Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkmenler Ve Ticaret-i Mahalliye

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Türkmenler Ve Ticaret-i Mahalliye

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 19:32

TÜRKMENLER VE TİCARET-İ MAHALLİYE

Türkmenlerin saha-i cevelanlarındaki kıymet-i iktisadiyesi de şayan-ı tetkik bir meseledir. Bilhassa, iskan bahisinde nazar-ı dikkate alıncak olan bu meselenin Türkmende nasıl bir istidat tevlit edeceği nazar-ı itibara alındıktan sonra, muhitin derece-i tazyikine göre de, aşiretlerin ticarete sülükları nispeti meydana çıkarılmış olur. Bu ise, bir mevcut içtimai olan aşiretlerde en mühim bir fasıl teşkil eden, menfaat-ı saik ve duygularının derecesinden ibarettir. Buna binaen, bu faslı da, gayet esaslı bir surette tetkik etmek icap eder.

Türkmenlerin saha-i cevelanları, beş büyük kısımdan ibaret idi. Bu kısımların hepsininde de, ayrı ayrı ehemmiyet-i iktisadiyeleri vardır.
Birincisi, Afşarların bulunduğu saha idi ve nüfus-ı Asya-yı suğranın şark-ı şimalisini teşkil ediyordu. Bu havali ovalarıyla meşhurdur. Binaenaleyh, buradaki ticaret-i mahalliyenin başlıcası hayvanat ve mahsulat-ı hayvaniye, yağ vesaire gibi şeylerdir. Türkmenlerin emval ve eşya-yı ticariyesi ise, aynı şeylerden mürekkeptir. Bu halde Türkmenlerle muhitin Türk hayat-ı ticariyesi arasında iştirak-ı kat'i vardır.

Bu umumi huduttan sonra, halı, kilim dokumacılığı gibi, fer'i meseleler de vardır. Türklerle Türkmenler bu meselede de müşterektirler. Çünkü, her Türk kasaba, karye ve köyündeki kilim dokumacılığı hayvanatın yapağılarından yapılır. Bu hayvanat ise, Türkmenlerde de mevcuttur ve sonra, Türkmenlerin bütün emval-ı beytiyye ve elbiseleri de bizzat kadınları tarafından yapılır. Dokumacılık, Türkmenlerde daha esaslı bir sanat addolunabilir.
Bu suretle, bu havalinin ihracat mesailinde bir iştirak-i menfaatin hudut-ı umumiyesi mevcuttur. Birçok zamanlardan beri de bu iştirak aynen devam etmektedir. Fakat burada, mühim bir mesele-i taliyenin nazar-ı itibara alınması icap eder.
Bu iştirak-i menfaatin mevcudiyeti, muhitin hal-i iptidaiyesinden mi neşet ediyor?...
Evet, muhitin hal-i iptidaiyesinden neşet ediyor. Burada mutavattın Türkün hayatıyla seyyar Türkmenin hayatı arasında o kadar mühim bir fark görünmüyor sonra, memleket ahaliyesinin vesait-i nakliyesiyle emtia-i ticariyesini teşkil eden mevaddın suret-i ihzarı arasında da fark yoktur.

Kağnı Arabası, deve, beygir ve merkep gibi vesait-i nakliyeye malikiyyet hususunda Türkmenlerle Türkler müsavidir. Fakat memleketin bu müşterek hayat-ı ticareti bu halde kalacak mıdır?...
Bu mesele, bu havalinin hayat-ı iktisadiyesi istikbaliyle alakalıdır. Türkiye, ister istemez, asri bir hayat-ı iktisadiyeye girecektir. Bu, Türkiye için mecburidir. Buna binaen, memleketin asri ticaret nokta-i nazarından tetkik icap etmektedir. Böyle bir tetkik, bizi pek vasi bir safha-i tetebbua sevk eder. Fakat, Türkiyenin Avrupa nazarmdaki mevkii malümdur, her devlet-i muazzama, Türkiye'de en hasis menafıi bile kaçırmıyor. Bu saika iledir ki, bütün devletler tarafından Türkiyenin bilcümle menabi-i iktisadiyesi tetkik edilmiş ve edilmektedir.

Fransız, İngiliz, Rus, Alman ve hatta İtalyan, Flemenk, Macar lisanlanyla muharrer binlerce kitaplarda bu havalinin madeni, zirai, ticari mesaili tetkik edilmiş ve yapılacak şimendiferlerin de muhtelif projeleri ihzar olunmuştur. Bunun için, tetkikatımızda pek esaslı malümata malik bulunuyoruz ki, bizi müspet bir safha önünde bulunduruyor. İş, bu malümatı terkip ve tahlil etmektir.

Bu havalinin kıymet-i iktisadiyesini izah etmek için, en mühim esaslar şunlardır:

1. Madenleri
2. Mahsulatı

Asya-i suğranın şark-ı şimalisini teşkil eden mıntıkanın madeni serveti o kadar ehemmiyetli değildir. Filhakika, bazı yerlerinde krom, gümüş, bakır, kireç ve tuz madenleri vardır. Lakin, kömür madeninin adem-i mevcudiyeti, pek az olan bu madenlerin ehemmiyetini tenkis etmektedir. Buna binaen, madeni servete mühim bir ehemmiyet atfedilemez.

Mahsulat ise, binnisbe mühimdir. Fakat bu ehemmiyet, yalnız bu havalinin mahsulatı nokta-i nazarından değildir. Belki, bu havaliye merbut olan Erzurum ile havalinin mabadını teşkil eden Ankara ve Trabzona kadar bu mıntıka tevsi edildiği taktirde kesb-i ehemmiyet ederek parlak bir inkişaf-ı iktisadiye malik olur. Çünkü, zikrettiğimiz şark, garp cihetlerindeki hububat mahsulatı pek mühimdir. Ankara, şimali Anadolu ve şimali Kürdistamn en büyük deposunu teşkil etmektedir. Bundan dolayı, bu havalide Anakara-Sivas-Erzurum hattının inşası için Rusya ile Fransız hükümetleri arasında mühim meseleler tahaddüs etmektedir. Hatta, büyük bir Rus istikrazı münasebetiyle bu şimendiferler üzerindeki Rus hu-kuk-ı siyasiyenin Fransaya terk edilmesi gibi esaslar takip olunmuştur.

Sonra bu havalinin, maden cihetiyle zengin olmaması, sanayi inkişafının tehir edeceğini gösteriyor. Halbuki, gerek hububat ve gerek hayvanat ve Füruatı için sanayiye ihtiyaç vardır. Sonra gıdanın ve elbiselerin mühim bir kısmı da sanayinin diğer şubelerini teşkil ediyor ki, bunların hepsi de ithalatı icap ettirir. Bu ithalat ise, ancak Sivas hattını Trabzon iskelelerinden birine rapt etmeye menüt bir meseledir. Bu ameliye bittikten sonra, bu havalinin amik bir tebeddüle uğrayacağı şüphesizdir. O halde, bir amik tebeddülat dahilinde Türkmenler ne yapacaklardır. Onlar, bu tebeddülata yabancı kalmak mecburiyetindedirler. Çünkü, gerek sanayi ithalatı ve gerek hububat transiti meseleleri, şehirlilerin işidir. Buradaki halk, şehirlerin istibdat-ı iktisadiyesi altında kalacaklar ve Türk-menler ise, bu cereyanı takip edemeyeceklerdir. Zira, bunları daire-i faaliyetine almayan bir tebeddülat husule gelecektir.

Buna binaen, bunların bu havalideki köylerde iskanı mümkün olamaz ve iskan edilmedikleri taktirde, pek biçare kalırlar ve bilhassa, ticari idrakleri de muhitin hayat-ı ticarisiyle kabil-i telif olamaz. Halbuki, böyle bir hal ise, bunların bu havali hayat-ı ticariyesi haricinde kalmalarını intaç eder ki, bu kadar bir nüfusun beyhude olarak tereddi etmesine sebebiyet verilmiş olur. Buna meydan vermemek için, bunların başka havalide iskanları icap etmektedir. Buralarda tamamıyla birleşen Türkmenler müstesnadır.
İskan bahsinde, bu yapıda lazım gelen izahat verilecektir.

İkinci muhit, Farsak muhiti idi. Bunlar, cenubi Asya-i suğranın Bahr-i Sefid sahilini işgal etmektedir. Bu havali, Türkmenlerin en ziyade kesretle bulundukları bir mahaldir. Fakat, bu Türkmenlerin hepsi de bu havalinin aşiretleri değildir. Belki, kışın buralara gelirler ve yazın başka yerlere hicret ederler. Bu kayıt, Türkmen nüfusunun ahali-i mahalliye nüfusundan fazla olmadığını izhar etmek içindir.

Bu havalinin ticareti, birincisi gibi iptidaidir. Fakat, burada başka ticaretler de vardır:

1. Hububat.
2. Hayvanat ve teferruatı.
3. Portakal, limon vesaire.
4. Dokumacılık.

Bu dört madde, hem Türkmenlerde ve hem de Türklerde bulunur. Ancak hububat meselesini istisna etmek lazımdır. Türkmen, hiçbir mahalde hububat müstahsili değildir. Zeriyyat yapanlar da kendi gıdasından fazlasını nazar-ı itibara almazlar. Fakat, diğer mevadda pek ziyade ehemmiyet verilir. Mesela, hayvanat yetiştirmekte pek mahirdirler. Sonra, yağ, peynir imalatında ve nakliyecilikte aynı mahareti ibraz ederler. Yalnız takip ettikleri usul iptidaitir. Türk köylüleri de aynı iptidai usülleri takip ediyorlar. Buna binaen, Türkmenlerle aralarında müşterek ve iptidai bir seviye-i ticaret mevcuttur. Binaenaleyh, bu muhitin inkişaf-ı iktisadiyesi pek mühim bir mesele teşkil ettiği cihetle, meseleyi inkişaf nokta-i nazarından tetkik etmek icap eder.

Burada şu noktaları tetkik edebiliriz:

1. Mesail-i madeniye.
2. Hububat mesaili.
3. Hayvanat mesaili.
4. Sanayi mesaili.

Bu memleketin mevad-ı madeniyesi vasat halindedir. Halihazırda münkeşif madenler ber veçh-i atidir.

NeviMevki
Bakır madeniAçmaz Dağında
Krom madeniMihal Olukta
Demir madeniTirtir Yurdunda
Gümüş madeniGökçe Yılanda
Civa madeniGökçe Yılanda
Gümüş madeniDenk Dağında
Linyit MadeniDağ Yeni Köyünde


Bunlardan başka hemen hemen aynı derecede gayri mekşuf madenler vardır. Lakin, bunların ehemmiyetleri birinci dereceyi bulmaz. Buna binaen, bu havalinin de hayat-ı madeniyesi pek güç inkişaf bulacaktır. Halbuki, hububat mesaili böyle değildir. Bu havali, gayet vasi ovalara malik bulunuyor. Bu ovalar, halihazırda hemen metruk bir haldedir. Lakin, bunlardan eski devrelerde, istifade edildiğini gösterir birçok kanal tertibatının enkazları görünüyor. Buna binaen, bu arazinin pek ziyade mahsuldar olduğunu anlamak güç değildir. Ancak, muntazam bir irva ve iska ameliyatına ihtiyaç vardır. En meşhur mütehassıslar, bu havalideki arazinin hububat istihsalatına müsait olduğuna kani olmuşlardır ve bilhassa, Anadolu'nun en mühim bir saha-i ziraiyesi de burasıdır. Tetkikat-ı ziraiye, bu havalinin pamuk ve pancar zeriyatına pek müsait olduğunu göstermektedir ki, bu iki mahsulün zeri için de ihtiyaç-ı iktisadi vardır. Bilhassa pek ziyade pamuğa ihtiyacı olan ve pamuk mahsulatını yetiştiren mahallerden bu havaliye en yakın olan Almanya ile Macaristan hükümetleri, bu havaliyi işletmek için en büyük sermayeleri vazetmeye hazırdırlar. Sonra, Türkiye hükümeti de bütçesini tevazünleştirmek için, bu gibi umrani faaliyetleri terviç edecek bir mevkidedir. Bu teşebbüsat, aynı zamanda Anadolu hayat-ı iktisadiyesinin inkişafına da hayli tesir icra eder.

Sanayi-i dahiliyesi müterakki olan hükümetler, fabrikaların muhtaç bulunduğu pamuğu, müstemlekelerinde pamuk ziraatini inkişaf ettirmek veyahut müstemlekeleri yoksa, hariçten ithal suretiyle tedarik eylerler. Rusya bile, pamuk ihtiyacını, Türkistanın vasi ovalarını işleterek temin etmektedir.

Türkiyeye gelince:

Sanayi-i dahiliyesi müterakki bulunmayan bu memlekette, pamuk ziraati layık-ı veçhile inkişaf ettiği taktirde mahsulatının tamamını dahilen sarf etmek mümkün olamayacak ve binaenaleyh harici müşteriye ihtiyaç hasıl olacaktır.
Bu halden en ziyade Avrupayi merkezi devletlerinin istifade edebileceği izahtan müstağnidir. Nasıl ki, bugüne kadar böyle olmuştur. Eğer İngiltere, bu havalinin pamuğundan müstenkif olmasaydı, şarktaki eski hukukuna istinaden böyle bir teşebbüste bulunabilirdi.

Pancar meselesi ise, doğrudan doğruya Türkiye ile alakadardır. Şüphesiz henüz Türkiye'de sanayi yoktur. Lakin dahilde ihzarı pek kolay olan sanayi-i iptidaiye başlayacaktır. Mesela, şeker meselesi de böyledir. Bu havalinin irva ve iskasıyla pancar ziraine müsait pancar tarlaları hasıl olur olmaz, şeker sanayinin de inkişaf edeceğini pek tabii buluruz. Hatta, Alman ve Avusturya sanayi-i nesciyesinin şarkta istihlak edilmesi, pamuk mahsulatının ihzarında da büyük bir aksülamel hasıl edecektir ve bilhassa, nakliyat meselesinin önünü almak ve Türkiye'de daha ucuz olan amele icraatından istifade etmek gibi meseleler nazar-ı itibara alınarak, Türkiye'de sanayi-i nesciye şubeleri tesis edilmeye başlanacaktır. Buna binaen, bu havalide hayat-ı sanaiyenin inkişafı da dahil-i hesap edilmelidir.

Sonra, yaylalarının kesreti de hayvanat-ı ehliye ticaretini inkişaf ettirecektir. Bilhassa mebhus mıntıkanın Bahr-ı Sefid iskelelerine yakın bulunması, sevkiyatın suhuletini intaç etmektedir.
Şimdi, bu faaliyet-i iktisadiye karşısında Türkmen aşiretlerini tetkik edelim. Sanayi-i ziraiyenin tevessüü Türkmenleri pek ziyade alakadar eder ve bu hayat, Türkmenler için, ayn bir kıymeti haizdir.
Çünkü, bu havalide sanayi- i nesciyenin inkişaf etmesi Türkmenlerin eski sanatlarının bir mabadı addolunabilir. Binaenaleyh, Türkmenler bu meseleyi de idrak edebilirler. Hay-vanat-ı ehliye ve buna ait teferruat-ı ticariye de böyledir.

Bu mıntıkada, sanayi-i ziraiye inkişaf edildikten sonra, memleketin bahri ithalat ve ihracat yollan üzerinde bulunan şehirlerinde hayat-ı iktisadiye süratle inkişaf edecektir. Türkmenleri bu hayat ile sıkı bir surette alakadar etmek için, bunların bu havalideki köylerde iskanları, Türkiye'de takip edilmesi lazım gelen iskan gayelerine muvaffak olur.
Zaten, bu havalinin mutavattın nüfusu da pek azdır. Bu kadar vasi hayat-ı iktisadiyeye namzet bulunan bu havalide nüfus-ı ahalinin tezyiti de büyük bir ihtiyaçtır. Filhakika, burada havanın fena olması ve yaz mevsiminde sıtma gibi bir takım hastalıkların zuhuru, nüfusu tenkis eden avamil-i tabiiyyedendir. Fakat bu avamil-i tabiiyye, kabil-i izaledir. Çünkü, memlekette Afrika'nın uyku ve hararet hastalıkları gibi emraz yoktur.

Yalnız bataklıkların tevlit ettiği hastalıklar vardır ki, bunun önünü almak kabil değildir.
Üçüncü kısım Yörüklerden ibaret idi. Yörük aşiretlerinin saha-i cevelanını Anadolunun merkezi teşkil ediyordu. Bu havali Anadolunun en mahsuldar ve en zengin kısmıdır. Bu havalideki hayat-ı iktisadiyede kısmen daha müterakkidir ve bilhassa, dört tane şimendifer hattıyla muhtelif kısımlardan katedilmektedir. Lakin, bu şimendiferlerin bugünkü kıymetleri de yalnız zahiri ve nazaridir. Yani henüz bunların ne sanayi ve ne de zirai tesirleri zahir olmamıştır. Faraza, bu havalideki şimendiferlerin fazla olması, buralarda ne fenn-i ziraati ve ne de fenn-i ticareti tatbike sebep olamamıştır. Burada, yine eski iptidai usuller takip edilmektedir. Bu havalinin ticareti, mahsulat-ı ziraiye, hayvanat ile bunların teferruatından ibaret olan ve ikinci derecede haiz-i ehemmiyet bulunan bazı meva-da aittir. Fakat heyet-i umumiyesi hakkında şu nokta-i nazar itibara alınmalıdır. Burada da eski asırların hayat-ı iktisadiye-si caridir.

O halde bu hayat-ı ticariyenin Türk ile Türkmen arasındaki farkı o kadar ehemmiyetle nazar-ı itibara alınamaz. Çünkü her ikisi de aynı faaliyet ve aynı vesaite maliktirler. Havalinin mahsulat cihetiyle zengin olması, bu memleketin mahsulat ihraç ettiği manasına alınmamalıdır. Bilakis, Türkiye'ye Rusya'dan pek çok hububat gelmektedir. Bu havali, ancak kendi muhitini beslemektedir. Yalnız, köylülerin şehirlerin ihtiyacını temin edebildikleri ciheti mevzuubahis olabilir. Türkmenler ise yalnız kendi ihtiyaçları nispetinde zeriyat ile iştigal ettikleri içindir ki, aralarındaki cüzi farkın ehemmiyetli olmadığı anlaşılıyor. Hayvanat ve hayvanat mahsulatı mesaili ise, hiç de şayan-ı ehemmiyet bir mesele değildir. Bu cihet, memleketteki hayvanattan istifade etmek usulünün iptidai şekilde bulunmasıyla sabit bir keyfiyettir. Bu ahval, bu kısmın ticareti itibariyle Türkle Türkmen arasında müşterek bir hayatın mevcudiyetini gösteriyor. Lakin, bu iştirak meselesi, sırf şekli iptidaiye aittir. Halbuki, bu memleketin inkişafa pek müsteat olduğu aşikardır. Buna binaen, inkişaf-ı ticari safhasında iştirak-ı hayatın mevcut olup olmayacağını tetkik etmek icap eder.

Burada diğer kısımlarda takip ettiğimiz esasları takip edeceğiz. Bu havali, madeniyat nokta-i nazarından pek zengin ve meşhurdur. Sonra, Anadolu'nun sair aksamına nazaran, fazla yesait-i nakliyeye de maliktir ve madeniyatın birçokları keşfedilmiştir. Atideki listede görüleceği üzere, bunların ehemmiyetleri de pek ziyadedir ve bu havaliye hayat-ı sanaiyeyi ithal edebilecektir. Mekşuf madenler ber veçh-i atidir.

NeviMevki
Bakır madeniTire civarında
Linyit madeniRub Dağında
Krom madeniHasan Çavuşlarda
Gümüş madeniAzap Dağında
Zink madeniAzap Dağında
Krom madeniİplikçi Dağında
Antimon madeniÇıyas Kayada
Kömür madeniGerme Dağında
Bakır madeniTepecikte
Arsenik madeniGölbaşında
Krom madeniKöyceğiz, Çay Hisarda
B madeniBurla, Ilıca Deresinde
Kalay madeni Linyit madeniMarmaris, Kara Dağında Natas?, Somada
Krom madeniKöyceğiz, Tahtacı Kertede
Kalay madeniKarasu, Kekrede
Krom madeniAyazlık, Kermikli
Kalay madeniTirce, İslam Aşanlıda
Manganez madeniKaraca, Kara Olukta
Krom madeniKöyceğiz, Toyarbanda
Krom madeniHamit Köyde
Krom madeniBuzlu Yük, Nebi Köyde
Krom madeniDereköy, Kırcada
Krom madeniHunay, Birce?, Eşek Deresinde
Ziink madeniSeydiköy, Kömür Derede
Kömür madeniSöke, Yarık Kayada
Bakır madeniSöke, Kemer Ayasında


Bu liste, mekşuf madenlerin beşte birini teşkil etmektedir. Mamafih listedeki madenlerin hepsi de İzmir Vilayeti dahilin-
de bulunuyor ki, bu kadar zengin madenlere malik olan bir vilayetin atiyen ne kadar zengin bir sanayiye namzet olduğu meydanda bir keyfiyettir.
Konya'da atideki mühim madenler vardır.

NeviMevki
Gümüş madeni Krom madeni Karaman, Alaiye
Manganez madeniAlajye, Hadim, Mangalda Elmalı, Fenikeoğlu
Arsenik madeniHamidabad, Gölbaşı


Konya'nın madeniyatı, Aydın kadar değildir. Lakin, Konya'ya Bursa ile Ankara'daki madenleri ilave edecek olursak, mühim bir yekün teşkil eder. Çünkü, bu iki memleket aynı safha-i iktisadiyeyi teşkil eder" Buranın madenleri de, Aydın silsilesine tabidir. Dikkat edildiği taktirde, mıntıkanın her tarafında demir madeni mevcut olduğu görülüyor. Bütün madenler, yek diğerine yakın büyük bir tabaka teşkil etmektedirler. Bu hal, bunların işletilmelerini pek ziyade teshil edecektir.

Bu mebzül madenler, uzun zamanlar muattal kalamaz. Bunlar, behemehal işletilecektir. Bunlann arasında zengin kömür madenleri de mevcuttur ki, madenlerin suhuletle işletilmelerini temin eder. Bu madenlerin işletilmesi, bu havalinin hayat-ı ticariyesini tebdil edecektir. Bilhassa, memleketin dahilinde de bu tebdilatın tesiratı pek fazla olabilir; fakat, Aydın vilayetinin sahil kısmında o kadar mahsus olamaz. Zaten bir kısım tetebbuatımızın tamamıyla haricindedir. Biz yalnız aşiretlerin saha-i cevelanlarını nazar-ı itibara alacağız. Binaenaleyh, İzmir'in üzüm, incir ve hububattaki rolünü kaydetmeye lüzum görmüyoruz. Fakat dahil öyle değildir. Buralarda madenlerin serveti, arazi mahsulatından fazladır. Sonra, İzmir'in bütün Anadolu merkezi için mühim bir mahreç olması, bu havalide ithalatı da tezyit edecektir. Bu hal ise, sanayinin daha fazla nazar-ı itibara alınmasını icap ettiriyor. Halihazırda, sanayi hiçbir yerde inkişaf etmemiştir ve bu havalinin en çok meta-ı ticariyesini üzüm, incir, susam, zeytin, pamuk, palamut gibi mevat teşkil etmektedir. Bu halde hububat mahsulünün ehemmiyetli olamayacağını göstermektedir. Fakat bu havalide aksi bir cereyan temin edebilmek de mümkündür. Bu cereyan, Türkiye vilayet teşkilatını tebdil ettirebilmek ile olabilir. Faraza, Konya'nın bir kısmını İzmir vilayetine ilhak etmek ve ona mukabil de İzmir'den bir kısmı Bursa'ya zammetmek gibi bir idari tadilat yapılacak olursa, İzmir'in hububat ticareti tezayüt eder ve bu hal, vilayet dahilinde mühim bir rol oynar. Çünkü, bu işle İzmir'de iştigal etmek mecburiyetinde kalacaklardır ki, bu hal-sanayinin inkişafına mukaddime olmuş olur. Fakat, cereyan-ı ahval böyle olmaycaktır.

Türkiye'nin halihazırdaki usül ticaretinin inkişaf edeceği anlaşılıyor. Bilhassa, bu havalide şarap, konyak, likör imalatı da terakki edecektir. Bu sanayinin diğerlerinden daha karlı olacağından şüphe edilemez. Buna binaen, bu havaliyi umumi bir nokta-i nazardan tahlil etmek imkan haricindedir. Belki, Aydın vilayetini bir şube ve Konya, Ankara, Bursa vilayetlerinde müteferrik bir halde bulunan aşairi de diğer bir şube addetmek daha muvafık düşer. Fakat Aydın şubesini teşkil edenler, bu şubenin inkişaf-ı iktisadiyesiyle alakadar olamazlar. Çünkü, bunlarda böyle bir hayat-ı iktisadiyeye ait bir tecrübe yoktur. Zaten, tavattun etmedikten sonra, bunun imkanı da yoktur. Fakat, Konya'nın meşhur zirai inkişafatıyla alakadar olan ikinci kısım ise, Türkmenlerin halihazırdaki ticaretlerinin bir mabadı olabilir.

Çünkü zirai ihtiyaç, aynı zamanda hayvanat-ı ziraiyenin de inkişafı demektir, peynir, yağ, ve ilh...gibi sanayi-i lebeni-yeye de germi? verilecektir. Binaenaleyh sanayi-i ziraiyenin terakkisi, hayvanat ve mahsulat-ı hayvaniye ticaretinin inkişafını mucip olabilir. Köylere ait bir keyfiyet olan bu inkişaf süratli bir surette terakki edemeyecektir.

Konya ve Antalya Ovaları gibi vasi araziyi ihtiva eden bu havalinin yetiştireceği hububat, sanayi-i ziraiyeye ihtiyaç hasıl ettirmeyecek derecede fazladır. Aynı zamanda dahili ve harici müteaddit müşterileri de yakındır. Bu müşterilerin en mühimi, bizzat Türkiyedir. Bu hükümet, adam başına dünyada en çok buğday istihlak eden bir memlekettir. Türkiye'den sonra, Avusturya, Almanya, İtalya gibi müşteriler de vardır. Bilhassa, son iki müşteri hiçbir zaman Türkiye mahsulat-ı ziraiye-sinden müstağni kalamazlar. Bilhassa, İtalyanm ihtiyacı pek ziyadedir. Hatta, bu ihtiyacın defi için, İtalyanın bir istila politikası bile mevcuttur.
İşte, bu tabii müstehliklerin hayat-ı iktisadiyeleriyle bu havalinin hayat-ı ziraiyesi arasında pek mühim münasebet hasıl olacaktır. Bilhassa bu iki hükümetin sanayi-i cesime hayatına malik olmaları ve aynı zamanda sanayi-i ziraiye hususunda en müterakki bulunmaları hasebiyle, bu havalinin hububat ihracatına mukabil, sanayi-i ticariye ithalatı meselesi nazar-ı itibara alınacaktır. Bilhassa, sermayenin ham olarak hububata kapattırılmaması için, daima sanayi-i ziraiye ile te-diyata germi vereceklerdir. Buna binaen, bunların sanayi-i zi-raiyesine rekabet etmek mümkün olamayacaktır. Müşteriler, kendi mallarının rekabetini temin etmek için, azami fedakarlıklarda bulunacaklardır. Bu halde, bu havalide sanayi-i zirai-yenin inkişafı ehemmiyetle nazar-ı itibara alınmalıdır. Belki, Türkiye dahilinde mühim bir inkılab-ı iktisadi buna sebep olabilir. Lakin, halihazırdaki Türkiye, iktisadiyat usullerinde pek mübtedi olduğundan, böyle bir hareket-i iktisadiyeyi idare edebilecek bir halde değildir.

Şu hale nazaran, bu havalideki Türkmenlerin köy hayatında mesut bir saha-i inkişafa malik olacakları tahakkuk ediyor. Bilhassa, bunların daire-i işgallerinde mesail-i ticariye inkişaf ettiği taktirde, bu Türk-Türkmen hayatının müttehiden i'tilasını intaç eyleyecektir.

Bununla beraber, sanayi-i iktisadiyenin inkişaf edememesi ve yalnız hububat ihracatının merkezi hareket-i iktisadiye-yi idare etmesi, köylerin lehine şehirlerin inkişaf edememesini ve belki köylerin muamelat-ı iktisadiyesinin vüsat-ı inkişafını temin eder. Bittabi bu netice, Türkmen aşiretlerinin köylerde iskanını müfit ve mümkün kılar.

Dördüncü kısım Kaçarlar idi. Bunlar, Türkiyenin en gayri münkeşif havalisinde cevelan ederler ve diğer üç gruba nazaran daha iptidai bir halde yaşamaktadırlar. Buradaki köylü Türk ile seyyar Türkmen arasındaki fark, birinin sabit, diğerinin seyyar olmasından başka bir şekilde değildir. Çünkü, bu havalideki köylü, ancak idaresini temin edebilecek kadar zi-raiyat yapar, hayvan besler ve hayvanatının fazla sütünden de yağ ve peynir ihzar ederek, şehirlerde satar ve muhtaç olduğu şeyleri alır ki, bunlar da pek mahduttur. Çünkü, elbisesini ve levazım-ı beytiyyenin bir kısmını kendisi imal eder. Seyyar Türkmenler de aynı suretle hareket ederler. Buna binaen, bu memlekette ne ithalat, ve ne de ihracat meselelerinde iki taraf arasında mühim bir fark yoktur.
Anadolunun en iptidai havalisinden mahdut olan buralardaki hayat-ı ticariyenin nasıl inkişaf edeceği meselesinin tetkiki tehir edilememiştir. Bilhassa, Rusya ile İngiltere, bu havali ile pek ziyade alakadar olmuşlardır. Sonra, Bağdat hattı da Almanların aynı suretle alakadar olmalarını intaç eylemiştir. Buna binaen, bu havalinin de inkişaf-ı iktisadiyesi hakkında malümat-ı kaffeye mevcuttur.

Bu havali iki mühim mıntıkaya ayrılır:

1. Madeniyat mıntıkası.
2. Hububat mıntıkası.

Madeniyat mıntıkası, henüz belli değildir. Filhakika, buralarda birçok madenler mevcut olduğu anlaşılıyor. Lakin, bunların hepsi de gayri münkeşifitir. Buna binaen, bu nokta-i nazardan mütalaa serdetmenin imkanı yoktur. Ancak, cenup kısmını teşkil eden Musul civarındaki zengin petrol madenleri vardır. İşte, bu memleketin bugünkü madeniyatı bundan ibarettir.

Bunlardan şimdiye kadar malüm olan üç büyük men-ba vardır ki, üçü de Musul'dadır:

1. Nefs-i Musul'da.
2. Seddü'l-Hayra'da (Musul'un cenubunda).
3. Güllab'da.

Bu üç menba, Kirmanşaha doğru tahte'l-arz bir cereyana maliktir.
Bu menbalar, memlekette petrol sanayini inkişaf ettirele-bilir. Fakat menbalarm bulunduğu mıntıka ile arazinin diğer aksamı arasındaki mesafe pek vasidir. Bu memlekette hayat sanaiye esaslarını teşkil edemez.

Halbuki, bu havalinin malüm bir kıymeti vardır:

Ziraata kabiliyeti ve bilhassa, havalinin tarih-i ziraatidir. Buralarda Kurün-ı üla ve vustadan kalma birçok kanallar var. Sonra Asurilerin abidelerinde birçok varidat kuyudatı görülüyor. Bunların mecmu, bugünkü ıssız Irak vadisinin ne kadar zengin olduğunu ve ne kadar mebzül mahsulat verdiğini gösteriyor. Aynı zamanda bu havalide tetkikat-ta bulunan bütün ziraat mütehassısları da tarih-i kadim kuyu-datını tastik etmektedir. Bundan maada, bu havalinin zirai bir inkişafa müsait olduğu bedihi bir hakikattir. Zaten bu havaliyi inkişaf ettirecek olan sermayelerde başka bir maksat için vazedilemez. Türkiye, henüz böyle vasi araziyi işletecek kadar milli sermayeye malik değildir. Buraya, behemehal Avrupa sermayesi lazımdır. Avrupa sermayesi ise, sanayi sermayesidir. Bu sermaye, başka memleketlerin sermayesi için va-zedilemez. Belki, hariçte bu memleketlere sanayi menabii ihzar edebilecek olan sair işler için vazedilebilir. Bu mevzuda ancak ziraat işleri olabilir. Bu suretle bu havaliye sanayi-i ziraiye ithalatı başlar ve sonrada bu hali yerlerin nüfusu tezayüt eder. Bu da diğer çeşit sanayinin ithalatı için müsait safhalar temin etmiş olur. Bu memleketin ahval-i ziraiyesiyle alakadar olmayan hiçbir memleket yoktur. Bilhassa, İngilizler bu mesele ile pek ziyade alakadar olmaya başlamışlardır. Bağdat hattı projesinden evvel, İngiltere o kadar alaka göstermiyordu. Çünkü buraları istila haritasına ithal etmiş bulunuyordu.

Avustralya, Mısır, Afrika-yı cenubiyi istismardan sonra, sıra bu havaliye gelecekti. Lakin Almanların ortaya atılması, İngiliz projesini alt üst etti. Şimdi, İngilizler de Almanlar gibi hareket etmek istiyorlar. Fakat, İngilterenin buralara vazedebileceği ziraat sermayesi henüz ihzar edilememiştir. Bu sermaye, muhtelif İngiliz müstemlekelerinde işletiliyor ve bittabi, doğrudan doğruya İngilterenin idaresinde olan memleketlerdeki istifade ile başka bir hükümetin idaresindeki havaliden elde edilecek istifade arasında büyük bir fark vardır. Ve hiç şüphesiz, ilk safhada sermayenin gerek resülmali ve gerek itfa faizleri de İngiltereye intikal ettiği halde, ikinci safhada Türkiyenin de İngiliz sermayesinin itfa faizlerinden büyük bir kısmına hissedar olacağı meydandadır. Bu ise, açık bir zarardır ve böyle bir sermaye, hiçbir zaman bu kadar sarih bir zararı kabul edemez. Bunun içindir ki İngiltere, siyasi manevralarla buralarda bir hakk-ı intifa' kazanmak ve bilaharede buralara dökülecek olan ecnebi sermayelerinden istifade etmek çarelerini aramaya başladı. Bu son çare, İngiliz istila siyasetine durgunluk arz olmaya başladığı son zamanlarda zuhur etti. İngiltere, kendisinin resmen istifade edemeyeceği bu havaliden behemehal bir kar elde etmek istiyordu. Bu, bir iktisadi hodkamlıktan başka bir şey olamazdı ve malüm olduğu üzere, Kuveyt meselesini ihdas eyledi. Bu mesele, hala neticelenmemiştir. Lakin, İngiltere'nin bu iktisadi tabiyesini anlamak mümkün değildir. Buna rağmen, Alman sermayesi de, ayn bir tebiye tertip edilebilir. Bağdat hattının Karadeniz ve Bahr-ı Sefide mülasık şubelere taksim edilmesi, Basra Körfezinin ehemmiyet-i iktisadiyesini izale edecektir. Filhakika İngiltere, Kuveyt Limanını Asya'nın Triyestesi addediyor. Fakat burada noksan tetebbu vardır. Çünkü Türkiye, henüz bahr-ı siyah ve bahr-ı sefıde doğru ve inkişaf edebilecek bir haldedir. Buna binaen, İngiltere'ye mukabele edebilir ve o zaman, İngiltere'nin ümit ettiği kazançlar da beraber serap olur.

Alman sermayesi, kendisi için müsait bir saha bulmuş demektir. Zaten, bu meselede İngiltere ve Almanya'dan başka alakadar değildir. İngiltere, halihazırda bu havali için 'akim bir kuvve-i iktisadiye şeklinde bulunduğundan, saha münferiden Almanya sermayesine küşade kalıyor. Bittabi Türkiye, gerek bütçesini kapatmak ve gerek asri bir devlet haline girmek ihtiyacıyla bu havalinin inkişafını tehir edemeyecektir. Sonra, Türkiye'nin vazedilecek sermayesi yoktur. Buna rağmen Türkiye'nin bu ciheti nazar-ı itibara alması ve bilhassa, sermayenin takip edeceği gayeyi kabul etmesi mecburidir. Bu mecburiyet hem inkişafın mübremiyeti, hem bütçe ve hem de dahil Türkiye hayat-ı iktisadiyesinin ihtiyacı gibi esaslara istinat eder ki, Türkiye için gayri kabil-i içtinab bir meseledir.

Alman sermayesi bu havalide toplu bir halde iş görebilir. Binaenaleyh, müstemleke usülünü tatbik etmekten başka bir çare yoktur. Filhakika, Türkiyenin halihazırdaki idari teşkilatı buna müsait değildir. Lakin, bu idari teşkilatın hiçbir kısmı da buralarda tatbik edilememiş ve ilan-ı hürriyetten beri usül idare esaslarında tebeddüller icra edilmiştir. Fakat, idare-i vahide usülünün muvafık olamaycağı ve böyle teşkilatın ise, buralarda büyük sermayeler işletilmesine müsait bulunmayacağı bedihidir. Bunun için, behemehal Türk usül-i idaresi tebdil edilmeli ve bu hali arazideki ehemmiyetsiz nüfus, hukuk-ı esasiye gibi en medeni milletlerin hukuk-ı tasrifıyelerine malik olmalı ve aynen, müstemlekelerde olduğu gibi, yerliler de ancak kapitalizm gayesinin tekamülüne hadim bir vaziyette bulunmalıdırlar.

Flemenk kolonizasyon mütehassıslarından (Vanderlihte) nin neşrettiği (Müstemleke Ahalisinin İdaresi) " nam eserde deniyor ki:

"Müstemleke ahalisi, hiçbir suretle fatihlerin hukuk-ı is-tihsaliyesine takaddüm edebilecek bir iddiada bulunamaz. Bunun imkanı yoktur. Çünkü, bunların istihsalde bir kıymetleri mevcut değildir. Yerliler istiladan evvel, nasıl kendilerine ait olan bu mevaddan nasıl istifade edemiyordularsa, şimdi de etmemelidirler."

Bunun için, Türk kanun-ı esasiyesindeki idare maddeleri tebdil olunmalı ve hukuki Türkiye ile gayr-ı hukuki Türkiye tasrih edilmelidir. Bu suretle hareket edildiği taktirde, meselenin halli kolaylaşacaktır. Ve zaten, Türkiyenin de başka bir suretle hareket etmesinin imkanı yoktur. Bu halde, bu havalinin büyük ziraat mesaili ile alakadar olarak inkişaf edeceği anla-şılıyor. Bu vasi ziraat, esas itibariyle Türkmen aşiretleri için gayet müsaittir. Lakin, büyük ziraat meselelerinde ferdi mülkiyet esası, (Tröst) halindedir. Bu havalideki fertler, tröst hesabına çalışmak mecburiyetinde bulunacaklardır. Buna binaen, buralara iskan edilecek olan Türkmenlerin ticaret-i mahalliye ile alakadar olamayacaklan meydanda bir keyfiyettir. Zaten, aynı mesele ile buralardaki Arap aşiretleri de taban tabana zıttır. İskan bahisinde daha umumi hatlarıyla izah edileceği veçhile, iskan meselesinde esas, tedrici intifa' ve muhacirlere azami menfaat bahş etmektir. Halbuki, müstemleke mesailinde bunun nazar-ı dikkate alınması mümkün değildir. Burada, yalnız Türkmenlerin havalinin inkişaf-ı ticariyesiyle alakadar olamayacaklarını kaydetmeye iktifa edeceğiz. Bu ise, bunların ticaret-i mahalliye ile tevhit-i hareket edemeyeceklerini gösteriyor.

Beşinci kısım, Sarıların sahaları dahilinde tetkik olunabilir. Bu saha da diğerleri gibi iptidaidir. Burada da meskun ahali ile aşiretlerin hayatı arasında müşterek esasat mevcuttur. Ancak, bu havalideki şehir hayatı, kısmen tekamül etmiştir ve dahili Anadolu'nun Bahr-ı Sefıd havzası limanlarıyla da mü-nasebettardır. Buna binaendir ki, bu havalinin köyleriyle şehirlerini ayrı ayrı tetkik etmek mecburiyeti hasıl oluyor. Fakat, bu şehirlerin halihazırdaki muamelat-ı ticariyeleri, ancak köylerinin mahsulatı ve istihlaki ile alakadardır. Bunlar, henüz bu alakaya nazaran, hususi muameleler icra ediyorlar. Buna binaen, ancak muhitin ahval-i ticariyesini umumi bir surette izah ettikten sonra, bu husüsiyeti işaret etmek muvaffık olur.

Bu havalinin hayat-ı umumiyesi, kendi ihtiyacının def'ini nazar-ı itabara almaktadır. Bu ihtiyaç ise, hububat, hayvanat ve hayvanattan istihsal olunan yağ, peynir gibi mevad ile kaba dokumacılıktır. Filhakika, aşiretlerde ve meskun köylerde ipek dokumacılığı gibi, pek ince işler vardır. Lakin, bunların iptidai vesaitle mahdut dairelerde icra edilmeleri de, kaba dokumacılık şubesinden addedilmelerini intaç ediyor. Buna bi-naen, her iptidai cemiyette bulunan bu gibi sanayi-i beytiyeye büyük bir ehemmiyet atfedilemez. Filhakika, bu havalinin gerek hayvanat-ı istihsalatında ve gerek hububatında bir fevkaladelik vardır. Fakat, bu fevkaladelik de bi-nefsihi bir inkişafı ticari addedilemez. Bu Türkiyenin diğer şehirlerinin buraya muhtaç olmalarından neşet ediyor. Zira, Türkiyenin heyet-i umumiyesi de iptidai bir haldedir ve her mahallinde de aynı saha-i istihsal bulunamadığından, kendisine merbut olan sahaların bazılarına bu gibi kıymetler verdirmektedir. Bunun içindir ki, bu havalinin yağ, ipek istihsalatı, Türkiye dahilinde bir şöhret bulmuştur. Fakat, bu şöhretine rağmen, vasi ve fenni bir şekilde inkişaf ettirilememiştir. Bu ciheti, Türkiye'deki sermayesizliğe atfedebiliriz. Lakin, aynı zamanda da daha vasi istihsalatın Türkiye için lüzumlu olmadığını ve Avrupa pazarlarının da buralara henüz muhtaç bulunmadıklarını işaret etmek lazımdır. Mesela, Türk tütününün gerek dahildeki sarfiyatı ve gerek Avrupadaki şöhreti dolayısıyla işletildiği meydanda bir keyfiyettir. Eğer bu havalideki mahsulat, tütüne müşabih olsaydı, bir Avrupa sermayesinin elinde bulunması kadar tabi bir şey olmazdı. Bu girizgah, bu havali istihsalatında-ki mahalli kıymetin ehemmiyetsiz olduğunu ve daha makulü de yalnız iptidai bir Türkiyeye ait bulunduğunu ispat etmektedir. Şu hale nazaran, buradaki şehirlerin muamelat-ı husüsi-yesinin nerelere kadar tevsi'-i daire ettiği anlaşılıyor.
Bu iptidai hal-i ticari, Türkmenlerin muhit-i ticarilerine tetabuk ettiklerini gösteriyor. Fakat, muhitin istikbal-i iktisa-diyesi de ayn bir gaye takip ediyor.

Diğerlerini tetkik ettiğimiz gibi, bu havalinin de istikbal-i iktisadiyesini müş'ir maddelerini izah etmek icap eder:

1. Madeniyat
2. Ziraat

Bu arazi maden teressübatına müsaittir ve burada mekşuf dört maden damarının dördü de demirdir. Bunlar, Maraş, Pa-yas, Baylan, Salihiye demir madenlerinden ibarettir. Diğer madenler hakkında henüz hiçbir malümat yoktur. Buna bi-naendir ki, buranın madeniyatını dahil hesap etmek muvafık-ı maslahat değildir. Fakat, burada bir silsile takip eder gibi, yek diğerini tevali eden demir madenlerinin de fevkalade ehemmiyetleri vardır. Bunlar memleketin hayat-ı sanaiyesini inkişaf ettirebilecek bir halde bulunuyorlar. Bununla beraber, Türkiye'nin her tarafında demir madeni mevcuttur. Sonra, bu havalinin Türkiye ile ne suretle alakadar olacağı da malüm değildir. Fransa, kendi hesabına, İngiltere de Türkiye zararına ve Arap hesabına olmak üzere, bu havalide birçok hileler tertip etmektedirler. Buna binaen, Türkiye'nin Türk olmayan bu havaliyi taktim etmesinin imkanı yoktur. Türkiye, buralardan evvel, hakiki arazisini işletmek mecburiyetindedir. Bu münasebetle, bu havalinin demir madenlerini bir çok zamanlar tehir etmesi muhtemeldir. Ve henüz bu havalide hayat-ı made-niyenin inkişafını mümkün kılacak bir emare mevcut değildir.

Ahval-i ziraiye ise, kısmen daha müterakkidir. Ancak, burada vasi ziraat mahalleri o kadar kesir değildir. Ve kabil-i zeri arazi nispetinde de faaliyet-i ziraaiyenin azalacağı ve daha ziyade memleketin dahiline sarf edileceği nazar-ı itibara alınmalıdır. Bu netice, burada büyük ziraat ticaretinin vücut bulamayacağını gösteriyor. Fakat, bu ticaret için de ne fazla sermaye ve ne de ahali-i asliyesinin haricindeki şahsiyetler na-zar-ı itibara alınmamalıdır.
Bunun içindir ki, bu havalinin ticaretine rapt-ı mukadderat ettirilmelidirler. Bu, ancak Türkiyenin havali-i sairesinde-ki nüfusun ticaret-i mahalliyeye fazla geldiği zaman nazar-ı itibara alınabilir. Halbuki, henüz böyle bir vaziyet mevcut değildir. O halde, ilk nokta-i nazara ehemmiyet atfetmek zarureti karşısında kalıyoruz.

Ahval-i sanaiye meselesi, bu havalide daha fazla nazar-ı itibara alınabilir. Bilhassa, ham dokumacılık şayan-ı dikkattir. Lakin, ahval-i umumiye kısmında da izah ettiğimiz gibi, henüz bu devrinde inkişafına müsait bir safhanın önünde bulunmuyoruz. Bu sanayinin de inkişafı için, büyük bir iktisadi inkılaba, veya hiç olmazsa sanayi tekamüle ihtiyaç vardır. Bu henüz mevzuubahis bile değildir. O halde, bu hayatın da ma-halli kalacağı şüpheden varestedir. Zaten bu havaliyi tetkik ederek, Bağdat-Beyrut şimendifer hattını tesis etmek isteyen Fransız sermayedarları da başka bir mütalaada bulunmamışlardı. Yalnız, bu havalinin Irak transitine müsait olabileceği iddiası mevcut idi. Halbuki, Bağdat hattının İskenderun şubesi de aynı vazifeyi daha mükemmel bir surette ifa edecektir.

Fransız projesi de pek az zaman zarfında terk edildi ve meşhur bir muktesidin dediği gibi:

"Fransız projesi, bir blöften ibarettir. Bu, ancak borsalarda muvakkat bir oyuna yarayabilir. Fakat meselenin pek yakın bir zamanda tevzih edeceği ve bu oyunun da devam etmeyeceği meydanda bir keyfiyettir.

Zaten, projenin sahibi olan zatın mevki de bunu gösteriyor. Bu adam, (Tan) gazetesi ser muharriri (Tardiyo)dur. Tardiyo, hiç şüphesiz siyasi mesail ile borsalara icra-yı tesir edebilecek bir mevkidedir ve Beyrut-Bağdat hattının inşası teşe-büsü de sırf bu maksata müstenittir. Bilhassa, bu hattın mün-tehası için yapılan müthiş patırtılar ve Fransa'nın Suriye Hris-tiyanları hukukunun müdafiliği sıfatıyla ortaya atılması da mali, fenni bir esasın adem-i mevcudiyetini göstermekten ha-li değildir. Sonra, Fransa'da da meseleyi tenvir edecek derecede (Mahalli Hayat-ı İktisadiye İnkişafatı) hakkında bir eser de, neşredilmiştir".
Bu selahiyattar zatın mütalaatını nazar-ı ehemmiyetten dur tutmamalıdır! Hulasa, bu havalinin hayat-ı sanaiyesi de cihanşumul bir inkişafa mazhar olamayacaktır. Bu suretle, Türkmenlerin de bu hayat-ı sanaiyeyi takip etmeleri zaruri olamaz. Binaenaleyh, Türkmenlerin bu havali hayat-ı sanai-yesine teşrik edilmeleri o kadar ehemmiyetle nazar-ı itibara alınamaz.

Bu son havalinin inkişafı hakkında umumi bir mütalaanın da lüzumuna ihtiyaç hissedilmektedir. Çünkü, bu havalinin inkişaf-ı tabiiyesiyle Türkmenlerin atisi arasında adem-i tevafuk yoktur. Buna binaen, burada iskan edilecek olan Türkmen aşiretlerinin hayat-ı ticariye ile alakadar olacakları anlaşılıyor. Ancak, muhitin, Türkiyenin diğer aksamına nazaran mahdut bir faaliyet-i ticariyeye saha olması meselesi vardır ki, Türkmenlerin bu havaliden edecekleri istifadenin cüziliği meselesi münakaşasına sebebiyet veriyor. Bu mesele, kabul edilmeli midir? İskan bahisinde iskan gayesi hakkında malümat verilecek ve mesele orada daha umumi bir surette tenvir olunacaktır. Ancak, burada da ticaret hayatı ile insan faaliyetinin hudut-ı esasiyesini göstermek mecburiyeti vardır. Bir memleket, hayat-ı ticariyesine nazaran, bir nüfusa malik olmak mecburiyetindedir. Hayat-ı ticariyesi akim olan mahallerde fazla nüfusun hiçbir ehemmiyeti olmadığını da nazar-ı itibara almalıyız. Mesela, Almanya'nın bitmez tükenmez Amerika muhaceratı da başka bir sebepten neşet etmiyor.

Bunun içindir ki, ticaret-i mahalliyeye mutabakat nazariyesinde iki noktanın nazar-ı itibara alınması mecburidir:

1. Mevadd-ı ticariye ile ünsiyet
2. Ticaret-i mahalliyenin temadi-i inkişafı

İşte, Türkmenlerin ticaret-i mahalliye ile teşrik-i mukadderat etmelerinde ikinci şartın aranılması kadar tabii bir mesele olamaz. Bu havalide, bu şart mevcut olmadığı için, yalnız birinci şarta istinat eden tetabuku, kafi addetmek de doğru olmaz.

Kaynakça
Kitap: TÜRKMEN AŞİRETLERİ
Yazar: FRAYLİÇ, RAVLİG
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir