Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sitanlılar/Seydanlılar Oymağı

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Sitanlılar/Seydanlılar Oymağı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 20:45

SİTANLILAR/SEYDANLILAR:

Sitanlılar, Şeyh Hasanlıların öteki bölümüdür. yine eski Türk sosyal yapı şekline uyularak 12'li oymağa ayrılmışlardır:

1 — Arslan Uşağı,
2 — Aşuranlı,
3 — Bal Uşağı,
4 — Birim Uşağı,
5 — Gav Uşağı (Gevanlı),
6 — Keçeli Uşağı,
7 — Koç Uşağı,
8 — Maksud Uşağı,
9 — Rejik Uşağı,
10 — Şam Uşağı,
11 — Süleyman Uşağı,
12 — Topuz Uşağı (Bezgar/Bezgavi Uşağı).

Erzincan Tarihi'nde bu oymağa Seydan, Varto Tarihinde de Seydan, Van Tarihinde ise Başkale bölgesinde Şidan (Sitan) olarak gösterilmiştir.

Meskün yerler kılavuzundaki köy isimlerine bakacak olursak, «Seydek, Seydili, Seymen, Seydiyar» gibi, Seyyitlikle hiç alakası olmayan fakat Seydan ile aynı kökten türemiş köy isimlerine rastlamaktayız. E. Yavuz bu isim için «Sidan, Seydan, Seyidan sözleri Arapça harflerle, Si-dan şeklinde yazılan sözlerdir ve Şeyh Hasanli'lar Müslüman olduktan sonra, bir çok Türk aşiretleri gibi kutsal sayılan Seyyitlik aşamasına ulaşabilmek için, bu yazılış benzerliğindea de istifade ederek, hem isimlerini Seyyid-liğe adapte etmişler ve hem de Seyyid olduklarını söylemişlerdir» demektedir. Aslında şeyhlik ve Seyyidlikle hiç bir alakası mevcut olmayıp tamamen Türk oymağıdırlar. Nitekim, Şeyh Hasanlı'lar bölgesi yakınında «Acep Şir Gazi» adıyla anılan Şeydi Sultan türbesi için söylenenleri hikaye edenler, Seyyidler soyundan geldiğini belirten bir ada sahip olmalarına rağmen; «Bu türbede yatanın ve arkadaşlarının Türk olduklarını, Belh ile Bu-haradan geldiklerini ve bunların Anadolu Fethi için mal ve canlarını feda etmiş bulunduklarını» anlatırlar. Şir Gazi.

Belh ve Buhara'dan onlar gelmişler Mal, vücut Hak yoluna vermişler Kimi Gazi kimi Şehit olmuşlar Heybetli, şecaatlı Acep Şir Gazi.
İşte bu belge Seyyidanlı'ların seyyitlik ve Araplıkla hiç bir ilgisi olmadıklarının gerçek bir delilidir.

Van'da bulunan Sidan/Sitanlı'lar Müslüman olduktan sonra da aynı isimle anılmayı uygun bularak «Sitani/Sit-Ani» olarak kalmışlardır. Elazığ'ın Başkil ilçesindeki «Sit» olduğunu uyarmaktadır. Ayrıca Erzincan Tarihi, Kurey-şanlı seyyidlerden söz ederken bunların da bir takım bölümlere ayrıldığını ve bu bölümlerden birinin isminin de «Çitanlı»lar olduğunu söyler. Burada dikkatimizi çeken «Çitart» isminin «Sitan» a olan benzerliğidir. Gerçekten Türkistan'daki «Şu» devletinin Çinli tarihçilerce «Çu» dendiğini ve bu yakın seslerin birbirlerinin yerine geçtiğini görmekteyiz. Burada da Sitan'ın, Çitan olarak seyyidlerin en büyükleri arasında yer aldığını görmekteyiz.

Nitekim Anadolu'da bir çok köylerin isimleri bu ada, tanıklık etmektedirler. «Şirvan'da Sit, İspir'de Sitanlı, Erzurum ve Pasinler'de Sit - avuk, Sarıkamış'da Sit - Han, Midyat'da Siti, Muradiye'de Sit - Yakut» gibi.
Bu şekilde bir açıklamadan sonra «Sit, Sıt, Cifler» üzerinde biraz durmamız gerekecektir.

Degiugnes «Attila, Akatzırların memleketine Önesigus'u yolladığı ve oğlunu kıral ilan ettirdiği vakit Maksimin (Roma kiralı Teodos ll'nin Atilla yanına gönderdiği elçi) hala yanında idi. O zaman bu Akatzırları bir kaç prens idare ediyordu. Karadeniz kuzeyinde Şitistan dahilinde bulunuyordu» der. Yine Degiugnes aynı eserinde «Bunlara Sidanit Hunları adını da vermekte ve Atilla'nın elçilere verdiği yemekte iki Şit tarafından şiirler okunduğunu» anlatıyor ki bu da Sitlerin o zaman Atilla'nın anlayabileceği bir dille konuştuklarını gösterir ve bu dil de o zamanki Hunların konuştuğu Türkçeden başka bir şey değildi.

Bu açıklamanın yanında bir de E. Yavuz Bey'in görüşünü belirtmekte fayda vardır. Şöyleki «Sitler; M.Ö.leri Herodot'un dünyanın en akıllı en ahlaklı kavmi diye öğ-düğü Sikitlerden başkası değildir. Çünkü klasik tarihçilerin, Sikitlerin isminin, ancak ayakları ile gerilebilen kuvvetli yaylarından çıkan oklarının çykardığı «Sit» sesinden aldığını belirtmiş olduklarını ve bu da Sitlerin aslının Sikitlere kadar ulaştığının bir delili olacağını» söyler. Bu da Sidan/Sitanlı'ların hem kuzeyden ve hem de güneyden Anadolu'ya geldiklerini göstermektedir ki normal bir durumdur. Çünkü Orta Asya'dan Türk kavimlerinin batıya akımı hep bu iki yol üzerinden olmuştur. Dolayısıyla bir oymağın ismine hem güneyde ve hem de kuzeyde rastlamamız bu gerçeğe dayanmaktadır.

Sitanlı'lar üzerinde bu genel görüşten sonra kendine bağlı oymaklar üzerinde de duracak olursak yine enteresan durumlarla karşılaşmaktayız. Nitekim, Tunceli vilayeti içinde yer alan Şeyh Hasanlılar'dan Sitan (Sidan) topluluğuna giren ve Zazaca konuşan bu oymakları Anadolu'da bir çok yerde Kürmançlar arasında ve ayrıca İran'da da bulabilmekteyiz. Bunlardan «Keçeli» uşakları, Görele, Kastamonu, Suşehri'nde «Keçeli», Alanya'da «Keçeliler» Türkçe konuşmaktadırlar. Celali oymakları arasında «Keçe-lan-i (An ve İ Farsça çoğul ve nisbet eki) oymakları da Gürmanço, İran'daki «Keçanlılar» Kürtçe, yine İran'da Keçani'ler Lurça konuşmaktadırlar.

Burdaki duruma göre farklı yerlerde farklı lisanlarla konuşan Keçeli Uşaklarını, Dilcilere göre hangi topluluğa sokalım? İşte hislerin hakim olduğu yargılarda; propagandalara dahi yol açan Kürtlerin kökeni hakkındaki görüş ayrılıkları bu dil yüzünden ileri gelmektedir. Halbuki bütün bir tarih boyunca bu topluluk derinliklerine kadar incelenmiş olsaydı, Türklükleri bütün çıplaklığıyla daha evvelce de ortaya çıkmış olacaktı ve bu güne kadar Türk milleti üzerinde emperyalist amaçlarını gerçekleştirmek isteyen kapitalist ve komünist emperyalistlerin bu Türk topluluğu hakkında ortaya sürdükleri gerçek dışı düşüncelerinin dayanaksızlığı belirgin olarak kendini göstere' çekti. Bu kadar uzun zaman içinde de hatalı yollara sapılıp, emperyalistlerin menfaatlarına hizmet edilmezdi.

Gerçekleri tarafsız bir açıdan gören herkes adı ile Türk olan bu oymaklara, sadece dillerinin değişikliği yüzünden başka bir köken aramaya kalkmamalıdır. Nitekim, Prof Dr. M. Ergin «Üç kıtada tarih boyunca geniş sahalara yayılmış olan Türkler, gittikleri yerde bir çok kültür merkezleri meydana getirmişler ve temas ettikleri çevrelere göre de çeşitli yazılar ve çeşitli alfabeler kullanmışlardır» demektedir.
Bittabiki farklı Alfabe kullanmaları farklı konuşmalara sebebiyet vermiştir.

Sitaniılar topluluğundan olan Gevanlı'lara gelince (Gev uşakları):

Tarihçi Eberhart «Çin'in Vei sülalesi tarihinde» Gav-Ciğlerden bahsederken, «Gav - ciğ»'ler Kızıl Di yani Tik'lerin bir kısmıdır. Bunlar ilk adları Di - Li idi. Ding - Ling'lerle bunlar ve Hing - Nu'lar (Hunlar) hemen hemen aynı dilde konuşurlardı» demektedir.

Tik'ler yani Ding - Ling'ler Kıpçak'ların adı olarak bilinmektedir. Grum'un Çin kaynaklarından aldığı şu kayıt da önemlidir. «Hiung - Nu'lar (Hunlar) hangi dilde konuşuyorlarsa Kao - Çe (Heuy - Hu yani Uygurlar) ile Ding-Ling (Yani Tikler) aynı dili konuşuyorlar» diye bahsetmektedi.

Burada dikkatimizi çeken husus Gov-ci ile Gavan'ın aynı kökten türemiş olmalarıdır. Ayrıca Di - Li (Tik - li) lerin Şehrizur sancağı dahilindeki oymaklardan birinin adı oluşu, yine Zilan topluluğu içindeki Di - Liki, Beyazit Sancağı etrafındaki Gurmanç oymakları içinde de «Di - Liki» (Dilikan) adında bir oymağın varlığı, hem Gav ve hem de bunun ilk adı olan Dili'nin burada da yan-yana gelmesi yine dikkatimizi çekmektedir.

Bunlardan başka, İslam Ansiklopedisi'nde, «Kin-Gavar ile Gev - Ar ovası ve Gev - Er köyünden bahsedilmesi bize bu adın da Türkçe olduğunu açıklamaktadır.

E. Yavuz Bey «Hakkari bölgesinde M.Ö. Asurlar ve Urartular çağında ve bunlarla aynı tarihde beraber bulunan Turuklar'dan kalma Tergav - Ar/Turgav - Ar, «Mer-gev - Ar» adları Gev-ar sözü ile birlikte dikkati üzerine çekmektedir. Sonlarındaki «Var» kelimesi Macarca'da Şehir anlamındadır. Sgetvar gibi. «Ar» eki ise eski Türkçede kabile, boy, taife anlamına gelir ki, bu bir nevi Türk damgasıdır. Böyle olunca bu adlarda Türkçe olarak Türk şehri. Kahramanlar şehri ve iki V yanyana gelince biri düşeceğinden Gev - Var da Gev şehri demek olur» der. Ayrıca aynı eserinde «Tik'lerin Çince dilde ilk Türk adı olduğunu ileri süren Edkins de Groot gibi Çiniyatçı bilginler bu tezleri ile Tik'lerin esas adı olan Gav/Gev»lerin de bu şekilde Türklüklerine şüphe bırakmamaktadır» der.

Gev-An ise An eki almış Gev'in Farsça çoğuludur.
Sitanlı'lara bağlı olan diğer bir oymak ta Reşik Uşaklarıdır. Oymağın ismi olan Reş-İk'de, Reş, daha evvelce bahsettiğimiz gibi Farsça olup Kara manasına gelmektedir. Sondaki «İK» eki ise Macarca'da çoğul eki olduğunu. Oğuzların da bu «İK» ekini daha çok «Lİ ve LU» yerine kullandıklarını» E. Yavuz Bey'den öğrenmekteyiz. Bu duruma göre Macar çoğul eki ile ifadesi «Reşler, Oğuzların ifadesi ile de «Reşli» anlamına gelmektedir.

Zeki V. Togan Reşan veya Roşan için «Göçebe hakim Sakalar, İranlı teb'alarının tesirlerinde kalarak (Karahanlı ve Selçuklular gibi) İran dillerinden alınan isimleri kullanmış olduklarından, Kirus idaresine giren Pamir (Amirgo) Sakaları ülkesinde bu gün bile eski ismini hatırlatan, Roşan Tacikleri oturduğundan, zamanımızın bilginleri eski Sakaların da bunların ve Khoten taciklerinin ceddi olarak bilirler» demektedir.

Bundan önceki bahislerde Boht'ların, Lurların ve bunun gibi daha bir çok Türk uruglarının çok eski zamanlarda Pami - Hindukuş, Elbruz dağları ve etekleri yolu ile Gurlar yurdundan Doğu Anadolu'ya geldiklerini söylemiştik. Burada da Sakalar'ın bir kolu olan ve İran Kültürü etkisi ile Tacikleşmiş olan Reş'lerin de Saka Türklerinden oldukları gerçeği ortaya çıkmaktadır.

Anadolu'da Karakoçan'da Reşi, Elazığ'da Reşik, Kulp'ta Resk-An, Tutak, Huzan, Palu, Karayazı, Mazıdağı ve Siirt'te (Dağ ismi ve çay ismi olarak Reşan), Silvan'da Re-şan köylerinin bulunması bu oymağın hem geliş yolu hem de daha çok Güneydoğu Anadolu'da olduğunu bize göstermektedir.

Şam Uşakları'da yine Sitanlı'lara bağlı bir oymaktır. Şam sözünün aslında Türkçe olduğu anlaşılmaktadır. Şam-İk «İk» almış köylerin bulunması da bunu göstermektedir. Burada ki «Ki» eki daha evvelce de söylediğimiz gibi «Li veya Lu» anlamını aldığından, Şamki'de Şamlı manasına gelmektedir. E. Yavuz «Eski Türk dini Şamanizm» ayinini yöneten Şaman'lar bu sözün Türkçeliğini ortaya koyar» der. Gerçekten Anadolu'nun bir çok yerinde bu isimle köyler mevcuttur. Nitekim, Maden, Varto, Suruç ilçelerinde Şaman, Yalova'da Şamanlı, Kahta'da Şamani gibi köyler bu eski hatırayı yaşatmaktadırlar. İnebolu da, Şam (Şam Ağa) oğlu köyü tamamen Şam uşağının karşılığıdır. Yine Amasya, Çerkeş, Tarsus, Bakırköy, Beyşehir, Ereğli de Şamlı bu sözün gerçekten Türkçe olduğunu göstermektedir. Bu arada Pülümür'deki Şamlık (Şamluk) bunun tam olarak anlamını da göstermektedir. Manisa'daki Şamar köyü, hem Şam oymağını açıklamak ve hem de bugün aslen Arap olduğu sanılan Şamar aşiretinin de Anadolu'dan güneye sürülen oymaklardan olduğunu açıklamış olmaktadır.

Prof. Dr. F. Sümer Oğuzlar adlı eserinde Şam oymağının büyük bir Türk oymağı olarak şöyle anlatır. «Kaçar Türkleri XV. yüzyılın başlarında, Akkoyunlular devrinde Anadolu'dan İran'a gelmişler ve Azerbaycan'da yurt tutmuşlardır. Onların Anadolu'daki yurtları ise «Boz-ok» (Yozgat ve doğusu) bölgesi idi. XVI. yüzyılda başlıca üç oymaktan meydana gelmişti. Bunlar, Yıva, Agça - Koyunlu ve Şam-Bayatlı». Aynı oymak Çukurova'da Dulkadir Türkmenleri içinde de gösterilmiştir. Ayrıca Diyarbakır Türkmenlerini teşkil eden «Boz-Ulus» oymakları içinde de Şom-Bayatlı'lar bulunmaktadır. Bunun yanında Türk Safevi devletinin kuruluşunda Şamlu (Samik) Türkmenlerinin büyük katkısı bulunduğunu da öğrenmekteyiz. Bu Şamlu Türk oymağı da «Beğdili, İnallu ve Hudabendelu (Horbendeli) obalarından meydana gelmiştir, daha sonra bu boya «Avcı, Biçerlü, Balabanlı, Arabgirli ve Keramatlu gibi Türk obaları da katılmıştı.

Bütün bunlar hem Şam isminin Türkçeliğini ve hem de Şam Uşakları oymağının öz be öz Türk olduğunu göstermektedir.
Tarihde Türk oymaklarının bazılarının sayılı adlar almış olduklarını görmekteyiz. İşte bunlara bir misal olarak yine Sitanlı'lara bağlı olan «Birim Uşakları»nı verebiliriz. Bunun yanında bir kaç örnek daha sayalım.

Birlilerden: Bir - an, Bir - ik. Bir - man, Bir - yan.
İkililerden: İki - bölük, İki - sorlu (Yine Sitanlılardandır)
Üçlülerden: Üç-guz, Üç-Oğuz, Üç-Oklar, Üç-ayak.
Dörtlülerden: Dört - Tokhri uruğu.
Beşlilerden: Beş - Gur, Beş - Oğuz, Beş - Ok, Beş - Uygur.
Altılılardan: Altı - Oğuzlar.
Yedililerden: Yedi - Sannogay (Nogay Türklerinden)
Sekizlilerden: Sekiz - Oğuz.
Dokuzlulardan: Dokuz - Ogur, Dokuz - Oğuz, Dokuz - Uygur, Dokuz - Ottok.
Onlulardan: On - San Nogay, On - Gut, On - gur. On - Uygur, On - Ok, oymakları gibi

İşte burada da Birim sözünden bir sayısının ad alan oymakları görmekteyiz. İm ve İn ekleri Türkçe de bilgi eki olarak bilmekteyiz. Tunceli'nin bir çok yerlerinde dağınık ve Ovacıkta toplu olarak görülen «Birman» uşaklar, da Man, yüceltme eki almış Bir uşaklarından ayrı değildir.

Şerefnamedeki «Birit»ler de (Eski Oğuz Türkçesinde T çoğul eki almıştır) T çoğul eki almış yine Birler oymağının aynıdır. Bu da bize gösteriyorki Birim uşakları da halis bir Türk oymağıdır.

Kaynakça
Kitap: DOĞU AŞİRETLERİ VE EMPERYALİZM
Yazar: MAHMUT RİŞVANOĞLU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir