Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Anadolu'da Türk Yerleşmesi Sürecinde Safranbolu

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Anadolu'da Türk Yerleşmesi Sürecinde Safranbolu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 07:24

Anadolu'da Türk Yerleşmesi Sürecinde Safranbolu

Anadolu'nun yoğun bir Türk yerleşmesine sahne olması, şüphesiz 1071 Malazgirt Savaşı'nı takip eden yıllarda olmuştur. Bu savaştan önce de Anadolu'ya bazı Türk akınları yapılmış ve daha çok Karadeniz'in kuzey tarafındaki yollan kullanarak bazı Türk grupları gelmiştir. Ancak bu akın ve göçler, o dönemlerde Anadolu'nun siyasi, sosyal, kültürel ve demografik yapısını değiştirecek bir mahiyette ve kesafette değildi. Bu husustaki asıl büyük değişiklikler, ilk büyük Oğuz (Türkmen) göçünün başladığı 1071 Malazgirt Savaşı'ndan sonra meydana gelmiştir. Bu sıralarda Bizans'da siyasi ve ekonomik bir istikrarın olmamasından Anadolu'nun yerli halkı, kendileri için daha güvenli olan müstahkem kale veya şehirlerle sahil kesimlerine doğru çekilmişlerdi. Diğer bir ifade ile Anadolu'nun kırsal kesimi oldukça boşalmıştı. Bu durum 1071 Malazgirt Savaşı'nı takiben Türklerin fazla bir direnişle karşılaşmadan çok kısa bir süre içinde Ege Denizi ve İznik'e kadar uzanmalarında önemli bir rol oynamıştır. Hatta Anadolu fatihi olarak bilinen Kutalmışoğlu Süleyman Şah, 1075'de İznik şehrini fethetti ve burasını Anadolu'daki Selçuklu Sultanlığı'nın merkezi yaptı. Bu durumun tabii bir sonucu olarak özellikle Merkezi Asya'dan çıkıp gelen ve Anadolu sınır bölgesine sıkışan Oğuz (Türkmen) boylan, kitleler halinde Anadolu'ya doğru akmaya başladılar. Bu ilk büyük göç dalgasından soma ikinci büyük göç dalgası, 1221-1260 yıllan arasındaki Moğol istilalarıyla daha büyük boyutlara vardı. Bunun sonunda Anadolu'nun sosyal, kültürel ve demografik yapısı, yeni sakinlerinin lehine hızla değişmeye başladı. Bu yapının değişmesinde Anadolu'da yaygın olarak Türkmen adıyla bilinmeye başlayan Oğuzların önemli bir rolü vardı. Bu sebeplerden dolayı XII. yüzyıl ortalarına doğru Batı kaynaklarında Anadolu için coğrafi bir ad olarak artık "Türkiye"(=Turkia) tabiri kullanılmaya başlanmıştır.

Anadolu'ya gelen Türkmenlerin önemli bir kısmı ekonomik bakımdan daha çok hayvancılıkla uğraşmakta ve yaylak ile kışlak mahalleri arasında hareket halinde bulunmaktaydılar. Bir kısmı ise muhtelif meslek zümrelerine mensup olarak yerleşik bir hüviyete sahiptiler. Göçebe Türkmenlerin bir kısmı, Anadolu'ya geldikleri andan itibaren yerleşik hayata geçmeye başladılar. Ancak Malazgirt Savaşı'nı takiben Türkmen göçlerinin 200 yıl kadar devam etmesi, yerleşik nüfus yanında Anadolu'da her zaman önemli bir göçebe unsurun bulunmasını sağladı. Bu göçebe unsurun, Osmanlı Devleti döneminde Anadolu'nun orta ve doğusunda bulunanları daha çok "Türkmen"; batısındakiler ise yaşadıkları hayat tarzının bir ifadesi olarak "Yörük (Yürük)" adıyla bilinmekteydiler. Ancak bu iki tabir çoğu defa birbirinin yerine de kullanılmaktaydı. Diğer bir ifade ile Osmanlı arşiv belgelerinde aynı göçebe grubu için bazan "Türkmen", bazan da "Yörük" denilmekteydi. Bunun yanında göçebelerin yaşadığı hayat tarzını ifade etmek için "Konar-göçer", "Konar-göçer Yörük" gibi tabirler dahi sık sık kullanılırdı.

Anadolu'ya gelen yerleşik ve göçebe Türk unsuru, şüphesiz kendilerine mahsus bir kültürün temsilcisiydiler. Bu gelenlerden özellikle şehirli hüviyetinde olanlar, daha önce mevcut olan şehir ve kasabalara yerleşip buraların isimlerini kendi dillerine göre telaffuz etmeye başladılar (Kayseri, Amasya, Giresun gibi). Bunun yanında yeniden kurdukları şehir ve kasabalara ise kendi kültürlerini ve gözlemlerini yansıtan adlar verdiler (Kırşehir, Yenişehir, Ordu gibi). Bu şehir ve kasabaların kuruluşunda ve inkişafında daha çok vakıf olarak kurulan dini ve sosyal tesislerin önemli bir rolü vardı.

Türkmenlerin Anadolu'ya kitleler halinde geldiği ilk dönemlerde, daha önce bahsedildiği gibi şehir ve kasabaların dışında kalan kır kesimi, emniyet ve güvenliğin olmaması sebebiyle büyük ölçüde boşalmıştı. Boşalan bu kır kesimi ise kalabalık Türkmen kitleleri tarafından doldurulmuştu. Bu Türkmen kitlelerinin zamanla yerleşerek kurdukları köyler, Anadolu'nun her tarafını bir ağ gibi örmüştür. Bu köylerin önemli bir kısmı, mensup olunan Türkmen (Yörük) grubunun veya liderinin adını almıştır. Bir kısmı ise Türk insanının kendi kültür anlayışına ve yaşanılan yerin tabii özelliği üzerindeki gözlemlemelere göre adlandırılmıştır.

Anadolu'daki bu Türk yerleşmesi sürecinde, klasik Osmanlı döneminde daha çok Borlu ve Taraklıborlu, sonraları ise Za'feranborlu (Zağferanborlu) veya Safranbolu adıyla bilinen bölgeyi ayrı bir şekilde değerlendirmemek lazımdır. Anadolu'nun diğer bölgeleri gibi Safranbolu bölgesinin de yoğun bir Türkmen (Yörük) yerleşmesine sahne olduğu dikkati çekmektedir. Nitekim XIII. yüzyılın sonlarında ünlü coğrafyacı İbn Sa'id, bugünkü Safranbolu'yu da içine alan Bolu bölgesinde 30.000 ve Kastamonu bölgesinde 100.000 çadır göçebe halkın yaşadığını yazmaktadır5. Bu rakamlar biraz mübalağalı olarak kabul edilse bile, Anadolu'nun sadece bu bölgesindeki göçebe nüfusun, o devirlerdeki kesafetini göstermesi bakımından önemlidir. İbn Sa'id'in verdiği bu bilgiler, Osmanlı dönemi arşiv kayıtlarıyla kısmen de olsa bir paralellik göstermektedir. Bu dönemde Bolu bölgesinde yaşayan büyük bir Yörük grubu vardı. 921 (1515) tarihinde Bolu sancakbeyinin hassı reayası olan bu yörük grubunun toplam 1635 nefer vergi nüfusu vardı (1497 hane, 92 mücerred, 8 nim, 30 ehl-i ilm ve muhassıl, 5 a'ına, ma'lul, pir-i fani ve kütürüm ile 3 mecnun). Bu vergi nüfusu ile toplam nüfus ise 7500-8000 civarında idi. İbn Sa'id'in Bolu bölgesindeki Yörüklerin nüfusuna dair verdiği sayıyla Osmanlı arşiv belgelerindeki sayı arasında büyük bir farkın olması, yukarıda belirtildiği gibi onun biraz mübalağalı bir rakam vermesinden ileri geldiği kadar, aradan geçen 200 yılı aşkın bir zaman zarfında Bolu bölgesindeki Yörüklerin önemli bir kısmının yerleşik bir hayata geçmesiyle de ilgili olmalıdır. 1515'de bu nüfusun önemli bir kısmının ekonomik bakımdan hayvancılıkla meşgul olduğu anlaşılmaktadır. Toplam hane nüfus içinde çeltikçilikle uğraşanlar (43 hane) da vardı. Bundan başka yukarıda belirtildiği gibi "ehl-i ilm ve muhassıl" adı altında toplam 30 hane nüfus ise daha çok dini bilimlerle iştigal eden veya talebe olarak tahsil gören kimselerdi. Bolu bölgesindeki Yörüklerin, ekonomik ve sosyal bakımdan böyle bir hususiyette olması, onların en azından XVI. yüzyılın ilk yansından itibaren göçebe denebilecek bir hayat yaşamaktan ziyade, yan göçebe bir hayat yaşadıklarını göstermesi bakımından önemlidir. Bir Yörük grubu için küçümsenemeyecek sayıda "ehl-i ilm ve muhassıl"ın olması ise muhtemelen bulundukları bölgelere yakın şehir ve kasabalarla çok yakın sosyal ilişki içinde olmalarından ve bu durumun sonucunda buralardaki zaviye ve medreselerde eğitim görmelerinden ileri gelmiş olmalıdır.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI DÖNEMİNDE KONAR - GÖÇERLER
Yazar: İLHAN ŞAHİN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Anadolu'da Türk Yerleşmesi Sürecinde Safranbolu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 07:24

Bolu bölgesindeki Yörükler, sosyal yapı bakımından "cemaat" adıyla bilinen gruplardan meydana gelmekteydi. 921 (1515)'de toplam cemaat sayısı 21 idi. Birbirlerine uzaktan veya yakından akraba olan ve birbirlerini çok iyi tanıyan ailelerden meydana gelen bu cemaatlerin her birinin hususi bir adı vardı. Mesela bunlardan ikisi, belki de Merkezi Asya'dan Horasan'a ve Horasan'dan da Anadolu'ya geldikleri için "Horasanlı" adıyla bilinmekteydiler. Bu iki gruptan biri Tefenni'de, diğeri Ereğli'de kışlamaktaydı. Tefenni'de kışlayan gruba bağlı olduğu anlaşılan ve Ulus'da kışlayan diğer bir grup ise "Hüseyinlüler" adını taşımaktaydı. Bunun yanında bazı cemaatlerin, başta bugünkü Düzce bölgesini içine alan Konurpa olmak üzere Devrek ile Mengen arasındaki bölgeyi içine alan Hızırbeyili'nde artık yerleşik bir hale geçtikleri anlaşılmaktadır. Bazı cemaatler ise Karadeniz sahilindeki Ereğli bölgesiyle Taraklıborlu'nun güney kısmında yer aldığı anlaşılan Viranşehir bölgesini kendilerine kışlak mahalli olarak tutmuşlardı.

Bolu bölgesinde mevcut bu cemaat gruplan arasında 85 hane, 4 çeltikçi vergi mükellefiyle toplam 400'ün üzerinde nüfusu olan ve "Tarakcılu" adıyla bilinen büyük bir Yörük grubunun mevcudiyeti dikkati çekmektedir. Cemaatin bu adını muhtemelen şimşir tarak yapımındaki mesleki hususiyetlerinden dolayı almış olabileceği ilk anda hatıra gelmektedir. Cemaatin bu adla bilinmesi, şüphesiz Safranbolu'nun Osmanlı klasik döneminde "Borlu" adından başka diğer yaygın adı olan "Taraklıborlu"daki Taraklı adıyla doğrudan ilgisini ortaya koymaktadır. Bu durum "Tarakcılu" cemaatinin önemli bir kısmının, ya kaza merkezine adını verdirttirecek kadar yerleştiğini, ya da bu bölgeyi yurt tuttuğunu gösterse gerektir. Bu arada "Genceli" ve "Kiçibeylü" adıyla bilinen iki büyük cemaat grubunun kışlak mahallerinin Taraklıborlu bölgesi olması, esasında bölgenin Yörükler tarafından yurt tutulduğuna bir işaret olmalıdır.

Bolu bölgesindeki Yörüklerin dönemi için önemli bir nüfus kesafetine sahip olması, zamanla merkezi idare tarafından kendilerine yeni bir idari nizamın verilmesini icap ettirmiştir. Bu bakımdan XVI. yüzyıl sonlarına doğru bunlardan Bolu sancağına bağlı olarak "Yörükan-ı Bolu" yani "Bolu Yörükleri" adı altında idari bakımdan bir kaza teşkil edilmiştir". Daha sonra ise bu kaza dahilindeki Yörüklerin iki kaza haline getirildiği dikkati çekmektedir. Bolu sancağına bağlı olarak teşkil edilen bu kazalardan biri "İfraz-ı Yörükan-ı Bolu", diğeri ise "Yörükan-ı Taraklı" yani "Taraklı Yörükleri" adıyla bilinmekte idi. Muhtemelen kaza dahilindeki Yörük grubunun birbirlerinden uzak yerlerde iki büyük grup halinde kümeleşmeleri, onlann bu şekilde teşkilatlandırılmasında önemli bir rol oynamıştır. Daha ziyade Bolu bölgesine yakın yerleri yurt tutanlardan teşkil edildiği anlaşılan "İfraz-ı Yörükan-ı Bolu" kazası, şüphesiz asıl mensuplarının Bolu Yörükleri'nden ayrılması sonucunda böyle bir ad almıştır. "Yörükan-ı Taraklı" adı ise yukarıda bahsedilen "Tarakcılu" cemaati mensuplarının, kazanın çekirdeğini teşkil etmesinden dolayı verilmiş olmalıdır.

Safranbolu'nun hemen yanındaki bugünkü "Yörük" köyü ve civarındaki geniş bir bölgeyi içine alacak şekilde teşkil edildiği anlaşılan Taraklı Yörükleri kazasının, uzun süre bu ad altındaki idari statüsünü devam ettirdiği anlaşılmaktadır. 1839 yılında Tanzimat'ın ilanıyla eyaletlerdeki mali işlerin muhassılların sorumluluğuna verilmesi, idari teşkilatta bazı yeni düzenlemeleri beraberinde getirmiş ve buna bağlı olarak Taraklı Yörükleri kazası, bir sancak olarak itibar edilen ve arşiv belgelerinde ismi bazan "Za'feranborlu", bazan da "Zağferanborlu" olarak geçen Taraklıborlu muhassıllığına bağlanmıştı. Arşiv belgelerine yansıdığı kadarıyla kaza, bu yeni dönemde "Yörük" adıyla bilinmeye başlamıştır. 1256 (1840)'da Yörük kazasının 15 köyü ve toplam 288 hane nüfusu vardı. Bu nüfusun önemli bir kısmı, tanm ve hayvancılıkla uğraşmaktaydı. Kaza merkezinin, 79 hane nüfusu olan ve kazanın adını taşıyan "Yörük" adlı köy olduğu görülmektedir. Kazanın diğer köyleri Davudobası, Karacatepe, Sanahmedler, Köprübaşı, Ömersofu, Memikli, Hacılarobası ve Hacılarobası'na bağlı Sarılar, Öylebeli, Geren, Çavuşlar ve Çavuşlar'a bağlı İğciler, Köprübaşı, Tannvermişler adını taşımaktaydı. Kaza dahilindeki bu köylerin adlarından anlaşılacağı üzere önemli bir kısmı mensup olduğu Yörük grubunun adıyla bilinmekteydi. Birkaç köyün adının ise kurulduğu yerin tabii durumunu yansıttığı anlaşılmaktadır. Ancak bu köylerin adının böyle bir özellik göstermesini, onlann tamamının Yörükler tarafından teşkil edilmediği şeklinde anlamamak lazımdır.

Yörük kazasının daha sonralan idari bazı değişikliklere uğradığı dikkati çekmektedir. Nitekim 1260 (1844) yılında yine "Yörük" adı altında Bolu eyaletinin Viranşehir sancağına bağlı bir kaza durumundaydı. Bu tarihte kaza dahilinde daha önce köy olarak kaydedilen birimler, "divan" adı altında kaydedilmiştir. Burada bir divanın, idari bir birim olarak bir köyden veya birkaç köyün birleşmesinden meydana geldiği görülmektedir. Bir divan, birkaç köyden meydana gelmiş ise genellikle divanın adını taşıyan köy, o divanın merkezini meydana getirmekteydi. 1844'de kaza dahilindeki divanlara bağlı köylerin sayısının 13; buralardaki toplam nüfusun ise 246 hane olduğu tespit edilebilmektedir. 1840 tarihine nazaran 1844'de kazanın köy sayısı ve nüfusunda bir azalma olması, bu son tarihte kaza dahilindeki idari birimleri teşkil eden her divan ve köy için ayn ayn tanzim edilen Temettuat defterlerinden, daha önce mevcut olan Yörük ve Ömersofu köylerine ait defterlere şimdilik tesadüf edilememesinden ileri gelmektedir. Bu tarihte kaza dahilinde görülen en önemli hususiyet, ahalisi arasında bazı kimselerin İstanbul'a gelerek özellikle "çörekçi" ve "börekçi" esnafı içinde yer almasıdır. Nitekim 10 kişi "çörekçi"lik yapmakta, 3 kişi çörekçi dükkanında ayn ayrı hisseye sahip bulunmakta ve 3 kişi ise "çörek tablakan" adı altında başındaki tabla ile gezici olarak çörek satmaktaydı. Ayrıca 2 kişi "börekçi"likle uğraşmaktaydı. Bu arada "şişeci" ve "kayıkçı" esnafı arasında olanlar da vardı. Yörük kazası, 1273 (1856)'de "Yörükan-ı Taraklı" adı altında Kastamonu eyaletine bağlı Viranşehir sancağının kazalan arasında yer almıştır. 1864'de yapılan idari düzenlemelerden sonra yine "Yörük" kazası adı altında Viranşehir sancağına bağlanan kazanın, bu durumunu uzun süre devam ettiremediği anlaşılmaktadır.

Belirtilen bu hususular, Safranbolu yöresinin, Yörüklerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerden biri olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Bu durumun tabii bir sonucu olarak Safranbolu yöresi, Anadolu'nun diğer bölgelerinde olduğu gibi Türklerin yoğun olarak yerleştiği ve özellikle kır kesiminde yeni iskan merkezleri kurdukları bir yer olmuştur. Bunun sonucunda Türklerin, tabiata adeta kendi kültürlerinin damgasını vurdukları dikkati çekmektedir. Bu durum Safranbolu'nun tahririni de içine alan ve I. Selim döneminde kuvvetli bir ihtimalle 1515 tarihli olan defterlerdeki köy ve mezraalara ait yer adlan incelendiğinde açıkça görülmektedir. Bu defterlerde Safranbolu kazasına bağlı 70 civarında köy ve 30'a yakın mezraa yer almaktadır. Bu köy ve mezraalar arasında doğrudan doğruya Oğuz (Türkmen) boylarının adlarını taşıyanlar vardır. Boy adı taşıyan köylerden biri "Avşar", diğeri "Kayı" adıyla bilinmekteydi. Aynca bir köy "Avşar ve Karaağaç", bir köy de "Karandı ve Kayı(?)" adını taşımaktaydı". Bu arada "Avşar" adında bir de mezraa mevcuttu. Bu durum bölgenin iskanında mezkur boyların oynadığı role işaret eder. Bunun yanında Yazı ve Karapınar Yazısı köyleri ise Türkmen gruplarınca teşkil edilen ve onların hayat tarzlarını yansıtan isimler olmalıdır. Bundan başka Bulak, Çandırlu, Delüali, Delüler, Köseler, Ödemiş, Sarubey, Saruyan, Sırçalu ve Yortan gibi köyler, mensup oldukları cemaat ve oymakların adlarını yansıtmaktadır.

Safranbolu yöresindeki köy ve mezraaların isim almalarında tabiat şartlarının da önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Bu durum şüphesiz üzerinde yaşanılan bölgenin tabii özelliğini göstermesi ve oraya yerleşen Türk insanının tabiatı gözlemlemesi bakımından önemlidir. Mesela Akpınarcık Özü, Ancak, Bostanbükü, Bozcaarmud, Çukurca, Çukurgelik, Değirmencik, Depecik, Kadıbükü, Kapuluözü, Karaağaç, Karabük, Karacaağaç, Karacacık, Kavak, Kayacık, Kızılbel, Kızılca, Kızılcakuyu, Pınarcıközü, Saraycık, Susanduğu, Ulugeçid, Yağluca ve Yalacık gibi köy ve mezraalar bu özellikleri aksettirmektedir. Ağçaviran, Akviran, Alınviran, Belenviran, Bozcaviran, Burunsuzviran, Çukurviran, Küllüviran, Kızılcaviran, Öküzviranı, Pelidviran gibi köy isimleri ise hem tabiat özelliklerini hem de eski bir iskan mahalli iken bilahere terk edilip harap bir hale gelen ve üzerine yerleşilen yere işaret etmektedir. Keza Akçakilise köyü de böyle bir özellik taşımaktadır.

Sonuç olarak şunları söylemek mümkündür. Anadolu'da Türk yerleşmesi sürecinde bugün Safranbolu adıyla bilinen Taraklıborlu ve yöresi, Türklerin en yoğun bir şekilde iskanına sahne olan yerlerden biri olmuştur. Bu iskanda Türkmen (Yörük) boylarına mensup olanların önemli bir rol oynadığını belirtmek lazımdır. Taraklıborlu'nun başındaki adın bir Türkmen (Yörük) cemaatinin adını taşıması ve hatta Osmanlı döneminde muayyen bir bölgedeki Yörükleri içine alacak şekilde idari bakımdan burada bir kaza teşkil edilmesi, yapılan iskanın genişliğini göstermesi bakımından önemlidir. XVI. yüzyılda yöredeki köylerin hemen hemen tamamına yakınının Türkçe adlar taşıması ve Türkler tarafından meskun olması, bölgedeki Türk yerleşme sürecinin, Osmanlılardan önceki Türkmen beylikleri döneminde büyük ölçüde tamamlandığının bir işareti olmalıdır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir