Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İttihat ve Terakki Partisi ve Yönetiminin Din Anlayışı

Burada İttihat ve Terakki hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

İttihat ve Terakki Partisi ve Yönetiminin Din Anlayışı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 05:56

İttihat ve Terakki Partisi ve Yönetiminin Din Anlayışı

Sultan Mahmud'tan sonra Osmanlı padişahları din, mezhep ve inanışlar konusunda akılcı bir siyaset izleyerek, 2. Mahmud'un toplumda açtığı yaraları onarmaya çalışmışlardır. İnanç ayrılığı yokmuş gibi bir davranış sergilemişlerdir. Böylece Osmanlı yönetimi, son yüzyılında dinler ve mezhepler konusunda akılcı olmaya çalışmış, sürtüşme çıkmamasına, yönetimle uyum içerisinde kalmalarına özen göstermiştir.

Son dönem yönetimlerin Alevi toplumuna karşı tutumu da bu doğrultudadır. Dinsel ve mezhepsel ifadeler kullanılırken ayrım yapmaktan ve "Alevi" gibi merkezi olmayan mezhep ve tarikatlara vurgu yapılmaktan kaçınılmıştır. Bir bakıma imparatorluğun etnik ve din-mezhep mozayiği içerisinde eritilerek etkisiz ve sorunsuz kılınması doğrultusunda dikkatli bir siyaset yürütülmeye çalışılmıştır. Devletin resmi söylemlerinde, Alevilere karşı bir suskunluk gözlenmektedir. Devlet, Alevi topluluklarının farklı ritüelini görmezlikten gelmiştir. İmparatorluk topraklarında yaşayan tüm etnik ve dinsel-mezhepsel toplulukları inanç ve gelenekleriyle çok iyi tanıyan Ahmed Cevdet Paşa; birçok dinler, mezhepler ve etnik topluluklara ilişkin bilgi verip yorum yapmasına karşın, Alevilik ve Aleviler konusunda susmayı yeğlemiştir. Yasaklanan Bektaşilik ve kapatılan Bektaşi dergahları hakkında da "ölçülü ve adil bir üslüp" kullanmıştır. 19. yüzyılın yöneticileri büyük bir olasılıkla, Alevilik konusunu görmezlikten gelmektedirler. "Adliye ve Mezahih Nezareti"ne ait iradelerde 2. Abdülhamid dönemi boyunca Alevilerle ilgili tek bir kayıt bulunmaz. 1898'de Malatya'nın Akçadağ İlçesinin Dömkili Köyü'ndeki Alevi-Sünni çatışması için yapılan adli incelemede dahi bakanın (nazırın) buyruğuyla vazgeçilir. Buradaki suskunluk, iki mezhep arası gerginliği toplumun gözünden uzak tutmak, karşılıklı dışlama tutumununu kapamak, kamuoyunun bilgisinden uzak tutmak ve kamuoyunu toplumda derin yaralar açabilecek bu tür sıcak tartışmaların içine çekmemek eğilimi sezilmektedir. Resmen olmasa bile, Bektaşi tarikatının varlığını sürdürmesine göz yumulması bu dönem izlenen siyasetin gereğidir. İttihat ve Terakki yönetimi tarikatlarla yakın ilişkide olmalarına karşın, bu dönemki hükümetler dahi Alevi-Sünni gibi ayrımlara açıkça değinmekten, dile almaktan ve açıktan açığa yan tutmaktan kaçınmışlardır. 2. Mahmud'tan sonra gelen yönetimler, 2. Mahmud'un hatasına düşmekten kaçınmış, dahası onun açtığı toplumsal yaraları sarmaya çalışmışlardır.

Osmanlı'nın son yüzyılında din ve inanışlar alanında böyle bir siyaset izlenmesine karşın, dönemin sonlarında yönetime ve topluma damgasını vuran İttihat ve Terakki Partisi'nin din anlayışını Ziya Gökalp'in bu alandaki çalışmaları ve görüşleri belirlemiştir. Gökalp, bu alandaki görüşlerini özellikle 1914-17 yılları arasında yayınlanan "İslam Mecmuası"nda dile getirmiştir. Gökalp'in din anlayışı iki temel üzerine oturur. Birincisi Kuran ve Sünnet (yani Hadis), ikincisi ise örftür. İslam tarihi boyunca toplumlar "nas"ın yanında hiçbir zaman "örfü devreye sokamamışlardır. Gökalp'se örfe ağırlık verir. Nas değişmeyen, örfse değişebilen ilke ve kurallardır. Toplumun ortak vicdanı olan örf, doğru olarak kabul edilen ilke ve kurallardan oluşur. Zamanın, toplumsal yapının ve toplumsal etkenlerin değişmesiyle örf değişebilir.

Nas'ın yanında örfün devreye girişinin bir başka nedeni ve sonucu vardır. Nas'la toplumlar İslamın ortodoksluğuna, bir bakıma Arap toplumuna göre ayarlanmış biçimine sokulmaya zorlanmışlardır. Ama örf, toplumun kendi ulusal gelenek ve kültürünü de yapısı içerisinde yaşatma amacı taşır. Gökalp'in ve İttihatçıların yeni Türkiye toplumu için düşündükleri yeni İslamiyet işte eski Türk toplumunun kültürel ve geleneksel değerlerini de içinde taşıyan, bunların canlılığını koruyan bir dinsel yapıdır. Kısaca, eski Türk toplumunun öz değerleri olan Şamancı öğeler İslamlık yelpazesi içerisinde eritilmeden varlığını koruyacaklardır. Orta-Asya'da, Müslümanlığın böylesi bir türü yaşanılmaktadır. Bu durum, İttihat ve Terakki ile ideologu Gökalp'e esin kaynağı olur. Bu katı kuralcı, bağnaz ve tutucu olmayan, ulusal kimliği de eritmeyen, Türkçü ve Türkçeci bir Müslümanlıktır. Özünde, Alevi-Bektaşilik de bundan başka bir şey değildir. İttihat ve Terakki veya Gökalp, düşündükleri dinin adını koymazlar. Belki çekinirler. Ama bu dinsel tasarıları Alevi-Bektaşilikle tam anlamıyla benzeşmekte ve örtüşmektedir. Jön / Genç Türk ve İttihat ve Terakki'nin Alevi-Bektaşiliği araştırtması, kültür ve inançlar açısından "kapalı bir kutu" olarak gördükleri Anadolu'nun toplumsal ve dinsel-inançsal yapısını tanımaya çalışması, bu kesimlerle yakın ilişkiye geçilmesi, Doğu'da Alevi aşiretlerinin İttihat ve Terakki Partisi'ne girmeleri, Parti'nin önde gelenlerinin çoğunun Bektaşiliği seçmelerinin nedeni bu ideolojik uyuşma ve özde benzerlik olmalıdır.

İttihat ve Terakki, dinin "ideolojik etken" olarak gücünün bilincindedir. 1. Dünya Savaşı'nda "Cihat Fetvası" bu etken üzerine kurulmuştur. Başkomutanlık Vekaleti "Bab-ı Fetva" da "Meclis-i Ali" düzenlemiş, toplumun çeşitli çevreleri için fetvalar hazırlatıp padişahın imzasından sonra İslam dünyasına dağıtılmıştır. Sünni çevreler için düzenlenen "cihat fetvası"nın yanında Sünni "kardeşlerdin de "Cihat-ı Mukaddes"e katıldıklarını gösterir fetvalar da düzenlenmiş ve yayınlanmıştır. Alevi ve Şii çevreler içinse "Beyanname-i Caferi Müctehitlerin" fetvaları bildirilerle birlikte etkin olabileceği bölgelere gönderilmiştir. Bütün bunların sonucu olarak "Mücahitler Fırkası" (tümeni) hazırlatılmış, 4. Ordu emrinde bir "Mevlevi Taburu" kurulmuş, ayrıca bir "Bektaşi Grubu" da Gelibolu'dan Kafkasya'ya gönderilmiştir.

Jön / Genç Türkler, dinin ideolojik güç olarak önemli bir etken olduğu anlayışına çoktan varmışlardır. 1890 kuşağıyla birlikte bu düşüncenin ana hatları belirmeye başlar. Ne var ki, 1908 Jön Türk devrimine kadar etkili olamaz. "Bilinç uyandırıcı" olarak dinin rolü konusunda İslami bir formül gerekmektedir. Jön / Genç Türkler "bilimsel ütopyacı" dünya görüşünü korumak için içlerinden biri olan Ziya Gökalp'i "İslama alternatif bir formül" bulmakla görevlendirirler. Gökalp, çalışmalarını "ulus" ve "uygarlık" üzerinde yoğunlaştırarak düşünce üretir. İslam adına, "saf" İslamla ilgisi olamayan "Arap kültürü" nü bulur. O ise; Türk ulusunun "gizli, fakat yaşayan kültürü" nü ortaya çıkarmak, yeni Türk devletini bu temel üzerinde kurmak, İslamı "vicdani bir mesele " ve "kişisel bir inanca" dönüştürmeyi amaçlamaktadır.1401 Bu çalışmalarını 1914'de bir layiha haline getirir. İttihat ve Terakki yönetimi bu lahiyayı 1916'da bir program çerçevesinde uygulamaya çalışır.

Programa göre:

• Şeyhülislamlık kabineden çıkarılır.
• Şeriat mahkemeleri, Şeyhülislamlıktan alınarak Adalet Bakanlığı'na bağlanır.
• Vakıf yönetimleri, Meşihat'tan ayrılır ve devletin dinden tümüyle ayrı mali-ticari dairelerinden birinin yönetimine verilir.
• Cami, medrese gibi dinsel kurumların mali işleri yeni kurulan Evkaf Bakanlığı'na bağlanır.
• Bütün medreseler Meşihat'tan alınarak Eğitim Bakanlığı'na bağlanır.

Bu gelişmeler, Cumhuriyet'teki düzeltimlerin yolunu açar. Din-devlet ayrımı yönünde başlayan akım, ciddi bir mecraya girmiş olur.
Bu gelişmelerin hiçbiri Alevi-Bektaşiliğe aykırı olmayan, dahası Alevi-Bektaşiliğin özünde olan, onunla uyuşan-uzlaşan-örtüşen ve siyasal talepleri arasında olan gelişmelerdir. Alevi-Bektaşi çevrelerle Yeni Osmanlı- Jön / Genç Türk - İttihat ve Terakki hareketi arasındaki kaynaşma bu ideolojik benzerlikten olsa gerektir.
Türk toplumunda, İslamiyet iki koldan ilerleyerek gelmiştir. Devlet, Arap ve Fars patentli merkezi İslamlığın temsilcisi olmuştur. Böylece mezhep olarak Sünni İslam; resmi ve siyasal İslam olmuş, halka karşın devletin yönetim mekanizmasının ideolojisini oluşturmuştur. Bu ideolojiyi elit katmanlar devletle birlikte paylaşmış ve sınıfsal çıkarları uğruna kullanmışlardır. Orta-Asya kültürünün kalıntıları ise, heterodoks İslamda toplanmıştır. Bu durum, sonunda "halk dini"ne dönüşmüş ve Alevi temelde gelişen bu akım İslamın ikinci kolunu oluşturmuştur. Alt katmanların bu inanışı derviş tarikatları biçiminde kurumlaşmıştır. İslam dininin böylece "çift işlev" geliştirmesi Osmanlı'da özgü bir yapı yaratmıştır. Din; yöneticiler için alt sınıfla bağlantı, yönetilenler için yönetim biçimine bir alternatif ve memur kesimine karşı ise bir tampon olmuştur. Zaten Osmanlı'da yönetsel yapı farklılaşmamıştır ve farklılaşmış bir yönetimin işlevini üstlenen özerk yapılar oluşmamıştır. Devletle birey arasında aracı kurumlar bir türlü doğmamıştır.

Osmanlı toplumunda durum açıkça budur. Din, yerel toplumsal güçlerle siyasal yapı arasında aracılık konumundaki bir bağlantıdır. Bu süreç iki düzeyde ilerler. Din, halk yapılarını Osmanlı yönetici kurumuna bağlayan bir kurumdur. Ayrıca, bireyler arasında siyasal yasallığın ülküsünü biçimleyen kültürel fonu sağlar. Aynı zamanda da, devletçe toplumsal denetimi kurmanın bir aracıdır. Din, bu alanda önemli bir role sahiptir. Gerçi "resmi" ve "halk" dini arasındaki ayrım burada bir işlev ayrılığı doğurmuştur. Dinsel kurum, üst sınıfın siyasal-ideolojik temelinin büyük bir kısmını oluştururken, dervişlerin dini alt sınıfta genellikle cemaati güçlendiren ve kimlik oluşturan bir süreç olarak işlev yürütmüştür. Gerçi Osmanlı'nın son yüzyılında Bektaşilik, Melamilik, Mevlevilik gibi Hz. Ali bağlılığı temelinde biçimlenen derviş tarikatları entelektüel olarak gelişmiş memur ve aydınlara çekici gelmiştir. Ama, tarikatların orta ve alt sınıflar için işlevi bir bütün olarak üst sınıfa göre daha köktenci olmuştur. Böylece din; Osmanlı'da "bütünleşmeye giden tek yol" gibi görünmüşse de, aslında birbirine alternatif iki yol izlemiştir. Bunlar; resmi din, siyasal din, yani Sünnilik ile halk dini, yani Aleviliktir. Bu ikisi İslamlığın pekçok yanını paylaşsalar da birbirinden ideoloji, kuram, öğreti, itikat ve muamelat olarak ayrılırlar.

İslam içindeki Alevi-Bektaşi yol ve bu zeminde yükselen derviş tarikatları, dergahlar bu nedenle Yeni Osmanlı, Jön / Genç Türk ve İttihat ve Terakki hareketleriyle özdeşmiş, güç ve çıkar birliği içine girmiş, geleceğe aynı pencereden bakmışlardır. Alevi-Bektaşi kurumlarının muhalefet oluşu resmi ve siyasal İslamın temsilcisi padişah-halifeliğe karşın muhalefet çizgisinde olan bu siyasal ve aydınlanma hareketinin belkemiğini oluşturmuştur.

İttihatçıların Sünni İslamdan uzaklaşma biçimindeki yaklaşımlarının benzerini dönemin sol akımlarından da görmek olası. Milli Mücadele döneminde ulusal burjuvazi önderliğinde emperyalizme karşı savaşı savunan ve destekleyen "Aydınlık" hareketinin önderi Dr. Şefik Hüsnü 1922'deki bir yazısında dine ve mezheplere bakışını dile getirerek; Sünni / ortodoks İslamdan uzaklaşmayı, Alevi bir eğilim geliştirmeyi, "resmi din" yerine "popüler din" i koymayı, toplumun dinsel sorununu çözmek ve gelişmesini sağlamak bakımından gerekli görür. Dahası, bu yaklaşımını öneri olarak geliştirir.

Kısaca; Alevi-Bektaşi ve Yeni Osmanlı- Jön / Genç Türk - İttihat ve Terakki hareketinin özdeşmesi, kaynaşması, dayanışması, birlikte ülke sorunlarının çözümüne koşuşu şu temel noktalara dayanmaktadır:

• Her iki akım da devrimci öz taşımaktadırlar. İlericidirler. Çağdaşlaşma yanlısıdırlar.
• Her iki akım da padişah-halife birlikteliğine ve bu kurumun güç aldığı resmi / siyasal / Sünni İslama karşı muhalefet hareketidirler.
• Her iki hareket de, İslam kisvesi altındaki Arap egemenliğine karşıdırlar. Ulusal değerlerin korunarak, kimliğin belirlenmesinde öne çıkarılmasından yanadırlar.
• Her iki akım da derviş İslamın / halk İslamın / tasavvufi tarikatsal İslamın toplumsal yapılarla uzlaşmada resmi İslamdan / siyasal İslamdan / Sünni İslamdan / merkezi İslamdan daha çok liberal olduğu kanısındadırlar.
• Her iki akım da, dini bir "vicdan sorunu" ve "kişisel inanç" olarak görmektedirler. Bunun, laiklikle çözüleceği kanısındadırlar.

Kaynakça
Kitap: İTTİHAT VE TERAKKİ VE BEKTAŞİLER
Yazar: Baki Öz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön İttihat ve Terakki

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir