Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkmenlerin Asr-ı Hazırda İntibakları Imkanı

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Türkmenlerin Asr-ı Hazırda İntibakları Imkanı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 19:30

TÜRKMENLERİN ASR-I HAZIRDA İNTİBAKLARI İMKANI

Muhtelif fasıllarda, Türkmenlerin hem kuvvet-i hislerini ve hem de kuvvet-i fikirlerini izah ettik. Bu fasılda da, bunların muasırlaşmaları imkanını tetkik etmek istiyoruz. Bu suretle, kitabın asıl gayesi olan iskan meselesi için icap eden esaslar meydana çıkarılmış olur. Bu meselenin ne kadar vasi bir mevzua istinat ettiği görülüyor. Binaen aleyh, ihatalı bir usul-i tetkik takip etmek mecburiyetindeyiz.

Türkmenlerin bugünkü hayatları nazar-ı dikkate alınarak haklarında atideki hükümler verilebilir:

1. Türkmenler, nev-i içtimaiyelerine göre müesseselere malik değildir.
2. Türkmenleri asri hayata irca etme mecburiyeti vardır.

Bu iki müddeayı tenvir için nokat-ı nazarımızı hulasa edelim: Türkmen müesseseleri, kendi nevilerine göre, pes zinde ve zinde müesseselerden ibaret görünüyor. Fakat bu görünüş sırf kendilerinin tarz-ı hayatına göredir. Yani, kendilerinin halihazırdaki münzevi cemiyetlerinin evsafını ifade eder ki, bu cemiyetin asri hayatta bir mevkii olmadığı gibi, bunların geçirmekte oldukları aşiret hayatında da, inkişafa müsait hiçbir vaziyetleri yoktur. Belki bu hal, muhitlerinin ayrı bir cemiyet teşkil etmesi ve bunların da bu cemiyete girmek mecburiyetinde olmaları gibi tali meselelerden zuhur etmiştir ve bu mecburiyet, bunların aşiret hayatının tabii inkişafına mani olmuş ve binnetice kendilerinden, müstakil olarak bir cemiyeti asriye teşkil etmek iktidar ve kabiliyetini izale etmiştir. O halde, bunların kendilerine göre bir kıymeti haiz olan müesseselerini, hakiki değil, kazip kıymetler sırasına ithal etmek lazım gelir. İsterseniz bunlara hakiki, fakat iptidai bir kıymet farz ediniz; Fakat bu nevi mefrüz ve iptidai kıymetli müesseseler, yine kendilerinin bugünkü ihtiyaçlarıyla mütenasip olamaz.

Burada mühim bir mesele tahaddüs ediyor. Mademki Türkmenlerin inkişafa müsait müesseseleri yoktur; o halde, bunların asri bir hayata ithalleri nasıl mümkün olabilir? Bir içtimai mevcut, ancak hayatının zindeliği ile inkişaf edebilir; aksi halde, bu içtimai mevcutun yaşaması mümkün değildir. Buna binaen, Türkmenlerin de asr-ı hazıra ircalan adimü'l-imkan bir mesele teşkil etmez mi?
Bu iddianın doğru olabilmesi için, Türkmenlerin asri Türk hayat-ı içtimaiyesi dahilinde bulunmaları lazımdır. Halbuki, mesele aksinedir. Türkmenler, kendilerinin aşiret hayatına ait olan müesseselerini, asli bir şekle irca etmeye salahi-yattar bir hale gelmiş olan Türklerin bir kısmıdır ve bugünkü Türk müesseseleri, Türkmen müesseselerini yaşatan aşiret zindeliğinin birer şekl-i mütekamilidir. Bu halde, Türk müesseselerinin Türkmenlere yabancı olmadığını kabul etmek icap eder. Türkmenler, bir takım tarihi hadiseler ilcaatıyla takip edemekleri tekamülü, Türklerin içine girmekle elde etmiş olacak, bu sayede Türkmenlerin temessül etmeleri neticesi elde edilmiş bulunacaktır.

Temessül edebilmek, temessül edilecek cemiyetin müesseselerini kabul etmekle mümkündür. Nitekim, Türkmen vicdanında şuurlu bir halde bulunan Türk müesseseleri vardır. İşte aşiret halinde iken, akim müesseselere malik olan Türkmenler, bu şuursuz kudret sayesinde hakk-ı hayata malik olacaklar ve kendilerinin asri nev-i içtimaiyelerine göre birer şekil alabileceklerdir.
Türkmenler, asri Türkiye vasıtasıyla asr-ı hazıra intibak edebilirler. Türkmenlerin böyle bir harekete karşı gelebilmeleri mümkün değildir. Yalnız, Türkmenlerin Türk hayatına iştirak ettirilmeleri lazımdır. Filhakika, aynı muhit içinde yaşıyorlar. Lakin, muhiti münasebeti de ailevi şekline irca etmek lazımdır.

Bu suretle, Türkmenlerin iskanları meselesinde pek mühim bir noktaya ehemmiyet vermek icap edecektir:

Türkmen-Türk münasebetini tezyit etmek!

Türk-Türkmen münasebetini tezyit etmek için, üç mühim esasa ihtiyaç vardır:

1. Türkmenlerin iskanı
2. Türkmenlerin Türk köylüleriyle musaherette bulunmaları
3. Türkmenlerin temdini

İskan meselesi, katiyen icap eder. Çünkü aşiret hayatının asri Türkiye hayatıyla müşterek hiçbir asri noktası yoktur ve bittabi, bunların Türk istikrar hayatıyla aynı safhada bulunmaları lazımdır. Fakat, bu meselede bizim kadar nikbin olmayanlar da vardır. Bunlar, aşiretlerin derhal iskan edilemeyeceklerini iddia ediyorlar ve misal olarak, İngilizlerin Arap aşiretleri hakkındaki usullerini zikrediyorlar.

Ve diyorlar ki:

"Aşiret hayatı, aşiret cemaati için bir husisiyeti caizdir. Aşiret, ancak bu hayata mahsus duygulara ve kanaatlere maliktir. Bunları başka bir hayata irca etmek, Ancak bu aşiret duygularının buna müsait olmamasıyla mümkün olabilir. Arap aşiretleri buna müsait değildir. Buna binaendir ki, bunların iskan edilmeleri de mümkün değildir".

Biz, bu mütalaaya ehemmiyet verebiliriz. Fakat, Türkmenlerde aşiret hayatının zinde olmadığını da hem hukuk-ı şahsiye ve hem de aile bahislerinde izah etmiş edik.

Sonra, umum Türkmenler hakkında da şu neticeye gelinmiş idi:

Türkmenlerin tamamıyla eski seyyarlıklarını bile muhafaza edememişler ve istikrar ihtiyacı taht-ı tesirinde kalmışlardır.
Bu nokta, iskanın lüzumunu gösteriyor. Zaten, iskan arzusu Türkler kadar Türkmenler tarafından da izhar ediliyor. Su-ret-i iskan ise başka bir meseledir. Bunu fasl-ı mahsusunda izah edeceğiz.

İkinci esas, Türkmenlerin Türk müesseselerine ithalini intaç edecektir. Çünkü, Türkmenlerin yabancı olmadıkları bu müesseselerle istinas eylemeleri lazımdır. Aksi halde, Türk-menlerde bu şuursuz hadiselerin inkişaf etmesi, mümkün değildir. Çünkü bu hadiseler, Türkmenlerde faal olabilmek için, hiçbir tali kuvvete malik değildir. Eğer Türkmenler, kendi hallerine bırakılacak olurlarsa, yavaş yavaş bugünkü kuvve-i hayatiyelerini de kaybedeceklerdir. Çünkü, ibdai bir kıymeti haiz olmayan müesseseler, en nihayet tereddi etmeye mahkumdur. Sonra, bu müesseselerle bir inhitat da başlar. Buna binaen, Türkmenleri Türklerden tecrit etmek doğru olamaz.

Türkmen-Türk münasebet-i samimiyesi, Türkmenleri Türk hayatına teşrik etmek kabildir. Bu iştirak ise, ailevi olmalıdır. Türk ile Türkmen aileleri arasında musaheret arzularının kesretle vuku bulması icap eder ki, asri Türk müesseseleri de Türkmenlere intikal etmiş olsun. Çünkü, bu iştirak-ı hayat ile müşterek aileler hasıl olacaktır. Şüphesiz bu ailelerde bir aile hatt-ı hareket kanunu vücut bulur. Türk daima bu kanunun vazii mevkiini işgal eder. Zira tasnif edilmiş asri mefkurelere maliktir. Sonra, bu mefkureler de Türkmenlerde de şuursuz bir halde mevcuttur. Türkün bilfiil bu mefküreyi, aile hayatına ithal etmesiyle, şuursuzluk hali zail olur ve şuurlu bir surette amil hareket olmaya başlar.

Bu neticeyi elde edebilmek için, Türkmenleri Türklerin mevcut olduğu mahallerde iskan etmek lazımdır. Pek az nüfusa malik olan ve hemen hemen köy cihetiyle ehemmiyetini kaybetmeye başlayan Anadolu Türk köyleri, bu itibarla en müsait birer mahaldir.
Filhakika, köylerdeki iskandan beklenilen aile münasebetinin, o kadar sade bir mesele olmadığını anlamıyor değiliz.

Mesela, dini ihtilaflar mevcuttur:

Kızılbaş, rafızi meseleleri. Türkmenlerin üçte ikisi Kızılbaş ve rafızidir. Bunların Sünni Türk aileleriyle münasebetleri nasıl mümkün olacaktır. Şüphesiz, bu mesele cebir ile olamaz. Behemehal, bir mülayemet ve hüsn-i niyetle olacaktır. Bu alemlerin de bir menfaate ibtina ettirilmesi mecburiyeti vardır. Halbuki, Kızılbaşta böyle bir hüsn-i niyet bulunamaz ve bittabi, münasebet-i umumiye-de vazıh olamayacaktır.

Lakin, bu meseleyi daha vasi bir surette nazar-ı itibara alalım. Türkmenlerde hiçbir dini itikadın zinde müesseseleri yok idi. Yalnız, dini şekiller mevcut idi. Bu hal umum Türk vicdanının haricinde bulunan Türkmen edyan-ı sairesinin de zeval bulmasına hizmet edebilir. Ancak, meseleyi muntazam bir surette idare etmek lazımdır. Türkiye hükümeti, Kızılbaş, rafızi gibi fark-ı zalleye münhasır itikatları tastik etmelidir. Zaten bu gibi itikatlar, asri vicdanın haricinde bir takım teş-kilat-ı iptidaiyeye maliktirler. Mesela, Kazib ayini, mum söndü ve buna mümasil birçok ayinler vardır ki, asri ahlakla gayri kabil-i teliftirler. Bunları hiçbir asri hükümetin tanıması mümkün değildir. Halbuki bu ayinler icra edilmedikten sonra, bu itikatların bir kıymeti kalmaz. Bunları ibka eden esas, bu ayinlerdir. Türkiye, idari bir usule istinaden, bu ayinleri men edebilir ki, doğrudan doğruya itikatların men'i demek olur. Ancak bu meselede adem-i muvaffakiyet ve tali su'übetlere duçar olmak için, esas addettiğimiz idari usulü nazar-ı dikkate almak lazımdır.

Bu idari usul, gayet sadedir ve dört madde ile izah olunabilir:

1. Kızılbaşları, ufak kitleler halinde Türk kitlelerine taksim etmek
2. İskandan sonra, itikat ayinlerinin icrasını men etmek
3. Muntazam silsileler halinde yapılacak olan iskan muamelatını salahiyattar inzibat komiserlikleri idaresine terk etmek.
4. Mühim iktisadi mahalleri iskan mahalli olarak intihap etmek.

Kızılbaş aşiretlerinin ufak kitlelere taksimleri, bunların itikatlarındaki eşkal ve merasimi inhilale uğratır. Bunlar, bu kitleler dahilinde yeni bir dini teşkilat yapmak mecburiyetinde kalırlar.

Halbuki, böyle yeni bir teşkilat yapmaları gayet güç bir meseledir:

Evvela her aile dahilinde böyle bir teşkilat yapılacaktır. Bilahare, bu teşkilat tevhit edilebilecektir ki, bunun için muhitin müsait olabilmesi lazım gelecektir. Daha doğrusu, hem müsait bir muhit ve hem de aralarında bir yeni samimiyet ihzar etmeye gayret edeceklerdir.
İkinci maddenin birinci fıkrası, bunların bir silsile dahilinde bulunmaları idi. Bu kayıt sırf iskan meselesinin birinci maddesini tatbik için işe yarar. Halbuki, bunların derhal hükümetin iskan muamelesine muvafakat etmeleri mümkün değildir. Fakat yekdiğerine komşu bir halde bulundukları taktirde, kısmen müşkilat def edilmiş olur. Zira aralarındaki münasebeti mevcut addedebilirler ve hükümetin kuvvetli bir tazyikine muhalefet etmekten ise, bu zahiri münasebeti, kabul etmeleri kendileri için daha muvaffak gelir.

İkinci fıkrada da bahsedilen inzibat komiserliği de bunların köy dahilinde ihzar etmek isteyecekleri müşterek ayin mahallerine mümanaat etmek vazifesini haiz olacaktır. Yalnız bunların aileleri dahilindeki münferit ayinlerine müdahale etmeyeceklerdir. Çünkü aileler dahilindeki münferit ayinlerin ehemmiyetleri olamaz. Bu ayinlerin zaman ile kıymetsizleşmeye başlayacağı tabiidir. Bilhassa temdin meselesi de vardır ki, bu ailelere yeni fikirler verecektir. Sonra ailelere müdahalenin zararları da pek fazladır. Zira, bu teşkilattan müteessir olan fertler, son ilticagahı aileler dahilinde bulacaklardır. Binaenaleyh, bütün kuvvetlerini orada temerküz ettireceklerdir. Buna da müdahale edildiği taktirde, bunlarda ruhi bir aksülamele sebebiyet verilmiş olur. Zira, bir itikadın derhal ve cebren tebdil edilmesi mümkün olamaz.

Dördüncü madde, bunların hayat-ı ameliye ile daha ziyade alakadar olmalarını intaç eder ve itikatlarını da bilfiil izale edecek kuvvet bundan ibarettir. Yeni sahanın maddi menfaati, kendilerinde pek az zaman zarfında istihsal kabiliyetini tezyit eder ve aynı zamanda, bunların Türklerle münasebetlerini fazlalaştırır. Çünkü bunlarla asıl köylüler arasında ilk münasebetin pek cüz'i olacağı muhakkaktır. Lakin, iskan edildikleri mahallerin tabi olduğu şehir ve kasabalarla iktisadi münasebetlerin fazlalığı nispetinde, Türklük tesiratmın azamiliği temin edilmiş bulunur.

Bu usullerle de Kızılbaşların itikadı sarsılabilir. Sonra Türk köylüleriyle müşterek hayat, her iki taraf arasında bir takım aşk maceraları tevlit edecektir. Bu maceralarda, köyün bu iki fırkası arasında izdivaçlar vukuuna en ziyade hadim olur.
Üçüncü esas, bunların temdini meselesi idi. Temdin meselesi diğerlerinden mühimdir ve bu mesele, Türkiye'de pek güç tatbik edilebilecektir. Çünkü Türkiye maarifi, henüz kemal derecesinde değildir. Halbuki, burada da pek esaslı bir maarif teşkilatına lüzum vardır ve aynı zamanda maarifin zirai kısmı diğer aksanımdan daha ziyade lazımdır. Çünkü, fertleri daima, hayat-ı ameliye ile alakadar etmek mecburidir ve bu alaka, aynı zamanda Türk harsına tevfik edilmeli ve Türkiyenin Avrupai hareketini de gaye ittihaz etmelidir. Mamafih, temdin-i icraatını yalnız çocuklara tatbik etmek de doğru değildir. Belki aynı zamanda büyük yaşlılar hakkında da tatbik edilmelidir. Yalnız ayrı ayrı usullerin takip edilmesi icap eder.

Buna binaen, atideki gösterildiği veçhile iki nevi teşkilat yapılmalıdır:

1. Çocukların tedrisi için mektepler açmak
2. Büyüklerin hayat-ı ameliyelerde teşdit münasebetleri için, iktisadi köy cemiyetler teşkilatı yapmak.

Çocuk mektepleri, köy mektepleridir. Bunlar, hem Türkler hem de Türkmenler için aynıdır ve şüphesiz, böyle olmak mecburiyeti vardır. Yalnız, bu mekteplerin diğer Türk mekteplerinden ayrı olmaları icap eder. Bu ayrılık, bunlarda dini tedrisatın daha az Olması ve bunun yerine bedii tedrisata vasi bir sahanın terk edilmesidir. Halbuki, her memlekette olduğu gibi, köy mekteplerindeki dini tedrisat kuvvetlidir. Bu tedrisatın müşterek mekteplerdeki tesiratı, ailevi bir terbiye-i diniye görmeyen Türkmen çocuklarında ruhi buhranlar tevlit eder ve bunların istidatlarının inkişafına müsaade etmez, zekalarını köreltir. Çünkü, bunların evlerindeki itikat ile mektebin telkin ettiği itikat arasında sarih bir mübayenet vardır. Sonra çocuğun aile itikadı da daha fazla tesirler bırakır. Bilhassa, eğer bu itikat tahrik edilecek olursa!

Lakin, bu köy mekteplerinde dini tedrisatın ihmal edilmesi mümkün değildir. Bu mühim maarif teşkilatına ve hem de Türkmenlerin temmessülüne münafıdir. Halbuki, Türkmenlerin muasırlaşması için, merbut bulundukları akim akideleri terk etmeleri elzemdir. Bunun için, nazari din dersleri takip olunmalı ve mektepte ameli din tedrisatı men olunmalıdır. Nazari tedrisatta Türkmen çocukları için, ayrı bir ehemmiyet haiz olmamalı ve muallim de bunlara ehemmiyet vermelidir. Yani dini tedrisatta müşkilat çıkarmamalı ve dini dersler için çocukları tazyik etmemelidir. Fakat, dini tedirisatın vecdeli bir duygu halinde inkişaf etmesi cihetine atf-ı ehemmiyet etmek icap eder. Bu ise, genç ve muktedir muallimler tarafından tatbik edilebilecek bir usuldür.

Filhakika, bu usulün ani tesirleri olamaz. Köylerdeki tedrisat ise, iptidai bir mahiyeti haiz olabilir. Buna binaen, bu duygular da iptidai bir halde olacaktır. Halbuki, bu İslami duygularda böyle iptidai olduğundan, İslami iptidai duyguların rekabeti güçleşiyor. Bu sebeple, bu çocuklarda İslami duyguların ameli bir şekilde tezahürü düşünülmemelidir. Belki, bunlarda din, şuursuz bir duygu halinde tenmiye edilmelidir. Türk-Türkmen münasebet-i diniyesi teshil edilmiş olsun. Çünkü başka şekilde dini duyguların tevhiti mümkün olamayacaktır.

Tahsil-i sininde bulunmayanlar için, mektep açmak faydalı olabilir. Lakin bunun Türkiye'de tatbiki pek müşkil bir meseledir. Buna binaen, büyükleri iktisadi cemiyetlerle işgal etmek daha doğrudur. Zaten, bu iştigal büyükler için daha na-fı bir tahsildir. Çünkü, köy tahsilinin heyet-i umumiyesi, sırf iktisadi meseleleri kısmen taktir edebilecek büyükler yetiştirmektir. Diğerleri, bunun furuatından ibarettir. Şimdi, iktisadi tahsilin nasıl bir teşkilata tabi olabileceğini tetkik edelim.

Teşkilatın mevzuu:

Teşkilat Türk-Türkmen faaliyet ve menfaatlerinin tevhidi esasına müstenit olmalıdır. Bilahare, azami istifade gayesi takip edilmelidir. Bu da köy mahsulatının ihracatı ve köy ihtiyacının ithalatı gibi umumi kısımlardan ibarettir.
Azami istifade, büyük kitleler dahilinde mümkün olabilir. Buna binaen, bu teşkilatı, bütün iskan silsilelerine muhit olabilecek halde yapmalı ve sonra Türk-Türkmen münasebetinin teşdidi için, fazla içtimai ve münakaşayı icap ettirecek olan ayrı ayrı müesseselere taksim etmelidir. Mesela, Flemenk hükümetinin köylü faaliyet-i dimağiyesini tezyit etmek için tatbik ettiği usul nazar-ı itibara alınmalıdır.

Bu usul, köy mahsulatının her kısmı için, ayrı birer cemiyet-i ihdasıdır:

1. Hububat mahsulatı
2. Hayvan ticareti
3. Mahsulat-ı hayvaniye ticareti
4. Kümesçilik
5. Sanayi-i ziraiye

Misal olarak Flemenk köylüleri arasında tesis eden köylü iktisat cemiyetlerini zikredelim:

1. Köylü yumurta ihracat şirketi
2. Köylü peynir ihracat şirketi
3. Köylü hayvanat-ı ehliye ihracat şirketi
4. Köylü hububat ihracat şirketi
5. Köylü hayvanat ihracat şirketi

Sonra, bir köyün muhtaç olduğu mevadde vardır. Bunlar da başlıca üç kısma ayrılır:

1. Sağlam tohumluk
2. Damızlık hayvanat
3. Emval-i beytiyye ve elbise

Bu ihtiyacın defi için de yine Flemenk'te atideki şirketler teşkil olunmuştur:

1. Sağlam tohumluk tedariki köylü şirketi
2. Cins damızlık hayvanat tedariki köylü şirketi
3. Köylü ihtiyacat şirketi

Bu şirketlerin hepsinin ayn ayn heyet-i idareleri bulunmakla beraber, bütün müstahsiller bu şirketlerde azadır, bu şirketlerin muamelatını takip etmeye mecburdurlar. Bu hal, yalnız bir şirkete münhasır olsaydı, köylülerin tetkikatı da buna münhasır kalır ve azalar tenakus ederdi. Halbuki, taaddüdün menfaati pek çoktur. Sonra, bir şahsın ancak iki şirkete aza olabileceği gibi tahdidat da yapılmıştı. Bu münasebetle, köylülerin mühim bir kısmı iş başına getirilmiş demektir.

Bu usul, Türkiye'de ihdas olunacak iskan mıntıkalarında kabul ve tatbik edilmelidir. Türkiye'de mevcut köylülerin böyle bir teşkilata kabiliyetli olmadıkları nazar-ı itibara alınamaz. Çünkü, Flemenk köylülerinde de ilk teşkilatta aynı kabiliyetsizlik bulunuyordu. Binaenaleyh hükümet, muntazam bir teşkilat yaptıktan sonra, mesele gayet tabii bir cereyan takip eder ve köylerdeki merkezler, sırf muamelatı teftiş gibi tali ve mahalli bir ehemmiyette kalır. Bundan hiç şüphe etmemelidir. Sonra, bu şirketlerin tedvir-i umuru içinde memurin heyeti lazımdır. Nahiye müdürleri de, bu memurin heyetini taht-ı murakabeye alabilir ve bu heyetin muntazam (sökürsal?)ları da halkı irşat edebildiği gibi, fenn-i ziraat ve hayvanat hakkında da malümat verilir.
Bu şirketlerin her köy merkezi, köy halkının reyi ile tayin edilir. Tasnif- arada, Türk gibi Türkmenin de nazar-ı dikkate alınması lazımdır. Yani ekalliyet ekseriyete feda edilmemeli ve ekalliyetin reylerini nazar-ı itibara alarak, tasnif- ara yapılmalıdır. Bu suretle, şirket-i mahalli meclislerinin hepsinde de hem Türk ve hem de Türkmen aza bulunmuş olur ve bunların iştigal edecekleri mesele ise, şirket azalarının hukuklarını müdafaadan ibaret kalır. Bu müdafaa, gayet basit bir meseledir. Köyün bütün müstahsillerinden ibaret olan tabii azaların teahhütlerini ifa etmesini vekarı muntazaman istifa eylemelerini temin etmek için, ilmi bir vukufa ihtiyaç yoktur.

Çünkü, şirket heyet-i memurini tarafından şüreka muntazam ve musaddak listeler gönderilebilir ve sonra, bu listelerdeki kayıtlarda pek sarih olur:

Beş tavuğun kaç kuruş ettiğini ve senevi yüz tavuk satan köylünün kaç para alacağını bütün köylü bilir. Zaten, iş bu değildir. Belki, bu karların muntazaman tevzii ve bilhassa, köylünün taahhüdatında teahhur karışıklık olmamasıdır. İşte bu şirket azalarının en ziyade iştigal etmeleri lazım gelen mesele de bundan ibarettir. Flemenk'te de köy heyet-i idarelerinin iştigal ettikleri mesele de bu merkezdedir. Bilahare, bunlar da ameli birçok malümat iktisap etmiş ve köyün istihsalatını tezyit edecek çareleri taharriye başlamışlardır. Şüphesiz, bunlara malümat veren şirket mütehassısları da mevcut idi. Bu gibi mütehassıslar, Türkiye iskan mıntıkalarında da iş başına getirilmelidir ki, bunların malümatından istifade edilsin ve köy şirket meclisleri de şirketlerinin ne suretle işlediklerini ve ne suretle mahreçler bulduklarını ve mallarının ne suretle ve ne için istihlak edildiklerini bunlardan öğrensin. Sonra, bu şirket meclisleri, köy mahsulatından bir kısmının hususi surette nasıl ihzar edileceği mesailini de idare eder. Bu faaliyetler, az bir iştigal değildir. Buralarda daima herkesin menfaati mevcut bulunduğundan, meseleyi ihata etmek ve fazla kar temin eylemek meseleleri de ruzname-i müzakerata ithal ediliyor. Bu suretle, meclislerin azalıkları da bir ehem-miyet iktisap eder ve böyle azalık için, köyde bir nüfuz sahibi olmak veyahut bu azalığa ehliyetli bulunmak gibi bir takım hassalar aranır ki, köylüler de böyle hassalar iktisap etmeye gayret ederler. Bu mesele, o kadar fazla zamanda muhtaç değildir. Ancak, bu malümatı idare etmek ve köylüyü daima ameli bir surette tenvir eylemek icap eder.

Böyle müşterek menfaat, müşterek kararlarla elde edilebilir. Buna binaendir ki, menfaat ilcaatıyla Türk-Türkmen münasebeti de teşdit edilebilir. Hayatın üssü'l- esası menfaatten başka bir şey değildir. Ve bilhassa, bu menfaatin müşterek olmasıyla müşterek efkar-ı umumiyede hasıl olacak ve her iki tarafın yekdiğerine bir hak bahşetmesi gayet tabii hislere istinat edecektir. Bittabi, bu gibi iktisadi hareketlerde asri hare-ket-i iktisadiyeye müstenittir. Her muamelatta asri müesseseler esas ittihaz edilmelidir. Aynı zamanda da bunlar asri Türk müesseselerinden de addolunabilir.

Burada, istitıad kabilinden olmak üzere, köydeki müşterek hayatın hukuk-ı mütakabile meselesini tasrih etmek istiyoruz. Bu, pek büyük bir meseledir ve yalnız Türkiye için değil, aynı zamanda en müterakki memleketler için pek mühim addolunmuştur.
Demografi tetkikatı gösteriyor ki, her yerli ahali, yeni gelen her nevi muhacirlere karşı tabii bir adavet göstermiştir. Bu adavat sırf bu yeni muhacirlerin muhacirlikleri için değildir. Belki, bu muhacirlerin başka bir zihniyete malik oldukları içindir. Lakin, bu muhacirlerin başka bir zihniyete malik oldukları meselesi de bilfiil tetkik edilmiş değildir. Belki nazari olarak nazar-ı itabara alınmıştır. Yani yerliler, kendi kanaatleri olmak üzere, bu itikatta da bulunmuşlardır.

Bunun için, bu mesele hakkında şöyle bir sualin iradına mecburiyet hissediliyor:

Menfi neticeler, daima menfaatin zevali neticesinde tevellüt ederler. Acaba burada da böyle bir tehlike mevcut mudur? Yerliler muhacirlerin vürütlarından mütazarrır oluyorlar mı?
Bu mesele henüz halledilmemiştir. Çünkü, suale kat'i bir cevap vermek mümkün değildir. Bu sual ile en ziyade iştigal eden memleket, şimali Amerika'dır. Orada, bu sualin hem lehtarları ve hem de aleyhtarları vardır. Lakin, her iki tarafta bir noktada birleşiyorlar.

Yeni muhacirler, ilk zamanlarda, yerlileri mutazarrır ediyorlar. Fakat bu zararlar, o kadar devam etmez ve esasen o kadar da ehemmiyetli değildir. Lakin, bir zarardır. Bilhassa bu zarar, köylerde daha fazla olur. Köylü, kendi ihtiyacına göre arazide bir nevi taksimat-ı iptidaiye yapmıştır ve hali mahallerden de bu nispet dahilinde istifade de bulunur. Bu hali yerlere gelecek muhacirler, köylünün mühim bir zararını mucip olurlar. Çünkü hali yerlere iskan edilecek olan bu muhacirler, birçok fuzuli işgallerle temin edilen menfaatlerin zevalini intaç eyler. Bu netice, köylünün iptidai mantığı ile kabil-i hal değildir. Sonra, sanayi-i cismiyeye malik olmayan şehirlerde de böyledir. Fakat, buralarda fuzuli işgaller mevcut değildir. Şehrin ticareti ve istihsalatı nazar-ı itabara alınır ve şehir halkına münhasır kalmış olan faaliyet-i ticariyeye başka bir unsurun karışmamasıyla işçilik kıymeti, kar nispeti tenakus eder.

Lakin nüfusun tezayüdüyle muamelatta da tezayüt başlar. Buna binaen, ilk zamanlardaki zararlar da derhal telafi edilmiş olur. Fakat, bu aksülamelin vücut bulması için, mevkiin müsait olması icap eder. Eğer şehir, iktisadi inkişafata da müsait olabilecek bir mahalde olmayacak olursa, bittabi bir netice hasıl olamaz. Lakin, iptidai şehir ahalisinin bu cihete ehemmiyet atfetmeyeceği de pek tabiidir. Çünkü, bu netice bilahare tahakkuk edebilir.
Şimdi aynı halet-i ruhiyeyi bu iskan köylerinde tetkik edebiliriz. Buradaki yerliler, muhacirlere iyi bir nazarla bakmayacaklardır. Bu hal dini ihtilafın teşdidine de sebep olur. Hükümet, bu meseleyi ehemmiyetle nazar-ı itibara almalıdır. Sonra, böyle ihtilafları bertaraf etmek için, evvelce tedabir ittihaz etmelidir. Bu tedbirin en mühimi, iskan edilecek muhacirlerin köyün hayatında ne gibi tebdilat tevlit edeceğini tetkik etmek ve muhacirlerle beraber köyün hayat-ı istihsaliye-sini tezyit edecek olan şirket teşkilatı gibi esaslı tedbirler ittihaz eylemektir. Bu suretle, köylünün zararını mucip ahvalin önü alınmış olur ve muhacirlere karşı yerlilerin adavet izhar etmelerine meydan kalmaz. Bu hal ise temsil nokta-i nazarından pek ziyade faydalıdır. Türkmen, kendisine düşman olmayan bir halk arasına karışmaktan içtinap etmez.

Binaenaleyh, hükümet de bunların hukuk-ı şahsiyeleri arasında hiçbir fark kabul etmemeli ve her iki taraf hakkında da aynı idare tatbik olunmalıdır. Hükümet memurları, gayet bitaraf bulunmalıdır. Bunun için, meslekten yetişmiş, keyfi hareketlerden müçtenip hükümet memurları lazımdır.

Kaynakça
Kitap: TÜRKMEN AŞİRETLERİ
Yazar: FRAYLİÇ, RAVLİG
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron