Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kayseri Ve Çevresindeki Türkmen Oymakları Ve Yerleşik Halk

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Kayseri Ve Çevresindeki Türkmen Oymakları Ve Yerleşik Halk

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 17:40

KAYSERİ VE ÇEVRESİNDE BULUNAN TÜRKMEN OYMAKLARININ YERLEŞİK HALKLA MÜNASEBETLERİ

GİRİŞ


Konar-göçer Türkmenler, kendileri hakkında yapılan çalışmalarda çoğunlukla hırsızlık, sürü basma, adam öldürme, kavga gibi toplumun huzurunu bozan olaylara karışan bir taife olarak nitelendirilmiştir. Özellikle Osmanlı Devleti'nin XVIII. Yüzyıl ve daha sonraki dönemlerine ait bu tür çalışmalarda konar-göçer Türkmenlerin isyancı bir ruh yapısına sahip oldukları, bulundukları mekanları karıştırdıkları üzerinde durulmuştur. Osmanlı Devleti'nin artık çöküş sürecine girdiği dönemlerde toplumun bütün kesimlerinde olduğu gibi konar-göçer zümre arasında da bu tür asayiş problemleri gündeme gelmiştir. Yaşam tarzlarının etkisi ile daha çabuk hareket etme ve saklanma becerisine sahip oldukları için onlar arasında bu tür vakalar Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında daha fazla görülmeye başlanmıştır. Çalışmamızda Osmanlı Devleti'nin daha çöküş sürecine tam olarak girmediği XVII. yüzyılda konar-göçer Türkmenlerin yerleşik halkla münasebetleri incelenecektir. Kaynak olarak kullandığımız Şer'iyye sicillerindeki belgeler konar-göçerler Türkmenlerle yerleşik halkın aralarında meydana gelen ve mahkemeye yansıyan olaylarından ibarettir. Mahkeme tutanaklarından hareketle konar-göçer Türkmenlerin yerleşik halkla münasebetleri ve kendilerine isnat edilen asayişi bozan bir ruh yapısına sahip olup olmadıkları konuları değerlendirilecektir.

A.Yerleşik Halk ve Türkmenler Arasında Alım-Satım ve Borç Meselesi

Konar-göçer Türkmenler ile yerleşik ahali Osmanlı Devleti'nin koymuş olduğu kanunlar çerçevesinde uyum içerisinde yaşamaktaydılar. Gündelik hayatlarında birbirleriyle olan münasebetleri ılımlı ve birbirlerini destekler mahiyetteydi. Özelikle Kayseri ve çevresi yaylak olarak yaz aylarında (Nisan'dan başlayarak Ağustos'un sonuna kadarki dönemde), konar-göçer Türkmenlerin yaşadıkları yer idi. Bu nedenle belgelerimizde genellikle bu aylar arasında meydana gelen olayları içermektedir. Yaylalara gelirken güzergahları üzerindeki köy ve şehirlerdeki halkla da bir takım münasebetlerde bulunmakta idiler. Sadece yaşayış tarzı açısından yerleşik hayattaki insanlardan farklı bir yapıya sahip olan konar-göçer Türkmenler devlete düzenli olarak vergi veren, hukuki konularda çözümü mahkemede arayan bir taife olarak karşımıza çıkmaktadır.
Konar-göçer Türkmen taifesi kendi topluluklarına ait kadıları bulunmasına rağmen yerleşik halkla olan meselelerinde yerleşik halkın

kadısı huzurunda meselelerini çözmüşlerdir. Bu nedenle ortaya çıkan meseleler ve çözüm yolları kadı sicillerine kayıt edilmiştir.
Yerleşik halk ile konar-göçer Türkmenler arasındaki borç, alacak-verecek gibi meselelerde anlaşmazlığa düştükleri zaman meselelerini hukuki yollardan çözmüşlerdir.
Konar-göçer taife ile yerleşik halk arasında oluşan güven duygu sayesinde birbirlerine borç verme, alım-satım gibi konularda sık bir şekilde gündeme gelmişti.

Belgeler arasında konar-göçerlerle yerleşik ahali arasındaki güven duygusunu en iyi şekilde gösteren belgemiz şu şekildedir:

Tus mahallesinde ikamet eden Asiye Hanım ibnetü'l-Ahmet Paşa adlı hanımın Kayseri dışında bulunan kocası yüz elli kuruş parayı göçeri taifesinden Danişmentli topluluğu içerisinde yer alan Şerefli cemaatinden Yusuf'a vermiş ve Kayseri'de ikamet eden eşine ulaştırmasını istemiştir. Yusuf mahkemede kadının huzurunda Asiye Hanım'a kocası tarafından gönderilen yüz elli kuruşu adı geçen hanıma verdiğini belirterek durumu Kayseri kadı'sına onaylatmıştır.

Tablo-1'e göre 20 adet belge konar-göçer Türkmen zümre ile yerleşik halk arasında meydana gelen alım-satım ve borç meseleleri ile ilgili konuları kapsamaktadır. 5 adet belge konar-göçerlerin kendi aralarındaki borç, alım-satım meselesi ile alakalıdır. 1 belge ise idareci ile Türkmenler arasındaki vergi meselesi yüzünden çıkan anlaşma ile ilgilidir.

1. Borç Meselesi

Sosyal yaşantının bir gereği olarak hayvancılık ile uğraşan konar-göçer teşekküller besledikleri ve büyüttükleri hayvanları hem vergi karşılığı olarak devlete veriyorlar hem de diğer ihtiyaçlarını karşılamak için yerli halktan kişilere satıyorlardı. Kayseri şer'iyye sicillerinde Türkmenler ile yerleşik halk arasında alım-satım ve borç anlaşmalarına ya da anlaşmazlıklarına dair kayıtlar sıkça izlenebilmektedir. Bu nedenle konuyla alakalı olarak Tablo-1'de yirmi altı adet belge bulunmaktadır.

Borç konusunda belgelerin birinde daha önceden boşanmış olan ve evlilikleri döneminde aralarında vuku bulan para alışverişi meselesi ilgili belge şu şekildedir:

Gülük mahallesinde Huri bint-i Süleyman adlı kadın Türkmen taifesinden Boynuinceli cemaatinden eski kocası olan Ahmet bin Akdede'yi mahkemeye vererek. Ahmet'ten anlaşamadıkları yüzünden boşandıklarını ve daha önce Ahmet'e yirmi dört kuruş borç verdiğini bunun yirmi kuruşunu aldığını geriye kalan dört kuruşu istediğini beyan etmiştir. Mahkeme Ahmet'in borcunu ödemesi hususunda karar vermiştir. (1668)

Borç anlaşmazlıklarında ise genellikle söz konusu olan borcun zamanında ödenmemesi, parası ödenen malların zamanında teslim edilmemesi gibi konulardır. Mesela Bozok kazasından Mehmet bin Hakverdi mahkemede Türkmen taifesinden olan kişilerden bir öküz aldığını parasını verdiği halde öküzü kendisine vermediklerini ifade ederek mahkemeye başvurmuştur. Mahkeme satılan öküzün iadesi hususunda karar vermiştir.
Bazı belgelerde ise anılan borcun ödendiği mahkeme huzurunda tasdik edilmiştir. Bunun yanı sarı belgelerde genellikle hayvan alım satımı ve buna bağlı olarak borçlanmanın olduğunu görmekteyiz. Konar-göçer Türkmen ahalinin yaşam tarzına uygun olarak yetiştirdikleri, deve, öküz, koyun, at, gibi hayvanlar borçlanmanın konusu olmuştur.

2. Kefillik Meselesi

Osmanlı toplumsal hayatında kefillik kurumu mevzuatın bir gereği olarak karşımıza çıkmakta idi. En basit görünen işlemlerde bile kefil gösterme mecburiyeti vardı. Reayadan olanların mutlaka kefilleri vardı ve adeta insanlar "kefalet-i müteselsile" ile birbirlerine bağlanmışlardı5. Devleti işlerinde de bu kefillik çok sık kullanılmaktaydı. Kamu hizmetlerinin yürütülmesinde ortaya çıkabilecek muhtemel olumsuzlukları bertaraf etmek, kamunun zarara uğramasını önlemek ve toplumsal düzeni bozucu durumlara fırsat vermemek için kullanılmaktaydı.
Burada kefillik iki türlüdür. İlki bir borcu gerektiği zaman ödemeyi üstlenme şeklinde ikinci ise her hangi bir zarar durumunda zararı tazmin etmedir. Devletin özellikle konar-göçer halkı belli bir yaylak veya kışlak bölgesinde kontrol altında tutabilmesi, yerleşik halka zarar vermemesi için bu kefillik yöntemini kullandığını görmekteyiz.
Mesela Süleymanlı kazasına tabi Büyüklü köy sakinleri Türkmen taifesinden Kadılı cemaatine mensup kişilerin kendi köyleri yakınlarına gelip çadır kurmaları üzerine bu durumdan rahatsız olduklarını mahkemeye bildirmişlerdir. Bunun üzerine aynı köy de yaşayan İbrahim bin Han, Mahmut Ramazan bin Ramazan ve bazı kişiler eğer konar-göçerler köyümüze bir zarar verirlerse bunun telafisi konusunda bizler kefiliz diye mahkemeye durumu onaylatmışlardır (8 Temmuz 1674).

Bu durum yerleşik halktan kişilerin konar-göçer kişilere kefil olması aralarındaki münasebetlerinin iyi olduğu konusunda güzel bir örnektir. Zira köy halkının malına ya da canına bu cemaatin zarar vermeyeceği yerleşik halktan bazı kişilerce garanti edilmektedir. Devlet konar-göçerlerin yerleşik halkla iyi geçinmeleri ve bulundukları bölgede toplumsal düzeni bozucu eylemlerde bulunmamaları hususunda hem yerleşik halkı hem de konar-göçerleri bu kefillik vasıtasıyla aynı anda kontrol altına almış bulunuyordu.
Şer'iyye sicillerinde borç alıp verme durumlarında borç senedi olarak temessük(borç senedi) düzenlendiğini görmekteyiz. Yani belli kişilerin huzurunda borç aldığına ve bunu ne zaman ödeyeceğini gösterir resmi bir belge düzenlenmekteydi. Aynı şekilde olayda kefil olan kişinin de ismi yazılmaktaydı. Ellerindeki temessük resmi belge olduğu için kanun önünde geçerliliğe sahip idi. Konar-göçerlerin yerleşik ahali ile olan ilişkilerinde bu tür borçlanma ve kefillik olayının mevcut olduğunu görmekteyiz. Basit borç alıp verme olayında da devlet işi garanti altına alarak toplumsal huzuru sağlamada önemli bir rol oynamaktaydı. Borç alma meselesi ile ilgili üç adet belgemiz bulunmaktadır.

Bu belgeler şunlardır:

20 Kasım 1645 tarihli belgeye göre Danişmentli cemaatinden Hüseyin adlı kişi yerleşik halktan Kebe İlyas mahallesinde oturan el-Hac İshak'tan yirmi esedi kuruş borç almıştır. Bu borca yerleşik hayattan Osman bin Ataullah malıyla kefil olmuştur. Danişmentli cemaatinden Hüseyin bu borcu ödeyemezse kefili yerleşik ahaliden kişidir ki bu durum konar-göçer taife ile yerleşik halkın birbirlerine güven duyduklarını göstermektedir.
Aynı şekilde 22 Eylül 1680 tarihli belgeye göre Gesi köyünden Hüseyin Ağa ibn-i Hacı Mustafa adlı kişi sekiz yıl önce Likvanik cemaatinden olup şu anda ortalıkta bulunmayan Musli bin Hacı Abdüsselam adlı kişinin kendisinden elli esedi kuruş borç aldığını belirterek mahkemeye müracaat etmiştir. Bu borca Likvanik Ağası (Voyvodası) olan Rıdvan Ağa kefil olmuştu parayı Rıdvan Ağa'dan talep etmektedir. Bu durum üzerine Rıdvan Ağa Musli'nin borcunu o zaman Yusuf Ağa'nın çadırında yirmi beş kuruşunu nakit olarak kalan yirmi beş kuruşunu da ayni olarak (yirmi beş kuruş kıymetinde bir boz katır vererek) ödediğini ve ellerinde bu durumu gösterir temessükleri olduğunu mahkemeye bildirmiştir.
Benzer şekilde 5 Temmuz 1699 tarihli belgeye göre Kayseri'nin Bozatlı mahallesinden Kadı Ağa ibn-i Mustafa Danişmentli topluluğuna tabi El-Hac Ahmetli cemaatinden kişilerin beş yüz altmış beş kuruş borç aldığını buna kefil olarak aynı cemaatten Köse Mehmet'in kefil olduğunu belirterek mahkemeye müracaat etmiştir. Borç durumunu gösteren 1093 yılına ait elinde temessükü bulunduğunu mahkemeye sunmuştur.
Bu üç belgede gördüğümüz üzere yerleşik hayattan kişiler konar-göçerlere kefil olmakta bir sıkıntı görmemişlerdir. Bunun yanı sıra aynı cemaatten kişiler de birbirlerine kefil olurken borç aldıkları yerleşik halktan kişiler bu durumdan rahatsız olmamışlardır. Devlet ile ilgili meselelerde kefillik mutlak surette gerekse de borç alıp verme konusunda konar-göçerlerin yerleşik halk ile birbirine kefilliği kendi inisiyatifleri doğrultusunda olduğu bir gerçektir.

3. Alım-satım Meselesi

Alım satım meseleleri ile ilgili Tablo-1'deki belgelere baktığımızda konar-göçerlerin tay, koyun, keçi, kısrak, deve, merkep, öküz gibi kendi yetiştirdikleri hayvanları yerleşik ahaliden kimselere sattıklarını görmekteyiz. Bunun yanı sıra Türkmenlerin ticaret yaptıklarını gösteren belgede mevcuttur. Bu belgeye göre Türkmen Dokuzlu cemaatinden Masar bin Ali on kantar tülbendi yetmiş riyali kuruşa sattığından bahsetmektedir ki bu ticaretle uğraştığını göstermektedir. Ayrıca ticarette çok önemli bir yere sahip olan ve yük taşımada kullanılan develerde kiralanarak ticarete başka bir yönden katkı sağlamaktaydı. Aynı şekilde Türkmenlerin ticaret yaptıklarını gösteren aslı olmayan fakat bir iddia olarak ortaya atılan bir belgede Türkmen taifesinden bir kişinin Serkiz'in evine yirmi deve yükü eşya getirdiğini iddia edilmiştir.

Kaynakça
Kitap: OSMANLIDAN CUMHURİYETE YÖRÜKLER ve TÜRKMENLER
Yazar: Hayati Beşirli, İbrahim Erdal
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KAYSERİ VE ÇEVRESİNDEKİ TÜRKMEN OYMAKLARI VE YERLEŞİK HA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 17:41

B.Türkmenlerin Yerleşik Halkın Ekim ve Dikim Alanlarına Verdikleri Zararlar

1600-1700 yılları arasında Türkmen oymaklarının yerleşik halkın ekim ve dikim alanlarına verdikleri zararlarla alakalı toplam beş belge bulunmaktadır. Hükümet tarafından kendilerine ayrılan yaylak ve kışlaklara gidip gelirken vermiş oldukları taahhüt senetlerine rağmen zaman zaman yerleşik halkı zarara uğratmışlardır. Bu taahhüt senetlerine göre konar-göçer Türkmenler yaylak ve kışlak arasında gidip gelirken yerleşik halkın mallarına ve canlarına zarar vermeyeceklerine dair söz veriyorlardı. Eğer yerleşik halka zarar verme durumu söz konusu olursa Hazine-i Amire'ye bir miktar nezir vermeyi kabul ediyorlardı. Verdikleri sözü tutmayan konar-göçerler nezirle cezalandırılıyorlardı ki bu nezirler devlet tarafından tahsil edilen bir nevi ceza idi15.

Kanun gereği cemaat mensuplarının izni olmadıkça başka bir cemaat onların yayladıkları veya kışladıkları mekana gelip çadırlarını kurumazdı. Köy ya da şehir ahalisinin de bu yerleşime rıza göstermesi gerekmekteydi. Onların rızası olmazsa bu konar-göçer zümrenin çadırlarını kurması ve kısa süreliğine de olsa orada ikamet etmesi mümkün değildi.
Mesela Bozok kazası ahalisinin Mamalı, Cerid. Pehlivanlı. Küçükli (Köçekli) ve diğer Türkmenler daha önceki tarihlerde devlet tarafından kendi taifeleri üzerine kayıt edilen yaylaklarına ve kışlaklarına gitmeyip Bozok yaylalarında yaylayıp, yerleşim yerlerinde kışlayıp yerleşik halka zulüm etmektedirler. İstanbul'dan gönderilen fermanla, Bozok sınırına bu Türkmenlerden hiç birinin geçirilmemesi, eğer geçecek olurlar ise hemen hapsedilmesi hususunda Kayseri mütesellimi ve iş erleri görevlendirilmiştir (1 Eylül 1676).
Öyle ki köy ahalisinin izni olmadığı sürece konar-göçerler yerleşik halkın yakınlarına dahi gelip hayvanlarını otlatamazlardı. Bu nedenle konar-göçerlerin özelliklerini sürülerini bu ahalinin tarlalarından uzak tutma konusunda hassas davrandıklarını düşünmekteyiz. Zira zarar verdikleri takdirde devlet tarafından cezalandırılmalannın yanı sıra bir dahaki sene köy ahalisi bu kişilerin kendi topraklarının yakınlarına konmalarına izin vermeye bilirdi.

Yerleşik halkın ekim ve dikim alanlarına verdikleri zararlar ile alakalı belgelerimiz şunlardır:

Saraycık köyünde görevli ve orada ikamet eden Mehmet oğlu Ömer adlı kişi Türkmen taifesinden Danişmentli kabilesinden Turasanlı cemaat başı olan Halil adlı kişinin kanuna aykırı olarak hareket edip, köylerinin ekilini dikili topraklarını hayvanları ile basarak, tarlalarını ve harmanlarını telef ettiğini belirterek bu durumu mahkemede onaylatmıştır.
Kayseri şehrine tabi Alagöz ahalisi, Türkmen taifesinin tüm cemaatleriyle birlikte köydeki mahsullerini davarlarına yedirmek suretiyle hasar açtıkları iddiasıyla mahkemeye şikayette bulunmuşlardır. Şehrin mütesellimi İsmail Ağa girişimiyle bu Türkmen taifesi kanuna uygun hareket yapmaya davet edilmişler fakat buna icabet etmeyip, karşılık vermişlerdir. Bu durumun mahkemece doğrulandığına dair (25 Temmuz 1652).

Kayseri'de oturan İsmail Ağa bin Mehmet, Türkmen taifesinden Arab Kethüda cemaatini şikayet ederek bu cemaatin karye-i Meşhede gelip yerleştiğini ve tarlalara zarar verdiklerini bu zararın ödenmesi gerektiğini mahkemeye bildirmiştir.

... Mustafa arzuhal gönderip Zamantı kazasına bağlı Karadayı, Zirahur(?), Kuyu adlı köylerin sipahisi olup, Türkmen taifesinden Hacı Nadar, Medliz ve oğlu Piri ve Bayram ve Mehmet vs. bunlar Türkmenler iken zamanı gelip koyunları ve davarları adı geçen köylerin ekinlerine salıp bütün ekinleri yedirip üç seferdir ki köy halkı bu sebepten dolayı mahsul alamamaktadır. Bu durumu Türkmenlere gidip söylemek istediklerinde kimisini dövüp, kimisinin hanımlarına ve oğullarına zulüm ederler. Sipahilerden Hanefi bu iş görevlendirilerek eğer böyle bir durum varsa Türkmenlerin haklarında gelinmesi istenmektedir. (27 Haziran 1618).

Yerleşik halkla konar-göçer taife arasında meydana gelen hadiseler muhakkak surette sicillere kayıt edilmiştir. Bu defterleri incelediğimizde gördük ki yerleşik halkın tarla ve harmanlarına zarar verme olayı çok sıkça rastlanan bir olay değildir. Zira neredeyse yüz yıla yakın bir zaman içerisinde birkaç tane bu tür hadisenin görülmesi aslında Türkmenler ile yerleşik halk arasında çok fazla problemin olmadığını dolayısıyla yerleşik halka bu kişiler tarafından fazla zarar verilmediğini göstermesi bakımından önemlidir. Türkmenler veya konar-göçer olarak adlandırdığımız bu zümrenin daha sonraki dönemlerdeki eşkıyalık hareketlerine meyletmeleri veya o grupların içerisinde yer almaları Osmanlı toplumsal düzenindeki bozulma ile alakalı olsa gerektir.

C.Yerleşik Halk ve Türkmenler Arasında Ölüm ve Yaralama Meselesi

Tablo-3'e göre ölüm ve yaralama olayları konar-göçer cemaatler ile halk arasında veya konar-göçer cemaatlerin kendi aralarında meydana gelmiştir. Tutanaklar cemaat mensubunun Kayseri Şer'i mahkemesine hak aramak için başvurduğunu göstermekte ve 1600-1700 tarihleri arasında mahkemeye celp edilmiş ya da kendi istekleriyle gelmiş kişilerle alakalı toplam on adet belge bulunmaktadır. Bu belgelerden dördü konar-göçer Türkmenler ile yerleşik ahali arasında meydana gelen. biri konar-göçer Türkmen taifesi ile idareci arasında, beşi de Türkmenlerin kendi aralarında meydana gelen ölüm ve yaralama konularıyla alakalıdır.

Kayseri ve çevresi çok sayıda konar-göçer cemaatle doluydu. Kayseri'de bulunan subaşılar konar-göçerlerle yerleşik ahali arasında vuku bulan sürü basma, hayvan öldürme, hırsızlık, koyun yaylatma, dövüş gibi adi suçları takip etmekteydi. Osmanlı devletinde kadının yönetme gücü olmadığı için ehl-i örften olan subaşı suçu önleme görevini onun adına yapıyordu. Subaşılar suçu işleyeni takip edip yakalamak, mahkumun cezasını infaz etmekte görevli idi. Ceza vermeleri için kadının hükmünün olması muhakkak gerekli idi.
Kayseri ve yöresinde bulunan aşiretler tarafından yol kesme, adam öldürme ve mal gasp etme gibi bir kısım uygunsuz hareketler meydana gelmiştir. Kayseri bölgesine çevre eyaletlerden yaylamaya gelenler bazen yakın bölgelerindeki yaylakları değil neredeyse kendilerine altmış saat mesafedeki Uzunyaylaya gitmeyi tercih ediyorlardı. Özellikle Nisan ve Ağustos ayları gidiş gelişte yerleşik ahalinin ekip diktiği araziler üzerinden geçiliyor bu da kavgalara sebep oluyordu. Bu kavgalara ve yaralama olaylarına sadece konar-göçerler sebep olmuyordu. Yerleşik ahaliden bazı kişilerde konar-göçerleri suçsuz yere yaralama ve öldürme teşebbüslerinde bulunmuşlardır. Bu kavgalar neticesinde adam yaralama, öldürme gibi tatsız olaylarda meydana geliyordu. Fakat devlet bu tür meselelerde de kanunu uygulamaktaydı. Subaşılar suçluları takip edip kanun önünde yargılanmaların sağladıktan sonra cezaları uygulanmakta idi. Hem konar-göçerler hem de yerleşik halk kanun karşısında hak ettikleri cezaları görmüşlerdi.

Kayseri şer'iyye sicillerinde cinayetlere ilişkin hükümlerde kadının cinayete ilişkin tespit yapması talebi yani keşif ve tahrir yer almaktadır. Çoğunlukla işlenen cinayetlerde kadının teklifiyle olay yeri incelemesi yapan heyet, cinayetin ve işlenme biçiminin tanıkların anlattıklarıyla örtüşmesini saptamaktadır.
Türkmen Ağası Hasan Ağa Türkmen Şeyhlü cemaatinden Mehmet Bey bin Çalık Kanber'in Tavlusun ve Kuruköprü arasında katledildiğini cesedinin bulunarak keşif ve tahririnin yapılması ile alakalı talebi mahkemeye bildirmiş, mahkemece keşif yapılmıştır.
Türkmen taifesinden Danişmentli cemaatinden Gaybi bin Ali üç gün önce Kayseri'de kardeşi İsmail'in Tekfur'u denilen yerde Hacı bin Emir ve Ömer bin Kara Veli tarafından yaralandığını iddia ederek keşfinin yapılmasını istemektedir.
Cinayet ihbarını genellikle köy halkı toplu olarak veya içlerinden seçtikleri temsilciler aracılığıyla ulaştırmışlardır. Bunda köy halkının cürüm ve cinayet resminden kurtulma çabasının da etkili olduğu göz ardı edilmemelidir.

Cürüm ve cinayet ile ilgili verilen vergi konusunda konar-göçerlere ait bir belge bulunmaktadır. 1658 yılına ait vergiler arasında Yeni-İl ve Halep Türkmen haslarından olan cemaatlerin üstlerine düşen cürm-i cinayet vergisini vermeleri istenmektedir.
Diyet belirli suçlar sebebiyle mağdura veya mirasçılarına tazminat olarak verilmesi gereken para veya maldır. Ölen kişinin yakınları faili karşılıksız olarak affedebilecekleri gibi, şahsi hak olarak diyet veya sulh bedeli alabilirlerdi. Diyet alacağı kasten adam öldürme suçunda hepsi peşin, kastın aşılması veya taksirle adam öldürme suçlarında ise üç yıl taksitle ödenebilirdi''.
Faili meçhul adam öldürme halinde diyet, ölünün bulunduğu yer mülk arazi ise bu arazinin sahibi, bir köy veya kasabanın ortak malı ise kasame yoluyla tüm köy veya kasaba halkına ödetilirdi. Devlet, yerleşim yeri veya özel mülk dışında bir yerde ölü bulunanların diyetini ödemekle yükümlü idi.

Bu konularla ilgili belgeler şunlardı:

Türkmen taifesinden Pehlivanlı cemaatinden Selim Ağa bin Mehmet ve Abdulfettah b. Nur Ali adlı kimseler şahitlik edip adı geçen cemaatten Mancusun isimli köyün yakınında ana yolda yaralı olarak ölen El-Hac İbrahim b. Osman adlı kimsenin kardeşi Halil ve kız kardeşi Ayşe ve Fatma adlı hatunlar dem ve diyetini Mancusun ahalisinden talep ettiler ve bu iş için kardeşleri Ebu Bekir b. Osman'ı kendilerine vekil olarak tayin ettiler. Mahkeme sonucunda elli altı bin akçe üzerine Mancusun ahalisi ile anlaşma sağlandı.

D.Yerleşik Halk ve Türkmenler Arasında Gasp Meselesi

Kayseri ve köylerinde rastlanan hırsızlık ve gasp olaylarında ya mağdur ya da tüm köylü şikayet amacıyla kadıya başvurmuşlardır. Hırsızlık olayları bireysel olarak karşımıza çıktığı gibi çeşitli eşkıya çetelerinin köy basıp talan etme olayları olarak da sicillerde yer almıştır. Gasp olaylarının önemli bir kısmını hayvan hırsızlığı olduğu anlaşılmaktadır. Hırsız mağdur tarafından ya da köy halkınca tespit edilmişse yakalanarak kadı huzuruna getirilmekte ya da ihbar edilmektedir.

Suç bir toplumun genel değer yargılarına ve ahlak anlayışına göre oluşan veya toplumun değer yargılarına göre uygun yöneticiler tarafından konan yasalara aykırı hareketlerden doğan sosyal bir olgudur31. Kayseri Şer'iyye sicillerinde konar-göçer taifenin işlemiş oldukları suçlarla alakalı eşkıyalık suçu ve ölüm ve yaralama olaylarının yanında gasp meselesi ile karşılaşmaktayız. Konuyla alakalı olarak toplam on yedi belge bulunmaktadır. (Bakınız Tablo-2). Kısrak, deve, merkep, inek gibi hayvanların gaspları gündeme gelmiştir.
Davaların on üç tanesi yerleşik halkla konar-göçer zümre arasında meydana gelmiştir. Bu on üç davadan sekizinde yerleşik ahaliden kimseler kendi mallarının Türkmen taifesi tarafından gasp edildiği için mahkemeye başvurmuştur. Beşinde ise Türkmen taifeleri hayvanlarının yerleşik halk tarafından çalındığını ileri sürerek mahkemeye başvurmuşlardır. İki dava da ise konar-göçer taifenin kendi cemaatleri arasında meydana gelen gasp meselesi ile ilgili iken birinde idareci ile konar-göçer zümre arasında meydana gelen olaylar neticesinde mahkemeye başvurulmuştur.
Bu belgelerden hareketle sadece konar-göçer zümrenin yerleşik halka sıkıntı yaratmadığı aynı zamanda yerleşik halktan bazı kimselerinde konar-göçer zümrelere sıkıntı verdiği ortaya çıkmıştır.

E. Kayseri ve Çevresinde Türkmenlerin Neden Olduğu Asayiş Meselesi

Konar-göçerlerin yaşantıları sebebiyle kolay bir şekilde eşkıyalık olaylarına katılabilmeleri mümkün olmuştur. XVII. yüzyıldan itibaren ileri boyutlara ulaşan devletin her kademesindeki bozulma Osmanlı toplum hayatının bozulmasına da sebep olmuştu. Konar-göçer taifelerde bu dönemde devlete ve halka zarar vermeye, eşkıyalık hareketlerinde bulunmaya başlamışlardı. Konar-göçerlerin bu duruma gelmesinde kendilerinden çok devletin icrai ve kazai temsilcilerinin suistimalleri etkili olmuştu. Osmanlı devletinin siyasi, ekonomik, askeri alandaki sıkıntılarını göz ardı eden idareci zümrenin daha önce alıştığı lüks hayatı sürdürme düşüncesi halk üzerinde zulüm ve aşırı vergiyi de beraberinde getirmişti. Dolayısıyla özellikle konar-göçer halkın büyük çoğunluğu maddi olarak çok iyi durumda değildi. Aşırı vergilerin yüklenmesi hem kendilerini sıkıntıya sokmuş, hem de yerleşik halka zarar vermelerini sonucunu doğurmuştu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KAYSERİ VE ÇEVRESİNDEKİ TÜRKMEN OYMAKLARI VE YERLEŞİK HA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 17:41

1.Eşkıyalık

Muhtelif mahallerde ortaya çıkarak yolcu ve kervanlara saldırıp onlara zarar veren, bölgede yapılan ticarete de olumsuz yönde etki eden kimseler eşkıya ismiyle anıldıkları gibi haramzade adıyla da anılmaktadırlar.

Eşkıya ve haramzadeler, oymak veya kabileler ile yerli ahaliden ve başıboş levendat takımından teşekkül ediyordu. Bunlardan yol eşkıyasının oymak ve kabileler ile yerli ahaliden, haramzadelerin ise, başıboş levendat takımından türediği anlaşılmaktadır.
Göçebelik özelliklerinden dolayı, aşiretlerin eşkıyalığa da meyletmeleri kolaylaşmaktadır. Zira bu sayede onların takip edilmeleri, yakalanmaları hayli zordur. Başka bir husus da aşiretlerin fertleri arasında o aşirete mensup olmanın verdiği bağlılığın bulunmasıdır. Bu mensubiyet ruhu, bütün aşireti her hangi bir olay karşısında adeta tek vücut haline getirebilmektedir. Bu yüzden bir aşiret eşkıyası, aşiretin içinde rahatlıkla barınabilmekte, takipten kurtulabilmekte ve hatta bir çarpışma anında bütün aşireti yanına alabilmektedir. Onun için asayiş meselesinde aşiretler ve aşiretlerin eşkıyalıkları önemli bir yer tutmaktadır.

Hükümet, eşkıyalıkla ilgili olarak, bölgedeki görevliler dışında merkezden tayin olunmuş zabitlerden başka mübaşir adıyla diğer görevliler de tayin etmişti. Mübaşirler bazı mühim işlere tayin olunmuş olup, bunlardan bazısı, eşkıyalık hareketleri sonucu yerlerini ve yurtlarını terk edip sair mahallere göç etmiş reayayı, eski yerlerine yani kendi yurtlarına geri getirip yerleştirmek işiyle mükellef tutulmuştu. Bazısı da eşkıya tarafından gasp edilip, gasp edenlerce halka mubayaa yoluyla satılmış bulunan devlet mallarını, gasbeticilerden malı mubayaa yoluyla alanlardan geri almak için tayin edilmişti.

Eşkıyanın kol gezdiği mahallerde gönderilen emirlerde eşkıyalık ile ilgili olmak üzere özel olarak görevlendirilen zabit, mübaşir gibi memurların dışında, bölgedeki görevlilerce alınacak tedbir ve takınılacak tavrın ne olduğu, onların sorumluluk ve yetkileri de belirtilmiştir. Bu görevlilere, dağlarda, yollarda faaliyet gösteren dağ ve yol eşkıyası ile yerleşim birimlerinde yani şehir, kasaba ve köylerde, çarşı ve pazarlarda faaliyet gösteren şakilerin yakalanmasına dair ferman sadır olmuştur. Bu fermana istinaden yazılan mektup, eyalet valilerince eşkıyalığın görüldüğü mahallerdeki görevlilere gönderilen buyruldu ve mahkeme kayıtlarından anlaşıldığına göre, yerleşim birimlerinin kadıları, naipleri, mütesellimler, kethüda yerleri, yeniçeri serdarları, mukataa veya malikane mutasarrıfları, voyvodalar, has ve evkaf zabitleri, dövüşe ve harbe hazır il-erleri ayan-ı vilayet ve iş erleri, ulema efendiler, sair meşayih, zabitan-ı saire idi.

İncelediğimiz dönemde toplam yirmi adet eşkıyalık olayı ile alakalı belge bulunmaktadır. Bu belgelerden birinde Recepli Avşarına mensup kişiler Sarımsaklı köyü yakınlarında eşkıyalık olaylarını bastırmakla görevli mübaşir Mustafa Ağa tarafından tutuklanmışlar. Fakat köy halkı bunların eşkıya takımından olmadıklarını ve bu yolun onların güzergahları üzerinde olduğunu ve yerleşik halka zarar vermediklerine dair şahitlik etmişlerdir. (Ağustos 1684).
Benzer şekilde Mamalı kabilesine mensup olan kişiler Kamerli(?) köyü sakinlerinden bazı kişiler üzerine yirmi gün önce İstanbul'dan gelirken yolculuk esnasında Han'a geldiğimizde bu kişiler altı arkadaşımızı öldürüp, on yedi arkadaşımızı yaraladılar ve mallarımıza el koydular diye dava açmıştır. Mahkeme malların Mamalı taifesinden kişilere iadesi ve bu kişilerin eşkıya takımından olmadıklarına yönünde karar almıştır. Zilkade 1095 ( Ekim 1684). Zira idarecilerin eşkıyalık konusunda sadece konar-göçer taifeden olmaları sebebiyle bu insanlara potansiyel suçlu gözüyle bakmaya başladıkları görülmektedir.

Eşkıyalık hareketine katılan konar-göçer Türkmenler ise şunlardır:

Mamalı Türkmeni, (Ekim 1684), Bozuluş Türkmen topluluğundan Cerid cemaati, Köçeklü cemaati, Kara Halil cemaati, Yeğen Alili Cemaati, (12 Temmuz 1668), Bekir Veli Türkmanı (1689), Daniş-mentli Türkmeni Şaban (1662), Ankara. Kangırı, Kırşehrinde bulunan Danişmentli ve Bozuluş Türkmenleri.
Türkmen cemaatleri sadece yerleşik halk üzerinde değil kendileri gibi olan diğer Türkmen cemaatlerinin mallarına ve canlarına da zarar vermişlerdir. Mesela Danişmentli Kadısı ve Kayseri mütesellimine hitaben yazılan yazıda Şereflü, Kayaslı(?), Yusuflu, Cebirli ve Davutlu cemaati halkı İstanbul'a adam göndererek bazı eşkıyanın cemaatlerini bastıklarını otuz dört deve, eşya ve erzaklarını, adı geçen dört cemaate mensup kadınların gümüş eşyalarını alıp onlara zulüm ettiğini şikayet ederek inceleme yapılmasını talep etmişlerdir.
Osmanlı imparatorluğunda siyaset cezasını gerektiren suçlar dışında kalan diğer suçlar için uygulanan cezalar, teşhir, dayak atma (tazir), para cezası, kürek cezası, kalebendlik (hapis), sürgün gibi cezalardır. Cezalandırma prensipleri zaman içinde değişerek bazı dönemlerde, belirli cezalar daha çok kullanılır olmuştur. Suçluların bir kalede hapis edilmeleri anlamına gelen kalebendlik cezası, imparatorluğun ilk dönemlerinde kriminal suçlar için yaygın olarak kullanılan bir ceza türü değildir. 16. yüzyılda borçlarını ödemeyen mültezimlerin zindana atılarak ömürlerinin sonuna kadar burada kalabildiklerinden bahsedilmektedir.

Şehirlerin güvenliğinin sağlanması ve çeşitli tehlikelere karşı korunmasında kalelerin önemli rolü olmuştur. Özellikle Celali ayaklanmaları sırasında halk için en güvenli saklama yeri buraları idi. Bunun dışında devlete ve tüccarlara ait resmi evrak, değerli eşyalar da emniyetli olması dolayısıyla kalede saklanırdı. Kalelerin bir diğer fonksiyonu da suçluları kale zindanlarında muhafaza etmekti.

Kayseri bölgesinde eşkıyalık yapan veya çeşitli suçlara karışan konar-göçer Türkmen cemaatleri Kayseri kalesinde tutuklu olarak kalmışlardır. Yine eşkıya olarak yakalanan konar-göçer taifesine tabi olan Türkmenlerin ceza olarak kalebend edilmeleri istenmiştir. Bir taraftan devlet tarafından diğer taraftan her hangi bir suç işlediklerinde kendi ağaları (voyvodaları) tarafından tutsaklık cezası ile kalede hapis ediliyorlardı.
Usküdardan Bağdad'a varıncaya kadar daha öncede belirtildiği gibi Kayseri ve çevresinde meydana gelen eşkıyalık hareketleri, Türkmen eşkıyasının hakkından gelinmesi, bunlara gerekli cezanın verilmesi, yakalananların kale-bend edilmeleri istenmiştir. (26 Aralık 1688).
Türkmen taifesinin reaya fukarasına aniden vurun diye bazı teaddisi olduğu söylenmekte, eşkıyanın üzerine varılıp kale-bend edilmesi istenmektedir. (1683).
Mamalu taifesinden Kafirkıran cemaatinden Emir Koç, Cuma, Rukiye adlı şahıslar ağaları Osman Ağa tarafından kalede bir aydan fazla zamandır tutsak olarak yaşadıklarını ve sonra serbest bırakıldıklarını gösterir ( 8 Kasım 1645) tarihli belge.
Eşkıyalık konusunda gündeme gelen ve genellikle XVII. yüzyılın sonlarına ait belgelerde artık konar-göçer taifenin devletin zaafından da faydalanarak yerleşik halka zarar vermeye başladığını görmekteyiz. Ziraat alanlarına daha önceki dönemlerde ciddi anlamda zarar vermemelerine rağmen bu dönemden itibaren artık yerleşik halka zulüm konusunda ileri gittikleri görülmektedir.

Mesela Kayseri halkı Türkmen ve ekrad eşkıyasının mahsullerine ve mallarına zarar verdikleri için ahalinin bir kısım vergisini ödeyemez hale gelmiştir. Üsküdar'dan Bağdat'a varıncaya kadar bütün kadılıklara emir gönderilerek çeşitli bölgelerde kapısız havasına tabi şakiler ve onlara katılan Türkman taifesinden kişiler tüccarlara ve yerleşik hayatta bulunan insanlara saldırıp, onları tehdit ve mallarına gasp ettikleri belirtilerek haklarından gelinmesi istenmiştir. ( Ekim 1688). Yine Kayseri kadısına hitaben yazılan emirde kendi topraklarında bulunan eşkıyaların ve Türkmen eşkıyalarının haklarından gelinmesi istenmiştir. (5 Kasım 1688). Benzer şekilde Kayseri Sancağı mütesellimi, Kethüda yeri ve Yeni çeri serdarı ve diğer iş erleri Türkmen eşkıyasının üstesinden gelinmesi için herkesin iş birliği halinde olması Kırşehir yakınlarında bize katılasın (29 Ekim 1688). Kayseri mütesellimi ve kethüda yeri ve yeniçeri serdarı ve voyvoda ve ayan-ı vilayetin diğer iş erleri vazife verilir ki, Bekir Veli Türkmanı(?) isyan etmiş haklarından gelinmek üzere bu ferman yazılmıştır ki vusul buldukta gecikmeyip bunların haklarından gelinmesi hususunda (1689).

2. Celali Abaza Hasan Ayaklanması ve Türkmenler

Celalilerin canlı bir ticaret ve endüstri merkezi, aynı zamanda mali açıdan zengin olan Kayseri'de birkaç yıl şehri kuşatarak halka sıkıntı vermişlerdir. 1604 yılında Tavil ve Karabaş adamlarının soyduğu Kayseri Sancağı 1605 ve 1606'da Erzade, Zülfikar Paşa, Ağaçtanpiri, Ali Gazi adlı kişiler tarafından harabeye çevrilmişti. Hatta Zamantı kalesi ele geçirilip birçok kişi öldürülmüştü. Devlet bu Celalilerin üstesinde gelme hususunda her hangi bir şey yapamamıştı. 1606 Mayıs ve ya Haziran aylarında Kayseri ve çevresinde bulunan Türkmenler Ağaçtanpiri'yi büyük bir bozguna uğratmıştı.

Kapukulu süvarilerinden olan Abaza Hasan Kara Haydaroğlu İsyanı'nın bastırılmasındaki hizmetlerinden dolayı dikkat çekerek Yeni-ll Türkmen voyvodalığına tayin edildi. Fakat bir süre sonra ocak ağalarının kıskançlığı yüzünden görevinden azledildi. İktidara hakim olan ocak ağaları onu ortadan kaldırmaya teşebbüs edince etrafına adamların toplayarak büyük bir isyan başlattı.

Celali Abaza Hasan Paşa'nın çıkarttığı ayaklanma Kayseri halkı tarafından destek görmüştü. Ayaklanmaya katılan şehir eşrafından birçok kişi bulunmakta idi. Mesela Hüseyin Beşe, Durmuş Beşe60, Abdülhalim oğlu Hüseyin Beşe, Ali Kemal Beşe gibi asker taifeden olan kişilerden ayaklanmaya katılanların yanı sıra Ebşer oğlu Ali, Boyacı Ahmet Ağa M. Hunad mahallesinden Ahmet oğlu Mehmet, Molu köyünden Ali gibi yerli halktan başka kişiler Celali Abaza Hasan'ın yanında yer almışlardı. Abaza Hasan'ın isyanı bastırıldıktan sonra adı geçen kişilerin malları devlet tarafından müsadere edilmiştir. Bunun yanı sıra Kayseri ve çevresinde yaşayan konar-göçer Türkmenler Abaza Hasan Paşa ayaklanmasına destek vermedikleri halde devlet görevlileri tarafından sanki Abaza Hasan ayaklanmasına katılmış gibi malları müsadere edilmek istenmiştir. Mesela Sandıklı cemaati mensubu kişiler aynı gerekçeyle malları müsadere edilmek istenmiş fakat haksızlığa uğradıkları ortaya çıkmıştır. Benzer şekilde Türkmen taifesinden Halil oğlu Mehmet'in Celali Abaza Hasan ve ona tabi olanların mallarını devlet hazinesine katmakla görevli Yusuf Ağa'ya bu mallar arasında bulunan dört keçi ve kırk dört koyunu devlet hazinesine katmaması için açtığı dava sonucu mahkemenin Yusuf Ağa'yı bu haktan men ettiği, konar-göçer Türkmen taifesinden olan Halil oğlu Mehmet'in suçsuz olduğu ortaya çıkmıştır. (Ağustos 1659) tarihli belge.
Netice itibarıyla Kayseri ve çevresinde yaşayan konar-göçer Türkmenlerin her ne şekilde olursa olsun devlete isyan eden kişilerin yanında yer almadıklarını göstermektedir. Yaşam tarzları itibarıyla her ne kadar potansiyel suçlu gözüyle görülseler de devletlerine bağlı kanunlara uyan bir zümre oldukları anlaşılmaktadır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KAYSERİ VE ÇEVRESİNDEKİ TÜRKMEN OYMAKLARI VE YERLEŞİK HA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 17:49

F. Türkmen Oymaklarının İskanı

Osmanlı Devleti hukukuna göre konar-göçer veya diğer reayanın canı istediği her zaman istediği yere göç edip oraya yerleşmesi mümkün değildi. Sadece kıtlık, salgın, eşkıya baskını gibi felaketler olduğu zaman bu duruma göz yumuluyordu. Zira vergi düzeni gereği ahalinin dağılmaması, toprakların boş kalmaması için herkesin kayıt edildiği defterlerdeki mekanda bulunmaları gerekiyordu. Bir hanenin başka bir yere göç edip yerleşmesi (veya izini kaybettirmesi) vergi toplamada sıkıntı çıkaracağından özel izne bağlı olarak buna imkan tanıyor ya da göç etmesinin üzerinde 10 yıl süre geçmesi gerekmektedir. Konar-göçerlerin yerleşik hayata geçmesi pek kolay gözükmemekteydi. Belli bir vergi düzenine dolayısıyla belli bir meslek grubuna dahil oldukları için yerleşik hayata geçmeleri için özel şartlar gerekmekte yani taş evler bina edip, cami yapmalarına yani toprağa tutunup-tutunmadıklarına bakılmakta ve statü değişikliğine ancak o zaman karar verilmekteydi.

Özellikle XVI. Yüzyılda Kayseri bölgesindeki konar-göçer teşekküller hem nüfus hem de iktisadi güç bakımından Osmanlı Devleti'nin iktisadi düzeni içinde diğer büyük konar-göçer gruplara göre önemli bir yer tutmamaktaydı. Bu nedenle onların yerleşik hayata geçmelerini engelleyici tedbirlerin yerine yerleşik hayata geçmeleri yönünde teşvik edici çalışmalar yapılmıştır. Bundan dolayı bazı mezralar ekilip-biçilmesi için doğrudan aşiretlere tahsis edilmiştir.

Konar-göçerlerin yerleşik hayata geçmeleri sebebiyle hukuki statülerinde bir takım değişiklikleri de beraberinde getirmiştir. Tarımla uğraşmaya başladıkları için resm-i çift, caba ve bennak gibi yerleşik/ ziraatçi reayaya ait vergiler tayin edilmiştir. Onların daha önce ödedikleri resm-i kışlak, resm-i yaylak vergileri kaldırdığı gibi hayvancılıkla alakalı diğer vergiler de kendiliğinden ortadan kalkmıştı. Bu durum kanunname ile belirtildikten sonra yerleşik/ziraatçi reaya olarak telakki edilip vergilerini yine sipahilerine ödemeleri öngörülmüştür. "

Kayseri'deki Yörüklerle ilgili kanun maddesi şu şekildedir:

"Kaza-i Kayseriyyede mütemekkin olan Yörügan taifesi matekaddemden göçer ile konar olup ziraat ve hıraset etmezler imiş ve bağ ve bağçeleri olmaz imiş ve koyunlu olmağın her cemaatın rüsum-ı ağnamdan sipahiye hayli mahsul mukayyed olmuş umuş ve resm-i çift ve bennak ve caba vermezler imiş. Haliya zikr olunan Yörükler ehl-i ziraat olup ve bağlar ve bağçeler edinip ve bazısı ticaret ve rençberliğle iştigal edip koyun dutmaktan evvelki gibi olmayup sipahiye resm-i ganemden cüz'i nesne hasıl olur olmuş. Bu cihetten tımarlara tamam nakıs gelmeğin emr-i hümayun mucebince zikr olan yörük taifesinden çifti olan raiyete tamam çift resmi elli yedi akçe nim çift olan nısf-ı resm ve yerlü bennake edna on sekiz akçe ve evlü bennake on iki akçe resm kayd olundu"

Fakat XVII. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı Devletini zor duruma sokan eşkıyalık hareketlerine konar-göçer taifenin de iştirak etmesi ve onların mütegalibe gruplara ferdi veya cemaat olarak katılmaları neticesinde onların iskanı ile ilgili kanunlar gündeme gelmiştir.

Kayseri Kadısına gönderilen bir hatt-ı hümayunda Rakka, Hama ve ... havalisine iskanları emredilen Türkmen ve ekrad taifesinden bazı kişilerin adı geçen bölgelere gitmek istemedikleri için Kayseri ve çevresindeki köylerde saklandıkları haber alındığı belirtilmektedir. Bu kişiler yeni camilerde imam ve müezzin olup ya da yeni medreselerde talebe-i ilm olmak bahanesiyle saklanıp iskan edilecekleri mahallere gitmemek istemektedirler. Bu kişilerin gitmeyenlere ceza verilmesi, iskana razı olmayanların katledilip mal ve eşyalarının yağma edilmesi istenmiştir. Eğer bu cezalar uygulanmazsa cezayı uygulayacak cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır. (14 Eylül 1692).

SONUÇ

Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda büyük ölçüde hizmet etmiş, yeni fethedilen bölgelerde özellikle Rumeli bölgesinde elde edilen beldelerin Türkleşmesinde büyük katkı sağlamış olan konar-göçer Türkmenler aynı zamanda Osmanlı ekonomisi içinde önemli bir yere sahipti. Özellikle hayvancılık konusunda hem askerlerin ihtiyacı olan etin karşılanmasında hem de yetiştirdikleri develer ile askeri mühimmat taşımacılığında ve ticaretin kolaylaşmasında etkili olmuşlardır. Yaşadıkları yerler genellikle şehir kenarları veya eski şehir harabeleri olsa da vergilerini düzenli şekilde veren ve yakınlarında bulunan yerleşik halkla sıkı bir ilişki içerisinde bulunan bir zümre idi. Onlar hakkında söylenen gasp, adam öldürme, yaralama, eşkıyalık gibi toplumun huzurunu bozan davranışların XVII. Yüzyıl için çok fazla geçerliliğinin olmadığını söyleyebiliriz. Aksine bu yüzyılda yerleşik halktan kimselerin konar-göçerleri öldürme, mallarını gasp etme gibi konularla mahkemeye çağrıldıklarını görmekteyiz. Bunun yanı sıra Celali Abaza Hasan ayaklanması şehir halkından destek gördüğü halde konar-göçer Türkmenler devletin yanında yer almışlar ve ayaklanmaların bastırılmasında önemli bir güç olarak görev almışlardır.

Bu yüzyılda konar-göçerler Türkmen zümrelerinin ifade edildiği gibi asayiş problemi yaratan, yerleşik halka sürekli zarar veren bir grup değil onlarla uyum içerisinde yaşayan borç alıp veren, alım-satım yapan, mallarını canlarını güvendikleri, birbirlerine kefil oldukları bir taife olarak karşımıza çıkmaktadır. Hem yerleşik halk hem de Türkmenlerin karşılıklı olarak birbirilerini öldürdükleri, yaraladıkları, mallarını gasp ettikleri görülmüştür. Burada esas olan bu tür gasp ve öldürme olaylarının tek taraflı olmayışıdır. Zira sadece Türkmenler yerleşik halkın malını gasp etmemişler, yerleşik halktan kimselerde onların mallarını gasp etmişlerdir. Kadı mahkemeleri meydana gelen bu tür vakaları düzenli olarak kayıt etmiştir. Bu nedenle elimizdeki mevcut belgeler onlar hakkında hüküm vermemizi kolaylaştırmıştır.
XVII. yüzyılda konar-göçerler kısa süreliğine geldikleri, yaylak olarak kullandıkları Kayseri ve yöresinde yerleşik halka, onların mallarına zarar vermeyen, onlarla iyi ilişkiler kuran taife olarak karışımıza çıkmaktadır.

TABLO-1: 1600-1700 TARİHLERİ ARASINDA TÜRKMEN CEMAATLERİNİN ALACAK-VERECEK MESELELERİ İLGİLİ BELGELER TABLOSU

Sr.NoDft.NoSyf NoTarihiDavanın TaraflarıDava KonusuBelge Özetleri ve Açıklama
120144­145Ocak 1619Karakeçili taifesiAlım-satımKarakeçili taifesinden satın alınan kısrak ile alakalıdır.
220761618Türkmen Bozok kaza­sıAlacak-verecekBozok kazasından Mehmet b. Hakverdi mahkemede Nazar b. Sul­tan Hoca üzerine dava edip Türk­men taifesinden bir öküz satın aldı­ğını fakat öküzün halen satışı yapan Türkmenin elinde olduğunu bildir­miş. Mahkemeden öküzün satın alan kişiye verilmesi hususunda karar çıkmıştır.
327291625­1626Dokuzlu cemaati-Kayseri sa­kinleriBorçTürkmen taifesinden Dokuzlu cema­atinden Masar bin Ali mahkemede İbrahim bin Zağarcı Ali Bey üzerine dava edip İbrahim'e 10 kantar tül­bendi her birini 2.5 riyali kuruştan 75 riyali kuruşa sattım, zikredilen pa­ranın 58 esedi kuruşunu aldım geri kalan 17 esedi kuruş hakkım kaldı onu talep ederim dedi. ibrahim'e so­rulduğunda adı geçen 30 tülbendi 75 esedi kuruşa aldım. 58 kuruşu nakden verdim geri kalan 17 kuruş borcum var diye olayı tasdik ettiği hususunda.
427311625­1626Dokuzlu cemaati-Kayseri sa­kinleriAlacak-Türkmen taifesinden Dokuzlu cema­atinden Masar(?) bin Ali mahkeme­de Kayseri sakinlerinden İbrahim bin Zağarcı Ali Bey üzerine dava edip daha önce İbrahim Halifeden 80 adet tülbendin her birini 2,5 riyali kuruştan toplam 200 kuruşa sattım, paramın 158 kuruşunu aldım geri kalan 42 kuruşumu ibrahim Çelebi­den aldım. Artık borcu kalmamıştır diye bu durumu onaylamıştır.
verecek
55511220KaamDanişment-KefillikKebe llyas mah. El-Hac İshak. Da-nişmentli taifesinden Hüseyin adlı kişiden 20 esedi kuruş alacağı vardır ve bu duruma malıyla Osman bin Ataullah kefil olmuştur.
1645li-yedeşik(Alacak-
halkborç)
659819 NisanTürkmen ta­ifesi-20 deveKayseri sancağına mutasamf olan Mustafa Paşa'nın mütesellimi Ahmet Ağa, Tavnusun karyesi zimmilerin-den Serkiz veled-i Naz Bali'yi mah­kemeye çağınp, Türkmen taifesin­den bir kişinin Serkiz'in evine yirmi deve yükü eşya getirdiğini iddia et­miş, iddiasına delil bulamadığı için mahkemece Ahmet Ağa'nın Serkiz'e müdahale etmemesi karar bağlan­mıştır.
1652Tavnusun köyü zimmi-siyükü eş­ya getiril­diği
7603423 MayısTabanlu cemaati veTay sa­tımıTürkmen taifesi Tabanlu cemaatin­den Mehmet, üç sene önce iki ya­şındaki bir tay 49 kuruş ve altı enda­ze çukaya Mancusun karyesinden Ali Çelebi'ye satıp, parasının aldığını onaylamıştır.
Mancusun
köyü
863348 EylülBalıriliBorçTürkmen taifesinden Bahrili Afşan cemaatinden Koca bin Veli aslen
1653Afşan-
Kayseri aha­lisiMaıaşlı olup Kayseri'de oturan Mu-hammed Ağa bin Veli nin kendisin­den üç sene süreyle 200 esedi, üç yüz riyali toplam 500 kuruş nakit olarak borç alıp. borcunun sadece' 50 kuruşunu teslim edip kalan 230 esedi kuruşu istediğinden vermek is­temediğini ve bunu inkar edenci şa­hitlerin Muhammed Ağa'nın borcu olduğuna şahit oldukları ile alakalı belge.
961/1102 9 EylülDanişmentli ve Herikli TürkmenleriMeraDanişmentli Türkmenlerinden Hü­seyin Ağa'nın Herikli cemaatinden Yusuf bin Hüseyin, Mehmet bin Tu­ran, Dede bin Tur Ali ve adı geçen cemaat kethüdası Hasan Ağa ve oğ­lu Musa'ya mera harçları için borç verdiğini iddia ettiği ile alakalı belge.
1651harcı için borç veril­diği
1074229 HaziranDelülüAlış-verişTürkmen taifesinden Delülü nam cemaatten Halil ibn-i Yitilmiş ile Yu­suf ibn-i Seyyid Cafer arasında alış­veriş konusunda çıkan anlaşmazlık hakkında.
1667
117589-9325 Hazi­ran 1663Ceridli-Hacı Kılıç Mahal­lesiAlacak-verecekHacı Kılıç mahallesinde oturan Fazlı Beğ bin Ahmet Türkmen taifesinden olan Mehmet Beğ bin Derviş'den 209 kuruş alacağı olduğunu bildirip mahkemeye müracaat etmiştir.
12759527 Hazi­ran 1663Türkmen ta­ifesi- Hacı Mansur mahallesiAlacak-verecekHacı Mansur mahallesinden El-Hac
Abdülfettah ibn-i El-Hac Musa
Türkmen taifesinden Cafer bin Hafır'a 1025 kuruşa bir deve sattığı­nı Cafer'in elinde kalan 12 kuruşu vermediğini bildirerek mahkemeye müracaat etmiştir.
13759729 Hazi­ran 1663Şeyhlü ce­maati-Cırlavuk köyüKefalet-alacakCırlavuk köyünde oturan Abdalfettah Çelebi bin Habil Beşe Türkmen taifesinin Şeyhlü Melik Gazi bin Seyyid Ahmet'ten kefalet dolayısıyla 20 5 kuruş alacağı oldu­ğunu ve talep ettiğini mahkemeye bildirmiştir.
1477117 AralıkKurtlu ce­maati-Kayseri mü­tesellimiHayvan alımıKayseri mütesellimi Osman Ağa İslamlu Nahiyesi'ne çıktığında, Türkmen taifesinden Kurtlu Cemaa­tinden iki baş deveyi Osman Ağa'ya teslim edildiğini ve bu develerin na-fakasıyla Halil Ağa'ya devredildiğine dair.
1667
15791951668Boynuinceli cemaati-Gülük ma-EskiKayseri'de Gülük Mahallesi sakinle­rinden Huri bint-i Süleyman adlı hanım Türkman taifesinden olup
eşinden borç
-hailesiBoynuinceli kabilesinden eski kocası olan Ahmet bin Akdede adlı kişiyi dava edip biz Ahmet ile evli iken ül­fet ve imtizaç etmeyip aynldık. Ah­met benden daha önce 24 kuruş almıştı. 20 kuruşunu aldım geriye 4 kuruşum kaldı Ahmet'ten talep etti­ğimde vermek istemez. Ahmet'e so­rulduğunda borcunu verdiğini söy­ler. fakat şahit gösteremez. Huri bint-i Süleyman bu konuda şahit gösterir ve mahkeme Ahmet'ten 3 kuruş ve Acem bezi (7) kuruş kadına verilmesi hususunda karar alır.
168016Ağustos 1672Celebli Afşan-Abanlı Afşarı (?)Emanet koyunTürkmen taifesinden Celebli (?) Afşanndan Himmet b. Süleyman adlı kimse Abanlı (?) Afşanndan Mehmet bin el-Hac Mirza üzerine dava edip benim ile emanet koydu­ğum koyun şahit gösterememiş fakat yemin etmiştir.
1784554 AğustosAlım-satımTürkmen tafesinden bargir satın alınması ile alakalı belge.
1676
1885127 OcakÇiğdemli cemaati-Hacet Ma­hallesiDeveHacet mahallesi sakinlerinden Bay­ram Çelebi bin Şeyh Mehmet adlı kişi Türkmen taifesinden olup Çiğ­demli cemaatinden Deveci Hasan bin Mehmet ve Bayram bin Ali mahkemede dava edip. adı geçen Hasan ve Bayram ile yoldaşlanndan her biri üçer kuruşa 21 deve kirala­dık. Kervancılara yüklerini develere yükleyip yola çıktıklannda Payas İs­kelesi ile Deli Çay arasındaki mevki­de bu kişiler adamlarıyla birlikte ge­lip onların izni olmadan develeri al­dıklarını iddia ederek mallarını yağ­ma edip paralarını almışlar. Durum mahkemeye intikal etmiş. Şahitler Bayram ve Hasan'ın 21 deveyi bu kişilere kiraladığına şahitlik ediyor.
1677kiranalm
ası
19902122 EylülLikvanik cemaati-Kefil-Gesi köyünden Hüseyin Ağa ibn-i Hacı Mustafa adlı kişi Lekvanik ce­maatinden Rıdvan Ağa b. Ömer adlı kimse üzerine dava açıp sekiz yıl ön­ce Lekvanik Ağası iken yine aynı tai­fesinden olup gayıb olan Musli bin Hacı Abdüsselam adlı kişi benden 50 esedi kuruş almış ve Rıdvan Ağa ona kefil olmuştu. Parayı Rıdvan Ağa'dan talep ettiğimde vermek is­tememektedir. Rıdvan Ağa ise Hü­seyin Ağa'nın zikredilen paranın 25
1680Gesi köyüalacak
kuruşunu nakit olarak aldığını ve 25 kuruş kıymetinde boz katırını Musirden aldığını ve Yusuf Ağa ça­dırında temessükü şak eylediğini şa­hitler ile ispatlamış.
20937320 Ağus­tos 1684Şam Bayati cemaati-Türkmen cemaatin­den olup Hunat ma­hallesinde oturanlarAlacak-verecekTürkmen taifesinden olup hala Hunat mahallesi sakinlerinden Mahmut b. Mehmet adlı kişi mecliste Şam Bayati cemaatinden Mehmet bin Halil adlı kişiyi dava edip, 3 se­ne önce Bozok Sancağı Süleymanlı kazasına tabi Yağlı (?) köyü yakının­da Mehmet her birisi ikişer kuruş olmak üzere doksan dokuz adet tok­lu koyun ile bir çebiş keçiyi 200 esedi kuruşa satıp teslim eyledikten sonra 8 esedi kuruşu aldım geri ka­lan yüz doksan iki kuruş zimmetinde baki kalmıştır. Zikredilen parayı ta­lep ettiğimde inkar etmiştir. Mah­mut'tan iddiasına şahit istendiğinde Türkmen taifesinden Musacalı ce­maatinden olup İbadeddin Mehmet ve Musa bin İsa adlı kişiler bu du­ruma şahitlik etmişler ve yüz doksan iki kuruşun ödenmesi hususunda mahkemece karar alınmıştır.
21985-Jun28 EylülPehlivanlı cemaatiMerkep alımıGöçeri taifesinden Pehlivanlı cemaa­tinden olup misafir olarak Kayseri'de sakin Mahmut-zade Hüseyin ve Şa­ban bin el-Hac Hüseyin adlı kişi, el-Hac Mehmet ibn-i Ebubekir adlı kişi üzerine dava edip, boz erkek mer­kebi At pazarı sokağında 7 kuruş karşılığında satın aldığın ispat edi­yor. Merkebin el-Hac Mahmut'a ait olduğuna karar verilmiştir.
1691
2299723 TemmuzSandıklı cemaatiAlacak-verecekTürkmen taifesinden olup Sadıklı cemaatine mensup ve misafir olarak Kayseri'de bulunan İbrahim bin Ha­san adlı kişi mecliste Hızır Bali adlı kişi dava ederek üç yıl önce Kırşehir yakınlarındaki bir mevzide 60 kuruş kıymetinde devemi almıştı. Deveyi götürdüğünü adı geçen cemaatten Veli' bin Hüseyin ve İbrahim bin Veli görmüşler. İbrahim bin Hasan Hızır Bali'nin ya deveyi vermesini ya da onun değeri olan 60 esedi kuruş vermesini talep ediyor. Mahkeme Hızır Bali'nin 60 kuruşu vermesi hu­susunda karar alıyor.
1693
2399510 MartDanişmentliPara ve-Tus mahallesi sakinlerinden Asiye
1693taifesi- Şe­refli cemaatirilmesiHanım ibnetü'l- Ahmet Paşa adlı hanım Göçeri taifesinden olup Da-nişmentli taifesinden misafir olarak aynı mahallede sakin Yusuf .. ibn-i El-Hac Mustafa adlı kişinin kocası tarafından gönderilen 150 kuruşu kendisine verdiğini kadı huzurunda onayla tm ıştır.
241015725 MayısTürkmen ta­ifesi-KısrakKayseri'de Dadağı adlı köyde Es-Seyyid Hasan Çelebi bin Es-Seyyid Adlı kimse. Türkmen taifesinden Hüseyin bin Allahverdi adlı kimse üzerine dava edip bu kısrak babam Es-Seyyid Ali'nin mülkü olup. bana intikal etmişti. Dadağı'nda kısrağım kaybolmuştur. Daha sonra Hüse­yin'in elinde buldum diyerek mah­kemeye müracaat etmiş. Hüseyin ise kısrağı 11 ay önce At Pazan'nda Bali veled-i Batman dan 18 kuruşa bir doru kısrağım ile mübadele ettim dedi. Şahitler bu kısrağın Es-Seyyid Hasan'a babasından kaldığını ve 11 ay önce kaybolduğuna şahitlik etti­ler. Kısrağın Es-Seyyid Hasan'a tes­limine karar verildi.
1695Dadağı kö­yü
251057Temmuz 1698Bozuluş Türkmenle­rindenAlacak-verecekBozuluş Türkmenlerinden Aydınlı sakinlerinden olup misafir olarak Kayseri'de sakin Halil Beğ el-Hac İsa adlı kişi yine zikredilen cemaatten Koca Beğ ibn-i El-Hac Kul adlı kim­se üzerine dava edip yedi sene önce Koca Beğ beş yüz kuruş benden aldı
1106(M.1694) senesinde Koca Beğ
bunu inkar etti. Fakat şahitler Koca
Begin 1106 (M. 1694) senesinde
Halil Bey'e 500 kuruş borcu oldu­ğunu bizim huzurumuzda kabul etti dediler. Koca Beğ'in 500 kuruşu tes­limi hususunda karar verildi.
26106135 Temmuz 1699Danişmentli taifesinden El-Hac Ahmetlü cemaati Bozotlu sakinleriBorçKayseri'de Bozatlu sakinlerinden Kadı Ağa ibn-i Mustafa mecliste Da-nişmentli kazası aklamından Türkmen taifesinden el-Hac Ahmetlü cemaatinden Veli ibn-i Abdi ve... kimseler cemaatin zabiti olan Es-Seyyid Derviş Ağa ibn-i Hasan Ağa mübaşiretiyle dava edip, Karakeçili mahallesi sakinlerinden el-Hac İsmail'in bundan önce ölen babası Ah­met Beğ'in zikredilen cemaatten Mehmet ve Osman ve el-Hac Yahya adlı kimseler zimmetinde 565 kuruş hakkım var cemaatten Köse Mehmet kefilimdir demiş. 1093 Receb'inde bu borçla ilgili elimde temessüküm var diye iddia ediyor.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KAYSERİ VE ÇEVRESİNDEKİ TÜRKMEN OYMAKLARI VE YERLEŞİK HA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 17:53

TABLO-2: 1600-1700 TARİHLERİ ARASıNDA TÜRKMEN CEMAATLERİNİN GASB MESELELERİ İLGİLİ BELGELER TABLOSU

Sr.NoDft.NoSyfNoTarihiDavanın TaraflarıDavanın konu­suBelge Özetleri ve Açıklama
127121625-1626Kılavuzlu-MusacalıKısrakKılavuzludan Abdullah el-Hac İbrahim mahkemede Türkmen tai­fesinden Musacalı cemaatinden İbrahim bin Gündük(?) üzerine dava açıp, on bir seneden beri bana ait olan kısrağım Hacılar meydanında kayboldu. Kısrağımı İbrahim elinde buldum. Talep ederim dediğinde Akdağ kazası sakinlerinden Muharrem Çavuş kısrağın Abdullah tarafından hiçbir yolla mülkümden ihraç etme­dim diye yemin ettiği hususunda.
cemaati
262326 TemmuzNizye köyü ve Gesi köyü-Türkmen taifesi50 kuruşu gasbGesi köyünden Musa bin el-Hac Mustafa ve Yusuf bin Uzun Ali ve Türkmen taifesinden birinin Nizye adlı köy yakınında Deri De­resi mevziinde Murad veled-i Ahi nam ermeni üzerine giderek elli kuruşluk esbabını zorla gasb eyledikleri iddiası üzerine mütesellim Siyavuş ibn-i Abdullah'ın köye gelerek adı geçen kişilerin iyi halli olup olmadıklarının Gesi ahalisinden sorulduğu ile alakalı belge.
1652
36592 TemmuzAvcı cemaatiKısrak kavgasıTürkmen taifesinden Avcı cemaatinden ibrahim bin Yusuf kısrak
1656davası.
4652427 TemmuzKorbekir cemaati-Şeyhlü cemaatiDeve ve 40 ku­ruş alınmasıTürkmen taifesinden Korbekir(?) cemaatinden Ali bin Mansur adlı kişi aynı taifeden Şeyhlü Cemaatinden El-Hac Emin Beğ bin Tü-remiş'i dava ederek gece evini basıp devesini ve kırk kuruşunu aldığını iddia ederek bunların kendisine iade edilmesi hususunda mahkemeye müracaatlarına dair.
1656
565543 Ağustos 1656Türkmen taifesi Yardımcı cemaati-Yerleşik halkHayvan çalın­masıKayseri'de oturan Mehmet Ağa İbnü'l-Hac Musa Türkmen taife­sinin Yarımcı(?) cemaatından Pirdede İbn-i Durak ve Mehmet'in üzerine dava açarak Hamurcu karyesinde bir takım hayvanatını çaldıklarını ileri sürerek gereken cezanın verilmesi konusunda mahkemeye müracaat etmiştir.
6661135 Ekim 1657Ekrad taifesi Likvanik cemaati-Acem taifesiAdam öldürme ve eşyaları gasbetmeEkrad taifesinden Lekvanik Cemaatinden Selamet oğlu Şukad'ın ve adamların iki ay önce Cibalü denen mevzide Acem taifesinden dört kişiyi kati ve beş yüz kuruşluk eşyalarını aldığı ihbar ediliyor. Fakat Şukad'ın bu durumu inkâr etmektedir.
7662616 HaziranTavukçu mah-Tabanlu cemaatiÇalıntı merkebTavukçu mahallesinden Serkis veled-i Murad'ın Türkmen Tabanlu Cemaatinden Ahmet bin Cuma hakkında kaybolan merkebinin elinde olduğu ve geri alınması talebiyle ilgili mahke­menin verdiği karar.
1657
87511418 TemmuzKebe İlyas mahal­lesi- Hacı Ahmetlü cemaatiDeve çalınmasıKebeilyas mahallesinde oturan Ahmet ibn-i Şeref Beşe Türkmen taifesi Hacı Ahmetlü cemaatinden Kasım'ın bir deveyi çaldığını belerterek Kasım'ın ölmesi üzerine bunu varislerinden istemekte­dir.
1663
9754510 Mayıs 1663Ekrad taifesi Kızılkoyunlu ce-maati-Kırşehir3 doru at el konulmasıEkrad taifesinden Kızılkoyunlu cemaatinden Mihnet bin Ahmet Kırşehir Sancakbeğinin adamlarından Abdi Ağa bin Abdullah'ı şikâyet ederek kendisinin üç tane doru tayına haksız yere el koy-
Sancak Beğiduğunu bu nedenle kendisine tayların iade edilmesini istemekte­dir.
10791961668Akçakoyunlu ce­maati- Depecik mahallesiKısrak kaybıTürkmen taifesinden Akçakoyunlu cemaatinden Kalenderi El-Hac Mehmet adlı kimse Depecik mahallesi sakinlerinden Bulgari ve Aslan veled-i Nikola adlı kemsiler üzerine dava edip bir inek ile bir sarı inek, bir sarı döğe 7 gün önce Harmancıkbaşı mevki­inde kayboldu. Adı geçen kişilerin elinde buldum. Bu kişiler bu hayvanları Mervan Ali cemaatinden Emir adlı kişiden aldıklarını söylediler. Fakat Kalenderi kendi durumuna şahitler göstererek bu hayvanların kendisine ait olduğunu ispat etti.
11828621 Ağustos.. cemaati- Şeyh Budak köyüÖküz zayiiTürkmen taifesinden olup cemaatinden Halil bin Min-
1674net ve Mustafa bin Isa adlı kimseler Seyyid Mustafa her biri üze-
rine dava edip 7 gün önce Şeyh Budak köyünün yakınında bu-
lunan köprü önünde konduğumuzda geceleyin bir baş öküzüm
ve bir baş kırmızı öküz zayi olmuştur. Bunların Seydi'nin elinde
olduğunu gördüğünü iddia etmiştir. Şeydi ise bu öküzleri
Lekevanik ekradından Yadigar adlı kürden aldığını belirtmiştir.
İDavacılar Halil ve Mustafa'dan şahit isteniyor gösteremeyince
yemin teklif olunuyor.
12821205 Eylül 1674Avcı cemaati-Hisarcık köyüPara ve eşya­nın gaspıKayseri'de Hisarcık adlı köy sakinlerinden Ebu Bekir Çelebi bin Mehmet Ağa Türkmen taifesinden Avcı cemaatinden Yusuf bin İbrahim adlı kimseyi dava edip, 3 gün önce kölem İvaz ve Zülfi-kar tabhane penceresinden geceleyin eve girip bir kısım para ve eşyamı almışlar, bu konuyu araştırırken Yusuf unda bunların içe­risinde olduğunu kardeşi haber verdi. Yusuf'a sorulduğunda İvaz.
Zülfikar Lek kürdünden Musa ve İbrahim ve Laçinoğlu Talaş Mehmet adlı Kürtlerinde bulunduğu söyledi.
0.39014Eylül 1680Mahmudhacılı cemaati ve Kara-koyunlu cemaati -Germir köyüKaybolan tayTürkmen taifesinden olup Mahmudhacılı cemaatinden Ömer b. Osman adlı kimse ve Karakoyunlu Cemaatinden Mustafa bin Ali ve Ahmet b. Sultan Ali isimli kimseler meclise gelip iki gün önce Örencik adlı köy üzerine obamız ile konduğumuz gün gündüz kuşluk vaktinde bir baş tayımı kayboldu. Daha sonra kaybolan tayımı Germir köyünde ve Karagöz veled-i Nikola'nın evinde buldum. Karagöz'ün hali köyünde sorulduğu zaman iyi olmadığı­na ifade ediliyor. Mahkeme tarafından tayın Mahmudhacılı ce­maatinden Ömer'e teslime karar veriliyor.
149956-577 Haziran 1692Türkmen taifesi -Boynuinceli ce­maatigaspTürkmen taifesinden hala Kayseri'nin Bozatlu mahallesinde sakin olan Ömer Çelebi bin Es-Seyyid Ahmet adlı kişi mecliste aynı tai­feden Boynuinceli cemaatinden Hüseyin ibn-i Ömer adlı kişiyi dava edip, 5 ay önce Amasya yolunda bulunan Yenice adlı köy­de Hüseyin ve gaip olan İsmail 25 adamıyla burada olmayan oğ­lum Es-Seyyid Halil adlı kimseyi basıp, 1 ay habs ve 230 kuruş nakit para 7 adet devesini çuvallarıyla gasp etmiştir. Bu duruma aynı taifeden kişiler şahittirler. Bu mallar ve para alınarak Es-Seyyid Ömer Çelebiye teslimine karar verilmiştir.
15994912 Mayıs 1693Pekmezli Afşarı-Gülizin köyüKısrakTürkmen taifesinden Pekmezli Avşarı cemaatinden olup misafir olarak Kayseri'de sakin Şeyh Saki bin Firuz adlı kişi el-Hac Murad bin el-Hac Ahmet'in üzerine dava açıp doru kısrağım Gülizin köyünde 6 ay önce zayi olmuştur. Kısrağı el-Hac Murad'ın elinde buldum. El-Hac Murad'a sorulduğunda, adı ge­çen kısrak bundan önce iskânı ferman olunan ekrad taifesini
sürmeğe memur olan Hüseyin Paşa hazretlerinin ferman ile kati ettiği Pula Paşa'nın malı idi. Hüseyin Paşa'da mal-ı miri için be­nim 25 kuruşluk ulufem vardı bunun karşılığında bu kısrağı bana verdi. Zayi olduğunu bilmiyordum dedi. Fakat şahitler kısrağın zayi olduğuna şahitlik ettiler, kısrağın sahibine teslimine karar ve­rildi.
16100981692Avcı cemaati-Karabeş cemaatiKısrakKayseri'ye tabi Karabeşe adlı köyde Mahmud ibn-i El-Hac Musta­fa adlı kişi göçeri taifesinden Avcı cemaatinden Ali bin Selim adlı kişiyi dava edip, Ali 20 gün önce Molu köyünde misafir olduğum halde ikindi vaktinde meradan bir res dört şir kır kısrağım gasbettiğini şahitlerle ispat ediyor.
1710443Abdallı cemaa­ti- Depecik mahallesi22 Zilkade 11095 ineğin gasbıDepecik mahallesinde sakin olan el-Hac Rıdvan oğlu Ebubekir, Türkmen taifesinden Abdallı cemaatinden el-Hac Ali oğlu Tahir, 2 sene önce Erkilet köyünde oturur iken el-Hac Ali oğlu Tahir birkaç atlı adamı ile gelip 5 ineğimi gasp etti. Şahitlerin şahadeti kabul edilerek eğer inekler duruyor ise iadesi değil ise bunun kar­şılığında para verilmesi hususunda mahkemece karar alındı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KAYSERİ VE ÇEVRESİNDEKİ TÜRKMEN OYMAKLARI VE YERLEŞİK HA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 17:57

TABLO-3: 1600-1700 TARİHLERİ ARASINDA TÜRKMEN CEMAATLERİNİN ÖLÜM VE YARALAMA MESELELERİ İLGİLİ BELGELER TABLOSU

Sr.NoDft.NoSyf NoTarihiDavanın Tarafla­rıDavanın ko­nusuBelge Özetleri ve Açıklama
120881618Pehlivanlı cema-ati-MancusunYaralı olarak ölümTürkmen taifesinden Pehlivanlı cemaatinden Selim Ağa bin Mehmet ve Abdulfettah b. Nur Ali adlı kimseler şahitlik edip adı geçen cemaatten Mancusun isimli köyün yakınında ana yolda yaralı olarak ölen El-Hac İbrahim b. Osman adlı kim­senin kardeşi Halil ve kız kardeşi Ayşe ve Fatma adlı hatun­lar dem ve diyetini Mancusun ahalisinden talep ettiler ve bu iş için kardeşleri Ebu Bekir b. Osman'ı kendilerine vekil ola­rak tayin ettiler. Mahkeme sonucunda 56 bin akçe üzerine Mancusun ahalisi ile anlaşma sağlandı.
köyü
227321624-1625Türkmen-GesiHızır Beğ bin Hızır Gesi'den gelirken Türkmen Zadan tara­fından tüfek ile vurulduğu ve bu kişiden başka kimseyle da­vası olmadığına dair.
köyü
36173 ...26 HaziranDanişmentli ce­maati Civaniş cemaatiYaralamaTürkmen taifesinden Danişmentli Cemaatinden Civaniş ka­bilesine mensup olan Geybi bin Ali'nin üç gün önce Kayseri'de tekfur denilen yerde Hacı bin Emir ve Ömer bin Kara-veli tarafından yaralandığını iddia eden Geybi'nin kardeşi İsmail'in keşf edilmesini istemesi ve keşfin yapıldığına dair.
"1651
Türkmen taifesiniden Danişmentli Cemaatinden olan keşf ve yaralı olduğu görülen Mehmet bin Halil'in Mustafa bin Himmet'in kardeşi Ferhad'ın kendisini yaraladığının iddiası ve mezkûr Mustafa, Hacı Ali bin Emir ve Osman bin Veli isimli kimselerin hususu mezkûru aynen şahit olduklarına da­irdir.
46151-5226 HaziranEymür cemaatiÖlümArabistanda Hama ile Selmen kasabası arasında sakin iken boy beyleri arasında mevcut olan düşmanlık yüzünden Peh­livanlı cemaati ve Türkmen taifesinden Eymür Cemaati ara­sında meydana gelen anlaşmazlık ve neticede Asef Kethüda bin Ali'nin öldürülmesi ve oğlu Mehmet'e akrabalarından Seyfi bin Mustafa'nın vasi tayin edildiğine dair
1651vasi
5666223 TemmuzŞeyhlü cemaati-Tavlusun köyüKeşf ve tahrir, ölümTavlusun Karyesinden Türkmen Ağası Hasan Ağa'nın ya­nında bulunan Bayram Bey bin Mustafa'nın Türkmen Şeyhlü Cemaatından Mehmet Bey bin Çalık Kanber'in Tavlusun, Kuruköprü arasında katledildiğini duyulması ne­deniyle adı geçenin cesedinin bulunarak keşfinin yapılması ile ilgili talebi ve mahkemece gönderilen komisyonun bulu­narak keşfinin yapılması ile ilgili talebini ve keşfin yapıldığını gösterir belge.
1657
6733713 ŞubatYaralı olarak ölümTürkmen taifesinden olup Kayseri'de Hasan Fakih Mahallesi sükkanından iken yaralı olarak vefat eden Mehmet bin Veli adlı kişinin vasisi ve emmisi Pir Ahmet, Kayseri mütesellimi İsa Ağa huzurunda dava edip, otuz gün önce İsa kardeşim ile bana resm-i kışlak talebi ile geldi ve o sırada kardeşimi darb ederek yaraladı bunun neticesinde kardeşim öldü. Şa-
1662
hit gösteremiyor, yemin teklif olundu ve bu durumu doğru­lamak için yemin etmiştir.
77512521 Haziran 1663Danişmentli- Sü-leymanlı köyüyaralamaDanişmentli cemaatinden bazı kişiler Süleyman adlı kişinin evini basarak oğlunu vurmuşlar. Bunun üzerine Süley­man'da İstanbul'a şikâyet ederek durumün yerinde incele­mesini istemiştir.
8756927 MayısDavuldu cemaa-u'-eşkıyaDanişmendlü Türkmen taifesine tabi Davudlu cemaatinden olan Süleyman bin Ali Küçük oğlunun öküz güderken eşkıya tarafından vurulup öldürdüğünü ve mallarında çalınmış ol­duğunu bildirerek oğlunu öldüren Yusuf bin El-Hac Bayezid'i mahkemeye verildiğini dair belge.
1663
99244Nisan 1684Salurlu cemaati-Taf köyü ve di­ğer cemaat men­suplarıYaralı olarak ölümHasbek mahallesinden Es-Seyyid Mehmet Efendi ibn-i Mahmud Efendi sakin olduğu menzile varıp burada Türkman aklamından Salurlu kabilesinden iken daha önce yaralı olarak vefat eden Ömer ibn-i El-Hac Mehmet adlı ki­şinin veraseti zevceleri Leyi bint-i El-Hac Kıyad ve Zülfiye bint-i El-Hac İbrahim Beğ ile oğulları Ahmet ve Mehmet adlı kimselere kalmış. Bunların vekilleri mahkemeye baş vurarak Ömer'in Taf köyünden Ali Bölükbaşı ve Herikli kabilesinden Bektaş ibn-i El-Hac Hasan ve Herkürdi kabilesinden Cerik Ali ibn-i Satılmış ve Taşkucul kabilesinden Halil bin el-Hac Mustafa ve Şerefli kabilesinden Süleyman ibn-i Berke ve Kör Seyyid ve Deli Hoca ile beraber yaralamışlar (Aksaray San­cağında) Ömer bu sebeple vefat emiş. Kan diyeti olarak 250 kuruşluk eşya üzerinde sulh olduklarına dair. Salurlu kabile­sinin kethüdası Yusuf Beğ ibn-i Bayram'dır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir