Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Karakeçili Oymağı

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Karakeçili Oymağı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 19:59

KARAKEÇİLİ OYMAĞI:

Adı üstünde Türk olan bu oymak bu gün Anadolu'nun her tarafında dağınık olarak yaşamaktadır. A. Refik Bey bunların «Teke sancağına bağlı bir Yörük oymağı» olduğunu yazmaktadır. Eskişehir, Bilecik, Bursa, Balıkesir ve kısmen de Adapazarı illerinde Karakeçili Yörükleri kalabalık bir nüfus halindedirler ve kendilerinin Ertuğrul Gazi'nin mensup bulunduğu «Kayı» boyundan olduklarını söylerler. Her Eylül ayında Ertuğrul Gazi'yi ziyaret ederler. Konumuz olan ve Milli oymağı bünyesinde bulunan Karakeçili aşiretinde bazı yaşlılar kendilerinin diğer Karakeçililerle akraba olduklarını ve bu arada Bilecik Karakeçilileri de Urfa'da akraba Karakeçililerin bulunduğunu söylemektedirler. Hatta Urfa Karakeçililerinin kendilerinin de Ertuğrul Gazi'nin torunu olduklarını söylediklerini sayın Doç. M. Eröz Beyden öğrenmekteyiz.

Hicri 1019 tarihlerinde Rakka Aşiretleri olarak «Düğüni Cemaatından Körhıdır, Bölükbaşının kardeşi Ulaş ve kara yağmur ve yazlı Horat, Yadlı, Merdesi, Solak, Muslu, Hilvanlu, Berazi solakculu cemaatlarından bazı kimseler, Sakaltutan ve Karakeçili yanlarında» olarak gösterilmiştir. Bu da bize Karakeçili oymağının buralara kadar iskan edildiğini göstermektedir.

Gaziantep Barak Türkmenleri arasında da Karakeçili oymağı dağınık halde bulunmaktadır. Nitekim Barak, Kön-kün, Hacıbayram köylerini bunlar kurmuştur. Haymana (Ankara)nın Karakeçili nahiyesi ve Bingöl'ün Simsor köyü halkı Karakeçili olup, Kürmanç lisanı ile konuşmaktadırlar.

II. Tarih Kongresinde Edremit civarındaki Türk aşiretleri konusunda T. H. Balcıoğlu, «Osmanlılarda Medine ve Mekke fukarasına sürre göndermek adeti ilk defa Çelebi Sultan Mehmet tarafından ihdas olunmuştur.

1241 Hicri senesinde 18 kalem Yörükan Bac ve Haracını iltizam eden Tüfekçi başı İzzetlu Mehmet Ağaya verilüp Temessüknamede şu kabileler yazılmaktadır:

Yağcıbedir, Kıldonlu, Süğütlü. Selimler, Kirliobaş, Karakeçili, Kobaş, Hacıhasanlı, Kobaşı, Çapnalı, Turfallı, Yolcu, Caferler, Zahitler, Sultan, Köler Cemaatı, Delülcül, Köseli Cemaatı, Gocralu aşiretinden Hacı Karamanlu Cemaatı». Görülüyorki Edremitte bir çok Türk oymağı arasında Karakeçililer de bulunmaktadır.
Doç. Dr. M. Eröz Beyin Siverek Karakeçilileri arasında yaptığı sosyo-kültürel araştırmalarda gerçekten çok kıymetli neticeler elde edilmiştir.

Siverek Karakeçilileri dört ana kola ayrılmaktadır:

1 — Şıhan (Şıhlar),
2 — Ceraban (Cerabiler),
3 — Balekan (Balekiler),
4 — Aminan (Aminiler)

Kaynakça
Kitap: DOĞU AŞİRETLERİ VE EMPERYALİZM
Yazar: MAHMUT RİŞVANOĞLU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KARAKEÇİLİ OYMAĞI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 22:50

KARAKEÇİLİLER

Türkiye'nin birçok yerinde Karakeçililere rastlanır. Eskişehir, Bilecik, Bursa, Balıkesir ve kısmen Adapazarı illerinde Karakeçili Yörükleri kalabalık bir nüfus teşkil ederler. 80 - 90 yıl önce Bursa Valisi Ahmet Vefik Paşa tarafından mecburi iskana tabi tutulmuşlar ve birçok köy meydana getirmişlerdir. Ertuğrul Gazi'nin mensup bulunduğu Kayı Boyu'ndan olduklarını söylerler. Her yıl Eylül ayının ortasında, Ertuğrul Gazi'yi ziyarete giderler. Vaktiyle bu ihtifal günü çok muhteşem olur, ciritler oynanır, pehlivanlar güreşir, kurbanlar kesilir, yemekler yenir ve üç günlük ziyaret ve geleneğe dayanan yarış ve müsabakalar sonun, da, herkes oba'sına dönermiş. Bir yere kadar toplu halde, başta sancaktarları olmak üzere en az beş-altı yüz atlı olarak gidilirmiş. Şimdi bahsedeceğimiz Karakeçililer bunlar olmayıp, Urfa bölgesinde, Türkçeden ayrı bir dil konuşan Karakeçililer'dir. Biraz önce bahsettiğimiz Bilecik (Bozöyük) Karakeçilileri, Urfa'da akrabaları olduğundan bahsetmişlerdi. Şimdi bahsedeceğimiz Urfa Karakeçilileri de, diğer Karakeçililer'i Kendilerinin akrabası sayıyor ve Ertuğrul Gazi'nin torunu olduklarını söylüyorlar. Şurasını da hemen belirtelim ki, bu kanaat ve bilginin, Siverek'teki bütün Karakeçililer tarafından paylaşılıp paylaşamadığını araştırmış değiliz.

Ayrıca Gaziantep'te Türkçe konuşan Körkün, Barak ve Hacıbayram köyleri, Karakeçililerin kurduğu köylerdir. Haymana (Ankara)'nın Karakeçili Nahiyesi ve Bingöl'ün Simsor köyü halkı Karakeçili olup, galiba Türkçeden başka dille konuşmaktadırlar.
Siverek kazasında 60-70 kadar Karakeçili köyü vardır, ayrıca kasabanın içinde bir Karakeçili mahallesi bulunmaktadır. Cumhuriyetten önce Karakeçili Boyu, Suriyede Raka'ya kadar uzanmakta idi.

Siverek Karakeçililer'i dört ana kola ayrılır:

1) Şıhan (Şıhlar),
2) Ceraban (Cerabiler),
3) Balekan (Balekiler),
4) Aminan (Amıniler).

ŞIHAN OYMAKLARI:

1) Hacan,
2) Musikan (Arapça «Bıçakçılar» manasına geliyor),
3) Kubatan (Kubatoğulları da deniyor),
4) Şıhimam,
5) Kotan,
6) Davaran.
7) Şıhkan,
8) Binkasım.

Türk göçebelerinde uruk, boy, oymak isimleri, çok zaman o cemaatlerin başında bulunan veya 1atası durumunda olan bir şahsın adından alınır. Bu kaideyi yukarıda sıraladığımız Şıhan oymaklarının ikisine tatbik edelim. Kubatan veya kubatoğulları isimli oymak, adını «Kubat» isimli bir atadan veya oymak beğinden almış olmalıdır. Nitekim, Danişmend Türkmenlerinden, «Büyük Selmanlu cemaati» nin kethüdasının (oymak beğinin) adı «Kubad Kethüda» dır. Karakoyun-lu Devletinde de aynı isimle anılan kimselerin bulunduğu şu kayıttan anlaşılmaktadır: «Kara-koyunlu hükümdarının Tatar Hatun adını taşıyan hemşiresi, Ağaç-eri Reisine verilmiştir ki, bundan Ağaç-eri reisinin Hasan Beg adlı oğlu doğmuştu. Ağaç-eri'lerden Hüseyin Beg ise, İskender Mirza'nın en sadık emirlerinden olup, onun Alıncak kalesinde katli üzerine oğlu Kubad,ı, kalede bulunan diğer beğlerle birlikte Kara - Koyunlu hükümdarı ilan etmişti». Bingöl'deki Beritanlı'lardan bir oymağın adı da «Kobatlı» dır. «Kotan» Oymağının adı da, bu isimdeki bir şahıstan gelmedir. Uygur Türkleri arasında da «Kotan»ın erkek adı olduğunu biliyoruz.

Karakeçili boy beylerinin bu gün Karakeçili adı verilen Mizar nahiyesinde oturmakta olduğunu biliyoruz. Bunlara «Mirek» adı verilmektedir. M. Eröz bey «Bu isim Mir kelimesinden gelmiş olsa, Miran şeklinde olması icap ederdi. Yalnız bir ihtimalden bahsedebilirim, bu kelime belki de «Tirek» veya «Direk»in bozulmuş bir şekli olabilir» diyor. Gerçekten de Selçuklularda kabile reislerine verilen «Tirek/Direk» ünvanı da Alp ile birleşerek «Alp-Tirek» veyahut «Alp-Direk» şeklini almaktaydı. «İslam Ansiklopedisinde, «Harzemşahlar devrinde Cend hududunda yaşa-yan Türk kabile reislerinden birinin «Alp-Direk» ünvanı taşıdığını öğrenmekteyiz». Bu bize Karakeçili aşiretinin aynı Oğuz geleneğine uyduklarının bir belgesidir.

Urfa Karakeçililerinin Oğuz Türklerinden olduğunun diğer ve en mühim delillerinden biri de kullandıkları damga işaretidir. Şöyleki:
Çok önceleri göçebe hayatı yaşarken, yayladıkları veya yerleştikleri yerlerde mesela kuyu gibi önemli yerlere «X» işaretini taşıyan damgalarını vururlardı, ki bu artık o kuyunun kendilerine ait olduğunun bir alameti idi. Bu işarete Karakeçililer «Besim» adını vermektedirler. Bu «X» damgasını, «Yazıcıoğlu»nun Oğuzlar listesinde «Avşar» damgasını, «Reşidüddin'in Oğuzlar listesinde ise «Kızık» Türklerinin damgası olarak görüyoruz. Mireklerin şahsi damgalarının da Kaşgarlı Mahmut'un Oğuzlar listesinde «Kayı» Türklerinin damgasına ve Reşidüddin'indeki «Kar-kın» damgasına yaklaşmakta olduğu görmekteyiz.

Kurmançları Dil yönünden incelerken, Oğuzca eski isimlerin hala yaşadığını ve bu arada «Baran» gibi erkek koyuna ad olarak verilen bir ismin de en eski Türkçe, hayvan isimlerinden olduğunu bahsetmiştik. Hatta Karakoyun-lu hanedanının «Baranlu» adını taşıdığını ve mezar taşlarına koç heykellerini yaptırdıklarından da bahsetmiştik. İşte bu «Baran» kelimesini Karakeçililerin aynı anlamda kullandıklarını görmekteyiz.

Karakeçililer ve Urfa'daki diğer Türkman ve Kürmanç'larda erkek adı olarak «Bozan» isminin çok kullanıldığını görmekteyiz. Bu isim üzerinde de biraz duralım. 1920 - 24 yılları arasında Urfa milletvekili olarak, Mirek'-lerden Mükrim Beyin dayısı Bozan Bey idi. Prof. Zeki V. Togan'ın kayıtlarından öğrendiğimize göre, Afganistan Türkmen ve Özbek kabileleri arasındaki «Katagan uruğunun üç oymağından biri olan 'Tört-Ata'nın dört kolundan biri «Bozan»dır. Özbekleri «Doksan iki boy Özbek» diye gösteren bir «soy kütüğü» Özbeklerin «Altın orda» (Devleti) zamanındaki, yani «Mangıt - Nogay ve kazakların» ayrılmalarından önceki heyette bulunan kabileler arasında «Buzan/Bozan» da vardı.
Sultan Melikşah'ın maiyetindeki Selçuklu Oğuz beylerinden birinin adı «Bozan Beğ» veya «Emir Bozan» idi.

Siverek Karakeçili köylerinin bir kısmının isimlerini veriyoruz:

1 — Ağaçören,
2 — Deliktaş,
3 — Karayük,
4 — Karadibek,
5 — Kurtini,
6 — Başıbüyük,
7 — Göllü,
8 — Mezra,
9 — Mizar (Yeni adı Karakeçili, aynı isim Nizip ilçesinde de mevcut ve Türkmen köyüdür, yeni ismi Uluyatır oldu.)
10 — Karacaviran (Türkiyenin her tarafında bu isimde köylere rastlanır. Türk boyları. Roma, Bizans ve diğer eski kavimlerden kalma köy ve şehir yıkıntılarına, harabelere «Viran veya Ören» adını vermişler ve buradaki toprağın rengine göre «Ak, Kızıl, Kara» sıfatını eklemişlerdir. Karacaviran köyü de bu geleneğe uymaktadır),
11 — Çabakçur (bu ismi birleşik olarak iki kelimeden meydana gelmiş olarak kabul ettiğimizde, «Çabak» kelimesi Divan-ı lügat-ül-Türk'de, Orta Asya'da ufak bir göl balığının adı olarak geçtiği gibi, «Çur» ise Eski Uygur Türkçesinde bir rütbe demektir,
12 — Azimülk,
13 — Karafirk,
14 —Keş (Kaşgarlı'da ve Orhun kitabelerinde geçmekte ve «Okluk, ok konulan şey» anlamındadır. Ayrıca bugün, bir kısım Türkmen ve Yörükler bir nevi çökeleğe benziyen peynire «Keş» adını vermektedir. Yine Silifke ve Erdemli taraflarında konup geçen, bu gün ise Erdemliye yerleşmiş bulunan iki Yörük oymağının adı «Keş» kelimesinden meydana gelmiş olduğunu «Kara - Keşli», «Keşli Türkmenleri»nde görmekteyiz.
15 — Beyan (beyler anlamındadır),
16 — Uzuncuk,
17 — Uzunziyaret,
18 — Üzümkar,
19 — Zilfil,
20 — Kazani (Farsça nisbet ekidir, kazanlı demektir),
21 — Kapaklı,
22 — Mehmedi Han,
23 — Gülüklü,
24 — Sülüklü,
25 — Salur,
26 — Sadıklı,
27 — Çipini (Çepninin bozulmuş şeklidir. Çepni ise 24 Oğuz boyundan biri olduğunu bilmekteyiz). Bu köylerin sayılarını çoğaltabiliriz.

Karakeçili Türk aşiretinin maddi kültüründen biraz bahsedelim:

Karakeçililer uzun zamandır göçebeliği terkederek aşağı yukarı ziraat kültürüne geçmişler ve köylerde yaptıkları evlerde oturmaktadırlar. Fakat yine de yaz aylarında, çadıra çıkmaktadırlar. M. Eröz Bey «Karakeçili nahiyesinde muhteşem bir karacadır (Konreş) gördük. Kırk-beş direkliydi ve otuz beş metre boyundaydı. Bu çadırın Yörük çadırlarından pek farkı yoktu. Çadır önce haremlik, selamlık olarak Berdi'den yapılmış, Çit ile ikiye bölünür. Bu çit kamışların yan yana bağlanması ve üzerine renkli iplik sararak halı ve kilim gibi nakışlar meydana gelmektedir. Berdi'yi Türk erkek isimleri arasında görmekteyiz. Nitekim Altın - Orda Devletinde «Berdi - Bek» tanınmış bir şahsiyetin adı olarak geçmektedir. Gerçekten bu gün Türkiye-nin bir çok yerinde aşağı yukarı aynı manada kullanılmaktadır».
«Berdi» isminden Orhun kitabelerinde de, «Kamış vesaireden kulübe, çit, sınır» diye bahsedilmektedir. Kaşgarlı Mahmut Divanında da bu husus şöyle zikredilmektedir. «Kamıştan, veya dikenden yapılmış duvar veya Hüğ, çardak, üzerine alaca nakışlı Çin ipeklisinden yapılmış» olarak belirtilmiştir.

Karakeçililer dokuma tezgahlarında kullandıkları tarağa «Kerkit» adını vermektedirler. Yörükler de buna «Kirkit» derler. Gaziantep Avşar Türkmenleri ve Rişvan Kürmançları da aynı manada «Kirkit»i kullanmaktadırlar. Yağ çıkarmak için tuluğu astıkları çapraz üç ağaca «Çat-me» demektedirler. (Kendi aşiretim olan Rişvan'larda çapraz üç ağaca aynı adı verirler. Hem yağ ve hem de evde yapılan pekmez tuluk içinde buraya asılır ve süzülür).

Yine Karakeçililer devenin üzerine konulan semerimsi şeye Yörükler gibi «Havut» derler. Havut üzerindeki bir çift ağaca «Katap» diyorlar. Yörükler ise «Hatap» derler. Deveye «Devey», dişi deveye .«Meye» derler. Yörükler de buna «Maya» diyorlar. (Gaziantep çevresindeki Türkmen ve Kürmanç Türklerinde de, bazen bir kadının güzelliğini ifade etmek için de «Maya gibi bir kız veya kadın» deyimi kullanırlar.) Maya kelimesi, deve ismi olarak da yine Orkun kitabelerinde binbeşyüz yıl öncesi Orta Asya Türklüğünün maddi kültürü olarak aynen geçmektedir.

M. Eröz Bey yine devamla, «Karakeçili kadınları bellerine gümüşten, çok süslü işlemeli, kıymetli, «Kember» denen kemerleri bağlamaktadırlar. Aynı kemerleri az farklı olarak ve gene gümüşten yapılmış şekilde, Bilecik -Adapazarı, Eskişehir Karakeçili Yörük kadınları da kullanmaktadırlar. Bu giyim tarzı çok eski bir Türk geleneğidir.» Hemen hemen bütün Orta Asya'da ele geçen heykellerin birer kemeri ve bu kemerin yanlarında sarkan birer süs uçları olduğunu biliyoruz. Kuray ve Kudırge'deki Göktürk buluntularıda, bu kemerlerin mevcudiyetini açık olarak ispat etmiştir. Kayışın üzeri de madeni palaklarla süslenirdi.» Bu uzun iktibaslardan anlaşılacağı üzere Karakeçili Yörükler ve Urfa Karakeçililerin Orta Asya'daki binlerce yıl önceki Türk geleneklerinden olan «Çadır meskeninin» ve bunun bir parçası olan «Çite» verdikleri isim ile Kemer kültürünü hala yaşatmaları Türklüklerinin tarihin derinliklerinden gelen en belirli birer damgasıdır.

Karakeçililer ile Gaziantep Barak Türkmenlerinin misafire «Baş» ikram etmeleri geleneği çok eski bir Türk töresine dayanmaktadır. Türk töresinde buna «Ülüş», «Payı», «Müçe» denir. Kaşgarlı Mahmut «Ülüş» kelimesini, paylaştırmak, dağıtmak, üleştirmekle izah etmektedir. ReşidüdDin'den anlaşılmaktadır ki, Oğuz geleneğinde bu Ülüş bir kaideye bağlıydı. Her Oğuz boyunun şölenlerde ve Toylarda hem oturacakları (orun) yer ve hem de Ülüş'ten düşecek et kısımları belliydi. Yalnız bu sadece Oğuz'larda değil, diğer Türk kavimlerinde de kaidelere bağlanmıştı. Bu geleneğin ehemmiyeti, her boyun kendi eli içindeki siyasi ve içtimai hukukunu tayin eden başlıca müesseseler olmasıdır. Bu hakka yalnız aşiretin değil, bir ailenin azalarına karşı bile riayet edilir. Türkler yakın doğu ülkelerine geldiklerinde, diğer gelenekleri arasında bu «Ülüş», Yağmalı Toy geleneğini de getirmişlerdir. Selçuklularda, Suriye Atabekleri devletinde (Zenginler) ve Osmanlılar'-da da bu geleneğin devam ettiğini görmekteyiz.

M. Eröz Bey, «İç, doğu ve kuzeydoğu Anadolu Alevileri, her hafta Cuma akşamları yaptıkları Cem'de kesilen kurbandan ilk önce lohusalar, gebe kadınlar, hastalar ve fakirler için birer hisse ayırırlar ki buna «Pay» denir. «Ülüş» karşılığı oluyor. Ege ve Toros Tahtacıları ise, pişirdikleri yemeklerden bir kaç komşusuna da gönderirler. Buna, Toroslardakiler «Ülü», Egeliler «Ülüş» adını verirler. Bu hal eski Türk geleneğinin ismiyle yaşadığının bir delilidir» demektedir.

Gaziantep'deki Barak Türkmenleri arasında çok yakın tanıdık ve dostlarım vardı. Çoğu kez köylerini ziyaret eder ve sohbet etmek fırsatını bulurdum. Bir ziyaretim sırasında ziyafet verildi. Önüme bulgur pilavı üzerine koyun başı kondu. Bunun manasını sordum. «Bizler sevdiğimiz ve saydığımız kimselere bir hürmet nişanesi olarak yaparız. Bu başın manası, senin başımızın üstünde yerin vardır demektir» dediler. Bu arada ben de kendilerine bunun, Orta Asyadan gelen eski bir Türk töresi olduğunu söylemiştim ve Siverek Karakeçililerinin de aynı geleneği tatbik ettiklerini, fakat gittikçe unutulmaya başlandığını anlattım.

Çok açık şekilde görülüyor ki, Urfa Karakeçilileri, dilleri bozulmasına rağmen, çok eski bir Türk geleneği olan «Müçe», «Ülüş» adetini yaşatmaktadırlar. Sadece bu keyfiyet bile onların katıksız Türk boyu olduklarının en büyük ispatı ve şahididir.
Yukarıda gösterdiğimiz delillere ilaveten Karakeçililer hakkında, Ziya Gökalp'ında görüşlerini nakletmek gerçeklerin ortaya çıkarılması bakımından değerli olacaktır.

Gökalp Siverek Karakeçilileri hakkında şu bilgileri vermektedir:

«Viranşehir Milli'sinin komşusu Karakeçi kabilesidir. Bu kabile, isminin de delalet ettiği veçhile Bursa'daki Karakeçililerin bir şubesidir. Fakat lisanlarını bozmuşlardır. Karakeçi köyleri arasında «Solur» adlı bir köy vardır. Salur, malumdurki Oğuzların 24 boyundan biridir. Bundan başka Karacadağ'ın civarında «Kanklı» vardır. Bu ise Kanglı Türklerinin de vaktiyle Karakeçiye komşu olarak yaşadıklarını gösterir.. Türkan aşireti de Karakeçiye komşudur... Türkan Oğuz'un Beğdili boyundan olduğu gibi, Karakeçi içinde de Beğdili köyleri vardır.. »

«Karakeçi kabilesi asıl Karakeçi ile, Şıhan amaresinden mürekkeptir. Asıl Karakeçi, Ceraban, Aminan, Balekan, batınlarını muhtevidir. Karakeçinin eski zamanlarda reisleri Caraban batının Hasib Ağa ailesi denilen bir aileden çıkardı. Bu aileye hala (Torunlu) ismi verilir. Şimdiki reisleri ise Aminan batınına mensuptur».

Ziya Gökalp'tan naklettiğimiz yukarıdaki parçada, Kanklı, «Kanglı» ismi geçmektedir. Bunun hakkında da biraz bilgi vermek gerekir.
Çin tarihçileri, milattan önce Orta Asya'da yaşayan boylar arasında «Kang» ve «Kang-Cü» lerden bahsederler. Kang hükümdarları 39 - 435 yılları arasında Wey sülalesi çağında Çin'e elçi gönderdikleri ve bu hükümdarların «Tov - Kiv - To - Tu» yani «Tou - Kiu» ların eski hükümdarı Ta - Tu Kağan neslinden geldiği Çin belgelerinde açık olarak belirtilmiştir.

İskender'in Asya'daki istilası sırasında Maveraünnehir'de reisleri «Yabgu» ünvanını taşıyan Kanglar, egemenliklerini koruyabiliyorlardı. Türk - Hun (Kun) devletini kuranlar da, Oğur, Oğuz, Kıpçak, Kanğlı'lardı.

Oğuz destanlarında Oğuz Han batı seferinden dönüşünde Kanglı ve Uygur beyleri kendilerini Semerkant'ta karşılamışlardı. Onun için de Semerkand'da «Kang» memleketi tabiri kullanılmaktaydı. Oğuzhan bu şehri «Kanglı» başkanlarından «Yujik Oca ile oğlu Karasülek'e vermişti.

«Oğuznamenin Çağatayca şekline göre «Khalaç. Kanglı, Karluk, Kıpçak (Peçenek) Ağaçeri, oymakları Beş -Uygur topluluğunda gösterilmiştir ki, Kanglıların Gurlu Türklerinden olduğunun delilidir. Ayrıca Kanglılar tarih kaynaklarında daima diğer Türk Urukları ile beraber anılmıştır. Kıpçaklar arasında Kanglı adının erkek adı olarak çok kullanılması da bunu gösterir. Kaşgarlı Mahmut, «Kanglı, Kıpçağın bir uruğudur der».

1201 - 1212 yılları arasında, Karahanlı'lar Kanglı, Karluk uruklarına dayanıyorlardı. Ayrıca Kanglı, Uygurca, Kağnı arabası manasına gelmektedir. İşte bir zamanlar geniş bir Türk uruğu olan Kanglılar Karakeçililer ile bir zoman komşu idiler. Fakat bu gün bu oymak içinde kaybolmuşlardır. Bunun yanında bu gün Anadolu'da pek çok Kanglı, isminde ve buna eş manalı bir çok köy mevcuttur.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KARAKEÇİLİ OYMAĞI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 03:04

KARAKEÇİLİLER

Türkiye'nin birçok yerinde Karakeçililer'e rastlanır. Eskişehir, Bilecik, Bursa, Balıkesir ve kısmen Adapazarı illerinde Karakeçili Yörükleri kalabalık bir nüfus teşkil ederler. 80 - 90 yıl önce Bursa Valisi Ahmet Vefik Paşa tarafından mecburi iskana tabi tutulmuşlar ve birçok köy meydana getirmişlerdir. Ertuğrul Gazi'nin mensup bulunduğu Kayı Boyu'ndan olduklarım söylerler. Her yıl Eylül ayının ortasında, Ertuğrul Gazi'yi ziyarete giderler. Vaktiyle bu ihtifal günü çok muhteşem olur, ciritler oynanır, pehlivanlar güreşir, kurbanlar kesilir, yemekler yenir ve üç günlük ziyaret ve geleneğe dayanan yarış ve müsabakalar sonunda, herkes oba'sına dönermiş. Bir yere kadar toplu halde, başta sancaktarları olmak üzere en az beş - altı yüz atlı olarak gidilirmiş. Şimdi bahsedeceğimiz Karakeçililer bunlar olmayıp, Urfa bölgesinde, Türkçeden ayrı bir dil konuşan Karakeçililer'dir. Biraz önce bahsettiğimiz Bilecik (Bozöyük) Karakeçilileri, Urfa'da akrabaları olduğundan bahsetmişlerdi. Şimdi bahsedeceğimiz Urfa Karakeçilileri de, diğer Karakeçililer'i kendilerinin akrabası sayıyor ve Ertuğrul Gazi'nin torunu olduklarını söylüyorlar. Şurasını da hemen belirtelim ki, bu kanaat ve bilginin, Siverek'teki bütün Karekeçililer tarafından paylaşılıp paylaşılmadığını araştırmış değiliz.

Ayrıca Gaziantep'te Türkçe konuşan Körkün, Barak ve Hacıbayram köyleri, Karakeçililer'in kurduğu köylerdir. Haymana (Ankara)'nın Karakeçili Nahiyesi ve Bingöl'ün Simsor köyü halkı Karakeçili olup, galiba Türkçeden başka dille konuşmaktadırlar.
Siverek kazasında 60 - 70 kadar Karakeçili köyü vardır, ayrıca kasabanın içinde bir Karakeçili mahallesi bulunmaktadır. Cumhuriyetten önce Karakeçili Boyu, Suriye'de Raka'ya kadar uzanmakta idi.

Siverek Karakeçililer'i dört ana kola ayrılır:

1 — Şıhan (Şıhlar),
2 — Ceraban (Cerabiler),
3 — Balekan (Balekiler),
4 — Aminan (Aminiler).

ŞIHAN OYMAKLARI:

1 — Hacan,
2 — Musikan (Arapça «Bıçakçılar» manasına geliyor),
3 — Kubatan (Kubatoğulları da deniyor),
4 — Şıhimam,
5 — Kotan,
6 — Davaran,
7 — Şıhkan,
8 — Binkasım.

Türk göçebelerinde uruk, boy, oymak isimleri, çok zaman o cemaatlerin başında bulunan veya atası durumunda olan bir şahsın adından alınır. Bu kaideyi yukarıda sıraladığımız Şıhan oymaklarının ikisine tatbik edelim. Kubatan veya Kubatoğulları isimli oymak, adım «Kubat» isimli bir atadan veya oymak beyinden almış olmalıdır. Nitekim, Danişmend Türkmenlerinden, «Büyük Selmanlu Cemaati» nin kethüdasının (oymak beğinin) adı «Kubad Kethüda»'dır.

Karakoyunlu Devletinde de aynı isimle anılan kimselerin bulunduğu şu kayıttan anlaşılmaktadır:

«Karakoyunlu hükümdarlarının Tatar Hatun adını taşıyan hemşiresi, Ağaç - eri Reisine verilmiştir ki, bundan Ağaç - eri Reisinin Hasan Beg adlı oğlu doğmuştur. Ağaç - eri'lerden Hüseyin Beg ise, İskender Mirza'nın en sadık emirlerinden olup, onun Alıncak kalesinde katli üzerine oğlu Kubad'ı, kalede bulunan diğer beğlerle birlikte Kara - Koyunlu hükümdarı ilan etmişti.»

Bingöl'deki Beritanlı'lardan bir oymağın adı da «Kobatlı»'dır. «Kotan» oymağının adı da, bu isimdeki bir şahıstan gelmedir. Uygur Türkleri arasında da «Kotan»'ın erkek adı olduğunu biliyoruz.

Kaynakça
Kitap: Doğu Anadolu Türklüğü
Yazar: Mehmet Eröz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KARAKEÇİLİ OYMAĞI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 03:12

Karakeçili Boy Beyleri, bugün Karakeçili adı verilen Mızar Nahiyesinde oturmaktadırlar. Bunlara «Mirek» adı verilmektedir. Alişir'in yetiştirdiği ünlü hattat ve ressamın adı «Mirek Münşi» idi. İran'ın kuzey hududunda (Tuç'da) oturan ve imirli veya Çandur Türkmenleri'ne bağlı oymaklardan üçünün adı, «Miriş, Milüş ve Mireki» dir. Bu kelime belki «Tirek» veya «Direk»'in bozulmuş bir şekli olabilir. Selçuklularda «Kabile reislerine verilen tirek (Direk) unvanı da alp ile birleşerek, "Alp-tirek" veyahut "Alp - direk" şeklini alıyordu. «Harzemşahlar devrinde Cend hududunda yaşayan Türk kabile reislerinden birinin Alp - direk ünvanı» taşıdığını biliyoruz.

Karakeçili Boyunun damgası «X» işaretidir. Mesela, yıllar önce göçebelik yaparlarken ovada bir kuyu görünce, kuyunun taşı üzerine, taşı kazımak suretiyle damgalarını vururlardı. Bu, o kuyunun artık onlara ait olduğunun alameti idi. Bu alamete, damgaya «Vesim» adını verirler. Bu damga şekli, Yazıcıoğlu'nun listesine göre, Avşar damgasıdır. Reşidüddin'in listesine göre Kızık damgasıdır. Mirek'lerin şahsi damgaları da Kaşgarlı Mahmud'un listesindeki Kayı damgasına, Reşidüddin'deki Karkın damgasına yaklaşmaktadır." Bu hal Urfa Karakeçili'lerinin Oğuz Türklerinden olduğuna dair diğer bir delil olmaktadır.

Karakeçililer, boynuzsuz koça «Baran», boynuzlu koça «Koç baran» derler. Diğer Kurmançlar arasında da aşağı yukarı aynen söylenir. Bunu Diyarbakır, Pazarcık'da da gördük. Cend emiri meşhur Şah-Melik'e bir İranlı müellif «berani» yahut «berrani» sıfatını vermektedir. «Kara - Koyunluların adını taşıdıkları koyuna hususi bir ehemmiyet verdikleri ve mezar taşları olarak koç heykelleri kullandıklarını biliyoruz. Karakoyunlu hanedanının Barani yahut Baranlu (Koçlu) adını taşıması, mezar taşları olarak koç heykelleri yaptırması»' hususlarını, Prof. Faruk Sümer gibi tereddütle karşılamıyor, «Baran»'la «Koç» arasında, yukarıda gösterdiğimiz gibi, yakın ilgi buluyoruz. Prof. Z. V. Togan, iskitler arasında bir «Baran Kabilesi»'nin mevcudiyetinden bahsettiği gibi, Şahmelik'ten söz ederken «Baran» hakkında da şu dikkat çekici bilgiyi veriyor: «... bu rivayete göre, Şahmelik, kırk bin hane Oğuz'un hanı olan Ali Han'ın oğlu imiş. Bu «Ali Han», Ali Tegin midir, yahut ta başkası mıdır bilemeyiz? ABU'L-HASAN ALİ AL - BAYHAQi bu Şahmelik'in ismini «Abu'l - Favaris Şahmelik b. Ali al-Barani» ve lakabım da «Horezmişah husam aldavla» şeklinde kaydeder. «Al-Barani», nisbeti, YAKUT'ta Buhara'dan beş fersah mesafede bir köy olarak zikredilen mevkii, keza TABARİ'de «al-Atrak al-Baraniyin», yani Baran Türkleri kaydını hatırlıyor. Karakoyunlu hanedanının mensup olduğu boy da Baranlı'dır.» Görülüyor ki, Prof. Togan, zengin atıflarda bulunarak, Baran Türklerinden, Baran Urfu'ndan, Baran Kabilesi'nden bahsediyor. Bu açıklamalar. ortaya koyuyor ki, Kurmanç Dili adı verilen ve Türkçe ile ilgisi bulunmadığı ileri sürülen bir lisan içinde, «Koç'u ifade eden "Baran" kelimesi, çok eski Türk boyları ile ilgilidir ve Türkçedir ve gene Türkçe olan "Koç" kelimesi ile birlikte kullanılmaktadır. Gene bu izahat gösterir ki, diğer Kurmançlar gibi Karakeçililer de, Karakoyunlu Türkleri ve diğer Türkleri ve diğer Türk uruk ve boylan ile akrabadırlar.

Meşhur Kürdolog Minorsky, «Baran» kelimesinde kavmi rabıta yoluna gitmeyerek, coğrafi bir münasebet buluyor. Buhara ve Merv yakınlarındaki «Baran« köylerinden bahsederek, tezini kuvvetlendirmeğe çalışır. Böyle köylerin olması kavmi bir bağın olmadığına delil teşkil etmez. Yukarıda Prof. Togan'ın ifadeleri ile açıkça görüldü ki, «Baran Türkleri» vardır. Minorsky, Kürt kelimesini, Ksenofon'un Karduk'larma bağlamaya çalışırken de aynı sakat yolu takip ediyordu. Yukarda en kuvvetli delillerle «Kürt» kelimesinin Türkçeden geldiğini ve «Kürt Boyu»nun bir Türk boy'u olduğunu ortaya koyduk. Bütün Türk dünyasında köy ve şehir adları, uruk boy ve oymak adları ile ilgilidir.' Prof. Sümer'in yazısında, İlhanlı, Celyirli ve Eretna paralarının «Baran» adlı bir darp mahallinde basılmış olması da bu gerçeği değiştiremez.

Karakeçili beylerine «Mirek» veya «Beyler» dendiğini yukarıda söylemiştik. Mirek'lerden Mükrim Beyin dayısı Bozan Bey, 1920-24 yıllarında Urfa Milletvekili olmuştur. Meclis Albümü'ndeki papak'h resminin altında —ki Karakeçililer de bu eski baş giyim vasıtasına, eski Türkçe şekliyle, aynen papak derler.— «Suruç Aşireti Reisi Bozan Bey» kaydı bulunmaktadır. Demek o zaman, Karakeçililer'e Suruç kasabasına izafeten bu isim verilmiştir. Bu noktada, Karakeçililer ve Urfa'daki Kurmanç'lar arasında çok kullanılan Bozan ismi hakkında bilgi vermek iyi olacaktır. Prof. Zeki Velidi Togan'ın kayıtlarından öğrendiğimize göre, Afganistan, Özbek kabileleri arasındaki 'Katagan uruğunun' üç oymağından biri olan 'Türt - Ata'nın dört arısından biri olan 'mardad'ın üç tire'sinden biri «Bozan»dır. Özbek'leri «doksan iki boy Özbek» (Toksan iki bavlı Özbek) diye gösteren bir «Nesebname», Özbeklerin Altın Orda zamanındaki, yani Mangıt - Nogay ve Kazakların ayrılmalarından önceki heyette bulunan kabileler arasında «Buzan« da vardır. Ayrıca Astarhan civarmdaki bir yaylanın adı da «Buzan Yaylası »'dır. Sultan Melikşah'ın maiyetindeki Selçuklu Oğuz Beylerinden birinin adı «Bozan Beğ» veya «Emir Bozan »'dır.

Siverek'e bağlı Karakeçili köylerinin bir kısmının isimleri şunlardır:

1 — Ağören,
2 — Deliktaş,
3 — Karayük, (Karahöyük'ün bozulmuş şekli olmalı),
4 — Karadibek,
5 — Kurtini,
6 — Başıbüyük,
7 — Göllü,
8 — Mezra (Mezrea'dan gelme),
9 — Mizar, (yeni adı: Karakeçili, nahiye merkezidir),
10 — Karacaviran,
11 — Çabakçur (Bingöl'ün eski adı Çapakçur idi. Buna dair açıklamayı aşağıda vereceğiz),
12 — Azimiilk,
13 — Karafirk,
14 — Keş,
15 — Beyan,
16 — Timeyti,
17 — Uzuncuk,
18 — Uzunziyaret,
19 — Üziimkar, (üzüm bağları var),
20 — Zilfil,
21 — Kıliçek,
22 — Kızılali,
23 — Daşlı (Taşlı),
24 — Beyali,
25 — Torunali,
26 — Kabik,
27 — Bozkuyu,
28 — Kabasırt,
29 — Kabahaydar,
30 — Celabder (yeni adı: Tanrıverdi),
31 — Kapaklı,
32 — Gela (Kale),
33 — Kazani,
34 — Boğdük,
35 — Kırbani,
36 — Mehmedihan,
37 — Şevek,
38 — Payamlı,
39 — Kantara,
40 — Mehmetverin,
41 — Kurbağali, (köy civarında bataklık var),
42 — Sülüklü,
43 — Sadıklı,
44 — Salor,
45 — Çipini,
46 — Çandırkeş,
47 — Mezincik,
48 — Toru,
49 — Osmanbey,
50 — Saluca.

Yukarıda sıraladığımız köy isimleri, açıklamaya lüzum göstermeyecek derecede öztürkçedir. İçlerinden birkaçının manasını daha da derinleştirerek açıklamakta fayda vardır. Bilindiği gibi bütün Türk illerinde, tepeciklere, insan eliyle yapılan toprak yığınlarına «höyük» denir. Karayük (höyük» köyü köyü adını buradan almıştır. Türkiye'nin her tarafında «Karacaviran» isimli köyler mevcuttur (Kars-tan Aydın ve Edirne'ye kadar). Türk boyları, Bizans Roma ve diğer eski kavimlerden kalma köy ve şehir yıkıntıları, hartabeleri civarına gelip yerleştiklerinde, bu harabelere «Viran» veya «Ören» adım vermişler ve toprağın rengine, çevrenin şartlarına göre buna bir (Ak, kara, kızıl) sıfatım ekliyerek, Karacaviran, Karacaören, Akören, Kızılcaören v.s. gibi köy isimleri türetmişlerdir. Burada adı geçen Karacaviran köyü de bu kaideye uymaktadır. Çabakçura gelince, bu kelimenin tam karşılığını bilmemekle beraber, «Çabak» ve «Qur» kelimelerini bilmekteyiz. Eğer bu kelime birleşik bir isimse, o takdirde şu açıklamayı yapabiliriz: Kaşgar'lı Mahmudun Divan'ında «Çabak» kelimesinin, Orta Asya'da ufak bir göl balığının adı olduğu açıklanmaktadır. Eski Uygur Türkçesinde ise «Çur», bir rütbe demektir. Eğer bu kelimenin aslı «Çor» idiyse, manası eski Türkçe'de «sarılgan bitki» demektir. Yörükler, «Çor» kelimesini «sakat, çürük» anlamında kullanıyor. Bulgar Dağı'nda, bir Karakoyunlu obasında, Yörük kadınlarının, at sırtında yaylalara satmak için öteberi getiren bir satıcıdan alışveriş ederken, «Qorlu» diyerek, sakat, kurt yeniği olan elmaları almak istemediklerini görmüştüm. Trakya'daki «Çorlu» kazasının adı da buradan gelmiş olsa gerektir.

Gerek Siverek'in Çabakçur köyü, gerek Bingöl' ün eski adı olan Çapakçur, manalarını açıkladığımız kelimelerle ilgili olabilirler. «Keş», Kaşgar'lı Divanından başka, Orhun kitabelerinde bile geçmektedir. Bu son kaynakta adı geçen kelime, «okluk, ok konulan şey, sadak» demek oluyor. Yörük ve Türkmenler, bir nevi çökeleğimsi peynire «Keş» adını vermektedirler.

Silifke ve Erdendi taraflarında konup göçen, bugün ise Erdemli'ye yerleşmiş bulunan iki Yörük oymağının adı «Keş» kelimesinden meydana gelmiştir:

Karakeşli ve Keşiltürkmenli.

Beyan, «Beylere» Kazani, «Kazanlı» demek olabilir. Payamlı bademli demektir. Gerek bu bölgede, gerek Batı Anadolu'da, bademin adı payamdır. Denizli'nin . Acıpayam Kazası ismini buradan almıştır. «Payam» la söylenen birçok köyümüz vardır. Yörükler karışık şeye çandır derler. Çandırkeş bu duruma göre karışık peynir, demek oluyor. «Salor» ve «Çipini» ise, «Salur» ve «Çepni»nin bozulmuş şekilleridir. Demek ki bu iki köy, Salur ve Çepni boylarına mensup iki oymağın, iki Oğuz göçebe obasının buralara yerleşmesi ile vücut bulmuştur.

Kaynakça
Kitap: Doğu Anadolu Türklüğü
Yazar: Mehmet Eröz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KARAKEÇİLİ OYMAĞI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 03:16

ZİYA GÖKALP'İN KARAKEÇİLİLER HAKKINDAKİ FİKİRLERİ VE DİĞER KURMANÇ OYMAKLARI

Ziya Gökalp'ın Karakeçililer hakkında söylediklerini nakletmek, hem Karakeçililer bahsini tamamlamak hem de biraz aşağıda ele alacağımız Türkan Aşireti ile ilgili fikirlerin bulunması bakımından faydalı olacaktır.

Ziya Gökalp, bizim önceki yazılarımızda ele almış olduğumuz Siverek Karakeçilileri hakkında şu bilgiyi veriyor:

«Viranşehir Milli'sinin komşusu ve rakibi, Karrakeçi kabilesidir. Bu kabile, isminin de delalet ettiği veçhile, Bursa'daki Karakeçi'nin bir şubesidir. Fakat, Türkçeyi unutarak Kürtleşmiştir. Karakeçi köyleri arasında (Salur) adlı bir köy vardır. Salur malumdur ki Oğuz ilinin yirmi dört boyundan biridir. Bundan başka Karacadağ'ın civarında (Kanklı).. vardır. Bu isim, Kanklıların da vaktiyle Karakeçiye komşu olarak yaşadıklarım gösterir. Türkan aşireti de Karakeçi'ye komşudur. Zaten evvelce Türkan aşireti Karakeçi kabilesine tabi iken, İbrahim Paşa zamanında zorla Milli'ye tabi ettirildi. (Türkan) Oğuz'un (Beğdili) boyundan olduğu gibi, Karakeçi içinde de Beğdili köyleri vardır.

Karakeçi kabilesi asil Karakeçi ile, Şıhan amaresinden mürekkeptir. Asil Karakeçi, Ceraban, Aminan, Balekan batınlarını muhtevidir. Şıhan amaresi de, Davaran, Şıhkan, Belulan batınlarım muhtevidir. Karakeçi'nin eski zamanlarda reisleri Caraban batının Hasib Ağa ailesi denilen bir aileden çıkardı. Bu aileye yala (Torunlu) ismi verilir. Şimdiki reisleri ise Aminnan batınına mensuptur. Bu riyaset ailesi güya Çabakçur'dan gelmiştir. Şimdiki reisleri ise Vedü Beyin oğlu Abdülkadir beydir.»

Ziya Gökalp'ten naklettiğimiz yukarıdaki parçada, bir de «Kanklı» kelimesi geçmektedir. Çok kötü ve silik yazıldığı için diğer kelimeyi okuyamadık. Mezar olabilir. Kelimenin asimi bu seyahatte öğrenebilirdik, fakat hatırlıyamadık. Kanglıların bir zamanlar Karakeçililer'e komşu olarak yaşamışı ve bugün görülememesi, Kürt cemaatleri arasında Kanklı'ların da erimiş halde bulunduklarını gösterir. O halde kısaca Kanklılar hakkında bilgi vermekte fayda vardır. Çin tarihçileri, milattan önce Orta Asya'da yaşayan boylar arasında «Kang» ve «Kanğ - Cü»lerden bahsederler. Semerkand için de «Kanğ memleketi» tabirini kullanırlar. Kanğlı'lar tarihi kaynaklarda, daima bir arada anılır ve onlarla bir zümre sayılırlar. Ayrıca «Kırgızlarda içkicilik şubesinde, Nayman oymağında, Kon, Kesek oymağında Kanglı = Kanklı, kadırşa içinde yine Kanglı, Küçük Yüz Kazaklarında Alimumlu = Alimoğlu'nun Baybaktı şubesinde Kanık gibi ufak oymakların Özbek, Başkurt, Nogay ve Uluğ Yüz Kazaklarından olan Kanglı kabileleri ile münasebeti olmadığım iddia etmek mümkün değildir. «Başkurtlar içinde de Kanğlı'ların varlığı anlaşılıyor. Gerçekten Başkurt kabilelerin içinde Yurmatı, Kıpçak, Katay, Tamyan'larla birlikte Kanklı'lar da görülür. Kaşgarlı Mahmud, «Kanğlı» için «Kıpçak'lardan büyük bir adamın adı» diyor. Kanglı, kağın arabası manasına da gelmektedir.

Kaynakça
Kitap: Doğu Anadolu Türklüğü
Yazar: Mehmet Eröz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir