Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

XVIII. Asrın Başlarında Kayserinin Sosyal Durumu

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

XVIII. Asrın Başlarında Kayserinin Sosyal Durumu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 20:22

XVIII. ASRIN BAŞLARINDA KAYSERİNİN SOSYAL DURUMU

Bu tebliğde 1700-1730 seneleri arasında Kayseri'de sosyal durum ele alınmıştır. Konu hazırlanırken Kayseri Şer'iyye Sicilleri ve arşiv vesikalarından istifade edilmiştir.
Kayseri, Anadolu'daki doğu-batı, kuzey-güney istikametlerinden gelen tarihi, askeri ve ticari yolların kesiştiği bir yerde kurulmuş olmasından dolayı, tarihin ilk çağlarından beri bilinmektedir. Tarih boyunca Anadolu'da kurulan birçok devletin önemli merkezi olduğu gibi Türklerin Anadolu'da hakim olmasından sonra da önemini korumuştur. Selçuklular zamanında Orta Çağ tarihinin en parlak devrini yaşamıştır. 1515 senesinde kesin olarak Osmanlı hakimiyetine girmeden önce, Anadolu Türk toplulukları arasındaki mücadelelere sahne olmuş ve Timur'un Anadolu'daki askeri faaliyetleri sırasında da zarar görmüştür. Anadolu'da Türk birliğini kurmak için mücadele eden Karamanoğulları Beyliği'nin 1467 senesinde Osmanlılar tarafından ortadan kaldırılmasıyla, Osmanlı Devleti'ne dahil olmuştur. Ancak, Anadolu'da bir müddet süren Osmanlı-Memluklü ve Osmanlı-Safevi mücadeleleri sebebiyle bölgede Osmanlı hakimiyeti tam olarak kurulamamıştır.

Kayseri, 1515 senesinde Osmanlı hakimiyetinin tesis edilmesinden sonra da süratle büyümüş ve gelişmiştir. 1515-1594 seneleri arasındaki gelişmeleri müteakip, Anadolu'da Bursa'dan sonra ikinci büyük şehir haline gelmiştir. 1500 senesinde 37 mahalle olan şehir 1583'te 72 mahalleye ulaşmıştır. Aynı dönemde şehrin nüfusu da 1848 haneden 6015 haneye yükselmiştir. Osmanlı Devleti'nde 1585'ten itibaren başlayan iç karışıklıklar (Celaliler) ve dünya ticaret yollarının Akdeniz dışına çıkması gibi önemli gelişmeler, Osmanlı Devleti'nin bütününü etkilediği gibi Kayseri'yi de menfi olarak etkilemiştir. XVIII. asır boyunca devam eden menfi gelişmelere rağmen, coğrafi gelişmelere rağmen, coğrafi konumu ve sosyo-ekonomik şartlarıyla az da olsa canlı bir şehir durumunu muhafaza etmiştir. XVII. asrın başlarına gelindiğinde ise, Kayseri ne Selçuklular devrinin parlak bir şehri ve ne de Osmanlıların XVI. asırda en çok gelişen şehirlerinden biri değildir.

Bilindiği gibi Osmanlı Devleti, XVIII. asrın başına gelindiğinde kurulmuş ve yükselme dönemlerindeki sağlıklı ve düzenli yapısını ve yaşantısını kaybetmiştir. Nitekim, XVII. asrın başlarından itibaren merkez teşkilatında meydana gelen aksaklıklar taşra idaresine de yansımıştır. Şer'i ve örfi idarecilerin yolsuzlukları halkın sosyal ve ekonomik hayatını menfi yönden etkilemiştir. Diğer taraftan devlet yetkilileri XVII. asır boyunca tedbirler almasına rağmen kötü gidişatı düzeltememişlerdir. Bu arada gelişen hadiseler yeni idari, mali değişmelere sebep olmuştur. Osmanlı taşra idaresinde Enderunlu dönemi bitmiş, mahalli yönetimde ayan ve eşrafın nüfuzu artmaya başlamıştır. Mali yapıda, iltizam usulünün yaygınlaşmasıyla mali kuvvetleri artan mültezimler ayanlara katılmışlardır. XVII. asrın sonlarına doğru ayanlar ve bazı mültezimler mütegallibeliğe başlamışlardır. Bu durum Anadolu'da asayişsizliğe sebep olmuştur. Yine XVII. asrın ikinci yarısında Anadolu'da başlayan Levendat hareketlerine, aşiretler de katılmışlar ve bütün bunlar idari, sosyal ve iktisadi meselelere sahip olmuşlardır. XVIII. asrın başında da devlet yetkilileri bu meseleleri çözmek maksadıyla idari, iktisadi, askeri birçok tedbirleri uygulamaya koy-muşlardır.

Bu çerçevede bu tebliğde XVIII. asrın başında Kayseri'deki sosyal durumu, bütün sosyal hadiseleri tahlil etmekten ziyade, 1700-1730 seneleri arasında meydana gelen sosyal hadiseler ve bunların neticeleri ortaya konulmuştur. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için bu dönemde Kayseri'de meydana gelen sosyal hadiseleri belli başlıklar altında toplamak mümkündür.

a) Aşiretler,
b) Levendler,
c) Ayanlar ve mütegallibeler,
d) Yöneticilerin tavırları,

a) Aşiretler

XVII. asrın son çeyreğinden itibaren Osmanlı Devleti'ni uğraştıran en önemli meselelerden biri de aşiretlerin meydana getirdikleri asayişsizlik ve bunların önlenmesidir. XVIII. asrın başlarında bütün Anadolu şehirlerinde olduğu gibi Kayseri'deki aşiretlerin hareketleri büyük sosyal huzursuzluklara sebep olmuştur. 17001730 seneleri arasında Kayseri ve civarında yaşayan aşiretler arasında birçoğu şekavetlerde bulunmasına rağmen, bunların arasında bazı aşiretlerin şekavetlerinin boyutları ve neticeleri ön plana çıkmaktadır. Mesela Kozan bölgesinde Derbendçi olarak bulunan Danişmend Türkmenlerinden, Şarklı ve Kuşçulu cemaatleri ile Yeniil Türkmenlerinden Karagündüzlü cemaatine dahil ve Receplu Afşarına bağlı topluluklar gibi. -Bu arada, kronolojik bir yol takip edilerek, aşiretlerin meydana getirdiği sosyal huzursuzluklar ve neticeleri ele alınırken, aynı zamanda bu huzursuzlukları önlemek maksadıyla bölgedeki idarecilere gönderilen emirlerden ve alınan tedbirlerden de kısaca bahsedilecektir10. -Nitekim, 4 Haziran 1701 tarihinde, Adana, Sivas ve Konya civarında yaşayan konar-göçer Yörükan Türkmenlerinden Mamalu Cerit ve Pehlivanlı cemaatlerine dahil bazı topluluklar, Kayseri'nin Kırk-kaya köyü ve Sarıkaya mezraasına gruplar halinde gelip köylülerin mallarını gasp etmişler, ayrıca, köylülerden bazılarını da öldürmüşlerdir. Bu eşkıyalık hadiselerinden birkaç gün sonra 11 Haziran 1701 tarihinde, yine Kırkkaya köyü ve civarına başka bir Yörükan taifesinden; Günceli Bayadı'na dahil Kubad, Doğanlı ve Torbalı cemaatlerinden topluluklar gelmişlerdir. Bu topluluklar da köylüleri huzursuz etmiş ve halkın mallarına ve ekinlerine ziyan vermişlerdir. Köylüler durumlarını idarecilere bildirmişler ve tedbir alınmasını istemişlerdir. Yine aynı sene Kayseri'nin Develi ve Yahyalı kazaları arasındaki bölgede daha önceden beri yayladıkları anlaşılan, bu civarda "ziraat eden otundan ve suyundan istifade ede gelen" Bozdoğan taifesinden Karahacı cemaati, kendi yaylalarının dışına çıkarak, Yahyalı ahalisine ait olan yerlere kadar topluluklar halinde inmiş, "ziraatlerini fesad ve at katır ve akçelerini ahz" etmişlerdir. Bu bölge halkı Kayseri kadısına müracaat ederek, "hüccet ve fermanla" kendi yaylaları olan yerleri işgal eden, Yörükan topluluklarının buralardan uzaklaştırılmalarını isteyen şikayetlerde bulunmuşlardır13. Yukarıdaki belgeler ışığında 1701 senesinde Kayseri'de aşiretlerin önemli asayişsizliklere sebep oldukları görülmektedir. Nitekim, aynı sene, aşiretler Anadolu'nun birçok bölgesinde geniş çaplı asayişsizlikler ve düzensizlikler meydana getirmişlerdir. 18 Mayıs 1701 tarihinde Kayseri'ye gönderilen bir fermanda, Anadolu'da aşiretlerin meydana getirdikleri asayişsizliklerden geniş bir şekilde bahsedildikten sonra, Misis bölgesinde Derbendçi olan Danişmedlü Türkmenlerinden, "Şarklı ve Kuşçulu cemaatleri", Yeniil Türkmenlerinden Karagündüzlü cemaatine dahil Receplu Afşarı, İfraza tabi "Çakal ve Murçlu cemaatleri" ile Halep Türkmenlerinden "İncili cemaati" ile daha önce İçil ve Alaiyye'ye iskanları emrolunan Karahacılı cemaatinin yanlarında Rakka'dan firar etmiş bazı cemaatlerle beraber Kayseri'ye bağlı Yahyalı'ya gittikleri "mera ve yaylaları zabt" ettikleri, halktan bazı kişileri de katlettikleri belirtilerek bu çok kalabalık toplulukların fesatlarının önlenerek iskan yerlerine gönderilmeleri için Adana, Karaman, Konya ve Kayseri'deki idarecilere emir gönde-rilmiştir14. Yine 1703 senesinde, Kayseri'nin Salkım köyüne gelen bazı aşiret toplulukları köylülere zarar vermiş ve köyden bir kişiyi de öldürmüşlerdir15. Daha sonra 23 Ağustos 1708 tarihinde, Pehlivanlı cemaatinden topluluklar Kayseri civarında yolları keserek halkın mallarını gasp etmişlerdir. Bu topluluklar Osman adında bir kişiyi, "iki erkek ve bir dişi devesini gasp" ettikten sonra öldürmüşlerdir. 1 Ekim 1708'de İfraz-ı Zülkadriye'ye dahil ve Gerin köyünde oturan Hüseyin, yanında birkaç kişiyle Kayseri'nin Metkeniz (?) köyünden Mustafa'nın yolunu keserek yanındaki kıymetli eşyalarını gasp etmişlerdir17. 27 Kasım 1708 tarihinde ise Akçakoyunlu Türkmeni'nden olup Adana dolaylarında oturan Dursunlu cemaatinden Veli Abdi Ağa ve adamları Kayseri'nin Cırlavik köyünden Süleyman'ı öldürmüşlerdir. Yalnız, bu hadiseler küçük boyutlu görünmesine rağmen çevrede meydana getirdikleri yol emniyetsizlikleriyle ve yaptıkları gasplarla bölge halkında korku ve endişeye sebep oldukları anlaşılmaktadır.

Kayseri ve civarında birçok defa eşkıyalık faaliyetlerinde bulunan Receplu Afşarı, birçok defa Rakka'ya iskan edilmekle cezalandırılmışlarsa da iskanları mümkün olmamıştır. Nitekim Haziran 1711 senesinde, eşkıyalık yapan ve bölge halkına birçok zararlar veren Receplu Afşarı, 15000 kuruş "nezr" ile Zamantı bölgesine yerleştirilmiş, buraları "şen ve abad" etmeleri şartı ile Rakka'ya iskanlarından vaz-geçilmiştir. Ancak bu toplulukların, XVIII. asır boyunca eşkiyalıklardan vazgeçmedikleri görülmektedir. Zira, daha ileride yine bu aşirederden bahsedilecektir. Ayrıca, 30 Haziran 1711'de Horasan köyü dolaylarındaki çayırlarda konaklayan Danişmendlü Türkmenlerinden Suculu cemaati, Horasan köyünü basmıştır. 9 kadın ve erkeği yakalayıp, köyden birçok eşya ve deve gasp etmişlerdir. Bu toplulukların eşkıyalıklarının önlenmesi için Kayseri'ye emir gönderilmiştir. Aynı sene, yine Danişmendlü Türkmenlerinden Şereflu cemaati Kayseri civarında yol kesmekte ve adam öldürmekte iken bölgedeki halktan bazıları da aşiretlerle beraber olmuş ve vergi vermeyeceklerini bildirip, devlete karşı geldiklerini bildirmişlerdir. Ancak, bu hareketlerinden kısa bir süre sonra vazgeçen bu cemaatin haklarında verilen Rakka'ya iskan cezası da bir fermanla kaldırılmıştır. Tetkik ettiğimiz bu belgelerde aşiretlerin meydana getirdikleri asayişsizlik sadece Kayseri civarında kalmayıp şehrin merkezine kadar uzanmıştır. Devlet merkezine yazılan arzlarda durum açıkça görülmektedir. Hadiselerin, asayiş ve düzen bakımından en emin yerler olarak şehir merkezlerine kadar uzanmasında, 1711 Osmanlı-Rus Savaşı münasebetiyle ordunun harpte olmasının önemli sebep olduğu kabul edilebilir.

Kayseri civarında aşiretlerin meydana getirdiği hadiseler yaklaşık 9 sene, daha düşük çaplı hadiseler olarak kaldıktan sonra 1720 senesinde tekrar büyük boyutlara ulaşmıştır. 1720 senesi Aralık ayı sonlarında konar-göçer Türkmenlerin Kayseri ve Kırşehir arasındaki bölgede, yolları kesip insanları öldürdükleri ve mallarını gasp ettiklerinin merkeze yazılması üzerine bu Türkmen topluluklarının Rakka'ya iskan edilmesi için ferman çıkarılmış ve mübaşir gönderilmiştir. Kayseri'deki idarecilerin de bu mübaşire yardım etmeleri emredilmiştir. Aynı sene Danişmendlü Türkmenlerinden Şarklı cemaati de Kayseri civarında eşkıyalıklara katılmıştır. Bu topluluklar üzerine Yeniil Hassı Voyvodası Mustafa mübaşir tayin edilerek toplulukların Rakka'ya iskanları istenmiştir. Bu tedbirlerin ardından aşiretlerin eşkıyalıkları bir süre azalmıştır ise de daha sonraları yeniden şiddetlenerek başlayacaktır. 24 Temmuz 1727 tarihinde, kışın Bozantı dağlarında kışlayan yazları Erciyes Dağı etrafında yaylayan İmamkulu, Bahrilü ve Lekvanik Kürtlerinden Fasaklu cemaatleri, Kayseri'nin Köstere, Harmancık Develü, Karahisar ve İncesu civarındaki reayayı esir almış, mallarını gasp etmiş ve çocuklarına zarar vermişlerdir. Geniş bir alana yayılan bu aşiretlerin huzursuzluklarını önlemek üzere Develioğlu Mustafa adında bir görevli tayin edilmiştir. Develioğlu Mustafa, bu aşiretleri mağlup ederek bölgede sükunet ve huzur temin etmiştir. Gerçi geçici sükunetin arkasından 1729 ve 1730 senelerinde Halep Türkmenlerinden Akçakoyunlu cemaati ve Receplü Afşarı'na dahil topluluklar tekrar eşkıyalıklara başlamışlardır. Kayseri kadısına ve mütesellimine gönderilen fermanda, bu aşiretlerin halka yaptıkları zulümlerin önlenmesi istenmiş ve bu toplulukların Rakka'ya iskan edilmeleri ve yakalanan şakilerin kalebent yapılarak cezalandırılmaları bildirilmiştir. Alınan tedbirlere rağmen bütün Anadolu'da olduğu gibi Kayseri'de de XVIII. asır boyunca aşiretlerin eşkıyalıklarının önü bir süre daha alınmamıştır. Aşiretlerin meydana getirdiği huzursuzluklar, şehrin sosyal durumunu derinden etkilemiştir. Bir kısım insanların yer ve yurtlarını terk ederek, köylerden şehre veya köylerden köylere göçlere sebep olmuştur. Ayrıca halkın iktisadi bakımdan zayıflamasına yol açmıştır.

Kaynakça
Kitap: XII. TÜRK TARİH KONGRESİ
Yazar: TÜRK TARİH KURUMU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: XVIII. ASRIN BAŞLARINDA KAYSERİNİN SOSYAL DURUMU

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 20:24

b) Levendler

Levend, başlangıçta asker, harbe kadir insan, bilahare yiğit, gözünü budaktan esirgemeyen adam manasında kullanılmıştır. XVIII. asra gelindiğinde, levendler için "kalabalık şaki grupları" denilmektedir. Özellikle "tekalif-i şakka'nın ağırlaştırdığı vergi yükü, Anadolu'nun birçok yerinde ahalinin yer ve yurtlarını terk ederek "haram-zade", "kapusuz bacasuz levend", "yaramaz", "başıboş levend", "saruca sekban" adlarıyla bilinen bu şaki gruplarına katılmalarına sebep olmuştur. Bu şekilde çok geniş kalabalık kideler haline gelen topluluklar, şekavette bulunup halkın huzurunu bozmuşlardır. Anadolu'nun birçok yöresinde olduğu gibi Kayseri'de de levend gruplarının şekavetleri önemli içtimai neticelere sebep olur.

Mayıs 1701 senesinde, levendlerin Kayseri civarında topluluklar halinde gezerek halkın huzur ve rahatını kaçırdıklarının şikayeti üzerine Kayseri'deki idarecilere levendlerin halka yaptıkları zulümlerin önlenmesi için emir gönderilmiştir. Aynı fermanda, Anadolu'nun birçok yerinde, levendlerin Türkmen ve Ekrad taifelerine katıldıkları ve çok geniş boyutlarda şekavetlerde bulundukları belirtilmiştir. Yine 1707 senesinde gruplar halinde gezen levendlerden 30 kadarının Kayseri civarına gelerek halktan haksız para talep ettikleri ve vermeyenleri de cezalandırdıkları görülmektedir. 1701 senesinde, levendlerin Anadolu'daki huzursuzluklarının ortadan kaldırılması için, Şam Valisi Kiler Ağası Ahmed Ağa, levendler üzerine müfettiş tayin edilmiş, Kayseri mütesellimi ve kadısının da görevlendirilen müfettişe yardım etmesi için emir gönderilmiştir. Yine Temmuz 1711'de, kalabalık gruplar halinde gezen Levendler Kayseri'de, insanları kadederek mallarını gasp etmişler ve "Bayrak Akçesi" ve "Kurban bahası" adıyla halktan para toplamışlardır. Ayrıca 1712 senesinde, Kayseri'ye bağlı Asipton köyüne gelen levendler, halktan haksız taleplerde bulunmuşlar ve halka zulüm etmişlerdir. Aynı senede Kayseri ile Sivas arasındaki bölgede, 700-800 kişilik gruplar halinde başıboş gezerek, gasp ve kıtallerde bulunmaları üzerine tedbirler alınmıştır. Levendlerin eşkıyalıkları da, aşiretlerin yapuğı şekavetlerde olduğu gibi ordunun savaşta bulunduğu zamanlarda daha da artarak genişlemektedir. Levendlerin meydana getirdikleri huzursuzluklar da özellikle kır bölgelerinde etkili oldukları ve halkın daha emniyedi yerlere göçmelerine sebep olmuştur.

c) Ayanlar ve mütegallibeler

Ayan, Osmanlı idaresinde, halk temsilcileri ve devlet tarafından seçilen meclis azalarına denilmektedir. Şehir yönetimlerinde, mutasarrıf ve mütesellimin yanında şehir idaresinde halkın seçtiği ayanlar da bulunurdu. Ayanlar, ahalinin zapt-u raptı, narh ve idari bölgeye masrafların tevziinde vazife alırlar ve ahalinin vekili olarak idareciler ve ahali arasında vasıta olurlardı. Osmanlı Devleti'nde "ayan-ı vilayet" diye adlandırılan zümrenin mevcudiyeti XV. ve XVI. asırlardan beri bilinmektedir. Fakat bu asırlarda çok kuvvetli nüfuzları bulunmamaktadır. XVI. asırdan sonra ayan ve eşraf denilen zümrenin "ehl-i örf'ün aksine halkın üzerinde içtimai ve iktisadi nüfuzları giderek kuvvetlenmiştir. Ehl-i örf devlet tarafından tayin edildikleri için yaptıkları herhangi bir yanlışlıkta idam edilip, malları müsadere ediliyordu. Ancak ayanlara bu türlü cezalar verilmiyordu. Çünkü merkeze karşı idari sorumlulukları bulunmamaktadır. Bu da ayanların gittikçe mali yönden kuvvetlenmelerine sebep oluyordu. Ayrıca, XVIII. asrın başından itibaren eşkıyalık yapan levendlerin birçoğu "ayan ve Eşrafın himayesine girerek kuvvetlerini artırıyorlardı. Diğer ta-raftan tımar rejiminin bozulmasıyla dağıtılan gelişi güzel tımarların birçoğu "ayan-ı vilayet"ten olanlar tarafından ele geçirilmiştir. XVIII. asrın sonlarına doğruda "kayd-ı hayat" şartıyla verilen malikanelerin çoğuna da ayan ve eşraf sahip oluyordu. Bütün bu gelişmeler ayan ve eşrafın iktisadi güçlerini artırıyordu. Bu durum ayan ve eşrafın Ehl-i Örf ve Ehl-i Şer yöneticiler üzerine baskı kurmalarına sebep oluyordu. XVIII. asra kadar şehrin idari yönetimlerinde nüfuzları az olan ayanlar şehir kethüdalarına olan yakınlıkları sebebiyle zamanla şehir yönetiminde nüfusları artmıştır. Devlet ile ahali arasında asker sağlanması, hayvan teminine vb. faydalı olan ayanların "halkın isteğiyle" seçilmesi gerekirken, XVIII. asrın başlarından itibaren şehirlilerin zenginleri bu vazifelere gelmeye başlamışlardır. ayanların şehir hayatında ön plana geçmelerinin temel sebeplerinin birisi de Osmanlı vergi usulündeki temel değişiklik olarak "iltizam" usulünün yerleşmesidir. ayanlarla beraber mali durumları zengin bazı kişiler de yerli halka zulüm etmeye başlamışlardır. Bu usulde, iltizamın verildiği kişilere "Mültezim" denilmiştir. Mültezimler, idari gücün zayıf olduğu zamanlarda bazı "kanunsuzluklarda" bulundukları gibi iktisadi yönden kuvvetli oldukları için de yöneticiler üzerinde nüfuz kurabilmektedirler. ayan ve eşrafın bu nüfuzu Anadolu'da ilk defa Kayseri'de resmi bir vazife halini almıştır. Ocak 1706 senesinde Kayseri'de ayan olarak bulunan Seyyid İshak "Mutasarrıf Naibliği"ne tayin edilmiştir. İktisadi kuvveti bulunan bir kişinin devletin idari yetkilerini de kullanmak gibi bir sıfatı da takınırsa bunun halk üzerindeki tesirlerini, neticelerini iyi değerlendirmek gerekir. Nitekim halk "yerliden naib olmak memnu"dur kaidesince bu vaziyeti hoş karşılamamışlardır. Ayrıca "Naib" olan, ayandan Seyyid İshak'ın katibi Mustafa ile beraber "te'addi üzere" olduklarını "meclis-i şer' "e bildiren halk bu kişilerin "davaya vardıklarında nahak olan kimseden ahz ile ol tarafı himaye" ettiklerinden dolayı şikayet etmişlerdir. Bu gelişmelerle, Anadolu'da XVII. asrın sonlarına doğru başlayan "Türedi Eşkıyalığı" hareketleri adı da verilen Anadolu yerli halkının yönetiminde söz sahibi olma mücadelesi bir dönüm noktasına gelmiştir. Bundan sonra Osmanlı Devleti'nde ayanların idari nüfuzları da artarak devam edecektir. XVIII. asrın başlarından itibaren ayanlık vazifelerini ellerine geçirenler, bulundukları yerlerin mali yönden zenginleri de olduklarından yöneticileri de kendi yanlarına çekiyorlardı. Şehir yönetimlerinde mütesellim veya mutasarrıf olarak merkezden tayin edilenler idaredeki kuvvetlerini kaybedince ayan olma yoluna gitmişlerdir. Çünkü böylece "ehl-i örf ve ehl-i şer' " zümreleriyle anlaşıp 'Tevzi Defterleri"ne kendileri için akçe kaydettiriyorlardı. Bu durum Anadolu'nun birçok bölgesinde bu şekilde olmaktaydı. Akdağ'a göre Osmanlı Devlet düzeninde, Türk toplumunun hükümet hayatını kökünden değiştiren bu gelişmelerle yeni müesseseler de doğmuştur. Osmanlı Devleti'nde XVII. asrın sonlarında başlayan ve XVIII. asrın ilk çeyreğinde iyice olgunlaşan yerli halkın idaredeki nüfuzları 1726 senesindeki bir kanunla noktalanacaktır. Bu kanun "Eyaletlere vali yollanması usulünün değiştirilmesi"dir. Osmanlı Devleti'nde Beylerbeyliği, Sancakbeyliği ve diğer idari görevlere "Kapıkulları"ndan tayin yapılması usulünden vazgeçilerek, her vilayet ve her sancağın halkı içinde en itibarlı ve kuvvetli kişiler arasından seçilen kişiler "çevresi halkını daha iyi idare eder" düşüncesiyle kendi bölgelerine idareci yapılmaya başlanmışlardır.

Ayrıca Osmanlı kaynaklarında bazı kişilere "kanunsuzluk" yaptıkları ve "zor kullandıkları" için zorba takımı anlamına gelen "Mütegallibe" denilmiştir. Tetkik ettiğimiz senelerde Kayseri ve civarında ayan ve eşrafla beraber mütegallibelerin de önemli hadiselere sebep oldukları görülmektedir. Mütegallibelik yapanlar sadece Müslümanlar olmayıp, aynı zamanda gayrimüslimlerden de mütegallibelik yapanlar vardır. 29 Ocak 1701 tarihli bir belgeden Kayseri'de Fincanı Büyük Mehmet diye bilinen mütegallibe, birçok şekavetine rağmen şehirde bazı kişiler tarafından korunduğundan, bu kişinin yakalanıp ceza verilmesi mümkün olmamıştır. Bu kişinin yakalanıp ceza verilmesi için "Kadı Naibine buyruldu" yazılmıştır. Yine 17 Ekim 1707 senesinde Hatice adındaki kadın oğlundan kalan miras mallarına bazı kişilerin el koyduğunu ve kendisine vermediklerini şikayet etmesi üzerine, bu mütegallibelerden "İhkak-ı Hak" ettirilmesi hakkında şikayeti üzerine Kayseri kadısına bu meselenin halledilmesini isteyen bir emir göndermiştir. 1712 senesinde Hunad Mahallesi'nde İmam es-Seyyid Carullah "ehl-i ırz" olanların "ırz ve hallerine ihanet" ettiği ve "Mütegallibe"den olduğundan Carullah'ın mahalleden uzaklaştırılması için Kayseri mutasarrıfına emir gönderilmiştir. Yine 1712 Mart ayı ortalarında Kayseri'de Deli Mehmet ve eniştesi Yusuf un mütegallibelik yapakları ve bir-çok defa yol kestikleri ve eşya gasp etmeleri üzerine Kayseri "ulema ve sülehası" bu kişilerin yakalanması ve üzerlerine şer'an lazım gelenin yapılması ve onların merkezden gönderilen mübaşire teslimi için mütesellime ferman gönderilmiştir. Aynı sene Mehdi adındaki bir mütegallibe de Yahya ile yapağı alış verişte fazla parasını ödememiş, Abdurrahman Efendi'nin parasını fuzuli alıp inkar etmiştir. Yine bu kişi Ebzun adındaki gayrimüslimin bir miktar parasını ve eşyasını da gasp edip vermemiştir. Bu mütegallibenin yakalanıp Kayseri Kal'asına "Kalebend" yapılması için emir yazılmıştır. Kayseri şehrinin en önemli ayan ailesinden olan Zennecioğullarının Enderlik köyünün "divan-ı ümarı ve malikanesi" ve köşk mukataasına bağlı yerlerde 1707 senesinden beri "harman dövmek için döven itası diye 80 akçe ve sedir hakkı için 10 akçe diye 200 kuruşu ve beher kürekten" kürek akçesi diye 4'er altınlarını alıp, bağ bozumunda her mahalleden 20 batman üzümü 1 kuruşa alıp, bunlara "4 batmanı 1 kuruşa cebren virüb almayanların kapısına döğüb zulm ve habs ediyorlar" ayrıca vergileri zorla alıyorlardı diye şikayet edilmişler ve bu mütegallibelere karşı tedbir almaları için mahalli idarecilere emirler gönderilmiştir. 5 Eylül 1721 senesinde Kayseri'de Hacı Nasrullah el-Hac Mehmet Vakfı'nın mütevellisi Ömer'in ölümü üzerine bu vakfın mütevelliliğini Seyyid Yahya zorla gasp etmiştir. Mütegallibeden Seyyid Yahya'nın bu hareketinin önlenmesi hakkında bir ferman gönderilmiştir. Mütegallibeden olan Yahya'nın yukarıdaki Seyyid Yahya ile aynı şahıs olup olmadığını kesin olarak bilemiyoruz. Ancak aynı şahıs olması kuvvede muhtemeldir. 28 Ekim 1723 senesinde Kayseri cizyedarlığı vazifesini Hamza deruhte etmekte iken Zenneci Ahmed adında bir mütegallibe Niğde, Bor, İncesu, Develi kazalarına "Cizye Evrakı" göndermiştir. Mütegallibeden Zenneci Ahmed'in "Müfredat defterlerinde i'lam" olunduğu gibi topladığı cizyeleri, Hamza'ya verilip bu kanunsuzluğun düzeltilmesi hakkında ferman gönderilmiştir. Şehir merkezindeki bu mütegallibelik hadiseler köylerde de görülmektedir. Kayseri'nin Ekfere köyündeki zimmiler, mütegallibe Dunik "nicelerinin ehline ve i'yaline darp ve ta' arruz eylemiştir" diye kadının huzuruna getirilip cezasını çekmesini istemişlerdir. Ancak serbest kalıp kanunsuz davranışlarını devam ettirmiştir. 19 Eylül 1725 tarihindeki bir belgeden bu şahsın İstanbul'da Mahmutpaşa mahkemesinde de çeşidi suçlardan yargılanmış olduğunu tespit ediyoruz. 21 Haziran 1728 senesinde Enderlik köyü ahalisini Divan-ı Hümayun'a arz-ı hal sunup, Kıranardı köyünden Cin-bıyığı lakabıyla tanınan Mustafa, Kayseri Kalası'nda oturan Sağcıoğullarından Ahmet ve Mehmet ve Çelebioğulları Murad ve Ömer ve diğer mütegallibe kimselerin sakin oldukları yerlerden ayrılıp "Hane İcare" edip oturdukları, gece ve gündüz köşe köşe gezip darp ve "ehl-i iyilin" mallarını gasp ettikleri ve bunların önlenmesi için idarecilere emirler gönderilmiştir. Kayseri'de mütegallibelik XVIII. asır boyunca devam etmiştir. Mütegallibelik Kayseri'de olduğu gibi Anadolu'nun hemen bütün şehirlerinde de bu asır boyunca devam etmiştir. XVIII. asrın başlarından itibaren mütegallibeler halkın huzurunu bozan önemli sebepleri hazırlıyorlardı. Devletin bunlara karşı XVIII. asır boyunca aldığı tedbirler etkili olmasına rağmen tam olarak mütegallibeliği ortadan kaldıramamıştır. Ancak ayan ve mütegallibeler, her ne hal olursa olsun artık şehir hayatında Enderunlunun yerine yerli ailelerden oluşan ve Türk özüne dayalı bir yönetici zümre oluşturmuştur.

d)Yöneticilerin tavırları

Osmanlı Devleti'nde XVII. asırdan itibaren taşraya tayin edilen idarecilerin yeteri kadar başarılı kişiler olduğunu söylemek zordur. İdarecilerin bir göreve atanmak ve atandıkları görevde kalabilmek için saraydaki önemli vazifelilere rüşvet verdikleri de oluyordu. Ayrıca yöneticiler gerektiği gibi vazifelerini yapamamışlar ve yerli ailelerin isteklerine boyun eğmişlerdir. Dirayetli ve muktedir olmayan yöneticiler gittikleri yerlerde halka "zulm ve te'addi"ye başlamıştır. Halkın idarecilerin zulümlerine baş kaldırmaları üzerine taşraya, yöneticilerin yerli halka zulüm etmemeleri hakkında emirler yayınlanmışür. Tetkik ettiğimiz senelerde Kayseri' de birçok şehirde olduğu gibi yöneticilerin halka bazı zulümlerini tespit edebiliyoruz. Yöneticilerin halka zulümlerinin önlenmesi için merkezden emirler gönderilmiştir. 1712 senesinde Kayseri Valisi Ebubekir Paşa'nın yaptığı zulümle ilgili belgelerde dikkat çekici bilgiler bulunmaktadır. Kayseri Valisi Ebubekir Paşa'nın "zulüm ve te'addisi Devlet-i Aliyye'ye" müteşekki olunmakla paşayı mumaileyhin Kalebent ve emval ve eşyası ahz ve defter ve hıfz olunub üzerine şer'an sübut bulan havadis suret-i sicilleriyle keyfıyet-i ahval-i der-devlet medara i'lam olunmak babında ferman-ı alişan ile mübaşir" tayin olunmuştur. Valinin yaptığı zulümler de deftere kayd olunmuştur. "Kura Kethüdası Şaban ve şehrin Müslüman Kethüdası El-Hac Halil ve kefere Kethüdası Harin nam kimseler paşayı mumaileyh mahzarında da'va idüb paşa-yı mumaileyh 5 sene mukaddem medine-i Kayseri'ye geldikde Selammiye namıyla şehir ve kuralarından zulmen 4500 guruş zahire parası ve saman ve odun pahası 810 guruş alub yigirmi gün devr-i sene-i imdadiye namıyle zulmen 9000 gu-ruşumuzu dahi alub yine kethüdası Ali nam kimse 150 mikdar levendat ile kura üzerine çıkarub nakd ve meccanen ve bayrak akçesi namıyla 2000 guruş mikdarı i'-badullaha celb-i mal ittirdiklerinden ma'ada paşa-yı mumaileyh içün ahz ü teslim ittüğü 638 guruş kışlakiye aher kazadan gelub kışlayan içün rüsum iken hilaf-ı şer'i kanun kura ahalisinden 1500 guruş ve şehir zimmilerinden hamriyye ve yasak akçesi 198 guruş ki, min haysu'l-mecmu paşa mumaileyh 16446 guruşumuzu almıştır. Sual olunsun didiklerinde mumaileyh fi'l-hakika cevabında ma'ruz-zikr selammiye, zahire ve odun ve saman baha 1310 guruş aldığını itiraf ve imdadiye namıyla zulmen 90000 guruş ve kışlakiye namıyla 1100 guruş ki cem'an 15010 guruşun hükm-i şer'i ihkak ve hüccet-i şer'iyye olunmağın" diye yaptığı zulüm kaydedilmiştir. Şehrin en yüksek derecedeki yöneticisi mutasarrıfından başka 18 Mart 1705 Kayseri Mütesellimi olan Ebubekir Ağa, Bozatlı Mahallesi'nde İbrahim'i haksız yere tutuklamış ve 23 kuruş da parasını almıştır. İbrahim'in üvey kardeşi olan diğer İbrahim durumu Divan-ı Hümayun'a şikayet edince, tutuklu İbrahim serbest bırakılmış, haksız alınan 23 kuruş da iade edilmiştir. Yine 1703 senesinde Kayseri'de Kethüda Yeri Mustafa halka zulmetmiş ve zulmünün önlenmesi için merkezden mübaşir tayin edilmiştir. 1704'te şehirde Kethüda ve ayanlar "bazı mürteşilerle yekdil" olup halktan fazla para talep edip halka haksızlıklar yapmışlardır. Kayseri alaybeyi ve kura zabıtlarına gönderilen 20 Ağustos 1705 tarihindeki fermanla halka yapılan zulmün önlenmesi, haksızlıkların ortadan kaldırılması istenmiştir. 7 Ocak 1709 senesinde Mükrimin Mahallesi'nde oturan Hüseyin, ehl-i örf yöneticilerine gammazlanmış ve ehl-i örf tarafından dövülmüştür. Yine 4 Ağustos 1729'da şehir kethüdası Tavrasun köyünün "Bir rub' avarız-hanesi" varken "Hilaf-ı kanun" fazla vergi talep etmiş ve köylüye haksızlık etmiştir. Bu kanunsuzluğun düzeltilmesi hakkında emir gönderilmiştir. Tetkik ettiğimiz senelerde Kayseri'de sipahiler ve köylerde ehl-i örf yöneticilerin de halka zulümleri halkın huzur ve rahatını kaçırmıştır. XVIII. asrın başlarında ehl-i örf idarecilerin zulümleri bütün taşradaki kazalarda ve köylerde yaygın vaziyettedir.

Yukarıda görüldüğü gibi Anadolu'nun birçok yerinde görüldüğü gibi Kayseri' de de aşiretler, levendat, mütegallibeler ve ayanlar yöneticilerle beraber halkın huzurunu bozmuş ve ülkede asayiş ve düzeni ortadan kaldırmışlardır. Levendler bazen yalnız olarak halkın huzurunu bozdukları gibi bazen de aşiretlere katılıyorlardı. Mütegallibe ve ayanlar halka zulüm ve baskı yapıyorlar, zulüm ve baskıdan şikayetçi olan halkı da "ehl-i örfe" gammazlayarak onlar tarafından da ezilmelerine sebep oluyorlardı. Çoğu zaman birbirleriyle birlikte hareket eden bu zulüm ve baskı grupları halkın huzurunu kaçırmaktadırlar. Huzuru kaçan halk bir veya birkaç ev şeklinde ya da büyük topluluklar halinde göç etmektedir. Devlete alınması gereken tedbirleri ihmal etmemekle beraber istenilen manada asayiş ve huzurun temin edilemediği görülmektedir. Bütün bunlara rağmen bu sosyal hadiseler, ülkede sosyal çalkantılar şeklinde görülmemelidir kanaatindeyiz.

Bu hadiselerin her şeyden önce bazı nüfus hareketlerine sebep olduğu muhakkaktır. Bu bakımdan Kayseri'nin 1700-1730 seneleri arasındaki nüfus durumunu da çok kısa değerlendirmek gerekir. Bilindiği gibi Osmanlı Devleti'nde ilk nüfus sayımının yapıldığı 1831 senesine kadar tam sıhhatli nüfus tespitleri yapmak zordur. XVIII. asırla ilgili nüfus hesaplamaları için "Avarızhaneler kullanılmaktadır. Ancak avarızhanelerin nüfus tespitindeki güvenilirliği tartışılmaktadır. Biz bu görüşe katılarak itiyadı ifadeler kullanmayı tercih ediyoruz. 1700-1730 seneleri arasında tespit ettiğimiz avarızhaneleri tabloda gösterdik.

SeneAvarızhaneHane KatsayısıGerçek HaneToplam
1701441.5 ve 1 rub ve 0.5 sümün51022094
1705436.551021825
1708437.551021875
1710436.551021825
1711436.551021825
1712435 ve 1.5 sümün51021759
1713431.5 ve 1 sümün51021581
1715438.5 ve 1 rub51021937
1723345 ve 1 rub51017262
1729331 ve 1 rub51016562
1730321 ve 1 sümün51016062
Kayseri Kazası
SeneAvarızhaneHane KatsayısıGerçek HaneToplam
1701380.551019025
1705377 ve 1 rub51018862
1708377 ve 1 rub51018862
1710377 ve 1 rub51018862
1711377 ve 1 rub51018862
1713371 ve 1 rub51018862
1715371 ve 1 rub51018862
1717175 ve 1 sümün5108762
(Bu sene Kayseri'de deprem olmuştur)
1723287.551014375
1729278 ve 1 rub51013662
173027151013550


Gerçek hane için 10 rakamını esas aldık ki yaklaşık bir sayıdır. Yalnız yukarıdaki rakamlara yine yaklaşık rakamlarla 500 kişi kale görevlileri, ayrıca, tahminen 1500-2000 kişi de Kayseri ve çevresindeki vergiden muaf aileler dahil edilmelidir.

Yukarıdaki tabloya göre, 1716 senesinde Kayseri'de meydana gelen deprem hariç, büyük nüfus harekediliği yaşanmamıştır. 1700-1730 seneleri arasındaki Ava-rızhane azalmasını, her şeyden evvel umumi bir şekilde ikdsadi refahtaki azalmayla açıklamak gerekir, ikinci bir sebep de, birtakım ev göçlerinin yaşanmış olması denilebilir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir