Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkmenlerde Düğünler Ve Oyunlar

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Türkmenlerde Düğünler Ve Oyunlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 22:52

DÜĞÜNLER VE OYUNLAR

I- OYUNLAR


1) Ebe beni kurda verme oyunu:

Bu oyun çocuk oyunudur. iki ebe arkalarına on, onbeşer çocuk dizer, karşılarına biri çıkar, buna kurt derler. Kurt bu iki sürüye saldırır ve en sondaki çocuğu koparmaya çalışır; ebe savunur. Eğer kurdu elle tutarsa bu kurt ölür, yerine başkası kurt olur, oyun devam ederken çocuklar hep bir ağızdan "ebe beni kurda verme" diye bağrışırlar. Türkmen çocukları bu oyunu pek zevkle oynarlar. Ebenin bir ismi de "başcıl"dır.

2) Katır kazığı oyunu:


Toprağa büyücek bir daire çizilir; dairenin merkezine bir kazık çakılır; kazığa dairenin yarı çapı boyunda bir ip bağlanır. Başcıl eline ipi alır ve bir elinde de tura ile kendisine doğru saldırıp tokat vurmak isteyenleri kovalar. Turayı oyundakilerden biri yerse derhal kazığın başına geçer; oyun böylelikle tatlı tatlı devam eder.

3) Arası kestim oyunu:

Bu oyunda arkadaş seçmek en önemli iştir. Oyun yirmi otuz kişi ile iki parti olarak oynanır.
Arkadaş nasıl seçilir? Oyunu idare edecek başcıllar karşı karşıya geçerler ve ayak saymaya başlarlar. Birbirlerine doğru ilerlerken başcıllardan ilk ayak basanı "bastım", diğeri "kestim" der; yüksek sesle "bastım, kestim, bastım, kestim..." diyerek birbirlerine yaklaşırlar; tam karşı karşıya gelirler. Ayağı üstte kalan başcıl, orada hazır bulunan oyunculardan beğendiğini seçer. Bu, tabii oyunu en iyi oynayan bir arkadaştır. Bundan sonra, ayağı altta kalan başcıllar tarafından oyuncular seçilir. O sırada ebe bağırır ve ara kestim oyunu başlar:
Arkadaş seçmek için ikinci bir usul: Ebenin biri bağırır: "Bana gelen ballıca, iki eli kınalıca" oyuncular isteklerine göre iki ebeye ayrılırlar. Fakat bu seçim adaletli olmadığı için Türkmenler, daima yukardaki usulle arkadaş seçerler.

Oyun şöyle oynanır:

Bir dairenin meresine (merkezine) bir aba konur. Partinin biri, abanın koruyucusu, diğeri, zorla yakalayıcısı sayılır. Koruyucular dairenin içine sokulup abayı almaya çalışanlara yumrukla karşılık verirler ve dışardan biri vurulursa oyundan çıkar. Fakat dışardan biri vurulmadan dairenin içinden geçmeyi başarırsa, yanından geçtiği adamlar oyundan çıkarılır ve böylelikle oyuncusu yorulan taraf oyunu kaybeder. Bu oyun, Türkmenlerin büyük küçük hepsi tarafından oynanmakta ve çok sevilmektedir.
Kefergani'li Meçigin Mehmet, bu oyunları tarif ettikten sonra kendisinin de türkü yaktığını söyledi ve bugün Suriye'de yaşadıklarına içerlediği Fransızların ilk kuşatmaları sırasında düzenlediği türküsünü okumaya başladı:

Ak kağıda kara yazı yazdılar,
Tabur edip askerleri dizdiler,
Türkük diyenlerin başın ezdiler,
Yesir kaldı vatanımız, köyümüz.

Şimarik'tan çıktı askerin ucu,
Keferğani, Türktür; affolmaz suçu,
Ağlaşır analar, ne yapak bacı,
Harap oldu vatanımız, ilimiz.

Toplanıp da, bir araya gelelim,
Osmanlıdan doğru haber alalım,
Derdimizi Kanallara yanalım,
Harap oldu vatanımız, yurdumuz.

Sensin sahibimiz; biz neyleyek,
Toplanak da bir araya yörüyek.
Hükümet yoktur ki, haber eyleyek,
Yesir oldu vatanımız, köyümüz.

Vuruldu göğüsten, akıyor kanı,
Aldılar vatanı; yoktur günahı,
Yetiş Mustafa Kemal'im, imdadın hanı?
Yesir oldu vatanımız, elimiz.

Bu Türkü 1337 (1918-19) yılında işgal sırasında söylenmiştir. Meçgin Mehmet'ten sonra Kara Hasan Ağa, oyunlar hakkında şu bilgiyi verdi:

4) Karacör oyunu:

Bu oyun çok garip ve pek eski bir Türk kukla oyunudur. Bir adam yüzüne bir örtü geçire Mustafa Kemal kastediliyor.

5) Deynek oyunu:

Herkes çift olarak birer eş sahibi olduktan sonra, ellerine kısa bir değnek alır. Yalnız içlerinden bir tanesi, uzun bir değnekle meydana gelir ve saflara saldırır; küçük değnekliler ellerindeki değnekleri kalkan gibi kullanarak kendilerini savunurlar. Bu oyunda kollar türlü hareketler yapar ve sonunda kendini koruyamayan yenilmiş sayılarak oyundan çıkarılır. Uzun sopalının ismine başcıl (yani ebe, müdür) derler.

6) Zincir kırma oyunu:

Birbirinin dengi iki parti, kendi başcıllarının arkalarına, abalarından tutunmak suretiyle zincir gibi bağlanırlar. Urgan çekişme oyununda olduğu gibi iki parti de sıra ile, bu zincirlerden adam koparmaya çalışır; hangi taraf fazla adam koparırsa oyunu kazanmış sayılır.

7) Arap oyunu:

Arap oyunu temsille ilgili bir oyundur; bu oyun düğünlerde heyecanla seyredilir. Delikanlılardan bir kısmı Arap kıyafetine girer, diğer bir kısmı da Türk kıyafetinde bulunur. Davul alabildiğine çalar. Araplar ateşin çevresinde oynarlar, Türkler gelince kaçarlar. Araplar kaçınca meydanı Türkler sarar. Bu sefer Araplar saldırır, oyun böyle saldırma ve kaçma hareketleriyle kızışır. Sonunda Türklerden birisi, havaya bir silah boşaltır. Araplar o sırada birbirlerine düşerek dövüşmeye başlarlar; ağlaşırlar ve birbirlerinin yüzüne tükürerek Arap taklidiyle mersiye okurlar. Bu heyecanlı anlarında Türkler saldırarak hepsini bağlarlar, ceza olarak istedikleri şeyi bunlara yaptırmak üzere söz alırlar. Buna Arap oyunu denir ve güneyde bütün Türkmenler, Elbeyliler, Baraklar ve diğerleri arasında oynanır.

Kaynakça
Kitap: CENUPTA TÜRKMEN OYMAKLARI I
Yazar: Ali Rıza YALMAN (YALGIN)
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Türkmenlerde DÜĞÜNLER VE OYUNLAR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 22:53

II- DÜĞÜN

Düğün davulu gelirken:


Köy düğününe davul gelirken köye 5-10 dakika uzaklıkta çalmaya başlar. Düğün sahibinin akrabalarından birkaç tanesi davula karşı çıkar ve davulun önüne düşerek tek ayakla seke seke köye girer ve aynı sekişle köyü davulla beraber dolaşır ve köyün meydanına gelir. Bu her düğünde yapılan eğlenceli bir törendir.

Gelin elbisesinin gösterilmesi:

Düğünün son günlerinde gelinin elbiselerini ve çeyizini siniler üstüne koyup davulla birlikte köyün içinde göstermek adettir.

Gelinin atı:

Gelini güveyinin evine götüren at köyün en iyi atıdır. Gelin güveyinin kapısı önünde atından iner inmez, kendine güvenen delikanlılardan birisi, hızla ata biner ve bütün köy çocukları tarafından taşlanarak kaçar, atla gelinin evine giderek bir hediye alır. Fakat bu adet oldukça tehlikelidir ve çok defa atı kaçıranın başı yarılır.

Şirincelik:

Bayram ve düğünlerde geline gönderilen tatlı hediyelerinin ismine "şirincelik" adı verilir. Bu hediyeler çocukların ve delikanlıların başlarına tepsi tepsi konarak yaygaralar ve türkülerle kızın evine götürülür.

Gelin kurbanı:

Kurban bayramından sonraya kalmış nişanlı ve nikahlılara birer ikişer kurban göndermek adettir. Bu kurbanlar altınlarla ve atlaslarla süslenerek adeta gelin gibi halkın arasında götürülür.

Kız değiştirme adetleri:

İki kişinin birbirlerinin kız-kardeşlerini almalarına kız değiştirme derler. Kazara kızlardan biri ölürse dul kalan erkek eniştesine giderek kız kardeşini geri almaya çalışır; eğer eniştesi masrafım çekip onu bir kızla evlendirirse kızkardeşi eniştesinde kalabilir. Bu adet sadece önce verilen kalın (ağırlık) masrafından kurtulmak içindir.

Kuduz düğünü:

Bir adamı kuduz köpeği gerek sahiden, gerek rüyada ısırırsa, kırkıncı gün, o adamı sabaha kadar uyutmak adettir. Çünkü uyursa, bu adamın kırkbirinci gün mutlaka kuduracağına inanılır. İşte, kırkıncı gece kuduza dağlanmış adamı uyutmamak için kma gecesi gibi sabaha kadar eğlence etmek zorunluluğu vardır. Bu gecede yapılan eğlencenin ismine "kuduz düğünü" derler.

Düğün bayrağı:

Hemen her Türkmen köyünde düğünlerde bayrak asmak adettir. Bu düğün bayrağı güveyinin gireceği evin kapısı üstüne asılır. Bayrağın kendine göre bir özelliği vardır; üçte biri ve ağaca bağlı olan kısmı beyaz, geri kalanı kırmızı olup, kırmızının tam ortasına beyaz bir nal şekli çizilmiştir. Gerek beyaz, gerek kırmızı parçaya ayrıca el şeklinde oyulmuş parmaklı filan birer bez dikilir. İşte buna düğün bayrağı denir. Kilis'in içinde bu bayrak basbayağı bir bayrak olup yalnız Kilis'e mahsus olmak üzere düğün evinin kapısının üstüne asılır. Yanlarına da kireç veya beyaz toprakla haç şeklinde re-simler yapıldığı görülmüş ve fotoğrafı da çekilmiştir.

Yel Baba Ziyareti

Türkmenlerin Boz Geyikli ziyaretinden başka bir de Yel Baba ziyareti vardır. Her yıl ülger zamanında Boz Geyikli'de, kuyruk, zamanında Yel Baba'da önemli panayırlar kurulur. Yel Baba panayırı her hafta salı günleri olmak üzere iki ay devam eder.
18 Ağustos 931 tarihinde Suriye içinde kalan bu ziyareti görmek üzere bizzat Yel Babaya gittim. Yaklaşık olarak; bir iki bin kişi toplanmış davullar çalınıyor, 40-50 atlı cirit oynuyordu. Halkta müthiş bir zevk ve neşe hüküm sürmekteydi. O gün akşama kadar orada kurbanlar boğazlandı, cirit oynandı ve ziyaret kutlandı. Yel Baba'nın ziyaret işleri dikkat çekicidir. Burada ziyaret denilen şey tamamen taşlara tapmaktan ibarettir.

Taşın Türk totemindeki önemi düşünülerek, taşlarla yapılan fal ve taşlara ait inançlar olduğu gibi aşağıda belirtilmiştir:

1- Yel Baba ziyaretinde ufak taşları okuyup üflemek, birbiri üzerine koymak istenilen murada ermek için birebirdir.
2- Yel baba hüyüğüne çıkarken ufak taşlarla hüyüğü taşlamak düşmanın kötülüklerinden kurtulmaya iyi gelir.
3- Yel baba türbesi içindeki delikli taşla vücudunuzu veya herhangi bir romatizmalı yerinizi oğuşturmak yelin gitmesine ve şifa bulmaya delildir.
4- Türbe ile hüyük arasında bulunan, iki delikli ve el sığacak kadar olan bir taştan ellerini geçirmek yelden kurtulmaya ve o sene ellerin dert görmeyeceğine işarettir.
5- Bir adam hüyüğün batı eteğinde bulunan küp şeklindeki bir taşın üzerine arka üstü veya yüzü koyun yattıktan sonra, birisi tarafından ayağından tutulup taşın üzerinde çevrilirse, o adamın o yıl asla hasta olmayacağına inanılır.
6- Küçük ve kireçli taşlardan birkaç tane türbeye dönülerek yenilirse iç hastalıklarına iyi geleceği sanılır.
7- Çok talihli bir adam Yel baba etrafında ufak ve delikli bir taş bulup da hamaylı gibi göğsüne takarsa, artık, o adamın sırtının yere gelmeyeceğine, her arzusunun yerini bulacağına inanılır.

Görüyoruz ki, Yel Baba türbesi adeta bir taş mabedi ve Yel Baba ise bir taş mabudu halindedir. Söylentilere bakılırsa, Yel Baba 1688 (1100) tarihlerinde Sivas'tan gelerek bu hüyüğün içindeki bir taş kovuğu içinde inzivaya çekilmiş ve ölünce Türkmenlerin babası olmuştur. Yel baba'nın taşı toprağı Türkmenlere şifadır.
Bundan başka Yel Baba'da bir de kaynak vardır; burada kerpiçten yapılmış iki hamam bulunur. Bu hamamların biri kadınlara, diğeri erkeklere ayrılmıştır. Gerek ziyaret ve gerek yukarda sunulan taş töreni burada bir defa yıkanmadan yapılmaz; onun için Yel Baba'nın ziyaretçileri, önce, bu hamamlarda yıkanırlar. Ve ondan sonra ziyaretlerini yaparak taşlarla fala başlarlar. Bu iş bittikten sonra artık akşama kadar kadınlar ve erkekler davulların karşısında birlikte oynar ve eğlenirler. Bu Türkmen adetine civarımızdaki Araplar da inanır. İnceleme yapan bir kimse için, Yel Baba günlerinde bu ziyaret hemen hemen bir servettir. Çünkü etrafın bütün ırkları buradadır ve adetleri meydandadır. Meçik Mehmet, Yel Baba için düzenlenmiş eski bir türküyü hatırladı ve isteğim üzerine bu türküyü okudu. Bu türkü Yel Babayı hatırlatmakla birlikte Yel Baba etrafındaki Türkmen köylerini de bildirmektedir. Ne yazık ki, bugün, türküde ismi geçen köylerin birkaçı Arap ve Ermenilerin elindedir.

Evvel bahar yaz ayları doğunca,
Oğlan kıza nergis, verir gül alır,
Çıkarma perçemi festen dışarı,
Arpa kesmez Yel Baha'nın sırası,

Sağılmayor şu sinemin yarası,
Aha da İğdenin kaşı karası,
Kirezdir dudakların arası,
Keferğaniye'de şiren dürülür.

Yel Baba 'da derde deva verilir,
Ese dede yeşil-bayrak bürünür,
Dedeler şenliği fallı görünür,
Oradan seyrettim Titip evine.
(Yel Babaya dair bilgi Meçik Mehmet'ten alınmıştır.)
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Türkmenlerde DÜĞÜNLER VE OYUNLAR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 23:10

II. DÜĞÜN

1- Tozak:

Güneyde Türkmenlerin kız ve gelinleri tavuk tüylerini boyayarak başlarına takarlar, bunun ismine "tozak" derler.

Ve tozak için şu maniyi söylerler:

Yel vurur kozak oynar, Başında tozak oynar, Ben yarime ne yaptım ki? O betiden uzak oynar...
Bu tozak, köy kadınları tarafından saatlerce hazırlanarak yapılır. Resimdeki serpuş (Başlık) en fakir bir geline ait olan tozağın resmidir. Zengin aileler arasında bu serpuş altın ve incilerle örtülmüş bulunur.
Güveyi gerdeğe girdiği zaman, derhal tozağı gelinin başından çıkarır ve yere fırlatır. Tozağın arkasına renk renk, tahminen yirmiyi aşkın çenber bağlanır.

2- Yukarıda (sahife: 56) bahsettiğimiz "düğün bayrağı", son seyahatlerimiz sırasında anlaşıldığına göre, Adana bölgesinde bulunan Türkmenlerde de vardır. Güveyinin kapısına veya damına asılır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir