Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Osmanlı Döneminde Giresun Bölgesinde Konar-Göçerlerin İzleri

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Osmanlı Döneminde Giresun Bölgesinde Konar-Göçerlerin İzleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 07:18

Osmanlı Döneminde Giresun Bölgesinde Konar-Göçerlerin İzleri

Tabii şartlan bakımından Anadolu'nun önemli bir kısmı, hem yerleşik hem de ekonomik bakımdan hayvancılığa bağlı olan "konar-göçer" veya "göçebe" hayat tarzını yaşamaya elverişli bir bölgedir. Ancak tarihi bakımdan Anadolu'daki göçebeliğin çok eskilere gittiğini söylemek güçtür. Nitekim Antik Çağ'da ve Bizans döneminde yaygın olarak burada göçebe bir hayat tarzının olmadığı anlaşılıyor. Bu bakımdan Anadolu'nun esas olarak göçebe hayat yaşayanlarla tanışması, başta Oğuz (Türkmen) boylan olmak üzere diğer Türk kavimlerinin, 1071 Malazgirt Savaşı'ndan sonra Merkezi Asya'dan Anadolu'ya kitleler halinde başlayan ve 200 yıl kadar devam eden göçleri sonunda olmuştur. XV. ve XVI. yüzyıllarda Osmanlı döneminde Anadolu'daki sancak ve kazalar üzerine yapılan çalışmalarda, kırsal kesimde "karye" olarak bilinen köylerle daha çok ziraat alanı olarak kullanılan mezraaların, özellikle bu göçler sonrasında Anadolu coğrafyasını bir ağ gibi örmeye başladığının anlaşılması, bu göçler esnasında müstahkem bir kale hüviyetinde olan şehir ve kasabaların dışında kırsal kesimin yoğun bir nüfusa sahip olmadığını göstermektedir.

Merkezi Asya'nın soğuk steplerinden gelen göçebeler için kırsal kesimi büyük ölçüde boş olan Anadolu başlangıçta şüphesiz yabancı bir bölgeydi. Ancak yaşadıkları hayat tarzının icabı olarak onların Türkiye Selçuklu Devleti döneminde kısa sürede bölgeyi tanımaya başladıklarını düşünmek mümkündür. Türkmen beylikleri ve güneyde Osmanlı Devleti ile bir nüfuz mücadelesine giren Memlük Devleti dönemi, artık göçebelerin coğrafi dağılımlarıyla yaylak-kışlak mahallerinin bilindiği ve şekillendiği bir dönem olmalıdır. Osmanlı dönemini ise onların yaylak ve kışlaklarında yeni bir idari ve mali organizasyona bağlandığı dönem olarak anlamak gerekir.

Anadolu'ya gelen göçebelerin önemli bir kısmı, ekonomik bakımdan hayvancılıkla uğraştıklarından yaylak ve kışlak alanları arasındaki ananevi göçebe hayat tarzlarını devam ettirdikleri anlaşılıyor. Ancak bir kısmı ise erken dönemlerden itibaren yaşadıkları bölgenin coğrafi özelliği veya idareleri altında bulundukları Türk devletlerinin uyguladığı iskan siyaseti sonunda peyderpey yerleşmeye başlamışlar ve özellikle Anadolu'nun kır kesiminde yeni iskan merkezleri kurmuşlardır. Bu iskan merkezleri arasında Afşar, Bayat, Beydili, Kınık, Çepni gibi doğrudan doğruya Oğuz (Türkmen) boylarının adlarını taşıyanlara rastlanmaktadır. Bu adlar, şüphesiz onların bahis konusu boylara mensup olan kimselerce kurulduğunun bir işaretidir. Bazı iskan merkezleri ise bir boyun alt birimini oluşturan "cemaat", "bölük", "tir", "mahalle", "oba" gibi birimlerin adıyla anılır olmuştur. Bu gruba giren ve daha çok onların ceddi olan idarecisinin adlarını taşıyan yer adlarının sonunda yaygın olarak -lu, lü, lı, li- gibi isim takısının bulunduğu dikkati çekmektedir. Esasında Anadolu'daki yer adlan etimolojik olarak incelenecek olursa, pek çok yer adının bu özellikleri gösterdiği ve dolayısıyla konar-göçerlerin izlerini taşıdığı anlaşılır. Ancak konar-göçerlerin yerleştikleri alanların, sadece bu adlan aldıkları şeklinde bir düşünceye sahip olmamak lazımdır. Onların yerleşim alanlan, bazan o yerleşim yerinin tabii özelliğini yansıtan bir ad da olabilmektedir. Bu bakımdan göçebe grupların coğrafi bakımdan dağılımları üzerinde durulurken onların yaşadıkları ve yerleştikleri yerlerin, sadece mensup oldukları boyun veya birimin adıyla değil başka adlarla da anılabileceğini göz önünde bulundurmak lazımdır.

Türkmen boylarının Anadolu'da yoğun olarak yurt tuttuğu yerlerden biri, nemli iklimi olan ve bu yüzden göçebe hayat yaşamaya pek elverişli olmayan Kuzey Anadolu'daki Giresun bölgesiydi. Ancak bu bölgedeki Türkmen boylarının erken dönemleri hakkında detaylı bilgiye maalesef sahip değiliz. Bu hususta bilinenler, Türkiye Selçuklu Devleti ve Türkmen beylikleri döneminde bölgede yaşayan konar-göçerlerin önemli bir kısmının Türkmenlerin Çepni boyuna mensup olduğu ve bunların bölgenin fethinde ve iskanında mühim roller oynadıkları şeklindedir. Böyle olmakla beraber Giresun ve havalisinin Fatih Sultan Mehmed'in Trabzon seferi (1461) sonrasında Osmanlı hakimiyetine girmesinden sonra bölgeye ve bölgedeki konar-göçeri erin izlerine dair daha detaylı bilgilere tesadüf edilmektedir. Bu hususla ilgili izlerin, Osmanlı döneminde bölgenin tahririni ihtiva eden ve muhtemelen 891 (1486) tarihinde tanzim edilen bir defterin içinde yer aldığı görülmektedir. Bu tarihte Trabzon sancağına bağlı Giresun ve havalisinin, "Zeamet-i Kürtün" adlı idari bir birim altında 60 kadar köyünün ve 5 mezraasının olduğu dikkati çekmektedir. Bu idari birim içinde bazı köylerin Çepni'ye bağlı olduğuna dair kayıtlara rastlanmaktadır. Bu durum Kürtün Zeameti adlı idari birim içinde muayyen bir idari bölgeye Çepni adının verildiğine işaret olmalıdır. Nitekim bölgeye ait 921 (1515) tarihli defterde, Giresun ve havalisini içine alan Kürtün kazasına bağlı idari üniteler arasında Çepni Vilayeti de yer almaktadır. Buradaki "vilayet" tabiri, şüphesiz muayyen bir idari bölgeyi karşılamak için kullanılmıştır. Bu tarihte Çepni Vilayeti, 52 civarında köy, 26 yaylak mahalli ve 10 kadar mezraayı içine alıyordu. Vilayetin bulunduğu bölge, Trabzon'un batı ve güney kısmındaki geniş bir bölgeye tekabül etmekteydi. XVI. yüzyılın ikinci yansında bir coğrafya eseri yazan Trabzonlu aşık Mehmed, Çepnilerin yaşadığı bu bölgeye "Cibal-i Çepni" yani "Çepni Dağlan" adını vermektedir. Çepni adının idari bir ad olarak bu şekilde kullanımına, daha sonraki tarihlerde de devam edilmiştir. Ancak burada bir hususa işaret etmek lazımdır. O da Çepni Vilayeti'ndeki "vilayet" tabiriyle daha önce belirtilen Kürtün Zeameti'ndeki "zeamet" tabirinin sadece Osmanlı döneminde kullanılan idari birimler ve tabirler olmadığıdır. Bu tabirlerin Türkmen beyliklerinden Osmanlılara geçtiği ve Osmanlı teşkilatı içinde kendine has anlamlarla yaşadığı belirtilmelidir.

Giresun bölgesinde Çepni veya Çepni Vilayeti adlı idari bir bölgeye rastlanması ve bu idari bölgedeki köy, mezraa ve yaylakların bugünkü Giresun merkez kazası başta olmak üzere Keşap ve Dereli kazalarını içine alması, bir tesadüf eseri değildir. Bu durum Anadolu'ya gelen Türkmen boylarından özellikle Çepni boyunun hakim bir unsur olarak bu bölgeyi kendisine yurt tutmasından ileri gelmektedir. Bölgenin ikliminin konar-göçer hayat yaşamaya pek uygun olmamasından dolayı erken dönemlerde yerleşik bir duruma geçtikleri anlaşılan Çepnilerin ve diğer Türkmen gruplarının bölgede sadece Çepni Vilayeti dahilinde yaşadığı şeklinde bir düşünceye de sahip olmamak lazımdır. Bunların Çepni Vilayeti haricinde o dönemde Kürtün kazasına bağlı olan ve nahiye olarak bilinen diğer idari birimlere bağlı köylerde yoğun olarak yaşadığı anlaşılmaktadır. Bu idari birimlerden Yağlıdere nahiyesi, 1515'de 42 köyü ve 26 mezraasıyla Çepni Vilayeti'nden sonra ikinci büyük idari birimi teşkil ediyordu. Bu nahiyeyi sırasıyla 13 köy ve bir mezraa ile Üreğir (Yüreğir), 10 köy ile Kürtün, yine 10 köy ile Alnıyomlu Hassı, dokuz köy ve altı mezraa ile Alahnas, bir köy ile de Karaburun takip ediyordu. Bahis konusu nahiyeler arasında Üreğir adlı bir nahiyenin olması, Çepni boyunun yanı sıra, Türkmenlerin Üreğir (Yüreğir) boyuna mensup olanların da bölgeye yerleşmiş olabileceğini hatıra getirmektedir.

Giresun ve havalisine ait 1486 ve 1515 tarihli defterler incelendiğinde, köylerde yaşayanların mesleki ve sosyal yapı bakımından bazı özellikler taşıdığı dikkati çekmektedir. Bu özellikler arasında dikkati çeken ilk husus, hemen hemen her köy ahalisi içinde önemli sayıda "müsellem" statüsünde bulunanlara rastlanmasıdır. Osmanlı askeri teşkilatında müsellemler, ellerindeki toprakların karşılığı olarak sefere giden, daha çok konar-göçer ve köylü menşeli olan kimselerdi. Ancak Giresun ve havalisinde rastlanan müsellem teşkilatı, bölgede Osmanlılar tarafından kurulan bir teşkilat olmayıp, kökü bölgenin fethinde önemli roller oynayan Çepni beyleri dönemine kadar giden ve onlardan Osmanlılara intikal eden askeri bir teşkilattır.

Onların böylesine askeri bir teşkilat içinde olması, Türkmen boyları içinde:

"Her ne zaman düşmanı görürse, onunla hemen savaşır" manasına gelen Çepni adıyla da bir paralellik göstermektedir. Esasında 1486 tarihli defterde Kürtün Zeameti adlı idari bölge dahilindeki toplam 30 timar ve zeamet sahibinden 16'sının doğrudan doğruya Çepni beyi eriyle oğullan veya bunların hizmetinde olanlara ait olması, Çepnilerin bölgedeki askeri hususiyetini açıkça ortaya koymaktadır. Bunun yanında Çepni boyundan olan pek çok kimsenin Osmanlı döneminde bazı kalelerde dizdar ve muhafız olarak gözükmesi, onlann bu muhariplik vasıflarını teyid eden bir husus olmalıdır. Müsellemlerin yanında köylerde yaygın olarak rastlanan diğer bir grubu, "muafan" adıyla bilinen kimseler teşkil ediyordu. Bölgedeki yol, köprü, kale ve geçit mahallerini gözetlemek, tamir etmek ve yenilerini yapmakla mükellef olan bu kimseler, gördükleri bu amme hizmeti karşılığında avarız vergisinden muaf tutulmuşlardı. Köylerde diğer hatırı sayılır bir zümreyi ise "mülazıman" adıyla bilinenler meydana getiriyordu. İmam, müezzin ve hatiplik gibi vazifeleri yerine getiren mülazımlar, cami, tekke ve mescit gibi yerlerde vazifeliydiler.

Giresun bölgesindeki köylerin önemli bir kısmı, başta Çepni olmak üzere Türkmen boylan tarafından kurulmuş köylerdi. Bu köylerin coğrafi bakımdan kapladığı alan, bugün başta Giresun merkez kazası olmak üzere Keşap, Dereli, Yağlıdere, Görele, Çanakçı, Tirebolu, Kürtün ve Eynesil'e kadar olan yerleri içine alıyordu.

Bölgedeki köylerin adlarına kabaca bir göz atıldığında:

Kayadibi, Derelü, Çiçeklü, Düzyer, Yassıbahçe, Akköy gibi adlar taşıyarak tabiatla kucaklaşanlara; Tanaderesi, Köpek, Atdutan gibi hayvanlarla alakalı isimlere; Yenicehisar, Karakilise ve Kızılhisar gibi eski bir yerleşim yerinin izini taşıyan ve Türkçe sıfat eklenerek verilen adlara rastlamak mümkündür. Esasında bu gibi ad verme usulünün, Anadolu'nun hemen hemen her bölgesindeki Türk insanının ortak bir özelliği olduğu belirtilmelidir. Bunun yanında dikkati çeken bir diğer husus, bölgedeki köy isimleri arasında Oğuz (Türkmen) boylarının veya bu boylara mensup konar-göçer grupların adlarını veya izlerini taşıyanlara tesadüf edilmesidir. Bu çeşit adlar, genellikle sonlarında -lu, lü, lı, li- takılan alırlar ve bununla hangi göçebe grubuna mensup oldukları anlaşılırdı.

Giresun bölgesinde bu gibi isimler taşıyan köyler arasında ilk dikkati çeken köy adı, 1486 ve 1515 yıllarında Kürtün'e bağlı olan ve Oğuz adını taşıyan köydür . Bugün aynı adla Beşikdüzü'ne bağlı olduğu anlaşılan bu köyün adı, Anadolu'ya gelen Oğuzların hatırasını yaşatan bir ad olmalıdır. Bunun yanında doğrudan doğruya Türkmen boylarının adını taşıyan köylere rastlanmaktadır. Bu köyler, 1486 ve 1515 tarihlerinde Kürtün'e bağlı olan Üreğir (Yüreğir) ve Alayuntlu köyleriyle 1515'de Bayramoğlu'na bağlı Döğer ve Çepniköy'dür 4. Bu köylerden Üreğir ve Alayuntlu'nun adına bugün maalesef tesadüf edilememektedir. Ancak Döğer ve Çepniköy'ün bugün aynı adla Espiye'ye bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Bölgeyi kendisine yurt tutan Çepni boyunun yanı sıra, Üreğir, Alayuntlu ve Döğer adlı köy adlarına rastlanması oldukça önemlidir. Bu durum bölgeyi sadece Çepni boyuna mensup olanların yurt tutmadığına ve Üreğir ile Alayuntlu ve Döğer boylarına mensup olanların da yurt tuttuğuna işaret olmalıdır.

Bu köylerin dışında, bazı köylerin adlarından onların mensup olduğu konar-göçerlerin isimlerini taşıdığı intibaı uyanmaktadır. Bu şekilde olan köyler arasında ilk dikkati çekenler, 1486'da Kürtün'e ve 1515'de Karaburun'a bağlı İsmailbeylü; 1486'da Kürtün'e ve 1515'de Yağlıdere'ye bağlı Cruçbeylü; 1486'da Kürtün'e ve 1515'de Yağlıdere'ye bağlı Çanakçılu köyleridir. Bu meyanda 1515 yılında Çepni Vilayeti'ne bağlı olan Çandırlu, Engizlü, Firuzlu, Umurlu, Yakublu, Mürsellü ve Çalışlu köyleri de zikredilmelidir. Bunun yanında adının sonu -lu, lü, li, lı- gibi takılar taşımayan ve mesela 1486'da Kürtün'e, 1515'de ise Üreğir'e bağlı olan Boynu Yoğun gibi köylerin, konar-göçer grubun adını taşıyan köyler olabileceği düşünülmelidir. Bu gibi köy isimlerinden bunların konar-göçer menşeli oldukları intibaının uyanması, Anadolu'nun başka bölgelerinde aynı adı taşıyan grupların olup olmadığını hatıra getirmektedir. Aynı adı taşıyan grupların olması, onların çoğu defa aynı boydan çıktıklarını veya aynı konar-göçer gruba mensup olduklarını ihtimal dahilinde göstermektedir. Bu şekilde misal olarak yukarıda zikrettiğimiz köyler arasında bugün Giresun'a Çandır adıyla bağlı olan Çandırlu köyünün adını taşıyan bir göçebe grubuna, XVI. yüzyıl ortalarında Sivas'ın güney kısmında Yeniil Türkmenleri ismiyle bir kaza teşkil eden konar-göçer gruplar arasında rastlanmaktadır. Muhtemelen bugün Giresun'a Çandırçalış adıyla bağlı olan Çalışlu köyünün adını taşıyan göçebe grubuna ise XVI. yüzyıl ortalarında Halep bölgesindeki Halep Türkmenleri içinde tesadüf edilmektedir. Keza bugün Tirebolu'ya bağlı olan Boynuyoğun köyünün adını taşıyan bir göçebe grubu, XVI. yüzyıl ortalarından itibaren Sivas'ın güney kısmındaki Yeniil Türkmenleri içinde görülmektedir. Bu son göçebe gruba mensup olanlardan bazısının daha soma Ayıntab (Gaziantep) bölgesine yerleştiği anlaşılmaktadır.

Giresun ve havalisinin arazisi, oldukça dağlık ve engebelidir. Başka bir ifade ile böyle bir arazi yapısı, konar-göçer hayat tarzı yaşamaya müsait olmayan bir arazidir. Bu durum bölgeye gelen Çepniler ile diğer boyların erken dönemlerden itibaren yerleşmeye geçmelerinde önemli bir rol oynamış olmalıdır. Bununla birlikte bölgeye gelen boyların, konar-göçerliliğin hayat tarzı olan yaylacılık ve bununla ilgili bazı kültür unsurlarını beraberinde getirdikleri anlaşılmaktadır. Nitekim 1515 tarihli defterde Çepni Vilayeti'ne bağlı 26 yaylak mahalli zikredilmektedir.

Uluköy, Hand, Akçal, Gönderi, Köyyeri, Damluköy, Söğüdönü, Elmacık, Döşek ve Akdaş gibi adlarla bilinen bu yaylaklar, dağların yayvanlaşmış sırtlan üzerinde başlamaktadır. Bu yaylakların bölge halkı tarafından hayvan besleme, ekim ve hava tebdili gibi gayelerle kullanılır olması, onların ananevi hayat tarzlarını kısmen de olsa yaşadıklarını göstermektedir.
Netice olarak şunları söylemek mümkündür. Anadolu'ya gelen Oğuz (Türkmen) boylarının yoğun olarak yerleştikleri bölgelerden biri, Giresun ve havalisi olmuştur. Bu havaliye sadece Türkmenlerin Çepni boyuna mensup olanlar değil Üreğir, Alayuntlu ve Döğer gibi boyların da yerleştiği anlaşılmaktadır. XV. yüzyılın sonlarıyla XVI. yüzyıla ait Osmanlı arşiv kayıtlarında bölgenin sadece sahilindeki birkaç küçük kasabasında Hıristiyan nüfusa rastlanması ve kır kesimindeki yerleşim yerlerinin hemen hemen tamamının Türklerle meskün olması, Türkmen boylarının bölgeye yerleşmesinin oldukça yoğun olduğunu göstermektedir.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI DÖNEMİNDE KONAR - GÖÇERLER
Yazar: İLHAN ŞAHİN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir