Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Elbeyli Aşireti

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Elbeyli Aşireti

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 22:22

ELBEYLİ AŞİRETİ

1919 senesinden beri sık sık temas ettiğim Elbeyli aşiretini bu defa Kilis'te daha iyi inceleme fırsatını buldum.
Elbeyli aşireti Türkmenlerden ayrı bölüktür.

Bunların kökü hakkında Ebülhüda Efendi diyor ki:

"Türkmenler 80.000 ev 36 bölüktür. Bu bölüklerden birisine Anadolu'dan "Sultanmelek" isminde birinin oğlu bey olmuş, ondan sonra Türkmenden bölünen bu aşiretin ismine "El-beyli" denmiş. Hatta, Sultan Melek'in oğlu fermanlı imiş; G. Antep'de Arap oğlu Ahmed'in oğlu Necati Efendi'nin kayınvelidesi meşhur Bilal Bey'in anası Gülsüm kadında hala o ferman saklıdır sanıyorum. Sultanmelek oğlu buralarda "Karaçizmeli" sanıyla anılır ve bazen Elbeylilere Karaçizmeliler de derler.

Ebülhüda Efendi'nin kılavuzluğuyla Elbeyliler arasında üçüncü defa, on gün devam eden bir inceleme gezisi yapmayı başardım. Elbeyliler arasına gitmeden önce Ebülhüda Efendi'nin köyü olan Yazlıbecer'e uğramak gerekiyordu. Yazlıbecer, Ağcabekirli ve Elbeyli ile Türkmen ve yörükler arasında birleşik bir köydür. Bu köyde bir iki gece kalmanın faydalı olacağını düşünüp 8/5/931 tarihinde Yazlıbecer'e vardım.

YAZLIBECER

Güneye doğru ve Suriye sınırına hakim bir tepe üstünde kurulan ve elli evden meydana gelen bu köyün vaktiyle oldukça önemli bir medeniyet geçirmiş bulunduğu kuzeyindeki tepelerde yapılan kazılarda çıkan eserlerden anlaşılmaktadır. Köy binaları kara ve beyaz taşlardan yapılmış ve bir avlu ile çevrilmiştir. Söylentiye göre, bu köyde 1722 tarihlerine kadar "Şirvanlı" aşireti kışlar ve köy yazın boş kalırmış. Daha sonra, Türkmenlerin burasını kuşatıp Şirvanlılarla oldukça önemli kavgalar yaptıktan sonra buraya yerleşmiş oldukları kesinlikle söylenmektedir.
Artık köydeyim; Ebülhüda Efendi'nin küçük misafir odası karşısındaki yeşil çimenli meydanda halkla konuşuyoruz.

Ev Kuruluşu:

Köyün evlerini üç kısma ayırarak gezmeğe karar verdim. Önce bir zengin evini, sonra; orta halli bir çiftçi evini gördüm. Daha sonra köyün en yoksul bir adamının evini gezdim.

Eskiden köydeki evlerde avlu adeti yokken, birkaç senedir herkes evine bir avlu eklemeye başlamıştır. Bu, El-beylilerin adetidir.
Bu köyde gördüğüm ev kuruluşu 1919 yılında Konya'da ve Konya köylerinde gördüğüm ev kuruluşunun aynıdır. Daha çok Sultaniye (Karapınar) kazası Türkmenleri arasındaki ev kuruluşu, bu köydeki ev kuruluşuna tıpatıp uymaktadır.

Zengin ve fakir her evin üç odası vardır. Biri yatak ve misafir odası, ikincisi kiler, üçüncüsü bacası bir delikten ibaret olan mutfaktır. Misafir ve yatak odasının kapısından girilince; sol tarafa düşen iki ila dört pencere vardır; bunlar yerden bir metre kadar yüksektir ve ön kısmı parmaklıklarla bölünmüştür. Odanın kapısından girilince, tam karşıya düşen bir set vardır; yük adı verilen bu setin üstüne yataklar, zahire çuvalları vs. yerleştirilir, boş kalan alt ve toprak kısmı birtakım gözlere ayrılmıştır. Bu gözlerin ismi gözenektir. Aym odanın seti ile gözenekleri arasında kalan boş ve karanlık yere Balık (Bölük) ismi verilir ki, burası genellikle yemek kaplarının saklanması için ayrılmış olup; misafir geldiği zaman, ev kadınları, yemeklerini burada yerler.
Köylü arasında kilerin ismi "kiral"dır. Mutfağa da "Ocak" dediklerini işittim. Bunları tesbit ettikten sonra, Ebülhüda Efendi'ye gördüğüm ve hatırladığım bazı şeyleri sormaya başladım.

Söz önce rahvan attan açıldı; arkadaşım:

"Rahvan yapmak için, tay yaşını geçer geçmez, art ayaklarına yirmişer dirhem ağırlığında birer kurşun takarız ve bu kurşunları tayın ayağında iki üç ay bırakırız. Ondan sonra tay rahvan yürümeye başlar" dedi. O sırada gözüme bazı elbise şekilleri çarptı. Bunların isimlerini öğrendim.

Geçiriyorum:

1) Çepken: Kolları sarkık, bildiğimiz elbise.
2) Fermene: Kolsuz bir yelek.
3) Cemedan: Fermenenin altına giyilen kısa kollu, önü kapalı bir çeşit yelek.

Bunlar bugün halk arasında pek seyrek olarak kullanılan giyeceklerdir. Hacı Efendinin oğlu Memet Ali Efendi'de kılık müzesine girebilecek gümüşlü bir çepken vardır. Bundan 10 sene önce kullanılan bu kıyafet bugün terkedilmiş, modasını kaybetmiştir. Aşiret vaktiyle çepken, fermene, cemedan kullanırken bunların altına mavi şalvar giyermiş ki, bu şalvarın cepleri som sırma olurmuş. Ve köylüler o sıralarda kullandıkları fesin üstüne mor renkte poşu (örtü) sararlarmış. Artık yemek zamanı gelmişti, tabii yemeklerden ve yemek isimlerinden faydalanmak isteğiyle önce yemek kaplarının isimlerini sordum.

Kaynakça
Kitap: CENUPTA TÜRKMEN OYMAKLARI I
Yazar: Ali Rıza YALMAN (YALGIN)
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ELBEYLİ AŞİRETİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 22:25

Hacı Efendi yemek kaplan hakkında şu bilgiyi verdi:

1- Sofra: İpten dokunmuş yuvarlak veya uzunca bir dokuma.
2- Nakkal: Buğday sapından yuvarlak olarak örülmüş ve Araplardan alınmış ekmek koymaya yarayan bir sepet.
3- Sele: Söğüt dalından yapılmış olan sinekten korumak için yemeklerin üstüne örtülen sepet.
4- Sini: Pilav koymaya yarayan kenarsız, geniş tepsi.
5- Sahan: Bilinen yemek kaplan.
6- Tencere: Yemek pişirmek için kullanılan küçük kazan.
7- Kulplu büyük tencere: Çamaşır yıkamak için kullanılan kazan ki, ismi don kazandır.
8- Çömçe: Kepçe demektir.

Geri kalan yemek kaplarının isimleri tıpkı İstanbul'da kullanılan isimlerdir. Germeç, çamaşır ipine verilen isimdir. Bütün Türkmenlerde olduğu gibi bu köy halkı arasında da ana kardeşine "tiyze", baba kardeşine "bibi", ananın anasına "Ebe", babanın anasına "Eci" ve babanın babasıyla ananın babasına, ikisine birden "Dede" ismi verilmektedir.

Misafir Kurbanı:

Hacı Efendi sofraya gelen kuzu dolmasını görünce dedi ki:

"- Azizim, buna biz misafir kurbanı deriz, bu kurbanın başı ile kuyruğunu mutlaka misafirin önüne koruz. Misafir için kesilmiş kuzuların başı muhakkak sofrada ve misafirin önünde bulundurulur. Bizim bazen alelade eğlence için yaptığımız seybana (gezinti) zamanlarında soframızda kurban kesilmeye değer misafirimiz bulunmazsa baş ve kuyruk evde, kadınlar arasında kalır.
Yemeğimizi yedikten sonra köylü .Mehmet tambu-rasıyla yanımıza geldi. "Mehmed, bugün hangi makamdan okuyacaksın?" dedim.

Mehmet:

"- İsterseniz bozlak okuyayım."

"Peki" deyince "Hangi bozlağı istiyorsun?" sorusuyla bana bozlakların çeşitlerini hatırlattı. Üç türlü bozlak olduğunu söyledi.

Bunlar:

Urum Bozlağı, Düdem Bozlağı, Yelri Bozlağı.
Ben, bir urum bozlağı söylemesini rica ettim.

Mehmet tamburasını aldı ve okumaya başladı:

Çeke çeke bu dert beni öldürür, Şefaat kanını bulana kadar, Adam vaz mı geçer nazlı yarinden? Yanar ateşe ölene kadar.
Urfalıyım; kimse yarin övmesin, Sökemedim ak göysünün düymesin,

Kaldır zülüflerin yere deymesin, Yerler kubarlanmış toz konar sana.
Gel, kalk gidelim Urum'a doğru, Böyle oturmak halimize elvermez. Yiğidin bir başı gezginci gerek, Gezmeyen yiğitler meydan alamaz.

Kul Veli Abdal, çeker dostun kalırını, Getir içeyim ecel zehrini, Gönül kuşun saldım, gezdi behrini, Geçti zaman, yad elde dertliyim.

Bizim Yazlıbecer'li Mehmet'in türkülerini beğenmedim. Çünkü söylediği türküyü tam olarak hatırlamıyor. Hatta diyebilirim ki, Mehmet'in söylediği ve benim de yukarı aldığım bu türkü aslında dört türküden birer parça alınarak meydana gelmiştir.

Hemen, köyde oturmakta olan Abdal Topal isminde birini çağırdılar; bu abdal "Colap" da vaktiyle yapılan bir kavgaya ait şu türküyü okumaya başladı:

Raka 'dan beri gelen gaziler, Raka'nın gonca gülü soldu mu? Yenile arada bir haber duydum, Dağıtmış Colab'ı şol Abbas Paşa!
Öldü cerit Bekir, vuruldu kilit, Yerde çürüdü bir kara bulut. Hani ya; mert Kerim, bayındır Halit? Dağıttı Colab'ı şol Abbas Paşa.
Kıbleye karşıdır suyun akışı, Bülbüle hoş gelir gülün kokusu, Mısır hazinesi değer Colap akışı, Dağıttı Colab'ı şol Abbas Paşa!
Şıh Efendi böyle çaldı kalemi, Namı tuttu Beydilinin alemi. Aynek-şitoğlu Hüseyin Çelebi, Dağıttı Colab'ı şol Abbas Paşa!

Abdalın türküleri biraz hoşuma gitti ve devam etmesini istedim. Abdal, bu memnuniyetimden neşelenerek:

- Bin Sait'le Elbeyliler arasında 1860 tarihlerinde bir döğüş olmuş, ama ben onun türküsünü bilmiyorum.

İsterseniz size "Benderi" makamıyla genç Osman'dan okuyayım, dedi ve başladı:

İptida Bağdat'a sefer olanda, Atladı hendeği geçti Genç Osman! Yıkıldı bayraktar, aldı bayrağı, İletti bedene dikti Genç Osman!
Getirin de, kır atımın ikisin, Fethedeyim düşmanların hepisin, Sabah namazında Bağdat kapısın, Allah Allah dedi, açtı, Genç Osman
Genç Osman dersen, hakka yetişti, Atladı hendeği, bedene düştü. Kelle kucakladı, üç gün döğüştü, Şehitlere serdar oldu Genç Osman!
Bizim Abdal artık bülbül gibi konuşmaya başlamıştı. Ona bazı sorular sordum; önce hangi makamları bildiğini öğrenmek istedim.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ELBEYLİ AŞİRETİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 22:25

Topal Abdal:

"- Ben altı makam adı bilirim ama hepsinden söyleyemem" dedi ve makam isimlerini saydı:


1- Urum Bozlağı,
2- Düdem Bozlağı,
3- Benderi, Bozlağı,
4- İskan (ağıt, harp ve darb) makamları,
5- Elbeyli,
6- Urum divanıdır.

Topal Abdal'a: "Siz Çingene misiniz?" dedim. Topal Abdal:

"- Haşa efendim, biz Çingene değiliz, Çingene soyu ayrıdır" dedi. Bunun üzerine ben abdalların kaç çeşit olduğunu öğrenmek için Topal Abdal'a soyların isimlerini sordum. Ve onun saydığı soy isimlerini yazmaya başladım.

Abdalların Cinsi:

1- Fakçılar: Aşirete av avlayan abdallardır.
2- Tencili Abdalı: Cambazlık, kuyumculuk, üfürükçülük yapan ve böyle geçinen abdallardır.
3- Beydili Abdalı: Türkmenlere yamak ve yardımcı olan Abdallardır. (Bizim Topal Abdal, kendisinin bu gruba girdiğini söyledi.)
4- Gurbet veya cesis Abdalı: Sepetçi Abdallardır. (Bizim Topal burada gurbet Abdallarının bir de adetlerinden bahsetti: Söylediğine göre; bunlar, geceleri lamba, ateş yakmazlar ve yazın çadır altında yatmazlarmış.)
5- Kara Duman Abdalları: Bunlar Mısırlı İbrahim Paşa'nın iskan (yerleştirme) beyine Mısır'dan gönderdiği büyük bir musiki ve raks heyetinin kalıntılarıdır.
Söz düğün adetlerine geldi; arada bir de düğün unu, kırgım davarı, kına davarı kelimeleri geçti.

Hacı Efendi'ye bu adetlerin nasıl olduğunu sordum:

1- Düğün Unu: Düğün sahibinin değirmene hediye olarak gönderdiği undur. Bu un değirmene girer girmez değirmenin üstüne bir bayrak asılır ve düğüne katılacak köylünün unu bedava öğütülür; buna "Düğün unu" denir.
2- Kıza giden kurbanın adına "Kına davan", düğün sahibine hediye olarak gelen davarların ismine de "Kırgım davarı" derler.
Ertesi gün Elbeyli aşiretinin epey yaşlısı olan ve "Üç-kubbeli" köyünde oturan Ömer Ağa'ya gitmek üzere hareket ettim. Ömer Ağa'nın evi Büyük Ev diye adlandırılmıştır. Büyük ev, bir obanın halkına mal edilmektedir.

Eski adete göre kız ve oğullar arasında mal bölüştürmede babanın misafir odası hangi oğula düşerse o ev büyük ev diya adlandırılır. Saat altı sıralarında Üç Kubbeliye vardım. Ömer Ağa köyde yoktu; Suriye'deki çiftliğine gitmişti.
Derhal atlı çıkardılar, haber gönderdiler ve ayrıca Bab-limon köyünde (Kara Hasan) Efendi isminde bir ihtiyarın bulunduğunu, onun da Elbeyli hakkında bilgi sahibi olduğunu söylediler. Kara Hasan Efendiye de bir atlı gönderdiler. Akşam ezanında her iki ihtiyar gelmiş ve sohbet kaynamıştı...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ELBEYLİ AŞİRETİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 22:32

ELBEYLİ KÖYLERİ

Suriye'de kalan köyler:


Köyün ismi
1- Sipahiler
2-Arabazı
3-Kadılar
4-Çörten
5-Eşekçi
6-Memili
7-Kocalı
8-Taşkapı
9-Zilif
10-Sandı
11-Til'aşa
12-    Alıcı
13-    Kalkım
14-    Ziyaret
15-    Sekizler
16-    Kelsenli
17-    Ayaşa
18-    Halil oğlu
19-    Sinsile
Bablimon


Türkiye'de Elbeyli köyleri:

Köyün ismi
1-    Beylerbeyi Salih Ağa
2-    Çanakallı
3-    Üçkubbe
4-    Küçük karacaören
5-    Kemüntepe
6-Acer
7-Zabaran
8-    Çıldıraba
9-    Şekep


Toplu olarak bu 29 köyün Elbeyli köyü olduğu anlaşılmıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ELBEYLİ AŞİRETİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 22:33

ELBEYLİ OYMAKLARI

Elbeyli aşiretlerinin hepsi yedi oymağa bölünmüştür.


Adet Oymağın ismiOymağm yerleştiği köyler
1 Gavurelli(1)Kalkım köyü
2 Perenli veya Çör-Sındı, Til'aşa, Alıcı köyleri
düklü (2)
3 Tırıklı(3)Taşkapı, Hocalı, Ziyaret, Zi-lif, Zabaran, Çıldıraba, Şe-kep köyleri (Şekeple Çıldı-rabanm yarısı Türkmendir.)
4 TaflıKersenli, Halil oğlu köyleri
5 ŞahveliArap Aza, Acer köyleri
6 FerizliSekizler, Bablimon, Beyler­beyi, Kankallı, Sipahi Me-mili, Uçkubbe, Karacaveren, Eşekçi, Çörtenhüyük, Ke-müntepe köyleridir.
7 KarataşlıKadılar köyü


Elbeyli köy ve oymakları hakkındaki bilgi hemen her Elbeyli Ağası tarafından muntazaman bilinmekte ve açıklanmaktadır. Aşiretler birbirlerini çok iyi tanıdıklarını bununla çok açık olarak ispat etmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ELBEYLİ AŞİRETİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 22:38

Davar Damgaları:

Elbeyli obalarındaki davarların hepsinin kendine has ve yalnız kulaklara işaret edilmek üzere eski ve esaslı damgaları vardır ki, bunların ismine "en" derler. Elbeyli enleri obaların adetlerine uygundur.

DAVAR ENLERİ

1- Şahveli Eni: Davarın iki kulağından biri ucundan delinir, diğeri perenlilerinki gibi delinir.
2- Firizli Eni: Sağ kulağın bit parçası bölünür, sol kulağı üçgen şeklinde kesilerek sarkık bırakılır.
3- Karataşlı Eni: Biri ucuna olmak üzere davarın iki kulağı delinir.
4- Gavurelli Eni: Davarın iki kulağı alt tarafından kesilir.
5- Taflı Eni: Davarın bir kulağı ucundan delinir.
6- Perenli Eni: Davarın bir kulağı
7- Tırıklı Eni: Davarın bir kulağı dan kesilir.
8- "En" vurulmamış kulaklar.

Yedi obanın kendilerine has damga (en) işaretleri bunlardır. Her Elbeyli bu işaretleri tam olarak bilir ve öteden beri korumayı bir görenek kabul eder.

ELBEYLİDE EV KURULUŞU VE EV EŞYASI

Elbeyli arasında evler çok sade olup hemen dört duvardan meydana gelir; bölüm ve set gibi ayrıntıları içine almaz. Her ev mutlaka bir bahçe ile ayrılmıştır. Evlerin basitliğine kıyasla, misafir odalarının çok önemli bir kuruluşu ve bölümleri vardır. Bir Elbeyli evi bütünüyle bir odadan ibaretken misafir odaları tam tersine 9-10 bölüme ayrılmıştır.

Ev Kuruluşu:

1- Dört duvar,
2- Dikmeler,
3- Yüke-durma,
4- Raflar,
5- Kaldırımlar,
6- Kapı kısımlarından ibarettir.

Pencere kullanmak adeti yoktur. Seyrek olarak üçgen veya dörtgen şeklinde bazı küçük delikler pencere vazifesini görür. Misafir odalarında ise kapıdan girilince, sol tarafta, bir iki metre yerden dolma ve parmaklıkla bölünmüş bir seki (set) vardır ki, bu misafirin yatacağı ve oturacağı yerdir. Burası herkesin haline göre yapılmış olup pencerelidir. Misafir odasında sekiden sonra atlık, öküzlük, maklap (Günlük saman yeri), saman deposu, öküz damı, gezintilik (burası misafir sekisi önünde ve kapının karşısında ufak bir koridordur) bölümleri bulunur. Öküzlük, atlık ve öküz damlarında düzgün ve sabit olmak üzere ondan elliye kadar yemlikler bulunur ki, bunların ismine "Akere" denir. Elbeyli ev ve odalarında kullanılan eşya genellikle evin kadınları tarafından dokunmuş çuvallar, kilimler, keçeler ve süslemelerde kullanılan üzerlik otundan veya buğday sapından yapılmış bir takım renkli bezlerle süslenmiş şekillerden ibarettir. Odaların başlıca eşyası, mangal, kahve takımı, yastık ve minderdir. Sofraları dikdörtgen şeklinde dokunmuş bir kilim parçasıdır.

Çuvalların Çeşitleri:

1- Aşıklı: Aşık kemiği gibi çiçekleri olan dokumalardır.
2- Çalmalı: Düz ve kırık çizgilerin karışmasından meydana gelen çuvallar.
3- Saydak: Dikey ve düz çizgili çuvallar.
4- Aynalı: Küçük küçük eşkenar dörtgenlerden meydana gelmiş çuvallar.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ELBEYLİ AŞİRETİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 22:38

KARA HASAN EFE İLE KONUŞMA

Yetmişbeş yaşlarında kısa boylu, esmer, karakter ve zekası kuvvetli, sözünü esirgemez, milli zevkleri sağlam fakat ne yazık ki, köyü Suriye'de kaldığı için üzüntülü olan Kara Hasan Efendi, geç vakit geldiğinden bir süre dinlenmişti. Bu kişiyle gece saat sekizde başlayıp sabaha kadar devam eden konuşmamız kendisinin milli kültüre vermek istediği malzemeyi seve seve hatta, uykusuz kalmak bahasına hediye ettiğine en açık bir delildir. Düzenli bir program takip etmek mümkün olmadığından Hasan Efendi'yle yaptığım konuşma gerekli ve uygun görülen şeylerden bahsetmekten ibarettir. Edindiğim bilgileri aynen sunuyorum:

Doğum adetleri:

1- Erkek çocuğu olan adam, mutlaka köye davul getirir ve üç beş gün köylüsü ile beraber şenlik eder. Erkek çocuğu olan babayı herkes kutlar. Kız çocuğu olan bu saygıyı göremez, hatta birkaç gün halka bile görünemez.

2- Lohusalarımız kırk gün evden çıkmaz. Onların adına "nefse" denir; yanlarında daima adam bulunur. Erkek çocuğu olan kadın, al takar, kızı olan bir şey takmaz; fakat seyrek olarak sarı takanlar da bulunur.

3- Nefselerimizi al basmaması için, Şahveli obasında Muharrem Efendi'nin oğlu Ali Ağanın, -ocaklı olması dolayısıyla- başına giydiği terliğini lohusanın yastığı altına koymak veya lohusanın başına giydirmek adettir.

4- Ali Ağa'nın terliği bulunmazsa, nefsenin evinin kapısına bir orak geçirmek veya yastığının altına bir "çift demiri" koymak ve odada bir sarı süpürge bulundurmak gerekir.

5- Lohusanın kırkı çıkarken çocuk ve anası güzelce yıkatılır. Çocuk yıkandıktan sonra, vücudu bir eşek veya bir tazı çuluyla sarılır; tazı çuluyla sarılan çocuklar yaman, eşek çuluyla sarılan çocuklar uysal olur. Çoğunlukla erkek çocuklara tazı, kız çocuklarına eşek çulu kullanmak adettir.

6- Çocuklarımıza isim koyma töreni doğum gününün ertesinde veya doğduğu hafta içinde olur. Çocuğa isim konduğu gün kuzu boğazlanır ve davet verilir. Erkek çocukların ismini yaşlı erkekler, kız çocuklarının ismini koca karılar okur.

7- Sünnet toplantılarımızda "kivre" bulundurmak adetimizdir.

Nişan adetleri

1- Kız aramaya giden insanın adına "vasıta" denir; vasıta işi pişirir.
2- Üç beş atlı, vasıtanın yaptığı işi tespit etmek için nişan takar, bunlara "dünürcü" denir. Dünürcülerin kadınları altın takar, erkekleri "ağırlık"1 verir.
3- Nişan töreninde külfet ve masraf olmaz, dünürcü-lere bir kahve veya şerbet sunulur.

Kına Gecesi adeti:

Kara Hasan Efendi, Araplarla Türklerin senelerden beri devam eden gerginliklerini ispat edecek bir gerçek buldu ve benim sorduğum soruya cevaben:

- Efendi, şimdiye kadar Araplardan yalnız bir kız aldık fakat, Tanrıya şükürler olsun, Araplar aşiretimizden bir kız bile almayı başaramadılar Arab'a kız veren adam, obada yaşamaz, dedi ve konuya girdi.
Kına geceleri yalnız kadınlar arasında yapılır ve kadınlar kendi kendilerini eğlerler. Bazı kına gecelerinde erkekler de bulunur. Çünkü, biz kadın erkek daima bir arada yaşarız, birbirimizden korkumuz yoktur. Elbeylide bir oba arasında şimdiye kadar bir namussuzluk çıkmamış ve duyulmamıştır. Obamızın kızları veya karıları bizim bacılarımızdır. Bunlar kına gecelerinde bir takım türküler söylerler; isterseniz hatırımda kalan bir tanesini söyleyeyim:

Şu dağın ardında bir taş olaydım, Gelene, gidene yoldaş olaydım, Bacısı güzele kuldaş olaydım, Ne durnam, ne durnam; yaralı durnam!
Eller al giyinmiş, karalı durnam, Ne durnam, ne durnam, yaralı durnam!
Şu dağın ardında bir kuzu meler, Kuzunun firkati bağrımı deler, Anadan ayrılan böyle mi meler? Ne durnam, ne durnam, yaralı durnam!
Eller al giyinmiş, karalı durnam, Ne durnam, ne durnam, yaralı durnam!

Gerdek adetleri:

1- Güveyi gerdeğe girerken sopalarla kovalanır ve çevik davranamazsa dayak yer.
2- Güveyi gerdeğe girdiği gece kızın vücudunda ve yüzünde görülebilecek olan yerlerini morartır, hatta çok gelinlerimizin yüzü gözü bere içinde kalır; bunu yapmayan delikanlılar ayıplanır.
3- Sabahleyin gelinin yüzünü bere içinde gören oba kadınları güveğiye öfkelenerek, ellerine değnek alıp onu dövmeye başlarlar. Güveyi dayak yerken karşılık veremez. Yalnız güveğinin arkadaşları olan erkekler, güveğiyi kadınların elinden kurtarmaya çalışır. Bu adet bütün Türkmenlerde böyledir. Hatta bazı güveğilerin başı yarılır ve kolları da kırılır. Erkekler, erkek tarafı, kadmlar, kadın tarafı sayılır; sonunda gelin araya girer ve erkeğe kollarını açarak onu korur.

Ölüm adetleri:

1- İlk günü mezarı kazanlara yemek yedirilir. (Elbeylide mezara "Kör" veya "Sin" derler.)
2- Yedi gün sonra ölünün canı için tuz dağıtılır.
3- Üç ay geçince ölünün canı için helva yapılıp köylüye dağıtılır.
4- Aradan sene geçince kurban kesmek adettir. Diğer adetler, her yerde yapılan adetlerin aynıdır. Yalnız vurularak ve şehit olarak ölen adamların mezarlarına "Düşek" (Meşhet) adı verilir.

Sohbetimiz sırasında, Elbeyli arasında güreş ve pehlivanlık olmadığından; düğünlerde halay çekmek, cirit, nişan atmak adetlerinin bulunduğundan, Halep'te aslı Türk olan Yeğenzadelerin Anadolu'dan Elbeylilerle birlikte göç ettiklerinden, evvelce Halk Bilgisi Haberler Mecmuasında yayınladığım "Bozkurt" efsanelerinin Elbeyli arasında da aynı olduğundan bahseden Kara Hasan Efendi, Elbeylilerin en eski dostlarının Ağcebekirli, düşmanlarının ise, Türkmenler olup bu düşmanlığın adeta irsen, anadan babadan geçtiğini açıklarken alçak gönüllülükle başını sallayarak şu atasözünü sözlerine ekledi:

Adam, atta doğurur, Avrat ta doğurur.
Bunun üzerine aşiretin miras, damga ve Boz geyikli ziyareti adetlerine geçtik.

Kara Hasan Efendi aşiretlerindeki miras adetleri hakkında şu maddeleri aynen sıraladı:

1- Bizde kızların miras alması ayıptır. Hiçbir kadın mirasa katılamaz.
2- Babası ölen kardeşler eşit olarak miras alırlar.
3- Büyük ev baba yurdudur. Bu yurt, burayı şenletebilecek olan en yoksul kardeşe verilir ve o kardeş baba yurdunu şenleteceği için mirastan ayrıca, bir de baba hakkı alır, bu hak misafirlere harcanır. Aşiretimizin miras işlerini ve bazı geçimsizliklerini muhakeme eden bir evimiz vardır ki, bu eve aşiret arasında "Şor evi" denir. Bugünkü Şor evimiz Kıllı oğlu evi ise de, şimdi, bu ev çökmüştür.

Süsleme:

Köyde kadınlar ve erkekler tarafından süs olarak yapılan şeylerde resim çizmek adeti olup olmadığını sorduğum zaman, Kara Hasan Efendi cevap olarak: "Bizde şakak kemikleri üzerine bir ceylan resmini barutla dövmek adettir; buna dövme deriz dedi.

Sonra yaz günleri güneş dokunmasın diye evlerimizde kadınlarımız her yıl haziran ayında duvarlara aşı toprağı ile bazı resimler yaparlar fakat, bu pek önemli değildir" diye devam ederde ve eline kalemi alarak aynen şu resimleri çizdi:

Ben Kara Hasan Efendi'nin çizdiği bu resimleri gezindiğim evlerin bir çoğunda aynen gördüm.

Boz Geyikli Ziyareti:

Kara Hasan Efendi, Boz Geyikli hakkında rivayetlere geçmeden önce ciddi bir eda ile:

"Boz Geyikli, Elbeyli boyunun piridir." dedikten sonra öğrenmek istediğim Boz Geyikli hikayesine şöyle başladı. Aynen alıyorum:
"Elbeyliden çıkan Deli Ahmed'in sanma Boz Geyikli derlermiş. Boz Geyikli, bir gün, Uruma, Hacı Bektaş'a gitmiş, Bektaşi olmuş, keramet göstermiş veli olmuş. Oradayken bir gün elindeki, çövenini (asasını) güneye fırlatmış, çöven şimdi türbesinin bulunduğu yere düşmüş, çobanlar bu çöveni almak istemişler, ama kimse yerinden kaldıramamış. Mavalı aşireti kaldırırız demişler, develere bağlamışlar, develerin hepsinin beli kırılmış, sonunda Boz Geyikli kendi gelmiş, çövenini almış, böylece aşirette ulu olmuş. Hacı Veli Bektaş, yanındaki adamlarına mertebeler vermiş. Boz Geyikli buraya geldiği için her nasılsa ona mertebe vermeyi unutmuş. Boz Geyikli asasını Hacı Bektaş'a doğru fırlatmış, asa gelirken Hacı Bektaş, Nur-hak dağına "Tut ya Nurhak" demiş. Asa Nurhak dağını yarmış, sonunda Hacı Bektaş'a mertebe vermiş ve Boz Geyikliyi, (Bişiri'yi) doğru yola getirmekle görevlendirmiş. Boz Geyikli Deli Ahmet, aslen Tokatlı olup aşiretinin Rakka'da bulunduğunu bildiği için buraya gelmiştir."

Kara Hasan Efendi, Boz geyiklinin aşiret arasında hemen her hastalık ve dertler için bir adak yeri olduğunu, delilerin, hastaların, çocuğu olmayanların dertlerine böylelikle deva bulduklarını ve her yıl türbede kurbanlar kesildiğini söyledi.

Elbeyli Beyleri ve Soy Kütükleri:

Kemah'ta "Ak Melek" oğullarından Mehmet Bey, kesin olarak bilinmeyen fakat yerleştirme zamanına rastladığı kesin olan bir tarihte Elbeyli aşireti arasına sürgün olarak gönderilmiş. Bu bey, birkaç sene içinde aşiretle yaptığı temaslar üzerine sürgünden sonrada bu aşiret arasında kalmayı kendisi için yararlı görmüş ve affedildikten sonra, padişahtan aşiretin reisliğini istemiş, padişah fermanla Mehmet Bey'i Elbeyli'ye bey tayin etmiş. Mehmet Bey, aşiretin beyi olduktan sonra üç kızını aşiretin ileri gelenlerine vermiş. Sonunda aşiret tarafından da bey tanınmış ve bugüne kadar Mehmet Bey'in çocukları Elbeyli'nin beyi sayılmıştır. Şimdi hayatta olan Mehmet Bey, Kemuntepe'den Suriye'ye göç ederek yeni bir köy kurmuş ve aşiretinden ayrılmamıştır. Bu beylerin soyundan bugün yalnız Naime Hanım ve Mehmet Bey ile Bolvadin orta okul tabiat öğretmeni Hurşit Bey kalmıştır. Beylerin soy kütüğü aşağıda olduğu gibi tespit edilmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ELBEYLİ AŞİRETİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 22:42

Soy kütüğü Kara Hasan Efendi tarafından tespit edilmiştir:

Resim

Elbeyli'de Türkü'' ve Hikayeler Türkü''ler: Kara Hasan Efendi, Elbeyli aşiretinden meşhur Mahmut Bey isminde bir avcıdan bahsetti. Bu avcı, kuş (şahin) ile deve yavrusunu düşürür ve bütün aşirette şöhretiyle anılırmış. Buna dair bir de Türkü'' söylenmiştir.

İhtiyar Kara Hasan Efendi avcı Mehmet Bey'e ait olan Türkü''yü okumaya başladı:

Sakarcayı bilemirim başından, Yurt gösterdin İzmiflinin kaşından, Sakın olun, Mahmut beyin kuşundan O avlasın yaşılları, bazları,
Süre süre konalgasın getirdim Ak pınarda türlü manca yedirdim, Sakarca 'yla eyriceler bitirdim, Hilaf mıydı Mahmut Bey'in sözleri.
Turnam, incinmesin benim sözlerim, Sakarcayı yeşil sandı gözlerim, Şunda kara kuşa işmar eylerim, Herceyiş oğluna benim sözlerim.
Söylen Mahmut Bey'e avın eylesin, O bir kepezedir Torun öğretsin, Toy ispirler yaşılları avlasın, Ben geriden salağım gözlerim.

Kara Hasan Efendi, bu Türkü''yü bitirdikten sonra Elbeyli aşiretinden Molla Osman isminde bir kişinin Mehmet Bey ile Binsait arasında 1811 tarihlerinde yapılan aşiret kavgasına ait Türkü''sünü yazdırmaya başladı.

Mehmet Bey'le Binsait'in dövüşü

Vaktına hazır ol sen Abo Hüseyin, Cenk ilmini bilen dullar benimdir, Müfrüdüm, cemanım cip polat giyer, Haber anlamayan kullar benimdir.

Mehmet Bey der ki:

Kahraman Kara Üveys dağları aşar, Elde Kara Ali gürzünü düşer, Çopurum var, gören develer işer, İşleyir Rustem'e, Zali benimdir.

Binsait der ki:

Şişhane tüfenkler top gibi öter, Boynu uzun necidiler dağ gibi yatar, Kafayı keserler Amık'ta satar, Elden ele gezen şallar benimdir.

Mehmet Bey der ki:

Kasım Paşam agitler başı, Osman beyim çıplak eder savaşı, Mustafa da kürp kürp topluyor leşi, İleşte parlayan nallar benimdir.

Binsait der ki:

Ben Abo Hüseyinim; bildin mi beni? Adam erveniyim yudarım seni!.. Tilberçe kuyusunda gördün mü beni? Fellahlar içinde atlar benimdir.

Ben bu destanı biraz eksik gördüm. Hasan Efendiye fikrimi söyledim, doğruladı. Fakat aklında kalanın bu kadar olduğunu söyleyerek özür diledi. Bundan sonra Basra tarafından gelen ve "Direi" ismiyle anılan büyük bir Arap kafilesinin Elbeylilerin başına bela kesildiğini ve koyunlarını yağma ettiklerini, hatta kırk tane Türk esiri alarak gittiklerini ve o sırada savaş esnasında Hasan isminde bir Elbeyli çocuğunun şehit düştüğünü, çocuğun babası tarafından buna bir ağıt yakılmış olduğunu bildirerek ağıtı aynen okumaya başladı:

Öylen ile ikindinin arası, Aldı beni kaşlarının karası, Bilmem şahan yavrusu, bilmem ispir cöresi, Av ederken, ben yavrumu aldırdım.

Gökyüzünde çıngırdağı çınladı, Yere indi ciğerciğim dağladı. Bilmem şahan, bilmem karakuşa uğradı, Av ederken, ben yavrumu aldırdım.

Gelin bakın şu dağların otuna, Osmanlılar binmiş Arap atına, Benden selam edin Aşa hatunu1, Av ederken ben yavrumu aldırdım.
Elim ile şiveğimi düzmedim, Kalem alıp kaşım yüzüm yazmadım, Ardimamm Karadağı2 gezmedim, Harbederken ben yavrumu aldırdım.

Bu olay, Hasan Efendi'nin söylediğine bakılırsa, 1688 tarihlerinden sonra olmuştur. Hasan Efendi bundan sonra 1737-1738 tarihlerinde Urfa'da Hammal Mehmet Paşa isminde bir valinin Elbeyli obalarından Şahvelinin asi reisini öldürmesi üzerine bir Türkü'' düzmüş olduğunu, fakat bu Türkü''nün hepsini bilmediğini ve bugün tamamını bilenin olmadığını söyledi. Ben de bir parçasını olsun öğrenmek hevesiyle Türkü''yü söylemesini rica ettim.

Nederimde göç çeküben Elbeyli'ye giderim, Çolağın oğlu Ahmet Ağa'ya haber ederdim, Belki yetimleri elden ala hey...

Eksik olan bu Türkü''nün çok önemli bir Türkü'' olduğunu ev sahibi Ömer Ağa da doğruladı; ne çare ki, bunu bilenlerin hepsi ölmüştü. Hasan Efendi Basra'dan gelip Elbeyli'yi yağma eden Direilerin öldürdükleri çocuğun babası Hasan Ağa'yı Kilis'te Daltaban Paşa'nın astırdığını söyledi. Hasan Ağa asılmadan önce şu Türkü'''yü söylemiştir:

Hey ağalar da, Kara Dağın eteği, Dağılsın mı Elbeylinin peteği? Veir konargası, arslan yatağı, Beyimize malûm olsun halimiz!
Dedem çolak, aktarmalar getirir, Bitmeyenin işlerin bitirir, Bağ, bahçe diker; güller yetirir, Sacır bizim balkar kaldı gölümüz.

Aman Allah; onulmuyor derdimiz, Bir arada buluşmuyok hepimiz, Çöller bizim ala, dede yurdumuz, Koca Mumbaç, fermanlı şarımız.
Söyleyin aşıka, Türkü'' yazmasın, Kürt ve cahil hatırcığın bozmasın, Sakın olsun, gediğinden kakmasın, Agit olsun benim gibi yerimiz!

Daltaban Paşa'nm Hasan Ağa'yı çengele astırmasına sebep Elbeyli'nin Gavurelli obasından Halil oğlu Osman Ağa dır. Osman Ağa, Hasan Ağa ile geçmiş zamanda aralarında geçen bir çekişmenin intikamını almak için Hasan Ağa'nın aşireti arasında zorbalık yaptığı ve aşiretin kendisinden usanmış olduğu yolunda bir yalan uydurarak onu Daltaban Paşa ya şikayet etmiş. Kara Hasan'a göre Hasan Ağa'nın idam edilişi haksız yapılmış bir davranıştır.

Abbas Paşa

Kara Hasan Efendi diyor ki:


Vaktiyle Abbas Paşa Mısır'dan kalkmış ve bu memleketi almaya gelmiş. İskenderun'dan karaya çıkmış ve yürümüş.

Dadaloğlu ona şu Türkü''yü düzmüş:

İskeleden kaktı ol Abbas Paşa, Kızılı, boranlı dağ var önünde, Elbeyli beylerin at başı çekmez, Çevrilip konacak yer var önünde.
İlerde Osman bey, zorbalar başı, Aşireti var, çıplak eder savaşı. Keser kelleler, basar üleşi, Kartallar dönecek yer var önünde.
Küçük Ali oğlu da, haykırır kakar, Düşmanı görünce, belini büker, Çimbulat kılıçla demir bent söker, Omuzu kalkanlı er var önünde.
Dadaloğlu der; ordan geçerse, Elbeyli Türkü''nden yolun açarsa, Akan kanlı Murad köpük saçarsa, Sait Battal gibi er var önünde.

Hasarı Efendi artık durmadan aklına gelen parçaları yazdırıyordu. Abbas Paşa'nın Türkü''sünü bitirince aşık Rüstem'e ait şu Türkü''yü de söyledi:

Sağsalına inen kervan, Yağar yağmur, zarılanır.
Yerine düşmeyen bir er, Ölmez ama, gerilenir.
Adalarda olur urban, Verirler dertlere derman
Gönül dediğin değirmen, Gah yumuşak irilenir, Koyun kuzusuna meler, Kelbi takar, avın tanır.
Rüstem der ki; behey beyler, Çalar sazın gönlün eyler!

Artık Kara Hasan'la sabahı bulmuştuk, izin istedi, abdest aldı, ellerini silerken Deli Boran'a ait bir Türkü'' hatırladığını söyledi, derhal kaydettim.

Halise'nin gülü kokar, Güzeller yanağa takar,
Sacır derler bir su akar, Gönül oynar göllerinde.

Mıımbıç derler bir şar imiş, Ağalı, beylik yer imiş,
Zor gühcylanları varmış, Kurşun deymiş dallarına.

Çıktım, baktım, Dur Dededen, Baktım Mumbaç ellerine,
Egbez egbez evler konmuş, ilcesine, ellerine.

Hezeli gönül, hezeli, Şarap içerdik ezeli, Küpeli Avşar güzeli, Serr-i revan boylarına.
Bunu söyler Deli Boran, Sevdiğine meyil veren, Cığ cığ olmuş Ağca Geran, Gider garbi yerlerine.

Sabahleyin gideceğime yakın Kara Hasan Efendi'den Genç Osman hakkında bilgi istedim. Hasan Efendi, Genç Osman'a ait Dadaloğlu'nun bazı Türkü''leri olduğunu, fakat o Türkü''lerin hatırında bulunmadığını, ancak Genç Osman hikayesini bildiğini söyleyerek hikayeyi kısaca anlattı.

Aynen naklediyorum:

"Sultan Murat Antakya civarında bir rüya görür; rüyasında: "Genç Osman'ı yanma al" derler. Sabahleyin Sultan Murat Genç Osman'ı köyünden getirtir, anasına geri getireceğine dair bir de senet verir. Bağdat'a giderken padişahın ordusunu bir çiftçi üç gün besler; o zaman buralarda çok zengin ağalar bulunurmuş. Padişaha bu adamı define sahibi olarak tanıtırlar.

Padişah çiftçiyi çağırarak:

- Ulan, senin hazinen varmış. Padişah dururken çiftçiye hazine ne gerek; onu çabuk bana getir, der.

Çiftçi hemen çıkar ne kadar çift aleti varsa, Padişahın önüne getirir ve yalvararak:

- Hünkarım, işte benim hazinem bunlardır, der. Padişah çiftçinin bu sözünden hoşlanır, onu haznedar yapar, Bağdat'a gelirler. Bir gece padişah kıyafet değiştirerek Genç Osman'ın çadırına gelmiş ve Genç Osman'a "Bağdat'ı alacak mıyız?" demiş. Genç Osman "Kır atıma çifte yem, bana tütün çıkmazsa Bağdat alınmaz" demiş. Ertesi gün Genç Osman'ın atma çifte yem çıkar ve kendisine de tütün gönderilir. Genç Osman, öğle namazı sırasında Bağdat'ı alır. Burcu deler, şehit olur. Kafasını koltuk altına alır, sonunda dört yol arasında düşer. Bağdat alınır ama padişah, geri dönerken Genç Osman'ın anasına verdiği senetten dolayı üzülür."
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ELBEYLİ AŞİRETİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 22:42

Burada ev sahibi Ömer Ağa söze karıştı ve Bağdat'ın fethine dair olan şu Türkü'yü söyledi:

Sana derim sana, ey Acem şahı, Arslan yatağından kaktı gelir! Alır senin tahtın ile tacını, Sultan Murad kendi kaktı gelir!
Sultan Murad yeryüzünün velisi, İşte geldi hakkın arslan alisi, Seksen, bin Urumeli delisi, Doksan bin de Tatar handan gelir.
Altmış bin de kara postal giyici, Yetmiş bin de tatlı cana kıyıcı, Seksen bin de kendi kendin bilici, Doksan bin de aşiretten er gelir!
Allah Allah deyüp çıktı yerinden, Leblerimiz şikar oldu seyirden, İnüp cansız duvarları yürüden, Hünkar Hacı Beştaş Veli gelir.

Ömer Ağanın bu Türkü'sü bitince Kara Hasan Efendi, ağzından şöyle bir atasözü kaçırdı:

"Boradayı mıh eder Allah" Merakla Hasan Efendi'ye bu atasözünün meydana geliş sebebini sordum. Hasan Efendi "Size Demircinin Hikayesini söyleyeyim de yazınız" dedi.

Demirci Hikayesi:

Vaktiyle bir demircinin güzelce bir karısı vardı. Halep valisi bu karıyı görünce almak istedi ve demirciyi çağırttı:

"- Bre demirci, bir kantar borada (demir tozu demektir) bulup getirmelisin. Boradayı getirmezsen 24 saat sonra seni asacağım" der.

Demirci evine dönmüş ağlamaya başlamış; ağlarken karısı sebebini sormuş; zavallı demirci başına geleni anlatmış.

Karısı bir ah çekmiş ve demiş ki:

"- Boradayı mıh eder Allah."

Yatmışlar. Sabahleyin kapı vurulmuş, demirci idam için çağırdıklarını bilir gibi istemeye istemeye çıkmış. Kapının önünde bir bölükbaşı ile beş on asker görmüş.

Bölükbaşı demirciye acele acele demiş ki:

- Bir kantar mıh yapacaksın; vali paşa öldü; tabut yapacağız.

Demirci evine girerek sazını eline almış ve şu Türkü'yü sevine sevine okumaya başlamış:

Ecel deryasına düştü gemimiz! Silinip çıkanlar nerede bilmem! Felek kırdı kametimi, kolumu, Ya ben, kime gidem imdada bilmem!
Gökte yıldız, birim ikim kavuşur, Hasret olan hasretine kavuşur, Dertliler oturmuş derdin danışır 'Dertsizler ne gezer arada bilmem!

Kimsenin ahi da kimseye kalmaz, Kimsenin çırası danaça yanmaz,
Leyli derim de, Leylim uyanmaz Hicran mı kaldı yara da bilmem!

Nalçıoğlu der ki, bu hal, ne haldır, Düştük bir ummana; çekilmez yoldur? Bilmezin işini rabbim, sen bildir; Tabuta mıh oldu burada bilmem!
Elbeyli aşiretinin güleryüzlü ve yetkili ihtiyarları Kara Hasan ile Ömer Ağaya veda ederek Alimantar köyüne doğru yola çıktım.

Alimantar Köyü

Alimantar köyü Türkmen, Yürük, Kürt ve hatta birkaç Elbeyli aşiretinden meydana gelmiş karışık bir köydür. Bu köye gelirken yolda Elbeylilerin Beylerbeyi köyüne uğradım ve Salih Ağa ile beş on dakika görüştükten sonra, Alimantar köyünde ilk olarak Bayram Ali'yi aradım. 1928 senesinde kendisiyle görüşüp Hurşit Bey'in hikayesini yazdığım bu kişi üzüntüyle belirtirim ki, ölmüştür.

Güneyde yaşayan Türkmenlerin ortak gelenekleri

I- Şahman uşağı:


Suriye sınırları içinde Çohanbeyli köyünde Türkmenlerin kaynağı hakkında bilgi sahibi olduğu söylenen Deli Hasan oğlu Halil Ağa ile yine Suriye sınırları içinde Bab-limon köyünde oturan, Elbeyliden (kendisiyle evvelce görüştüğüm) Kara Hasan Efendi'yi Bucak Müdürü Ahmet Bey'in yardımıyla sınırlarımız içindeki Alimantar köyüne davet ettik; böylelikle Türkmenlerin her obasından bir kişi ile görüşerek genel bilgilerden yararlanmaya karar verdim. 18 Ağustos 931 tarihinde Alimantar'a gittim. Sözünü ettiğim köyde Berelli obasından Hanifi Ağa, Türkmen obalarından Akıl Hoca ve Davutoğlu, Bayen-dir'den Meçiğin oğlu Mehmet ve diğer davetlilerimiz bir araya gelerek konuşmaya başladık.

Halil Ağa dedi ki:

"Biz Türkmenler 84.000 ev olarak Colap'a yerleştirilmişiz. Padişah obalarımızın yiğitlerini, yesir ve davarlarından birer sürüsünü alarak bizi zorla yerleştirdikten sonra, yesir ve davarlarımızı geri vermiş. Biz yesir ve davarları alır almaz Colap'ı terkederek Rakka'dan yine geldiğimiz yerlere kaçmak istemişiz. Eski yurdumuz Anadolu'dur."

Burada Kara Hasan Efendi söze karıştı:

"Hatta yerleştirme başkanı Firuz Bey, bu fena yerlerde yaşayamayacağımızı anlayarak otuz bin ev ile Acem'e gitmiş ve biz buralarda ellibin ev ile kalmışız. Şimdi bu ellibin ev Rakka'dan Antakya'ya kadar dağınık bir haldedir."

Bu arada Halil Ağa devamla:

-"Doğru; tam ellibin ev ile buralarda yerleşmiş ve kalmışız; aşiretlerimizden Beydili en büyük sıkıntıyı çekmiş. Elbeyliler ve Berelliler ile bizim obaya bağlı Güneş, buraya bizden tam iki sene sonra, kendi istekleriyle gelmişlerdir" dedi.

Ben, bu tartışma arasında fırsat bularak bazı sorular sormak istedim ve ağalara hitaben:

"Bana Türkmen aşiretinin oymaklarını ve obalarını tarif eder misiniz?" deyince Halil Ağa ilk sayfada kaydettiğim şemayı verdi ve etrafını çeviren bütün oymak ağaları bunun doğru olduğunu söylediler. Böylelikle Türkiye'nin güneyindeki Türkmenlerin Beydili, Barak, Elbeyli, Berelli, Bayındır oymaklarından ve 48 obadan meydana geldiği anlaşıldı. Bunun arkasından Halil Ağa'ya obalar arasında Şaman veya Şahman adıyla anılan obanın Türk veya Arapların "Şammar" aşiretinden olup olmadıklarını sordum, ayrıca bu obanın isminden şüphelendiğimi bildirdim.

Halil Ağa söze başladı:

"Şahman adında bizim bir Türkmen obamız vardır ve Suriye'dedir. Fakat bunlar dinsiz oldukları için asıllarını kaybederek şimdi Arapça konuşmaktadırlar; ve Şam'ı, Bağdat'ı kuran da bu aşirettendir; asılları Türk'tür, yedi göbek sayarlar. Bugün bu aşiret Aneze ve Bişiri çölleri arasında tıpkı Araplar gibi yaşarlar; fakat Türk oldukları cesurluklarından bellidir. Yaşlıları da "Biz Türk'üz ama sonraları Arap olmuşuz" derler. Biz bunlara "Tat evi" adamları da deriz. Şahman obası Türkmenlerle savaşırken bizden hiç korkmazlar; bire kadar kırılsalar bile geri dönmezler. Araplar böyle değildir.

Herkesçe bilinen söz:

Arap Allah'tan korkmaz, Ama Türkmenden korkar! derler; doğrusu da budur. Araplar bizden çok korkarlar" dedi. Kara Hasan ve arkadaşları bu sözü doğruladılar.

Kilis hükümet doktoru Abdülkadir Bey bir gün anlatıyordu:

- Ben küçüktüm. Evimize her pazar bir takım Araplar gelip misafir oluyordu.

Bir gün canım sıkıldı, babama:

"Biz Arap mıyız, Türk müyüz?" diye sordum. Babam "Tabii Türk oğlu Türk'üz" cevabını verdi. Ben bu itiraz ile "Şu halde Arapların işi ne?" diye sordum. Babam "Bunların dili Arap fakat kendileri Türktür" cevabını verdi. O günden sonra bu işi merak ettim. 1904 tarihinde bu Arapların yaşlılarından biri, yine bizim misafirimiz olmuştu. Bugün gibi hatırımdadır; bir tercüman aracılığı ile yaşlı adama meseleyi açtım.

O da kabilesinin Türk olduğunu söyledikten sonra bize dedi ki:

"Beyti Tatavi adındaki Türkler bize kurşun attıkları için Arapların arasına girmiş, fellah olmuşuz. Obamızın reisine "İbin Kavuk"derler. Ben yalnız Türk olduğumu biliyorum, biliyorum, ama dünya bizi bu hale getirmiş. "Bu söz üzerine düşündüm ve o günden beri soyumuzda hiç bulunmayan Şaban isminin bizim ailemize verilerek Kilis'te "Şaban oğulları" adıyla anılmamıza "Şaman" kelimesinin sebep olması düşüncelerimi bir kat daha arttırmıştır."
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Elbeyli Aşireti

Mesajgönderen Avşaroğlu » 06 Haz 2011, 03:29

Bildiğim kadarıyla Elbeyliler Sivas'ın en büyük Türkmen aşiretlerinden biri. Karalı ve Karalar isimli oymakları olduğunu da duydum. Ama bunlar Alevi midir yoksa Sünni midir hiçbir kaynakta bulamadım. Sizin elinizde bu konuda bilgi var mı Ömer abi?
Kullanıcı avatarı
Avşaroğlu
Çavuş
Çavuş
 
Mesajlar: 62
Kayıt: 16 Mar 2011, 00:17

Sonraki

Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir