Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yeni Osmanlı, Genç Türk, İttihat ve Terakki ve Bektaşilik

Burada İttihat ve Terakki hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Yeni Osmanlı, Genç Türk, İttihat ve Terakki ve Bektaşilik

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 06:02

Yeni Osmanlı, Jön / Genç Türk, İttihat ve Terakki Örgütlerinin Bektaşilikle İlişkileri

Bu örgütler, Bektaşilikle doğrudan ve dolaylı ilişki içerisindedirler. Bu örgütlerin birçok üst düzeyli ve alt kesimlerdeki üyeleri Bektaşi tarikatından olan kimselerdir. Doğallıkla bir siyasal amaç taşıyan bu örgütler doğrudan Bektaşiliği amaçlamamışlardır. Onların amacı siyasal düzendir. Bu nedenle Ramsaur, S. Akşin gibi bu alanın araştırıcılarının belirlediği gibi Jön Türk - İttihat ve Terakki Masonluktan bir "araç" olarak yararlandığı gibi, Bektaşilikle de doğal olarak "benzer bir ilişki" içerisindedirler.

Ama bu örgütlerde yer alan birçoğunun Bektaşi inancına girdikleri, herhangi bir dergah şeyhinden "el alarak yola girdikleri" de bilinenler arasındadır. Olayın bu yüzünü de yadsımamak ve göz ardı etmemek gerekir. Yoksa, bu hareketlerde yer alan herkesin sadece siyasal çıkar için bu örgütlere yanaştığı gibi yüzeysel ve günümüzde alışılmış biçimiyle kolayı dile getirmek gibi bir anlam çıkar ki, bu yaklaşım bizi olgunun gerçekliği açısından yanlış sonuca götürür.

Anadolu Aleviliği ve Bektaşilik, özellikle İttihat ve Terakki hareketinden başlayarak Osmanlı Devleti içerisinde, "Batılılaşmacı kadrolara yaslanma" ve onlarla "bağlaşma zorunluğu" na düşmüştür. Bu konuşlanış; Sünni ortodoksi ile karşı kutuplarda yer alışın sonucu olarak bu kesimle çelişki içerisinde olan İttihat ve Terakki hareketine yakın olmak gerekliliğinden doğmuştur. Doğallıkla, bu yakınlıkta politik yan ağırlıktadır. İnançsal yan ikinci planda kalmaktadır. Ama bu durum İttihat ve Terakki içerisindeki Bektaşilerin, tarikata inançlarının olmadığını da göstermez. Çünkü, bunların önemli bir bölümü herhangi bir şeyhten "el almış", Bektaşilik tarikatına girmiş ve Bektaşi dergahlarından birine gitmeyi inançlarının bir gereği olarak gören kimselerdir.

Osmanlı'nın son yüzyılında aydınlanmayı üstlenen aydınların çoğunluğu Bektaşidir. Bunlar, bu birbirini izleyen ve birbirini tamamlayan üç aydınlanma ve demokrasi hareketlerinin öncü kadrolarını oluşturmuşlardır. Bu hareketlerin genel hatlarıyla liberal, dinsel tutuculuktan uzak ve ulusçu oluşları, yine aynı niteliği taşıyan Bektaşilikle oldukça örtüşmüştür. Liberallik ve ulusçuluk özellikle İttihat ve Terakki döneminde örgütün somut niteliği durumuna dönüşmüştür.

Bu durum, Prof. Irene Melikoffun İttihat ve Terakkiciler -Bektaşiler benzerliğine ilişkin saptamasında şöyle yer alır:

"Bektaşiler özgürlükçü (liberal) ve kurallara bağlanmayı sevmeyen insanlardır. Her zaman, din adamı egemenliğinin karşısında ve kendilerini tanrısızlık suçlamasıyla karşı karşıya bırakacak, dinler üstü duruşları olmuştur. Bu duruşları, -liberalizm, non-konformizm, anti-klerikalizm-; Masonluğun amaçlarına da uymaktadır
Bu dönemler özellikle Türkçülük önplandadır.

Ulusçuluk / Türkçülük ve Alevi-Bektaşiliğin doğuş öğretisinde olan Sünni halifeye karşıtlık Alevi-Bektaşileri Jön / Genç Türk - İttihat ve Terakki ile aynı amaç içerisinde birleştirmiştir.

Ramsaur, bu bağıntıyı şu tesbitiyle yakalar:

"Türkiye 'deki Bektaşiler milliyetçilik duygusuna, bir yere kadar da olsa, sahiptiler ve çeşitli davalar peşinde koşan kimseleri çevrelerinde toplayacak kadar liberal görüşlüydüler. (...) Tarikat bağlılarının Halifelik konusunda Şiilerin İmamlık ilkesine daha yakın olmaları, dolayısıyla Osmanlı padişahlarının Halifelikle ilgili iddialarını olumlu karşılamamaları, Bektaşilerin Jön Türk hareketini desteklemeleri için bir diğer neden olarak gösterilebilir".

1905'lerde Şam'da, daha sonrası Selanik'te yeni yörede ve yeni katılımlarla yeniden oluşan ve giderek İttihat ve Terakki'nin oluşmasına yol açan M. Kemallerin kurduğu bu örgütlerin kurulmasında 1905 Rus devriminin, İran'da kurulan Meşrutiyet yönetimlerinin, Makedonya bunalımı üzerine Rumeli'de Avrupa müdahalelerinin etkileri olmuştur.

Örgütlenmede 2. ve 3. Orduların subayları başrolü oynarlar ve örgütlenme bu orduların subayları arasında hızla yayılır. Manastır; Bursalı M. Tahir, Binbaşı Süleyman Askeri Bey, Binbaşı Vehip, Teğmen Atıfların önderliğinde Selanik'ten sonra önemli bir merkez olur. Kolağası Niyazi Resne'de; Kolağası Eyüp Sabri Ohri'de; Yarbay Galip Bey Üsküp'te; Ömer Fevzi Mardin Gevgili'de; İsmet (İnönü), Kazım Karabekir, Seyfi Paşa ve Hüseyin Kadri Edirne'de; Yüzbaşı Ali Bey Serez'de ve ayrıca Drama gibi yerlerde önemli ölçüde örgütlenmeye gidilir. Buralar, İttihatçılığın önemli üsleri olurlar.

Giderek İttihat ve Terakki Partisi adını alan bu alt örgütlenmelerin kurucu ve önderlerinin çoğu ve üslenme merkezlerinde aktif görev yapanların önemli bir bölümünün derviş tekkeleriyle, özellikle de Bektaşi tarikatı ile ilişkileri vardır. Talat Paşa, Resneli Niyazi Bey, Ömer Naci gibi birçoğunun Bektaşiliği, Mehmet Tahir Bey'inse Melamiliği açıkça bilinmektedir. Bu durum onların, "büyük bir dikkat ve gizlilik içinde" olmalarını ve dikkatli davranmalarını gerektirmiştir.

Yeni Osmanlı - Jön Türk - İttihat ve Terakki hareketleri içinde bulunanların düşünsel ve ideolojik besini öyle görünüyorki Alevi-Bektaşiliğin tarihsel geleneği ve bu geleneğin kitaplara yansımış özüdür. Bu hareketlerin içinde yer alan, giderek önderliklere kadar yükselen kadrolar ideolojik besinlerini Alevi-Bektaşi kitaplardan edinmişlerdir. Alevi-Bektaşiliğin devrimci geleneği, kozmopolit Osmanlı karşısında Türk / Türkmenlik özü, kültüründe Orta-Asya'dan taşıyıp getirdiği Şamancı kültürel değerler, Arap-İslam özümleyiciliği karşısındaki tarihinden getirdiği bu kültürle ulusal kimliğini 20. yüzyıllarda ayakta tutmadaki savaşımı ve gününe taşıyıp getirmekle birlikte, inancının merkezine yerleştirmedeki becerisi ve kararlılığı, Jön / Genç Türk aydın hareketine çekici gelmiş, ideolojik kaynak olmuştur. Bu hareketlerin içinde yer alan aydınlar Namık Kemal gibi devrimcilerin yayınlarının yanı sıra Alevi-Bektaşi kitapları okuyarak, nefeslerini öğrenerek kendilerini ideolojik olarak yetiştirmişlerdir. İlk örgütlenmeyi yapanlardan Dr. İbrahim Temo'nun sözleri, hareketin içinden gelen birinin açıklamaları olması ve o dönem gençliğinin yetişmesinin etkenleri açısından anlamlıdır.

İbrahim Temo, anılarında bu konuda şunları yazıyor:

"Derslerime fazla çalıştığım gibi, gizlice tedarik ettiğim edebi ve siyasi kitapları incelemeden geri kalmadım. Taşradan gelen efendilerle özellikle; Dıyarbakırlı İshak Sukuti, Ziya, Ethem ve Cevdet Osmani, İstanbullu Şerafettin Memumi, Arnavut Rıza, Selanikli Ahmet Bahtiyar, Cihangirli Adil ve sonraları İnkılapta büyük hizmetlerde bulunan askeri öğrencilerden kimileriyle görüşür, sofu eğilimli ve tutucu olanlarla Sünnilik ve Aleviliğe ilişkin söz eder ve boşuboşuna bir birimizi kandırmaya çalışırdık. Ne zaman ki, bir ders sırasında dışarıdan getirdiğim el yazılı Namık Kemal Bey'in Rüya'sını okurken, İshak Sukuti arkamdan görmüş, dinlenmeye çıktığımız zaman, benimle dargın olmasına karşın, aman kardeşim İbrahim Ethem, beni affet, seni iyi tanıyamamışım. Kemal Bey'in 'Rüya'sını bu akşam için bana da ver okuyayım dedi. İşte o günden itibaren çok iyi arkadaş ve dost olduk. İshak Sukuti bana Dıyarbakırli şair Hamii Amidi 'nin şiirlerini, diğer Mezopotamya ve Doğu Anadolulu kimselerin edebi eserlerini verir, Ben de Kemal Bey'in, Ziya Paşa'nın Rumeli ediplerine, Bektaşilere, Mevlevilere aid sadece Türkçe yazılmış gazelleri, ilahileri, nefesleri ve o sıralarda yabancı postalarıyla Londra'dan gelen İran özgürlükçülerinin yayınladıkları gazeteleri, Ali Şefkati'nin yapıtlarını verir ve güvendiğimiz öğrencilere okuturduk".
Bu pasajdan görüldüğü gibi dönemin aydınlarının temel ideolojik kaynağı Alevi-Bektaşilik ve bu temele dayanan kitaplar, gelenekler ve kimseler olmuşlardır. Aydınlara ve gençliğe esin kaynağı olan Namık Kemal ile Ziya Paşa Bektaşidirler. Dönemin gençliğinin etkilendiği İran özgürlükçüleri ve devrimcileri Şiidirler. Kitapları; Hz. Ali, Ehlibeyt ve Oniki İmam inancını esas almışlardır. Ali Şeriati, bu alanda çığır açan ve Şiilik / Caferiliğe yeni yorum kazandıran biridir. Rumeli, bir Bektaşilik merkezidir. Babai olayından beri Anadolu Alevileri bu yörelere göçmüşlerdir. Rumeli'nin şairleri, yazarları, şiir ve nefesleri tümüyle Alevi-Bektaşiliği yansıtır. Jön / Genç Türk ve İttihat ve Terakki gençliği Alevi-Bektaşi bir etkenle yetişmiştir. Harekette yer alanların da çoğunluğunun bu nedenlerle Bektaşi olması doğaldır.

Osmanlı çokulusluluğu bu konuda engelleyici bir öge olmamıştır. Çünkü temel amaç; bir ülke bütünlüğü içerisinde meşruti-anayasal siyasal rejimini getirmek, Abdülhamid gibi baskı ve şiddete dayanan rejim temsilcisini yıkmaktır. Bu noktalarda hangi kökenden gelinirse gelinsin, birleşilmiştir. Oysa, örgütlerde Osmanlı halkından olup her etnikten insanlar görev almış ve aynı ülkü doğrultusunda savaşım vermişlerdir. Örneğin, 1889'da kurulan ve İttihat ve Terakki'nin çekirdeğini oluşturan "İttihad-ı Osmani Cemiyeti" ni Azeri Türk, Çerkes, Arnavut ve Kürt kökenlerden gelen öğrenciler kurmuşlardır.1—1 Giderek başka katılımlar olmuştur. Bu özellik, 2. Meşrutiyet'in ilk Meclis'inin yapısına da yansımıştır. İlk Meclis'teki 288 milletvekilinin 147'si Türk, 60'ı Arap, 27'si Arnavut, 26'sı Rum, 14'ü Ermeni, 10'u Islav ve 4'ü Yahudi'dir. Bu dağılım, yaklaşık olarak 1912 ve 1914 Meclislerinin oluşumunda da görülür.1591 Genel eğilimi Dr. Abdullah Cevdet ve toplumbilimci Ziya Gökalp gibi doğu kökenli aydınların düşünceleri belirlemiştir. Bu da her türlü din, mezhep ve etnik ayrılığın üstünde kalarak "Türkiye'nin özgür vatandaşlığı"nda birleşmekten kaynaklanmaktadır. Tüm savaşım, bu doğrultuda verilecektir.

1826 Yeniçeri ve Bektaşi kırımından sonra Bektaşiliğin "susma ve sinme dönemi" başlamıştır. Bu eylemle İstanbul'da hiçbir Bektaşi tekkesi açık bırakılmaz. Bu kırım ve yasaklama olayından sonra Bektaşiliğin merkez makamı Arnavutluk olur. İstanbul ve çevresindeki kimi Bektaşi çevreleri kendilerini yakın buldukları tarikatlara girerek barınma olanağı bulurlar. Siyasal hesaplar yüzünden geleneksel ve dinsel dengelerin sarsıldığı bu dönemde Bektaşiler de atağa geçerler. Çeşitli dalgalanmalarla bu gizlenme, saklanma ve yasaklılık 2. Meşrutiyet'e kadar sürer. Bektaşilerin büyük çoğunluğu İttihatçılarla birlikte hareket ederken, Babagan Kolu'ndan olan kimi Arnavut Bektaşileri ise Sultan Abdülhamid'in Panislamist politikasına takılarak valilik, bakanlık gibi önemli görevlere getirilirler. Abdülhamid böylece İttihatçılarla bütünleşmiş Bektaşiliği bölmeyi, bir bölümünü "mansıp"larla yanına çekmeyi, Arnavutluk'ta ise "bir Bektaşi Arnavut yönetimi"nin kurulmasını önlemeyi başarmış olur. Arnavut kökenli ve Babagan Kolu Bektaşileriyle bu yakınlaşma ürün verecek, Mütareke yıllarında Arnavut Bektaşileri "kısmen" İstanbul Hükümeti'nin yanına çekilecektir.

Isparta'daki Veli Baba Ocağı'na ait menakıbnamede ocağa ilişkin hizmet, yardım ve "mansıp koparma" konusunda 1893-94'lere ilişkin verilen bilgiler Sultan Abdülhamid'in ikiyüzlülüğünü ortaya koyacak niteliktedir. Padişahın çevresinde yer alanlardan Cavit Paşa, Divan-ı Hümayun Mehmed Ali Bey, yardımcısı Cemil Bey, Sadaret mektupçusu Abdülbaki Bey, Evkaf Hümayun Nazırı Ali Galip Paşa, Maliye Nazırı Nazif Paşa, Mabeyin Hümayun Müşiri Gazi Osman Paşa, Hassa-i Ordu-yu Hümayun Müşiri Rauf Paşa, katibi Ali Bey, Evkaf Hümayun muhasebecisi Canip Bey, Cihat Müdürü Mahmud Efendi, Maliye muhasebecisi Sabri Bey, yardımcısı Reşat Bey, Maliye Müsteşarı Mecdettin Bey, mühürdarı Said Bey ve Hicaz katibi Emin Efendiler tümüyle "muhibb-i ehl-i dil" dirler -İnandırıcılığı kuşku taşımakla birlikte-, yani bunlar Ehlibeyt'e gönül bağlamış, Alevilik-Bektaşilik eğiliminde olan kimselerdir.

Jön / Genç Türk - İttihat ve Terakkiciler toplumun her katmanıyla ilişkiye geçerler. Okullar, medreseler, hatta "tekkeler" propaganda üsleri olarak seçilir. Tasavvufi tarikat çevrelerinin İttihat ve Terakki örgütlerine eğilimi yoğun ve sistemli çalışmalar sonucu olacaktır. 1901'lerde Macaristan'daki bir Türk Bektaşi dervişinin türbesini ziyaret edecek ölçüde Bektaşilik yoluna inançla bağlı olan Dr. İbrahim Temo anılarında birer tasavvufi derviş ocakları olan tekkeleri / dergahları örgüte kazandırmak için çalışmalar yaptıklarını belirtir.1661 İstanbul merkez görülmekle birlikte dergahlarla, özellikle Bektaşi dergahları üs kılınarak yapılan çalışmalar ancak Osmanlı'nın Balkan topraklarında yürütülür. Bir Bektaşi olan Resneli Niyazi Bey'in anlattıklarına göre Arnavutluk'taki Melmepan Bektaşi dergahı babalarından Şeyh Hüseyin Baba ile özel görüşülerek bölgede çalışma yapmaya ve yöre halkını harekete kazandırmaya yol açılır. Baba, Cemiyet'i ve amacını kutsal görür. Büyüklüğüne inandığı bu yoldan ayrılmamalarını ve kendi mürütlerine gerekirse "bu uğurda kanlarını akıtabileceklerini" söyler. Bu Bektaşi babası bölgede ve tüm Toska Bektaşileri arasında saygın ve etkindir. Ayrıca, Çerçis'i koruyan ve yardım eden de odur.

İttihat ve Terakki örgütü Arnavutluk, Bulgaristan ve Makedonya topraklarında yoğun çalışmalar sürdürür. Doğallıkla, örgütün Alevilerin yoğun olduğu Bulgaristan'ın Deliorman ile Bektaşilerin yoğun olduğu Arnavutluk'ta çalışması halkın eğilimi nedeniyle kolay yürütülür. Sünni çevreler kimi yerlerde örgüt yanlılarını "Bektaşiliğe dönük bir küçümseme ile" karşılarlar. Kroşiste ve o bölgede durum budur.1681 Bu Alevi-Bektaşilerin Jön / Genç Türk - İttihat ve Terakki'ye yoğun olarak katıldığının, Sünni çevrelerinse pek eğilim duymayarak serin kaldıklarının, yer yer karşılarında yer aldıklarının göstergesidir.

1908 devrimi öncesinde Anadolu'da Jön / Genç Türklere bağlı siyasal örgütler kurulmaya başlamıştır. Sarayın taşraya sürgüne gönderdiği kimseler anayasa ve meşrutiyet düşüncelerini Anadolu'ya götürmüşlerdir. Burası bir yerde Jön / Genç Türk komitecilerinin mekanı olmuştur. Erzurum, Van, Bitlis ve Diyarbakır Jöntürkçü memurların sürgün yerleridir. Ayaklanma için merkezden buralara sinyaller verilmektedir. 1906- 1907 Erzurum olayları, bir dizi karşı-hükümetçi hareketin başlangıcı olur. Erzurum yerlilerinden çok sayıda küçük burjuvanın da katıldığı "Canverir" adıyla bir tüccarlar örgütü kurulur.

İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucularından Dr. Abdullah Cevdet'in Diyarbakır'a görevlendirilmesi, Ziya Gökalp'in ve birçok yerli eşrafın İttihatçı harekete katılmasına neden olur. Ziya Gökalp, 1908 devriminden önce Diyarbakır'da "gizli bir cemiyet" kurmuştur. Bu gizli cemiyet, 2. Meşrutiyet'in ilanının hemen ardından "Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti Dıyarbakır Şubesi" olarak ortaya çıkar. Devrim öncesinde Diyarbakır'da yaratılan "Telgrafhane olayları"nda bu gizli cemiyetin büyük rolü vardır. Cemiyet, özellikle 1906-1908 arasında Anadolu'da gizli şubeler kurmak yoluyla örgütlenme politikası yürütmüştür.

Abdülhamid yönetimi Anadolu'daki bu gelişmelerin farkındadır. Tek bildiği yöntemi uygular. Baskı yapar ve tutuklar. 1907 yılı sonunda yalnız Erzurum'da hükümete karşı eyleme geçenlerden 130'dan fazlası tutuklanır. Erzurum'daki Rus konsolosunun verdiği bilgiye göre; Türkiye'deki tutukevlerinin tümü bu nedenle dolmuştur.
Jön / Genç Türk - İttihatçı devrimci hareket yalnız Balkanlar ve Makedonya'ya özgü değildir. Jön / Genç Türk hareketinin ve devrimin Balkanlara özgülüğü anlayışı, devrimci hareketin sadece Balkanlarda olduğu doğrultusundaki yargının aldatıcı bir yansıması olmalıdır. Türk yurtseverleri devrimci hareketin yeri olarak Avrupa'yı değil, Asya Türkiyesi'ni seçmişlerdir. Yaygın bir anlayışa göre, hareketin merkezi Erzurum'dur. Devrim, Anadolu'da bir dizi ayaklanmayla başlar. Harekete çağrı, "anayasa" sözcüğüdür.

Her ne kadar Z. Kars gibi genç araştırmacılar 1908 Jön / Genç Türk devriminin merkezinin ve öncülüğünün Anadolu olduğuna vurgu yaparlarsa da, bu durum devrimin öğretisini yaratmada, örgütlenmeyi başlatmada, yaygınlaştırmada, kitlesel bir güç durumuna dönüşmesinde ve eyleme geçilmesinde Balkanların önceliği gerçeğini değiştirmez.

1908 Anadolu olaylarında öncülüğü esnaf, tüccar, ağa, aşiret başkanı ve kent zenginleri olan ulusal burjuvazi yapmıştır. Aleviler, Anadolu'da köylülüğü oluşturmaktadırlar. Kent eşrafı içerisinde de yeterince yer alamamışlardır. Bu nedenle, bu harekette öncülük yapamamışlardır. Yalnız hareketin halk kitlesini oluşturdukları kuşkusuz. Ancak Alevilerin kentlerde yaşayan eşraf ve esnaf, kırsal kesimin ileri gelenlerinden aşiret başkanı ve ağalardan oluşan elit ve feodal katmanı Jön / Genç Türk - İttihatçı harekette yeterince yerlerini almış, dahası öncü kadrolara girmiş ve etkin olmuşlardır. Milli Mücadele'ye gidiş sürecinde halk katmanları da hereketin içine çekilmiş, Milli Mücadele'nin en büyük katılımcısı ve destekçisi Alevi halkı olmuştur.

Doğu Anadolu'daki Alevi oymakları (aşiretleri), bunlar içerisinde Hormek oymağı başkanının belirttiği gibi; Meşrutiyet, Türk ulusal birliği doğrultusundaki kaynaşmanın ilk basamağı olmuştur. Hormek, Lolan, Balaban, Abdalan ve daha birçok Alevi oymak Jön / Genç Türk - İttihat ve Terakki hareketine yakınlık duymuş, içinde yer almış, "Hürriyet'in ilanı"na sevinmiş, Abdülhamid'e karşın yeni anayasal düzene umut bağlamıştır. Hamidiye Alayları'nın saldırıları karşısında ailelerini, oymaklarını savunmak amacıyla dağa çıkan, suç işlemek zorunda kalan kimseler köylerine dönmüş, devlete teslim olmuşlardır. Oymak (aşiret) ağaları yeni rejime ayak uydurarak çocuklarını okullara yazdırmış ve eğitim-kültür seferberliğine yörelerinde ve oymakları içerisinde öncülük ve önderlik etmişlerdir. Balkan Savaşları ve 1. Dünya Savaşı sırasında devleti yalnız bırakmamış, maddi ve manevi katkılar sunmuş, oluşturulan "aşiret birlikleri"nim başında aşiret başkanları doğrudan ordunun buyruğuna girmişlerdir.1701
Jön / Genç Türk - İttihat ve Terakki hareketine Anadolu'daki Alevi oymakları yakınlık duyar, katılır ve desteklerler. Dersim-Erzincan yöresinin Alevi oymaklarının (aşiret) en büyüklerinde biri olan Balaban oymağının ve oymak başkanı Gülağa'nın örgütle ilişkisine aile tarafından korunarak günümüze kadar getirilen mektup ve telyazı türündeki yazışmalara bakılarak bir yargıda bulunmak olasıdır.

Oymak, 1908'den beri örgütle ilişkidedir. Başkan Gülağa ve oymağı 1910'da İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne kabul edilirler. Daha sonra Gülağa, Erzincan İttihat ve Terakki Cemiyeti Merkez Yönetim Kurulu üyeliğine getirilir. Balkan Savaşlarına katkı toplayan kurullarda görev alınır. Parti müfettişi Hilmi Bey'in mektuplarına göre; Gülağa ve oymağı İttihat ve Terakki Partisi'nden Erzincan mebus adayı Halet Bey'i kazandırmaya çalışırlar. Partinin isteğiyle 1. Dünya Savaşı'na katılmaları için elli kişilik bir oymak (aşiret) birliği gönderilir. Bütün bunlar Alevi oymaklarının (aşiretlerinin) İttihat ve Terakki hareketine duyulan yakınlığın ve onu benimsemenin sonucudur.

Jön / Genç Türk - İttihat ve Terakki örgütlenmesinin asıl merkezi başkent İstanbul'dur. Özellikle, okullarla tekkeler "birer propaganda üsleri" dir. Bektaşi çevereleri ve dergahları bu alanda öncü bir çalışma içerisindedirler. Jön / Genç Türkler ve İttihat ve Terakkiciler özellikle tekkelere yönelmişlerdir. "Osmanlı Hürriyet Cemiyeti"nin yayılma alanı genellikle Alevi-Bektaşi yörelerdir. İttihat ve Terakki'nin oluşumunda da Bektaşiler önemli rol oynamışlardır.1741 Kendisi de bir Bektaşi olan haberalmacı subaylardan
"Teşkilat-ı Mahsusa" başkanı Albay Hüsamettin (Ertürk) Bey'in anıları bu konuda kimi ipuçları vermektedir.

Şunları yazıyor:

"Daha Kuleli Askeri İdadisinde ve sonraları Harp Okulun'da öğrenci iken siyasetle uğraşmaktan zevk alırdım. (...) Okulda Şinasi'nin, Ziya Paşa'nın, Ebuzziya Tevfik'in, Namık Kemal'in, Abdülhak Hamid'in İzmirli Şair Eşref'in eserleri, şiirleri en çok okunanlar idi. Bunların okunması ise resmen yasak edilmişti. Bize önerilen şeyler edebiyat adına Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Tahir ile Zühre, Aşık Garip, Battal Gazi, Enveriaşikin, Ahmediye ve Muhammediye gibi eserlerdi. Sarayın adamları devamlı surette öğrencinin okuduğu kitapları denetlerdi.

Tekkelerdeki zikirler, Camilerdeki vaızlar, gayri müslimlerin mabetlerindeki ayinler, hep sivil görevlilerce izlenirdi. Fakat buna karşın bütün yasaklar deliniyor, gençler el altında ve gizli gizli hem içerde yazılan, hem dışardan ülkeye getirtilen gazeteleri, dergileri, kitapları okuyor, baskı yönetimine karşı derin bir nefret ve Padişahın çevresindekilere karşı anlatılmaz bir hınç duyuyordu. Bahriyenin birçoğu -Jöntürk- örgütüne girmişti. Ben de Pangaltı Şubesine kayıtlı idim. Harbiye 'de Fransızca öğretmenimiz Binbaşı Çürüksulu Mahmut ve yardımcısı Piyade önyüzbaşı Bursalı Muhittin Bey'le yine yardımcıları Sultantepeli Ferit Efendi Paris'ten gelen gazeteleri, dergileri bana veriyorlardı. Ben de uygun gördüğüm, güvendiğim arkadaşlara bunları dağıtıyordum. (...) Jöntürkler örgütüne dahil gençliğin bir bölümü Gülhane 'deki Tıbbiye öğrencileri, Vefa'daki İdadi (lise) öğrencileri, Kumkapı'daki Eczacı mektebi öğrencileri arasında yaygındı. (...) Kazanlı Yusuf Akçora da Jöntürkler örgütündeydi. Baskı yönetimine karşı koymada Türkler kadar gayrimüslimlerin de payı vardı. Bu tarihlerde Halıcıoğlu'nda meyhenecilik yapan Yunan uyruğundan Dimitri, Galata'daki Avusturya Postahanesinden postrestand aldığı gazete ve dergileri Sütlüce Bektaşi Tarikatı dergahında bulunan tekkenin şeyhi Münir Baba Efendi 'nin oğlu Hüseyin Ulvi Bey'e teslim ederdi. (...) Yıldız Sarayı postahanesinden Karakemal Bey (...) gazete ve dergileri güvendiği kimselere verirdi. Diğer kahvehanelerden Karakemal 'i ziyarete gelen birçok kimseler Avrupa'dan yurda sokulan bir bölümü Türkçe, bir bölümü Fransızca basını bu sayede okur, birçok şeyler anlardı. Samatya'da İmrahor şeyhinin de çalışmaları büyüktü. Bu dergahın şeyhi hukuk öğrencilerinden Vehbi Efendi'nin de Paris'le ilişkisi vardı. İzinli oldukları zaman Tıbbiye ve Eczacı Mektebi öğrencileri, Cuma geceleri bu dergaha devam ederler. Bu sayede el altından gazete ve dergileri ele geçirirlerdi. Özellikle bizim Yenicami'deki berberimiz Bektaşi tarikatından Hacı Haşim Efendi de Jöntürklerdendi Sütlüce dergahının şeyhi Münir Baba'nın oğlu Hüseyin Ulvi Bey burada traş olur, her defasında buraya gazete getirirdi. Hacı Haşim, eline geçen bu gazete ve dergileri Merdivenköy dergahında Bektaşi şairi Harabi'ye yollar, o da tekke müritlerine okuturdu".

Jön Türk - İttihatçı hareket, Bektaşilikle siyasal olarak birlikte hareket etmiştir. Bu iki hareket arasında mücadele içerisinde amaç birlikteliği doğmuş, amaç birlikteliği bu iki hereketin giderek kaynaşmasına, özdeşleşmesine yol açmıştır. İki hareket de özünde "kendi özgürlük"lerini korumalarına karşın, anayasal-demokratik düzen temelinde birleşmiş, aynı ülkünün savunucuları olmuşlardır. O nedenle bu hareketlerdeki Bektaşilik eğilimi yalnızca tarikat varlığını sürdürme çabası ve amacı olarak görülmez. Anayasal-demokratik düzenin sağlanmasıyla, tarikatsal amacın da gerçekleşeceği inancı bu çevrelerce çağdaş ve akılcı bir düzeyde kabul görmüştür.
Osmanlı'nın son yüzyılında geçirdiği tarihsel deneyim sonucu, yüzyılın sonlarına doğru bilinçli olarak yeniden düzenlemesini sağlayan Bektaşilik tarikatının Jön / Genç Türklerin ve İttihat ve Terakki'nin kuruluşunda, gelişmesinde "destek" ve o kuruluşlar için bir "sığınak" olduğu ortadadır. Bu örgütler içerisinde Bektaşi Jön / Genç Türk, İttihatçı ve Farmason sayısı oldukça kabarık olduğu da bilinmektedir.

Kaynakça
Kitap: İTTİHAT VE TERAKKİ VE BEKTAŞİLER
Yazar: Baki Öz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön İttihat ve Terakki

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir