Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İran'daki Varsaklar

Burada Varsak Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

İran'daki Varsaklar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 05:55

İran'daki Varsaklar

İran'daki Varsaklar'a ve diğer Türkmenlere geçmeden önce, kısaca Osmanlı İran münasebetlerinden bahsederek Türkmenlerin Safevi devletinin kuruluşundaki rolleri ve daha sonra bu Türkmen aşiretlerinin bir kısmının İran'da kalmalarından bahsedeceğiz.

Şeyh ailesi, Sadreddin Musa'dan sonra oğlu Alaeddin Ali ve onun da oğlu Şeyh İbrahim'e kadar siyasi bir amaç izlememiş, sadece tarikatlarını yaymakla yetinmiştir. Ancak İbrahim'in oğlu Şeyh Cüneyd, o dönemde Osmanlı'daki, karışık durumdan faydalanarak şeyhliğine şahlığı da ekleyerek faaliyete girişmiştir. Şiilik, Şeyh Cüneyd ile siyasi bir mahiyet kazanmıştır. Babası Şeyh İbrahim'in yerine 1447'de posta oturan Şeyh Cüneyd, şii tarikini yeniden tanzim etti. Şeyhlik kıyafetini bırakarak hükümdar gibi giyindi. Büyük bir devlet kurmaya karar verdi. Fakat bu durum, Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah'ın dikkatini çekmesi üzerine, onu sınır dışı ederek Erdebil'e sürdü. 1449 yılında Erdebil'den kovulan Cüneyd, Anadolu'ya geldi.

Bunun üzerine Cüneyd, Anadolu'daki Aleviler arasında çalışmak isteyerek Osmanlı hükümdarı II.Murad'dan kendisine bir yer gösterilmesini istemiş ise de, maksadı anlaşılarak kendine yüz verilmemiş, bir miktar para gönderilmekle yetinilmiştir. Buna müteessir olan Şeyh, Karaman beyliğine gitti. Konya'ya gelerek Şeyh Sadreddin tekkesine misafir oldu. Burada da şiilik fikirlerini yaymak istediğinden tekkeden kovuldu. Daha sonra Konya'dan kalkarak Toros dağlarında yaşayan Varsak Türkmenleri'nin içine gitti. Vardığı yörede yaşayan Varsak aşiretlerinin büyük bir kısmının şiilik tarikatına girmesini sağladı. Daha sonra Karaman Beyi İbrahim Bey, Varsaklar'a haber gönderip O'nu tutuklamalarını istediyse de, Varsaklar aksine Şeyhi himaye ederek kalabalık bir cemaatle onu Samsun ve Trabzon taraflarına kaçırdılar.

Çok geçmeden yandaşlarıyla Trabzon'a saldırmış, hatta imparatorun karargahını da basarak şehri işgal etmişse de kaleyi almayı başaramadan geri dönerek Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın yanma gitti. Uzun Hasan, Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah'a karşı onun kuvvetlerinden ve yandaşlarından faydalanmak amacıyla kızkardeşi Alemşah Hatun'u onunla evlendirdi. Bir süre sonra Şeyh, Karakoyunlu devletinin sona ermesi üzerine, aile ocağı Erdebil'e gitti. Şeyh Cüneyd, taraftarlarıyla Gürcüler'e karşı birçok seferler düzenledi. O, Şirvan hakimi Sultan Halil ile giriştiği bir çarpışmada hayatını kaybetti (1456). Onun yerine Şeyh Haydar, Erdebil Şeyhi olmuştur.

1470 yılına kadar Uzun Hasan-Fatih rekabetinin herhangi bir tezahürüne rastlanmamaktadır. Uzun Hasan'ın o sıralarda Osmanlı tarafında vaziyeti idare etmekte olduğu, sadece ufak tefek akınlarla Osmanlılar! oyaladığı anlaşılmaktadır. Aynı zamanda yazılan yazışmalarda da aralarında muharebe için herhangi bir sebep bulunmadığını zaman zaman Fatih'e karşı vurgulamaktadır. Ancak şu da bir gerçek ki bu yıllara kadar doğu bölgelerinde faaliyetlerini sinsice sürdüren ve Horasan'dan Karaman sınırlarına kadar uzanan o geniş toprakların hakimi haline gelen Uzun Hasan'ın tek rakibi, Osmanlı hükümdarı II.Mehmet kalmıştı.

Babasının yerine geçen Erdebil Şeyhi Haydar, daha haris ve azimli idi. Daha sonra Şeyh Ali'yi başta görüyoruz. Ancak Şeyh Ali, Akkoyunlu hükümdarı Rüstem Bey ile yaptığı bir savaşta atından düşüp boynu kırıldı. Derhal yakalanıp başı kesildi (1494). Onun Şah İsmail dışındaki diğer kardeşleri de öldürüldü.

Akkoyunlu hükümdarı Rüstem'in ölümü ile bu devlette başgösteren saltanat kavgalarından faydalanmasını bilen Şah İsmail, öteden beri ailesine bağlılıkları ile bilinen ve çoğu Anadolu'da sakin olan Ustaçlu, Şamlu, Rumlu, Musullu, Hindli, Tekeli, Bayburdlu, Çapanlı, Karadağlı, Karamanlı, Dulkadirli, Avşar, Kaçar ve bunlarla beraber Varsak oymaklarını da etrafına topladıktan ve Arran ile Şirvan ülkesinin bir kısmını aldıktan sonra Azerbaycan üzerine yürüdü. Şah İsmail, Akkoyunlular'dan Elvend Bey'i Diyarbekir'e kaçmağa mecbur ederek, Tebriz'e döndü ve saltanat tacını giydi.

Şah İsmail bundan sonra sırasıyla Irak'ı ve Diyarbakır'ı zaptetti. Elbistan'a kadar geldi. Bu arada Akkoyunlu hanedanından kimi gördü ise katlettirdi. Ondan kurtulanlar ise, Dulkadırlılar'a, Mısır'a ve Osmanlı devletine sığındılar.

Saltanatını yeterli derecede kuvvetlendirdikten sonra, Şah İsmail aşırı derecede şiiliğe bağlanmış, sünni mezheplere karşı şiddet kullanmıştır. Ezanın, şehadet kısmındaki "Muhammed"i "Ali" olarak değiştirmiş, camilerde, Ebubekir, Ömer ve Osman'ın lanetle anılmasını emretmiştir.

Öte yandan Osmanlı ordusu, Memlüklar'a yenilmiş, itibannı belli ölçüde kaybetmişti. Doğuda zayıf Akkoyunlu Devleti'nin yıkılmasına, mirası üzerinde kuvvetli bir Safevi Devleti'nin kurulmasına seyirci kalmıştı. Bu ise, belki de hataların en büyüğü idi. Çünkü Osmanlı Devleti Fatih'ten itibaren Güney ve Doğuda önemli hamleler yapmış, hayli mesafe kat'etmişti. Gerçi Memluklar ve Dulkadır-Oğulları aktif bir harekette bulunamıyorlar, zaman zaman da Osmanlı'nın iç işlerine karışarak, tahrik ve teşvikler yapıyor ve hoşnutsuzluklann çıkmasına sebebiyet veriyorlardı. Halbuki Irak, İran ve Azerbaycan'ı alan Şah İsmail, Osmanlı'yı doğu ve güneyden kuşatmağa çalışıyordu. Ayrıca Anadolu'ya gönderdiği şii halifeler dolayısıyla kendi tarikatları lehlerinde büyük propagandalar yaptırıyorlar ve sonunda birçok Türkmen boyu, Şah İsmail saflarına geçiyordu. Bunlar arasında "Ustaçlu", "Karamanlu", "Tekelü", "Bayat" ve "Varsaklar" Safavi devletinin vurucu gücü haline gelmişlerdi. Teke-eli'nden İran'a iltica eden Türkmenler o derece çoktu ki bundan Şah İsmail bile çekinerek, onları kısım kısım ayırmak zorunda kaldı. Hatta bazı rivayetlere göre Şah İsmail, bunlara manasız sorular sorarak uzun uzadı-ya dinliyor, onların kendisine taraftar bir fikirde olmadıklarını anlayınca, ihanet etmekten de gen durmuyordu. Diğer Türkmen aşiretleri gibi, Var-sak aşiretleri de kendilerine yeterince ilgi gösterilmeyip bazı haksızlıklara uğradıklarına inandıklarından dolayı, Şah İsmail'e bir kurtarıcı gibi sarılmışlardı.

İşte Safevi devletini kuran ve devam ettiren yukarıdan beri saydığımız Anadolu'lu Türkmenler'dir. Bu Türkmenler'in çoğunluğu da Orta ve Güney Anadolu bölgelerinden idiler.

Neticede Şah İsmail, İran'da siyasi bir birlik kurmaya muvaffak olmuştu. Ancak, Şah İsmail'in gerek kendi tarikatını yaymak için Anadolu'daki telkin ve tahrikleri, gerek sünnilere yapmış oldukları kötü muamele Yavuz Sultan Selim'i endişeye sevketmiştir.

İki hükümdar arasındaki kırıcı mektuplardan sonra, 1514 yılında devrin şeyhullİslamı Kemal Paşa-Zade'den "Safeuilerle harbin caiz olduğuna" dair fetva alan Yavuz, İran seferine (Çaldıran) çıkar. Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim arasında cereyan eden ve tarihte büyük öneme haiz olan bu savaşta Varsaklar, bazı Türkmen aşiretleriyle beraber Şah İsmail'in saflarında yer almışlardır. 23 Ağustos 1514 Çarşamba günü vukubulan bu savaşta, Osmanlı ordusunun sağ kolunu, Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa ile Zeynel Paşa'nın emrindeki Anadolu ve Karaman kuvvetleri, sol kolunu ise, Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa kumandasındaki Rumeli askeri teşkil ediyordu. Osmanlılar'ın bu ordu düzenine mukabil başlarında hanları olmak üzere, ekserisi Ustaclu, Varsak, Avşar, Dulkadırlu, Rumlu, Şamlu, Kaçar ve Karamanlu Türkmenleri'nden müteşekkil 80.000 kişilik bir süvari kuvvetinin başında bulunan Şah İsmail, tepeden Çaldıran sahrasına inmiştir. Ayrıca süvarilerin komutanı Sarı Piri Bey ve Kemah valisi, Varsak Yusuf Bey, Şah İsmail ordusunun öncü kuvvetini oluşturuyorlardı.

Öyle anlaşılıyor ki bu savaşta, Varsak ve Ustaclu gibi Türkmen aşiretleri, Osmanlı savaş planını iyi bildikleri için, Şah İsmail'in ordusunu, ona göre hazırlayıp plan kurmuşlar ve Osmanlı'yı mağlup etmeye çalışmışlardır. Ancak Şah İsmail'in ordusu Osmanlı ordusu karşısında önemli bir mukavemet gösteremeyerek mağlup olmuştur.

Çaldıran zaferinden sonra, Yavuz Bıyıklı Mehmet Ağa'yı, başta Bayburt ve Erzincan olmak üzere Kiği taraflarına beylerbeyi olarak tayin etmişti. Bıyıklı Mehmet Ağa, verilen emir üzerine Kemah'ı muhasaraya başlayarak şiddetli tedbirler almıştır. Kemah savaşlarının uzun süre devam ettiği ve Varsak Mehmet Bey'in kaleyi cesurane bir şekilde uzun süre savunduğu anlaşılmaktadır. Sonunda, Mayıs 1515'de ikindi vakti teslim olmak zoaında kalmıştır.

Celal-Zade bir Varsak komutanının Osmanlılar'a karşı savunduğu Kemah'ın fethinden nazım halinde şöyle bahseder:

Görundi gözlerine kal'a zindan
Kıyamet koptı guya her an
Hisara yağdı baranı tüfengin
Derunen ateş atdı nan çengin
Yuvalıklar hisara şöyle üşdi
Ne denlü surh-ı ser varise düşdi
Kuruldı toplar kopdı kıyamet
Kızılbaş üstüne düşdi şamet
Kızılbaş uğradı muhkem belaya
Uçurdular bedenler hep hevaya
Kemah oldı evcin sedd-i şedidi
Ol idi Milk-i maşrıkın kilidi
Ana tabi olan yerler tamamı
Kemalinden bulup hüsn-i nizamı
Muti oldı ser-a-ser cümle halkı
Giderdiler gönülden buğz-u-dalkı
Muşahhar oldı hayli mülk-ü-klim
Bulub ferman-ı şahı izz-ü-tazim
İrüb Hakdan inayet-i amime
Memalik oldı Rum üzre zamime.

Çaldıran ve Kemah'ın fetihlerinde olduğu gibi. Doğu Anadolu'daki bazı yerlerin fethi sırasında da Osmanlı ordusu karşısında bulunan Safavi ordusunun tamamı, bazı kaynakların iddialarının aksine Kızılbaş değildir. Zira, Safavi ordusunda oldukça fazla Anadolu'dan giden Türkmen grupları mevcuttu. Bunların bir kısmı Kızılbaş olup bir kısmı hala Sünniliklerini korumaktaydılar. Çünkü daha önce de kısaca değindiğimiz gibi, bunların bir kısmının Anadolu'da kendilerinin bazı haksızlıklara uğradıkları inancı, Safevi ordusu içinde olmalarında yardımcı bir etken olmuştu.

Faruk Sümer, Safavi devletinde bulunan Türkmenleri iki kategoride ele alır:

Ona göre, Safevi devletini kuran unsurların çoğunu Anadolu'dan gelen göçebe ve köylü Türkmenler meydana getirmiştir.

Bunlar iki kısımda ele alınabilir:

1. Kızılbaş ulusunu teşkil edenler: Bunlar, Usta-Hacılu, Rumlu, Tekeli, Zülkadir, Şamlu, Afşar ve Kaçar.
2. Diğer kademedeki aşiretlere gelince, bunlar da Varsak, Çepni, Cerid, Silsüpür, Turgutlu, Bayat, Bozcalu, Arapgirlü, Hınıslu, Çemişgezeklü vb.

Bunlardan Varsaklar ve Çepnilerin bizzat devletin kuruluşuna katıldıkları bilinmektedir.
Şah İsmail'in halefi olan Tahmasb'ın devrinde Varsaklar'dan Kasım Halife ile Mustafa Bey'in isimleri geçmektedir. Varsaklar'ın kendilerine mahsus şiir ve türküleri olan "Varsağı"lar Sefavi sarayında ve Kızılbaş beğleri arasında zevkle dinlenen şiir ve türkülerden biri idi. Bu "Varsağı"ların söylenmesi IV.Murad zamanında da çok görülmektedir. Şah Tahmas zamanında Varsaklar'ın başında Mustafa Beğ'den sonra, oğlu Şuca Bey 1564 yıllarında Horasan'da dirlik sahibi olarak görülmektedir.

Günümüz İran'ında, Şah İsmail zamanında bu ülkeye giden Türk aşiretlerinin uzantıları ve "Varsak Türkmenlerinin varlığının söz konusu olduğu zikredilmektedir.

Kaynakça
Kitap: Anadolu'da Varsak Türkmenleri
Yazar: Ahmet GÖKBEL
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Varsak Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron