Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Konar-Göçer Yörük Alt-Kültüründe Kadın Kimliği

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Konar-Göçer Yörük Alt-Kültüründe Kadın Kimliği

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 17:37

KONAR-GÖÇER YörüK ALT-KÜLTÜRÜNDE KADIN KİMLİĞİ

Oğuz Türkleri Türkistan'dan Anadolu'ya 11. ve 13. yüzyıllar arasında göç etmişlerdir. Göç eden Oğuz Türklerinin çoğu yerleşik yaşam tarzına sahip olan topluluklardan oluşmaktaydı. Bununla birlikte, dikkate değer bir oranı "Oğuz", "Türkmen" olarak kavramsallaştırılan göçer topluluklardan oluşmakta idi. Bu göçer topluluklar, yazın otlakiye ihtiyacı ve kışın ise hayvanlarını otlatmak için bilinen bölgeler arasında hareket etmekteydiler. Bu nedenle, yaşam tarzları aslında yerleşik yaşam biçiminden farklıdır. Türk kültürünün göçer yaşam tarzı özelliğini geçmişten günümüze en doğal yapısı ile devam ettiren göçer toplulukları (aşiretler) günümüz Türk sosyo-kültür yapısında gözlemlemek mümkündür. Bu çerçeve içinde yer alan ve araştırma konusu içinde bulunan Yörük aşiretlerinden biri Sarıkeçili Yörükleridir.

Osmanlı dönemi boyunca göçerler, "Türkmen" ve "Yörük" (veya "Yürük") kavramları ile bilinmekteydi. Bu kavramlar, genelde etnik kökenden ziyade, yaşam tarzlarını tanımlamaktadır. Bununla beraber, bu adlandırmalar sık sık birbirinin yerine kullanılırdı. Aynı zamanda göçerler için "Konar-göçer", "Göçer-Yörük", "Göçerler" ve "Göçer-evliler" gibi diğer farklı adlandırmalar da vardı. Bunlar arasında en yaygın kullanılanı ise "konar-göçer" kavramı idi. (Şahin 1997: 139).

Yörüklerde ortak bir soy ağacı ve kök duygusu yoktur, ancak "Yörükçülük", Yörük kimliği hem konar-göçer hem de köy yaşamında güçlüdür. Çok sayıda Yörük aşireti ataerkil soy düzeniyle yaşamını sürdürmektedir. Sarıahmetli, Karakoyunlu, Yeniosmanlı Yörüklerinde olduğu gibi. Bir başka önemli nokta ise hem konar-göçer hem de yerleşik hayata geçmiş olan Yörüklerde "aşiret" kavramı ile "Yörük" kavramlarının aynı anlama geldiği, ancak kendilerinin, -Bahşişli Yörüğü, Sarıkeçili Yörüğü- şeklinde "Yörük" kavramını kullandıkları tespit edilmiştir. Aşiret sosyal yapısına göre bir örgütlenme oluşmadığı/oluşturulmadığı için Türkmen aşiretlerinde görüldüğü üzere bir kabile bilinci ya da ortak soyağacı duygusu gelişmemiştir. Fakat Yörüklerin birbirine tutkunluğu, herhangi bir kuramsal mekanizma tarafından organize edilmiş değildir. Konar-göçer Yörükler kendilerini "Sarıkeçili aşi-retindenim" veya "Bahşişli aşiretindenim" şeklinde alt kimliklerini tanımlamalarına rağmen, günümüzde aşiret organizasyonunun bütün işlevselliğini görmek pek mümkün değildir. Öncelikle, bugün her Yörük aşiretinin bilinen aşiret reisleri bulunmamaktadır. Oysa bundan yaklaşık 70 yıl önce, Ali Rıza Yalgın (1993) tarafından yapılan "Cenupta Türkmen Oymakları" adlı araştırmada, konar-göçer Yörüklerin her birinin aşiret reislerinin adları ile birlikte göçüp-kondukları bölgeler isimleri ile belirtilmiştir.

Bu sosyolojik bilgiden hareketle Garnett "Türkiye Kadınları ve Folklorları Dosyası" adlı makalesinde, Yörüklerin etnik kökenlerine, geldikleri yer veya Türkiye'ye göçleri hakkında ipuçları verebilecek hiçbir geleneğe ya da efsaneye sahip olmadıklarına dair görüşler ileri sürmektedir (Garnett 2002: 158). Görüşlerini şu şekilde devam ettirmektedir; "Kendilerine bu konuda soru sorulduğunda kendilerinin, kalıntıları şu anda bulundukları verimli topraklar altında kalmış olan görkemli yapıları inşa etmiş olan eski yerleşik halkların torunları olduklarını söylerler". 2000 yılından bu yana belli aralıklarla yaptığımız alan araştırmalarında, konar-göçer Yörük yaşam tarzını devam ettiren Sarıkeçili Yörükleri ile yapılan mülakatlarda bu ve benzeri tarzlarda sorulan sorulara, çok açık bir şekilde atalarının bu bölgelere nerelerden geldiklerine ve ait oldukları etnik kökenlerine ilişkin verdikleri bilgilerin iddia edilen görüşlerle çeliştiği görülmektedir.

Konar- göçer Yörük geleneğinin son temsilcileri olarak, Antakya-K.Maraş arasında yaşayan Saçıkara aşireti ile Konya'nın Seydişehir ve Beyşehir yaylalarında yaylayan, İçel'in Silifke ile Aydıncık ilçelerinde kışlayan Sarıkeçili Yörük aşireti kalmıştır.

Sarıkeçili konar-göçer bir ailenin reisi olan Mehmet Gök, Türkiye'deki Yörük geleneğinin son temsilcilerinden olduklarını belirterek, atalarının Sarıkeçili Yörükleri olarak tanındığını, kendilerinin de konar-göçerliği bir gelenek olmasından ziyade yapacak başka bir iş bulamadıkları için sürdürdüklerini söylemiştir. Gök konuşmasını, "Ne bir karış toprağımız, ne evimiz ne de geçimimizi sağlayacak bir işimiz var. Yaşlılarımızı bir bir kaybediyoruz, sayımız her geçen yıl azalıyor. Devlet bize yardım eli uzatsa, sosyal güvencemiz ve ekecek bir karış toprağımız olsa biz de artık konar-göçer yaşamayacağız" şeklinde devam ettirmiştir (http://www.merhabagazetesi.com.tr/arsiv ... 22/g21.htm).

Bununla birlikte Gök, konar-göçer yaşam tarzının Türk kültürünün bir parçası olduğunu, buna rağmen bazı çevreler tarafından küçümsendiklerini anlatmaktadır. Ayrıca, Sarıkeçili aşiretinin konup göçtükleri süreç içinde çeşitli sosyal ilişki ve etkileşimde bulundukları köylülerin aşiret mensuplarına ayrı bir grup gibi baktıkları ve onlarla ilişkilerini oldukça alt düzeyde tutukları gözlemlenmiştir.

Bu bakış açısının, Sarıkeçili Yörüklerinin kendi aralarında var olan dayanışma duygusunu arttırdığını söylemek mümkün olmaktadır. Bir taraftan somut kültürleri ve yaşam biçimleri kuşkusuz büyük bir tekdüzelik göstermektedir. Aynı aşirete mensup bireyler birbirini tanımakta, konalga değiştirmelerinden ve yapılan/düzenlenen etkinliklerden yediden yetmişe bütün aşiret mensupları haberdar olmaktadır. Bu, özellikle grubun en hareketli kesimini oluşturan, zamanlarının büyük bir kısmını bu işe hasreden yetişkin erkekler için geçerlidir. Pazarda, kahvede, veya camide görüşen, şu ya da bu otlağı görmeye gidecek olan kişiler erkeklerdir. Fakat kadınlar da, bu sosyal karşılıklı ilişkiden dışlanmazlar. Göç boyunca konalgaların kompozisyonu içindeki değişmeler, onlara sayısız çadır sakinleriyle karşılaşma olanağı vermektedir. Onlardan çoğu ile uzak veya yakın akraba olmaktadırlar. Çünkü Sarıkeçili Yörük aşireti, diğer Yörük ailelerden çok, genç Sarıkeçilileri eş olarak tercihen almaya devam etmektedir. Fakat yerli ailelerle de ilişkilerini sürdürmektedirler (Bazın 1994: 342).

Metodoloji

Bu çalışma, nitel araştırma teknikleri kullanılarak alandan (sahadan) elde edilen verilerin konu ile ilgili literatürden taranan verilerle desteklenmesi sonucu hazırlanmıştır. Bu araştırma, alan araştırması olarak 2000-2003 yılları arasında Mersin, Aydıncık ve Silifke ilçelerinde gerçekleştirilmiştir. Bu alan araştırmasında, nitel araştırma tekniklerinden yapılandırılmış görüşme ve katılımcı gözlem teknikleri uygulanarak verilere ulaşılmıştır. Bu çerçevede Yörük kadınları konar-göçer yaşam tarzlarında -kendi doğal ortamları içinde- gözlemlenerek kendi kimliklerini nasıl inşa ettikleri belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma sahasından derlenen verilerin belli bir bölümü değerlendirilerek bu çalışma ortaya çıkarılmıştır.

Konar-Göçer Yörüklerde Kadın Kimliği

Türk ailesinde, kadın ve erkek, adeta birbirini tamamlayan iki unsurdur. Ailede birinin üstünlüğü söz konusu olduğunda, erkek öndedir ve etkindir. Aslında Türk kadını, kendisi çok güçlü olsa bile, sosyal açıdan erkeği öne çıkararak hem onu yüceltir, hem de ailenin içindeki dengeleri gözetir. Kadın eğer erkeği evinde yoksa, onun bütün işlerini üstlenir ve yerine getirir. Bu konuda sadece çevredeki koşullara göre hareket etmek gereğini duyar. Bu yüzden Türk kadını, tarihin hemen her devrinde sosyal hayatın içinde olmuştur.

Osmanlı dönemi, kadının sosyal hayatta geriye itildiği dönemmiş gibi tasavvur edilir. Oysa ki, pek çok kayıt ve olaylar bunun doğru olmadığını açıkça gösterir. Osmanlı döneminde, hemen bütün şehirlerde çoğunlukla kadınların alış-veriş ettikleri bir "kadınlar pazarı" bulunmakta idi (Bursa, Denizli, Konya vb.).

Türk kadını devlet teşkilatının içinde, en baştaki yerden, en sadesine kadar hemen her yerde şeref ve önemine uygun olarak yer almaktadır. Babası güçlü ve muktedir bir yönetici olan Türk kızı, gerektiğinde babasının yerine yönetici, hatta "sultan" olabilmektedir. Aynı şekilde, şartların imkan vermesiyle, Türk kadını öteki bütün görevleri de yerine getirebiliyordu (Baykara 2001: 155).

Ailede sözü geçen, reis konumunu üstlenen taraf babadır. Baba daha çok çadırın dışındaki faaliyetlerde kendini göstermektedir. Çocuğun eğitimi annenin yerine getirmesi gereken rollerinden birisidir. Annelik, Türkmen ailesinde ağır bir mesuliyet olsa da, bir çok olaylarda kadın kendini savunmakta, aile için bir takım durumlarda erkek kadına danışmaktadır. Türkmen erkeği despot değildir. Bazı durumlarda kadının sözünü dinlemekte ve ona karşı yükümlülükleri bulunmaktadır. Ailesine ve kadınına bakmayan erkek, kadını tarafından kayın babasına ve kayın validesine şikayet edilebilmektedir. Bu durumda erkeğin anne ve babası onu ağır bir dille azarlamaktadır. Erkek, her zaman anne ve babasının konumundan çekinmekte; şayet onları dikkate almadığı takdirde, boyun veya tirenin (kabilenin) ihtiyarları onu cezalandırabilme yetkisine sahip olduğunu bilmektedir. En ağır ceza, mensup olduğu topluluktan kovulmaktır (Necef ve Berdiyev 2003: 302-303).

Konar-göçer veya yerleşik her toplumda var olan ortak bir sorun, ailenin zamanla büyüyerek bölünmesidir. Bu aile, ister birkaç evde birden oturan kalabalık akrabalar grubu, ister anne, baba ve çocuktan ibaret bir aile olsun aynı gelişme ve bölünmeye adaydır. Bunun hangi kuşakta, hangi demografik noktada olacağı farklılık gösterir (Bates 1971:263).

Ailenin elindeki sermaye miktarı, yeni bir evin kurulmasında önemli bir etkendir. Konar-göçer Yörük toplumunda, kendi kendine yeterlik için gerekli ilk sermayeyi sağlayarak, yeni evlerin kurulmasına olanak veren en önemli yol, aileye ait sürülerden pay almak veya miras yoludur. Yörük köyünde ise aynı yol yine geçerli olmakla beraber, yeni kurulan ailenin tam ekonomik bağımsızlığını sağlayamamaktadır (Bates 1971:266).

Konar-göçer Yörüklerin miras töreleri, yerleşik yaşam tarzını devam ettiren topluluklardan farklıdır. Bu Yörük aşiretleri arasında yapılan miras dağıtımında, kız çocuklar biraz çeyiz dışında mirastan hiç pay almazlar; ancak gelinlere babaları ve kayınbabaları tarafından kendi malları olmak üzere altın paralar verilir. Dul kadınlara küçük çocukların hesabına verilen ve tekrar evlendikleri takdirde kaybettikleri bir miktar mal dışında mirastan hiç pay verilmez. Aynı şekilde baba çadırından ayrılmış olan oğullar babalarının mirasından yararlanamazlar; bunlar yeni ev açarken aldıkları pay ile yetinmek zorundadırlar. Konar-göçer toplumda oğullara yeni bir ev kurarken, baba ocağına ait sürüden pay verilmesi, her zaman uyulan bir gelenektir (Bates 1971: 266, 268).

Aynı soydan aile sayısının azlığı ve aşiretin yakın evliliğe eğilimi nedeniyle Sarıkeçililer grup içi evliliği (endogami) tercih etmektedirler ve aralarında, uzak da olsa bir evlilik bağı bulunmayan insan pek ender bulunur. Aşiret içi veya dışındaki evlilikler çoğunlukla "kız kaçırma" geleneği ile yapılmaktadır. Önce kız kaçırılmakta arkasından başta yapılması gereken kız isteme, nişan ve düğün gelenekleri uygulanmaktadır. Yörük erkekleri çokeşli değil tekeşli evlilikler gerçekleştirmektedirler.
Sarıkeçililerden Sinan Can ile yapılan mülakatta (12.03.2003); "Kızla keçileri otlatırken görüşürsün. Tenha yerde buluşursun. Kimse olmadığı zaman kızın çadırına varırsın. Vermezlerse ben de kaçırırım. Bu, düğünden iyi olur. Kaçırıverirsin. Hemen dini nikah kıyarsın. Bir milyar lira başlık parası verirsin. Kızın en güzel çeyizlik hediyesi de ala çuvaldır." Bir Yörük erkeğinin evleneceği kız nasıl olmalı diye sorulduğunda; "İşi iyi olsun. Ekmek atsın, çay pişirsin. Köylüleri almayız, bize gelmez." şeklinde cevap vermektedir.

Yörük kadınları, gül yüzlü ve utangaç kadınlardır. Çadıra gelen misafirlerle genellikle konuşmaktan imtina ederler. Belli bir zamana kadar rüzgarsız ağaç kadar sessiz olmaktadırlar. Bu durumu Mehmet Can (12.03.2003) şu şekilde açıklamaktadır; "Bunlar cahildir. Hep dağda yaşadıkları, fazla insan görmedikleri için böyledirler".

Bir çadıra misafir geldiği zaman, o anda çadırda erkek bulunmasa dahi evin en yaşlı kadını misafiri karşılayarak çadırına buyur edebilmekte; hep birlikte çadıra girildikten sonra evin genç kızları ve gelinleri dahil herkes misafire hoş geldiniz demektedir. Sonrasında evin kızları ve gelinleri hep birlikte aynı çadır içinde oturabilmekte, çadırlara gelen misafirlere gerekli ikramda bulunmaktadırlar.

Sarıkeçili Yörük kadını, çocuk güzel olsun istemektedir. Bunun için bellerinden bağlamadan önce çocukların kafasına "çelme çeler" diye ifade ettikleri bebeğin kafasının kırkı çıkana kadar bezlerle sarılı kalması geleneğini devam ettirmektedirler. Kadınlar, bu uygulamayı bebeğin kafasının yuvarlak ve güzel olması için yapmaktadırlar.
Çocukların yetiştirilmesi ve büyütülmesi konusuna gelince; Yörük kadınlarının çocuklarına ayırabilecekleri ne yeterli zamanları ne de eğitimleri bulunmaktadır. Anne bir yaşına kadar çocuğunu sırtına bağlayarak bütün işlerine yapmakta, bu yaştan sonra ise çocuğu 3-4 yaşına kadar çadırın orta direğine ateşe uzanamayacağı şekilde uzunca bir iple bağlayarak keçileri otlatma, su getirme, yemek yapma vb. gibi günlük işlerini yapabilmektedir. Emine Bakırcıoğlu, yapılan mülakatta (11.03.2003) konar-göçer Yörük kadınının çocukların yetiştirilmesi konusundaki görüşlerini iki cümle ile özetlemektedir; "yıkanacaksa yıkarız, acıktıysa doyururuz." Görüldüğü üzere çocukların büyütülmesi ve yetiştirilmesi konusunda bütün sorumluluklar kadına aittir.

Yörüklerde çalışan kadının toplumdaki yeri önde gelir, kadının sözünü dinlemek, öğütlerine uymak şart sayılmaktadır. Hayatın her alanında yer alan kadın, erkek kadar aktif, üretken ve yaratıcıdırlar. Kadınlar, erkeklerden kaçmamakta, yüzlerini örtmemekte, beraber üretip, beraber tüketmektedirler. Bolkar (Bulgar) Dağında yaylayan Ayaş Yörüklerinin Pınarbaşı'daki yaylasını ziyaret eden Ali Rıza Yalman (1993: 204), Beratlı Hasan Ağa'nın şu yakarışına tanık olmuştur; " Eskiden davar boğazladığımız gün burası bir bayram yeri olurdu. Kadın, erkek, davul, kaval çalar birlikte oynar, eğlenirdik. Ama beş on senedir bizi bu oyunlardan ayırdılar. Günahtır, yasaktır dediler; bize leke sürdüler, saflığımızı bozdular. Şimdi karılarımız oynamaz oldu. Ama oyunları, dernekleri bıraktığımız günden beri Allah beti bereketi kaldırdı, bizi durgunlaştırdı."

Çadırın yönetimi evin en yaşlı kadınına aittir. Kadın evin direği olarak görülmektedir. Sarıkeçili kadınının günün her saatinde meşguliyeti vardır. Şöyleki, her göç gününde eşiyle birlikte çadırı kurduktan sonra eşyaları yerleştirerek düzenlemekte, çocuğa bakmakta, eve gelen misafiri kadın ağırlamakta, hayvanlardan sütü sağarak süt ürünlerini yapmakta, çadırda dumanı tüttürerek ekmek ve yemek yapmakta, çamaşır yıkamakta, keçilerden kırkılan yünü temizleyerek eğirip boyamakta ve binbir renkli motife dönüştürerek kilim, çadır, heybe, çuval ve kolan dokumaktadır. Ayrıca, eğer evde genç kız veya erkek çocuk yoksa keçi sürüsünü veya develeri otlatma işi de birinci derecede kadının görevleri arasında yer almaktadır.

Sarıkeçili kadınlarının giyim-kuşamlarına bakıldığında; yaşlı kadınların başlarında fes bulunmaktadır. Fesin önünde 3-4 kadar altın veya gümüş bulunmaktadır. Uç peşli entari ile uzun gömlek giymektedirler. Yeni yetişen nesil bu bu giyinme şeklini devam ettirmemektedir.
Genç kızlar başlarında eşarp, diz kapaklarının altına kadar uzanan don, altında çoğunlukla siyah çorap, üstte bir "entari", onun üzerine bir kazaktan müteşekkil kıyafet giymektedirler. Sarıkeçili kadınlan, giydikleri kıyafetlerinin rengi konusunda ilk tercih ettikleri renk kırmızıdır. Bunun dışındaki renkler arasında mevcutların en çarpıcı olanları, mesela sarının çok açığı, mavinin, yeşilin en can alıcı tonunu tercih ettikleri görülmektedir.

Her Sarıkeçili Yörük kadını, kız veya çocukları mutlaka gümüş bir takı bulundurmaktadırlar. Kızlarda ve yaşı 30 ila 40 arasında değişen kadınlarda gümüş kemer takanlara rastlanılmaktadır. Aynı çeşit takılardan üzerlerinde nazara karşı boncuklar bulunanları da çocuklara takılmaktadır.
Büyük hazırlıklar yaptıkları göç sırasında deve katarlarını ailenin yeni gelini veya genç kızı çekmektedir. Katarın önünü çekecek gelin o gün yeni baştan süslenir. Kadına saygıdan dolayı, deve çeken genç gelinin önüne hiçbir kimse geçmemektedir. Değişik katarlar arka arkaya dizilince ortaya seyrine doyum olmayacak bir Yörük göçü çıkmaktadır.

Sarıkeçili Yörükleri yılın 12 ayını da hareket halinde geçirmektedir; yılın 4 ayını kışlakta, 4 ayını yaylakta diğer 4 ayını ise yaylaya ve kışlağa göçerken geçirmektedir. Dolayısıyla, Sarıkeçili Yörük ailelerinde önemli yere sahip olan kadınların yaylak ve kışlaktaki gündelik hayatlarına kısaca değinmek gerekmektedir. Kışlakta günlük hayat, hayvan sürüsünün yaşamına göre düzenlenmekte ve aile değişik görevler üstlenmektedir. Aile fertlerinden biri, Gülnar veya Silifke, Aydıncık veya Yeşilovacık gibi en yakın yerleşme yerlerinden birine kendileri veya hayvanları için yiyecek satın almaya gitmemişse develeri otlatmaya götürür. Diğerleri, Şubat ayındaki gebeliğe kadar keçilerin bakımı ile ilgilenir (Ozönder ve diğerleri 2005).

Kışlakta oturma süresi, kadınlara dokuma işlerine zamanlarının bir kısmını ayırma fırsatı vermektedir. Keçi kılı, yay gibi bükülmüş ortası delik iki parça ağaç ve bir merkez parçadan oluşan kirmenle eğrilir. Sonra elde edilen iplik sicim bükmek veya çeşitli dokumalarda kullanılır. Çadırın çatı şeritleri ve çullar, çuvallar çadır girişi veya açık havada kurulan ıstarda dokunmaktadır. Yörük kadını ıstarda üç çeşit çuval dokumaktadır; ala, kara ve ak çuval. Bu çuvaların işlevlerine gelince; kara çuvala keçi kılı ve koyun yünü, ak çuvala yiyecekler, ala çuvala da tüm giyecekler konulmaktadır.

Kadınlar, hayvanların yapağıları kullanılarak, çeşitli örme ürünleri hazırlanmaktadırlar. Örme ürünlerinin hazırlanmasında yaygın olarak kullanılanı keçi kılıdır. Yazın kesilen keçilerin kılları kadınlar tarafından o anda veya daha sonra dokunmadan önce iğ ile eğrilmekte; bunların bir kısmı kendileri tarafından değerlendirilmekte, büyük bir kısmı da Konya'daki özel atölyelere satılmaktadır.

Mayıs ayının başlarından itibaren göçülmeye başlanan yayladaki günlük hayata baktığımızda; başta keçilerin sağılması ve gerektiği zamanlarda otlatılması görevi kadınlara aittir. Keçiler, kadınlar tarafından öğleye doğru veya ikindi başlarında günde bir defa sağlmaktadır. Elde edilen sütlerin temizlenerek yağ makinesi yardımıyla yağından ayrılması ve sonrasında bu sütlerden peynir yapılması işleri de kadınların günlük uğraşları arasında yer almaktadır.

Yörük-Türkmenlerde kadın erkek eşitliğine rastlanmaktadır. A. Vambery'ye göre, "eşitlik yalnız erkekler arasında değil, kadınlar arasında da vardı. Türkmenler arasında kaldığım esnada bana en çok etki eden husus onların ailelerine gösterdikleri sevgi ve nezaket ve bilhassa kadınlara duyulan saygıydı. Ben, kadınları yalnız aile içinde erkeklerle eşit değil, fakat aynı zamanda bilhassa yaşlı kadınların, geleneksel bir miras şeklinde, bütün halk arasında çok büyük itibar sahibi olduklarına şahit oldum." (Necef ve Berdiyev 2003: 293).

Sonuç:

Bu çalışma, Türk kültürünün yaşama biçimlerinden biri olan ve günümüze kadar devam eden konar-göçer yaşam tarzını en doğal ortamda ve saf bir şekilde yaşayanların göçer Yörüklerin bazı aşiretleri (Sarıkeçili, Saçıkara vb) olduğu gerçeğini tesbit etmemizi sağlamıştır. Bu konar-göçer aşiretlerin günümüzdeki yaşama tarzlarına bakıldığında; günlük yaşamlarında teknoloji en alt düzeyde kullanmakta, kullandıkları araç-gereçleri kendileri üretmekte ve de hala göçlerini develerle gerçekleştirmektedirler. Dolayısıyla, bu yaşama biçimi kültürün geçmiş dönemlerdeki ile şuan ki yaşama tarzı arasında hem bir köprü hem de en tipik bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sonuç olarak, konar-göçer Yörüklüğün günümüze kadar devam etmesinde Yörük kadınlarının çok önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu güne kadar yaptığımız alan araştırmalarında; bu alt kültür grubunda kadının statüsünü belirleye ölçütün, çalışkanlık ve üretkenlik olduğu söylenebilir. Çalışkan ve becerikli kadının Yörük toplumunda çok daha fazla saygınlığı bulunmaktadır.

Kaynakça
Kitap: OSMANLIDAN CUMHURİYETE YörüKLER ve TÜRKMENLER
Yazar: Hayati Beşirli, İbrahim Erdal
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir