Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkmen Türküleri ve Hikayeleri

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Türkmen Türküleri ve Hikayeleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 22:54

Türkmen Türküleri

I- FİRUZ BEY


Alimantar köyünde akşama kadar sıcağın altında oymak ve oba ağalarıyla konuştum. Artık güneş batıyordu, serin bir batı rüzgarı gönüllere ferahlık serpmeye başlamıştı. Türk sınırlarının dışından gelen Halil Ağa, bütün gün devam eden milli menkıbelere ait sohbetten hoşlanarak birdenbire coştu. Hey hey sadasıyla başladığı türkü, köydeki kadın, çocuk; bütün köy halkını başımıza toplamıştı.
Halil Ağa, Türkünün manevi tesirlerine çok önem veren bir okuyucu gibi sesine istediği oynaklığı vermeyi başarıyordu.

Bana döndü ve "Efendi, sana Firuz Beyi; onun ve aşiretinin Colap'a yerleştiğinde kendi kendine okuduğu türküyü söyleyeceğim" dedi ve hemen başladı:

bensen Din evle gelup Konanaa, Yalan dünya benim derdi Beydili, Kadıoğlu Yusuf Paşa gelende, Bu nam kalsın derdi Beydili.
Firuz Beyim, böyle çalmış kalemi, Ünü tutmuş Beydilinin alemi, Haniya Şitoğlu, Hasan Çelebi, Çarhacımız Cafer oldu Beydili?

Halil Ağa, Türküye başladı ve:

"Bu türküyü eski Türkmen aşıklarından Dedemoğlu isminde bir aşık Firuz Bey'in Acem ülkesinden dönmesi için söylemiş" dedi, bunu ihtiyarlardan duyduğunu sözlerine ekledi.

Ve Dedemoğlu'nun ikinci bir türküsüne başladı:

Yıkılsa da; bir araya derilse, Yenilse, içilse, sohbet verilse, Asılsa bayraklar, mehter vurulsa, Alubeıı aşdığım günler olur mu?
Yolum aşsa karlı dağın sağından, Gülün dersem Berdevilin bağından, Tütünsüzden, Muşullunun dağından, Bayrağım açtığım günler olur mu?
Dedemoğlu, kır atının üstüne, Eyri kılıç ala idim destime, Beydilinin aııeğini üstüme, Alııben açdığım günler olur mu?

II- BİR TÜRKMEN ARAP KAVGASI Halil Ağa yine söze başladı:

Bayındır bayraktarı Halit bey, Bekmişli aşiretinden Hacı Ali, Ulaşlı aşiretinden Hacı Mustafa, Cerit oğlu Bekir ve obalarıyla Araplar arasında büyük bir kavga olmuştur.

Bu kavgaya Bayındırlı Halit Ağa'nın söylediği bir Türküyü hatırladım:

Rakka 'dan beri gelen gaziler, Rakka 'ınn gonca gülü soldu mu? Yenilen bir haber duydum oradan, Öldü derler, Cerit Bekir öldü mü?
Cerit Bekir öldiiyse, açıldı kilit, Yolumuz bağlardı o kara bulut, Hani ya Hacı Ali oğlu Bayındır Halit, Kolu bağlı, cellatlara vardı mı?
Hükmümüz geçerdi şol kaftan kafa, Bu yalan dünyada koymadık vefa, Hani ya Ulaşlı Hacı Mustafa, Alaylı bölük bölük böldü mü?
Halidim de; bunu böyle söyledi, İnip aşkın deryasını boyladı, Alçak Arap otururken neyledi, Ciğerim delik delik deldi mi?


Halil Ağa türküden sonra "Efendi, Arapların Afetle aşireti bizim bu dört kahramanımızı Gazve'den gelirken habersizce kılmçla parçalamışlar; biz yerleştiğimizden beri buralarda ne canlar vermişiz" dedi. Ve bir göz yaşı damlattıktan sonra "Ne ise... " diyerek devam etti.

Türkmenlerin bir de meşhur Hacmaloğlu yiğidi vardır ki, onu da anlatayım:

III- HACINALOĞLU

Kara Şıhlı aşiretinden Hacmaloğlu, Aneze Araplarıyla yapılan bir döğüşü anlattı. Bu döğüşte hükümet Arapların tarafına geçer; o zamanın hükümdarı Hacmaloğlu üzerine asker çeker. Türk padişahı Türkleri terbiye eder. Arapların birkaç hediyesine bizi feda eder. Ne ise, sonra da bir çok kan döktükten sonra bereket versin ki, Hacmaloğlu'nu öldürmezler.

İşte Türküsü budur:

Acem ilinden güzül şah getirdim, Çergemi Colaba kurdum oturdum, Beyefendim, hizmetini yetirdim, Hangisinde kusur koydum sana ben?
Şekvacım mı geldi Araptan, Kürtten, İmdat çim mı çıktı oğlum Murad'dan? Paşam kurtarırsan beni bu dertten, Mızrağımı geçiririm taşa ben.
Hacınaloğlu, idim, var idi namım, Er yiğit meydanında kalmazdı kanım, Aşkın deryasında oynardı gemim, Yenile uğradım boran ile kışa ben.

Halil Ağa artık durmadan söylüyordu.

Kaynakça
Kitap: CENUPTA TÜRKMEN OYMAKLARI I
Yazar: Ali Rıza YALMAN (YALGIN)
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Türkmen Türküleri ve Hikayeleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 22:55

IV- BİNSAİT İLE TÜRKMENLERİN KAVGASI

Binsait 33 Arap oymağıyla birleşerek üstümüze yürümüş. Türkmenlerle Barak Elbeyli birleşerek Binsait'in karşısına çıkmış. Rakka'da büyük bir harp olmuş. O zamanlar Binsait'in reisi Fahhal isminde biri, Türkmenlerin reisi de, Mehmet Bey imiş. Bu harpte Arapları Aneze'ye kadar sürmüşüz. Dedemoğlu bu harp için şu destanı düzmüş:

Aldı Fahhal:

Vaktina hazır dur, abu Hüseyn, Ene abdek diyen kullar benimdir, Cebelsem'aıı has tağından, Amık'tan, Harp için işlenen yollar benimdir.

Aldı Mehmet Bey:

Fahhal kimse gelsin, benim karşıma, Adam isteyenler düşsün peşime. Felek uğradırsa azı dişime, Adam parçalayan kullar benimdir.

Aldı Fahhal:

Dervişe dirdişim kim polat giyer, Cem 'anım var taburlara at koyar, Hamdünüm birin binlere sayar, Haber alamayan dullar benimdir.

Aldı Mehmet Bey:

Hasan, İsmail'im zorbalar başı, Osman Beyim çıplak eder savaşı, Mustafa Paşam atlıların ulaşı, Leşlere gömülen nallar benimdir.

Aldı Fahhal:

Uzun hamralar tor gibi öter, Boynuzlu atları dağ gibi yatar, Mücetme kisibin Amuk'ta salar, Dellala verilen şallar benimdir.

Aldı Mehmet Bey:

Damalhanın konalkası Vasılı Şimdi kurduk senle mertlik fasih Bin atlıya karşı koydum hasünü Bilirim harp ilmini torba benimdir.

Aldı Fahhal:

Fahhalim de bugün ben oldum melul, "Tedahhal aleyhim" ricam et kabul, Aman Allah, aman amanın resul, El aman çağrışan diller benimdir.

Aldı Mehmet Bey:

Memet Beyim der ki, sen seni bildin mi, İntikam koymazık, haberin aldın mı? Türkmenin cıdasın nasıldı bildin mi? En ahar söyleyen diller benimdir

Halil Ağa bu harbin tahminen 1785 (1200) tarihlerinde olduğunu söylemektedir.

V- TURK VE KURT KAVGASI

"Milli" denilen Kürt aşiretiyle Türkmenlerin arasında bundan 200 sene önce bir harp olmuş. İspiroğlu bu harbe dair şu aşağıdaki türküyü söylemiştir:

Kürtlerin reisi Timur Paşa, Türkmenlerin Kasım Ağa'dır.

Aldı Timur Paşa:

Sana derim sana hey Kasım Ağa, Gel girelim senle merd'i meydana. Şimdi katarım da tozun dumana, Gözün yaşı sel olur dört yana.

Aldı Kasım Ağa:

Sana derim sana Ey Timur Paşa, Askerin sığmazsa dağ ile taşa, Bir nefeste seni tıkarım Muş 'a, Muş'ta duraman da, dar düşen Van'a.

Aldı Timur Paşa:

Tetnıır Paşayım ben, seni çok bozdum, Evvel böyle değildin, şimdi sen azdın. EVübeyt* Şeyhini imdatçı gezdin, Gözün yaşı sel olur dört yana.

Aldı Kasım Ağa:

Kasımım da, derim ki; gel etme yeter, Ederim seni Hacı beyden beş beter. Senin Kürtlerine bir Türkmenim yeter, Şimdi katarım da tozun dumana.

Aldı Timur Paşa:

Gün görülmez oldu kartaldan kuştan, At işlemez oldu yatan öleşten, Sen ibret almadın mı kesilen baştan, Aynalış boyandı hep kızıl kana.

Aldı Kasım Ağa:

Kasım Ağa der ki; ben kılıncı astım, Çok şükür hüdaya kalmadı yastım (yasım), Var met eyle Beydilin dostun, Aç kurt gibi girişirler düşmana.

Bu söyleyen de İspir kendidir, Türkmenin yardıması Hızır kendidir. Her birisi bir Urustem dengidir, Kürtler yalvarırlar gani süphane.

VI- MURTAZA BEY VAKASI

Türkmenden Hasan Paşa isminde birinin Murtaza Bey isminde bir oğlu varmış. Aneze Araplarma iyi bir satır atmış. Araplar Hasan Paşa'nın ayağına düşmüşler af dilemişler.

Bunun üzerine Hasan Paşa oğlunun üstüne şu Türküyü söylemiş:

Sana derim sana ey Arap ili, Murtaza Bey senden ayıramaz şerrini, Benim gönlüm geri dönüp döğüşmek, Ah nedeyim Tayyar oğlu komeyor.
Ben göçersem, kendi konar yurduma, Zırh giydirsem aslanıma, kurduma, Murtaza Bey düştü dönmez ardına, Haberim yoktur kimse şerrin bilmeyor.

1) Kiliste şöyle bir atasözü vardır:

"Bu da bir Murtaza vakası."

Bu atasözüne sebep şuymuş:

Vaktiyle Kilis'te Murtaza Paşa isminde bir vali varmış. Kilis'e gelmiş ve halktan büyük bir cami yapılmak üzere mümkün olduğu kadar fazla para toplamış, fakat cami yapılmamış. Bir gün halk hocalar vasıtasıyla cami istemiş. Murtaza Paşa hemen memleketin kuzeyindeki çayırlığa gitmiş ve halkı oraya toplamış.

Beraberinde getirdiği yapıcılar işlemeye başlamış; sözü edilen meydanda bir mihrap yaptıktan sonra halka dönerek:

"İşte size dünyanın en büyük camiini yaptım" demiş ve topladığı paraların üstüne yatmış. Bunun için şimdi Kilis'te hileli bazı işlere "Bu da bir Murtaza vakası" ismi verilir.
Hasan Paşa der ki; belim büküldü, Oynaştı harbiler zırhım söküldü, Çalındı kılınçlar; kanlar döküldü, Yummalar çağrışır Ubeyt gelmeyor.
Türkmenler Arap karılarının ismine (yumma) derler. Burada Arap karılarının harp arasında ettikleri feryadı tasvir etmektedir.

VII- FİRUZ BEYİN OĞLU MEHMET BEY

Firuz Bey Aceme gittikten sonra Colap'ta aşiretin başında oğlu Mehmet Bey kalmıştı. Mehmet Bey dayısı Berk Ağa'nın kızını aldı; gerdeğe girdiği gece sarhoştu, şaka yapıyorum diye kuburunu Berk Ağanın kızı Mutu Hatuna doğru çevirmişti. Kazara kubur patladı ve Mutu öldü. Mehmet Bey yaptığından çok utandı ve gece yarısı başını alıp Araplar içerisine daldı. Araplardan Muvali Şeyhi Ahmet Bey'e sığındı. İki sene onun yanında kaldı. Fakat sonra canı sıkılmaya ve Colap'la, Türkmenleri aramaya başladı.

Can acısıyla bu türküyü yazıp Colap'a gönderdi:

Ağalar, yad-elin kahri çekilmez, Sılayı, vatanı arzular gönlüm, E ağlar başı boran oldu sökülmez, Babam yurdu çölü arzular gönlüm.
Gurbet elde ben nideyim, şaşırdım, Yad-elin ikramı boynumdan aştı, Angıt gölünden bir bahri uçtu, Colab'ı, Şirvan'ı arzular gönlüm.

Mehmet Bey'in dayısı Berk Ağa, Kazlı aşiretinin oba reisi idi, türküde ismi geçen "Şirvan" Firuz Bey'in bendine verilen isimdir. Rakka'da Türkmen aşiretleri 29 bent olarak yerleştirilmişlerdir. Bugün orada ancak 8 bent kadar Türkmen kalmıştır. Ve yabancı olarak bentlerin içinde yalnız Avşarlar vardır ki, bulundukları bendin adına Avşar Bucağı derler.

Herkesti görüyor silah atanın, Ahır zaman olmuş; fursat kötünün. Gayretin çekeyim ahd-i bütünün, Ahd-i bütün ilimi arzular gönlüm.
Memet Beyim derde; sazın eline aldı, Olanca aklını derdine saldı, Şol gurbet ellerde bir dostum kaldı, Babam yurdu Colab'ı arzular gönlüm.

Bu mektup Colap'a geldiği zaman 300 yiğit Türkmen atlı Colap'dan kalkarak Muvali içine geldi ve Mehmet Bey'e Colap'a gelmesini rica etti. Muvali Şeyhi Ahmet Bey 300 atlıyı üç gün misafir etti. Üç günden sonra hepsine hediyeler verip kaftanlar giydirerek aşireti yolcu etti.
Mehmet Bey'in gideceği günün akşamı Ahmet Bey hareme girerek kızmı gelin etti, misafirlerinden önce kırk atlı ile Türkmenlerin gideceği yol üzerine gönderdi. "Eb-la" isminde olan bu kız, cariye ve köleleriyle birlikte yolu kesti. Türkmenler Colap'a giderlerken Ahmet Bey'in kızına ve beraberindekilere rastladılar.

Baş cariye Mehmet Bey'in karşısına çıkarak:

-"Muvali Şeydi Ahmet Bey kızını ve bizi size hediye etti; geri dönmezik" dedi.

Memet Bey onları alıp beraberinde Colap'a götürdü ve Ahmet Bey'in bu hediyesine karşılık dayısı Berk Bey'in küçük kızını Ahmet Bey'in oğluna hediye etti. Ahmet Bey'inkinden daha büyük bir törenle kızı Muvali'ye gönderdi. O gün, Türkmenler ile Muvali'ler arasında dayılık-yeğenlik oldu ve iki aşiret yıllarca birbirlerine yardım etti...
İşte, şimdiye kadar biz Türkmenler Araplara yalnız bir kız vermiş ve yine yalnız bir kız almışız. Bundan başka ilgimiz yoktur."

Bundan sonra Halil Ağa dedi ki:

"Birkaç yıl önce Türkmenler ile Hadidi" denilen Arap aşireti arasında bir kavga olmuştu.

Hadidiler savaş sırasında Muvali'den yardım istemişler, fakat Muvali'lerin reisi Zekeriya, Arap Hadidilere şu cevabı vermiş:

- Biz onlarla ötedenberi dayı-yeğeniz; harp etmeyiz. Eğer başka bir aşireti vurmak isterseniz emriniz baş üstüne...
Mehmet Bey'in kurduğu yakınlık bugün hala devam etmektedir.

VIII. ELBEYLİ HASAN AĞA

Bundan 80-100 sene önce, Halep'de bir delibaşı varmış; Elbeyli'den Hasan Ağa'yı tutup öldürmek istemiş. Hasan Ağa bütün Arapları yıldırdığı için Araplar onun derisini yüzmeye karar vermişlerdi. Bir gün Hasan Ağa habersizce Sekizler köyünde sıkıştırılıp yakalanmış. Delibaşı Hasan Ağa'ya "Ölümlerden ölüm beğen" demiş. Hasan Ağa "Derimi yüzmeye karar vermişsiniz, kararınızdan dönmeyin; fakat derimi yüzerken benim tambura çalmama izin verin" diye karşılık vermiş.
Hasan Ağa'nm istediği gibi derisi yüzülmeye başlanmış ve başını yüzmeye başladıkları zaman Hasan Ağa eline tamburayı almış ve ölünceye kadar türkü söylemiş.

Söylediği türkülerden sonuncusu hatırımdadır:

Bir zamanda Arap alsın illeri, Benden sonra Türkmen kessin yolları, Ben gidersem kim beklesin çölleri, Çöller bizim ata, dede yurdumuz.
Felek ondurmadı bizim yerimiz, Bir araya gelemedik dördümüz, Mumbuç bizim fermanlı bir şarımız, Çöller bizim ata, dede yudumuz.
Hey ağalar, Kara Dağın eteği, Dağılsın mı Elbeylinin peteği?
Vezirler kuşağı, arslan yatağı, Obama da malum olsun halimiz!
Yeter artık, yüreciğim yakmayın, Oğlum küçük hatırını yıkmayın! Sakın olun, yurdumuzdan kalkmayın, Agit olun benim gibi hepiniz.
Hasan Ağa burada düşer ve ölür.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Türkmen Türküleri ve Hikayeleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 22:56

IX. ABBAS PAŞA'NIN COLAP'I DAĞITMASI

Halil Ağa bunu tamamladıktan sonra Abbas Paşanın Colap'ı dağıtmak için Halep'den çıktığı zaman Memet Bey'in bu olay için söylediği türküyü okudu:

Evvel gelişte iskân olanda, Dağıttın ColaVı sen, Abbas Paşa! Dört yanımız döndü nara dumana, Dağıttın Colab'ı sen Abbas Paşa!
Haydarlı, Çelebi çıksın bir yana1, Kadirli, Araplı döndü arslana,
Aşiret, siz bakın kara dumana, Dağıttın Colab'ı sen Abbas Paşa!
Güneçle Ulaşlı tirada insin, Kazlıyla Bayındır arkada dursun, Torunla Şark Evi hazırlık görsün, Dağıttın Colab'ı sen Abbas Paşal
Mehmet Beyim der ki; belim büküldü, Oynaştı harbiler zırhlar söküldü, Dağıldı aşiret ömrün yıkıldı, Dağıttın Colab'ı sen Abbas Paşa!
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Türkmen Türküleri ve Hikayeleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 22:57

X. DELİ BORAN TÜRKÜSÜ

Halil Ağa, Deli Boran hakkında diyor ki: Deli Boran bir Türkmen çocuğudur. Gençliğinde Leyla isminde bir kızı sevmiş. Aşiretimiz o zaman Sivas'ta bulunuyormuş. Doğruca Sivas kadısına gitmiş ve kızı almak için derdini dökmüş... Bu türkü Deli Bora'nın Sivas'da söylediği türküdür.

Aman da hünkarın vekili sensin, Dertlinin dermanın ver diye geldim,
Ya kabul et sözüm, ya ver dileğim; Emret boynumu vur, diye geldim.
Gelin seyredelim buhara, yaza, Ötüşen ördeğe, çağrışan kaza, Kalk gidelim mirzan kurdu Sivas'a, Kendirim boynuma dar diye geldim.
Akıyor Boran'ın gözünün yaşı, Her varup geldiği salının taşı, Gönlünüz olursa tutun bu işi, Leyla'yı Boran'a ver diye geldim.

Aşağıdaki türküleri Halil Ağa'dan parça parça tespit ettim:

XI. KARACAOĞLAN'DAN

1.


Ilgıt ılgıt esen garbinin yeli, Şol Gavurdağının başı dumanlı, Deli gönlüm ne kaynayıp coşarsın, Yoksa bugün delirdiğin zaman mı?
Benim dostum karşınızdan geliyor, Yenisi de eskisine gülüyor,
Kitabın sözleri bakın çıkıyor,
Asır mı azdı, yoksa ahir zaman mı?
Karacoğlan der ki; girdi düşüme, Tor balaban oynadırdım kuşuna, Alışkan tüfekle dağlar başına, Ezrailden özge kuj.a aman mı?

2.

Hey ağalar kış mı olacak, Dağlar dumanlı dumanlı? İkicikli yar sevenin,
Başı gümanlı gümanlı.
Ben seni severim çoktan, Kaşın yay, kirpiğin oktan. Yar kervanı geliyo şarktan, Aslı Yemenli Yemenli.
Karacaoğlan der; erenler, Sohbetin görsün yerenler, Cemaatte söz bilenler, Ölür imanlı imanlı.

3.

On parmağım şem'a ettim; yandırdım, El yaradı, yaramadım yara ben!
Nazlı yarım geçmiş derler, buradan, Kör oldu gözlerim göremedim ben!
Hey ağalar, bana zulüm değil mi; Alem divan durdu, duramadım ben? Yarım benzetmişler tavus kuşuna, Boyun gördüm, yüzün göremedim ben!
Çinin çinin bilezikli kolları, Söyledikçe şirin olur dilleri, Açılmış yanakta koca gülleri, Söyleyin ele dersin, deremedim ben!
Karacaoğlan der ki; belim büküldü, Yarı gördüm kemerciğim söküldü, Ömrüm sarayında üç kor7 döküldü, Devşirip kerpicin öremedim ben.

4.

Ilgıt ılgıt esen garbi yelleri, Ağyarın gittiği yollar perişan,
Bir dalgam kaldı da, coştum söylerim, Bir ben değil cümle alem perişan!
Sana derim sanlı, hey Adam ata, Mızrak gibi canım sayla hommata, Terkettim sılayı düştüm gurbete, Altı arap atlı beyler perişan,
Fenamış da bu dünyanın ötesi fena, Rasgelemedim ben hiçbir iyi güne, Kuğulsun küstürmüş gölünden yüne, Koğuşu konmayan göller perişan.
Karacaoğlan, söylenmez oldu sözümüz, Zamanenin güzeline geçmez nazımız, Vadelinde bozuk öter sazımız, Tutmuyor perdeler; teller perişan.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Türkmen Türküleri ve Hikayeleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 22:58

XII. GENÇ OSMAN

Keferğani köyünden Meçik oğlu Memet Ağa'dan Genç Osman ve Bender kalesi hakkında yazdığım türküler oldukça kıymetlidir.

Bu türkülerden Genç Osman'a ait olanı şudur:

İptida seferde Bağdat'ı aldı, Hopladı hendeği geçti Genç Osman. Yıkıldı bayraklar, kaptı bayrağı, Getirdi hisara dikti Genç Osman.
Allah Allah dedi, kaynadı coştu, Gören adamların tepdili şaştı, Kelle koltuğunda üç gün savaştı, Şehitlere serdar oldu Genç Osman.
Genç Osman dersen, gelsin göreyim; Nasıl bir yiğit imiş ben de göreyim, Vezirlik isterse; üç tuğ vereyim, Furadın serdarı oldu Genç Osman.
Bir bezirgan gelir Urum'dan, Şam'dan, Kılınan gabzası görülmez kandan, Dadaloğlu der; yiğitlik atadan, Bağdadi kurtardı yavuz Genç Osman.

XIII. BENDER ŞEHRİ

Bender de dersen; bir küçük kasaba, Kelleler kesile kesile döndü kasaba. Dökülen kanları gelmez hesaba, Dini bütün vezir ister Bendere.
Bulundu lokmanı, kalktı tabudu, Yurda yara oldu kal'ası, burcu. Atları devrilmiş yığılmış hurcu, Zağlı kılınç vezir ister Bendere.
Ne yazık ki, Meçik'in oğlu Memet, Bender kalesi hakkındaki türkünün sonunu unutmuş.

Yalnız hikayesi hakkında dedi ki:

"Bender kalesinde fena bir vezir varmış. Düşmanlara esir olmuş, padişaha ihanet etmiş. aşığın biri bunu onun için söylemiş.

O aşıkın, Firuz Bey'in Acemistan'a gitmesi üzerine turnalara hitaben söylediği bir Türkü daha vardır:

XIV. FİRUZ BEY VE TURNALAR

Yine şenliklendi dereler, düzler, Ağyarı görünce yüreğim sızlar, Yeşil cübbe geymiş gelinler, kızlar, Firuz Bey aceme geçdi turnalar.
Uçurun da ördek ilen, kaz ilen, Ötüşün de avaz ilen, saz ilen, Sizi çevirirler davulbaz ilen, Firuz Bey aceme geçti turnalar.
Çağrışa çağrışa yayladan inen, Aynalız gölüne sabahlan dönen,
Bu yıl rey sizin; koruya konun, Firuz Bey aceme geçdi turnalar.
Benden selam eylen, anam ağlasın, Bıraksın ağları, kara bağlasın, Memet Bey küçücük Kurt Bey eğlesin, Firuz Bey aceme geçti turnalar.

Meçik Memet burada, Firuz Bey'in 84.000 hanelik yerleşmiş Türkmenlerin 50.000 hanesiyle Aceme geçtiğini doğruladı ve bu türkünün hatırında kaldığına göre, Dadaloğlu'na ait olduğunu sözlerine ekledi.

Ben Dadaloğluna ait başka türkü bilip bilmediğini sorunca derhal şu türküyü okumaya başladı:

XV. ÇİÇEK DAĞI


Alaydım da cura sazım dizime, Sürmeler çekeydim ala gözüne, Cihan güzel olsa girmez gözüme, Sende bir gümanım kaldı, hey Çiçek Dağı!
Şu karşıki dağda yanar bir ışık, Aldırmış sevdiğin ağlar bir aşık, Bir ceyren bakışlı, zülfü dolaşık, Sende bir gümanım kaldı, hey Çiçek Dağı!
Dadaloğlu söylenmeyor boradan, Yıkılsın dağlar; kalksın aradan, Elbeyliden geldim kurtar Yaradan, Sende bir gümanım kaldı, hey Çiçek Dağı!
Mülk köyünde Ukkaş Ağa'dan işittiğim bu türküyü aynen sunuyorum:

XVI

Belimi dayadığım Kozan dağları, Ben gidiyom da savaş etsin sağları, Hain çıkmış Adananın beyleri Eve gidiyom beyler komadı.
Esti Deli Boran, bulandı hava, Ezelden kanlısın sen Çukur Ova, Zor döğüş oldu; gel Bekir ağa, Beyler ko dise de ecel komadı.
Çıkabilsem şu Malyanın düzüne, Duman çökmüş ovasına yazına Benden selam eyleyen emmim kızına, $u benim berhayıma çiçek komasın1
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Türkmen Türküleri ve Hikayeleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 22:58

XVII. ABBAS PAŞA

Gece,gündüz yatamıyom zarımdan, Gezemez oldum namusumdan, arımdan Şu yalan dünyada gün görmedim, Dağıttın Colabı sen Abbas Paşa!
Yüreğime koydun ateşten közü, Canıma karetti bir kötü sözü, Çarh-ı feleğin de kan ağlar gözü, Dağıttın Colabı sen Abbas Paşa!
Bir adam gördüm de, methin söylenir, Salağında üç beş adam eylenir, Kötü ürker; gölgesinden huylanır, Dağıttın Colabı sen Abbas Paşa!
Kıbleye doğru suyun akışı, Bülbüle hoş gelir gülün kokusu, Bir Mısır hazinesi değer Colab başı, Dağıttın Colabı sen Abbas Paşa!

Ey ağalar malamatim mal örter, Ne kadar eylik etsen de, ömrün artar, Tavlanmış beygirler oyluğun dartar, Dağıttın Colabı sen Abbas Paşa!
Yedi yular güheylana soy eder, Kendi nefsin arslanlara pay eder, Mısır'dan gelmişte, Türkü zay eder, Dağıttın Colabı sen Abbas Paşa

Bu türküyü Üç Kubbeli köyünde Hasan Efendi'den de yazmıştık. Fakat ikisinin arasında mübayenet vardır. Herhalde türkünün bu şekilde de görülmesinde fayda vardır ümidiyle bir defa da Ükkaş Ağa'nın rivayetini naklettim.

XVIII. ISPANAK KÖYÜ

Ispanak köyünde (Pulateli bucağı) rastladığım İdris Kahya, köyleri hakkında şu bilgiyi veriyordu:


Köyümüz kırk hanelik bir aşirettir. Aşiretimizin ismine Dımışkılı aşireti derler. Aşiretimiz 700 çadırlık bir aşiret iken tahminen 400 sene önce bizi kırmışlar ve Sivas elinden dağıtmışlar, bir aralık Rişvanlılar ile birlikte yaşamışız.
Sonra bunlarla aramız bozulmuş. Rişvanlılar mallarımızı yağma etmek istemiş, fermanımızı inkar etmiş ve bununla kalmayarak, padişaha bizi kötülemişler. 400 sürü davarımızı ve 500 yiğidimizi esir eden Rişvanlılar bizi Şam'a sürmüşler. Şam'ın ilk binasını bizim atalarımız kurmuşlar. Yakın zamana kadar Sivas'ın uzun yaylalarında yaylardık. Ankara'da, Konya'da, Şam'da hala aşiretimizin bir çok evleri vardır. İşte şimdi biz de şu kırk haneli köye yerleşmişiz. Köyümüzde Ormanlı ve Bereketli aşiretlerinden de bir kaç hane vardır. Bereketli evleri 1290 (1873) yılında kıtlık olduğu için Yozgat'dan göç etmiştir. Aşiretimizin ünü ve başı dağılmıştır. "İdris Kahyaya türkü bilip bilmediğini sordum.

-Efendi, biz artık ihtiyarladık, kendimiz türküyüz. Ama değil mi ki meraklı bir adammışsın, sana bildiğim birkaç türküyü yazdırayım.

Ben de defterinize geçeyim" dedi ve Karacaoğlan'dan söylemeye başladı:

XIX. KARACAOĞLAN'DAN

1.


Bir sofra isterim; kimse sermedik, Bir yayla isterim; kimse konmadık, Bir güzel isterim; yad el değmedik, Ellenmiş, tebellenmişi nideyim?
Severim güzeli; bönce olursa, Boyu uzun,beli ince olursa, Severim atımı; dinççe olursa, Kovulmuş,yorulmuşu nideyim?
Karacaoğları der ki; kavli kararım; Nedir yüce dağlar size zararım? Ararsam pınarın gözün ararım, Bulanmış da duru*muşu nideyim?
Ağca kızlar göç eyledi yurdundan, Koç yiğitler deli oldu derdinden, Gün öyle sonu da Belin ardından, Saydım; altı güzel indi pınara.
Üçü uzun boylu, kaşların süzer; Üçü orta boylu, zülüfiin düzer, Sanın ağca ceyren bir çölde gezer, San kınalı keklik indi pınara
El atıp derecek Hatçe'nin gülü, Can için saracak Ayşe'nin beli. İkisi hampalı, bir de döndeli, Etninem çok içti kandı pınara.
Karacaoğlan, bunu böyle söyledi; İndi, aşkın deryasını boyladı, Kızlar gitti deyii pınar ağladı; Açıştım; yüreğim yandı bu nara!

3.

Sana diyom Bulgar Dağı, Senden özge dağ olmaz mı? Sende yaylayan güzelin, Al yanağı bal olmaz mı?
Bulgar Dağı iki çatal, Sularında güller biter, Bir yar sevdim bana yeter, İki seven deli olmaz mı?
Bulgar Dağı para para, Kimi al giyer, kimi kara, Selam söylen nazlı yara, Ayrılanlar dert görmez mi?
Yol üstünde iki hanlar, Hani sana konan canlar? Sevip sevip ayrılanlar, Yanar yanar kül olmaz mı?
Mahın Karacaoğlan mahın, Dünyalarda kalmaz ahin, Senin gibi padişahın, Bencilen kulu olmaz mı.
İdris Kahya'dan ayrılırken bu civarlarda başka aşiret olup olmadığını sordum. Kahyanın verdiği bilgiye göre; bu bölgede Türk aşiretlerinden sekiz çadırlık bir Barak obasından başka yalnız Kürt aşiretleri vardır ki, bunlar Bereketli aşireti ile Omeranlı ve Mihmanlı gibi obalardır. Bereketliler 80 sene önce Yozgat'ın Mecidiye kasabasından gelmiş 60 kadar çadırdır. Omeranlılar yine o tarihlerde gelmiş olup, 50 çadır kadardırlar. Mihmanlılar ise, Elbistan taraflarından gelmişlerdir. Bu aşiretlerden başka Okçıyanlı isminde ufak bir oba buralarda dolaşmaktadır. Okçıyanlılar Çiçek Dağı adamlarıdır. Buralarda bunlardan başka aşiret yoktur.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Türkmen Türküleri ve Hikayeleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 22:59

XX. KARACAOĞLAN

(Çeşitli kimselerden yazılmıştır.)

1.


Şurda bir güzele meylim adırdım, Eylenip orada kalasım geldi. Başına sokmuş gülü, nergisi; El sunup ucundan alaşım geldi.
Kız, niçin söyledin bana bu sözü? İçime koydun ateşi, közü. Başına sokmuşsun gülü, nergisi, Yüzümü yüzüne süresim geldi.
Aladır gözü de, karadır kaşı, Araşan bulunmaz menendi, eşi. Yaylanın karından akbeyaz döşü, Yıkılıp üstüne ölesim geldi.
Karacaoğlan der de; nettim, neyledim? Coşkun sular gibi aktım çağladım. Vefasız dilbere gönlümü verdim, Ayrıldı yollarım, göresim geldi.

2.

Sevdiğim gülün diken olmuş, Budanmaya budanmaya. Tel tel olmuş zülüflerin, Taranmaya taranmaya.
Dostum bağın dallanmış, Dalında bülbül evlenmiş. Şeftalilerin ballanmış, Sorulmaya sorulmaya.
Sevdiğim bahçan güllenmiş, Sararmış gülün kocalmış, Sayalı belin incelmiş, Sarılmaya sarılmaya.
Karacaoğlan der; turağmış, Sevdiğim benden ırağmış, Arada engel türemiş, Görüşmeye görüşmeye.

3.

Kız, senin elinden düştüm yasa, Çekildi bülbüller, kalmadı tasa. Dönüp koyamadım altın kafese, Benim yarim öğrenmeden tor gitti.
Kırık Handan yüklediler göçünü, Mor sümbülle donattılar saçını, Ala gözlüm ayrı çekmiş göçünü, Bizim elden bir tomurcak gül gitti.
Karacaoğlan der de; o yiğit karı Peteği bal eder, ustadır arı. Sana derim sana, Beyler Çınarı, Ne taraftan ince belli yar gitti?

(Şark Evli obasından Hasan Bey'den alındı.)

4.

Yüce dağlar, ne kararır, pusarsın,
Aştı mı ola kömür gözlüm başından
Azıcık derdime dert mi katarsın?
alem sele gitti gözüm yaşından!

Ey Karadağ, melul melul kalasın, Ateş düşe cayır cayır yanaşın, Dilerim Allah'tan bana dönesin, Ayrılasın gül memeli eşinden!
Zalim taşçılar taşın kessin, Başında kızgın sam yeli essin, Evvel benim idi, dert, senin olsun, İnlesin burçların borandan, kıştan!
Karacaoğlan der ki; hani meralim, Dağlar, sana söyle var mı zararım? Yarimi yitirdim yanar, ararım, Giimanım var, koyağında, taşından!

5.

Karacaoğlan:

Suya giden allı gelin, Niçin böyle salınırsın? Gelin, bir su ver; içeyim, Gelin kimin gelinisin?

Kızın cevabı:

Su değildir, senin derdin, Görmek ise, yeter, gördün. Oğlan, burda çokça durdun. Edem gelir döğülürsün.

Karacaoğlan:

Döğülürsem döğüleyün, Söğülürsem söğüleyim, Gelin sana kul olayım, Ölürüm, kanlım olursun!

Kızın cevabı:

Yaylalara göçmedin mi? Soğuk sular içmedin mi? Güzel görüp geçmedin mi? Beni görüp deli irsin!

Karacaoğlan:

Dürlü yaylayı görünce, Soğuk suları içince; Kocayıp vaktin geçince, Taşlar alır, döğünürsün!

Kızın cevabı:

Evlerimin önü solgan, Edemi görürsen korkan, Telli perçemlisin oğlan, Ne dedim ki darılırsın?

Karacaoğlan:

Karacaoğlan sana vurgun, Döşlerin almadan dolgun, Sevindirdin beni bugün, İnşallah cenne görürsün!

6.

Ala gözlüm bile gitmek istersen Evvel bahar bürüsün de, gidelim. Yaz gelende, erir dağın karları, Yollar çamur, kurusun da gidelim.
Uzak derler arabanın elini, Köprüsü yok geçemezik selini, Aynalıs yaylasın perçem gölünü, Lale, sümbül bürüsün de gidelim.

Ala gözlüm çıkmış yollara bakar, Şu bakışları da ciğeri yakar. Yaz gelince; evler yaylaya çıkar, Emlik kuzu melesin de gidelim.
Karacaoğlan der ki; neye ne fayda? Rağbet kalktı yoksulda, bayda. Bu ayda olmazsa, yar, gelen ayda, On iki ayın birisinde gidelim.

(Cingifeli Molla Mehmet'ten alınmıştır.)

Akçe Ceyran geldiğinden göçünce, Mail oldum ak göğsünü açınca. Kol kola olup el yaylaya göçünce; Göç göçe karışır, el karma karış.
Yarım girmiş de on beş yaşında, Şah balaban döner zülfü peşinde. Türlü çiçekleri de şılar başında, Kokuyo erihan, gül karma karış.
Yücelerde ceyrenin pervana döner, Atlının al yanakta köz gibi yanar. Giyinmiş bir saya, al başlı döner, Sokulmuş başına tel karma karış.
Karacaoğlan der ki; bu nenin nesi? Gören aşıklar da çekiyo yası. Eyildi pınardan doldurdu tası. İçiyor ağalar bal karma karış.

(Barak İdris Kahyamdan alınmıştır.)

Kalk sevdiğim geyin kuşan, Topuğundan artar saçın. Gaflet basmış uyumuşum; Uyan diye dürter saçın.
Kalk sevdiğim geyin kuşan, Dediler sevdana düşen; Söylesene niye küsen? İpekten de artar saçın.
Söyler Karacaoğlan söyler; Nere varsan methin eyler. Beş kulaca karar eyler, Dört kulaçtan arta saçın.

9.

Yüce dağlarından aşdım, Yar, senin aşkına diişdiim. Kız göğsünden düğme çeştim, Turunçların gördüm bugün.
Dağıtmışsın kuşlarımı, Bağışladım suçlarını, El değmedik döşlerini, Okşaladım sevdim bugün.
Kız sevdiğim adlarını, Göremedim butlarını, İnce beyaz kollarını, Kız, boynuma sardım bugün.
Karacaoğlan haylamadan, Aşk deryasın boylamadan, Kavli karar eylemeden, Ben payımı aldım bugün.

10.

Ala gözlerini sevdiğim dilber, Sende de varmış elde neler var? Ayva mı isteyim, turunç mu isteyim; Sıvayıver kolunu dalda neler var?
Yiğitsen uçur yavru göçünden, Yaralandım, gösterme tel saçından. Arılar bal yapar binbir açımdan, Yiğitlik arıda, balda neler var?
Yiğidin eyisi arka kalandır, Yiğidin kötüsü başa beladır. Gel, bizim bahçeye bir gül ara dur, Hasiyet bahçede, gülde neler var?
Karacaoğlan der, yar, severim seni; Yaktılar uykuda baygın sinemi. Kimi cennet ister, kimi cehennemi, Cennetten beride, yolda neler var?

11.

Her sabah, her sabah çekilen göçler, Katarını çeker mi oldun küçücek! Yel gibi geldin geçtin buradan, Rahvanlı tatar mı oldun küçücek?
Başına sokulmuş şol gülü, lalesi, Yaktı beni kaşlarının karası. El göçüp kendi burda kalası, Dağlarında melul kalan küçücek.
Başına bürünmüş ibrişim bürümcek, Duramıyom yar ben seni görücek. Dolanıp da hasta halim sorucak, Dillerimden düşer mi oldutı küçücek?
Karacaoğlan derde yandım kül gibi, Gönlümün köprüsü ince kıl gibi, Yangın açılmış konca gül gibi, Burcu bucu kokar mı oldun küçücek?

12.

Obasından da seyran eyledim, Konup göçen illerin gördüm. İndim pazarına seyrana durdum, Antakya'nın ulu şarını gördüm.
Yanar yüreklerim yanar; Al çuhalı beyler gider. Uçar kazlar, kumru öter, Kokar ağca gülün gördüm.
Enginlerde gide gide, Ufacık meşeler buda. Keferdizde Bürklü Dede, Onun acep sırrın gördüm.
Sevdiğimin adı Ayşe, Kafir görünmüyor eşe. Uğradım koca Maraş'a, Bedestanın şalın gördüm.
Göğsündür yaylanın hası, Silindi gönlümün pası. Mor sünbüllü benevşesi, Kararlanmış ilin gördüm.
Çığır Karacaoğlan çığır, Taş düştüğü yerde ağır. Güzel sevmek günah değil; Dört kitapta yerin gördüm.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Türkmen Türküleri ve Hikayeleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 23:01

XXI. DADALOĞLU

At kulağın dikmiş de gözünü süzer, Güvel ördek gibi göllerde yüzer. Çırpıştırsan; ceyrendir tozar, Atın eşkini seldir; yiğide gerek.
Ey ağalar sözümün doğrusu böyle; Noksanım varsa, gel bana söyle. Türkmene bir at, yayla, bir davar ile, Ala dilber, soğuk su, mor çemenler gerek.

Atın timarın kendin yap ta, ar sanma, Yemini çifte ver; eksiğin kar sanma. Kendi elinle atın ellere salma, Ağır devlet, her kuvvet eşkin bir atla gerek.

Dadaloğlu der; gördüm aşk denizi, Hiçbir şey bilmiyor sanmayın bizi. Binek atın içinde sultandır bozu, Yanına öveyi kır, bir at sakarsız gerek?

XXII. GÜNDEŞLİOĞLU

Hanı benim ak ekmeğim yiyenler, Kılıncın kuşanıp ata binenler, Giindeşlioğlu geç üst başa deyenler! Şimdi benim yerim eşik olmuştur.
Evvel ben de yaylara giderdim, Koyunumu kırkıp keçe ederdim. Üçbeş güzel ile haley sekerdim, Şimdi Gündeşlioğlu uşak olmuştur.
Bölük bölük davarlarını katardım, Yarenime, yoldaşıma satardım.
Ustii kara kuşlu çadır tutardım, Şimdi gölgeliğim kaşak olmuştur.
Sürümün endiği çaylar kururdu, Dostum güler düşmanlarım erirdi, Üç beş katar mayalarım yörürdü Şimdi baş gölüğüm eşek olmuştur.

XXIII. SEFERBERLİK HATIRALARINDAN

Bu türküyü Türkmen Deli Ağa oğlu Mustafa Efendi, seferberlik için söyleyerek o günkü hayatı tarife çalışmıştır:

Buğday diye satılıyor kepekler, Bütün saten oldu canım ipekler, Hep sedire geçti itler, köpekler, Hanedan ayakta hizmet ediyor.

Çarşıda gezilmez oldu bakkaldan Koltuk kılı fark olmuyor sakaldan Arslanlara çoban tuttuk çakaldan Şimdi de davarımız kurtlar güdüyor.
Baklavadan öne geçti sucuklar Babasına akıl verir çocuklar Yumurtadan yeni çıkan cücükler* Horoz oldum diye cik cik ötüyor.

XXIV. KEREM'İN TÜRKÜSÜ

Böyle mi olur avcıların turası Bir ok yemiş sol böğründe yarası Hekime göstermiş de yoktur çarası Kalk kuzulu ceyren yad avcın geldi.
Ne pek düştüm de şu ceyranın izine Kurşun değmiş al kan saçar dizine Mor sinekler konmuş ala gözüne Kaç kuzulu ceyren yad avcın geldi.
Kova kova indirdiler dağlardan Ayırdılar bahçalardan, bağlardan Kerem eder de geçdiceğim yollardan Göç kuzulu ceyran yad avcın geldi.

XXV. MANİLER

Kara dağın yağmuru Geçemedim çamuru Fatımanın memesi Sarı Bursa hamuru
Bağın verdim özüme Çıhık değmiş gözüme Fatımanın gözleri Pancar sokdu özüme
Bağa girdim hurmaya Avcı geldi vurmaya Çok emekler sarfettim Fatımayı sarmaya
Deli Şerif1 havalı Odaları sıvalı İçi bülbül yuvalı Fatmam yeşil suyalı

XXVI. KUŞ DESTANLARI

Kuşların destanın söyleyem sana Şahvezir Balabanın soyudur İspir miralay Doğan binbaşı Soyak dedikleri onun tayıdır
Çalağandan sakla kırmızı abayı, Horoz İmam uyandırır obayı. Zorbaya katmayın Sarı Gebeyi, Kuşların ürkeği asıl Öküdr.
Belibağlıyı da benzetme kuşa, Atmaca cıymakla çıkarsa başa, Gündüz gezemez sefil Yarasa, Onun seyahati gice yarıdır.
Kaz, Turna katan çeker yukarı, Ördeğin yeşil sever akarı. Viraneler bekler Baykuş fakın, Sıçanlar avlamak onun karıdır.
Karga ile Koğunun bükte yuvası, Kuşların hoyratı bir Delicesi. Çohçu ile gör Serçenin davası, Onların arzusu beyaz darıdır.
Karga ile Kartal severler leşi, Mundar üleşe çalarlar dişi. Atmaca ile Şahan bir bölük başı, Eksik değil, günde kırk başı var.
Tavus kuşu vardır çığarlar düzer, Kumru ile Tutu'ya değmesin nazar. İbikli Kuş vardır hizmetten sezer, Kara Kuş onların seraskeridir.
Şule yaktık Karga gibi arife, Yalan yerden malik olmuş tarife. Sonkıtr sultan cümle kuşa halife, Asıl hünkar padişahlarıdır.
Kıracı bekler merç yere gitmez, İbikli önüne kılavuz katmaz. Dünyada Üveyik çok yuva tutmaz, Dünya harabe derler onun ucundan.
Kekliği dersen, sarp yere gider, Başın kaldırır hengame eder. Bir kuş var, o da kemiği yutar, Kuşların akıllısı asıl Süredir.
Sığırcığın çobanlıkta midesi, Güvercinin evi saray tağası. Saka Kuşu dersen, gökler ağası, Marifeti balık avlar karıdır.
Aşık Cüma, düştü ahile zare, Hacı Leylek gelir gider, maskara. Bir kuş var; hiç inmez havadan yere, Ne acayip hakkın sırrı dediler.

Aşık Cumaya ait olup Karnebi öğretmeni Remzi Bey'den alman bu destanın son kısmının "Bir kuş var hiç inmez havadan yere" mısranın Aşığın gönül ve isteklerini belirten bir parçası olduğu kuvvetle sanılmakta ve söylenmektedir. Gönül öyle bir kuş imiş ki, bu kuş daima yükseklerde uçarak yere inmek istemezmiş. Bu örnek ve benzetme hatırda bulunduğu için uzun boylu açıklamaya lüzum görülmedi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Türkmen Türküleri ve Hikayeleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 23:01

XXVII. DERVİŞ PAŞA

Kız Mehmet gülümseyerek aklına bir şey daha geldiğini söyledi. Ben kalemi elime alırken başladı:


"Gavurdağlı Hacı Ömer oğlu Halil Ağa devlete karşı geliyordu. Bundan Halep Valisi bile korkmaya başladı. Halil Ağa Balhan beylerindendi.
Derviş Paşa Gavurdağmı dağıttı, İslahiye'yi şehir yaptı. Halil Ağa'yı tutup İstanbul'a gönderdi.

O zaman bu türküyü uydurmuşlar; sana okuyayım:

Şu yalan dünyada bir arslan yiğitti, Felek korkmadı da çok günden gitti. Derviş Paşa sana çok zulüm etti, Düşman kalasıydın sen Halil Ağa.
Halil Ağa da dersem, mertlerin merdi; Nice vezirler senin cebrini gördü. Dağlı beylerine haberin vardı, Düşman kalasıydın koç Halil Ağa.
Halil Ağa 'dır aşiretin ulusu, Havfinden yatamaz Halep valisi. Kılınçla zaptettin Koca Kilis'i, Kilis benim derdin sen Halil Ağa.
Sana derim sana, ey Halil Ağa, Gayetten üstüne bir düşman gele! Sen seni sarpa vur, kurtar canı, Derviş Paşa gelir kaç Halil Ağa!

Burada Kız Mehmet:

"Halil Ağa'rım bugün hala Kilis'te kendi malı olan bir konağı vardır; bu türküyü anası Gavurdağlı bir aşığa düzdürtmüştür", dedi.

XXVIII. NİNNİLER

Gün karşıdan doğup çıkar, Nar ağacı budak eğer. Arslan ata gümüş eğer, Halka ünü yaman çıkar. Ninni kuzum sana ninni
Nar ağacı dürgün dürgün, Dizinde yatırım yorgun. Ayrılık günleri bugün, Ninni gülüm sana ninni.
Nar ağacı boğum boğum, Alnıma vurdular düğüm, Ayrılık günleri bugün, Ninni kuzum sana ninni.
Karadağımın eteği, Dört yanı arslan yatağı, Gurbete de dert ortağı, Ninni gülüm sana ninni.
Hasan Dağının yazısı Yayılır gelir kuzusu, Ak anlım kara yazısı, Ninni kuzum sana ninni.
Gül açılır bahar gelir, Dilsiz kuşlar dil öğrenir, Anasız kuzu nasıl eylenir, Ninni kuzum sana ninni.

Ninni deyip bilediğim, Al bağırtlak doladığım, Bir Mevladan dilediğim, Dilek kuşum, sana ninni!
Ninni ninni edasına, Beyler inmiş odasına, Hacı Halil dedesine, Ninni gülüm, sana ninni.
Ninni desem berem berem, Dert yürekte derem, derem, Ninni deyü kime derim, Ninni kuzum sana ninni.
Dam başında dolu testi, Bugün yeller bora esti, Gelin anan ümit kesti, Ninni kuzum sana ninni.
Dağlar dağlara kaynaşır, Dağlarda ceyran oynaşır, Eller güllerde söyleşir, Ben ağlarım, uyu ninni.
İstanbul yolları diken, Kör olsun dikeni döken, Zalim gurbet babacığım, Aldı gitti, uyu ninni.
Dam başında demir tarak, Sesi gelir ırak ırak, Gelin anam yoluna bak, Ayrılmam gülümden ninni.
Ulu dağlar, ulu dağlar, Otu bitmez sulu dağlar, Bey kardaşım durmuş ağlar, Menekşeni yetir dağlar. Ninni kuzum sana ninni.

(Bu ninni Gavurdağda seferberlik zamanında bir asker ailesi tarafından söylenmiştir.)

Karakoyun, karakoyun, Var tüyünü tara koyun. El kuzusu kuzu olmaz, Var kuzunu ara koyun.
Kara koyun kuzuludur, Sağ ayağı bazılıdır. Var bakın şu koyuna, Yanı etnlik kuzuludur. Ninni emlik kuzu ninni.
Karakuşun kaynağında mısın, Sarı kuşun çırnağında mısın, Ak yaylanın ocağında mısın? Kavuşalım gülüm ninni.
Ninni desem beni yakar, Beşiğinde güller kokar, Senin kalır in anan çeker, Çekerim de gülüm ninni.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Türkmen Türküleri ve Hikayeleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 23:02

XXIX. PARAYA DAİR BİR TÜRKÜ

Halkın para hakkındaki düşüncelerini açıklayan bu para destanını Karnebi öğretmeni Remzi Bey'den almıştım. Remzi Bey bunu Bavık'ta bir köylüden yazmış olduğunu söylemektedir:

ademden hat emi edna dolayı, İnsan ağladup güldüren akça. Mevla yerin göğü çarhı kuralı, Herkese fendini bildiren akça.
Şöhretli gösterir dar-ı fenayı, Yıkdırır, yaptırır ağır binayı. Nazlı kızdan ayırt eder anayı, Ağladı ağladı andıran akça.
Fakirlerin yetmez gücü, kuvveti, Akça ile bulur ademoğlu izzeti. Beylerle yaşarlar, beyler zineti, Davullar, zurnalar çaldıran akça
Abdalları bülbül eder, söyletir, Ahmaklara tul tul emel diletir. Muzırlara şeytan yükü yükletir, Herkesi kendine taptıran akça.
Ekinciyi zebun eder arsızca, Bari hüda muin olsun şersize, Yalanlar söyletir nice karsıza, Karsızlara yol bulduran akça.
Bezirgana türlü kumaş aldırır, Irgatlara kement, kürek çaldırır. Gecelerde yanlış yerde gezdirir, Dalgıcı denize daldıran akça.
Yalan şahitlere yemin ettirir, Ehl-i kare bile kumar tutturur, Kimisine müşterilik ettirir, Aharı insanı aldatan akça.
Akıllıyı deli, deliyi azdırır, Alışta verişte dostu bozdurur, Sefil Alim 'i de kapı kapı gezdirir, Üç günde bir pabuç yıpradan akça.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Sonraki

Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir