakla birlikte, cezalarının infazı ancak bey veya başbuğlarının eliyle olurdu. Hiçbir hususta bey veya başbuğlarından başka kimse konar-göçerlere karışamazdı. Devletle ilgili işleri onlar tarafından halledilirdi.

Osmanlı Devletinin vergi mükellefi olan reaya sınıfına mensup konar-göçerler, yaşantıları bakımından şehir ve köylülerden farklıydı. Bu nedenle konar-göçerler, yerleşik ahalinin mükellef olduğu vergileri ödemezlerdi. Ancak bunlardan yaşam tarzlarına uygun olarak hayvancılıkla uğraşmaları nedeniyle başta adet-i agnam olmak üzere resm-i yaylak, resm-i kışlak, resm-i ağıl. adet-i çobanbeyi ve bad-ı heva gibi vergiler alınırdı.

Konar-göçerlerden alınan ve kanunnamelerde resm-i ganem veya koyun resmi olarak da geçen adet-i agnam, yerliden, yörükten, eşkinciden ve yüzdeciden alınan olmak üzere birkaç çeşitti. Tarımla uğraşan yerleşik köylü ahaliden alınan resm-i çift vergisine karşılık olarak hayvancılıkla uğraşan konar-göçerlerden alınan adet-i agnam vergisi, çeşitli bölgelere göre değişmeler göstermekle beraber, genellikle iki koyundan bir akçe alınırdı. Koyunların sayısı 300 olduğu zaman sürü kabul edilir ve beş akçe ağıl resmi alınırdı. Bazen bunun yerine bir koyun veya bir kuzu verildiği de olurdu.

Sürülerini miri yaylaklarda veya tımar sahibinin arazisinde otlatan konar-göçerler, resm-i yaylak veya resm-i otlak adıyla bir vergi öderlerdi. Yaylak resmi, yılda bir defa olmak üzere bazı yerlerde sürü başına, bazı yerlerde ise koyun başına alınmaktaydı. adet-i çobanbeyi ve adet-i resm-i kışlak-ı berriyye için her üç yüz koyundan bir koyun ya da her yüz koyundan yirmişer akçe alınmaktaydı. Kışlak resmi için evli bir kimse bir sipahinin timarında kışlarsa altı akçe kışlak resmi verirdi. Kışlayan kimse ziraat ederse, kışlak resmi yerine resm-i zemin verirdi. Ayrıca kışlakçı üç yıl bu yerde kalırsa, bu üç yıl kışlak resmi verir, üç yıldan sonra ise resm-i bennak alınırdı. Koyunu olmayan evli konar-göçerlerden resm-i bennak olarak 12 akçe, bekarlardan ise resm-i mücerred adı altında genellikle 6 akçelik bir vergi alınmaktaydı. Konar-göçerlerden bu vergilerden başka resm-i arüs, yave akçası, cürm-i cinayet gibi bad-ı heva vergileri de alınmaktaydı.

Konar-göçerler hakkında yukarıda bazı genel bilgileri verdiğimiz bu çalışmada, Anadolu'da aşiretlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerden biri olan Teke yöresindeki konar-göçerlerin sosyo-ekonomik ve demografik durumları ele alınacaktır. Bu bağlamda XV. ve XVI. yüzyıllarda yapılan tahrirlerde Teke Sancağı'nda yer alan konar-göçer cemaatlerin isimleri, kaza ve nahiyelere göre dağılımları tespit edilip, bu cemaatlerin 1455, 1530 ve 1568 tahrirlerine göre sosyal, ekonomik ve nüfus durumları ile vergileri hakkında bilgiler verilerek, adı geçen yüz-yıllardaki toplam nüfus ve vergi hasılları ile bunların kaza ve dirliklere göre dağılımları belirlenmeye çalışılacaktır. Ayrıca XV. yüzyıldan XVI. yüzyıla kadar geçen süreçte sancaktaki cemaatlerin durumunda meydana gelen değişme ve gelişmeler ile yaşam tarzlarına uygun olarak geçimlerini sağlamak için yaptıkları esas uğraşı alanları olan hayvancı-lığın dışındaki zirai ve iktisadi faaliyetleri araştırmamızın konusunu oluşturmaktadır.

Kaynakça
Kitap: OSMANLIDAN CUMHURİYETE YÖRÜKLER ve TÜRKMENLER
Yazar: Hayati Beşirli, İbrahim Erdal
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: XV. VE XVI. YÜZYILLARDA TEKE SANCAĞINDA KONAR-GÖÇERLER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 17:59

XV. VE XVI. YÜZYILLARDA TEKE SANCAĞI'NDAKİ KONAR-GÖÇER CEMAATLERİN SOSYAL VE EKONOMİK DURUMLARI

Konar-göçerler, Anadolu'nun siyasi, sosyal ve ekonomik hayatında önemli rol oynamışlardır. Yaylak ve kışlakları arasında yarı göçebe bir hayat sürdüren bu grupların öteden beri Anadolu'da yaygın olarak yaşadığı bölgelerden biri de Teke-eli'dir. Teke Sancağfnın XV. ve XVI. yüzyıllara ait Tapü-Tahrir defterlerinde sınırları belirlenen bölgeye. XIII. yüzyıldan itibaren çoğunluğunu Üç-Okların oluşturduğu Türkmen toplulukları yerleştirilmiştir. Nitekim 1321 yılında hacdan gelenlerin beyanlarına göre, bu bölgede Hamid-oğulları Türkmenleri bulunmakta ve Antalya ile Konya arasındaki dağlar da bunların isimlerini taşımaktaydı. Yine 1207'de Antalya'yı fetheden Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev I'in bölgeye İğdir Yörüklerini yerleştirip, onlara kışlak verdiği bilinmektedir. Selçuklu fethinden sonra Teke yöresinin iç kesimlerine Türkmen aşiretlerinin yerleştirilmeleri sürdürülmüştür. Bu arada kalabalık bir nüfusa sahip olan Teke Aşireti'ne de geniş yerler ayrılmıştır. Türkmen topluluklarının bölgeye yerleşmesi tarihi süreç içinde devam etmiştir.

Teke yöresine Oğuz boylarının gelmesi XIV. ve XV. yüzyıllarda da sürmüş ve Üç-Oklara bağlı bazı boy ve oymaklar bulundukları yerlerden Teke-eli'ne gelerek yerleşmişlerdir. Menteşe, Saruhan ve Karaman-oğullarının zayıflamaları veya dağılmaları üzerine bazı Türkmen toplulukları da bunlara katılmışlardır. Bölgeye Aiaiye, Hamid ve Karaman gibi sancaklardan da zaman içinde bazı konar-göçer topluluklar gelerek yerleşmişlerdir. Uluyörük, Yalnızbağ, Varsak Yörükleri, Bozdoğan, Dirkemiş, Alifahreddin, Taşkesüği gibi cemaatler bunlardandır.

XV. ve XVI. yüzyıllarda sancakta çok sayıda konar-göçer cemaatin yaşadığı görülmektedir. XV. yüzyılın ortalarında 1455 yılında sancakta Antalya Kazası'nda Kızılcakeçilü, Kökez, Karagöl, Depecik, Ovacık, Geriş, İncelü Yörükleri, Alaylu Yörükleri, Kardıç ve Derelü, Karahisar-ı Teke Kazası'nda Serik Yörükleri, Tıradık Yörükleri, Ozanlar, Karkın (Kargın), Merdanlar, Çarıkçılar, Emirhan Yörükleri, Arablar, Alasakal Yörükleri, Kalburcıyan, Kımızcı, Kızıl İshaklar ve Kaş Kazası'nda ise Bayındır, Çavdır, İğdir, Kürtler ve Hacı Oğlanı cemaatleri yaşıyordu.

XVI. yüzyıla gelindiğinde yüzyılın ilk yarısında 1530 yılında Antalya Kazası'nda Kızılcakeçilü, Necimler, Ulucalu Yörükleri, Çobansa Yörükleri, Uluyörük, Varsak Yörükleri, Munamak Yörükleri, Karakök, Kökez, Yalnızbağ, Dolar, Karagöl, Burdurcuk, Çukurca, Çaltı, Depecik, Ovacık, Kürd Yörükleri, Devlethan Oğlanları, Beycük, Arıklar, Ziftciyan, Küreciyan, Deveciyan ve Doğancıyan, Karahisar-ı Teke Kazası'nda Karkın (Kargın), Serik Yörükleri, Tıradık Yörükleri, Merdanlar, Çay Yörükleri, Emirhan Yörükleri, Çarıkçılar, Küreciyan ve Kalburcıyan, Elmalı Kazası'nda Çardiğin, Karacalar Urbanı, Hisarderesi, Geriş, Saruca Yazırı, Alacadağ, Çaylu, Doğancıyan ve Hallacan, Kaş Kazası'nda Sarular, Süleyman, Kelemen, Çeriler, Kayaluca, Kayır Dona. Dolaşalu, Bayındır, Kaş Yörükleri. Kethüda-ı Kaş. Çavdır ve Beymelik. Kalkanlu Kazasında ise Kavacık Yörük cemaatleri yaşıyordu. XVI. yüzyılın ikinci yarısında 1568 yılında ise Antalya Kazası'nda Kızılcakeçilü, Ulucalu, Necimler. Varsak Yörükleri, Haymana, Çobansa Yörükleri, Uluyörük, Kürd Yörükleri, Devlethan Oğlanları, Sarı Resuller, Cüllahlar. Sığırlı, Munamak Yörükleri, Karalar, Ovacık, Kökez, Beycük, Karagöl, Çaltı, Depecik, Çukurca. Deveciyan, Ziftciyan ve Küreciyan, Karahisar-ı Teke Kazası'nda Tıradık Yörükleri, Merdanlar, Karkın (Kargın), Çay Yörükleri, Serik Yörükleri ve Küreciyan, Elmalı Kazası'nda Çardiğin, Geriş, Hisarderesi, Karacalar Urbanı, Yazır, Çaylu, Finike Reayası, Doğancıyan ve Hallacan, Kaş Kazası'nda Sarılar, Süleyman, Kayaluca, Kelemen, Çeriler, Kayır Dona, Dolaşa, Bayındır, Kaş Yörükleri, Kethüda-i Kaş, Beymelik, Koçaklu ve Tülü-Bayındır, Kalkanlu Kazası nda ise Karakeçilü Yörükleri, Kavacık Yörükleri, Pir Ali ve Dolaşa cemaatleri yaşıyordu. Bu bilgilerden XV. yüzyılda sancakta yaşayan cemaatlerin büyük bir bölümünün XVI. yüzyılda da sancaktaki varlıklarını sürdürdükleri anlaşılmaktadır. Ayrıca XVI. yüzyılda sancakta yaşayan cemaatlerin sayısında XV. yüzyıla oranla önemli bir artış olduğu gözlenmektedir. Yine XVI. yüzyılın ilk yarısında sancaktaki cemaatlerin büyük bir bölümünün yüzyılın ikinci yarısında da sancakta yer aldıkları görülmektedir. Burada şunu da belirtmek gerekir ki yukarıda isimlerini zikrettiğimiz cemaatlerin dışında sancakta başka cemaatler de yaşamaktaydı. Söz konusu bu cemaatlere ileride değinilecektir.

Sancakta Varsak Yörükleri, Serik Yörükleri, Haymana, Uluyörük ve Çardiğin cemaatleri nüfus ve vergi hasılları bakımından en büyük cemaatler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu cemaatlerin özellikle XVI. yüzyılda çok sayıda alt grup cemaatleri ve bölükleri bulunmaktaydı. Varsak Yörüklerinin 1530'da 23, 1568'de 2, Haymana Cemaati'nin 1568'de 25 alt grup cemaati bulunmaktaydı. Uluyörük Cemaati'nin 1530'da 21, 1568'de 45, Serik Yörüklerinin 1455'de 9, 1530'da 14, 1568'de ise 15 alt grup cemaati vardı. Çardiğin Cemaati'ne ise 1530'da 1 cemaat ve 3 bölük, 1568'de 2 cemaat ve 3 bölük tabi bulunmaktaydı.

Sancaktaki konar-göçerlerin bir bölümünün yerleşik hayata geçerek köyler oluşturdukları, bunlardan bir kısmının oluşturdukları köylere cemaatlerinin isimlerini verdikleri ve zamanla sancakta isimlerini cemaatlerden alan çok sayıda köyün ortaya çıktığı görülmektedir. XVI. yüzyılda sancakta yer alan Antalya Kazası'ndaki Yazır, Yüreğir, Çobansa, Karkın, Bayat, Kızılcakeçilü, Sığırlı, Munamak, Çavundur, Çukurca, Köseler, Karatay, Avdan, Tat, Karakoyunlu, İğdir, İğdirhisarı, Karagöl, Depecik, Kökez, Geriş, Todurga (Dodurga). Eymür, Karahisar-ı Teke Kazası'ndaki" Beycük, Köseler, Çandır. Saruca, İğdir, Karatay, Furaşlar, Büğdüz, Avdan, Yüreğir, Çay, Elmalı Kazası'ndaki Eymür, Abanos, Yıva (Yuva), Murtana (Murtuna), Salur, Bucak, Bayındır, Burdurcuk, Ozanlar. Kaş Kazası'ndaki İğdir. Kınık, Çavdır, Kürtler. Bayındır, Koçaklu ve Kalkanlu Kazası'ndaki. Kınık, Aklar, İğdir ve Çavdırlar köylerinin isimlerini, daha önce buralarda yaşayan ve zamanla yerleşik hayata geçerek köyler oluşturan cemaatlerden aldıkları anlaşılmaktadır. Yine sancaktaki İğdir ve Kürt nahiyeleri de isimlerini, aynı isimleri taşıyan cemaatlerden almışlardır. Bu bakımdan sancaktaki nahiye ve köylerle cemaatler arasında sağlam bir bağlantı kurmak mümkün olabilmektedir.

Sancaktaki cemaatlerin önemli bir bölümü isimlerini Oğuz boylarından almışlardır. Bunun nedeni bölgenin Türklerin eline geçmesiyle çok sayıda Oğuz boyunun zaman içinde bölgeye gelerek yerleşmesidir. Sancakta çok sayıda Oğuz boy ismini taşıyan köy, mezraa, nahiye ve cemaatin bulunması bunu teyit etmektedir. Ayrıca Oğuz boy isimlerini taşıyan cemaatlerin yanında sancakta, bulundukları yerlerin coğrafi konumundan, yaptıkları işlerden, bir takım sosyal olaylardan, ekonomik faaliyetlerinden, kullandıkları eşyalardan, aşiretlerinin boybeyi, kethüda ve ileri gelenlerinin adlarından isimlerini alan cemaatler de bulunmaktaydı.

XV. ve XVI. yüzyıllarda sancakta bulunan çok sayıda cemaat, padişah ve sancakbeyi hasları arasında yer almaktaydı. Döneme ait defterler üzerinde yaptığımız incelemeye göre 1530 tahririnde 31 cemaat, 1568'de ise 36 cemaat padişah haslarına ayrılmıştı. Bu cemaatlerden padişah hasları için tahsil edilen vergiler 1530'da 38.310 akçe, 1568'de ise 59.205 akçeydi. Teke sancakbeyi haslarına 1530'da 51 cemaat ve 5 bölük, 1568'de 47 cemaat ve 3 bölük ayrılmış olup, bunlardan 1530'da 153.258 akçe, 1568'de ise 117.000 akçe vergi geliri elde edilmişti. Ayrıca, H. 9 Rebiü'l-ahir 987/ M. 5 Haziran 1579 tarihli bir kayıttan, Teke Sancağı ifrazından Yalnızbağ, Diğin ve Uluyörük cemaatlerinin vergileri olan 55.363 akçelik bir meblağın, Alaiye Sancakbeyi Yahya Bey'in haslarına ayrıldığı anlaşılmaktadır. Padişah ve sancakbeyi hasları dışında, sancaktaki bazı cemaatlerin nişancı haslarına da ayrıldığı görülmektedir. XVI. yüzyılın ilk yarısında Teke sancakbeyi hasları arasında olan Karahisar-ı Teke Nahiyesi'ndeki Serik Yörüklerine tabi cemaatlere ait 32.000 akçelik vergi geliri, yüzyılın ikinci yarısında nişancı haslarına ayrılmıştı.

Sancaktaki cemaatler, haslardan başka vakıf, zeamet ve timarlara da kaydedilmişti. H. 1 Receb 1007/ M. 28 Ocak 1599 tarihli bir kayda göre, eskiden Elmalı Kazası'na, fakat bu tarihte Finike Kazası'na bağlı Başlıca Kilise Köyü'nde sakin 62 neferden oluşan Pirler Cemaati, Mevlana Hüsameddin Efendi'nin Finike'de yaptırdığı zaviyeye tabi olup, yıllık 1500 akçe vergi geliri zaviyenin vakfı adına tahsil edilmekteydi.

Vakıf cemaatlere diğer konar-göçer cemaatlerin emin ve mültezimleri karışamazlardı. Ayrıca sancaktaki cemaatlerin önemli bir bölümü zeamet ve timarlara da kaydedilmişti. 1530 yılında 41 cemaat, 1568'de cemaat ve 2 bölük zeamet ve timarlara kayıtlı olup, bunlardan tahsil edilen vergiler 1530'da 85.136 akçe. 1568'de ise 117.223 akçeydi.

Sancaktaki konar-göçerlerden yaşam tarzlarına uygun olarak başta adet-i agnam olmak üzere resm-i kışlak ve resm-i yaylak gibi hayvancılıkla ilgili vergilerin yanında, resm-i çift, resm-i nim çift. resm-i bennak ve resm-i mücerred gibi raiyyet rüsümu ve resm-i arüs, resm-i zemin, cürm-i cinayet ve deşt-bani gibi bad-ı heva vergileri alınmaktaydı. Ayrıca zirai faaliyette bulunan cemaatlerin yetiştirdikleri ürünlerden öşür, küçük sınai işletmeler olan değirmenleri işleten cemaatlerden ise resm-i asiyab adı altında değirmen vergisi alınmaktaydı. Sancaktaki zeamet, timar ve vakıflara kayıtlı adet-i agnam vergisinin XVI. yüzyılın sonlarına doğru Hamid Sancağı adet-i agnam vergisiyle birlikte mukataa haline getirildiği ve iltizama verildiği görülmektedir. XVIII. yüzyılın başlarından itibaren ise söz konusu mukataa, Hamid Sancağı adet-i agnam mukataası ile birlikte malikaneye verilmeye başlanmıştır.

Sancağa ait Tapu-Tahrir defterlerinin kanunnameleri bulunmadığından ve döneme ait diğer arşiv kaynaklarında da sancaktaki reaya-dan alınan vergilerin miktarları ile ilgili yeterli kayda rastlanılmadığından, konar-göçerlerin ödedikleri vergilerin miktarları hususunda kesin bilgiler verilememektedir. Bununla birlikte, iki koyuna bir akçe agnam resmi ve iki dönüme bir akçe dönüm resmi (resm-i zemin) alındığı belgelerden anlaşılmaktadır. 1568 yılına ait bazı kayıtlara göre ise sancaktaki Yörüklerin evlilerinden 12 akçe resm-i bennak, bekarlarından 6 akçe resm-i mücerred alındığı belirtilerek, Serik Yörüklerinin buna uymadıkları ve genellikle 6 akçe ödedikleri bildirilmektedir. Söz konusu vergilerin, Serik Yörüklerinden de diğer Yörüklerden alındığı üzere alınması gerektiği hususuna dikkat çekilmektedir. Sancaktaki korularda konaklayan cemaatlerden, her koyun sürüsü için 12 akçe koru resmi, koyunu olmayanlardan ise hane başına ikişer akçe hane resmi alınmaktaydı. Ayrıca belgelerden, sancaktaki bazı cemaatlerin yaptıkları birtakım hizmetlerden dolayı avarız-ı divaniye vergisinden muaf tutuldukları anlaşılmaktadır.

Konar-göçerler, yaşam tarzlarına uygun olarak geçimlerini esas itibariyle hayvancılık yaparak sağlarlardı. Ancak hayvancılığın yanında kendi ihtiyaçlarını karşılamak veya pazarlamak için kışlaklarında az da olsa tarımla da uğraşırlardı. XV. ve XVI. yüzyıllarda Teke Sancağı'ndaki bazı konar-göçer cemaatlerin de esas uğraşı alanları olan hayvancılığın yanında tarımla da uğraştıkları; arpa, buğday, pamuk, susam, darı, keten, bostan, çeltik gibi hububat ve sınai ürünlerini yetiştirdikleri görülmektedir. Bu cemaatlerin ayrıca bağcılık ve arıcılık yaptıkları, hatta küçük sınai işletmeler olan değirmenleri işlettikleri alınan vergilerden anlaşılmaktadır. Söz konusu bu cemaatlerin Tapu-Tahrir defterlerine kaydedilen vergi kalemlerini incelediğimizde raiyyet rüsumu ve hayvancılıkla ilgili vergilerin dışında ayrıca biraz önce de bahsedildiği üzere zirai faaliyetlerinden dolayı öşür, arıcılıktan dolayı resm-i kovan, bağcılıktan dolayı harac-ı bağ ve değirmen işlettikleri için de resm-i asiyab ödedikleri görülmektedir.

İncelediğimiz dönemde bazı cemaatlerin yerleşik ahali ile birlikte köylerde oturdukları ve köylerdeki reaya ile birlikte tahrirlerde kaydo-lundukları döneme ait defterlerden anlaşılmaktadır. Bu cemaatlerin de köy ahalisi ile birlikte tarımla uğraştıkları, bağcılık ve arıcılık yaptıkları, değirmen işlettikleri görülmektedir.

Teke Sancağı'ndaki konar-göçerler şekavette bulundukları, isyan ve karışıklıklar çıkardıkları için zaman zaman sürgüne tabi tutulmuşlardır. II. Bayezid döneminde 1501 yılında Teke yöresinden bazı Şii ve Alevi Türkmenler, isyan ve karışıklıklar nedeni ile Mora'da yeni fethedilen Modon ve Koron'a sürülmüşlerdir. Bu gidenler Arnavutluk dahil. Bektaşiliğin bu bölgede yayılmasına neden olmuşlardır. Yine 1511 yılında Şah-kulu isyanı sonunda da Teke ve Hamid yörelerinde bulunan bazı Şii-Alevi gruplar, 1501 yılında olduğu gibi, Modon ve Koron'a sürgün edilmişlerdir. Ayrıca sancaktaki konar-göçerler fesat ve şekavette bulundukları, karışıklıklar çıkardıkları için 1570 yılında fethedildikten sonra zaman zaman Kıbrıs'a da sürgün edilmişlerdir.

Sancaktaki konar-göçer cemaatlerde dikkati çeken hususlardan biri de, incelediğimiz dönemde sancakta Arablar isminde bir cemaatin yer alması ve bazı cemaatlerin isimlerinin başında "Urban" sözcüğünün bulunmasıdır. 1455 tahririnde sancakta Arablar isimli bir cemaat bulunmaktaydı. Bu da Karahisar Nahiyesi'ndeki Arablar Cemaati idi. Bu cemaate daha sonraki tahrirlerde rastlanılmamaktadır. Beğdili Aşireti'nden olan cemaat, konar-göçer Türkmen Yörükanı taifesindendi. Arab, Arablar veya Arablı isimli cemaatlere, Teke Sancağı'ndan başka, Sivas, Maraş, Diyarbakır eyaletleri ile İçel, Alaiye, Menteşe, Çorum, Saruhan, Aydın, Hamid, Kütahya ve Niğde gibi birçok sancakta rastlanmaktaydı. Burada cemaatin ismi olan Arablar sözcüğü etnik bir farklılığı belirtmek için kullanılmamıştır. XVI. yüzyılda yapılan 1530 ve 1568 tahrirlerinde ise sancakta, isimlerinin başında "Urban" sözcüğü bulunan çok sayıda cemaatin yer aldığı görülmektedir. 1530 tahririnde Varsak Yörüklerine tabi bu cemaatlerin sayısı 16'dır. Bu cemaatler Urban-ı Timurlu, Urban-ı Furaşlar, Urban-ı Kaşıkcıyan, Urban-ı Hacılar, Urban-ı Askerler, Urban-ı Gedik Aliler, Urban-ı Mahmudlar, Urban-ı Kızıl Tahir, Urban-ı Bayramlar, Urban-ı Musırlar, Urban-ı Hacı Salihler, Urban-ı Ramazanlar, Urban-ı Sultanlar, Urban-ı Ayaslar, Urban-ı Mukbiller ve Kaş Kazası'ndaki Urban cemaatleriydi. 1568 tahririnde Urban cemaatlerinin Haymana Cemaati'ne tabi oldukları görülmektedir. Bu tarihte sayıları 13 olan Urban cemaatleri Urban-ı Hacılar, Ur-ban-ı Hacı Salihler, Urban-ı Okçılar, Urban-ı Gedik Aliler, Urban-ı Kaşıkçıyan, Urban-ı Bayramlar, Urban-ı Timurlu, Urban-ı Tahirler (Çerçiler), Urban-ı Şahlar, Urban-ı Askerler, Urban-ı Ramazanlar, Ur-ban be-nam-ı Kutlular ve Kaş Kazası'ndaki Urban cemaatleriydi. Ayrıca 1530 ve 1568 tahrirlerinde Elmalı Kazası'nda "Cemaat-i Urban be-nam-ı Karacalar" ismiyle kaydedilmiş bir cemaat daha bulunmaktaydı. Söz k onusu bu cemaatlerin isimlerinin başında yer alan "Ur-ban" sözcüğü, çöl Arapları ve aşiretler anlamına gelmekte olup, burada aşiretler anlamında kullanılmış olmalıdır. Zira bu cemaatler için Urban sözcüğünün kullanılması, bunların Arap asıllı olmalarından değil, muhtemelen deve yetiştiriciliğinin yaygın olduğu Halep civarındaki Türkmen cemaatlerine mensup olup, bilahire bu bölgeye gelmeleri ve deve yetiştirmekle meşgul olmalarından ileri gelmiş olmalıdır. Ancak bu cemaatler önceleri tekalif vergilerinden muaf tutularak deve yetiştirip vergilerini deve olarak vermekle mükellef iken, daha sonra bu hizmet üzerlerinden kaldırılmıştır. Ayrıca bu cemaatlere mensup kişilerin isimlerine bakıldığında Eynebeği, Turbali, Turali, Satılmış, Gökçe, Armağan, Hüdaverdi, Sündük, Göçeri, Behlül Divane, Ayvaz, İmam Kulu, Küçük, Kalender, Karaca, Ulaş, Şahin, Bahar, Beği, Durdu, Durmuş, Ertoğdu gibi çok sayıda Türkçe isimlere sahip olmaları da bu cemaatlerin Türkmen cemaatleri olduğunu göstermektedir.

Anadolu Beylerbeyiliği, konar-göçerlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerin başında gelmekteydi. 1520'li yıllarda beylerbeyilik nüfusunun yaklaşık % 15'ini konar-göçerler oluşturmaktaydı. Yaya ve müsellem gibi göçer kökenli askeri gruplar da buna eklendiğinde bu oran % 27'ye çıkmaktaydı. 1520- 1535 ve 1570- 1580 dönemlerinde konar-göçerlerin en yoğun olduğu bölgeler Ankara. Kütahya, Menteşe, Aydın, Saruhan, Teke ve Hamid sancaklarıydı. Bu yedi sancak, toplam 80.000 hane dolayında bir konar-göçer nüfusu barındırıyordu. Konar-göçerlerin yoğunluğu bakımından Anadolu Beylerbey iliği'ndeki sancaklar içerisinde Teke Sancağı 1520- 1535 döneminde dördüncü, 1570- 1580 döneminde ise altıncı sırada gelmekteydi. Ancak 15201535 dönemi ile 1570- 1580 dönemleri arasında Anadolu Beylerbeyiliği'nin konar-göçer nüfusunda % 52 civarında bir artış olduğu halde, aynı dönemde Güney-batı Anadolu'daki konar-göçerlerin nüfusunda bir düşüş olduğu görülmektedir. Nüfustaki bu düşüşün nedeni, konar-göçerlerin daha önceki yüzyıllarda olduğu gibi XVI. yüzyılda da doğudan batıya ve güneyden kuzeye doğru göç etmeleri şeklinde açıklanmıştır. XVI. yüzyılda Teke Sancağı'nda da 1568 tahririnde konar-göçer nüfusun 1530 tahririnden daha düşük çıkması, bu durumla aynı doğrultuda bir gelişmenin ortaya çıktığını göstermektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: XV. VE XVI. YÜZYILLARDA TEKE SANCAĞINDA KONAR-GÖÇERLER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 18:08

Sonuç

Teke yöresi, Anadolu'da aşiretlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerden biriydi. İncelediğimiz dönem olan XV. ve XVI. yüzyıllarda sancakta çok sayıda konar-göçer cemaat yaşamaktaydı. Sancakta 1455 yılında 40 cemaat. 1530'da 121 cemaat ve 5 bölük, 1568'de ise 150 cemaat ve 5 bölük bulunmaktaydı. XVI. yüzyıla gelindiğinde sancaktaki cemaat sayısının XV. yüzyıla oranla önemli bir artış gösterdiği görülmektedir. Bunun bir nedeni 1455 tahririnde sancaktaki büyük cemaatlere tabi alt grup cemaatlerin zikredilmemesidir. Bu durum XV. yüzyılda sancaktaki cemaat sayısının az çıkmasına neden olmuştur. Ancak buna rağmen yine de XVI. yüzyılda sancaktaki cemaat sayısında önemli bir artış olduğunu belirtmek gerekir. Nüfus ve vergi gelirlerinde azalma olmasına rağmen XVI. yüzyılın ikinci yarısında da cemaat sayısının yüzyılın ilk yarısına oranla arttığı görülmektedir. Bunun nedeni ise sancaktaki bazı cemaatlerin zaman içinde parçalanarak dağılmaları ve sancakta çok sayıda "perakende" cemaatin ortaya çıkmasıdır.

XV. yüzyıldan XVI. yüzyıla gelindiğinde sancaktaki cemaat sayısının artışına paralel olarak cemaatlerin nüfus ve vergi gelirlerinde de önemli bir artış olmuştur. 1455- 1530 yılları arasında sancaktaki cemaatlerin nüfusunda % 479.3', vergi gelirlerinde ise % 359.5 civarında bir artış sağlanmıştır. Ancak 1568 yılına gelindiğinde durumun tersine döndüğü ve sancaktaki cemaatlerin nüfus ve vergi gelirlerinde yüzyılın ilk yarısına göre azalma olduğu görülmektedir. Söz konusu azalma nüfusta % 15.6, vergi gelirlerinde ise % 13.2 civarında gerçekleşmiştir. XVI. yüzyı-lın ikinci yarısında sancaktaki konar-göçerlerin nüfusunda meydana gelen azalmanın önemli bir nedeni olarak, bazı konar-göçer grupların XVI. yüzyılın ikinci yarısında köyler oluşturarak yerleşik hayata geçmeleri gösterilebilir. XVI. yüzyılın ikinci yarısında sancaktaki köy ve mezraa sayısının artış göstererek, köy sayısının 300 civarına yükselmesi ve ayrıca sancakta çok sayıda cemaat ismini taşıyan köyün bulunması bu durumu teyit etmektedir.

Ancak sancaktaki konar-göçerlerin nüfusunda meydana gelen azalmayı, sadece bazı konar-göçer grupların XVI. yüzyılın ikinci yarısında yerleşik hayata geçmeleriyle açıklamak mümkün değildir. Nüfustaki azalmanın başka nedenleri de olmalıdır. Sancaktaki konar-göçer nüfusun azalmasına gerekçe olabilecek bir diğer husus olarak devletin zaman zaman izlediği sürgün ve iskan politikası da akla gelmektedir. XVI. yüzyılda sancakta meydana gelen isyan ve karışıklıklar sonucunda bazı konar-göçer grupların zaman zaman sürgün edilerek başka yerlere yerleştirildikleri bilinmektedir. Nitekim XVI. yüzyılda sancaktaki bazı konar-göçer gruplar, Mora'da Modon ve Koron'a, Kıbrıs'ın fethinden sonra da Kıbrıs'a sürgün ve iskan edilmişlerdir. Ayrıca Şahkulu isyanı öncesi ve sonrasında da çok sayıda konar-göçerin bölgeden ayrılarak İran'a gittikleri bilinmektedir. İşte 1568 yılında konar-göçer cemaatlerin nüfusunda meydana gelen azalmanın bir nedeni olarak da sancaktaki bazı konar-göçerlerin bu tarihte başka yerlere sürgün ve iskan edilmiş olmaları gösterilebilir.

1530- 1568 yılları arasında sancaktaki konar-göçerlerin nüfusunda meydana gelen azalmanın bir diğer önemli nedeni olarak da, konar-göçerlerin daha önceki dönemlerden beri süregelen doğudan batıya ve güneyden kuzeye doğru göçünün. XVI. yüzyılda sancaktaki konar-göçerler tarafından da gerçekleştirildiği düşünülmektedir. Bu durum, bölgedeki konar-göçerlerin nüfusunda meydana gelen azalmanın açıklanmasında etkili bir faktördür. Bilindiği üzere Halil İnalcık, XVI. yüzyılda Anadolu Beylerbeyiliği'ndeki konar-göçerlerin nüfusunda önemli oranda bir artış olduğunu, ancak buna karşın Güney-batı Anadolu'daki konar-göçerlerin nüfusunda aynı dönemde bir düşüş olduğunu belirterek, bu durumu bölgedeki konar-göçerlerin doğudan batıya ve güneyden kuzeye göç etmeleriyle açıklamıştır. Teke Sancağı'ndaki gelişme de bu durumu teyit eder doğrultudadır.

Sancaktaki konar-göçer nüfusun azalmasına gerekçe olabilecek bir diğer husus da, tahrir sırasında bazı konar-göçer grupların avarız-ı divaniye ve tekalif-i örfiyeden muaf tutularak köprü yapımında ve madenlerde görevlendirilmeleri, kale, derbent ve geçitleri korumakla yükümlü tutulmaları gibi nedenlerle başka bölgelerde görevlendirilmiş olmalarıdır. Fakat bu konuda kesin yargıda bulunmamızı sağlayacak bir kayıt bulunmamaktadır. Ayrıca yine sancaktaki bazı konar-göçer grupların tahrir sırasında çevredeki Hamid ve Alaiye gibi sancaklarda bulunabilecekleri ihtimali de göz ardı edilmemelidir.

Konar-göçerler, yaşam tarzlarına uygun olarak geçimlerini esas itibariyle hayvancılık yaparak sağlarlardı. Ancak XV. ve XVI. yüzyıllarda Teke Sancağı'nda çok sayıda konar-göçer cemaatin esas uğraşı alanları olan hayvancılığın yanında yerleşik köy ahalisi gibi tarımla da uğraştıkları; arpa, buğday, darı, pamuk, susam, keten, bostan, çeltik gibi hububat ve sınai ürünlerini yetiştirdikleri görülmektedir. Bu cemaatlerin ayrıca bağcılık ve arıcılık yaptıkları, küçük sınai işletmeler olan değir-menleri işlettikleri alınan vergilerden anlaşılmaktadır. Söz konusu bu cemaatlerin konar-göçer hayattan yerleşik hayata geçmeye başladıkları ve bunun sonucunda tarım ve sınai faaliyetlerle de uğraştıkları düşünülmektedir. XVI. yüzyılın ikinci yarısında sancaktaki köy ve mezraa sayısındaki artış ve cemaat ismini taşıyan çok sayıda köyün bulunması da bu durumu teyit etmektedir.

İncelediğimiz dönem olan XV. ve XVI. yüzyıllarda, daha önce de belirtildiği üzere, Teke Sancağı'nda bazı cemaatlerin yerleşik hayata geçerek köyler oluşturdukları ve bunlardan bir kısmının oluşturdukları köylere cemaatlerinin isimlerini verdikleri görülmektedir. Sancakta gerek XV. yüzyılda gerekse XVI. yüzyılda cemaat ismini taşıyan çok sayıda köyün bulunması ve ayrıca XVI. yüzyılın ikinci yarısında sancaktaki köy ve mezraa sayısının büyük bir artış göstermesi bu durumu teyit etmektedir. Yine aynı dönemde bazı cemaatlerin yerleşik ahali ile birlikte köylerde oturmaları ve köylerdeki reaya ile birlikte tahrirlerde kaydolunmaları ve ayrıca tahrirlerde bazı cemaatlerin hem köy hem de cemaat olarak kaydedilmesi döneme ait defterlerde sıkça rastlanmaktadır. Bu gibi cemaatlerin de sancaktaki diğer bazı cemaatler gibi konar-göçer yaşam tarzına uygun olarak hayvancılığın yanında tarımla da uğraştıkları görülmektedir. Bu cemaatler de daha önce isimleri zikredilen hububat ve ürünleri yetiştirmekte, bağcılık ve arıcılık yapmakta ve değirmen işletmekteydiler.

Bilindiği üzere konar-göçerler, genellikle geçimlerini hayvancılıkla sağlıyorlar ve çobanlık yapıyorlardı. Dolayısıyla bunlardan alınan vergilerin başında, belgelerde adet-i agnam veya resm-i agnam şeklinde geçen koyun resmi geliyordu. Bu vergi, konar-göçerlerden her iki koyun için bir akçe olmak üzere genellikle nakit olarak tahsil edilirdi. Verginin nakit olarak alınması imparatorluk dahilindeki birçok konar-göçer grubun, genel olarak padişah, sancakbeyi veya diğer haslara yazılmasına neden olmuştur. Böylece nakit olarak alman bu verginin ayni alınan vergilere göre tahsili ve has sahiplerinin hazinesine intikali o günkü koşullar düşünüldüğünde daha kolay olmuştur. Ayrıca konar-göçer gruplar padişah ve sancakbeyi haslarına bağlanarak daha kolay bir şekilde "zabt u rabt", yani denetim altına alınmak istenmiştir. İmparatorluk dahilinde görülen bu genel uygulama Teke sancağı için de geçerlidir. Teke Sancağı'nda da konar-göçer cemaatlerin önemli bir bölümünün padişah ve sancakbeyi haslarıyla nişancı haslarına ayrıldığı görülmektedir. Ancak XVI. yüzyılın sonlarına doğru sancaktaki vakıf, zeamet ve tımarlara kayıtlı cemaatlere ait adet-i agnam vergilerinin Hamid Sancağı adet-i agnam vergisiyle birlikte mukataa haline getirilerek iltizama verildiği görülmektedir. XVIII. yüzyılın başlarından itibaren ise söz konusu mukataa. imparatorluktaki ekonomik ve mali gelişmelerin de etkisiyle Hamit Sancağı adet-i agnam mukataası ile birlikte malikaneye verilmeye başlanmıştır.

Anadolu'da konar-göçerlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerden biri olan Teke Sancağı'nda konar-göçer nüfusun gerek XV ve gerekse XVI. yüzyıllarda köylü nüfustan sonra sancakta yaşayan en kalabalık nüfusu oluşturdukları görülmektedir. İncelediğimiz dönemde yapılan tahrirler de konar-göçer nüfusun köylü nüfustan sonra sancaktaki en kalabalık nüfusu oluşturduğunu göstermektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir