Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İttihat ve Terakki ve Bir Alevilik Yolu Olan Ahilikle İlgisi

Burada İttihat ve Terakki hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

İttihat ve Terakki ve Bir Alevilik Yolu Olan Ahilikle İlgisi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 06:05

İttihat ve Terakki ve Bir Alevilik Yolu Olan Ahilikle İlgisi

Ahilik, Aleviliğin bir koludur. Hz. Ali, Ehlibeyt, Oniki İmam kültü üzerinde kurulmuştur. Ortadoğu kültürlerinden yararlanmakla birlikte, eski Türk toplumlarının toplumsal yaşamlarından kaynaklanarak biçimlenmiş ve Selçuklular döneminde Anadolu insanının yaşamında düzenleyici olarak rol oynamıştır. Özellikle kentli kesimi kucaklamış, esnaf ve ticaret kesimini iş yaşamı içerisinde örgütlemiştir. Asya'dan gelen konar-göçer Türk / Türkmen topluluklarının yerleşik yaşama geçmelerini, kent üretimine girmelerini, yerleşikliği ve kent yaşamını benimsemelerini sağlamıştır. Bu bağlamda bir kişilik eğitimi (nefis terbiyesi) çığırı açmıştır. Ahi kuruluşları giderek Bektaşileşmiş ve Ahilik, Bektaşilik içerisinde erimiştir.

a) Osmanlı'nın Son Yüzyılında Ahiliğin Konumu ve Ahiliğe Yaklaşım

Yeni Osmanlı- Jön / Genç Türk - İttihat ve Terakki hareketlerinin Osmanlı toplumuna yeni bir düzen kazandırma arayışı içerisinde akla gelen kaynaklardan biri de Ahilik olur. Ahiliğin kültürel, düşünsel, inançsal ve iş üretim alanındaki tarihsel birikiminden yaralanmak, yeniden canlandırmak, geliştirerek çağa uyar duruma getirmek ve topluma yeniden kazandırmak, Ahiliği bir ekonomik-toplumsal-siyasal sistem olarak uygulamak düşünceleri doğar. Yandaş da bulur. Kimileri Bektaşilikle, Masonlukla ve Sosyalizmle karmalaştırarak güne uyarlamaya çalışır. Özellikle İttihat ve Terakki Partisi'nde Memduh Şevket (Esendal) Bey'in başını çektiği bir kanat Ahiliği siyasal sistem haline dönüştürmek doğrultusunda olur. "Mesleki Temsil Sistemi", bu görüşler doğrultusunda doğar. Bu akım, Cumhuriyet başlarına kadar sürer. Ama ne yazık ki, o çalkantılı dönemde yeterli ölçüde yandaş bulamaz ve kabul görmez. Tarihsel bir özlem olarak yeniden su yüzüne çıkmış bu düşünceler, Ahiliğin değerlerini bilenlerin bilinç altına yerleşerek unutulur gider.

Ahi kurumlarından 19. yüzyıla pek birşey kalmaz. 1908 devrimine gidiş sürecinde "Gedik Sistemi" bile kaldırılır. Zaten Ahilik, çoktan Bektaşilikle kaynaşmış ve Bektaşilik olmuştur. Bu yüzyılda Ahilik, yalnızca tarihsel bir anı olarak belleklerde yerini almıştır.

Jön / Genç Türk - İttihatçılar bu tarihsel anıdan yararlanmak isterler. Masonluk, Ahilik ve Bektaşilikteki "gizlilik öğesi" cemiyetin kaçırmayacağı, oldukça önemseyeceği noktadır. Bu yönüyle Jön / Genç Türk ve İttihatçıların ilgisini çeker. Ta o günlerden günümüze kadar birçok yazar loncalar, Fütüvvetçilik, Bektaşilik ve Masonluk arasında benzerlik olduğu kanısındadırlar ve bu yana sürekli vurgu yapılmıştır. Bektaşilik, Ahilik gibi tarikatların "gizliliğe dayalı" olmaları ve tasavvufun "felsefe yapmaya izin veren yapısı" Masonluğun buralarda yeşerme olanağı bulmasını sağlamıştır. Jön / Genç Türk - İttihat ve Terakki hareketinin aradığı da bu oluşumdur.1971
Ahilik, Bektaşilik, Masonluk arasındaki benzerlik ile Ahiliğin iş-üretim alanındaki tarihsel birikimi cemiyet için kaçırılmaz bir durumdur. Özellikle, Ankara Ahi örgütü ve yönetimi özel olarak araştırma konusu edilir. Ahi yönetimine ait evraklar Ankara'dan İstanbul'a getirilerek incelenir. Cemiyetin görevlendirdiği Baha Said Bey, 1910'lardan itibaren Ahilikle birlikte Alevilik-Bektaşiliği de araştırma konusu eder. Fakat asıl Milli Mücadele yıllarının başlarında Ahilik oldukça "revaçata" dır.

b) İttihat ve Terakki Döneminde Anadolu'da Ahilik ve Alevilik-Bektaşilik Çalışmaları

2. Meşrutiyet dönemi aydınları ulusal değerlere ilgi duymuşlardır. Bu eğilimler çerçevesinde Ahilik ve lonca örgütü ile de yakından ilgilenmişlerdir. 1908 sonrasında Aydın milletvekili olarak Mebuslar Meclisi'ne giren Hacı Süleyman Efendi, "Ahi örgütünün esnaf yaşamına zamanın koşullarına uygun değişikliklerle uygulanması" amacıyla bir önerge sunar. Onun 1909 ortamında Ahi / Fütüvvet ilkelerinin esnaf yaşamına, iş- üretim alanına, üreticinin kooperatifleşmesine uygulanmasını istemesinin kökeninde "demokratik sosyalizme duyduğu hayranlık" yatmaktadır. Bu önergeler, Meclis Genel Kurulu'nca reddedilir.

Hacı Süleyman Efendi 1912'de yeniden İttihat ve Terakki Partisi'nden Aydın milletvekili seçilerek parlamentoya girer. Lonca sistemine ilişkin çalışmaları parti genel merkezinde ses getirir.

İttihat ve Terakki yetkilileri 1912-14 arası parlamentoda ticaret, iş ve meslek yaşamıyla ilgili geçmişte ve o günlerde varlığını sürdüren "lonca sistemi"nin gerekliliğinin bilincine varır ve araştırılmasını gerekli görürler. Bu işle, Baha Said Bey görevlendirilir. Baha Said Bey, bu örgütün merkezi olan Ankara ve Kırşehir dolaylarını gezer. Ahilikten / Lonca örgütünden kalanları inceler ve rapor hazırlar. Raporu, ancak 1925'lerde kendisi bir gazetede yayınlayarak kamuoyuna mal edebilme olanağını bulur.1991 Bu çalışmalar daha sonraları "Mesleki Temsilcilik" adı verilen siyasal, kültürel ve ekonomik bir harekete dönüşür.

2. Meşrutiyet yıllarında bu çalışmaların etkisiyle esnaf örgütlerinin başına İttihatçı kahyalar getirilir. 1910'lu yıllarda başlayan bu çalışmalar, İttihat ve Terakki Partisi'nin "esnaf örgütlerini benimsediği uluslaşma süreciyle uyumlu kılmaya" çalışması nedeniyle ve Baha Said Bey'in de raporunun yarattığı etkiyle, daha sistemli olarak yürütülmeye başlanır.

1914'de Ziya Gökalp'in bu konuyu parti genel merkezinde gündeme getirir. Özellikle, bu konuda israrcı olur. Baha Said Bey'in de raporunun etkisiyle bu konuları ayrıntılarıyla araştırmak için bilim kurulları görevlendirilir.
26. Şubat 1910 tarihinde Esnaf Cemiyetleri Talimatnamesi ile loncalar kaldırılmıştır. Böyle olmasına karşın, bu tarihten 1. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar İstanbul'da 51 esnaf cemiyeti kurulmuştur. 1915 yılında bu cemiyetlerin tümü İttihat ve Terakki Partisi'nin çabasıyla Esnaflar Cemiyeti çatısı altında birleştirilmiştir.

1. Dünya Savaşı'nın başından beri, "iaşe" konusunda kimi sonuçlar alınır. 1914 yılından itibaren partinin İstanbul merkezinde esnaf kuruluşlarının yeniden örgütlendirilmesi önplana çıkar. 1916 kongresinde bu konu karara bağlanır. 1917 kongresinde partinin siyasal programında bu konuda önemli değişiklikler yapılır.
Bütün bu düşünsel hareketlerin merkezinde 1912 seçimlerinde Diyarbakır milletvekili olarak İstanbul'a gelen Ziya Gökalp (1876-1924) vardır. İttihat ve Terakki Partisi Genel Merkez üyesi olan Gökalp, İstanbul'a geldikten sonra toplumsal, kültürel ve hukuksal konularla yakından ilgilenir. Partinin düşün adamı, ideologu olur. 1914'den itibaren "Türk entelektüel yaşamı" nda önde gelen biridir artık. Dernekler, kurumlar ve kuruluşlar üzerinde etkili biri konumundadır.
Talat Paşa'nın sadrıazamlığa geldiğinin ilk günlerinde, ki bu tarih Şubat 1917 olmalıdır. Bir "kapalı kutu" olan Anadolu'nun araştırılmasını ister.

Tarihçi E. B. Şapolyo bu araştırma kurullarının oluşturulmasını şöyle anlatır:

"İttihat ve Terakki Partisi'nin lideri merhum Talat Paşa sadrıazam olduğu ilk günlerde Parti Genel Meclisi'ni topluyor.

Bu Meclis'te diyor ki:

-Bu milletin başına geçtik. Fakat Anadolu bizim için kapalı bir kutudur. Önce bunu tanımamız, sonra bu millete layık hizmetlerde bulunmamız gerektiğine inanıyorum, demiş.

Bunun üzerine Genel Merkezin hocası Ziya Gökalp:

-<Biz siyasal bir inkılap yaptık. Yani meşruti bir yönetim vücuda getirmekle kalıp değiştirdik. Oysa, en büyük inkılap toplumsal inkılaptır. Toplumsal yapımızda, kültür alanında yapabileceğimiz inkılaplar en büyüğü ve en verimlisi olacaktır. Bu da ancak, Türk toplumunun morfoloji yapısı ile fizyoloji yapısını tanımakla olasıdır. Bunlar da toplumsal kurumlardır. Bunların başında Anadolu'nun çeşitli dinsel inanışları, bunlardan doğan tarikatlar, sektler, Türkmen aşiretleri gelir... Bu kurumları incelemek üzere bilimsel yeterliliği olan arkadaşları, bu kutuyu açmaları için gönderelim», demiştir.

Bunun üzerine parti genel merkezi Kızılbaş ve Bektaşileri incelemek üzere Baha Said Bey'i, Ahilerin incelenmesine de Bursalı Mehmet Tahir ve Hasan Fehmi Hoca'yı, Ermenileri incelemeye de Esat Uras Bey'i göndermişlerdir. Bunlar raporlarını İçişleri Bakanlığı 'na bildirmişlerdir".

Böylece Ahilik konusu Bursalı Mehmet Tahir (Olgun) ile Hasan Fehmi (Turgal), Kızılbaşlık ile Bektaşilik Baha Said Bey'e, Ermenilik ise Esat (Uras) Bey'e verilir.
Baha Said Bey'in İttihat ve Terakki merkezine Ahiliğe ilişkin sunduğu rapor 1914 yılından öncedir. Bu yeni görevlendirilmeyle karıştırılmamalıdır. Gerçi, arkadaşı Prof. Hilmi Ziya Ülken'in de Baha Said'e Kızılbaşlık ve Bektaşiliği inceleme görevinin partice 1914-15 tarihinde verildiğini yazması11031 olayları biraz daha karmaşık kılmaktadır. Ama şu bir gerçek ki, Gökalp 1914'lerden itibaren bu tür bir önerinin peşindedir. Görevlendirme ancak 1917'de gerçekleştirilebilmiştir. Gerçi bu ara "Türkiyat Cemiyeti/ Türkiyat Enstitüsü" (1915), yayın organı ise "Milli Tetebbular Mecmuası" gibi bir takım araştırma kurumları kurulmuş ve F. Köprülü gibi bilim adamları ciddi yayınlarda bulunmuşlardır.

Bu karardan sonra Baha Said Bey Alevilik (Kızılbaşlık), Bektaşilik, Nusayrilik, Ahilik ve bir Alevi Türkmen toplulukları olan Tahtacılarla Çepnileri böylece İttihat ve Terakki Partisi'nin özendirmesi ve görevlendirmesiyle araştırır ve önemli bulgular, gözlemler, saptamalar ortaya koyar.11051 Yöntemi; "katılımcı gözlem" ile "alan araştırması" yapmak biçimine dayanır. Gözlem, görüşme, emik-etik yaklaşım yollarını uygulamıştır.11061 Raporları yayınlanmaz. Ancak kendi olanaklarıyla 1926-27 yıllarında "Türk Yurdu Dergisi"nde yayımlama olanağı edinir. Sadece birikisini daha önceleri yayınlayabilmiştir.

Bu ara Anadolu'nun toplumsal, kültürel ve etnik yapısını inceleyen başka çalışmalar da olmuştur. Bunların ilki Ziya Gökalp'ın henüz Diyarbakır'da iken yaptığı bir çalışmadır. Gökalp, "Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler" adını taşıyan bu incelemesini İttihat ve Terakki Partisi'nin isteğiyle 1909 yılında yapmıştır. Kitabın sonunda "Diyarbakır-Haziran 1909" notu vardır (s. 166). Bu araştırmayı Gökalp, "yakın akrabalarından" Dr. Rıza Nur'a vermiştir. Kitap, Rıza. Nur'un kütüphanesinde 3343 numarayla kayıtlıdır.

Talat Paşa, Hükümetin Osmanlı topraklarında yaşayan konar-göçer aşiretlere ilişkin bilimsel inceleme ve araştırma yapmak üzere "Dahiliye Nezareti Muhacirin Müdiriyeti Umumiyesi" nin "gördüğü gereksinim" üzerine bir "bilim kurulu" oluşturur. Bu kurul çalışmalarını, "Osmanlı ülkesinde bulunan aşiretler ve kabileler" üzerinde yoğunlaştırır. İçişleri Bakanlığı'na bağlı bu genel müdürlüğün çalışmaları iki kitapla sınırlı kalır.

Bu kurumda o dönemler yönetici olarak çalışan Zekeriya Sertel çoğu Alevi olan "aşiretler" ve "tarikatlar" konusundaki çalışmanın "yayınlanmayan" sonuçları hakkında şu bilgiyi verir.

"O sırada Muhacirin ve Aşair Umum Müdürlüğü adı altında bir daire kurulmuştu. Genel müdürü Şükrü Kaya idi. Paris'teki öğrenimini tamamlamış, yurda yeni dönmüştü. Zeki ve bilgili bir gençti. İşin başına onu geçirmişlerdi. Ben de aşiretler şubesi müdürlüğüne atandım. Şükrü Kaya, bana aşiretler hakkında önce bilimsel bir çalışma yapmak gerektiğini söyledi. Ülkede aşiretlerin sayısı ne idi? Gelenekleri, adetleri nasıldı? Önce, bunları bilmek ve ona göre işe girişmek gerekti. Bu kuruluşta kaldığım iki yıl içerisinde biri aşiretler, biri de tarikatlar konusunda iki etraflı dosya hazırladım. Aşiretlerin çoğu Alevi idi. Bu bakımdan Aleviliği ve tarikatları öğrenmek gerekti. Böylece iki koldan araştırmalar yaptım. Fakat sonradan bu araştırmaların ortaya getirdiği eserler ne oldu bilmiyorum. Oysa, yayınlayabilselerdi ortaya değerli iki eser çıkabilirdi".
İttihat ve Terakki Partisi bu konuda çalışmalar yapması için başkalarını da görevlendirmiştir. Görev verilenlerden biri de Habil Adem'dir.

A. Nesimi Fatinoğlu tarihsel değeri olan anılarında bu konuda şu bilgiyi verir:

"Habil Adem, daha sonra Emniyetin Aşiretler masasında Türkmenler bölümünde çalışmıştır. Osmanlı Devleti 'nin Emniyet 'i özellikle Türkmen ve Kürt halklarının o dönemdeki durumlarını saptamak üzere Batı'dan, Almanya'dan uzmanlar getirtmişti. Ayrıca Habil Adem 'e birçok kitapların da Türkçe 'ye çevrilmesini vermişti. Bu kitaplardan yalnızca Türkmen Aşiretleri kitabı basılmıştır".

İttihat ve Terakki'nin Anadolu'daki toplulukların inançsal, kültürel ve etnik yapısını incelemekle görevlendirdiği Baha Said Bey aslen Kafkasya'dan Anadolu'ye göçmüş Dağıstanlı bir Türk ailesinin çocuğudur. 1882'de Çanakkale'nin Biga'da doğmuştur. Çerkes kökenli olduğu sanılmaktadır. Fakat, etnik anlamda hiçbir zaman Çerkezcilik yapmamıştır. İleride Türkiye Cumhuriyeti'ne gönülden bağlı bir bilimci-aydınlanmacı Türk milliyetçisi ve yurtseveri örneği sergilemiştir. Harp Okulu'ndan sonra, 1906 yılında Harp Akademisi'ni de bitirerek kurmay yüzbaşı olarak orduya katılmıştır. Fakat askerliğe fazla ısınmadığından erken ayrılmış, kendini ilgi duyduğu sanat, bilim, düşünce alanında çalışmalara vermiştir. Kısa bir süre de ticaretle uğraşmıştır. Fakat 57 yıllık ömrünün 25 yılını -onun deyimiyle- "Anadolu'nun içyüzünü" anlamak, incelemek, araştırmak, anlatmak ve yazmakla geçirmiş; Alevi- Bektaşi, Nusayri, Ahi, Tahtacı, Çepni toplumları ve kurumları hakkında günümüz araştımalarına da ışık tutan değerli ürünler vermiştir. O günlere kadar "kapalı kutu" olan Anadolu kültürü, Baha Said Bey yoluyla aydınlığa ulaşmıştır. Baha Said Bey, bu alanda bir ilk ve önemli adımdır.

Baha Said Bey İttihat ve Terakki Partisi'nin merkez üyeliğini yapmış önemli biridir. Parti'nin aydınlar kadrosundandır. "Milliyetçi, mefküreci ve vatansever örneği" vermiştir. Daha sonraları Türk Ocağı, Milli Talim ve Terbiye Cemiyeti, Teşkilat-ı Mahsusa, Milli Kongre, Karakol Cemiyeti, Türk Hava Kurumu gibi ulusçu yerlerde etkin çalışmalar içinde olması onun bu niteliğinin belirtisidir. Siyasal, kültürel ve bilimsel çalışmalarının yanı sıra eğitim çalışmalarına da katılmış; Anadolu halkının eğitilmesine, ulusal bilinç düzeyinin yükseltilmesine, ulusal değerlerin topluma kazandırılmasına bir çağdaş Türk aydını olarak katkı sunmuştur. Milli Mücadele yıllarında Mustafa Kemal tarafından kendisine "Aydınlanma Kurulları / İrşad Heyeti"nde görev verilmiş, Milli Mücadele'ye halkın desteğini sağlayabilmek için Anadolu'yu dolaşmıştır. Rusça, Arapça, Farsça, Almanca, Fransızca olarak beş dil bilmekte, ayrıca Urduca ve Çağatay Türkçesi'nde de "üstad" konumundadır. 1939 yılında ölmüştür.

İttihat ve Terakki Partisi'nin ideologlarından ve aynı zamanda düşünceleriyle Cumhuriyet'e katkı sunmuş olan Ziya Gökalp, "Türkçülüğün Esaslar" (1923) kitabında Ahiliği ve lonca örgütlenmesini "Mesleki Ahlak" başlığı altında değerlendirir. İş-üretim alanına tarihsel birikiminden de yararlanarak çağdaş bir yapı kazandırmak ister.
Gökalp "Mesleki Ahlak"ı değerlendirirken Bektaşiliğe gönderme yaparak, mesleksel ahlakı bu inanç esasları üzerine oturtur. Anadolu Selçukluları döneminde kurulan Ahi örgütünün fütüvvet ilkelerine dayanarak zaviyeler biçiminde yaygınlık gösterdiklerini, Osmanlılar dönemindeki esnaf loncalarınınsa bu Ahi örgütlerinin devamı olduklarını belirtir.

Gökalp'e göre esnaf örgütü ilk dönemlerde dar ve küçük bir ekonomik yapı niteliği sergiler. Her kent kendine özgü bir esnaf loncası olarak örgütlenmiştir. Gelişmemiş ekonomik dönemlerde (Gökalp buna "nahiyevi iktisat devresi" diyor.) esnaf loncaları yararlı olmuşlardır. Ulusal iktisadi düzeye ulaşılınca bu loncalar yetersiz kalmış ve ayakbağı olmuşlardır. Bu nedenle, Gökalp eski yapıdaki esnaf loncalarının yeniden diriltilmesini ve yaşatılmasını yanlış bulur. Onların yerine devlet merkezinde gelişmiş "ulusal lonca"ların kurulmasını gerekli görür. Her kentte bütün loncaların temsilcilerinin katılımıyla oluşmuş "iş borsası" adı altında bir "merkezi kurul" oluşturlmalıdır. Bu kurul, bütün loncaların ortak işlerini görür ve kentin ekonomik yaşamını düzenler. Her kentteki iş kollarının oluşturduğu federasyonlar ülke merkezinde bir üst kurul olarak konfedarasyon oluşturmalıdırlar. O zaman bütün meslek ve iş kesimleri örgütlenmiş bir iş-üretim ordusuna dönüşmüş olurlar. Bu örgütlenme, mesleki ahlaka bir yaptırım gücü kazandırır. Bir onur kurulu oluşmalıdır. Bu kurul, mesleki ahlakın kurallarını koyar ve bağlılarını bu kurallarla düzene sokar. Bu tür örgütlenmenin bir başka yararı da aynı iş koluna bağlı kimseler arasında "yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamak" , bunu örgütlü ve düzenli bir biçimde yürütmektir. Bu durum sonuçta topluma düzen getirir ve "ulusal dayanışma"yı güçlendirir.

Gökalp'in Ahilik incelemeleri ve bu alandaki önerileri 1917'de esnafların hazırladığı "Mesleki Ahlak Bildirisi "nde ürün verir.
İttihat ve Terakki merkezinden yönlendirilen bu çalışmalar 1917 yılında "Mesleki Temsil Programı"nın hazırlanmasıyla hız kazanır. Hareketin temelinde "kapitalistleşme sürecine giren" Osmanlı toplumunda varlığı tehlikeye giren "küçük girişimcilerin özlemleri"ni karşılamak isteği yatmaktadır. Çalışmaları Kör Ali İhsan, Kara Kemal ve Memduh Şevket (Esendal) Beyler planlamaktadırlar. İttihat ve Terakki ile TBMM'nin oluşum yıllarında oldukça ilgi gören "Mesleki Temsilcilik" esasında üç temel kaynağa dayanır. Birincisi, Osmanlı toplumunda önemli bir yeri olan lonca sistemi; ikincisi, 1908 sonrası çok partili parlamenter sistemin başarısızlığa uğraması; üçüncüsü ise, Rusya'da yaşama geçirilen sosyalizm ve komünizmdir.

c) Milli Mücadele Döneminde Ahilik Arayışı

"Türk Karl Marks'ı" olarak tanınan ve İttihatçıların "Kör Ali Bey"olarak lakap taktıkları Ali İhsan Bey'in "Anadolu'da Yeni Gün" gazetesinde 12. Ekim-1. Kasım 1920 günleri arasında bir programı yayınlanır. Bu programıyla topluma sosyalist bir yapı kazandırmak isteyen Ali İhsan Bey, Türk toplumunun inanç-tarikat geçmişini de değerlendirir. Alevi / Kızılbaş / Bektaşi çizgiye yer verir. Bu eğilimin baskı altında tutuluşunun nedenlerini belirler. Bu gelişmeler içerisinde Osmanlı öncesi dönemde "sanat ve ticarete ilişkin örgüt" olan Ahiliği, niteliğini, etkinliğini, iş-üretim alanındaki önemini gözler önüne serer. Bu örgütün, Osmanlılar döneminde Bosna ve Hersek'e kadar "kol budak saldığı"nı belirtir.

Ne var ki, Ali İhsan Bey diğerlerinin kısır görüşlülüğüne düşer. Ahiliği sadece "Ankara merkezli" ve "Sünni" bir örgüt olarak değerlendirir.
Milli Mücadele başlarında Ankara yönetimi arayış içerisinde iken, Ahilik yönelmelere erek olarak gösterilir. Gideceği yolu arayan Ankara yönetimine Dr. Tevfik Rüştü (Aras) Bey "Yeni Dünya" gazetesinde 14 Şubat 1922'de yayınlanan "Ankara'nın Yolu" başlıklı yazısıyla Ankara'nın geçmişini ve Ahiliği inceler. Bu dönemin tam olarak aydınlanmamış olduğunu belirtir. Yazısında Ahiliği şu tümceleriyle sorgular.

"Ahiler Kimdir? Toplumsal organizasyonları nasıldır? Nereden nasıl gelmişler, amaç ve erekleri neymiş? Bunların hepsi de tarih sayfalarında bilinmez olarak kalmıştır. Şurası kesindir ki, Ahiler adında bir topluluk veyahut toplumsal bir tarikat bağlıları yıllarca buraları bir faaliyet merkezi olarak yapmış, birçok olayı görmüş geçirmişlerdir. Ahiler, sonradan dağılışlarını hızlandıran birtakım tarihsel nedenlerin ve etmenlerin eklenmesiyle çöküp gitmiş bir toplumsal varlığa, esaslı ve önemli bir örgüt yapısına sahip idiler.

Bu yayınların yanı sıra Ahilikle asıl Çorlulu bir çiftçi ailesinin çocuğu olan romancı Memduh Şevket (Esendal) Bey ilgilenir. O, 17-18 yaşlarında iken, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girmiş eski bir İtthatçıdır.

Memduh Şevket Bey 1883'de Çorlu'da doğmuştur. Ölümü 1952'dir. 2. Meşrutiyet'i, Milli Mücadele'yi ve Cumhuriyet dönemini yaşamıştır. Rumeli göçmenlerinden, çiftçi Kahyabeyoğlu Mehmet Şevki Bey'in oğludur. 1906'da İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girmiştir. İttihat ve Terakki içinde "mesleki temsil" temeline dayanan düşünceleri savunan Nail Bey, Kara Kemal, Muhittin Birgen ve Sadık Vicdani'lerden oluşan parti kanadı içerisinde yer almıştır. 1923-1926 arası "Meslek" gazetesini çıkarmıştır. Siyasal yaşamı boyunca esnaf örgütlenmesini, yani Ahiliği yeniden toplumun yaşamına kazandırmak istemiştir.

1908 devrimiyle İttihatçılar parlamentodan çok sivil ve resmi kurumları, örgütleri ele geçirmeyi yeğlemişlerdir. Memduh Şevket Bey de esnaf birliklerini kurma işiyle görevlendirilmiştir. M. Şevket (Esendal) Bey'in Ahiliğe ilgisi ve Ahilikle ilişkisi böylece başlamıştır. Esnaf kesimiyle ve birlikleriyle İttihat ve Terakki içerisinde asıl Ali İhsan (Kör Ali) Bey ilgilidir. Onun çevresinde parlamentoya, partiye ve bürokrasiye etki edebilen "esnaf odalarına ve mesleki birliklere dayanan" bir grup oluşmuştur. Bu grubun en etkin, önemli ve güçlü kişisi esnaf odaları birliğini yöneten Memduh Şevket (Esendal) Bey'dir.

Ali İhsan Bey, Türk-İslam kaynaklı Ahi örgütünü ve özellikle 1. Murad'tan önceki Ankara kentindeki "Ahi Birliği"ni incelemiş ve o yönetime uygun bir devlet yönetimi biçimi tasarlamıştır. Bu devlet, klasik devlet yönetiminden uzak, bir tür "korporatif devlet" biçimidir. Bu model; İspanya, İtalya ve Portekiz'deki uygulamalardan "temelden" ayrılmaktadır. Bu korporatif devlet, bir tür "kooperatifçi sosyalist devlet düzeni" dir. Ali İhsan Bey ve arkadaşları İttihat ve Terakki'den ayrılarak, kooperatifler kurup, buna dayanan bir siyasal örgütlenmeye eğilimlidirler. 1. Dünya Savaşı'nın başlaması bu tür tasarı ve çalışmaları suya düşürür. 1. Dünya Savaşı yıllarında bu grup, "İaşe Örgütü"nü ele geçirirler. Bu yolla örgütlenmeye çalışırlar. Bunlara "İaşeciler" denir. Bunlar; "Mesleki Temsilcilik" savunucuları oldukları için, "Mesleki Temsilcilik"le "İaşeciler" aynı anlamda kullanılır ve aynı eğilimin adı olurlar. Savaş yıllarında, "İaşeciler" veya "Teşkilat-ı Mahsusa-i Ticariye" ciler ürettikleri veya sattıkları malın maloluşu ile satışı arasındaki farkı "gelir" olarak alırlar. Bu gelir kaynağına dayanan bir vakıf kurulur. Böylece içinde; "milli" (ulusal) sözcüğü bulunan; "milli mensucat", "milli iktisat", "milli kantariye", "itibar-ı milli." iktisadi ve ulusal kuruluşlar oluşturulur. Bu yolla Osmanlı ekonomisine, dolayısıyla Osmanlı politikasına belki biçim olarak değil ama, fiilen sahip olunur, yön verilir, egemen olunur.

Memduh Şevket Bey ve arkadaşları devlet kadrolarından çok esnaf odalarında, parti kademelerinde ve haberalmada ("Teşkilat-ı Mahsusa" ) görev alırlar. Darbe çıkışlarıyla ünlü Yakup Cemil Bey de bu gruptandır.

1. Dünya Savaşı sonrasında Talat Paşa ekibinin ülkeden kaçışıyla gerek partinin, gerekse ülkenin yazgısı Ali İhsan Bey ekibinin; yani Mesleki Temsilcilerin, Teşkilat-ı Mahsusa-i Ticariyecilerin, iç ve dış Teskilat-ı Mahsusacıların eline geçer. 1. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmamız, Rusya'da devrim olması, Almanya'da Spartaküs, Avusturya'da Belakuncuların ayaklanmaları üzerine mesleki temsilcilerin sol kanadının bir bölümü kendilerini "dünya devrimi" ne verirler. Bunların solculuğu "Parvüsçü bir Komünistlik" tir. Başka bir deyişle "Türk ve İslamın önderliğinde bir dünya Komünizmi" eğilimli harekettir. Merkezi temsilcilerin "merkezi ve ılımlı kanadı" ise, Türkiye'de Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın çekirdeğini oluştururlar. Mahmut Şevket (Esendal) Bey bu merkezi grup içerisinde yer alır.

Merkezi Temsilciliği zaman zaman Mustafa Kemal'e açarsa da, M. Kemal o günkü koşullarda bu öneriyi zamansız bulur ve ileriki gelişmelerde düşünülebileceği kanısında olduğunu dile getirir.

Memduh Şevket Bey "bu kuruluşların temsilcisi" olduğundan Ankara Hükümeti'nce Azerbaycan'a elçi olarak, 1921'de de bu konuları incelemek için Moskova'ya gönderilir. Stalin'le görüşür. Bolşevik mesleki birlikleri olan "Profesyo Solhoz" ları inceler. Ali İhsan Bey'in öğretisine yeni bir biçim vermeye çalışır.
Ötede Avrupa'daki sendikaları, işçi konseylerini, mesleki kuruluşları inceleyen Servet Erkin Bey, Ali İhsan Bey'in Mesleki temsilciliğini "Kapitalist doğrultu"da işler. Böylece Ali İhsan Bey'in "Mesleki Temsil Öğretisi" Memduh Şevket (Esendal) ve Servet Erkin'in temsil ettikleri iki kola ayrılır. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra bu iki kol "ortak amaç" için birleşirler.
Ali İhsan Bey, Milli Mücadele'den sonra İttihat ve Terakki'den arkadaşı Cavit Bey ve ekibiyle anlaşmaya çalışır.

Varılan nokta şudur:

İki meclis olacaktır. Biri seçmenlerin temsilcisi Millet Meclisi; öteki ise, üretici güçlerin, yani meslekleri temsil eden korporatif meclisidir. Bu tasarının yaşama geçirilmesi için Ali İhsan Bey'le Cavit Bey "bir siyasal parti" kurma konusunda anlaşırlar.

Cavit Bey ekibi ile Ali İhsan Bey'in ekibi birkaç kez toplanırlar. Bir siyasal parti kurulması görüşü tartışılır. Katılanlardan Salih Cimcoz, Ahmet Nesimi ve daha birkaç kişi siyasal yaşamdan çekildikleri için bir siyasal partiye giremeyeceklerini belirtirler. Katılanların bir bölümü ise yeni bir partiye gerek olmadığı, CHP'ye girerek ona bu yönde bir program kazandırmayı önerirler. Memduh Şevket (Esendal) Bey bu görüştendir. Katılanların bir bölümü ise, yeni bir parti kurulması önerisinde bulunan Cavit Bey'i desteklerler. Cavıt Bey, yeni bir parti kurma yanlılarıyla sürekli toplantılar yapar. Bu toplantılara katılan Sabri (Toprak) Bey görüşmeleri Çankaya'ya iletir. Daha sonra İzmir suikastı nedeniyle Cavit Bey ve yeni parti kurma yanlıları ortadan kaldırılır ve etkinlikleri kırılır. Memduh Şevket Bey de öğretmenlikten alınarak, elçi olarak yurt dışına sürülür. Onun yargılamada kurtarılıp yurt dışına sürgününü İsmet Paşa sağlar. Servet Erkin Bey de öğretmenlikten alınarak Ticaret Bakanlığı'nda geri bir göreve atanır.

Vala Nurettin, arkadaşı ünlü şair Nazım Hikmet'le 1921'in Ocağı'nda Ankara'ya gidişlerini ve Milli Mücadele'ye katılışlarını öykülerken Alman Spartakislerine eğilim duyan bir takım kimselerden söz eder. Bunlar, Alman devrimcilerinden Karl Liebknecht ve Rose Luxemburg hayranıdırlar. Bunlar arasında sonradan CHP Genel Sekreterliği yapacak olan Nafi Atuf (Kansu), akrabası ticaret okulu profesörü ve sonradan CHP'den milletvekilliği yapacak olan Mehmet Vehbi (Sarıdal) Bey, Eğinli Sadık Ahi (Mehmet Sadık Eti) ve bir grup "pos bıyıklı" işçi vardır. Alman Spartakist hareketi yanlısı bu sol grup Ahilik savunucusudurlar.
Eğinli (Erzincan- Kemaliye) bir eşraf ailesinin çocuğu olan Sadık Ahi, Anadolu Selçukluları döneminde oldukça etkin olan Ahilerden "doğrudan gelme" olduğunu savunur. Ahileri, bir tür "doğu komünisti" olarak kabul eder. Ahiliğin "sırları"ndan söz ederek, bu sisteme gençlerin ilgisini uyandırır. Nazım Hikmet'in üzerinde de oldukça etkili olur.

Bu dönemki sol gençlik arasında Ahilikten esinlenen ve Ahilik düzenini amaçlayan oldukça azımsanamayacak bir kesim vardır.
Mehmet Sadık Eti (Sadık Ahi) daha sonraları Malatya Belediye Başkanlığı, CHP İl Başkanlığı ve 1950- 54 arası yıllarda milletvekilliği yapacaktır.

1920'de oluşturulan "Halk Zümresi" Ali İhsan Bey'in programından esinlenmiştir. İttihatçı yanı M. Kemal'i kaygılandırmış, o nedenle bu oluşum baltalanmıştır. Bu kez, bu hareket kendini "Mesleki Temsilcilik" olarak ortaya koymuştur. Gerçi Ali İhsan Bey, M. Kemal'e de "Mesleki Temsilcilikti benimsetmeye çalışmışsa da, başaramamıştır.

Ahiliği çağrıştıran "Mesleki Temsil Sistemi" 1921 Anayasası ile Meclis'in gündemine getirilir. "Büyük Millet Meclisi; iller halkınca meslek grupları temsil edilmek üzere, doğrudan doğruya seçilen üyelerden kurulur" biçimindeki komisyonca düzenlenmiş olan madde hükmü uzun süren bilimsel görüşme ve tartışmalara yol açar. "Mesleki Temsil Sistemi" milletvekiller arasında önemli ölçüde yandaş bulur.

Komisyon adına konuşan Balıkesir Mebusu Vehbi Bey:

"her sınıf halkı temsil edecek bir sistemin bulunmasına karar verildiğini, bunun için de <Mesleki Temsil> usulünün getirildiğini" anlatır. Kastamonu milletvekili Dr. Suat Bey "mesleklerin temsili sistemi"ni savunur. Adana milletvekili Zeki Bey bu görüşü destekler. Bu sistemin "halkçılık"la bağdaşacağı vurgulanır. İzmir milletvekili Mahmut Esat Bey; "Mesleki Temsil Sistemi"nin ülkenin esenliği için gerekli olduğunu vurgular. Bu sistemi savunurken Ahiliği göz önüne getirerek, "Türk tarihi önünde, tarihsel görevimi yaptığım kanısındayım. Mesleki temsil usulü Batı bilginlerince incelenip ve tartışıldıktan sonra kabul edilmiştir, " der. Mahmut Esat Bey ayrıca; mesleklerin temsil sistemini benimsemekle ülkeye en büyük eserin bırakılacağını, tarihin "bize haykırdığı bir tehlikenin ilacının bulunmuş olacağı", "ülkenin sahipleri" nin ancak bu yolla "ülkenin geleceği" ne egemen olabileceklerini, Anadolu halkının bunu beklediğini dile getirerek, Mesleki Temsil Sistemi'ni savunur. Kırşehir milletvekili Yahya Galip Bey mesleklerin temsili sistemini över. Üstünlüğünü ve yararını dile getirir. Bursa milletvekili Muhiddin Bey de mesleki temsil sisteminin üstünlüğünü ve gerekliliğini savunur. Sonuçta, "Mesleki Temsil Sistemi"ni Meclis reddeder.

d) Cumhuriyet Döneminde Ahilik Özleminin Düşünce, Sanat ve Edebiyat Yoluyla Dile Getirilmesi

Ahiliğin canlandırılmasını Cumhuriyet'in yöneticileri ve yol göstericileri -dönemin yoğun sorunları nedeniyle- sonraki gelişmelere bırakırlar. Türkiye giderek liberal ve kapitalist bir sisteme doğru ilerler. Ahilik türü ulusal değerler daha kolay kolay akla gelmez. Yalnız, Cumhuriyet dönemi yazarlarından Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962) bunun dışındadır. Tanpınar 1923'de Edebiyat Fakültesi'ni bitirmiş, edebiyat öğretmenliği ve profesörlüğü yapmıştır. 1942- 46 yılları arası Maraş milletvekili olarak parlamentoya girmiştir. Yapıtlarında Anadolu'da gelişen Türk-İslam uygarlığının özellikleri ve değerleri üzerinde özenle durur. Bu değerlerin, Batı uygarlığı karşısında taşıdığı anlamı araştırır. Batılılaşma / çağdaşlaşma hareketi içinde geleneklerin önemini gözler önüne sergilemeye çalışır.

Tanpınar; 1949'da yayınlanan "Huzur" adlı romanında ve ayrıca "Yahya Kemal' (1963) ile "Beş Şehir" (1972) adlı çalışmalarında Anadolu'nun geleneksel değerlerini, özellikle bunlar içerisinde Selçuklu kalkınması ve uygarlığının biricik etkeni Ahiliği yeniden akıllara getirmeye çalışır.

Tanpınar'a göre, geleneksel Türk toplumu "cemaat ideali"ni gerçekleştirebilecek bir yapıya sahiptir. "Huzur" romanında kahramanı "İhsan"a bu görevi yükletir. Belki, Batı toplumlarında cemaat idealinin gerçekleşmesi güç olabilir. Çünkü, onlar sınıf savaşımı geçirmişlerdir. Oysa, geleneksel Türk toplumu böylesi bir süreçten geçmediği için "daha başından beri özgürdür".

Ahmet Hamdi Bey, kendine esin kaynağı olarak gördüğü Yahya Kemal'e ilişkin monografik incelemesinde "cemaat ideali"ni Yahya Kemal (Beyatlı)'de de bulmaya çalışmış, "medine /site /kent" uygarlıklarını önemsemiştir.

Tanpınar orta sınıfı, burjuvaziyle eşdeğer görür. Türk toplumunda orta sınıfın oluşmayışını bu açıdan bir olumluluk olarak değerlendirir. Ortaçağ Türk toplumunun yapısını oluşturan "esnaf loncaları", Tanpınar'ın gözünde bu "cemaat ideali" nin tipik örneğidir. Esnaf loncalarından "cemaat ideali" ne geçilmeyişini de "tasavvuf düşüncesinin gösterdiği dönüşümlere" bağlar. El emeğinin yüceliğine ve ruh eğitimi alanındaki değerine dayanan lonca ahlakı yerini, "yavaş yavaş tembelliğe ve dünyadan elini eteğini çekmeyi öğütleyen aşırı bir zühdiliğe" bırakmıştır.

Esinlendiği Yahya Kemal'in lonca ahlakının yıkılışında büyük payı olduğunu düşündüğü bu tür tasavvuf düşüncesini Ahmet Hamdi Bey şöyle anlatır:

"Kaç defa bana <eğer tasavvuf ve Melamilik araya girmese idi tıpkı İngilizler gibi, işinde ve ibadetinde, çalışkan insanların cemaati olurduk> demişti".
Yahya Kemal'e göre bu; çalışkan, namuslu, işinde gücünde olan insandır. Buradaki "çalışkan insanlar cemaati" Yahya Kemal'in, dolayısyla da öğrencisi ve izdaşı Tanpınar'ın "ideal toplum" anlayışını ortaya koymaktadır. Onlara göre, Türk-İslam loncaları düzeni "ideal cemaat" in çekirdeğidir.

Tanpınar, "Beş Şehir" adlı kitabında Erzurum Ahilerini anlatırken "emek" kavramıyla neyi anladığına açıklık getirir. Ahileri; "iş eğitimi almış, eli işlediği, yarattığı için nefsine saygı duygusu yerleşmiş, kişilikli ve kendine güvenir" insanlardan oluşan bir topluluk olarak değerlendirir. "Huzur" romanında Ahi nitelikli kahramanlarına; "bunların hepsi manevi görevlerine inanmış, muayyen bir ruh düzeninden geçmiş, nefislerini eğitmiş (terbiye etmiş) insanlardı", diyecektir. Tanpınar'da "emek" kavramı; "ruh saltanatı" , ya da "iç alem uygarlığı" adını verdiği ahlaksal, dolayısıyla da ideolojik bir kavramdır. Tanpınar'da; emeğin, üretim biçiminin temel öğesi, ya da toplumsal üretim sürecinde değer yaratan etkenliği söz konusu değildir. O sadece emeği; insan ruhunu eğiterek belirli bir ahlaksal yapıyı oluşturan bir araç olarak görür. Bu nedenle Tanpınar, emeğin ahlaksal değeriyle yetindiği için, Ortaçağ Türk-İslam loncalarının amaçladığı idealleri benimser.

Tanpınar, kültürümüzü temellendirirken iç alemin eğitimini amaçlayan bir açıdan yaklaşır. Ona göre; insan, uygarlığın felsefe dönemi diyebileceğimiz kesitinden çıkar çıkmaz bu uygarlık "sanatın yerine zenaatı" koyacak kadar folklorlaşmıştır ("Yahya Kemal" den). Ortaçağ Türk-İslam loncaları kültürünün, sanatın yerine zenaatı koyarak "belirgin bir yetkinliğe" ulaştığını belirten Tanpınar'ın kanısınca geçmiş kültürümüzün yetkinliğini "iç alem uygarlığı" ("Huzur"'dan) adını verdiği ruh eğitimini sağlayan lonca ahlakında, zenaatçıyı yarattığı yapıtta kendi kişiliğini yadsıyan inceliklerde aramalıdır.

Tanpınar "emek", "üretim" gibi kavramları maddi yaşamı bir bütün olarak kavrayıp açıklamak için kullanmaz. Onda bu kavramlar; ahlaksal bir ülküyü temellendirmeye yarayan ideolojik kavramlar olarak kullanılmıştır. "Emek" kavramı; Tanpınar için toplumsal üretim sürecinde değer yaratan kategori değil, insan ruhunu eğitmeye yarayan ahlaksal bir kavramdır. Bu anlamda "emek", lonca ahlaksal sistemiyle bütünleşir.

Tanpınar örnek model olarak gösterdiği Ahiliğin tasavvufi yanının bilincindedir. "Vahdet-i Vücutçuluğu" özümsemiş bir insan ve toplum erekler. Roman kahramanlarına eski İslam mutasavvıflarının Vahdet-i Vücut felsefelerine benzeyen bir görüşü savundurur. Doğanın bütünü içinde erimek doğrultusunda bir panteizme varılır.

Ahiliği roman konusu edenlerden biri de Cumhuriyet döneminin ünlü tarihi olaylar yazarlarından Kemal Tahir'dir. Tarihsel, ulusal ve toplumsal değerlerimizin bilincinde olan bu ünlü yazarımız "Devlet Ana" romanında Ahiliği tarihsel çerçevede işler ve Türk toplumu için idealize eder.

Görüldüğü gibi Yahya Kemal ve izdaşı Ahmet Hamdi Tanpınar'da ülküsel toplum Ahiliğin ortaya koyduğu toplumsal yapı ve düzendir. Cumhuriyet'in bu iki önemli yazarı Ahilik düzenini genç kuşaklara tanıtmak, benimsetmek düşüncesindedirler. Ahilik zemininde yeniden yapılanma ve uygarlaşma modelini Türkiye'nin gündemine getirmek istemişlerdir. Özellikle Tanpınar, Yahya Kemal'in görüşlerini de dayanak alarak bunu yapmaya çalışmıştır. Ama ne var ki, liberalizme ve kapitalizme bulanmış Türkiye'nin 1950 sonrası yönetim kadroları bu düşüncelere kör ve sağır kalmıştır.

Kaynakça
Kitap: İTTİHAT VE TERAKKİ VE BEKTAŞİLER
Yazar: Baki Öz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön İttihat ve Terakki

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir