Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Osmanlı Devleti'nde konar-göçerlerin bulundukları coğrafya

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Osmanlı Devleti'nde konar-göçerlerin bulundukları coğrafya

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 17:50

Osmanlı Devleti'nde konar-göçerler bulundukları coğrafyaya göre Yörük veya Türkmen olarak isimlendirilirlerdi. Buna göre Kızılırmak yayından güneye doğru çekilecek bir çizginin batısında kalan bölgede konar-göçer hayat yaşayanlar Yörük, belirtilen çizginin doğusunda kalanlar ise Türkmen diye adlandırılmıştır. Bununla birlikte bu ayrımda sadece coğrafi farklılıklar değil, siyasi mirasın da etkili olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü Osmanlı siyasi literatüründe Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri ile Ramazanoğlu, Dulkadiroğlu, Karamanoğlu beylikleri Türkmen kökenli olarak tavsif edilmektedir. Bu anlayışa göre Osmanlı hanedanı Türkmen kökenli de olsa Türklüğü temsil etmekte ve Türk tabiri merkezi bir konuma oturmaktadır. Türkmen tabiri ise daha çok Akkoyunlu, Karakoyunlu, Dulkadir, Karamanoğlu gibi beylik veya devletlerin etnik kimliğini tanımlamakta, sonraları ise adı geçen devletlerin Osmanlı Devleti'nin hakimiyetine girmiş olan halkının sadece konar-göçer gruplarını ifade etmek için kullanılmaktadır. Bu cümleden olarak, Türkmen sahası Doğu, Güney Doğu, Orta Anadolu, Kuzey Suriye Osmanlı Devleti, hakimiyeti altına aldığı toplulukların iktisadi faaliyetlerinin devamından yana bir politika takip ettiğinden, Türkmen topluluklarının da hayat tarzlarına müdahale etmemiştir. Hatta iyileştirmeler yapmak yoluyla ekonominin parçalarından biri haline getirmiştir. Bu amaçla Türkmen aşiretleri bulundukları sahalara, taşıdıkları isimlere, iktisadi faaliyetlerindeki önceliklerine göre çeşitli isimler altında belli vergi kalemleri oluşturularak tahrire tabi tutulmuş; bunlara sancak veya kaza statüsü verilerek kalabalık toplulukların idaresine, güvenliklerine, adli veya hukuki meselelerinin yerinde çözülmesine yönelik kolaylıklar temin edilmeye çalışılmıştır. Böyle bir uygulamanın sonunda ortaya belli bir idari yapılanmaya sahip, yaylak-kışlak mahalleri önceden tayin edilmiş ve topluca yaptıkları göç hareketleri takip edilebilen kalabalık Türkmen teşekkülleri çıkmıştır.

Buna göre, Akkoyunlu Devleti'nin bakıyyeleri ile Dulkadir ulusundan Diyarbekir havalisinde yaylak ve kışlak hayatı sürdüren Türkmenler, Bozuluş Türkmenleri adıyla kaydolunmuşlardı. Bunlar, Urfa-Mardin-Diyarbekir üçgeninde bulunan Berriyecik bölgesini kışlak olarak kullanıyorlar, yazları ise Erzurum-Kars platosundaki yaylalara çıkıyorlardı. Bozuluş içinde 150'den fazla cemaat vardı.

Haleb Türkmenleri ise Kuzey Suriye'de kışlayıp Sivas'ın güney kesimlerindeki yaylalara çıkıyorlardı. Bunlar, Avşar, Döğer, Beydili, Bozkoyunlu, İnallu gibi boylara ayrılıyorlardı. Her boyun içinde de ya aynı aşiretin birçok cemaati yahut o boy ile birlikte konup-göçen ikinci dereceden akraba aşiretler bulunuyordu. Boy teşkilatı ile aşiretlerin denetimi daha kolay sağlanmış oluyordu.

Yeni İl Türkmenleri Sivas'ın güneyinde bulunan Divriği, Şarkışla, Kangal ve Gürün ile çevrelenen bölgede bulunmaktaydı. Onların bünyesinde Haleb ve Dulkadir Türkmenleri çoğunluğu oluşturuyordu.

Dulkadirli Beyliği'nin en önemli insan kaynağı olan Dulkadirli Türkmenleri ise Anadolu'ya en fazla yayılan Türkmen teşekküllerinden biri idi. Onlar, Avşar, Eymür, Cerid, Dokuz gibi büyük taifelere ayrılmışlardı ve bünyelerinde 700'den fazla cemaat barındırıyorlardı. Dulkadirliler Maraş ve Çukurova'dan başka Diyarbekir, Bozok, Kırşehir, Niğde Anteb'e kadar geniş bir alanda bulunuyorlardı. Hatta içlerinden bazı gruplar İran'a dahi gitmişlerdi.

Karaman Eyaleti'nde bulunan ve At-çeken adıyla anılan Türkmen topluluğu yarı-yerleşik bir hayat sürüyordu, ancak, ziraate müteallik vergilerden ve resm-i kovandan muaf tutulmuşlardı. Bunlar, diğer Türkmen teşekküllerinden farklı olarak at yetiştiriciliği ile meşguldüler ve "At Akçesi" adıyla bir vergi ödüyorlardı. Atçekenler (Osmanlı arşiv vesikalarında yaygın olarak Esb-keşan) Aksaray, Akşehir, Konya ve Ankara ile çevrelenen bozkırda konar-göçerlik etmekteydiler.

Tarsus Türkmenleri veya Varsaklar/Farsaklar, Ulaş, Kusun, Kuştemir, Esenli, Gökçeli, Elvanlı ve Orhan Beyli boylarından oluşuyordu. Bu boyların altında 300'den fazla cemaat bulunmaktaydı. Varsaklar, Karamanoğullarınm siyasi tarihlerinde etkin roller oynamışlar, Osmanlı-Karamanlı mücadelesinde Karamanlıların yanında yer almışlardı. Osmanlı hakimiyeti döneminde sakin bir hayat süren Varsaklar Tarsus ve çevresine iskan olunmuşlardı.

Yörük tabiri ise bir sancak veya kaza dahilinde, dar alanda yaylak ve kışlak hayatı sürdürenlerin genel adı olmakla birlikte, daha çok Batı Anadolu'daki konar-göçerler için kullanılmaktaydı. Bununla birlikte bu tabir, Anadolu'nun pek çok yerinde büyük Türkmen teşekküllerine tabi olmayan, en eski konar-göçerler için de söylenmekteydi. Mesela Kayseri havalisinde bulunan göçerler, Etrak Yörükanı diye adlandırılmıştı, ki bu husus -her halde- onların yukarıda bahsi geçen Türkmen toplulukları ile bağlantılarının bulunmamasından ve muhtemelen Anadolu'ya ilk gelen konar-göçer toplulukların bakıyyeleri olmalarından kaynaklanıyordu.

Öte yandan, Karacakoyunlu Yörükleri ve Ulu Yörük nüfus ve iktisadi güç bakımından diğer Yörük gruplarından farklılık gösteriyorlardı. Karacakoyunlu Yörükleri padişah haslarına dahil olup Aydın'dan Balıkesir'e kadar geniş bir alanda bulu-yordu. Ulu Yörük ise -ki bu da Etrak Yörükanı olarak geçmektedir- Tokat'dan Kütahya'ya kadar uzanan sahada konar-göçerlik etmekteydi. Ulu Yörük: Şarki Pare, Orta Pare ve Yüzde Pare olmak üzere üç gruba ayrılmıştı. Yüzde Pare: Karakeçili, Özlü, Kuru Göllü, Turgudlu, Ağcakoyunlu, Kara Fakihli ve İzzeddinli bölüklerine; Orta Pare: Ekizli, Pir Evlekli/Evlikli, Çobanlı ve Çungar bölüklerine ayrılmıştı. Şarki Pare ise sadece 430 hanelik perakende olarak bulunuyorlardı ve herhangi bir cemaat adı altında toplanmamışlardı. Bunların içinde Moğolca isim taşıyan aşiretler de vardı. Ancak bu aşiretlerin Moğol kökenli mi yoksa Anadolu'da İlhanlı hakimiyeti döneminde vergilerini Moğol beylerine ödedikleri için mi onların adıyla anıldıkları hususu açık değildir. Cevap ne olursa olsun onlar, tahrir kayıtlarındaki şahıs isimlerinden de anlaşıldığına göre, Osmanlı hakimiyeti başladığında çoktan Türkleşmiş ve Müslümanlaşmışlardı.

Büyük Yörük teşekküllerinden biri de Karakeçili aşiretleriydi. Bunlar, Ankara ile Bursa arasında konar-göçerlik etmekte olup daha XVI. yüzyıldan itibaren hızlı bir şekilde yerleşik hayata geçmeye başlamışlardı.

İçel'den Adana'ya kadar uzanan yaylaklarda yaylayıp, Çukurova'da kışlayan Bozdoğan Yörükleri de nüfus itibariyle hayli kalabalık idi.
Bunların dışında kalan Yörükler daha çok topraklarında konup göçtükleri sancak veya kazanın ismi ile anılmaktaydı. Bu cümleden olarak, Kastamonu havalisinde bulunanlar Kastamonu Yörükleri, İçel bölgesindekiler İçel Yörükleri, Teke (Antalya) bölgesindekiler de Teke Yörükleri olarak anılırdı. Ancak bu isimler sadece belli bir bölgedeki konar-göçerler tanımlamak için kullanıldığından aşiretler, Saçı Karalı, Honamlı, Horzumlu, Bozkoyunlu, Sarı Keçili, Bahşişli gibi kendi isimlerini taşırlar ve diğerlerinden de böyle ayrılırlardı. Keza Rumeli'deki Yörükler de "Yörük" ortak adının altında Naldöken Yörükleri, Tanrıdağı Yörükleri, Ofçabolu Yörükleri gibi daha çok bulundukları coğrafyaya göre adlandırılıyorlar, fakat aşiretler kendi isimlerini taşımaya devam ediyorlardı.

Ayrıca, bazı Türkmen grupları vergi statülerine göre yahut temel meşguliyetlerine nazaran Yüncü, Ellici, Darıcı Yüzdeci gibi isimlerle anılırdı.
Türkmen teşekkülleri genellikle kaza itibar olunurdu26. Buna göre bir Türkmen kazasının resmi yöneticisi kadı idi. Kadı adli ve idari işlere bakar ve aşiretlerin yaylakta veya kışlakta bulunduğu zamanlarda bu mahallere en yakın şehir merkezinde otururdu. Ancak, aşiretler adli meselelerini mutlaka kendi kadıları ile çözmek mecburiyetinde değillerdi. Bulundukları bölgeye en yakın kaza merkezinde de mahkemeye müracaatta bulunabiliyorlardı. Kadılar, çoğu zaman yerlerine naipler görevlendirirlerdi. Naip, bazen herhangi bir aşiretin içinden tayin edilebilirdi.

Çeşitli kaza merkezlerine ait sicil kayıtlarından, Türkmenlerin kendi aralarında yahut yerleşik ahali ile vuku bulan bazı anlaşmazlıkları öğrenilebilmektedir. Ancak, ne yazık ki, Türkmen kadılıklarına ait sicil kayıtlarına sahip değiliz.

Bu hususun, sicil defterlerinin muhafaza ediliş biçimlerinden kaynaklanmış olması muhtemeldir. Çünkü, Türkmen kadılarının belli bir mahkeme binalarının olmayışı ve önemli problemler için aşiretlerin bulundukları mahallere gidip kayıtları burada tutmak mecburiyetinde kalmaları, sicillerin kaybolmasına neden olmuş olabilir. Şunu da hemen belirtmeliyiz ki, Kayseri Şer'iyye Sicilleri arasında gördüğümüz bir defter parçası, konar-göçerlere ait defterlerin tutulduğunu da göstermektedir. Bu defter tasnif çalışması sırasında Kayseri'ye ait iki defter parçası ile bir araya getirilmek suretiyle tek defter halinde birleştirildiğinden Kayseri mahkemesine ait olduğu sanılmıştır. Oysa defter, sadece Bozuluş Türkmenleri ile ilgili kayıtları ihtiva etmektedir.

Türkmenlerden vergi toplama ve bunu merkeze ulaştırma görevini yürütenlere Türkmen Ağası veya Türkmen Voyvodası denilirdi. Onlar, vergiyi noksansız toplayabilmek için aşireti tam bir denetim altında tutmaya çalışırlar, cemaatlerinden ayrılarak başka yerlere göç eden yahut yerleşik hayata geçerek konar-göçer vergilerini ödemek istemeyen aşiret mensuplarını sıkı bir takibat altına alırlar; gerekiyorsa ve mümkün olursa yeniden aşiretleri içine döndürürlerdi. Bununla birlikte arşiv kayıtları arasında Voyvodaların fazla vergi talep etmesi yüzünden ortaya çıkan anlaşmazlıklar ve merkeze yapılan şikayetler kayda değer boyutlardadır.

Türkmen teşekküllerinin merkezi hükümet ile bağlantısını sağlayanlar ise aşiret ileri gelenleri tarafından seçilen ve padişah beratı ile görevi onaylanan boybeyi'lerdir. Boy beyileri yaygın olarak en büyük aşiret içinden seçilmekteydi. Onlar, vergilerin toplanması esnasında voyvodalara yardımcı oldukları gibi aşiretlerinin her türlü sorumluluğunu da taşıyorlardı. Hatta, talep edilmesi halinde seferlere aşiret mensuplarının başında katılıyorlardı.
Kethüdalar ise aşiretin temsilcisi durumunda olup, kendi aşiretleri içinden yine aşiret ihtiyarlarının seçimi ve tavsiyesi üzerine atanıyorlardı. Onlar bir aşiretin her yönü ile yöneticisi durumundaydı.

Osmanlı Devleti konar-göçer teşekkülleri mümkün olduğu kadar bir arada tutmaya gayret gösterirdi. Bundan amaç vergi tahsilinde kolaylık ve devamlılık sağlamaktan başka yaylak-kış-lak güzergahı boyunca yerleşik ahali ve diğer konar-göçer topluluklar ile aralarında doğması muhtemel anlaşmazlıkları önlemekti. Ancak, nüfusu artan bir aşiretin bölünerek yeni bir cemaat meydana getirmesine de karışmazdı. Yeni bölünen bir cemaat nüfus durumuna göre mahalle veya oymak adıyla anılırdı. Bunlar, başlangıçta ayrıldıkları aşiretin bir parçası olarak kaydedilirler, eski kethüdalarının idaresinde kalırlar ve daha önce birlikte konup-göçtükleri aşiret ile konup-göçmeye devam ederlerdi. Eğer, nüfus olarak temsil edilecek güce ulaşırlarsa kendi içlerinden seçtikleri bir kethüda tarafından idare olunurlar, genellikle o kethüdanın adını alırlar ve cemaat olarak anılırlardı. Merkezi hükümetin aşiretlerin bölünmesine ve yeni aşiretlerin meydana çıkmasına karşı çıkmayışının temelinde, bir aşiretin bölünerek nüfus gücünün kırılmasına ortam oluşturmak, bu suretle kendisine karşı oluşacak rakip kuvvetin yerleşik hayata geçmesini ve izalesini sağlamak değil iktisadi faaliyetinin ne şekilde olursa olsun devamım temin etmekti. Çünkü, Osmanlı Devleti konar-göçer toplulukları hiçbir zaman kendisine rakip olarak görmemiştir. Aksine reayanın ünitelerinden biri olarak değerlendirmiş, emniyet ve asayişi bozmadıkları müddetçe onların üzerine gitmemiştir. Ancak, özellikle XVII. yüzyılın başlarından itibaren ortaya çıkan denetim zorluğu ve otorite boşluğu aşiretler arasında hızlı bir yer değiştirmeye neden olmuş, Türkmen grupları yavaş yavaş Orta ve Batı Anadolu'ya gelmeye başlamışlardır. Bu esnada, topluca bir sahada bulunma imkanı ortadan kalktığı ya da aşiretlerin bu durumu vergi vermeme fırsatı olarak değerlendirdikleri için birkaç parçaya bölündükleri görülmektedir. Bu cümleden olarak Bozuluş Türkmenleri Aydın, Ankara, Keskin ve Rum Vilayeti olmak üzere, dörde bölünmüş ve bunları tek muhasebeye toplama imkanı kalmadığı için ayrı ayrı muhasebe edilmişlerdi. Keza, özellikle XVIII. yüzyılda büyük Türkmen teşekküllerinin asıl muhasebelerine bağlı olmak üzere daha küçük mukata'alara ayrılmasının sebebi de vergiyi daha kolay ve hızlı toplamak idi. Çünkü, vergi kalemi küçüldükçe malikane veya iltizama verme imkanı da kolaylaşmış oluyordu.

Böylece Türkmen teşekkülleri her ne şekilde parçalanırlarsa parçalansınlar, merkezi hükümet onları yeniden tahrir ederek yeni bir nizama bağlıyordu. Çünkü, vergide devamlılık esas olup, bunun idamesini sağlayacak tedbirler derhal alınıyordu. Bu cümleden olarak, Danişmendli Türkmenleri de böyle bir politikanın sonunda ortaya çıkmıştı.

Kaynakça
Kitap: XVII. ve XVIII. Yüzyıllarda DANİŞMENDLİ TÜRKMENLERİ
Yazar: Tufan Gündüz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir