Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Karakeçililer'de Gelenek Ve Töre

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Karakeçililer'de Gelenek Ve Töre

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 03:14

KARAKEÇİLİLER'DE GELENEK, TÖRE

Karakeçililer cidden çok misafirperver insanlar. Misafir ağırlamakta adeta yarış ediyorlar. 1959 larda Sarıkamış'tan Urfa taraflarına intikal eden bir süvri bölüğünü, ağırlıkları ve atlariyle birlikte, bir haftaya yakın ağırlıyor, askerin ihtiyacım temin ediyor, atların yemini tedarik ediyorlar. Süvari alay kumandam, meşhur binicilerimizden Albay Eyüp öncü, Karakeçili beylerine, bu asil ve Türk'e yakışır davranışlarından ötürü, takdir ve teşekkürlerini bildiren bir mektup yazıyor. Bu mektubu camlatıp, çerçeveletip saklıyorlar. Bu mektubu iftihar ederek bize de gösterdiler.

Karakeçililer vaktile hatırlı, saygı değer misafirlerinin önüne, yiyecek olarak koyun başı çıkarırlardı. Bu hatırlı misafir, pilav ve başka yemeklerden de yiyebildiği halde, onun asil payı bu koyun başı olurdu. Bugün şehirli misafirlere koyun başı çıkarmıyorlar. Sadece kendileri gibi aşiret geleneğine bağlı, aşiret reislerine, beylerine, büyüklerine çıkarıyorlar. Hatta iki aşiret, «Huni» adı verilen kan davasını bırakıp, barışmaya karar verdiklerinde, bir taraf diğerine ziyafet verir, önüne zengin bir sofra çıkarır. Bu sofrada baş da bulunur. Yemeği veren şahsın çocukları, yemeğin türlü yerlerinden tadar, yemekte zehir bulunmadığım gösterdikten sonra, hasım misafirlerini buyur ederler. Gaziantep Barak Türkmenlerinde şehidi olsun, köyü olsun, bütün hatırlı misafirlere baş ikram edilmekte olduğunu öğrendik.

Gerek Karakeçililer'in, gerek Barak'ların misafire boş ikram etme geleneği, çok eski bir Türk töresine dayanmaktadır. Türk töresinde buna «Ülüş», «Pay», «Müçe» denir. Kaşgarlı Mahmud «Ülüş» kelimesini, paylaştırmak, dağıtmak, üleştirmekle izah
ediyor. Oğuz (Türkmen) geleneğinde, yirmi dört Oğuz boyu'nun yaylalarda, kışlarlarda, şölenlerde, toylarda, savaş hallerinde belli, değişmez mevkileri vardır. Bu mevkilere «Orun» denirdi. Bundan başka «her mevkiin kendine mahsus 'Ülüş'ü vardır. Bir kabilenin muayyen bir mevkiye oturması, kesilen hayvanın muayyen bir veya bir kaç azasında onun hakkım göstermiş olur. Bu hak yalnız kabilenin değil, bir aile azalarına karşı bile rivayet edilir (mesela babası hayatta olmıyanlar kendi evlerinde baş kemiğini
bile ellerine almazlar, ananeye göre, güden (bağırsak) ve boyun çobanın hakkıdır. Çoban bunu talep edebilir. 'müçe' (ülüş) ananesi, XV. asırda Anadolu'da yaşamıştır. Alaeddin Keykubad devrinde ise bu ananenin bir Kanun (Oğuz türesi) sıfatı ile tatbik edildiği o zamanda rivayet olunmuştur... Alaeddin Keykubad'ın şöleni, yalnız Reşideddin'den mülhem değildir...

Yazıcıoğlu Ali'nin rivayetleri dikkat çekicidir:

işbu tertip üzre oturmaq gerek Önlerinde müçeler durmaq gerek Qunız ü Qomran da bu tertibile Ağa (ve) ini (küçük erkek kardeş) arasında içile Uruğ ü suyuna (soyuna ?) göre virüe... ... bu rivayetteki «müçele» kelimesi şüphe yoktur ki Kırgız - Kazak ve Başkurtlarda istimal edilen «müçe» ıstılahının ayni olup, ayni «hisse ve «ülüş» manalarında kullanılmıştır.

Prof. Togan, bu usulün çok eski bir Türk geleneği olduğunu söyler ve Selçuk oğullan zamanında da tatbik edilmiş olduğundan bahseder. «Eski Türk usulünce memleketi evlad arasında taksim keyfiyetinin (yani «ülüş» sisteminin) Kılıç Arslan II. tarafından, Anadolu'nun 1188 de 11 oğlu arasında taksim edilmiş olmasını, bir sistem değil, bu hükümdarın kendi şahsi ve güya akılsızca tedbiri gibi izah etmek te yanlıştır.»" «Selçuk'dan sonra oğulları ve torunları, Türk adeti üzerine, kendilerine bağlı Türkmen boylarını ve diğer kuvvetleri aralarında taksim etmişlerdi».

Aşıkpaşazade de «ülüş» kelimesinden şu şeküde bahseder:

«Vilayeti tımar üleşdürdiler», «imaretün kim kapusu açıldı ve ta'amı kim pişdi, Orhan Gazi evvel kendü eliyle üleşdürdi»

İç, Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu Alevileri, her hafta cuma akşamları yaptıkları Cem'de, kesilen kurbandan ilk önce lohusalar, gebe kadınlar hastalar ve fakirler için bir hisse ayırırlar ki buna «Pay» denir. «Ülüş» karşılığı oluyor. Ege ve Toros Tahtacıları ise, pişirdikleri yemeklerden birkaç komşusuna da gönderirler. Buna, Toroslardakiler «Ülü», Ege'lüer «Ülüş» adım verir. Bu hal eski Türk geleneğinin ismiyle yaşadığını gösterir.

Çok açık şekilde görülüyor ki, Urfa Karakeçilileri, Türkçeden başka bir dil konuşmalarına rağmen, çok eski bir Türk geleneğini, «Müçe», «Pay», «Ülüş» adetini yaşatmaktadırlar. Sadece bu keyfiyet bile onların Türk asıllı olduğunun en büyük is-batıdır, şahididir.

Diğer bir gelenek «cirit oyunu» geleneğidir. Cirit bilindiği gibi çok eski bir Türk sporudur. Karakeçililer (Urfa), her cuma namazından sonra köy meydanında toplanırlar. 40-50 atlı iki kola ayrılır ve birbirlerinden rakip davet ederler. Biri diğerini yakalarsa, hazeran kamışı ile hafifçe vurur. Böylece onu mağlüp etmiş olur. Vaktiyle bilinen cirit oyunun da oynarlarmış, şimdi o terkedilmiş. Esasen o ciridi ciridi bugün sadece Bilecik Karakeçilileri ve Erzurum - Gümüşhane çevresi köylüleri oynamaktadır, diğer yerlerde terkedilmiştir.

Düğün adedleri, diğer Türk boylarındakinin hemen hemen aynıdır. Kız istemede «Kalın» (başlık) adedi vardır. Kaim, bütün Türk dünyasında bilinmektedir. Kazak'lar, Kırgızlar da aynı kelimeyi kullanır. Kaşgar'lı Mahmud, «Kalıng» diye bahsettiği kelimeyi, «öncül, mihir olarak kadına verilen çeyiz» diye açıklamaktadır (III, 371, 372). Bugün Afganistan'da yaşıyan Özbek'ler de, «Kalın» kelimesini aynı manada kullanmaktadırlar. Ege, Akdeniz, iç Anadolu'nun birçok yerlerindeki Yörükler, Türkmenler, köylüler kız istemede, müstakbel gelin için bir pazarlık ederler. Bu bedel ayni ve nakdi olabilir. Buna «Başlık» veya daha ziyade «Kalın» denir. Bu mal ve parayı kızın babası, kızın ihtiyaçlarına sarfeder. Bazı babalar da sırf kendileri için bu parayı isterler. Çok dikkat çekicidir ki, Bin beş yüz iki bin yıl önce yaşamış olan Orta Asya Türkleri de, aile yuvasını kurarken, aynı geleneği tatbik ediyorlar ve evlenecek kız için verilen ayni ve nakdi bedele, tıpkı bugünkü Urfa Karakeçilileri, Bilecik Karakeçilileri, Yörükleri, Türkmenleri, Afganistan Özbekleri ve Kaşgarlı Mahmud gibi «Qalinsiz» kelimesi, çeyizsiz kalırsınız anlamına geliyordu. Bu kültür devamlılığı bize çok şey öğrettiği ve gurur verdiği gibi, Kürt denilen ve Türkçeden başka dil konuşan aşiretlerin, boyların, oymakların da Türk asıllı olduklarım ortaya koymaktadır.

Kaynakça
Kitap: Doğu Anadolu Türklüğü
Yazar: Mehmet Eröz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir