Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Karakeçililer'de Maddi Kültür

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Karakeçililer'de Maddi Kültür

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 03:13

KARAKEÇİLİLER'DE MADDİ KÜLTÜR

Otuz kırk yıl önce göçebeliği terkederek, yerleşik ziraat kültürüne geçen Karakeçililer, çadırı da terkederek, köylerde yaptıkları evlerde oturmaktadırlar. Fakat yaz aylarında çadıra çıkanlar gene bulunmaktadır. Karakeçili Nahiyesinde muhteşem bir bey çadırı gördük. Onbeşi ortada, onbeşi bir tarafta, onbeşi de diğer tarafta olmak üzere kırk beş direkli, otuzbeş metre boyunda bir kara çadır (Kone reş). Yörük çadırlarından biraz farklı olmakla beraber, onları andırıyor. Reş» kara, «Kon» da «Çadır» demek oluyor. Bazı Yörük oymaklarında Abalarında, kolan ve çadır dokumak için kullanılan basit tezgahlara, Yörüklerin «Kon tezgahı» dediğini görmüştük. Acaba buradaki «Kon, konmaktan mı geliyor? Kurmançların çadır yerine kullandıkları «Kon» da oradan mı doğmuştur, kat'i birşey söylenemez. Fakat bir yakınlık göze çarpıyor.

Çadır önce, haremlik, selamlık olarak, «Berdi» den yapılmış «Çit» le ikiye bölünür. Harem kısmı da, «Argon» denen mutfak ve ocak ve «Köz» adı verilen odacıklara ayrılır. Kamışı yanyana bağlarlar, üzerine renkli iplik sararlar ve hah, kilim gibi nakışlar meydana getirirler. Karşıdan bu kamış duvara bakınca, insan dikine tutulmuş bir halı seyrediyor sanır. O kadar göz alıcı, zevk verici, san'atkaranedir. Berdiden meydana gelen duvara «Çit» dendiğini söylemiştik. Türk erkek isimleri arasmda «Berdi» ismini de görüyoruz. Nitekim Altın Ordu devletinde «Berdi Bek» tanınmış bir şahsiyetti. Aynı kelime bugün Türkiye'nin bir çok yerinde aşağı yukarı aynı manada kullanıldığı gibi, Orhun Kitabelerinde de geçiyor ve «Kamış vesaireden yapılan kulübe, çit, sınır» diye bahsediliyor.

Kaşgarlı Divan'ında ise şu şekilde izah ediliyor:

«Kamıştan veya dikenden yapılmış duvar veya hüğ, çardak. Üzerine alaca nakışlı Çin ipeklis». Anlaşılıyor ki, yabancı kuvvetlerin bizden koparmağa çalıştıkları insanlar, en eski mesken şekilleri olan çadırın bir parçasına «Çit'e» verdikleri ismi, Orta Asya'dan, binbeş yüz yıl öncesinden getirmişler, kaybettikleri birçok kelimeye rağmen bunu yaşata-bilmişlerdir.
Hem mutfağa, hem de ocağa «Argon» diyorlar. Kaimenin menşe ve manasım bulamadık. Yalnız eski Tir'1- kaynaklarında «Argın» ve «Argun» kelimeleri mevcuttur. Argın, Kıpçak grubundan bir uruktur (kabiledir).

Argm (Argun) kabilesi, üç büyük şubeye ayrılır:

«Mumun, Kuvandık, Süyündük». Ay-nca, Babür'ün 613 (1507/1508) te Argun'ların daveti üzerine Kandahar'a doğru yola çıktığım biliyoruz. Argun, «Sıçan cinsinden yarım arşın uzunluğunda bir hayvan» adıdır. Güney Doğu Azerbaycan'da, Maraga yakınında bir bölgenin adı «Arkun» dur.

Dokuma tezgahında kullandıkları demir tarağa, «Kerkit» adını veriyorlar. Yörükler buna «Kirkit» derler. Yağ çıkarmak için tuluğu astıkları çapraz üç ağaca «çatme» derler. Yörüklerde bunun adı «Çatma» dıi'. Sayısız benzerlikler bulmuş durumdayız. Fakat bunların hepsini açıklamak, geniş yer alacağından kısa kesiyoruz. Sadece deve isimlerine dair bir iki açıklama yaparak ve kadın kemerlerinden bahsederek, Karakeçililer bahsine son vereceğiz. Onlardaki gelenekler, bazı kelimeleri, diğer boyları açıkladıktan sonra, yeri gelince, gene kısa olarak ele alacağız.

Karaçekililer, devenin üzerine konulan semerimsi şeye, Yörükler gibi «Havut» derler. Havut üzerindeki bir çift ağaca, «Katap» derler. Yörükler ise, «Ha-tap» der. Deveye «Devey» derler. Dişi deveye «Meye» derler. Yörükler buna «Maya» adım verir. Bazı yerlerde kadın güzelliği bu sıfatla tarif edilir. «Maya» kelimesi, bir deve ismi olarak Orkun Kitabelerinde, bin beş yüz yıl öncesi Orta Asya Türklüğünün maddi kültürü olarak aynen geçmektedir. Karakeçililer, tefekküre dalmış gibi oturup, geviş getiren bir deveyi «Lök» kelimesi ile anarlar. Yörük ve Türkmenler'de de kelime aynen ve aynı manada kullanılır. Ağırbaşlı, az konuşan insana «Lök gibi oturuyor, maşallah» denmesi bundan ötürüdür ve eski Türk göçebe kültürünün halen kültürümüzde yaşamakta oluşunun delilidir. Devenin hamuruna (deveye çiğ olarak verilen burçak hamuru), Karakeçililer «Lök» derler. Hazmedilemiyen, mideye oturan yemek için, «mideme lök gibi oturdu» lafında Karakeçililer'in deve hamurundan gelmedir. Aşiret reisinin karısı için deve havudu üzerine yapılan, çıtadan, kenarları Berdi'den ve üstü örtülü yere «Hanayi adı verilir. Diğer kadınların deve üstünde yapılan mahfülerine «Toğda» veya «Toda» denir.

Kadınlar bellerine, gümüşten, çok süslü, işlemeli, kıymetli «Kember» denen kemerler bağlarlar. Ayrı kemerleri, az farklı olarak ve gene gümüşten yapılmış şekilde, Bilecik - Adapazarı - Eskişehir Karakeçili Yörük kadınları da kullanmaktadır. Bu giyim tarzı çok eski bir Türk geleneğidir. «Hemen hemen bütün Orta Asya'da ele geçen heykellerin birer kemeri ve bu kemerin yanlarından sarkan birer süs uçları olduğunu biliyoruz. Kuray ve kudırge'deki Göktürk buluntuları da, bu kemerlerin mevcudiyetini açık olarak ispat etmiştir. Kayışın üzerinde madeni plaklarla süslenirdi. Sarkan uçların hepsi aynı boyda idiler. Bu kemer şekli Turfan'da ve Avrupa Avarlarında çok yayılmıştı. Altaylar'da bilhassa Tuva eyaletinde bulunan heykellerde, bu kemer uçlarına çok rastlanmıştır. Tuva heykellerinin bu kemel uçları çok mübalağalı bir şekilde süslenmiş Kuray Kurganlarında bulunan bir kayış ucunda, Göktürk yazısı ile bir Kitabe de vardır. Kemer için «Kur-şak» deniyordu.

Göktürkler devrinde kemere takılan ve içine çakmak taşı ile «kav» konan, deriden veya kumaştan yapılmış bir çanta çok yayılmıştı. Bu çantalar, Altay, Tuva ve Orhun bölgesinde umumiyetle yuvarlak idiler. Kırgız ülkesindeki bazı heykellerin iki tane çantası vardı. Orhon kitabelerinin yanında bulunan bir heykelin, çantasının üstten bir kapağı da vardı. Kapak üzerinde bir sırım, çantadaki delikten geçirerek kilitleniyordu. Tuyakta kurganlarında bu çantaların kumaşlardan yapılmış tiplerini görüyoruz. Çakmak taşı ve kavlara da Kudırga kurganında rastlanmşıtı. Göktürk devrinin bu çantaları Volga Bulgarları kültür çevresinde daha çok ya-yılmıştır». Bu uzun iktibastan anlaşılacağı üzere, Karakeçili Yörükler ve Urfa Karakeçilileri kadınları, eski Türklerdeki kemer kültürünü yaşatıyorlar. Yalnız o zaman bu kemerleri erkekler de takıyor. Bu gün ise, gümüşlü kemerler kadınlar tarafından takılıyor, deriden yapılan, kav çakmak konulan kemerler ise erkekler tarafından kullanılıyor. Yörükler, Aydın, İzmir, Zeybekleri bu kemerleri kullanırdı. Dinar Türkmenlerinde, meşin kemerlerin kullanılmakta olduğunu yakında tetkik fırsatı bulduk.

Rasonyi'nin kaydettiğine göre «Romalılar, Hun kemerlerini en değerli ganimet sayıyorlardı. Bu Hun kemerleri, yukarıdan beri anlatmağa ve bugünkü Türkiye'de yaşadığımız, kullanıldığını izaha çalıştığımız kemerlerden başka birşey değildir. Bu kadar delil, Urfa Karakeçililerinin ve diğer Kurmanç'larra Türk asıllı olduklarını açıklamağa yeter. Bununla beraber, biz gene başka deliller bulacak, diğer boyları açıklarken bunları da izah edeceğiz. Bilecik Karakeçili Yörükleri, kendilerinin «Karakeçili» değil, «Karakeçeli» olduklarını, bir padişahın hışmından korkarak atalarının, aşiret isimlerini değiştirdiğini, gizlediğini iddia ederler. Aynı rivayeti Urfa Karakeçilerinden de dinledik.

Kaynakça
Kitap: Doğu Anadolu Türklüğü
Yazar: Mehmet Eröz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir