Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Binboğa Ve Nurhak Dağlarında Yürükler Arasında

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Re: BİNBOĞA VE NURHAK DAĞLARINDA YÜRÜKLER ARASINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 04:14

NOTLAR:

A- Düğünlerde çiftlere beyaz çadır kurmak uğurludur. Bir gecelik de olsa, bu adete uyulur.
B- Misafir varken ev sahibi kapının yanında yatar.
C- Misafir varken evin kadınları ocak çizgisinden ileri geçmezler.
D- Işık ve çoban direklerine (Çağa) hissedilir bir kutsallık verilir.
E- Dedebucağı ismini taşıyan köşe de değer verilen yerlerdendir.
F- Has Köse Ali Ağa, Çakır İbrahim ve İdris Kahyaya göre; topakevi Evciler aşiretinin Kızılbaşı olan "Tatevci" oymağı hazırlarmış. Bu oymağa şimdi "Tahtacı" derlermiş.

Kara Çadır Planı:

Sağ taraftaki sayfada görülen plan çadırın içinde her yerin aldığı ismi gösterir.

T- Karşılıklı (Sitil) -Bu örtülerin güneye karşı olanı gündüzleri açılabilir.-
Y- Karşılıklı (Yankapak) -Daima kapılıdır.

Plan:

1- Ocak -Çok kutsaldır; üstüne yemin edilir.-
2- Yiğit durağı -Misafiri koruyacak adamın yeridir.-
3- Dede bucağı, misafir yeri -Misafirin oturacağı önemli bir köşedir.-
4- Komşu oturağı.
5- Yatalağ: Yatak yükü -Yatakların konduğu yerdir.-
6- Azalağ; Azık yükü -Un ve zahire çuvallarının dizildiği yer.-
7- Giyesi yükü ve gözenek -Elbise ve çamaşır çuvallarının yeri.-
8- Işıkçağı (ocağın yan direkleri) -Fener ve lamba yeri.-
9- Çoban çağı (At, çoban, su takımları ile tuzluk bu direktedir)
10- Başçağ
11-
12- Orta çağlar.
13- Kaplık (belki kapılık, belki de kap kaçaklıktır)
14- Köşe çağı (bu çağlar çadırın güney tarafındadır).
15- Kapı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BİNBOĞA VE NURHAK DAĞLARINDA YÜRÜKLER ARASINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 04:18

Resim

Resim
Maraş'ta Erkek Kıyafetleri.

Resim

ATLAR

1- At döllerinin hepsine birden "Gölük" ve bunların sürülerine "Öğrek" denir.
2- Altı aylığa kadar olanlara "Kulun", altı aylıktan üç yaşına kadar olanlara "Tay", üç yaşından yukarı olanların erkeğine "Beygir", dişisine "Kısrak" ismi verilir.
3- Kısrakların doğurmasına "Kulunlama", erkek istemeleri "Güre ve Dalap" denir.
4- Kancık (dişi) hayvanların rahimlerine "Geyin" ismi verilir.
5- Gölük beygirlere "Aygır" ismi verilir. Bunların alınlarında kıvırcık kılları olursa "Uğur" kuyruğunun ve hayalarının altında beyazlık olursa "Ala" ve mesela; arka ayaklarının sağı, ön ayaklarının solu beyaz olursa "Çapraz", alnından itibaren alt dudağına kadar beyaz olursa "Gemli ve Kilidi" derler dağına kadar beyaz olursa "Gemli ve Kilidli" derler ki, bu nişanlar iyi sayılmaz.
6- Atın bir boynunda ince uzun çizgiler bulunursa ona "Selvi" derler. Bu nişan iyi sayıldığı halde ön ayaklarının veya bütün ayaklarının (sekili) beyaz olması iyi sayılmaz.
7- Al, doru, yeşil, yağız, kır, baklakır, kula, bekmez, kefi gibi renk isimleri vardır. Bu renklerin en gözde olanı "kır" ile "doru"dur.

AT NOTLARI:

Gölüklere binmek için üzerlerine konulan alete "Eğer", eğerin üstündeki örtüye "Yamçı" eğerin üzengi takılan kayışlarına "Zahmı", atın beline bağlanan bağa "Kolan", Göğsüne takılan kayışlara "göğüslük", kolanın uçlarındaki bağ sırımlarına "Kayasa", kuyruk altına vurulan geçmeye "Kuskun", Eğere "Kaltak" da denir.

Gem ile göğüs kolanını birleştiren kayışa "Gülevşer", atın başına takılan muhafazaya, kendirden olursa "Yular", kayıştan olursa "Reşma" ismi verilir. Yuların düşmemesi için boğaz altına geçirilen kayışa "Tasma" denir.
Ağza gelen gemin demir kısmına halkalı ise "Kantarma", damaklı ise "Gem" derler. Gemin kayışlarına "dizgin", gemin başa geçen verine "Başlık" denir. Gölüklere eğerden başka "Palan" ve "Semer"le de binilir. Gölüklerin cinsleri iyi olursa erkeklerine "At" denir, bunlar cirit oyunlarında ve koşuda kullanılır. Diğerleri taşıma işlerinde, harman ve çift sürmede kullanılır. Köy ve aşiret arasındaki düğünlerde gelinler atla götürülür. At nalları bir parçadan ibaret olup; ortalarında ufak bir delik vardır. Atın dört ayağı da nallanır, bu işleme "kayarlama" denir.

Atın tırnaklarını kesmek için kullanılan alete "Sunturaç" nala çakılan çivilere "Mıh", hayvanları bağlamak için çakılan demir çivilere "Sikke", hayvanların ayaklarına vurulan kösteklere "Payvant, köstek", hayvanları çayırda yaymak için kullanılan uzun iplere "Örk", hayvanların sırtını kaşıma işlemine "tımar etme" denir. Tımar, "kaşağı" denilen bir aletle yapılır. Kaşağılama yapıldıktan sonra toz alınmak için kıldan yapılma keseye "gebre", hayvanların saman, arpa yedikleri keselere "torba" denir. Bu torbaların eğere bağlanması için konulmuş karşılıklı iplere "Terki bağı", eğerin arkasına atılan heybeye "Terki heybesi", atın eğeri alındığı zaman arkasına çekilen kilime "At çulu" ismi verilir. Atların rahvan, eşkin, yorga dörtnala gibi birtakım yürüyüş şekilleri vardır. Atların bağırmasına "Kişneme", erkeklik aletine "Çavun" derler.
Atların çiftleşmesine "Aşmak", kısrağın gebe kalmasına "Kunaycı" aygırın dölünün tutmasına "Almak" gibi isimler verilir1.

UĞURSUZ ATLAR:

ÇAPRAZ:

Sağ ve sol ayakları beyaz olan atlara çapraz denir. Bu atlar uğursuz sayılır.

PUŞT NİŞANI:

Atın ayağının tırnağı arasındaki beyazlığın içinde çeyrek kadar bir siyahlık bulunursa bu da pek fenadır. At ya kendisini, ya da sahibini felakete sürükler.

SELVİ NİŞANI:

Atın boynunda puşt nişanı gibi bir kıvırcık olur ve ucu atın kulağına doğru gitmeyip ters tarafa uzarsa bu at da çok uğursuz savılır.

PANCAK:

Uğursuz atı uğurlu etmek için o atın göğsüne kurt veya domuz dişinden bir pancak takmak adettir.

AT, İNTİKAM VE MATEM:

Bu bölgede matem ve intikam maksadıyla atların kuyrukları kesilir:

1- Bir adam bir köye veya bir obaya misafir olur, kadınlara herhangi bir sebeple laf atar ve köyden ayrıldıktan sonra köyü birtakım ahlaksızlıklarla suçlarsa, köylü, o adamın bir kere daha obaya gelmesini bekler. Ve ilk fırsatta, kendisine haber vermeden atının kuyruğu kesilir. Bu, müthiş bir intikamdır.

2- Pazarcığın Aşağımülk köyünde ziyan yapan atlarla, sahibi ahlaksız olan atların kuyrukları kesilir. Bu, o aile için büyük bir hakarettir.

3- Nurhak ve Binboğa aşiretleri arasında namuslu bir kadının ahlakını bozmakla bir atın kuyruğunun kesilmesi arasında fark yoktur. Atının kuyruğunun kesildiğini gören sahibi utancından gece yarısı kaçar veya at kuyruğunun kesildiği yerde büyük bir cinayet olur. Çünkü, at kuyruğunun kesilmesi at sahibinin namusunu lekelemek sayılır.

4- Attan başka; matem belirtisi olmak üzere genç kadınlar da kendi elleriyle kendi saçlarının iki üç örgüsünü keserler. (Nizip'in Kuşdam, Cavud, Çanakçı, Kirtişe köylerinde bu adet hala hüküm sürmektedir).

5- Bir atın sahibi çok cesur ve çok gençken ölürse, at sahibinin yakın akrabalarından bir genç kadın veya karısı, atın kuyruğundan bir parça keser ve bu kılları yakar. Fakat bunu kimseye söylemez.

6- Bu adeti yaşatan bir ağıt:

Doru atın yemlenemeyo, Kesilmiş kuyruğu yellenemeyo, Ali'nin ölümü yiirck sızlatır, Atınla anacığın söylenemeyo.

7- Hala bitmeyen bir mahkeme:

Gaziantep'in Pazarcık kazasının Eğrice köyü muhtarı kör Şeyho Ufacıklı köyünde Ali oğlu Tatar Hasan tarafından misafir ediliyor. Fakat gece vakti misafirin ahırdaki atının kuyruğu kesiliyor. Şeyho mahkemeye başvuruyor. Tatar Hasan affediliyor. Hatta elli lira veya bir çift öküz vermeye razı oluyor. Fakat Şeyho bir türlü barışmaya yanaşmıyor. Mahkeme bu önemli davanın incelemesiyle meşguldü.

Pazarcık: 21.7.1937

8- Hasibe Teyze diyor ki:

"At benim üç muradım var demiş; kuyruğum yere devsin, üstüme gelin seğsin, bir de sülembeği döşün döğsün" (Sülembek at göğüslüsünün ismidir.)

9- Al, Doru, Kır atların dedikleri:

Al at der ki; cinsimizde olur alımız, Çataldır dilimiz de küheylandır ünümüz,
Kavgayı görende, sağalır ölümüz, Çeke dizgin, çeke bayrak gidelim.

Doru at da der ki, ben donumu satarım Kaçtığımda kurtulurum, koğduğumu yiterim, Zengiyi sıkarsalar azraili tutarım, Çeke dizgin, çeke bayrak gidelim.

Kırat da der ki; ben atların başıyım, Yiğidin altında serdar kuşunun, Zeııgi sıkışanda, can kurtarmış kişiyim. Çeke dizgin, çeke bayrak gidelim.
(Hafız Etendi-Hunu'lu)

10- Dadaloğlu'ndan bir parça:

Ağca ceren gibi ardını atar, Ablak sığın gibi uğrunu yiter, Ağalar da medlıiııi ettiğim ata. Uygun yoldaşıları ırak yol gerek.

Atın kalem kulaklısı da, çekiç başlısı, Hüyük sanhrlı kalkan döşlüsü. Severim ben atı bile yar gerek.
At koşu tuttukta çıktığı zaman, Bükende yalın kaval gibi öttüğü zaman, Güzelin dalabı yiyip yettiği zaman. Severim kır atı bile yar gerek.

Dadaloğlu, kusur komaz işinde, Çok yiğit görmez atı düşünde, At dört de, güzel onbeş yaşında, Severim ben atı bir de, yar gerek.

11- Nesir gibi bir parça:

Gene der Dadalım, esahın söyle, Noksanın var ise, gel doğru söyle; Yiğide ister bir ahııan, bir güzel, Bu güzele beş aylamı da biri. Bir yayla alakartı, akçağşaklı, Kamalaklı, Kara ardıç!ı,gök söğütlü, Gök yarpıızhr, mor sünbüllü yer gerek.

12- Perveri'de Nurhaklı aileden:

Nurhak dağında kahraman bir genç ölürse eşeğinin üstüne, üzerinden çıkanlar yükletilerek oba oba gezdirilir ve avratların da ağıtları dinlenir. (Nurhak dağlarında taşıt araçları az bulunur, çünkü arazi bozuktur). Gaziantep'in güneyindeki Türkmen ve Beydili oymakları arasında at tamamen donanır ve onun karşısında ölenin biniciliği ağlanarak övülür.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BİNBOĞA VE NURHAK DAĞLARINDA YÜRÜKLER ARASINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 04:19

YÜRÜKLERDE KOYUN HASTALIKLARI

Bu yıl temmuz ayında Macaristan Etnoğrafya Müzesi Türkiyat kısmı şefi Türkistanlı Bay Dr. alimcan Tağan ile birlikte Bulgar ve Aladağlarında bir inceleme gezi yaptık. Bu gezi yalnız etnoğrafya ilminin maddi kültür çevresi içinde geçti. Torosların 2700-3000 metre yükseğinde gezip "Yeni Yürük, Buranlı, Bakşiş, Keşli, Karahacılı, Sarıkeçili ve Kaçar oymağının Harmandalı" obaları arasında halk bilgi ve sanat etnoğrafyasını incelerken 500 tane başarılı fotoğraf çektik. İki arkadaş bunları kendi aramızda bölüşürken incelemelere ait notlarımızı da değiştokuş ettik. Yani, görgü ve bilgilerimizi böylelikle kardeşçe paylaştık.
İncelediğimiz koyun hastalıklarına ait halk bilgilerini sunuyorum: Hastalıklar; çiçek, dalak, şebek, gülütme, karaçıkın, kantutma, gebelik, savak, kılkurdu, çelerme, ciğe-rağrısı, sanrağa, çatalaksak, tabak, kızılkurt, yavaşak, memeağrısı, salkımıkara, başhastalığı, südügidik ve kuzugöbeği isimlerini alır.

1- Çiçek Hastalığı:

Bu hastalığın bir diğer ismi de "Gül"dür. Hayvanın yüzünde, karnının altında ve çeşitli yerlerinde birtakım yaralar çıkar ve bu yaralar biraz da irinli olur.

Tedavisi:

Çiçeğe ilk tutulan hayvanın yarasından bir miktar irin toplanır. Bu irinler su görmedik balla karıştırılır. Ve meydana gelen ilaç bir iğne gözüne geçmiş ipliğe sürülüp hastalığa tutulmamış koyunların kuyruğu dibinden derisine geçirilerek aşılanır.

2- Dalak Hastalığı:

Bunun fenni ismi olan "Şarbon"u herkes bilir. Halk arasında yorgunken su içen hayvanlarda dalak şişmek suretiyle "Dalak" meydana geldiği inancı vardır. Dalak hastalığına tutulan koyunlar kan işer ve hemen ölür. Yürükler arasında bu hastalığa ait tedavi usulü yoktur. Yalnız, hastalığa yakalanmadan önce baytara başvurmak oymaklar arasında adettir.

3- Şebek Hastalığı:

Koyunların ayakları tutulur, yürümez olur; romatizmalı gibi sendeler ve sık sık düşer. Bu hastalığın çok zarar vermediği ve kendi kendine geçtiği söylenir. Halk arasında bu hastalığa ait tedavi usulü yoktur.

4- Gülütme Hastalığı:

Bu hastalık şebek hastalığının biraz daha hafif ve aynısıdır. Halk tedavisini bilmez.

5- Karaçıkın Hastalığı:

Koyunun bağırsaklarının dolaştığı inancı halk bilgileri arasındadır. Hastalığın bazı otlardan veya sert bir rüzgardan ileri geldiği düşüncesi de vardır. Halk arasında tedavisi bulunmamıştır.

6- Kantutma Hastalığı:

Bu hastalıkta koyunun karnı şişer ve koyun inlemeye başlar. Tedavisi; göz damarından keskin bir çakı ile kan almaktan ibarettir.

7- Gelebek Hastalığı:

Koyunun ciğerinde birtakım canlı ve küçük hayvancıklar belirir. Bu hastalığın halkın tanımadığı birtakım otlardan, daha çok su kenarlarındaki bitkilerden geçtiğine inanılır. Tedavisi, hemen baytara başvurmaktır.

8- Savak Hastalığı:

Bu hastalık hayvanın delirmesinden ibarettir. Koyun, şuursuz hareketler gösterir ve kendisini delice yerlere atar. Halk arasında bu hastalığın tedavisi; "Bıçak'tır. Başka bir tedavi usulü bilinmediğinden, savak hastalığına yakalanan koyun hemen kesilir.

9- Kılkurdu Hastalığı:

Koyunun akciğeri içinde ve omuğunda (boğazında) iplik gibi beyaz ve canlı kurtlar belirir. Halk buna sebep olarak hayvanın aç olmasını gösterir. Tedavisi; koyunu taze otla beslemek ve tedbirde geç kalmamaktan ibarettir.

10- Çelerme Hastalığı:

Koyun bu hastalıkta gözlerini oynatır ve ayaklarını toplayamaz. Adeta zehirlenmiş gibi olur. Biraz sendeler ve hemen düşer. Halk arasında bunun da tedavisi yoktur.

11- Ciğerağrısı Hastalığı:

Bu hastalık, yürükler arasında hayvanın akciğerinde çıkmış bir yara olarak düşünülür. Bunun fazla kış olması ve yağmurların devamlı yağması ile açlıktan ileri geldiği kanaati vardır. Tedavisi bulunmaz. Yalnız, böyle koyunlara acele olarak yayla otu yedirmek biraz faydalı sanılır.

12- Sanrağa Hastalığı:

Bu hastalık, bir çeşit koyun nezlesidir. Hastalığa toprak ve toz sebep olarak gösterilir. Bunun da tedavisi bilinmemektedir. Fakat fazla kayıp vermediği için önemli bir hastalık sayılmaz.

13- Çatalaksak Hastalığı:

Koyunun ayakları arasında bir yara belirir, bu yaranın koyunların çamurlu yerlerde gezmesinden ileri geldiği sanılır. Hastalık o kadar kayıp vermez. Yalnız, fazla zayıflatır. Tedavisi; kurt düşürmemesi için koyunun ayaklarını katranlamaktan ibarettir.

Hayvanın vücudunda bir sızı belirir, ayaklarının tırnakları düşer ve çok kayıp verir. Yürükler arasında tedavisi bilinmemektedir.

15- Kızılkurt Hastalığı:

Koyunun sarkanağının içinde (Peynir mayası yapılan yerinde) kıllı bir kurt belirir. Bu kurt küçük bir fasulye iriliğindedir. Kurtlar çabuk ürer ve koyunu öldürür. Bu hastalık çok kış görmüş, zayıflamış ve aç kalmış hayvanlarda görülür. Halk arasında tedavisi yoktur.

16- Yavaşak Hastalığı:

Bu hastalıkta koyun ölür, eti sapsarı bir renk alır. Türkmen oymakları arasında bu hastalık pek az görülür. Yavaşak hastalığının koyunun açılmış ağaç ve çiçekleri yemesinden ve aynı zamanda taze otlardan ileri geldiği inancı vardır, tedavisi bilinmemektedir.

17- Meme Ağrısı:

Bu hastalıkta hayvanların ansızın memeleri ağrıyor ve şişiyor. Sonunda hayvanlar düşüp ölüyor. Tedavisi yoktur.

18- Salkımıkara Hastalığı:

Bu hastalıkta koyunun akciğerlerinin ucu kararır. Hastalığın açlıktan ve kıştan ileri geldiği sanılır. Tedavisi hemen yayla otu yedirmektir.

19- Baş Hastalığı:

Bu hastalıkta koyunun akciğerinde bir ur belirir. Buna sebep hayvanın "Eski'de kalması ve fazla tuz yemesidir.

Eski:

Hayvanın başka koyunların yatağında yatması demektir.
Bir koyun başka bir sürünün yattığı yataklardan birinde yatarsa bu hastalığa kesin olarak yakalanacak sanılır. Oymaklar bu hastalığın tedavisini bilmezler.

20- Südügidik Hastalığı:

Koyunun sütünün birdenbire kesilmesine "Südügidik" hastalığı denir. Bu hastalık daha çok keçilerde görülür. Halk bu hastalığın sebebinin Eski'den olduğunu ileri sürer. Bunun da tedavisini ve tutulmama çaresini bilmezler.

21- Kuzu Göbeği Hastalığı:

Bu hastalığın da (Eski'den olduğu ileri sürülür. Hastalığın belirtisi kuzuların göbeğinin düşmemesi, göbek etrafının kararmasıdır. Aşiret, mümkün olduğu kadar kuzularını başka bir sürünün yatağında yatırmamak suretiyle tedbirler alarak kuzuları bu hastalığa yakalatmama-ya çalışır. Hastalığa tutulan, ölen veya boğazlanan koyunların derileri hemen kepek ve tuzlanır ve bu yere serilir. Ölen koyunların kursağı da peynir mayası yapmak üzere tuzlanarak saklanır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BİNBOĞA VE NURHAK DAĞLARINDA YÜRÜKLER ARASINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 04:21

AŞİRETTE GIDALAR

YAĞ: Yağ üç türlü yapılır; yoğurttan, kaymaktan, sündürmeden.

A- Yoğurttan yağ yapma usulü:

Süt sağılır, süzülür, kaynar; içine bir miktar yoğurt mayası katılır, yoğurt meydana gelir. Bu yoğurt tuluktan yapılmış "Yanlık'a konur. İçine bir miktar su katılır ve "Pişek" ile yoğurt döğülmeye başlar. Bu işleme bir iki saat devam ettikten sonra tuluğun üstüne yağ birikir ve çömçe (Gevgir, kepçe) ile yağ ayrılır.
Tuluk içinde yalnız ayran kalır. Yoğurt yağından ayrı kalan bu ayran kazana konur. İyice kaynatılır ve süzülür. İçinde kalan tortu "Keş" veya "Çökelek" ismini alır.

B- Kaymaktan yağ yapma usulü:

Süt sağılır, süzülür, pişer. Yirmi otuz kadar, derin olmayan kaplara bölünür. Her kabın üstü kaymak tutar. Bu kaymaklar sabahleyin toplanır, kazana konur ve ocakta kaynatılır ve sonra içine bir miktar yoğurt damızlığı (mayası) konur; kaymak yoğurdu meydana gelir. Bu yoğurt tekrar yoğurt yağı gibi tulukta işlem görür ve yağ olur. (Bu yağ aşiret arasında pek tutulmaz). Bu yağdan arta kalan "Su" hiçbir işe yaramaz. Fakat bazı fakirler bunu da kaynatırlar ve içinden bir miktar çökelek alabilirler.

C- Sündürme yağ yapma usulü:

Hazırlanmış olan yağlı peynir kazana konur. Ve suda iyice kaynatılır. Peynir sündürülerek tuluğa konur. Geri kalan (su) tekrar ve pek çok kaynar. Sonunda suyun üstünde bir miktar sarı yağ (peynirden ayrılmış olan yağ) görülür. Bu da süzülerek toplanır. Bu çeşit yağa sündürme yağı ismi verilir. Şimdi bu çeşit yağ yapan kalmamıştır. (Bu yağlar aşirette tuluğa tepilir).

PEYNİR YAPMA USULLERİ:

Peynirler, yağlı, yağsız, katkılı olmak üzere üç kısımdır:

A- Yağlı Peynir: Süt sağılır, süzülür ve içine yüz kilo süte yarım kilo maya katılır. Süt bir saat sonra peynir olur. Bunlar torbalarda süzülür. Ve oğularak toz halinde tuluklara tepilir ve iyice sıkıştırılır. Tuluğun ağzı bağlanarak soğuk bir mağaraya konur. Kışa yakın, yani sonbaharda satışa çıkarılır.

B- Yağsız peynirin sütü süzülür, pişirilir, kaplara dökülür. Ertesi günü yüzünden kaymakları toplanır. Geri kalan süte maya katılır. (A) da olduğu gibi hazırlanır, yağsız peynir meydana gelir.

C- Katkılı peynir: Yağlı ve yağsız peynirlerin yağsızı daha fazla olmak üzere karıştırılmasından meydana gelir.

KIMIZ:

Kımızın bir ismine de "Yepinti" derler. Süt pişirildikten sonra içine az miktarda yoğurt, yani damızlık katılır, karıştırılır ve bulanır. Süt koyulaşır, soğutulur; "kımız" meydana gelir. Bunun bir ismi de "Bulama"dır.Bugün aşiret, bu kımızı ekşitmeden acele olarak yer. Eğer bu madde birkaç gün kalmışsa ekşir. Bu yemek biraz uyku verir.

YOĞURT:

İki kısımdan ibarettir; yağlı, yağsız. Yoğurt yapma usulü yağ yapma usulünde görülmüştür.

DAMIZLIK VE MAYALAR:

Damızlık:

Yoğurt yapmak için kullanır. Bir miktar yoğurdun ismine de denir.

Maya:

Kuzunun kursağından ve koyunun sarkanağından aynı zamanda sığır sarkanağmdan da olur. Bunların hepsine peynir mayası denir. Bazen bu mayaya bir miktar üzüm, incir ve nohut da eklerler. Bunları mayayı kuvvetlendirir.

Sütten yapılan yemekler:

1- Döğme çorbası
2- Yarma çorbası
3- Kelpeşir
4- Sütlü
5- Sütlü pilav
6- Sütlü kabak
7- Bulamaç
8- Muhallebi

Yoğurttan yapılan yemekler:

1- Çorba
2- Kıyma çorbası
3- Tutmaç
4- Tatar
5- Mantı
6- Tovga
7- Ayran

Et yemekleri:

1- Sac kavurması
2- Yahni
3- Külbastı, çemen
4- İçli köfte (Araptan gelme)
5- Et böreği
6- Sini köftesi
7- Etli kıyma çorbası
8- Leğen çöreği

Sütlü Aşlar:

1- Döğme çorba:

Buğday dibekte döğülür. Kabukları çıkar, sonra kaynatılır ve sütle karıştırılarak meydana getirilir.

2- Yarma:

Buğday eltaşında yarılır, yarma olur, sonra sütle pişer. Buna yarma sütlü çorba denir.

3- Kelpeşir:

Süt pişerken içine ekmek doğranır ve buna kırmızı biber eklenir.

4- Sütlü:

Süt, pirinç, şeker (veya tuz) beraberce kaynar ve koyulaşır. Soğuyunca yenir.

5- Sütlü pilav:

Bulgur süt ile kaynar pilav olur.

6- Sütlü kabak:

Kabak biraz suda pişer ve üzerine süt dökülür, içine biraz kırmızı biber konur.

7- Bulamaç:

Süt kaynamaya konurken içine un eklenir ve karıştırılarak koyu bir gıda meydana getirilir.

8- Muhallebi:

Süt kaynar, içine pirinç unu ve şeker konur, koyu bir tatlı olur. (Bunun tuzlusu da olur).

Çorbalar:

1- Sütlü çorbanın sulusu
2- Kıyma çorbası: Altlı üstlü yufka hamur içine löğme et konur, ince ince kesilir. Kaynar suya atılarak pişirilir.
3- Tutmaç: Bir miktar unun içine su konur, karıştırılır ve leğen içine ufalanır, oğulur, sonra içine bir miktar yayla otlarından konur. Kaynar suya atılır, üzerine sarımsaklı yoğurt dökülür.
4- Tatar hamurunun içine et, soğan, kara biber konur. Sıcak suda kaynatılır. Üstüne sarımsaklı yoğurt dökülür.
5- Mantı: Hamur parçaları içine et konur ve yağda kavrulur. Sonra tatar hamurunda olduğu gibi pişirilir.
6- Tovga: Buğday yarması, et, kekik otu yoğurtla kaynar; yemek meydana gelir.
7- Ayran: Yoğurt yanlıkta döğülür, yağı alındıktan sonra kalan suya ayran denir. (Bu gibi yemekler fakirler tarafından yapılır).
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BİNBOĞA VE NURHAK DAĞLARINDA YÜRÜKLER ARASINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 04:21

Et yemekleri:

1- Saç kavurması: Et doğranır ve ekmek sacının içinde kavrulur. Kavurmanın ortasına bulgur pilavı konur.
2- Yahni: Et doğranır ve içine soğan katılır, suda pişirilir. Sulu ve bol soğanlı yemek meydana gelir.
3- Çemen (Külbastı): Doğrudan doğruya ızgara demektir.
4- Sini köftesi: Bulgur hamur edilir, içine kavrulmuş kıyma konur. Fırında veya saç altında pişirilir.
5- İçli köfte: Bulgur hamuru içine soğanla ve yağla kavrulmuş et kıyması (döğmesi) konur. Bunlar elma gibi yuvarlanarak suya atılır ve çok kaynatılarak pişirilir.
6- Etli kıyma çorbası: Et kıyılır ve hamurla oğulduk-tan sonra kaynar suda pişer. Buna etli kıyma çorbası denir.
7- Leğen çorbası: Hamurun içine kavrulmuş et ve soğan konur ve el büyüklüğünde kesilerek tepsiye dizilir. Üzerine kızgın saç konur, pişer.
8- Et böreği: Hamurun içine döğülmüş et ve kavrulmuş soğan konur. Fırında veya saç altında pişirilir.
9- Kölle: Darı unundan yapılan bir çeşit kaçamağın ismine kölle denir.

A- Ekmek Hazırlama Aletleri:

1- Sacayağı: Sayacık
2- Sac (Saçık küçüğüne pıranık denir, en eski ismi budur), saç küçüğünün üstü kulplu olanına kapak denir. Eskiden bu alet topraktan yapılırmış.
3- İteği: Ekmeklerin altına serilen bez.
4- Ekmek Tahtası: Senid-Hamurun sendirilmesi manasındadır. Yani rutubetinin biraz alınması.
5- Oklava
6- Evregeç: Ekmek çevirmeye yarayan ince tahta.
7- Hamur leğeni: Teş, leğençe.

Ekmeklerin Çeşitleri:

1- Hamur
2- Ufra: Hamurun üzerine ekilen un. Buğday hamurunda genellikle arpa unu kullanılır; çünkü, hamurun açılmasına daha çok yardım eder.
3- Beze: Hamurun top top edilmiş parçaları
4- Bezdirme: Top top olmuş bezlerin on santim çapında pide haline gelişi.
5- Bazlama: Pidenin iki misli kadar büyütülmüş cinsi.
6- Ekmek: Yufka halinde, 80 santim çapında.
7- Şepit: Bazlamanın daha büyük cinsi.
8- Bükme: Sekiz numarada büyük ekmeğin üç parçaya bükülmesi. Yola gidecek yolcuya yapılır. Yolcular ve çobanlar bunu heybelerinde bulundururlar.
9- Sıkma: Soğan ve peynirden ibaret piyazın bazlamanın veya bezdirmenin içine konup sigara sarar gibi sararak meydana gelen yiyecek.
10- Yağlı ballı: Ekmek yapıldıktan sonra pekmez ve bal (şekerle de olur) yağla ısıtılır. Bezdirme veya bazlama hazırlanan bal ve tatlı kabına doğranarak bu yemek meydana gelir. (Bu, en sonra yenen yemeklerdendir).
11- Çekme: Büyük ekmeği sıcak sıcak silindir haline getirmektir.
12- Tutmaç: Bazlama saç üzerinde ısıtıldıktan sonra çekme haline getirilir. İstenildiği gibi bıçakla veya smda (makas)yla ufak ufak kesilerek parçalarıyla çorma yapılır. (Bir çeşit erişte gibi olur.)
13- Kömme: Leğende veya herhangi bir kapta bulaşık halde kalan hamurların ziyan olmaması için yumurta biçimine getirilip ekmekten sonra kalan ateşli külün içinde pişirmektir. Çocukların sevdiği bir yiyecektir.
14- Yağlı: Bazlama ve bezdirmenin sıcakken üzerinin yağlanmasıdır.
15- Un çorbası (Ummaç): Bulamaç ismini alır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BİNBOĞA VE NURHAK DAĞLARINDA YÜRÜKLER ARASINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 04:25

YÜRÜKLERDE DERİCİLİK

Bütün ömürlerini çadır içinde geçirmek zorunda kalan Yürükler arasında dericilik (Tabaklık) işi ilkel dericiliğe örnek sayılır.
Göçebeler, kullandıkları eşyaların dayanıklı, sağlam, konup göçmeye elverişli ve portatif olmasını baştan düşünmek zorundadırlar. Onun için eşyaların daima bu cinsten olması aranılır. Yürükler koyun, keçi, sığır ve avladıkları av derilerinden birçok eşya yaparlar. Bu eşyalar; posteki, çarık, kocuk, sofra, su tuluğu, yanlık, su kovası ve dağarcık gibi isimler alır. Bunlar, çadırın içinde müstakil ve manalı birer mobilya halinde hala Çukurova Yürükleri arasında kullanılır.
Yürükler iki türlü deri imali bilirler; bunların birincisine "TABAK", ikincisine "EY" derler.

Birinci çeşit tabaklamayı post ve sofra gibi düz, yayılacak ve asılacak derilere yaparlar. Yürüklerde tabakçılık genellikle şöyledir:
Tabaklanacak deriler tüyleri yere ve içi dışarı gelmek üzere ağaç kazıklarla toprağa gerilir. Üzerine bolca tuz serpilir. Eğer bu derinin yumuşak olması isteniyorsa, deri, üç gün tuzda piştikten sonra bir miktar şap tozu derinin üzerine serpilir. Bunun üstüne ılık süt dökülür. Bıçak gibi yontulmuş bir ağaç parçasıyla yaş derinin içi kazınır ve temizlenir. İkinci defa tuzlanır. Üç gün daha güneşte kaldıktan sonra tuzu iyice silinir ve üzerine yağ konarak-derinin içi iyice oğuşturulur. Tabak işlemi şimdi tamamlanmış olur. Böylelikle tabaklanan deriler çok yumuşak olduğu için aşirette buna "Fındık kabuğuna sığan tabak" derler.
Bu deriler namazlağ (seccade), sofra ve oturma ile kaplan derilerinde olduğu gibi at cinslerine yardım edecek aletlerde kullanılır.
(EY) işine gelince; hayvanın derisi bütün olarak çıkarılır ve içine zahire konacak şekilde deliksiz olmasına önem verilir.

EY YAPMA USULÜ:

Deri güzelce yıkanır. Tabakta olduğu gibi iç tarafı tuzlanır. Güneşte üç gün kaldıktan sonra Ey reçetesi hazırlanarak tulumun içi bu eriyikle doldurulur.

Ey eriyiği şöyle meydana gelir:

1- Çevt tozu (dövülmüş palamut tozu demektir).
2- Sakızlık ağacının gök yaprakları (sakızlık Melengiç yani Antep fıstığının aşılanırtamışı; yabani fıstık ağacı. Gök yaprak ise yeşil yaprak demektir).
3- Pırnar ağacının kabuğu soyuldukdan sonra ağaç
kısmının dövülmüşü.
4- 15-20 adet mazı çekirdeği.
5- Bunlar su dolu bir kazının içine atılır, iyice kaynatılır. Bu soğuduktan sonra "ey" yapılması kararlaştırılan tuluğa doldurulur. Ey eriyiği dolu tuluğun üzerine bir tahta ve tahtanın üzerine ağırca bir taş konur; bir hafta çadırın bir köşesinde kalır. Bu işe BASTIRMA ismi verilir. Sonra, eriyik dökülür, bir ay kadar içine su doldurulur. Ondan sonra da ey işi bir defa daha tekrarlanır ve bundan sonra tulumun üzerindeki kıllar kolayca sökülmüş olur.

Güney yurtta tuluklar keçi derisinden yapılır. Bunları en iyi yapanlar Tahtacı Yürükleridir.
Alaçık çadırlar ve Boranlı evlerden bir tip.

Yürükler ey yaptıkları tuluklara dağarcık, su tuluğu, yağ ve peynir tuluğu ismini verirler. Her çadırda bunlardan beş on tane bulunması hatta çeyiz olarak bile verilmesi adettir.

Resim

Resim

Resim
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BİNBOĞA VE NURHAK DAĞLARINDA YÜRÜKLER ARASINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 04:28

DAMGALAR, RAKAMLAR, MOTİFLER

1- Güney yurt halkı arasında rastladığımız damga ve işaretleri tespit etmekteyiz. Bunlardan rahvan at damgasıyla Gaziantep bakalları arasında babadan oğula kalmış demir damgalar hakkında Milli Eğitim Bakanlığı'nın çıkarmakta olduğu "Türk Tarih Arkeologya ve Etnografya Dergisi "isimli eserin üçüncü sayısında ve 193'üncü sayfasında genişçe bilgi vermiştik. Bu damgaların bir klişesini de kitabımıza geçiriyoruz (Bak. sy. 758). bu damgalar hakkında bilgi isteyenlerin yukarıda adı geçen dergiye başvurmalarını uygun buluyoruz.

2- Binboğa'dan inerken Elbistan'ın Sevin köyünün Kuru kandil yaylasında tahtadan yapılmış su kapları (Külek) gördüm. Yine demirden yapılmış ve kızdırılarak basılmış damgalara rastladım. Bu damgaların 1 numaralısı Durdu Ağa'nın evinde, 2 numaralısı Çalık Hasan ın evinde su küleğinde, 3 numaralısı Abdullah'ın evinde, 4 numaralısı Mevlut Kahya'nın çadırındadır.

3- Yaptığımız araştırmalarda okuma yazma bilmeyen halkın kullandığı hesap işaretleri gözümüzden kaçmamıştır. Güney yurdunda okuma yazma bilmeyen bakkal, bançıvan ve buna benzer işçiler kahvelerde oyun oynayanla kullanılan bu rakam işaretli çok enteresandır. Yaptığımız soruşturmaya göre bu işaretler Kıbrıs, Irak ve Suriye'de de aynen kullanılmaktaymış.

Resim
Bay muhtar Göğüs: "Orhan, Yenisey abidelerinin üzerindeki yazılarla bazen benzeyiş, bazen tıpkılık gösterir"
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BİNBOĞA VE NURHAK DAĞLARINDA YÜRÜKLER ARASINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 04:35

4- KİLİM MOTİFLERİ "YANIŞLAR"

4- Yürükler arasında motiflerin isimlerine "Yanış" ve "Çekipi" deniyor. Gerek tezgahlarda ve gerek elde ve kasnaklarda işlenen bu nakışların hepsine birden "Dokuma Yanışları" ismi verilir. Ancak, dar olarak dokunan kolanlar özel olarak "Çekipi" diye isim alır.

YÜRÜKLERDE DOKUMA TAKIMLARI

Yürüklerde dokumacılık,belli başlı ve önemli işlerdendir. Özellikle bu ilkel aletlerin, maddi etnografyanın en orijinalleri olması bakımından etnografya alemlerinde korunması gereklidir. Bunların yalnız resimlerinin değil, yürükler çalışırken aletin bizzat kendisinin satın alınarak saklanması da ayırca incelemeye değer vermiştir.

Bu bahse girecek aletler yalnız dokuma işlerinde kullanılanlardır ki, bunlar da; yün tarağı, yay, kirmen, teşi veya İğ, çıkrık, Tecçe, ilgidir, kolan tezgahı, Istar, mutaf tezgahı, çolha ve çırçırdan ibarettir.

1- YÜN TARAĞI:

Belirli mevsimlerde koyun, keçi develerin yünleri kırkıldıktan sonra bu yünlerin bir kısmı çadırlarda okuma işlerine ayrılır.
Dokuma için ayrılan yapağılar önce yün tarafında güzelce taranarak çepelleri temizlenir. Yün tarağında taranmış ve temizlenmiş olan yapağılar yün haline konulduktan sonra top top edilerek çuvallara doldurulur.
Türkmen kadınları yapağıyı tararlarken iki ayaklarını tarağın dişlisine doğru açarak oturak tahtasına otururlar. Ve iki elle yapağıyı tarağın dişlerine geçirerek tararlar.

Bakşış aşiretinden Halil Bakşi, yün taraklarının altmış yıl öncesine kadar dişlik denilen tarak kısmının şimşir ağacından yapıldığını ve bunun demir taraktan iyi olduğunu, yün liflerini örselemediğini söylemiştir. Biz, aşiret arasında bu eski sistem tarağı her ne kadar aradıksa da bulamadık. Bugün taraklar ilkel olmakla beraber dişlik kısımları tamamen demir olarak kullanılmaktadır. Taranmış yünlerin top top edilmiş olmalarına "Tomak" denir.

2- YAY:

Taraktan çıkan yün tomaklaın düzgün olarak ve parça parça, şehirlerde "Pamuk atacak veya hallaç" ismi verilen bu aletten geçer ve atılır.

Yay, şehirlerde kullanılan aletten daha basittir ve Yürüklerin kendilerinin yaptıkları bir alettir.
Bu aletin bünyesini eğri değnek teşkil eder. Bu eğri değneğe kiriş germek için konulan tahtaya "dayandıra" denir. Bu dayandırak, koyun barsağından çekilip yıkanmış, gerilmiş ve yayın ucuna yaşken bağlanmış kirişin kuvvetini arttırmış olur. Bundan sonra yürük kadını, atacak veya "ilahat" denilen iki ucu tokmaklı odunu yaya vurarak bu yayın altındaki taraktan çıkan yünlerin liflerini açar ve yanındaki "çırpı veya çıbık" ile lifleri açılmış yünleri hafifçe döverek düzgün bir top haline kor.

Taraktan ve yaydan geçmiş olan yünler artık iplik haline girme kıvamını bulmuş olur.

3- KİRMEN:

Bu aletin yaygın ismi bütün Anadolu'da (Kirmen)'dir. Alet, çınar ağacından bir mile geçirilmiş dört kanattan meydana gelir. Kirmen ile yün ve pamuk iplikleri hazırlanır. Bu işe yün eğirme, pamuk eğirme ismi verilir.
Yünden bükülmüş ipliklere "Yün ip", keçi kılından bükülmüş iplere "Kıl ip", pamuktan bükülmüş ipliklere de "Pamuk İp" denir. Pamuk ipinin biraz kalınca eğrilmiş olanlarına "Tırlık" derler. Tırlıklar kilim ve savan ile çuval işlerinin alt kısmında kullanılır.

Kirmen ile bükülecek iplerin yünleri sol kol bileğine bilezik gibi geçirilir ve sağ el ile kirmen döndürülür. İp, büküldükten sonra kirmenin kanatlarının üstüne sarılır. Yürükler gezginci oldukları için genillikle bu usulü takip ederler.

Kirmenle ip bükme ve eğirme Yürüklerde erkek ve kadınların ortak işlerindendir. Çok zaman kışın giyilecek çoraplar bile obanın erkekleri tarafından örülür. Bu işi yalnız biraz ihtiyarlamış adamlar yaparlar. Delikanlılar daha ağır işlerle uğraştıklarından ne kirmen bükerler, ne de çorap örerler. Yaylalarda birçok ihtiyar deve güder, türkü söyler. Bununla beraber ellerinden kirmeni bıraktıklarını görmedim.

4- TEŞİ VEYA İĞ:

İğ veya teşi ismini alan bu aletin gördüğü iş kirmeninkinin aynıdır.
Orta Anadolu ile Doğu Anadolu'da çokça kullanılan bu alet, güney yurt yürüklerinde yok denecek kadar azdır.
İğ veya teşi ile bükülecek ipler kirmende olduğu gibi ya bileğe geçmiş yün demetinden veya bir sırığa bağlanmış olan yünden eğrilir. Sırığın boş ucunu koltuk altına veya belkuşağına geçirmek adettir. Sırığa geçen yün veya pamuğun ismine EGİRMELİK ve sırığın ismine de SAP denir. Bazen, yalnız yerli köylerde oturarak çalışmaya alışkın kadınlar sapın dibine bir tahta ekleyerek bu tahtanın üstüne oturmak suretiyle sapı sol koltukları altına geçirirler. Bu tahtanın ismine de OTURAK denir.

5-ILĞIDIR:

Kirmen, İğ veya Teşi'den çıkmış iplikler top haline konur. Bükme işi tamamen bittikten sonra sıra Ilğıdıra gelir.

Uğıdır, aynı zamanda bir iplik ölçüsüdür. Buna top halindeki ipler dolanarak dokunacak kumaşın sarfiyat miktarı da tayin edilmiş olunur. Taban ismini alan tahtanın üzerine "gergi" ismiyle konulan iki değneğin arasına sarılan iplikler yürük kadınlarının dokuyacakları eşya için çok güzel bir ölçüdür. Burada birleşen iplikler çıkınca meydana gelen çilenin ismine aşiret GÜLEP ismini verir. Bu gü-lep boy bakımından dokunacak kumaşın birimidir.

6- TEÇÇE:

Ilğıdırdan çıkan iplik Teççeye geçtikten sonra KELEP ismini alır. Çıkrığın işlemesine biricik sebep olan buteççe, iplik kelebini çözmeye yarar. Bu alet, kalınca bir odundan kaideye dik olarak yerleştirilmiş bir eksenin etrafında kolayca döner. Ve çıkrığa bağlı olan ipliğin ucu tezgahlara girecek mekik makaralarını hazırlar. Antakya dolaylarında Teççenin ismine "Gülecen ve Kelepçen" denir.

7- ÇIKRIK:

Kirmen, teşi veya iğ ile bükülmüş, teççeyle ılğıdırdan geçmiş, kelep olmuş ipleri masura yapmaya yarayan bu alete bütün Anadolu'da ÇIKRIK denir. Bazı yürükler de bu alete ÇARK ismini vermiştir. Bu alet, ağaç, kanat, koçak, mil ve yastıktan meydana gelmiştir. Kaidesi sağlam bir oduna yerleştirilmiş ilkel bir çarkın dönmesiyle yatakta hazırlanmış demir mil de döner. Mil, yani masura saracak kamış döndükçe, teççeden dönerek çözülen iplik bu kamışa sarılır ve masuralar meydana gelir. Bu masuralar tamamen bittikten sonra dokuma işine başlama zamanı gelmiştir. Bundan sonra tezgahlara geçebiliriz. Yalnız Yürükler tezgahın ismine TEZGEH dedikleri için yazacağı- mız isimlerin kendi deyişlerine uygun olması için kelimeleri aynen kullanacağız.

8- KON TEZGAHI:

Yürüklerde genellikle sonradan yerleşmiş aslı göçebe köylerde kısmen ve pek eski yerli köylerde seyrek olarak kullanılan bu aletin ismine "Kolan veya Kon" tezgehi ismi verilmektedir. Bunların en ilkel olanına Orta Anadolu'da Dolak, Güney Anadolu'da Yer ıstan, Doğu Anadolu'da yer tezgehi ve Kürtçe konuşan Türkler arasında ise KONİ, ve TEVEN ismi verilir. Bunda dar kumaşlar dokunursa dokuma ÇEK İPİ ismi alır.

Şimdilik dünya etnografya müzelerinde bir eşi bulunmayan bu tezgahın iki çeşidi vardır:

1- Kolan tezgahı ismini alan tezgahtır. Bu tezgah karşılıklı direklere tek kat olarak bağlanan, istenilen ölçüye göre boy salan tezgahtır.
2- Kon tezgahı ise, klişelerde görüldüğü gibi iki direk arasında uzun şeyleri dokumaya yarayan ve sarma iplerden meydana gelen tezgahtır.

Dört kazığa yerleştirilen iki tevni direği önce iplerin dolanmasına yarar. Sonra, başka iplerle bir altlı, bir üstlü bir tarak yapılarak gül ağacına geçirilir. Dolanmış uzun ipler bu tarak sayesinde ikiye bölünür. Tarağın üzerine konulan bir kamış bunun açılıp kapanmasına yardım eder. Tarağın açılıp kapanması ve ipliklerin aşağı yukarı açılması için bir sehpa kurulmuştur. Bu sehpa gül ağacı ve tezgah tarağını gerginleştirmeye yarar.

KON TEZGAHI

1- Kazık,
2- Tevni odunu,
3- Gül ağacı,
4- Dezgeh yahut tarak deyneği,
5- Bunun da adı beştir,
6- Çatma yahut üç ayak,
7- Mekik,
8- Darpışt
9- Köşeyen,
10- Oturak,
11- Kirkit,
12- Teşi veyahut

13:

A- Mil,
B- Ağırşak.

Bundan sonra "Beş" ismini alan bir tahta vardır. Bu tahta aşağı yukarı çıkan ve masurayı gezdiren iplerin arasında tarak gibi dokumayı sıkıştırmaya yarar. Beş aletinin yanı sıra dokunan kumaş bir kere de kirkitle sıkıştırılır. Bu alette masuranın ismi çalışırken mekiktir. Uzun ipler aşağı yukarı inerken mekik her açılışta aralarında geçer. Eğer işlenen kumaş renkli ise, bu mekikler renk adedine göre çoğalırlar. Tarağın arkasında yuvarlak bir değnek daha vardır ki bunun ismine "Darpışt" denir. Darpışt daima ipliklerin karşılıklı açıklığını sağlamakla beraber ip koptuğu zaman ucunu göstermeye de yarar. Tezgahın en sonunda kadının oturacağı şilte veya çuval gibi bir şey vardır ki, buna "oturak" derler.

Bu aleti ilk defa Gaziantep'in Pazarcık yaylalarında gördüm ve fotoğrafını çektim. Anadolu'nun çeşitli yayla bölgelerinde hala kullanılmakta olan bu ilkel dokuma aletinin örneklerine Kerkük, Musul, Van, Bitlis, Maraş ve Toroslarda rastlanır.
Türkmen Yürükleri genellikle çadırlarını Kon'da dokurlar. Kona benzeyen tek atkılı kolan tezgahı da tıpkı kon gibi dokunur. Bugün yürükler arasında en çok ÇEKİ-Pİ dokuyan kolan tezgahı kullanılmaktadır.

Resim
Pazarcık yaylalarında kon tezgahı çalışırken.

9- ISTAR TEZGAHI:

Kilim, çuval, heybe namazlağ vs.'yi dokumaya yarayan bu aletin iki yan direği ile üst ve altında iki yuvarlak ağacı vardır. İplikler alt ve üst ağaca dolandıktan sonra (D) direği iplikleri biri alta, biri üste olmak üzere çaprazlama geçirir. Ve örme vaziyetini almış olur. Yukarı bazuya bir ağaç daha geçer. Bu ağaca askı denir. Sonra aşağı bazuya daha ince bir ağaç geçerek dokunan kumaşı gerer. Buna "çondar ağacı" denir. Bu iş bittikten sonra kadınlar, ezbere bildikleri modelleri hafızalarına yerleştirerek parmaklarını renkli ve küçük iplikler üzerinde işletmeye başlarlar. Her ip geçirişte Varan-Gelen ağacını gevşetme ve sıkma suretiyle kumaşın motifini tespit ederler.

Bütün güney yurt oymaklarının yaylalarda ve kışlalarda önemli bir iş aleti olan bu tezgah sayesinde elbise, un ve azık çuvalları, heybeler ve kilimler dokunur.

10- MUTAF TEZGAHI:

Istar ile Kon tezgahının ayrıntıları birleştirilerek meydana getirilmiş olan bu alet, ıstar gibi dikine fakat kırkbeş derççe meyilli kurulmuştur. İplikler ıstarda elle altlı üstlü geçirildiği halde, bu tezgahta iplikten yapılmış tarak vasıtasıyla bu külfet hafifletilmiştir. Mutaf tezgahlarından Adana ve Tarsus şehirlerimizde yalnız birer tane kalmıştır. Bu tezgahlarda pamuklu dokumalar ve kıl çulları dokunmaktadır. Mutaf tezgahlarını bugün yalnız erkek ve ihtiyarlar kullanmaktadır. Vaktiyle Çukurova dokumalarının büyük bir kısmının bu tezgahlarda dokunduğu söylentilerden anlaşılmıştır.

Kitaba geçirilen resimler halen işleyen bir mutaf tezgahıdır. Tarsus'un Adana caddesinde ve Ocak mektebi karşısında çalışmakta olan bir ihtiyar, bana gençliğinde bu tezgah sayesinde çok kazançlar sağladığını yana yakıla anlatmıştır. Halen dokumakta olduğu kumaş kırmızı beyaz yollu bir çuval örneğidir. Pamukçu olan bu bölge halkı çuvalların içine pamuk kozası ve çırçırdan geçmiş pamukları doldurup pazara getirirler.

11- ÇULHA:

Türkmen Yürükleri arasında en modern dokuma aleti çulhadır. Bu tezgahta iç çamaşırı ve kibar dış salta (Yakasız iliksiz, kolları bolca bir çeşit kısa ceket), don gibi kumaşlar dokunur. En düzgün kumaşlar bu aletle elde edildiği için aşiret çulhaya (Görenek tezgehi) ismini de verir.

Pamuğun çekirdeğini ayırmaya yarayan bu alet çırçır fabrikalarının başlangıcı olan ilkel bir halk makinesidir. Bölgemizin en çok dağ köylerinde hala kullanılmakta olan çırçırlar, halk arasında, Mavri koza denilen iri pamuk kozalarını çıkarmaya yarar. (Evliya çelebi bölgemizdeki pamukların ismine pembe der).
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BİNBOĞA VE NURHAK DAĞLARINDA YÜRÜKLER ARASINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 04:36

Resim
Şehirde bayram yapan Yürük

GÜNEY YURTTA ORTAK VE YAYGIN İNANÇLAR

Urasalar, Sanakalar, Parpılar


Hastalıklar, nazarlar, uğraklar için yapılan tılsımlarla kurşun dökme, kömür söndürme, mum dökme ve üzerlik yakma gibi kocakarı tedavilerinin ismine "Urasa" denir.

Urasa grubuna giren halk inançlarından bazıları şunlardır:

Mesela, dolu yağarken sokağa bir demir parçası atılması sarılığa yakalananın yüzüne habersizken tükürülmesi, meyve vermeyen ağaca balta ile hücum ederek "Bırak şunu keseyim" deyip atılması, gebe bir kadının bir taş alıp meyve vermeyen ağacın dibine yerleştirmesi.

SANAKA:

Urasalarda Türkçe olarak okunan temenni ve duaların ismine "Sanaka" derler. Mesela; "Elemtere fiş kem gözlere şiş" temennisi bir sanakadır.

PARPI:

Bir aletle çizgiler ve dağlamalar gibi insan ve hayvan vücuduna ameliyat yapmanın ismine "Parpılama" denir. Mesela, başı ağrıyanların şakaklarını sarılık hastalıklarına karşı bir ustura ile çizmek, dalak kesmek, uğur dövmeleri yapmak gibi şeylere Parpı derler.

URASALAR:

Güney yurtta sayılamayacak kadar çok urasa vardır. Ben bunlardan toplayabildiğim birkaç tanesini sunduktan sonra en meşhur olan kömür söndürme, kurşun ve mum dökme usul ve adetlerini bizzat uzmanından gördüğüm gibi anlatmaya çalışacağım. Fakat bundan önce şu urasaları gözden geçirelim.

1- Sevindirik Urasası:

Gerdeğin ilk gecesinde iktidarsızlık gösteren erkeğin bu hastalığına "Sevindirik" derler. Bunun urasası; hastayı çok kızmış bir kiremit üzerine işetmekten ibarettir.

2- İktidarsızlığın daimi olanına "Ev olamıyor" denir. Bunun urasası o adama bir çelik zırh gömlek giydirmektir.

3- Çok ağlayan çocukların urasası:

cuma günü öğle vakti anne veya babasının çocuğun ağzına pabuçlarının tersi ile vurmaktır.

4- Köstek Kırma:

Yeni yürümeye başlamış çocukların ayaklarına bir simit çöreği geçirerek, çocuk emeklerken o çöreği ayağında kırmak çocuğun çabuk yürümesi için bir urasadır. Bunun ismine köstek kırma denir.

5- Şirinlik Urasası:

Yeni evlenecek bir erkeğe alacağı kızın karnına veya aletine sürtülmüş bir şeker parçasından yapılmış şerbeti içirmek "Şirinlik" urasasıdır.

6- Gelinin başında şeker kırmak ve pekmez gezdirmek de yine "Şirinlik" urasasıdır.

7- Donmayan ve olduğu gibi kalan ölülerin üstünde bir oklava kırmak ve karnının üstüne birbıçak veya demir bırakmak meşhur bir urasadır.

8- Dolu yağarken avluya bir bıçak atmak dolunun hemen kesilmesine yarayan bir urasadır.

9- Nazardan ileri gelen baş ağrısı için hastanın ovucuna bir miktar tuz ve ekmek vermek, bunları ağrının bulunduğu bölgede gezdirdikten sonra ateşe atmak şifa urasasıdır. (Bu tedavi hayvanlara da uygulanmaktadır.)

10- Köpeğin uluması sırasında evde bir ayakkabıyı ters çevirmek urasadır.

11- Albistan'da Şeyh Abdurrahmanzadelerin evinde bir ardıç direği vardır. Kadınlar bu direğin etrafında mevlüd okutarak dilekte bulunurlar.

12- Dağ tepelerinde bulunan ziyaretlere, babalara dilekte bulunurken çaput (paçavra, bez) bağlanır. Dilekte bulunanın dileği kabul olursa, o kimse çaputu çözüp yerine kurban keser.

13- Pazarcık ve Mülk köyleri dolaylarında biri öldüğünde ölünün gömüldüğü yer köyün güneyinde ise, kadınlar köyün kuzeyine çıkarak tarlaların birinden ağlaya ağlaya taş toparlar ve bu taşları bir kenara yığarlar. Bu işe "Düştü" ismi verirler ki, bu inanış bir çeşit ağıttır. (Bu işlem her kimin tarlasına rastlarsa o adam, tarlasının temizlendiği için sevinir).

14- Haylanma:

Yürüklerde al basma hastalığının bir ismidir. Doğan çocuğun yanına bir ayna koymak urasasıdır.

15- Yeni doğmuş çocuğun haylanmaması için baş ucuna bir tane "at kemiği" asmak urasadır.

16- Al basmaması için lohusalara 5 veya 7 gün su içir-memek ve yağla pekmezden başka bir şey yedirmemek urasa sayılır.

17- Nefsenin haylanmaması için bir hafta kadar evin bütün kaplarının ağızları örtülür. Bunun sebebi "Al ana" denilen hayali yaratığın eve geldiğinde ortada su bulup lohusaya zarar vermemesi içindir.

18- Haylanmamak için lohusa olanı bir hafta yanmış süpürge ile süpürmek urasadır.
Şambayadı köyünde Tahir Ağa'nm odasında misafirim. Burada Torun Hacının el yazması bir kitabı varmış. Onu aradım fakat bulamadım. Köy, Behisni'nin üç saat güneyinde Beydili köyünün doğusunda sulak ve verimli bir köydür.

Bu köyde not ettiğim urasalar şunlardır:

19- Cuma gecesi bir evi süpürmek gerekirse önce süpürgeyi biraz ateşte yakarak şunu okurlar: "Bu ev, benim evim değil, sahibinin evi." Sonra süpürürler.

20- Köstü:

Köstebeğin buralarda bir ismi de köstüdür. Bir adamın gece yastığı başını ağrıtırsa o adamın tedavisi için köstebek öldürmüş bir adam bulunur; başın ağrıyan yerleri o adama masaj ettirilir.

21- Öksürük taşı:

Bu civarda, daha çok Nurhak'taki çocukların başlarında boyunlarında renkli taşlar vardır. Bunların manasını sordum. Meğer bu taşlar çocukların öksürükten kurtulmaları ve tutulmamaları için bir urasaymış.

22- Gülek yaylasında İbrahim Paşa tabyalarının yanında delik bir kaya vardır. Buna halk "Öksürük deliği" ismini vermiştir. Öksürüğü olanların bu delikten geçmeleri urasadır.

23- Nurhak dağı dolaylarında tilki kutsal hayvanlardan sayılır, kurttan daha uğurlu olarak tanınır. Bunun kıllarından tütsü urasaları da yapılır.

24- Hıltan:

Diş karıştırmaya yarayan bildiğimiz ot çöpüdür. Alevi Nurhaklılar bu otu tavşan kadar fena sayarlar. Ve evlerine koymazlar.

25- Hiçbir evden gece vakti dışarıya veya komşuya ateş, tencere, kazan verilmez. Bunu her kim verecek olursa, o evden mutlaka bir cenaze çıkar inancı hakimdir. Kaza olursa, taş üstüne taş koymak ve etrafına tükürmek, urasadır.

26- Bir evden ölü çıkarsa üç gün, üç gece ateş yakılmaz. Yakılmış olsa da, dışarı çıkarılmaz. Buna ölü urasası derler.

27- Katır:

Katırın doğurması çok uğursuzdur. Eğer bir katır kazara doğurmuş olsa katırı yavrusu ile öldürmek urasadır.

28- Sakal öpmek:

Binboğa'da, daha çok Nurhak dolaylarında evlenecek adamlar sakal salarlar. Bu sakal bırakmak bir merasim ve düğüne bağlıdır. Sakal salanın düğün ziyafetinden sonra sakal öpme merasimi yapılır.

29- Nisan yağmuru:

Nisanda yağan yağmurun altına kızlar toplanır. Başlarını ıslatırlar. Çünkü nisan yağmuru saçları uzatır. Aynı zamanda çocuğu olmayan kadınlar bu yağmurun suyunu içerler. Ve çocuklarının olacağına inanırlar.

30- Su aygırı:

Göksunlu öğretmen Hasan Bey anlatıyor: "Göksun'a giden Eğerbeli yolunda alabalıklarıyla meşhur Tekir suyunun gözü 200 metrelik bir alanı kaplar. Hem bu suyun derinliği de pek çokmuş. Köylüler, bu suyun o derin gözünde bir aygır bulunduğuna inanırlar.

Vaktiyle bu pınarın etrafında bir kısrak yayılırken kaynaktan bir aygır çıkmış ve kısrağı aşmış. Kısrak çok güzel bir tay doğurmuş. Bir yıl sonra kısrak tayla birlikte tekrar pınar başında otlarken aygır sudan çıkmış ve tayı yelesinden yakalayarak suya çekmiş, bir daha görülmemiş diye bir halk efsanesi söylenir."

31- Üzerlik urasası:

Tarsus'un en eski ailelerinden Nakipzadelere ait elli yaşlarında Emine Hatun'dan dinlenmiştir: "Üzerlik urasası nazarlanmış (nazar değmiş), cin, periye tutulmuş, korkmuş olanlara iyidir. "Buğu olmak için hastaya üzerlik yakılarak tütsü yapılır.

Reçetesi şudur:

1- En aşağı yedi tane üzerlik,
2- Üç tane çörek otu,
3- Üç tane kekik otu
4- Üç tane tuz,
5- Bir kıymık balmumu.

Bu beş madde bal mumu ile ezilerek bir hamur yapılır ve ateşe atılarak buğusunda hastalar tütsülenir.

Emine Hatun diyor ki:

"Bu tütsü çok smağlı"dır. Üzerlik eriyiği ateşe atılırken hatun şu sanakayı okudu: "Üzerliksin havasın, her sayrıya devasın, arslan Ali Mürteza'nın zülfükarın kurtaransın. Bizi yavuz dilden, kem gözden, cinlerin perilerin, devlerin şerlerinden emin eyleyen sensin."

32- Kömür söndürme, kurşun ve mum dökme urasası:

Emine Hatuna bir çocuk getirerek yaptırdığım urasa şöyledir. Emine Hatun urasaya başlarken "Niyetim kuşluk, sen ver dişlik" diye bir sanaka okudu ve bu işe ait malzemeyi ortaya koydu:

Kurşun urasası malzemesi:

1- Bir elek (içine şunlar konmuştur:)
2- Üç parça ekmek.
3- Bir balar kase su.
4- Kase ve suyun içinde bir iğne.
5- İçlerine birer miktar tuz konmuş üç kaşık.
6- Bir ayna.
7- Birbaş soğan, birbaş sarımsak.
8- Üç çıbık gül dalı (Herhangi dikenli bir bitki de olsa olur)
9- Bir topak şeker
10- Bir makas.
11- Bir Kuran

Sarımsağın soğanla birlikte gösterilmesine bakılırsa bu urasa malzemesinin sayısı on ikidir ve hepsi de eleğin içindedir.

A- Birinci Kurşun:

Getirdiği çocuk arka üstü yattı. Urasacı hatun çocuğun üstüne bir al bez örttü. Mangalda erimiş olan kurşunu sağ eline ve içi çeşitli maddelerle dolu olan eleği sol eline alarak çocuğun başı üstünde birinci kurşunu su dolu kasenin içine döktü. (Birincisi başa dökülür). Urasacı Hatun hem bir şeyler okuyor ve hem de iğrenç ve ürpertici bir surette durmadan geyiriyordu. (Bu geyirtinin okuduğu duanın tesirinden ileri geldiğini öğrendim.)

Suya akan erimiş kurşun suyun içinde çeşitli şekiller almıştı. Kadın kurşunu eline aldı ve inceleyerek geyire geyire:

"Bu çocuk bir arabaya binmiş ve bu sırada kem göze uğramış" dedi ve sözüne devam etti: "Mezarlarda yatan ölülerin dörtte üçü kem gözün uğrağıyla ölmüştür". Kurşunu tekrar havaya atarken ekledi: "Eter lazım." Emine Hatuna eterin ne olduğunu sordum.

Hatun:

"Nazara gelmiş adamı nazardan kurtarmak için kimin nazarına uğradığını öğrendikten sonra o adamın (nazarı değenin) saçından veya elbisesinden habersizce bir parça kesmeli. Ve bu parçayı ateşte yakarak nazara gelmişi dumanında tütsülemeli; buna "Eterleme" derler. Hafif nazar var, ağır nazar var. Bu çocuk ağır nazarlıdır; "Eter" ister."
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BİNBOĞA VE NURHAK DAĞLARINDA YÜRÜKLER ARASINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 04:37

B- İkinci Kurşun:

İkinci kurşun yüreğe dökülür ve tıpkı birinci kurşun törenine bağlı tutulur. Arada hiçbir değişiklik yoktur.

C- Üçüncü Kurşun:

Üçüncü kurşun; bir kimse nazara cepheden uğramışsa kurşun ayağına, eğer bu nazara arkadan ve yokluğunda uğramışsa, arkasına dökülür. Bu gerçek dökülen ikinci kurşunda belli olur fakat bunu işin ustaları, yani urasa yapmaya izinli ve "Ocaktan" olanlar anlar.

Bu arada Emine Hatun dedi ki:

"Kurşun yalnız nazar için değildir. Onu uğrak cin ve peri şerrine de iyi sayarlar."

D- Dördüncü Kurşun:

Dördüncü kurşun yere dökülür. Suya dökülürken birtakım acayip şekiller alan kurşun, yere dökülünce tertemiz bir manzara gösterdi. Şimdi urasacı hatunun besbelli koltukları kabardı. Çünkü hasta tedavi edilmişti.
Ben bazı şeyler sormak isterken ihtiyar hatun kendi kendine "Kurşun bitti, başka bir şey daha soracaksan sor" dedi.

- Kurşun ne günleri dökülür?
- Her gün dökülür, ama cuma günü öğle vakti, cumartesi günü, gün doğarken, pazar günü gün aşarken dökmek iyidir.
- Bacı, başka urasalar biliyor musunuz?
- Daha bitmedi. Kurşun döktükten sonra kömür de dökmek adettir.

Hemen eleğin içindeki su dolu kaseyi eline aldı ve maşa ile mangaldaki kömürleri birer birer suya attı. Tam yedi ateş söndürdükten sonra kaseyi ağzına tuttu, bir yudum su içti ve bir yudum da çocuğa içirdi. Sonra bir miktar suyu eliyle çocuğun göğsüne serpti. Kadına geri kalan suyun ne olacağını sordum.

- Geri kalan suyu gün kavuşurken evin gün batısı tarafında ayak değmedik ve değmeyecek bir yere döker ve "Her ne derdi varsa güneş ile batsın" diyerek arkama bakmadan geri dönerim.
- Bacı, şu eleğin içindekiler ne olacak? dedim.

Hatun:

- Onları da suyu dökerken dökerim. Yani, tuz, ekmek, soğan ve sarmısak da dökülür. Onları kurtlar, kuşlar yerler.
- Eleğin içine koymuş olduğunuz şeylerin bir manası var mıdır?

1- Tuz arılıktır. Bu tuzlardan üç tanesini çocuğun başında doladıktan sonra ateşe atmak iyidir.

Tuzu ateşe atarken şu sanaka okunur:

"El benim elim değil, Fatma Ana'nın eli". Tuz ocakta patladıktan sonra da "Uhruç" duası okunur.

2- İğne düşman gözüne şiştir. Çocuğa nazar çok değseydi bu iğne kurşuna yapışırdı.
3- Kaşıklar iyi saatte olsunlara aş içindir. Kurşundan sonra kaşıklar üç kere yere atılır. Ağzı yukarıya doğru açık gelirse çok iyidir.
4- Dikenli ot, gül dalları ayıklıktır.
5- Şeker ağız tadıdır.
6- Soğan ve sarmısak arılıktır. Acıların geri yana dönmesi içindir.
7- Ayna aydınlığa çıkmadır. Nazarlı çocuğu aynaya baktırmak gerekir.
8- Makasın çocuğun başında dolanması dertlerinin kesilmesine yarar. Artık Urasa tamamen bitiyordu. Emine Hatun gizlice bir şeyler okudu ve bu sanakayı yazdırdı.

Kurşun dökmenin son sanakası şudur: "Köprüden geçenin, eğilip su içenin, dömelip de nın hezere, hüzere, öküz girmiş pazara, kim söylediyse onun gözleri ağara bozara."

33- Çok yeni bir sanaka:

Yaklaşık olarak yüz on yıl önce Mısırlı Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa, Çukurova'yı kuşattığı zaman işçilerin bir buçuk gün tatil yapmalarını ve tatil gününden önceki işlenen yarım gün için tam yevmiye almalarını sağlamış. İşçiler buna sevinerek bir sanaka hazırlamışlar ki, bu sanaka hala şehir pazarlarından bir gün önce okunmaktadır:

"Akşama hürmet, sabaha niyet, ağamıza devlet, kesemize bereket, kolumuza kuvvet, İbrahim Paşaya rahmet, büyüklerimize nusret (Ben bunu Mustafa Kemal'e nusret" diye duydum), kör şeytana lanet, peygambere salavat."
Bu sanaka bir işçi tarafından okunur ve bütün işçiler hep bir ağızdan bu duaya "Amin" derler.

DAĞINIK YEDİ MADDE

1- Peynir Mayası:


Türkmen oymaklarında üç türlü peynir yapılır. Bunların üçü de tuluklara basarak saklanır.

1- Yağlı peynir: Yağı alınmamış halis sütten yapılan peynir.
2- Katıklı peynir: Yarı yarıya yağı alınmış sütten yapılan peynir.
3- Yavan peynir: Yağı tamamen alınmış sütten yapılan peynir.
Bu peynirlerin yapımında maya kullanmak şarttır. Oymaklar arasında mayalar iki türlüdür. Biri bitkisel ve hazırlık niteliğinde olan mayalar, diğeri ise doğrudan doğruya hayvanların midesidir. Yürükler birinci mayanın ismine "Yapma", ikincisine ise "Mal" derler.

Yapma Mayalar:

1- İncir sütü: Bu maya, incir ağaçlarının kırılınca dallarından sızan acı ve akıcı maddeden yapılır. Bu madde beyaz süt halindedir. Bundan bir kilo süte tahminen iki üç damla konup karıştırılırsa o süt peynir olur.
2- Olgunlaşmış bir iki incir, üç dört harnup, bir avuç nohut, bir miktar şap eriyiği güzelce döğülür, macun haline getirilir ve bir yere saklanır. Bu macundan iki üç gram beş kilo süte karıştırılırsa o süt peynir olur.
Bu mayalar tabii maya bulunmadığı zamanlara has-dır. Tabii maya varken bu mayaların kullanılması adet ve iyi değildir.

Tabii Mayalar:

Yürüklerde daimi olarak kullanılan peynir mayaları koyun ve kuzuların midelerindeki maddelerden sağlanır.
1- Ölen kuzu ve koyunların mideleri güzelce tuzlanarak saklanır. Peynir midelerin içindeki maddelerden mayalanır.
Süt emen ve daha ot yemeye başlamamış kuzuların ismine "Emlik" denir. Emlik bir kuzu ölünce hemen yalnız sütten ibaret olan midesi alınır. Bu gibi kuzuların midelerinin ismine "Kursak" denir.
Kuzu kursaklarından yapılan peynirler yürükler arasında çok gözdedir. Çünkü bunların mayası yine süttür. Hele keçi oğlağının kursağı kuzununkinden daha değerlidir. Çünkü keçi oğlağının kursak mayasının peynire ayrıca bir de çeşni eklediği söylenir.
2- Ölen koyunların da mideleri kuzularda olduğu gibi saklanır. Bunlara "Sarkanak" ismi verilir. Sarkanaklar-dan yapılan peynirler kursaktan yapılandan iyi sayılmaz. Ve daima bir ihtiyaç olmayınca kendi yiyecekleri peyniri sarkanak mayasıyla hazırlamazlar.
3- Sığır sarkanağı da peynir mayası için tuzlanıp saklanır. Fakat sığır sarkanağmın maya olabilmesi için içine bir miktar nohut, incir ve şap atılması gerekir.

Peynir Mayalarının Hazırlığı:

Yapma mayaların birincisi olan incir sütünden yapılmış maya ile gerek hazırlanmış yapma ve gerekse mal mayalarının miktarı bir ölçüye bağlı değildir. Her kadın bunun bir meleke ile kullanır ve buna "Karer" denir. Kadınlar maya kullanma kararını bilirler.
Gerek incir, nohut, şap ve harnuptan yapılmış macun ve gerek saklanmış kursak ve sarkanakların gerekli olan miktarı ayrılır ve sıcak bir suda yumuşatıldıktan sonra bir tülbende bağlanır, peynir olacak sütün içine konur. Peynir donduktan sonra bu tülbent bir çömçe (Kepçe) ile alınarak atılır.

Yoğurt Mayasının Bir Başka Çeşidi:

Yürükler yoğurt yapmak ister ve yoğurt yapmak için maya olacak kadar yoğurt bulamazlarsa taşlar altında barınan karıncaların çok küçük olan yumurtalarını avuçları içinde ezerler. Bunu yoğurt yapılması kararlaştırılan sütün içine atınca o süt yoğurt olurmuş.

II- EVLAD VE KADIN

Kak2 demeden kalkan evlad, Tut demeden tutan avrad, Günde devlet günde devlet,
Avradın iyi; ne işin var düğün evinde? Gir gir oyna, çık çık oyna!
Avradın kötü; ne işin var yas evinde? Gir gir ağla, çık çık ağla!
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

ÖncekiSonraki

Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir