Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Osmanlı Hakimiyetinde Varsaklar

Burada Varsak Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Osmanlı Hakimiyetinde Varsaklar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 05:46

Osmanlı Hakimiyetinde Varsaklar

a. Ramazanoğlu Beyliği'ne Son Verilmesi ve Varsaklar'ın Durumu Osmanlı hakimiyeti altındaki Ramazanoğulları'na geçmeden önce, bunların kuruluşundan itibaren o döneme kadarki geçirdikleri siyasi durumlarına kısaca değinelim.

Tarihi kaynaklar arasında Ramazanoğullan'nın kuruluş tarihi hakkında farklı görüşler mevcut olup tam bir görüş birliği yoktur.
Ancak bu konuda hakim olan görüş; Ramazanoğullan'nın kuruluşunun XIV. yüzyılın ikinci yarısının ilk yıllarında gerçekleştiğidir. Bu beyliğe bu isim Yüreğir aşiretine mensup Ramazan Bey'e izafeten verilmiştir.

Yüreğir ölünce oğlu Ramazan, aşiretin başına geçmişti. Kendisi Adana'yı taht edinerek diğer Üç-Ok'lu aşiretlerden olan Kusun Varsağı, Kara İsa, Özer, Kuş-Timur ve Gündüz'e de çevre bölgeleri taksim etmiş ve böylece bu aşiret beyleri de Ramazan Bey'e tabi olmuşlardı. Halil Edhem, Ramazan Bey'in, Yüreğir aşiretinin reisi olan Yüreğir'in torunu olduğunu bildirmektedir. İster Yüreğir'in oğlu, ister torunu olsun Beyliğin kurucusu Ramazan Bey olmuş ve diğer beş tane Üç-Ok'lu aşireti de yanına almayı başarmıştır.

Memlükler, Ramazan Bey'e 1352 yılında Türkmen Emirliği görevini vermişlerdir. Ramazan Bey'in Beyliğin başında ne kadar kaldığı kesin olarak belli değildir. Ancak bir veya en fazla iki yıl kadar kaldığı kesindir. Halil Edhem, Ramazan Bey'den sonra Beyliğin başına Mir Ahmet'in geç-tiğini ileri sürse de, Aşıkpaşazade, Ramazan Bey'i takiben İbrahim Bey-'in göreve getirildiğini belirtmektedir. Faruk Sümer de bu görüş doğrultusunda fikrini belirtmiştir. Ramazanoğulları'nda İbrahim Bey dönemi önemli bir yer tutup 1354'ten yaklaşık 1380'li yıllara kadar başta bulunmuş ve onun zamanında Aşağı-Çukurova'da "Ramazanoğulları Türkmen Beyliği" kökleşmiştir.

İbrahim Bey'den sonra Ramazanoğulları'nın başında kardeşi Ahmet Bey'i görüyoruz. 1416 yılında vefat eden Ahmet Bey, çoğu kaynaklarda mücadeleci, cesur, dirayetli ve bu ailenin en büyük şahsiyeti olduğu zik-redilmektedir. Ayrıca Ahmet Bey, bazı önemli hizmetlerinin yanı sıra Tarsus'ta bulunan Ermeni kilisesini 1415 yılında onartarak camiye dönüştürmüştür. Ahmet Bey'in ölümü üzerine, oğullan arasında ihtilaf çıktı ise de bunlardan ibrahim Bey, rakiplerini bertaraf ederek bey oldu. Ancak iki sene gibi kısa bir süre başta kalabildi. 1418 yılında Karamanlıların da desteğini alan ibrahim Bey, Memlük hakimiyetinde bulunan Tarsus'u muhasara edince Memlük Sultanı, İbrahim Bey'i görevden azlederek yerine kardeşi İzzeddin Hamza'yı beyliğin başına getirdi. Bazı kaynaklar İzzeddin Hamza'nın İbrahim Bey'in kardeşi değil, oğlu olduğunu ileri sürmektedirler. Tarsus, kısa bir müddet sonra tekrar Karamanlıların eline geçmişse de, Ramazanoğullarının desteğini alan Memlükler, Tarsus'u tekrar ellerine geçirdiler. Bu yıllardan itibaren özellikle İzzeddin Hamza'nın beylik döneminde Çukurova'da Memlük idaresi kuvvetle yerleşti. Ramazanoğulları beyliği eski ehemmiyetini kaybetti. Hatta bu dönemde Ramazanoğulları'nı oluşturan aşiretler kendi içlerinde bazı anlaşmazlıklara düşmüşlerdir. 1428'li yıllardan sonra, özellikle Varsak beyleri Özer-oğlu Davud ile Misis ve Adana beyi Mehmet Bey olmak üzere, Ramazanoğul-ları'nı oluşturan bazı aşiret beyleri, Mısır'a gidip tabiiyyetlerini bildirmişlerdir.

1439-1457 yılları arasında beyliğin başında Eylük, 1457'den sonra sırasıyla Dündar ve Ömer beyleri görüyoruz. Ömer Bey'in ölümünden sonra Halil Bey başa geçmiştir ki 30 yıl gibi uzun bir dönem Ramazanoğulları'nın başında kalmıştır. 1511 yılında Halil Bey'in vefatı üzerine Davud Bey başa geçmişti. Yavuz Sultan Selim, Mahmut Bey'e itibar gösterip iki yüz bin akçe vererek ertesi yıl yapılacak Mısır seferinde Mahmut Bey'in de Osmanlı ordusunda bulunmasını sağladı. Bu sefer esnasında, Ramazanoğulları'ndan bazılarının da gelerek bu savaşta Osmanlı'ya destek verdikleri görülmüştür.

1510 yılından itibaren Anadolu'da hakim durumda olan Osmanlılarla daha yakın ilişkiye giren ve o zamana kadar, çoğu zaman Memlükler'e bağlı olan Ramazanoğulları Beyliği, 1516'da Mısır seferine çıkan Yavuz Sultan Selim'e Adana'nın anahtarını sunmuştur. Mahmut Bey'in 1517'deki Ridaniye savaşında ölmesinden sonra Çukurova Osmanlı yönetimine geçmiştir103.

Netice itibariyle, Ramazanoğulları zamanında Çukurova'nın muhtelif yerleri Türkmen yurdu haline gelmiştir. Bugünkü Ceyhan kasabasının bulunduğu yöre "Kınık-ili", Gavurdağı ile Payas arası "Özer-ili", Adana şehrinden aşağıda Seyhan ve Ceyhan nehirleri ile Akdeniz arası "Yüreğir-ili", Tarsus'un Kusun nahiyesi civan "Farsak-ili" haline gelerek Çukurova'da Türk nüfusu bölgenin sosyal yapısına hakim hale gelmiştir.

Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen, Ramazanoğlu hanedanı, Dulkadiroğulları'nın aksine, Üç-Ok'lar üzerinde tam bir hakimiyet kurup kendisine bağlayamamış ve bundan dolayı da genel olarak zayıf bir hüviyete sahip olmuştur. Bu hanedana Özer-Oğulları şöyle dursun, Kara İsa, Kusun, Ulaş gibi Varsak aileleri ile Kuş-Temur gibi bazı ailelerin tanıyıp bağlı oldukları söylenemez.

Daha önce Osmanlı-Karaman münasebetlerinde belirttiğimiz gibi Varsaklar, Ramazanoğullan'nın ilk asrında beyliğe belirli bir bağlılık göstermelerine rağmen daha sonraları müstakil hareket etmeye başlamışlardır. Bunun neticesinde de Osmanlılar'a karşı genellikle Karamanlılar'ın yanında yer almışlardır.
1476'da Fatih'in Karaman-ili'ni kesin olarak Osmanlı topraklarına katması, bu beylikle yakın ilgisi olduğu bilinen Varsaklar'ın üzerine şiddetle gitmesine sebep olmuştur. Öte yandan Fatih'in ölümüyle II.Bayezid-Cem anlaşmazlığında Varsaklar, Cem'in yanında yer almışlardır.

Cem, gayesine ulaşmak amacıyla harekete geçerek Konya'da toplayabildiği kadarıyla Karaman, Varsak ve Turgutlu boylarına mensup kuvvetleri Gedik Nasuh Bey komutasında inegöl üzerinden Bursa'ya gönderdi. Yapılan savaşta iki bin kişilik Bayezid kuvvetlerinden kurtulan çok az olmuştur. Bu savaşta Bursalılar'ın Cem tarafını tutması savaşı kazanmasına neden olmuştur.

Cem ile II.Bayazid arasındaki saltanat davasını halledecek olan Yenişehir muharebesinde yine Varsaklar'ı Cem saflarında görüyoruz. Yenişehir ovasında yapılan bu savaşta, Cem'e lalası Yakup, büyük bir ihanette bulunarak bir miktar askerle II.Bayezid saflarına geçmiştir. Bunun üzerine Cem tarafında bulunan Anadolu ümerasından bazıları da Bayazid tarafına geçince Cem'in askerleri dağılmaya başlamıştı. Nihayet Cem yanında yer alan Karamanoğlu Kasım Bey, Turgutlu ve Varsaklar'ın kaçması üzerine Cem, muharebe meydanında birkaç sadık adamı ile yalnız kaldı. Yapılan savaşta mağlup olup o kargaşa sırasında bir askerin atı tarafından tepilerek yaralandı. Yanındaki az sayıda bir askerle Eskişehir üzerinden Konya'ya kaçtı. II.Bayezid'in ordusunun Konya'ya yaklaşması üzerine telaşa kapılan Cem, hazırlıklarını tamamladıktan sonra Mısır'a doğru harekete geçti. Üç yüz adamıyla yol alırken Toros dağlarını aşarak Tarsus'a geldi. Bilhassa Bulgar dağında Uyuz Bey'in saldırısına uğrayan Cem, kendisini kurtarmak için bazılarına bir şeyler vermek zorunda kaldı. Savaştan önce Cem'in yanında yer alan Varsaklar, savaş sonu onun önünü keserek soymaya kalkışmıştır. Ancak 19 Temmuz 1481 günü Tarsus'ta Ramazanoğlu Halil Bey tarafından büyük bir merasimle karşılandı ve Cem'e izzet ve ikramda bulunuldu. Yine burada da görüldüğü gibi, Varsaklar tamamıyla Ramazanoğulları'ndan farklı hareket edip ayrı baş çekmişlerdir.

Cem, Halil Bey'in yanında belirli bir müddet kaldıktan sonra, Halep ve Şam valiliklerine uğrayarak Kudüs'te ziyarette bulunup Mısır'a vardı. Hükümdar Kayıtbay onu en iyi şekilde karşıladı.

Hersekoğlu Ahmet Paşa'nın Mısır komutanı Özbek'e yenilmesi ve Özbek'in Hersekoğlu'nu alarak Mısır'a dönmesi, II.Bayezid'i oldukça üzmüştü. Bu kez sadrazam Davud Paşa'yı 1487 yılında güçlü bir ordu ile sınır bölgesine gönderdi. Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa'ya da haber yollayarak Davud Paşa'ya ordusuyla yardıma gelmesini istedi. Davud Paşa, Aladağ bölgesinde ordusunu topladığı sırada Dulkadıroğlu Alaüddevle de kuvvetleriyle gelip kendisine katılmıştı. O sırada Karamanoğlu Kasım -Bey'in yerine göçen Turgudoğlu Mahmut Bey'e Taş-eli verilmişti. Alaüddevle, Davud Paşa'nın Mısır topraklarına girmek niyetinde olduğunu öğrenince, önce Turgudoğlu Mahmut Bey'in çıkardığı fitnenin bastırılıp daha sonra Mısır seferine çıkılmasını Davud Paşa'ya kabul ettirdi. Osmanlı ordusu, Mahmut Bey başkanlığındaki bu fitneyi bastırmak için, bütün geçitleri kapatarak Varsak balkanını üç taraftan çevirip adım adım ilerlemeye başladı. Davut Paşa, Kapıkulu askeri ile Bulgar dağından, Rumeli Beylerbeyi Hadım Ali Paşa, Rumeli askeriyle Tarsus'tan, Anadolu Beylerbeyi Sinan Bey ise Ulaş-yurdu tarafından yürüyerek Varsak-ili'ni kuşattı ve bütün Varsakları ele geçirdiler. Mahmut Bey etrafının kuşatıldığını öğrenince, Halep'e kaçmayı başarmıştır. Davut Paşa onu Halep'e kadar kovalamışsa da ele geçirmeye muvaffak olamamıştır.

Varsak beylerinden Boğaoğlu, Akbaşoğlu, Elvanoğlu, Sümekoğlu, Örenoğlu, Uluoğlu, Şeytan Oğuz Beyoğlu gibi nice boy beyleri Davut Paşa'ya gelip bağlılıklarını bildirerek af dilediler. Davud Paşa hepsini hil'atlerle değerlendirdikten sonra yerlerine geri gönderdi. Şikari, Varsak beyleri arasında Arık Şeytanoğlu, Adalıoğlu, Eğdiroğlu'nun da varlığından bahseder.

Davud Paşa, Mısır'a sefere çıkmadan İstanbul'a döner ve Mısır seferi daha sonra yapılır.
Sümer'e göre; Osmanlı devleti Memlükler ile 1485'de yaptığı savaşta, Varsak beylerini cazip vaadler ile kendi tarafına çekme hususuna önem vermemiş, bilakis silahla onları itaat altına almak yolunu tutmuş idi. Neticede onlara hil'at giydirmekten başka bir şey yapılmamış, bu da beş yıl kadar devam eden Memlükler ile yapılan savaşlarda başarı elde edilemeyişinde önemli bir etken olmuştur.

Osmanlı hakimiyetinin başlaması üzerine, Varsak beyleri, durumlarına bakılarak, sipahi ve alaybeyi olmak üzere, devlet hizmetine alınmışlardır. Bu yıllardan itibaren, diğer Türk teşekkülleri gibi Varsaklar'ın da siyasi ehemmiyetleri oldukça azalmıştır.

Osmanlı devleti, Karamanoğulları'nın topraklarını tamamen işgal ettikten bir müddet sonra (1500 yıllarında), Karaman eyaletinin tahririyle vergilerini tespit etmek istedi ve oraya eskiden Cem Sultan'ın kethüdalığında bulunmuş olan bir tahrir memuru gönderdi. Karaman eyaleti gayet fena bir şekilde tahrir olundu ve her tımarı bir misli artırmak suretiyle tahriri tamamlandı. Bunun üzerine Karaman sipahileri ile Turgut ve Varsak aşiretleri anlaşarak Karaman ailesinden olup İran topraklarında bulunmakta olan Kasım Bey'in kardeşi Mirza Bey, torunu Hacı Hamza Bey'in oğlu Mustafa Bey'i İçel'e davet ederek başlarına geçirip etrafında toplandılar113. Larende üzerine yürüyerek etrafını yağmaladıktan sonra kaleyi muhasara ettiler.

Bu sırada II.Bayezid, Modon ve Koron fethiyle meşguldu. Başta Varsak ve Turgutlu taifesinin ahidlerini bozarak başkaldırdıklarını ve Anadolu'da olan diğer bazı hadiselerden haberdar olunca, Amasya valisi Sultan Mustafa'ya, Karaman valisi olan kardeşi Sultan Şehinşah'la birleşmesini ve Karaman, Varsak ve Turgutlu eşkiyasını defetmesini bildirdi. Torunları olan Yenişehir valisi Mehmed Şah'ın da babasının ve amcasının yanına gitmesi için haber gönderdi.

Sultan'ın emri üzerine iki oğlu ve torunu birleşip isyancıların üzerine yürüdüler. Varsak, Turgutlu ve Karamanlı asiler, İçel'e kaçtılar. Fakat takipten kurtulamayacaklarını görünce, dağılıp sarp dağlara sığındılar. Kış yaklaşmıştı, Sultan Mustafa, Sultan Şehinşah ve Mehmet Şah eyaletlerine döndüler.

1502 yılında Moradan dönen Padişah, İçel tarafına Vezir-i azam Mesih Paşa'yı bir miktar kapıkulu askeriyle, yukarda zikredilen asi grupların üzerine yolladı. İstanbul'dan ayrılan Mesih Paşa, Sultan Şehinşah'la birleşip Larende'ye vardı. Sonra İçel'e gelip "Uğarı" denilen yerde sağlam bir kale inşa edip içine bir miktar yeniçeri ve azab askeri koydu. Kapıkulu askerini üçe ayırıp üç taraftan, eşkiya üzerine vardı. Varsak ve Turgutlu aşiretler, eman isteyip itaat edeceklerine dair söz verdiler. Mesih Paşa, bunlara eman verdi. Mustafa Bey ise tebdil-i kıyafet ederek Tarsus'a, oradan da Haleb'e kaçtı. Haleb emiri, Mustafa Bey'i tutup iki padişah arasındaki barış bozulmasın düşüncesiyle hapsetti. Böylece Turgutlu ve bir kısım Karamanlıların da katıldığı Varsaklar'ın isyanı bastırılıp durum düzeltilmiş ve bunların kesin olarak Osmanlı'ya itaatleri sağlanmıştır.

Varsak aşireti, 1525 yılına kadar zaman zaman ismini duyurmayı başarmıştır. Mesela, Yavuz, tahta çıktığında, Rum ilinden Amasya valisi şehzade Ahmet hariç, herkes bağlılıklarını bildirmek amacıyla geldiği halde, Varsak ve Turgutlu aşiretleri askerlerini toplayarak isyan etmiştir.

Daha sonra bahsedeceğimiz gibi Çaldıran savaşında bir kısım Varsak, bazı Türk aşiretleriyle beraber Safavi ordusu yanında yer almışlardır.
Yine Mohaç seferine çıkmadan önce (1525) Karaman bölgesi kumandanlarından Hümen Paşa'ya gönderilen talimata göre, zikredilen bölgenin (Karaman) içini ve dışını düzene koyup himayesinde bulunan boylardan Turgut, Bayburt ve Varsak'ın hazırlıklarını yaparak emri altındaki beyleri ve askeri toplayıp Kayseri'ye gelerek beklemeleri, bir kısmının da aynı belirtilen bölgede asayişi sağlamak için kalmaları istenmiştir.

Bütün bu olaylara rağmen Varsaklar, 1502 yılından itibaren tamamıyla Osmanlı hakimiyetine girip itaat etmişlerdir. Daha sonra vuku bulan olaylar Varsaklar'ın tamamını kapsamamaktadır. Mesela, Çaldıranda Safaviler'in yanında yer alanlar sonradan Şii olan Varsaklar'dır.

Aynı zamanda, daha önce de bahsettiğimiz gibi bir kolunu Varsaklar'ın oluşturduğu Ramazanoğulları diğer Türk aşiretleri ile beraber 1517 Ridaniye savaşından sonra tamamıyla Osmanlı hakimiyetine girmişlerdir. Bu tarihten itibaren Ramazanoğulları'na İstanbul'un tasdikiyle bir emir atanarak Osmanlı'nın bir eyaleti gibi idare edilir hale getirilmiş, 1608'den itibaren de artık Ramazanoğulları alelade bir Osmanlı vilayeti halini almıştır.

Ayrıca Varsaklar'ın Akdeniz'de Barboros ve Gazi Kemal Reis'in deniz seferlerine katılarak Türk denizcileri olarak şöhret bulup, Osmanlı'ya bu konuda hizmetlerinin olduğu belirtilmektedir.

b. Kozanoğulları Beyliği İdaresinde Varsaklar

XVII. yüzyılın sonlarına doğru sahneye çıkan ve Osmanlı imparatorluğunda hükümet merkezinin nüfuz ve otoritesinin zayıfladığı bir dönemde etkinliğini artıran Kozanoğulları'nın büyük bir kısmını, Varsaklar oluşturmaktadır.

Kozanoğulları'nın siyasi yönü ve bunları oluşturan aşiretlere geçmeden önce, bunların menşe-i hakkında kısaca bilgi vermeye çalışalım: Bu konuda farklı görüşler vardır. Bazılarına göre XVII. yüzyılın sonlarına doğru Arıklu cemaati ile Gaziantep'ten göçmüşlerdir. Bir kısım tarihçiler ise Farsaklar'ın bünyesinden çıktıkları görüşündedirler. Bu iki görüşün iddialarını sırasıyla vermeye çalışalım.

Birinci görüşe göre; Kozanoğulları, daha sonra kendi adlarını verdikleri bu bölgede egemen olmadan önce, Osmanlı devletinin Tanzimat'tan önceki yönetim sisteminde, Kozan dağları yöresi on iki Türkmen aşiretine bölünmüş olup ve her aşiret kendi kethüdaları tarafından derebeylik esaslarına göre yönetiliyordu. Kozanoğulları, bölgede iktidarı ellerine almadan önce bu on iki aşiret, kethüdaları ile birlikte Sis'te egemen olan Divanoğullan'na bağlı bulunuyorlardı. Bunlardan yaklaşık 300 hane kadar olan Arıklu cemaatinin kethüdalığı Kozanoğulları'na aitti. İşte Kozanoğulları, kendilerine bağlı olan Anklu cemaati ile birlikte XVII. yüzyılın sonlarına doğru Gaziantep'ten göç etmişlerdir. Gaziantep yöresinde bulunan Kozan köyü bu ailenin asıl kaynağı olarak belirtilmektedir. Kozanoğulları arasında tanınan en eski şahıslar, Hacı ve Topal adlarındaki iki kardeştir. Cevdet Paşa'nın yerel söylentilere dayanarak Kozanoğulları'nın menşe-i hakkında ortaya koyduğu bu görüşü, diğer bazı tarihçiler çok zayıf ihtimal olarak görmektedirler.

Kozanoğulları Beyliği konusunda ciddi bir çalışma yapan Münir Kozanoğlu, "Kozanoğulları" adlı kitabında bu konuya farklı bir şekilde yaklaşmaktadır. Ona göre, Kozanoğulları daha önce bahsettiğimiz gibi, Çukurova'ya gelip Ramazanoğulları'nı oluşturan Üç-Ok'lu Türkmen gruplarından Koson aşiretine dayanmaktadır. "Bunlar, Koson oymağının başı olan Koson Bey'in soyundan gelen kişilerdir" diyerek Kozanoğulları'nı Üç-Ok'lu Türkmenlerinden göstermektedir.

Ona göre, koson kelimesi halk dilinde biraz aşınarak kozan şekline dönüşmüştür. Nitekim onlarla beraber Çukurova'ya gelen diğer aşiretlerin adlarının da eski şeklini muhafaza edemeyip kalıptan kalıba dönüştüğü belirtilmektedir.

Yine aynı yazara göre, Cevdet Paşa'nın Kozanoğulları'nı, Antep tarafından Kozandağı'na göç eden ve soyu olmayan bir derebey olarak belirtmesi hatalıdır. Çünkü "Amasya Tarihi"nde XIV. yüzyılda bile Kozanoğulları'nın Çukurova'da varlığından bahsedilmektedir.
Faruk Sümer ise "Oğuzlar" adlı eserinde Kozanoğulları'nın Varsak Türkmenleri'nden olduğu görüşündedir.

Kozanoğulları'nın menşe-i konusundaki bu görüşlerden sonra, şimdi de siyasi tarihinden bahsedelim:

Yavuz Sultan Selim, Dulkadiroğulları'yla, Ramazanoğulları'nı yıkarak topraklarını kendi sınırları içine almakla, tabiatıyla Orta Torosları da bu sınırlar içine sokmuş oluyordu. Ancak Osmanlı Devleti, XVII. yüzyıl sonlarına kadar Torosların üzerinde yaşayan topluluklarla pek ilgilenmemiştir. Buradaki aşiretler yurtlarında serbestçe yaşamalarını sürdürmüşlerdir. Nihayet çeşitli sebeplerle Osmanlılar, Kozanoğulları'nı tanımışlar ve ilk temaslar II.Süleyman'ın bir fermanı ile başlamıştır. 1690 tarihindeki bu fermanla bütün Türkmen aşiretlerinden, bu arada Kozanoğulları'ndan da senelerdir uzayıp giden Avusturya savaşları için asker istenmiştir. Bu olaydan hemen bir sene sonra II.Süleyman'ın ölümüyle yerine geçen III.Ahmet zamanında ilişkiler daha yoğunlaşmıştır. Sultan Ahmet, Kozanoğulları'nı kesin olarak buyruğu altına almak için epeyce uğraşmış, fakat arazinin sarp ve arazidekilerin de çetin direnmeleri sebebiyle başarılı olamamıştır.

Kozanoğulları halkının ekserisi, Varsaklar, daha sonra da sırasıyla Sırkıntılar ve Avşarlar meydana gelmekteydi. Özellikle Varsaklar, Kozanoğulları topraklarının en dağlık ve sarp arazilerinde oturup onların yaya askerlerini oluşturuyorlar, diğerleri bunlara nazaran daha düz arazilerde bulunuyorlardı. 1719 yılında gelen bir fermanla; Farsaklar'ın nüfus itibariyle epeyce çok olmalarına rağmen çok azı kaydolup diğerlerinin kaydolmadıklarından dolayı, vergi vermedikleri, bunların başı boş bir taife olup oturdukları yerlere de ulaşılması zor olduğundan, dağlardan indirilip Kars ve Sis sancaklarında bulunan boş ve yıkık köyler ile çiftliklere iskan edildikleri takdirde ziraatla uğraşacakları, hem kendi ihtiyaçlarını karşılayacakları, hem de beytül male katkıda bulunacakları belirtilmiştir.

Ancak, ister Varsaklar, ister diğer konar-göçer hayata alışmış aşiretler yerleşik bir hayata uyum sağlayamadıkları, dağlık ve ormanlık arazilerin havasına alışmış bu insanların yeni yerleri hemen benimseyemedikleri görülmüştür. O dönemde Osmanlı imparatorluğunda genel olarak aşiretlerin yerlerini terkedip başka yerlere göçetmeleri ile oradaki yerli halkın bu durumdan rahatsız olup onların da başka yerler aramaları önemli bir problem oluşturmuştur. Sıkı kontrollere rağmen 1733'de aşiretlerin sağa sola dağıldıklan görülmüştür.

Cevdet Paşa,
"Ma'rüzat"ta "Kozan sancağını oluşturan insanların çoğunu Selçuklulardan kalma Türkler oluşturur ki, bunlar da Farsah (Varsak) aşiretinden oluşan cemaatlerdir. Dağlarda oturan bu Varsaklar, Kozanoğullan'nın piyade askeri olup, Çukurova'da Cey-han nehrinin sağ tarafında bulunan diğer aşiretler de süvari askerlerini oluşturmaktaydı" şeklinde bilgi vermektedir.

O dönemde Varsaklar'ın ekserisi Kozan dağlarında oturup kuzey tarafa, "Rum tarafı", güneye de "Çukurova tarafı" derler ve başka bir yer bilmezlerdi. Ayrıca Feke'de Belenköy'ün batısında Yerebakan ve Sis yolu üzerinde özellikle Akkaya olmak üzere Varsak köyleri vardı. O dönemde bir köy halini andıran Feke'de 60 hane kadar Müslüman ve Hristiyan mevcuttu; Doğu ve Batı Kozan'a da hakim tepede bulunduğundan (şu andaki Feke'nin yeri olmayıp eski Feke'nin yeri kastedilmektedir) Kozanlılar önemli işlerini burada toplanıp karara bağlarlardı. Yine Tufanbeyli bölgesinde Yaylacı Farsakları otururlardı. Ayrıca, Belenköy-Haçin arasında Köleli ve Tenkerli köyleri olup Gürleşen köyünün alt taraflarında Göksu boyunca Selimlü Farsakları adında büyük bir aşiret bulunmakta idi. Bunlar buralarda birçok köyler kurmuşlardı ki bunlardan Tapanlı ve Şerefli en önemlileriydi.

Öte yandan yine Kozanoğulları döneminde Düldül dağı yamaçlarında da Varsaklar'ın varlığından bahsedilmektedir. Düldül dağı, içinden Cihan nehrinin geçtiği bir dağ olup, çok uzaklardan bir sivri tepe gibi görünür. Bu nehir, dağı ikiye böler. Bu dağın iki tarafında vahşi Varsaklar sakindiler. Ancak bunların birbirleriyle fazla irtibatları olmayıp ilişki içerisinde değildiler. Bunlar göçebe aşiretlerden korkup ovalara inemezler, ovadaki aşiretler de dağa çıkamazlardı. Bu sebeplerden dolayı orada yaşayan bu Varsak aşiretine mensup insanlar, kazmalar ile ziraatçılık yapmaya çalışırlar ve kıl keçileriyle geçimlerini sağlarlardı.

XVIII. yüzyılın ilk yıllarında Kozanoğulları'nı tamamıyla tesirsiz hale getirmek için Osmanlı imparatorluğu tarafından baskılar devam ediyordu. 1707 yılında Osmanlı Sultanı tarafından Karaman valisi Hasan Paşa'ya bir ferman gönderilerek Kozanoğlu'nun yakalanması istenmiş ise de, bunda muvaffak olunamamıştır. Aynı yıl Adana ve Karaman valisine ikinci bir ferman gönderilerek Kozanoğlu'nun üzerine gidilmesi ve yakalanarak Niğde kalesine hapsolunması sağlanmıştır. Daha sonra Kozanoğlu, bu badireyi de atlatarak tekrar beyliğin başına geçmeyi başarmıştır. Bundan sonra III. Ahmet 12 sene kadar Kozanoğulları'nı serbest bırakmış ise de 1719 yılında dağlardaki bütün halkın ovalara indirilmesi ve vergiye bağlanması için yeni bir girişimde daha bulunmuştur. Ancak bunda istenildiği kadar başarı sağlanamamıştır.

XVIII. yüzyılın ortalarından 19. yüzyılın ortalarına kadar geçen zaman Osmanlılar için felaket yılları olmuştur. Büyük harpler, büyük isyanlar, ekonomik sıkıntılar devleti uçurumun kenarına kadar getirmiş, her türlü düzen bozulmuş, geçmiş yılların kötü idaresi acı meyvelerini vermeye başlamıştı. Bu sırada hükümetin ülke içinde etkinliği azalmıştı. Böyle bir dönemde Kozanoğulları'nın Osmanlı Devleti ile münasebetleri oldukça azalarak ilişkilerin büyük ağırlığı komşu derebeylerine yönelmiştir. Özellikle 18. yüzyılın sonlarına doğru Anadolu'nun orta kolunda sivrilmeye başlayan Bozok Türkmenleri'nden Çapanoğulları'yla epeyce cenkleşmişlerdir.

III.Murat tarafından Bozok mutasarrıflığına tayin olunan Çapanoğlu Ahmet Paşa'nın ölümünden sonra yerine oğlu Mustafa geçti. Mustafa Bey, Osmanlı Devleti'ni hiçe sayarak yurdunu genişletmeye başlamış, az zamanda kuzeyde Amasya, güneyde Kayseri'ye dayanmıştı. İç Anadolu'da yerini sağlamlaştırdıktan sonra Çukurova'ya göz dikip sınırını Akdeniz kıyılarına dayamak istiyordu. Ancak arada tek engel Kozanoğulları vardı ki, başında da Büyük Yusuf Ağa bulunuyordu. Çapanoğulları harekete geçerek Kozanoğulları'nı zorla yola getirmek istiyordu. Çapanoğlu'nun bu hareketinden zamanında haberdar olan Yusuf Ağa, gereken tedbirleri almıştı. Düşmanını arazisinin en dağlık kısmına kadar çekti. Çapanoğlu Mustafa Bey Kozan'ın Rum nahiyesini alıp Kozan belini aştı. Tam Kozanoğulları'nın merkezi olan Belen köyü yakınlarına geldiği zaman Yusuf Bey'in iyice hazırlanmış askerleri çok şiddetli bir hücuma geçtiler. Günlerden beri yol yürüyerek dağ tepe aşan yorgun Çapanlılar bu ani hücum karşısında neye uğradıklarını bilemeyerek büyük bir bozguna uğradılar. İki saat süren savaş, Çapanlılara üç bin ölü ile birçok yaralıya maloldu. Kozanoğlu Büyük Yusuf Bey'in bu seferi kazanması mevkiini kuvvetlendirdiği gibi, şan şöhretini de kat kat artırmıştır.

Büyük Yusuf Bey'in ölümünden sonra (1817) Kozan Beyliği doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrıldı. Doğu Kozan Beyi Samur Bey, Batı Kozan Bey'i ise, Ali Bey oldu. Varsaklar doğu bölümünde de bulunmasına rağmen, daha çok Batı Kozan Beyliği sınırlarında kaldılar.

1832 yıllarında Mısır askeri, Kavalali Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa idaresinde Kozan dağlarına dayanmıştı. Batı Kozan Ağası itaat etmesine karşılık, Doğu Kozan Ağa'sı buna karşı çıkarak Mısır ordusunu Feke yakınlarında büyük bir bozguna uğratmıştır (1833). Kozanoğulları'nın bu başarısı şöhretlerini bir kat daha artırmıştır. Osmanlı devletince de Kozanoğulları'nın bu galibiyeti övülmüştür. Kozanoğulları bu savaşı da kazanınca sanki kendilerini hükümdar olarak görür hale gelmişler ve Kozan'ı mülkleri olarak kabul etmişlerdir. Kozanoğulları'nın bütün bu başarıları Osmanlı imparatorluğunu, kendilerini kesin itaat altına alma niyetinden vazgeçirmemiştir.

Kozanoğulları'nın kışın oturdukları evlerinden ve küçük bahçelerinden başka bir şeyleri bulunmazdı. Bütün ihtiyaçlarını çevre aşiretlerden karşılamaktaydılar. Ayrıca en önemli ihtiyaçları olan giyim eşyaları da Ermeni tacirler tarafından karşılanırdı. Kayseri'de okutmaya gönderdikleri talebeler hariç, hiç kimse Kozan'dan dışarı çıkamaz ve izinsiz içeri giremezdi.

Kozanoğulları'nın devletten ayrıymış gibi hareketi ve bu bölgedeki hakimiyeti buralarda köklü bir ıslahat yapmayı gerekli kılmış ve bu sebeple 1865 yılında Derviş ve Ahmet Cevdet Paşaların başkanlığında "Fırka-i İslahiye" adıyla bir birlik oluşturularak bu bölgeye gönderilmiştir. Fırka-i İslahiye Çukurova aşiretlerini itaat altına alıp yerleştirdikten sonra, Kozan'da Kozanoğulları'nın ağalığı sona ermiştir. Bundan sonra teslim olanlar Anadolu'nun çeşitli yörelerine sürgün edilmiştir. Neticede Kozanoğulları hanedanından bütün beyler, ağalar ve çocuklu olan dul kadınlara varıncaya kadar hepsi Konya, Kayseri ve Sivas taraflarına gönderilerek Kozan sancağı tamamen boşaltılmıştır.

1877'deki bazı küçük başkaldırmalardan başka önemli bir olay olmayıp bölgede durum düzelmiştir.
Çukurova'daki aşiretlerin itaat altına alınması için "Fırka-i İslahiye" adıyla oluşturulan birlik, Kozanoğulları'nı susturmuş, ağalıklarını sona erdirmiş ve diğer aşiretleri de itaat altına almış ise de Kozanoğlu'nun ününü ve şanını unutturamamıştır. Bu konuda birçok hikayeler, türküler ve ağıtlar söylenmiştir.

Münir Kozanoğlu, kitabında eski bakanlardan Kemal Satır'ın İsmet Paşa'ya ölüm döşeğinde iken anlattığı ve onu güldürdüğü bir hikayeyi şöyle anlatmaktadır:

"Kozanoğlu Canı İsterse Ölür"

Kozanoğlu, Çukurova'nın yaman adamı:

Çukurova'yı tirtir titretiyor. Padişahtan bile emmioğlu diye bahsediyor. Astığı astık, kestiği kestik bir adam. Bir gün Varsak aşiretinin ileri gelenleri çadırda oturmuş, konuşuyorlar. İçlerinden biri Kozanoğlu'ndan çok dertli. Kozanoğlu adamı epeyce azarlamış.

Beylerden biri bu dertli adamı teselliye çalışıyor:

"Meraklanma kardeşim, bey de ölür, Battal da ölür, iki eşşekli aptal da ölür, Allah büyüktür, gün gelir Kozanoğlu da ölür" demeye kalmıyor, çadırın perdesi hışımla açılmış ve içeriye Kozanoğlu girmiştir.

Herkes ayağa kalkıp Kozanoğlu'nun huzurunda elpençe divan durmuş, Kozanoğlu kendisinden bahsedildiğini anlamış ve adama sormuş:

"Biraz önce sen ne diyordun, söyle bakalım?" Adam ne halt etsin, karşısındaki koca Kozanoğlu. "Şey... diyordum ağam, hani ya, bey de ölür, battal da ölür, iki eşşekli aptal da ölür, ama Kozanoğlu canı isterse ölür" diyerek canını kurtarmıştır.

Yine Kozanoğulları'nın çocuklarının dahi cesurluğunu hatırlatan başka bir hikaye de şöyle anlatılmaktadır:

1865 ıslahatından sonra Kozanoğulları askeri gözetim altında sürülürken yolda muhafız subaylar Kozanoğulları'ndan altı yedi yaşlarında bir çocuğu konak yerinden uzakça bir yerde kendi kendine oynadığını görmüşler.

İçlerinden biri, arkadaşlarına:

"Durun şu çocuğa biraz takılalım, bakalım ne yapacak" deyip kılıcını çekmiş. "Ulan Kozanoğlu, seni keseceğim" diyerek üzerine yürümüş.

Bu saldırı karşısında hiç istifini bozmayan çocuk:

"Hadi hadi, geçin gidin, size bir şey yapmayacağız" demiştir.
Konuyu Kozanoğlu hakkında söylenen türkülerden alıntılar yaparak noktalayalım.
Bahçemizde öten kuşlar, Ahbu kuşlar nerde kışlar. Ünü büyük Kozanoğlu Kürk giydirir, at bağışlar.
Kozan dağı çatal matal, Arasında arslan yatar. Bir yiğide bir yar yeter Artığıyla dertler artar.
Çıktım Kozan'ın dağına, Karı dizleyi dizleyi. Yaralarım göz göz oldu, Hekim gözleyi gözleyi.
Kara çadır eğmeyinen,
Önli çapraz düğmeyinen.
Kozanoğlu teslim olmaz,
Beşbin atlı gelmeyinen. Çıktım Kozan'ın dağına. Bir göz attım otağına. Aşiretten imdat olmaz, Kaç kurtul Kozan dağına.
Kır atım ürktü boşandı, Üzengi yere döşendi. Ne yatarsın Kozanoğlu, Kılıcı düşman kuşandı.
Kozan dağı karlı buzlu. Etrafı gelin kızlı. Gitme beyim öldürürler, O hainler dünden sözlü.
Kozanoğlu oturuyor,
Beylik toplar atılıyor. Ne durursun Kozanoğlu, Kan gövdeyi götürüyor.
Kara yağlıklar karası,
Karıştı Kozan arası.
Ağam kavgadan geliyor,
Sol böğrü süngü yarası.
Kozan'a eller Kozan'a, Akıl ermez bu düzene. Öldürmüşler beyimizi, Yasak mezarın gezene.
Kozan dağı sis mi tutar? Altın tabak pas mı tutar? Kozanoğlu ölmeyinen, Çerkez kızı yas mı tutar?
Şu Feke'nin hanımları, Kara bilmez alınları. Kör olasın Derviş Paşa, Hep dul ettin gelinleri.

Kaynakça
Kitap: Anadolu'da Varsak Türkmenleri
Yazar: Ahmet GÖKBEL
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Varsak Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir