Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkmen Halkiyatı

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Türkmen Halkiyatı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 19:15

TÜRKMEN HALKİYATI

Türkmen halkiyatı, Anadolu'daki milletlerin hepsinden de zengindir. Hatta, şehirli Türkmenler bile, Türkmenler kadar vasi bir halkiyata malik değildir. Filhakika henüz Türk halkiyatı cem edilmemiştir. Fakat bunun hala, cem edilmemesi, bu halkiyatın kuvvetli olmadığını ve içtimai vicdanda bir tahrik yapmadığını gösterir. Sonra Türklerin bugünkü hayat-ları, Türkmen hayatının takip ettiği yoldan ayrılmıştır. Türk medeniyet ve realizme doğru gidiyor. Buna binaen realizm nazariyelerinin kuvvet bulduğu böyle bir anda Türklerin halkiyata ehemmiyet verebilmeleri imkanı kalmamıştır. Bu mesele ancak realizm müesseselerine hakiki bir surette inkişaftan sonra halledilecektir. Buna binaen, halihazırda Türk halkiyatı bir kıymeti haiz görünmüyor. Halbuki Türkmenlerde vaziyet farklıdır. Bu zümrenin hakiki vicdan içtimaiyesi ve bu vicdan seyri, bu halkiyatta meknuzdur.

Türkmen halkiyatı, bütün Türkçü müsteşriklerin nazar-ı dikkatlerini celp etmiştir. Bu bapta birçok eserler neşredilmiştir. Bunların içinde yalnız bir mevzuyu tetkik eden ve bu mevzu hakkında birçok tefsirlerde bulunanları veyahut böyle bir mevzu ile şark tarihini, menşei, Ural-Altay milletleri arasındaki mesaili tetkik edenler de vardır. Lakin, heyet-i umumiye-si, hiçbir eserde cem edilememiştir. Bilhassa seyahatnameler, darmadağın bir sürü malumatı ihtiva ediyorlar ki, bunlardan istifade edebilmek için, mütahassıs halkıyatçılardan olmak icap etmektedir.

Biz burada, yalnız mütehassısların değil, belki bütün alakadarların istifadelerini mucip olabilecek derecede umumi bir plan dahilinde hareket edeceğiz. Aksi surette, meselenin gayri kabil-i izah olduğu meydandadır. Yalnız bu halkiyatın bazı safhaları da vardır ki, bunları tetkik etmek pek uzun mütalaalara ihtiyaç messettiriyor. Aynı zamanda bunlar da, diğer şekillerle birleşmiş olduğundan, tefriklerine içtimai bir sebep kalmamıştır.

Türkmen halkiyatı, heyet-i umumiyesiyle beş fasl-ı umumiyeye ayrılır. Bunların her birisi, başlı başına içtimai şe-niyetinin birer safhasını irae etmektedir. Bu kısımlar, ber veçh-i atidir.

1- Türkmen Şarkıları
2- Türkmen Hikayeleri
3- Türkmen Oyunları
4- Türkmen Şeytaniyatı
Alelumum halkiyat ilmi, taksimatında diğer bir safhaya da ehemmiyet atfedilebiliyor.
5- Halk elbiseleri!

İngiliz halkıyatçılarımn pek ziyade ehemmiyet verdikleri bu safhanın ayrı olarak zikrini kabul edemeyiz. Çünkü elbisenin halkiyat ile olan münasebeti, ancak zikredilen beş içtimai şeniyetin birisiyle alakadar olmasından ibarettir. Buna binaen burada elbise meselesini ayrı bir surette zikretmeye lüzum görmüyoruz.
Yalnız bu safhaların birçok şubeleri vardır ki, bunları izah etmek icap eder. Mesela, Türkmen şarkılarının birçok şekilleri vardır. Herhalde bunların hepsi muntazam bir tasnif halinde zikretmek imkan haricindedir. Fakat kısmen bunların zikri de icap ediyor. Burada halkiyat nazariyatını esas ittihaz ederek, Türkmen tasnifatını tespit edeceğiz. Bu usul en makulüdür.

Türkmen Şarkıları

Şarkılar sekiz devreye taksim olunur.

1. Mevsim Şarkıları
2. Kahramanlık Şarkıları
3. Aşk Şarkıları
4. Ölüm Şarkıları
5. Tevellüt Şarkıları
6. İzdivaç Şarkıları
7. Çocuk Ninnileri
8. Gençlik Şarkıları

Bu sekiz nevi şarkı, Türkmenler arasında pek ziyade münteşirdir. Her birisinden yüzlerce, binlercesi bulunur. Bunların heyet-i umumiyesi, cinsine göre tebeddül eder. Ancak hepsinin lisanında bir vahdet görülür. Lisan, Türkmenlerin görüştükleri lisandır. Bu lisan hiçbir yabancı tesiri altında değildir. Ancak, bu lisanın zihayat şekline nazaran, tesirat-ı ecnebiyeden ari olduğu kabul edilmelidir. Filvaki, bu lisanda İran ve Arap'tan müteessir olmuştur. Burada da birçok ecnebi kelimeler vardır. Lakin, bu kelimelerin manaları tebeddül etmiş ve Türkmen lehçesine girmiştir. Yalnız, şarkıların suret-i tertibinde ayn bir şekil vardır. Bu şekiller, uzun uzadıya izah edilebilir. Bunların şekillerini, kendi misallerini zikrederken izah edeceğiz.

Mevsim Şarkıları

Mevsim şarkıları, dört mevsime ait olan şarkılardır. Bu şarkılar, müteaddittir.
Lakin, hepsinin seviyesi birdir.

Bu şarkılar dört mevsimin birer yevm-i mahsussuna aittir ve dört büyük şarkıdan mürekkeptir. Lakin, bunların haricinde olmak üzere, daha birçok şarkılar vardır. Bunların da bilahare gelen halk şairleri tarafından inşat edildikleri anlaşılmaktadır.

Şarkıların vezin, kafiye ve şekilleri hakkında kat'i bir şey söylemek, imkan haricindedir. Zaten, bunları iyice anlamak için birçok lisan meselelerini halletmek icap etmektedir. Bunun için burada Türkmen lisanındaki asıllarını dere etmek lüzumunu hissetmiyoruz. Zaten bunların zikri de, bizim tetkikatımız haricinde bulunuyor. Biz bu şarkıların hayat-ı içtimaiye üzerindeki tesirine atf-ı ehemmiyet edebiliriz. Buna binaen, bizce hulasa edilmiş, ve muntazam bir lisan halinde nakledilmiş şekillerin kıymeti vardır.

Mevsim şarkılarının birinci kısmı, dört mevsime ait olanlarıdır. Bunlar, erkekler ile kızlar arasında karşılıklı bir surette söylenir veya yalnız ara sıra heyet-i umumiye de iştirak eder. Bu suretle, bu şarkılar kısmen, bir operet şeklini almaktadır. Zaten aşiretlerin birçoklarında bu kabil şarkılara tesadüf edilmektedir. Aynı şarkılar, Kürt aşiretlerinde de mevcuttur.
Şarkıların birincisi, yaza mahsus olanıdır. Bu gayet uzundur.

Bahar Mevsimi Şarkısı

Kızlar tarafından:


eşil sümbülüm dağda açtı
Yiğitlerim dağa kaçtı
Bir umulmaz yara açtı

Sendendir ümidim yaz zamanı
Henüz çayır yeşillenmedi
Ak sakallılar çadırlara şenlik verdi
Gelin kızlar toplaşalım

Sevda zevkine yıldız düşdi
Yavuklumun aşkına sıra geldi
Bülbül gibi gül arayalım
Yarları bağlayalım

Bu şarkı devam eder. Bizim zaptettiğimiz kıtaların adedi, kırkı buluyor. Buna binaen, derci heyet-i umumiyenin tespiti haricinde kalır. Diğer kısmının da hulasaten, zikri daha münasiptir.

Hulasa:

Kızlar, iki mevsimin kendilerine bir ümit getirmesi lüzumunu serdederler ve bu lüzum için, bazen ahval-i tabiiyesine ait münazaradan birçoklarını zikr eylerler. Salifü-larz, dört kıtada görüldüğü üzere, Türkmenlerin teşbihlerinde Türklerin teşbihleri derecesinde nispetsizlik yoktur.

Bu suretle mevsimin bütün bedayi-i tabiyesi zikredilir ve nihayette:

Yazın bülbülleri varmış
Gülün açılmasını beklerlermiş
Bizim size sözümüz vardır!
Hepinize selamımız vardır.

Bunun üzerine erkekler cevap verirler:

Kuş dala konar
Genç söze kanar
Bizim görmediğimiz periler
Hepisi de sevdaya koşar

Yazın tatlı sesi vardır
Kızın hisli ahını kestir
Sözlerim bu olsun

Kızların renkleri güldü
Kızların gönüllerini süzdü
Derdser bülbül içimize girmedi
Yaz yolunun seyyahı yanır!...

Bu mukabele devam eder. Burada da yazın ahval-i tabiyesinden istifade edilerek teşbihler yapılır ve bu teşbihlere de, sırf aşka ait olmak üzere birer beyit ilave olunur. Ancak ilave olnunan beyitte, o kadar açık bir ilan-ı aşkı mutazamının değildir. Aynı zamanda bu aşk için ızdırap çekildiği hakkında eserler görülür. Bunun da son beyti ber veçh-i atidir.

Sürüler yamaçları sardı
Sesler otlar üzerinde aks etti
Güneş sessiz sessiz kaçıyor
Hala, beklemenin zamanı bitmedi mi?

Bu sual üzerine, atideki cevap verilir, ve bu cevaba kızlar da, erkekler de iştirak ederler.
Günümüz hep birlikte şenlendi Ocaklar bu sene de güldü Her ocağın adı kalsın!... Tali'inden kaçmayanın namı kalsın!...
Bu kıta heyet-i umumiye tarafından üç defa tekrar edilir. Badehu, bir defa kızlar tarafından, bilahare erkekler tarafından yalnız olarak tekrar söylenir.

Bilahare, kızlardan birisi, uzun ve ahenktar bir sesle cevap verir:

Bülbül derelerde geziyor
Sularda ötüyor
Dünya derdine ötme bülbül
Yavuklular selamını bilme bülbül

Buna diğer bir kız daha iştirak eder ve iki kız, birlikte söylerler:

Martufal testisi çiçeklendi
Kızların tali'leri sizlere emanet kaldı
Yeşil ovalar saadete daldı
Güzel sene, güzel sene bize ne getirdin?

Bu parça iki kız tarafından söylendikten sonra, heyet-i umumiye tarafından da üç defa tekrar edilir ve bunu mütakip oyun başlar. Bu oyun, kızlarla erkekler tarafından oynanır. Diğer aşiret halkı, seyirci vaziyetinde kalırlar.
Onbeş dakika oynadıktan sonra, erkek tarafı geri çekilir ve erkeklerden birisi, yüksek bir sesle atideki kıtayı söyler.
Gün doğar, sağdan doğar Gençler hep yardan koğar Günlerimiz serbest olsun
(Zaptedilemedi)

Bu kıta kısmen müphemdir. Ve mühim bir manayı müfittir. Bunun için, izahı faydadan hali değildir:

Burada günün doğmasıyla aşık ile maşuk arasında ayrılık hasıl olduğu, ve sevdanın yalnız gecelere mahsus bulunduğu ve mahdutiyetten kurtulmak istenildiği tasrih olunur. Bu kıtanın eksik olan dördüncü satırı da, böyle bir selahiyetin bahşedilmesi temennisini ihtiva edecektir. Çünkü, bu mevsimde izdivaçlar resmen tekerrür ederdi.

Tatlı yel gülüş gibi esiyor
Sevgililer kuşlar gibi seziyor
Kimler gecikti derdine yazık
Kaybedecek nazlı, Nazilliyi artık!

Bu iki kıtayı, kızlarla erkeklerin müşterek sesleri takip eder:

Haydin kelpler gibi koklaşalım
Çimenlere kuzular gibi oturalım
Dertli kuşlar gibi söyleşelim
Yazın tadını .

Bu kıta üç defa tekrar edilir. Nihayet genç kızlar tarafından bilmecemsi bir kıta söylenir ki, bunun ehemmiyeti aşikardır:

Dağa astım dört kolumı
Hakka yazdım tek salımı
İşidin ağalar, beyler
Yarime göstermedim yazımı (Tali')

Bu bilmecenin bir defa okunmasını müteakip, heyet-i umumiye atideki kıtayı terennüm eder ki, bunun da bilmece idadına ait olması icap eder:

Otlar yeşil yeşil uzanıyor
İller kıvrım kıvrım çırpmıyor
Her talin çığlığını işitmek için
Periler bile bu meydana toplanıyor

Bu kıta üç defa tekrar edilir, ve bu şarkıya nihayet verilir.
Bahar için daha bir çok şarkılar mevcuttur. Bunlar, o kadar resmi değildir. Fakat ehemmiyetten ari de değildir.

Sonra bu ikinci derecedeki mevsim şarkıları, aynı zamanda birkaç cinse göre de taksim olunabilir ki, şunlar:

1- Gençlere ait şarkılar
2- Çocukara ait şarkılar
3- Kızlara ait şarkılar
4- Kadınlara ait şarkılar

Burada bazısından misal getirmeyi pek münasip buluyoruz:

1. Gençlere Ait Şarkılar

Ovalar göklere şenlik verdi
Her gencin kalbine erlik düşdi
Yolun gittiği mahalli bilmez olsun
Bu hayat böylelikle gelip geçti
Tek fidan gibi ovanın yalnızıyım
Bu yazın en nazlı bir kuzısıyım
Yarin vefası varsa
Bu sarayın hemnişiniyem
Çadırlar allak bullak
Bu gidiş hayırsa eğer
Bize kalır bir bal adak
Bir sözüm kaldı gizli
Sırası gelmez ne için hızlı
Eğer söylemeden göçersem
Gözüm kaldı size kanlı

Henüz evlenme çağına gelmemiş çocuklara ait şarkı:

Ocağın dumanı söner mi?
Tüfenk oyunu biter mi?
Vakit daha erken açılsın
Kırlar bize hiç güler mi?
Sürünün önündeyim
Oyunun yiğit beyiyim
Bu beylik elden giderse
Ovaların serdarıyım
Yazın şebnemi beyazdır
Çocukluğa en iyi nazdır
Bu yerleri bırakalım
Çadır içi...(Zaptedilememiştir.)

Çadırın kapusı çifte
Anamın yazısı böyle
Üç oğlan iki kızdık
Yaz gününde geldik

Bu şarkının birçok nevileri vardır. Bunlarda şayan-ı dikkat bir samimiyet görülmektedir. Bittabi bu şarkılar, bir takım çocuk şairleri tarafından yazılmış değildir. Ancak aşiret arasında böyle bir terbiye usulü de vardır. Sonra şarkıdaki realizm, çocuğun gerek telakkiyatı ve gerek hayatı ile pek ziyade alakadardır.

Kızlara Ait Şarkılar

Kakülleri sünbül gibi sarkıyor
Kokulan yeller gibi esiyor Yar kalpleri bülbül gibi esiyor
Yazın saadeti bu yerlerde geziyor
Ovada tel tel çiçek açmış
Her yerin rengi güle dönmüş
Sevgilimin sesi gelmiyor
Acep kendisi neye dönmüş
Yollarımız dikenli böğürtlenler
Kollarımız oynaşan silkinler?
Sevda ne huysuz şeymiş
Hala yok gelenler gidenler
Ovada parıldadı yaz çiçeği
Sevdamızın bu olsun nişanı
Ne de bahtlı bir kızım
Sesimin kalmadı hiç eni
Çalılıklar fıdanlaşmış
Genç kızlarla akranlanmış
Ne hain sevdalara düşdük
Bize herkes meraklanmış
Yaza selam verin kızlar
Bu işlere bir meydan bulun kızlar
Vakit geldi, erişti
Bize seyran bırakın kızlar

Akşamın gelesinden evvel
Tali'in düşmesinden evvel
Gel, yüzünü göreyim
Sevdalının görmemesinden evvel
Boynunda çıkırdaşır altunlar
Bize selam göndersin çapkınlar
Buna razı olmayan beysiz kızlar
Bize göre çekilmez dünyanın gamı.

Kızlara ait şarkıların daha bir kısmı vardır. Bu kısım bir takım sevdalıların elemli devirlerini anlatır. Bunların matem şeklini haiz olmaları, dolayısıyla fazla bir ehemmiyetleri vardır.

Bir tanesini kaydediyoruz:

Ovalar dinginlenmiş
Yer, gök kızıllaşmış
Benim yasım kalbime değdi
Siyahlarım da paslanmış

Ak baba kara baba
Ötme böyle bana
Sesime sıtma düştü
Cevap veremem sana

Ne ötersin, böyle bülbül
Derdin yok mu söyle bülbül
Benim gibi yaslı olsan
Bu yerlerde kalır mısın söyle bülbül

Toplanmayın hepiniz de başıma
Ne vücudum kaldı, ne başım yerde
Matem sesi ötmesin bu yerde
Size dünya safa vermesin böyle

İşte matem şarkılarının en toplu olanı budur. Lakin bu matem şarkıları, asıl aşiret matemi meselesini ihtiva etmiyor.
Belki sırf genç kızlara ait olan, elemli türlere ait bulunuyor. Asıl matem şarkıları, tamamıyla başkadır ve halkiyatın şeytaniyat kısmına dahil bulunuyor. Buna binaen, orada zikredilecektir.

Kadınlara Ait Şarkılar

Serin serin yeller eser
Gelin gelin iller süzer?
Bu yollarda yavaş olan
Kadınları eller sever

Otlar çayırlar canlandı
Yaz yıldızı topraktan hoşlandı
Kimin tali'i yaverse
Bir altun topa kavuştı

Allar giymiş geliyor
Yelpazeyi sallıyor
Böyle güzel görmedik
Bize yardan ne söylüyor

Top top fesleğen ekmiş Her köşeyi yeşilletmiş Neye böyle gülerseniz Benim yarimin neyi eksilmiş
Kadınlara ait şarkıların hat ve hesabı yoktur. Bunların da melalaver kısımları vardır. Lakin gerek melalaver olanlar, ve gerekse diğerleri arasında müşterek bir nokta vardır. Hepsi de kadın hayatını ve kadın hayatının samimiyetini göstermektedir. Türkmenlerdeki zevk ve safa nihayetsizdir. Ancak bu zevk ve safanın ayrı kahramanları vardır. Bunlar kızlardır ve zevk ve safa zamanı, bahar ve sonbahardır ki, bunlara ait safhalar da ayrıca gösterilecektir.

Burada bahar safhası tamam oluyor. Şüphesiz bu safhanın daha pek çok şubeleri vardır. Bunların zikri mümkün olmuyor. Ancak bu şarkılar hakkında umumi bir mütalaada bulunmak faydalı olacak ve bilhassa yaz mevzuuna ait diğer şarkıların da, nelere istinat ettiği görülecektir.

İlk mevsim şarkısı, heyet-i umumiyesiyle bir takım aşıkların intizarlarını ve maşukların neticelenmek hususundaki arzularını muhtevidir.
Şarkıların bahara ait kısmı, bahann kendileri için, bir beşaret getirdiğini ve zaman-ı saadetin istihsal olduğunu müşirdir. Hatta, matemimsi kız şarkısında da, aynı kayıda tesadüf olunuyor. Matem, baharın dilnişin çayırlarını unutturuyor ve bilhassa, kadınlara ait şarkılar, dilnişinliği tekrardan çekinmiyor. Gayrı mazbut olanları da, halet-i ruhiyenin eseridir.

Hulasa:

Yaz Türkmen için pek dilnişindir ve bahar hayatı, Türk-menin yesine bile icrayı tesir edebilecek kadar kuvvetlidir. Ezcümle bahar hakkındaki, atideki darb-ı meselin her şeyi ifade ettiği, tastik olunabilir. "Bahar gülü, gönlün kokusunu değiştirir!"

Yaz Şarkıları

Yaz şarkıları, Türkmenlerin en şuh zamanlarını ifade eder. Bu mevsim, onlar için istirahat zamanı gibidir. Evlerdeki sıcak, kendilerinin zevk ve eğlenceye dalmalarını intaç eylemiştir. Çünkü, ilkbahardaki hazırlık, kendilerini atıl bırakıyordu. Aynı zamanda, ilkbaharda tebeddülün kıymeti de vardır. İlkbahar faslının sonundaki darb-ı mesel, bu tebeddülün ne kadar müessir olduğunu göstermektedir. Buna binaen eğlencenin bir haddi olmak lazımdır. Herkes yeniden ruhunu şenlendirmeye başlayacak ve yeni yeni aşıklar bulacaktır. Fakat yaz, ilk bal ayı şeklindedir. Artık, herkesin aşkı kemale gelmiş ve herkes bu yeni aşkın füsunkar tesiri altında ruhen dinlenmek ihtiyacını duymuştur.

Bu mevsimin de esaslı bir şarkısı vardır. Bu şarkı, diğerleri gibi karşılıklıdır. Ancak, gerek mevzu, gerek kıtaların adedi ve gerek nazım arasındaki bazı hitabelerle bir hususiyet arz eder. Bittabi, bu kadar teferruatın büyük bir ehemmiyeti olsa gerektir. Zaten, şarkının tahlilinde de böyle bir ehemmiyetin nazar-ı dikkati celp ettiği görülüyor. Bu ehemmiyet, daha ziyade şarkıdaki imalar ve bilmecelerin fazla olmasın-dan ve bunlara istinat eden arzuların ise, dağınık bir halde bulunmasından mütevellittir. Bu şarkı, bahar şarkısından daha açıktır, lakin, burada bahar şarkısının samimiyeti ve harimi mesele hürmeti nazar-ı dikkati celp edecek derecede vazıhtır.
Bütün aşiret halkı, bir mahelle toplanır. Daha ziyade yeşillikli ve ağaçlı bir olan bir mahal intihap edilir. Burada herkesin dağınık bulunmasına cevaz verilir.

Ancak bu dağınıklığın da bir halka teşkil edecek şekilde olması icap eder:

Dama bir yüzük koydum
Sana bir zevzek buldum
Bilen varsa söylesin!
Yarime bir elma verem

Genç kızlardan bir gurup, ahenktar ve tiz bir seda ile cevap verir:

Kalemizin kapısı açık
Sen bu yerden haydi çık
Vakit gecikiyor,
Kaldın bu yerde apaçık!...

Bu kıta, on defa tekrar ediliyor:

Badehu gençler mukabelede bulunur.
Elleri kınalı idi
Dili sihirli idi Bilen varsa söylesin
Bu gelinin adı neyidi?

Bunun üzerine, heyet-i umumiye tarafından tekrar edilir. Ve ilk bilmeceyi söyleyen gelin de ortadan kaçar.

Genç kızlar hep bir ağızdan:

Gün doğar altun saçar
Sarı başaklar gibi...
Belinde kuşaklı yarim
Bu yaz senin (isim) bakar
Dağdan sürünün sesi duyulur
Çıngırağın türküsü işitilir
Bu meydanda kalan yarin
Yarin yurtta türküsü söylenir.
Gün yeri kızıl kızıl yanıyor
Bu sevdanın yoluna can gidiyor
Fidan gibi delikanlı sevmek
Kızlara ne sevimli geliyor.
Dandini dandini
Koynuna al beni
Bu bakışın sonu gelmez
Yanma al beni

Bu son kıtayı üç defa erkekler de kızlarla beraber tekrar ederler. Bunun üzerine oyuna başlanır. Oyun bir müddet devam eder. Badehu, çocuklu kadınlardan ki, mevsim anaları namıyla yad edilirler. Sesi güzel, zamanında fazla yosmalık etmiş biri meydana çıkar ve şu kıtayı söyler.

Zülüflü yosmalar içindeyim
Kızıl yanaklı güzeller önündeyim
Sürme kaşla hançer gibi kesme gel
Bu alemin tadını bilmeyenler yanındayım!
Gülü andım, diken aldım
Bir bahtımı gurbete saldım
Bilen varsa söylesin!
Ben neye ihtiyarladım!
Seher oldu gün doğdu
Her güzele bahtı açık yaz geldi
Haydi, yuvalara gidelim
Bu safayı bize yazımız verdi
Karanfilin kokusu dargın
Sevişmenin safası azgın
Haydi, yörelere gidelim
Bu safayı bize yazımız verdi

Mani bir kuş idi
Bir dala konmuş idi
Erenler ürkütmeseydi
Yar benim olmuş idi
Ufak misk sabunu
Oldum gönül zebunu
Ben bu dertten ölür isem
Yar çeksin azabını

Fesleğen ektim biçerim
Budur yolum geçerim
Bir vefasız yare düştüm
Yazım imiş çekerem
Dağ ayn duman ayrı
Kaş ayrı keman ayrı
Düştük diller eline
Gezer divan ayn
Şu dağlar dağladı beni
Görenler ağladı beni
Kalın zencir kar etmedi
Şu gönül bağladı beni
Şu dağlar olmayaydı
Çiçeği solmayaydı
Ölüm emr-i hak oldu
Ayrılık olmayaydı
Şu dağlar aşmak ister
Al yanak öpmek ister
Divane gönül yar ile kavuşmak ister
Mavilim kıyma bana
Kurban olurum sana
Bilirim aşkın çoktur
Mihnetin yoktur bana

Mani mani hindir
Mani bilmeyen kimdir
Söyle yarim bir mani
Bak arada dertli kimdir?
Mani mani manici misin?
Cevahir taşı mısın
Bir mani atarsam
Gönlünde taşır mısın?

Kaynakça
Kitap: TÜRKMEN AŞİRETLERİ
Yazar: FRAYLİÇ, RAVLİG
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRKMEN HALKİYATI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 19:17

Sonbahar Şarkısı

Sonbahar şarkısı, yaz şarkıları gibi, açık saçık şeyler değildir. Bunlar bilakis ızdıraplı, elemli sahneleri musavverdir. Aşiret efradı, tabiatın samimi hislerinden ayrılmıyor. Sonbaharın sarılığı, ölülüğünü, solgunluğunu yaşatıyor ve kendisi de, hayatın ölü, solgun, sarı günlerini bu mevsimde geçiriyor, mevsimi taktis ediyor.
Eğer Türk halkiyatı, daha amik, daha esaslı tetkik edilecek olursa, eski Yunanilerin ilahlarına müşabih bir devrin mevcut olduğu anlaşılacaktır. Sonra, henüz Türklerde mevcut olamayan operet sınıfı için, daha sarih bir misal yoktur. Zaten Avrupa operetleri de böyle müşterek cemaat hayatının intibalarından alınmıştır. Şehirli Türkler'de kadınlı cemaat hayatı sükut ettiği için, bu sanat inkişaf edememiştir. Halbuki, operet, hayatın samimi bir safhası olduğu için, behemehal, inkişaf edecektir. Buna binaen, taklide istinaden birçok tecrübe ve adem-i muvaffakiyet devreleri geçiriliceğine, bunların tetkikleriyle mesele halledilebilir.

Bu mevsim yazın olduğu gibi, açık ormanımsı yerlerde taktis edilmez. Belki aşiretin çadır kurduğu bir mahalde toplanılır ve ekseriyada kadın analar zümresi için etrafları açık bir çadır açılır. Bazen aynı çadıra ihtiyarlar da girer. Diğer aşiret efradı açık bir meydan olan ortada dağınık bir halde bulunur.

Kızlar, kısmen ayn dururlar ve başlarına birer siyah bez atarlar. Merasime, ilk defa kızlar başlar:

Yapraklar sarardı soldu
Hazan her yeri soldurdu
Gönüllerde yanan ateş bile
Kurban oldu, kurban oldu!

Kıtanın son satırı, heyet-i umumiye tarafından üç defa tekrar ediliyor. Bunu bir genç kız yalnızca terennüm eder:

Çadınn altına serdim gönlümü
Kimseye vermedim sözümü
Sonunu düşünmeyenin
Böyle solar dünüşül?

Buna kızlarla erkekler hep birden cevap verirler:

Yol gelir yol gider
Sevdanın tadı böyle geçer
Ağlanmazsa bir gün
O ömrün tadını kim söyler

Dikenli gül, hain gül
Yerlere ölüm seren sünbül
Bu alemin zevki böyle çıkar
Bir açılmak bir kapanmak...
Yapraklar soluk soluk düşüyor
Çınar ağacı kıvrak kıvrak üşüyor!
Hazan yalnızlığında üşünülmez
Yazın sıcaklığı henüz uzaklaşıyor!
Genç kız, tekrar yalnız terennüm eder.
Derenin çıyanı al
Komşu sıçanını sal
Bu maninin kısmetini
Ak benli sen al

Aşiretin en güzel tanınmış olan kızı, kızların ortasından çıkar ve pek yüksek bir sesle terennüm eder.
Goncasız sevda olur mu? Dikensiz gül bulunur mu? Gönlümün serinliği kafidir İçinizde bana eş bulunur mu?

Dere tepe düz gider
Sevdalılara tohum eker
Her ekilen biçilir mi?
Sevdalar da böyle gelir, böyle gider.

Kabağın rengi solgun
İçinin tadı dolgun
Her güzelin tali'i
Olur mu hepsiyle uygun

Tepeler, ah tepeler
Üstüne serpilmiş küpeler
Bu sevdanın yolu fena
Darılmadan yenir tekmeler

Çadıra asılmış perde
Perdenin ucu yerde (yahut belde)
Neye utanırsın bahtından
Her güzelin sonu böyle!

Güzelin tali'inde kara var
Güzellikte hiç umulmaz yara var
Derneğin kara bahri için
Gönlümde bir acıklı nara var.

Haydi kızlar oynaşarak gülelim
Geçmişleri güle güle söyleşelim
Her dert kendisinde kalsın ki,
Alemin söylenmesini görelim.

Bu son kıta, gerek erkekler ve gerek kız tarafından üç defa tekrar edilir ve oyun başlar. Oyun, onbeş dakika kadar devam eder. Badehu, delikanlılardan güzel sesli biri, terennüm etmeye başlar.

Gecenin yıldızı çok
Perilerin karnı tok
Sevmeseydin iyi idi
Hiçbir güzelin vefası yok.
Elimde demir asa
Üstümde kalın aba
Nice yıllar gezdim
Her yerde dalım sapa
Ayağımda demir çarık
Periden gelmedir bu çarık
Eğer onlar sevişseydi!
Olur muydun böyle eğin?

Üzüm üzümden kararır
Sevdalar ölümden kalır
İller çün yeni seneler var iken
Neye böyle titreşilir zangır zangır

Sözüm gitsen yabana
Ceddim binsin hayvana
Eğer bu yolun sonu varsa
Nişan koydum tavana

Haydin gençler horaya
Dünbelekler buraya
Ağlayanlar geri kalsın!
Bu alemin sonu kara.

Bu son kıta, umum tarafından üç defa tekrar edilir. Badehu tekrar oyun başlar. Bu oyun, iki taraf yoruluncaya kadar devam eder ve merasim de nihayet bulur.
Bu mevsime ait olan diğer şarkılarda da, bu mevsimi taktis şarkısının ruhu bulunur. Buna binaen, bunların da uzun uzadıya, zikredilmelerine lüzum yoktur.Yalnız buradaki melal ve ızdırabın daha fazla bir surette izhar edilmesi kayda şayandır.

Mesela, atideki kıtadan bu cihetin derecesi anlaşılır:

Ağacın kütüğü budaklı
Gelinin başı taraklı
Gönlümdeki çifte yasın
Kendisi ölmekliğe adaklı

Kış Mevsimi Şarkısı

Kış mevsimi şarkılarında bir tarafa o kadar fazla bir temayül meşhut değildir. Ve heyet-i umumiye itibariyle, daha ziyade cesarete, cürete dair hislerle doludur. Fakat bunların arasında aşk hikayeleri de yok değildir. Bilhassa, her cesaretin yanında bir aşk macerası mevcuttur.
Bu şarkılar, ekseriya mahdut mahallerde yapılır ve oraya bütün efrat davet edilir. Fakat bu merasimin Bey ikametgahında icra edilmesi hakkında bir usul mevcuttur. Zaten kış için, daha münasip bir mevki de bulunamaz.

Burada tekrar diğer mevsimlerde olduğu gibi, toplaşılır. Lakin daha ziyade, bir zapt u rapt nazar-ı dikkate celp eder. Kızlar, kadınlar, erkekler karışık bir halde bulunurlar. Ancak şarkıya başlanır başlanmaz, ayn ayrı bir heyet teşkil edilir. Bu, aynı bir operet sahnesinde olduğu gibi cereyan eder. Zaten beyin ikametgahı da, sahneden o kadar fazla geniş değildir.

Burada evvela, beyin genç kansı, -eğer var ise, lakin her beyin vardır, çünkü taaddüd-i zevcat bu ihtiyacı defediyor. İlk defa olmak üzere, bir mani söyler.

Yastığa koydum başımı
Ben unuttum yaşımı
Bilen varsa söylesin
Kimler gördü kaşımı?...

Buna genç kızlardan bir grup cevap verir:

Sağdan sola, soldan sağa
Yiğit gelir avdan bağa
Tanrının işidir bu
Kaşın kalır altın kargı!

Boyun iki tarafı engin
Rüzgar esiyor, serin serin
Bugün yetişmesi için
Sevgilisi olmaz tekin

Allar gerdim sergine
Göz attım eteğine
On kıza bedeldir
San saçlı yenge

Yollann ucu yoktur
Kızların saçı çoktur
Yiğitlere varmak için (Zaptedilernemiştir)

Badehu, kızlar sükut ederler.
Yalnız bir erkek terennüm etmeye başlar.
Her diyarın bir güzeli var
Her gönülde yatar bir yar
Uzak yakın demeden
Kavuşmanın çaresi var

Filizler görünmüyor hala
İllerde ne ses var ne safa
Kışın kuvvetli ateşi
Bize verdirmez cefa

Gönül ağlamazken bilmedik
Sana yalvarmazken bilmedik
Vakit çok gecikti beyim
Gün düşmeden gelmedik

Sıra sıra turnalar
Ayakları ırgalar
Kışa kutlu olsun
Yenindeki sırmalar

Bu son kıta, erkeklerin hepsi tarafından üç defa tekrar edilir ve bunun üzerine de oyuna başlanır. Bu oyun, diğerlerinin aynıdır. Burada daha fazla oynanır ve ara sıra, ihtiyarlar da oyuna iştirak ederler. Hatta kış oyununda beyin, oynaması da icap etmektedir. Aksi halde, mevsimin tekinsiz olacağı hakkında bir kanaat mevcuttur. Oyun bu minval üzere yirmi dakika kadar devam eyler. Badehu, bir müddet istirahat edilir ve kadınlar, martufal açarlar. Bu martufal, on dakika kadar devam eder. Sonra tekrar şarkıya başlanır. Bu defa bey, ocağın yalımlarına karşı atideki maniyi söyler.

Kışın sesi azgın
Ateşin benzi dalgın
Kutlu olsun kışımız
Her yılın sonu dargın

Fakat, bazen şu surette zikr olunur. Ağacın dalları düşük Tarlanın göğsü sönük Ateşi sevindirmede!... Getirir birkaç kütük.

Bu mani daha ziyade ateş hakkında ibadeti talim eder bir şekildedir ve ekseriya, bu suretle söylenir. Beyin, bu manisine heyet-i umumiye cevap verir.
Dağlar taşlar don tuttu Ateşimiz ön tuttu Kışın saadetine?! Hepimizi yük tuttu.

Sağ elinde yağ
Tutuzlanır bağ
Bey bahtı içün
Atınız ateşe yağ

Ve orada, hazır bulunan on iki yaşında bir erkek ve bir kız tarafından ateşe yağ atılır. Badehu ortaya yeni gelin çıkar ve terennüm etmeye başlar.

Çocuk Ninnileri

Çocuk şarkıları, diğer şarkılarla aynı şekildedir. Bunların mühim bir kısmı, manilere benzer, diğer bir kısmı şarkıların aynıdır. Üçüncü bir kısmı ise, hususi bir şekle maliktir.

Muhteviyat nokta-i nazarından ise, ninnilerin hepsi de aynı neve mensuptur. Bunlar, kısmen çocukların sinn-i kemaldeki hallerinden bahseder. Aynı zamanda aşiret dahilindeki her evin tılsımları da, bu ninnilere ilave edilir. Sonra bu ninnilere pederlerin, kardaşların, validelerin, maceraları da ilave olunur. Herhalde, bu ninnilerle çocuğa her şey öğretiliyor ve aile terbiyesi verilmiş oluyor. Şüphesiz, üç dört yaşlarına gelen çocuklar, bu ninnilerin manalarını da anlamış olurlar. Lakin bize kalırsa, bu ninnilerin en büyük kıymeti, çocuğun aile ocağına verdiği saadeti terennümden ibarettir. Atideki misaller, bu bapta ameli bir netice verebilir.

Ninni yavrum ninni
Uyusun yavrum ninni
Sürülere çoban olsun ninni
Ovalara pupulan olsun ninni
Beşik tekir mekir
Çocuk meğer tekir
Sallanır bütün gün
Ayağımda tekir mekir
Yavrum al gözlüdür
Saçları altın özlüdür
Uyusun uslu uslu
Babası ovaları güzelidir

Dağ başında turnalar
Çocuk tutturuyor zurnalar
Ağlama böyle yavrucuğum
Gece oldu ... (Zaptedilemedi)

Ağlama yavrum ağlama
Baban getirdi kaplama
Kardaşların yanında
Uyu yavrum ağlama

Dağ başı Ağ başı
Yavruma Yeşil ova
Yavrucağıma Sarı tarla
Yavrucağıma Akar dere
Yavrucağıma Esen yel
Yavrucuğuma Çifte eş
Yavrucuğuma Altun tepsi
Yavrucuğuma


Bağ taşı Kara turna
Tatlı ana Kuşsuz yuva
Uslu baba Yaşsız deve
Pullu nine Gelen sel
İnce bel Parmak beş
Tek kardeş
Üstü sini bol bol ninni

Ninni ninni ninni ninni
Ağalma uyusun kendi
Ninni ninni ninni ninni
Ninni ninni ninni ninni
Atım kaldı derede
Beni yavrum bekletme
Uyu yavrum ninni
Anneni artık üzme
Ninni, ninni yavrum ninni.

Dağda bir peri
Yavrum seni sevdi
Bu boyda ninni
Bunu sana alayım mı?

Çayırda bir çoban kızı
Saçları altun besili
Büyü de yavrum ninni
Bunu sana alayım mı?

Derede periler yıkanır
Yapraklar pırıl pırıl sallanır
Büyü de yavrum ninni
Sana bir bıçak alayım mı?...

Kuzular meler durur
Sel ne serin vurur
Büyü de yavrum ninni
Sana bir kuzu alayım mı?

Atlılar göme göme gelirler
Yiğitler ne sevimli öterler
Büyü de yavrum ninni
Sana bir at alayım mı?...
Elinde parlak bıçağı
Soldan gelir köyün kaçağı
Uyu da yavrum ninni
Sana bir bıçak alayım mı?...

Tüfengi omuzunda geliyor
yiğit Yolları kana boyamış gidiyor yiğit
Uyu güzel yavrum büyü ninni
Sana kırma tüfenk alayım mı?
Yiğitler evlere hançer atıyor
Babanız yollarda kayıyor
Uyu yavrum büyü de ninni
Sana gümüş hançer alayım mı?
Kargalar dolaşıyor ovada
Yiğitler koşuşuyor tarlada
Uyu yavrum büyü ninni
Atlı yiğit yaya gelmez ninni?
Komşunun oğlu gidiyor düğüne
Gençlik bu, böyle işlere gitme
Uyu, yavrum büyü de ninni
Seni komşunun oğlı ile göndereyim mi?

Sıçan yeri yavaş yavaş oyuyor
Bu bir güzeldir erkekleri soyuyor
Uyu yavrum büyü de ninni
Sana bir güzel alayım mı?
Silah patlar can yakar
Yavuklular eşikten kaçar
Uyu yavrum büyü de ninni
Yavuklunu söyleyeyim mi? Ninni.
Ninni ninni ninni ninni
Ninni ninni ninni ninni
Ninni ninni ninni ninni.
Kement attım karaya
Düştü bu güzel yuva
Ninni yavrum ninni
Sen görme ne ak ne kara
Baban yolda yolcudur
Ninen sana kolcudur
Uyu yavrum ninni
Seni korucu yapayım mı? Ninni.

Ninni ninni yavrum ninni
Uyu da büyü yavrum ninni
Seni, bey yapayım mı? yavrum ninni.
Sana beylik alayım ninni

Türkmen Hikayeleri

Türkmen hikayeleri, heyet-i umumiyesine nazaran dört büyük esasa ayrılır:


1- Tarihi Hikayeler
2- Sevda Hikayeleri
3- Kahramanlık Hikayeleri
4- Hariçten Gelme Hikayeler

Bu dört sınıf hikayeler, ayn ayrı gösterilemez. Çünkü bütün hikayeler arasında böyle bir tasnif yapmak imkan haricindedir. Fakat, hikayelerin her birisinde, bu esasların mevcut olduğu görülebilir. (Lefild) Bu hikayelerin ayn ayrı olabileceğini iddia ediyor. Lakin iddiasını tespit için irat ettiği hikayenin münderecatı, kendisini tekzip etmektedir. Bunun asıl doğrusu, Salifülarz dört esasın her bir hikayede karışık bir halde bulunmasıdır. Buna binaen, hikayeleri sırf bu esasın mefkuresi şekline istinat ettirmek doğru değildir. Bu netice, bu hikayelerin olduğu gibi ve bir esas dahilinde toplanmalarını ve bu esasa nazaran da tetkik edilmelerini icap ettiriyor.
Türkmen hikayelerinin hususi bir gayeye istinat ettiği görülüyor. Lakin, bilhassa bu gayelerin tetkiki için, anacak hikayelerin tamamıyla gözden geçirilmeleri icap eder.

Bu hikayelerin masal kısmını, ayırmak da doğru değildir. Çünkü hikayelerin umumi kaidesi, masallardakinin aynıdır. Buna binaen, burada böyle bir taksime ihtiyaç hissedilmiyor.

Sonra, hikayelerin bazı yerlerinde de müphem noktalar vardır. Bu noktalar, kısmen yanlış zaptedilmekten ve kısmen de, mürur-ı zamanla birçok mühim noktaların unutulmasından neşet ediyor. Hikayelerde insicam mantığının adem-i mevcudiyeti de buradan tevellüt etmektedir.

Hikayelerde diğer bir cihet-i müpheme de vardır:

Bu hikayelerin cihet-i aidiyeti meselesi! Filhakika, Türkmenlere ait olmak üzere gösterilen hikayelerin asıllarını tasrih edebilmek için, kısmen, takribi bir usul vardır ki, bu da hikayelerde İslamiyete ait noktalara dikkat etmektir. Şüphesiz, burada böyle hikayelere tesadüf edilmeyecektir. Lakin, böyle kayıtlara bir hikayenin muhtelif mahallerinde tesadüf edilebilir. Buralarda, hikayenin tebeddül ettiği ve eğer böyle kayıtlar esas olabilecek derecede kuvvetli ise, hikayenin Türkmenlerce benimsendiği meydana çıkar.

Türkmen Oyunları

Bu oyunlar o kadar mütenevvidir ki, bunların adedini tayin etmek, imkan haricindedir. Ancak oyunların bu tenevvüü meselesinin neye istinat ettiğini göstermek icap edecektir. Zira burada oyundan maksat, raks, dans olmadığı nazar-ı dikkate alınmalıdır. Raks, ayrı bir fasılda gösterilmiştir. Burada mevzuubahis oyun, küçük çocuk oyunlarıdır. Bu oyunlar, he-yet-i umumiyesi itibariyle gençlikte bir hareket tevlitine hizmet eden vakayi-i harbiyeye istinat eyler. Burada, kız kaçırmak oyunları da vardır. Gerek İslam, ve gerek Kızılbaş bilcümle Türkmenlerde bu oyunlara tesadüf olunur. Bu oyunlara, Avrupada da tesadüf edilebilir, ezcümle Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya'da bunların nevilerine tesadüf edilmiş ve umumiyetle zaptedilmiştir. Bu oyunlar, eski asırlardaki hayatın ne suretle güzeran ettiğini gösterir. İşte, Türkmen oyunları da aynı cinse mensuptur. Ancak bu oyunların gençlere ait bir kısmı da vardır ki, Avrupanın spor hayatı ile kısmen alakadardır.

Bu suretle, oyunların hudud-ı esasiyesi ve bunların istinat ettiği kaideler tespit edilmiş oluyor. Ancak, bu oyunların Türkmenlerdeki hususi şekilleri birer birer tayin edilecek olursa, Türkmen hayatının seyr-i tarihisi hakkında pek doğru malumat elde edilmiş olur. Ancak burada, kaydedilecek ve ehemmiyetle nazar-ı dikkate alınacak bir mesele vardır. Bu mesele, bu oyunların tespit ettiği seyr-i tarihinin hududunu tayin etmektedir. Bu oyunlar ancak aşiret hayatının en münkeşif ve sabit bir devrine aittir ve ancak o devri yaşatırlar. Bu devir ise, aşiret için bir kemal devridir ve aşiretin bu devre vasıl olabilmesi için takip ettiği usulleri ihtiva eyler. İşte, seyr-i tarihinin de hududu bundan ibarettir.

Söylediğimiz gibi, Avrupada da mevcut olan ve halihazırda şuurlu bir surette mekteplere ve kulüpelere ithal edilen bu eski usul, çocukların cemiyet hesabına yetiştirilmeleri, yani cemiyetin takip ettiği usullere, evvelce hazırlanmış bulunmaları esasına müstenittir. Eski devirde en mühim addedilen oyunlar ber- veçh-i ati tadat olunabilir.

1- Koşmak:

A- Hücumda sürat göstermek
B- Firarda sürat göstermek

2- Nişan Almak Hareketleri:

A- Hücumda nişan alabilmek
B- Kalede nişan alabilmek
C- Uzaktan tarassut edebilmek

3- Esir Almaca Hareketleri:


A- Esir tutmanın usulleri
B- Meydan-ı harpte esir tutmak
C- Bir ordunun tesliminde esir almak
D- Bir şehir ahalisini esir etmek
E- Muharip esirlerin götürülmesi
F- Gayrı muharip esirlerin götürülmesi
G- Esirlerin muhafazası
H- Esirlerin suret-i istihdamı

4- Mükaleme Usulleri:

A- Bir kaleye mükaleme memurunun gitmesi
B- Bir kaleden mükaleme memurunun gelmesi
C- Meydan-ı harbe mükaleme memuru i'zamı
D- Mükaleme memurlarını suret-i kabul
E- Mükalemenin suret-i cereyanı

5- Baskın Usulünün Suret-i İcrası:

A- Baskın hakkında karar itası
B- Baskın mahallinin yeri
C- Baskın terassudunun suret-i icrası
D- Baskında insanlara tatbik edilecek usul
F- Yağmagerliğin suret-i icrası
E- Yağmager çetenin dağılması

6- Hırsızların Suret-i Takipi Hakkında Usuller:

A- Hırsızları takip hakkında plan tertibi
B- Hırsızların arkasından koşmak
C- Hırsızın yolunu kesebilmek
D- Hırsızların pusuya düşürülmesi
E- Hırsızların elde edilmesi
F- Hırsızların mahall-i maksuda götürülmesi
G- Hırsızlara emniyetin derecesi

7- Arazi Atlamak Hakkındaki Usuller:

A- Nehirleri atlamak usulleri
B- Hendeklerden atlamak idmanı
C- Duvarlardan aşağı atlamak

8- Yüksek Yerlere Çıkmak Usulleri:

A- Ağaçlara çıkmak
B- Duvarlara çıkmak
C- Yükek dağlara çıkmak
D- Buzlu yokuşlara çıkabilmek

9- Dümanla Çarpışmak Usulleri:

A- Kalkan kullanma idmanı
B- Ok atma idmanı
C- Taş atma idmanı
D- Hançer kullanmak idmanı
E- Kılınç kullanmak idmanı
F- Süvari hücumu idmanı
G- Kement atmak idmanı
H- Cirit atmak idmanı
İ- Düşmanı aldatabilmek idmanı

10- Kız Kaçırmak Hakkındaki Usuller:

A- Kızı hayvana alıp kaçmak
B- Kız tarafıyla çarpışmak
C- Erkek tarafın muaveneti
D- Mücadelenin hududunu tayin
E- Kızın suret-i istikbali

İşte bütün Türkmen oyunlarından çıkacak netice bunlardan ibarettir. Bu maddelerin sonuncusunu teşkil eden "sekizinci madde" aynı zamanda büyük erkekler tarafından da oynanmaktadır. Bilhassa, düğünlerde aşiretin bayram günlerinde, bu oyunlara tesadüf ediliyor. Diğer maddelerdeki oyunlar, doğrudan doğruya çocuklara aittir. Bu maddelerdeki esaslara dikkat edildiği taktirde, oyunların aşiret ihtiyacı ile münasebettar olduğu anlaşılır. Elinde kılınç, kargı, bıçak, ok olan, al-tında ayaklarıyla hayvanından başka bir şeyi bulunmayan ve karşısında düz bir ova, meydan muharebesiyle bir kale bulunan Türkmenin, başka bir ilme ihtiyacı yok idi. Ancak aşiret hayatının idamesi için, çocuklarını ihzar ediyordu. Bu halde bu oyunların bir nevi ameli tahsilden ibaret olduğu tazahür eder. Burada dikkatle kaydedilecek bir nokta da, meydana çıkıyor. Türkmenlerde çocukların aşirete dahil olması, ve çocukların aşiret için, yetiştirilmeleridir. Filhakika, ibtidai aşiretlerin çocuklarında da böyledir. Lakin Aneşelenin burada, haiz-i kıymet olması, bu aşiretlerin başka hiç devir geçirmeyerek, medenileşecekleri esasına istinat ediyor ki, temdin meselesinde, bu cihetin nazar-ı dikkatten dür tutulmaması icap eder.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir