Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dönemin Yönetiminde Ulema Etkinliğini Kırma Savaşı

Burada İttihat ve Terakki hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Dönemin Yönetiminde Ulema Etkinliğini Kırma Savaşı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 05:57

Dönemin Yönetiminde Ulema Etkinliğini Kırma Savaşı

Kuruluş dönemi padişahlarının dışında, Osmanlı padişahları tümüyle Sünni eğilimli tarikatlara bağlanmışlardır. Hele halifeliği de üstlenince, Sünni İslamcı bir fonksiyonla kendilerini yükümlü hissetmişlerdir. Bu durum, son padişaha kadar sürmüştür. Yalnız, Sultan Abdülaziz'in Bektaşiliğe eğilimli bir tutumu vardır. O da yasaklı olan Bektaşiliğin üzerindeki yasaklılığı "yeterince" kaldıracak kadar, inancına bağlılığın gereğini ortaya koyamamıştır.

Padişahlar, 3. Selim'den itibaren genellikle Mevleviliğe eğilim göstermişlerdir. Mevleviler, 4. Mehmed zamanıyla (1648-1687) öne çıkarlar. 3. Selim, açıkça Mevlevilik yanlısı bir tutum sergilemiştir. Bu durum, üst düzeyli devlet adamlarına da yansır. Sona yaklaşırken 2. Abdülhamid Nakşibendi, 5. Mehmed Reşat'sa yine Mevlevi'dir. Vahdettin'in ise tarikatı bilinmemektedir.

Mezhep olarak Hanifiliğin resmen alınması, bunun yönetimce meşrulaştırılması, Osmanlı'da Sünni tarikatların egemenliğini sağlamıştır. Bu etkinlik, Sünni dinin nimetleriyle beslenen ulemanın toplumun yaşamının her alanında belirleyici ve hükmedici olmasına neden olmuştur. Yüzyıllardan beri eline böyle bir gücü geçiren ulema, kendisine karşı eğilimlere olanak tanımamış, bu tür eğilimlerin doğmasını baskı yoluyla engellemiştir. Onların gözünde farklı inançlar, özellikle Alevi-Bektaşi eğilimler "rafizi ve dehri'dirler. Çağdaş ve değişimci eğilim gösteren Tanzimat sonrası aydınları için Sünni ulemanın damgası ve yakıştırması hep bu ve bunun gibi suçlama taşıyan ifadeler olmuştur.

Osmanlı'nın son yüzyılına 2. Abdülhamid uzun zaman yönetimde kalışıyla (1876-1909) damgasını basar. Yüksek ulema ile bürokrasi Abdülhamid rejiminin dayanakları olmakla birlikte, o asıl yoksulluğa "kader ve kısmet inançları"yla boyun eğmeye dönüştürmüş, dine bağnazca bağlanmayı sağlayarak kölelik ruhunu geliştirmiş, özgürlüğü ve gelişmeyi toplumun gündemine taşımaya çalışan Batıcı aydınlara karşı bir önyargıyla donanarak tepki öğesi durumuna gelmiş, çeşitli Sünni tarikatların müritlerinden oluşan geniş kamu yığınlarına dayanmıştır. Onun egemenliğini sürdürüşünde, halife ile halk arasında din bağının kuruluşunda, bu dönemler gelişen "yeni bir din adamı tipi" de büyük rol oynar. Bunlar ekonomik çöküntüye paralel olarak doğmuştur. Bugüne kadar halktan uzak kalan resmi ulema aristokrasisinin altında ve dışında olan bir gelişmedir. Halkın içinden çıkmış ve halkla iç içedirler. Sürekli de çoğalmaktadırlar. Medrese öğrencileri, hafızlar, imamlar, şeyhler, çerçiler, şerifler, seyyitler, nakibler, üfürükçüler, müneccimler, büyücüler, magribiler bu dönem mantar gibi çoğalmış, padişah-halifenin destekçileri olmuşlardır. Bunların mekanları durumuna gelen popüler Sünni inanç merkezleri niteliğinde olan tekke ve zaviyelerde bu dönem oldukça yapay düzeyde artışlar olmuştur. Eski Nakşibendi, Şazeli, Rüfai, Mevlevi tarikatlarının yanı sıra Kuzey Afrika, Cezayir, Sudan, Arabistan kaynaklı Ticaniye gibi tarikatlar Osmanlı'da ve sarayda "itibarlı" tarikatlar ve çevreler durumuna yükselmişlerdir. Arap şeyhleri ve emirleri bu çeşniye ayrı bir renk katmıştır.1471 İşte Abdülhamid rejiminin ve sarayın gerçek dayanakları bunlardır.

Doğallıkla muhalefet konumunda olan Jön / Genç Türk hareketi, bu kesimin karşısında yer alan Alevi-Bektaşi çevrelerle "doğal ittifak" içinde olacaktır. Bu durum, koşullar gereği kaçınılmazdır.

Özellikle Tanzimat öncesi ve sonrasında kısa, bir dönem kimi muhalefet nitelikli olaylarda, ulema konumları gereği etkin olmuştur. Özellikle toplumun geniş bir kesiminin meşruiyetin kaynağını din olarak görmesi, ulemanın bu alandaki önemini somut olarak ortaya koyar. Osmanlı'nın son yüzyılında ise, ulema ile aydınlar arasında muhalefet konusundaki ilişki iki biçimde yeni bir boyut kazanır. Bu gelişmeye göre; birincisi yeni aydın tipinin büyük çoğunluğu "dini toplumsal gelişmenin önünde engel" görmektedir. Bu nedenle ulema artık uyuşulabilecek ve uzlaşılacak bir bağlaşık değildir. İkincisi ise; siyasal rejimin meşruiyetini dinsel kurallara dayandırarak açıklaması, dinin meşruiyetini çürütmek için, muhalefetin ulemanın zorunlu desteğine gereksinim duymasını gerektirmiştir. Jön / Genç Türkler bu ikinci kesimle ilginç ilişkiler kurmuştur. Abdülhamid rejiminin kendisine karşı gördüğü bu ulema ve dinci kesime yönelik siyasal baskısı, bu kesimle Jön / Genç Türk hareketi arasında işbirliğine, ilginç ve sıcak ilişkilerin gelişmesine neden olmuştur. Yönetimin özellikle Sünni eğilimli halk-İslamcı çevrelerin temsilcilerinden yararlanmaya çalışması, bu ilişkiler yumağını daha da karmaşıklaştırmıştır. Jön / Genç Türklerin ortodoks İslam ulemasından aldıkları fetvalarla sultanı düşürmeyi ve rejimi yıkmayı "caiz" göstermeye çalışması, İttihat ve Terakki örgütünü 1895 öncesinin "öğrenci topluluğu" niteliğinden kurtarmak ve çeşitli kesimlere yönelmek çalışmaları sırasında ilkin bu ulema kesimine yönelmeleri, belli bir süre birbirlerinden yararlanmaları bu karmaşık ve ilginç ilişkilerin bir sonucu olmuştur. Ulema temsilcilerinin örgütün merkez yönetimini ve bir takım mevkileri ele geçirmiş, etkin duruma geldikleri de olmuştur. Suriye, Mısır gibi şubelerde de ulema ile Kadiri ve Rufai gibi Sünni tarikat çevrelerinin egemenliği olmuştur. Örneğin Bedevi şeyhi Naili Efendi İstanbul merkez örgütünde etkindir. Bu durum çeşitli çevrelere de çarpıcı gelir ve eleştirilere yol açar. Batı özgürlüklerini esas alan Jön / Genç Türk hareketiyle "fanatik ve anti-Avrupa tabakaların; derviş, softa ve ulemanın nasıl beraberce hareket ettiği" sorulur. Örgütün darbe hareketleri sırasında saraydan "özel bağış"larla beslenen Şeyh Abdülkadir ve Naili Efendilerin tutuklanması, 350'nin üzerinde örgüt üyesinin yakalanması İstanbul merkez örgütünün çökmesine neden olmuştur. Bu olaylardan sonra ve örgütün oluşturulmasının ikinci aşamasında dinci, İslamcı, ulema ve Sünni tarikat çevrelerine karşı daha ölçülü yaklaşılmış, örgüt bu çevrelerden uzak tutulmuştur. Özellikle, Alevi-Bektaşi çevrelerle ilişki bu deneyimden sonra yoğunluk kazanacaktır.

Kaynakça
Kitap: İTTİHAT VE TERAKKİ VE BEKTAŞİLER
Yazar: Baki Öz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön İttihat ve Terakki

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir