Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'in Dramı

Burada Bozok Sancağı ve Çapanoğlu Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'in Dramı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 21:07

BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY'İN DRAMI

OSMANLI'NIN MÜSAMAHA ANLAYIŞI VE AZINLIKLAR


Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'in idamına gerekçe gösterilen olaylara geçmeden önce Osmanlı yönetiminde azınlıkların hangi şartlarda ve nasıl bir ortamda yaşadıklarım hatırlamak faydalı olacaktır.
Meseleye, Osmanlı Devletine, imparatorluk denilmesinin yanlışlığı ile başlamalıyız. "İmparatorluk", emperyal kökünden türetilmiştir. Osmanlı hiç bir zaman emperyalist olmamıştır.

İmparatorlukların iki hedefi vardır:

1- Hakim unsurun kendinden saymadığı etnik grupları maddi yönden sömürmesi,
2- Hakim grubun, kendi kültürünü diğer etnik grup veya gruplara -serbest veya zorla- kabul ettirmek istemesi.

Osmanlı, tarihinin hiç bir döneminde, bu manada bir politika takib etmemiştir. Osmanlı yönetiminde azınlıkların sömürülmeleri veya asimi-le edilmeleri şöyle dursun, azınlıklar zamanla imtiyazlı birer zümre haline gelmişlerdir. Gerçekten, Osmanlı yönetiminde gayri müslimlere ayrıcalıklı davranılmıştır; fakat bu ayrıcalık onların aleyhine değil lehlerine olmuştur. Mesela, askerlik görevinden muaf tutulmuşlardır. Bu bir ayrıcalıktır ama gayri-müslimlerin ekonomik yönden güçlenmelerine ve nüfus yönünden çoğalmalarına yardımcı olmuştur. Gayri-müslimler Osmanlı Devleti'nde, en rahat ve karlı iş olan ticareti daima ellerinde bulundurmuşlardır. Bundan başka azınlıklar, özellikle Ermeniler, kuyumculuk, demircilik ve marangozluk gibi rahat ve cemiyette önemli bir yeri olan mesleklerde de hep ön sıralarda yer almışlardır. Osmanlı yönetiminde herkes, (müslim, gayr-i müslim) hürriyetin her çeşidini en mükemmel şekliyle sonuna kadar kullanmışlardır.

Kaynakça
Kitap: Osmanlı Devleti ve Bozok Sancağı
Yazar: Ali Şakir Ergin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY'İN DRAMI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 21:08

1789 Fransız İhtilalinden önce, İstanbul'da yaşayan Fransız ihtilalcilerin şapkalarının kenarına kırmızı kordela bağlamalarından rahatsız olan Fransız Sefiri Sadrazamdan şapkalardaki kordelalaların yasaklanmasını ister. Sadrazam, Sefire cevaben şöyle der: "Bizim memlekette başa kordela bağlanmasının yasaklanması şöyle dursun, İstanbul'da hamalların başlarında sepetle dolaşmaları dahi serbesttir." Dünyanın mutlak hakimi durumunda olan Osmanlı yönetiminde, gayri-müslimler ve gayri-türkler asimile edilmek istenmiş olsalardı, hiç bir kuvvet bunun önüne geçemezdi. Özellikle Ermenilerin Türklerin yanında -diğer azınlıklara göre- farklı bir yeri ve değeri vardı. Ermenilerin, 1800'lü yıllara kadar devlete gösterdikleri sadakattan ve Türklerie iyi geçinmelerinden dolayı kendilerine "Teba-yı Sadıka" adı verilmiştir. Altı asır, uyum ve anlayış içinde birarada yaşayan Türkler"e ve Ermenilere ne oldu da Osmanlı'nın gerileme döneminde aralan açıldı ve birbirlerinin can düşmanı ha-line geldiler?

Batılılar, Türklerin değil Avrupa içlerine kadar ilerlemelerini, Anadolu'yu vatan yapmalarını dahi içlerine sindirememişlerdir. Batı'nın "Şark Meselesi" olarak bilinen politikasının arkasında, Türkleri Avrupa'dan ve Önasya'dan (Anadolu) söküp atma zihniyeti yatmaktadır. Ermenilerin ve diğer azınlıkların, 1800'lü yıllardan itibaren devlete başkaldırmalarının arkasında Batı'nın teşvik ve fiili desteği vardır. Özellikle Ermeniler, bilmem kaçıncı dededen komşuları olan ve kendilerine asırlar boyu insanca muamele eden Türklerin mallarına ve canlarına kastetmelerini insani duygu ve değerlerle izah etmek mümkün değildir. Ermeniler arasında, Türk düşmanlığının hangi noktaya geldiğini hatırlamak için Kasım 1987 Tarihli Türk Yurdu'nda yayınlanan "1915 Türk-Ermeni Meseleleri ile İlgili Beklenmeyen Bir Şahit" yazımıza bakılabilir. Türk-Ermeni meseleleri bir değil birkaç makaleye sığmayacak kadar geniş bir mevzudur. Bu sebeple, biz burada Türk-Ermeni meselesinin yalnız Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'in idamı ile ilgili yönü üzerinde duracağız.

"Zaman, her şeyin aynasıdır." Bugün biz bu aynada olup bitenleri bütün berraklığı ile görüyor ve değerlendirebiliyoruz. Bugün için meselenin aydınlanmış olması yapılan haksızlıkları telafiye yetmemektedir. Haksız yere idam edilen Kemal Bey'i hiç bir kuvvet ailesine ve çok sevdiği milletine iade etme gücüne sahip değildir. Mutlak adaletin Mahkeme-i Kübra'dan sonra vefakar ve cefakar Türk milletinin temiz vicdanında tecelli edeceğine Kemal Bey gibi ben de inanıyorum.

Mehmet Kemal Bey'in Hayatı ve Yaptığı Resmi Görevler

Kemal Bey'in bizzat katıldığı ve adının şu veya bu oranda karıştığı olaylarla ilgili bugüne kadar müstakil bir araştırma ve yayın yapılmamıştır. Bu durum fevkalade üzücü ve düşündürücüdür. Vatan ve milleti için hiç bir fedakarlıktan kaçınmayan bir vatan evladını hatırlamak, hayırla yad etmek ve yeni nesillere gerçek yönleri ile tanıtmak bizlerin milli görevi olmalıdır. Kemal Bey'le ilgili aşağıya aldığımız bilgiler -dipnotlardan da anlaşılacağı gibi- başka şahıslar ve olaylar arasına sıkıştırılmış ikinci ve üçüncü dereceden bilgilerden ibarettir.

Mehmet Kemal Bey, Sirkeci Gümrük Salonu müdürlüğünden emekli ve Rusumu-Meclisi katiplerinden Arif Bey ile Rodoslu Şeyh Vasfi Efendi'nin kızı Nazife Hanım'ın oğludur; 1884 yılında Beyrut'ta dünyaya gelmiştir. Rodos Medrese-i Süleymaniye mektebinde ilk, Rodos Lisesi'nin Orta kısmında, Antalya ve İzmir liselerinde tahsilini tamamlamıştır. 24 Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanından bir gün sonra, Mekteb-i Mülkiye-i Şahane'den mezun olmuştur. 1908'de tayin edildiği Beyrut Vilayeti, 7 Şubat 1909'da nakledildiği Cezair-i Bahr-i Sefid (Ege Adaları) Vilayeti Maiyet Memurluklarında stajını tamamlayarak kaymakamlığa yükselmiştir. Bu arada 9 Kasım 1908'den 3 Ocak 1909'a kadar Mergab ilçesi kaymakam vekilliğinde, 9 Şubat 1910'dan 14 Ekim 1910'a kadar Rodos Lisesi muallimliğinde de bulunmuştur. 1911'de Toyran, 1912'de Gebze, 1914'te Karamürsel, 1915'de Boğazlıyan ilçeleri kaymakamlıklarına atanmıştır. Boğazlıyan kaymakamı iken, 1915'ten 1916'ya kadar Yozgat Vilayeti mutasarrıf (Vali) vekilliğinde de bulunmuştur. 1916'da Batraski-Şam ilçesi kaymakamlığına, sonra İzmit vilayeti muhacirin (göçmen) müdürlüğüne nakledilmiştir. Boğazlıyan Kaymakamlığında bulunduğu sırada, menkul (taşınır) ve gayr-ı menkul (taşınmaz) bir takım Ermeni mallarının yağma edilmesinde ihmali ve teşviki görüldüğü kanaatiyle Ankara Vilayeti Meclis-i İdaresi'nin 22 Ocak 1916 gün ve 185 sayılı lüzum-u muhakeme kararı ile vazifeden el çektirilmiştir. Konya İstinaf Mahkemesi'nde yapılan mahkeme sonunda (25 Temmuz 1918) itham edildiği suçlardan berat etmiş ve Konya Zeriyyet Kontrol Müfettişliği'ne atanmıştır.

Yukarda da ifade edildiği gibi, Kemal Bey, yakın bir tarihte yaşadığı ve adının karıştığı olaylar milletimizi top yekun ilgilendirdiği halde ne hayatı, ne de bu olaylarla ilgili yeteri kadar yazılı belge ve bilgi mevcut değildir.

Tehcir Kanunu

Osmanlı Devleti I. Dünya Harbine üç cephede katılır. Güneyde ve Çanakkale'de İngiliz ve Fransızlarca, Doğu Cephesinde ise Ruslarca karşı savaşırız. Bu sebeple Türkler ihtiyat kuvvetlerini de silah altına almak mecburiyetinde kalmışlardır. Bu durumu fırsat bilen Ermeniler, savunmasız köy ve kasabalara saldırmış, kadın, çocuk ve ihtiyar demeden katletmişlerdir. Ordularımız Erzincan Sivas arasındaki Karabayır mevkiine çekilince Doğu bölgesindeki bir çok vilayet Rusların eline geçer. Rusların da teşviki ile Ermeniler bu bölgede geçici bir de hükümet kurarlar.

Ermeni hadiseleri, Maraş, Van, Erzurum, Erzincan, Elazığ, Diyarbakır, Kayseri ve Yozgat'ta Türkler'in toplu katliamına dönüşür. Bu katliamların en korkuncu Van'da yaşanır. "Şubat 1915'te Van'ın bir kasabasında çıkan isyan genişleyerek başta şehir merkezi olmak üzere, diğer ilçe merkezlerine yayıldı. Van'da isyancılar Müslüman mahallelerini ateşlediler. Hükümet konaklarını ve askeri kışlaları bombaladılar. Bu suretle 23 gün çok kanlı hadiseler cereyan etti; bu süre sonunda Van, Ermeniler tarafından işgal olundu. İsyancılar burada halkın çoğunu öldürmüş; kadınların ırzına geçmiş, şehir baştan başa yakılmıştı."

İttihat ve Terakki Hükümeti Ermenilerin Van'daki hareketlerine kadar isyanları mevzii tedbirlerle büyümeden mahallinde söndürmeyi ve her tarafta isyanlara karşı müdafaa vaziyetinde kalmayı tercih etti. Fakat Van'da bulunan Ermenilerin bu kötü niyet ve emellerinden vazgeçmedikleri taktirde, memleketin asayişini sağlamak ve bu suretle memleketin müdafaasını temin etmek maksadıyla, şiddetli tedbirlerin alınmasına mecbur olduğunu Ermeni Patrik Komite ve Mebuslarına tebliğat yoluyla duyurur.

Bütün bu tedbirlere ve hükümetin müsamahasına rağmen Komiteler, faaliyetlerini evvelkilerle kıyaslanmayacak derecede şiddetlendirirler. İstanbul'da Ermeni Patrikhanesi muntazam çalışmaya ve İtilaf Devletleri ile Amerika Sefareti vasıtasıyla hariçle mükemmelen muhaberelerine, askeri harekat hakkında bilgiler toplamaya devam ederler. Vilayetlere özel heyetler gönderir, isyanlar çıkarılmasını teşvik ederler. Bu faaliyet gerek merkez ve gerek vilayetlerde öyle bir hal alır ki, artık bir gün bile ihmal ve müsamahanın devlet hayatına pek müthiş yaralar açacağı ve itimada devamın telafisi mümkün olmayan zararlar vereceği açığa çıkar. Binaenaleyh Hükümet memleketin en buhranlı zamanında vatan vazifesinden firar, İslamları da buna teşvik eden, vaziyetimizi kaçınılmaz bir firsat telakki ederek hayatımıza kasteden, askere, jandarmaya, İslam ahalisine karşı en müthiş cinayetler işleyen, casusluk yapan, ateş ve kan saçan ve Meşrutiyetin ilanından beri hükümetin müsaadesiyle mevcudiyetini devam ettiren Komite merkezlerinin kapatılmasına ve efradının dağıtılmasına 11 Nisan 1915 günü kara verilir.

Ermenilerin İslam ahalisine karşı yaptıklarına ancak hükümet, seferberlikten dokuz ay sonrasına kadar tahammül ettikten sonra, bu tedbirleri almaya mecbur kalır.2
Her vilayette yukanda özet olarak belirtilen olaylar baş gösterir. Ve isyanlar harp bölgesi olan Doğu illerinde hükümeti pek tehlikeli bir vaziyete sokacak şekil alır. Bu durumu ortadan kaldıracak yegane çare ise, o bölgedeki Ermenileri devletin hayat ve istikbali mevzu'-ü bahs olduğu bir sırada zarar veremeyecekleri bir bölgeye sevk ile mümkün olabilecekti. Binaenaleyh isyan çıkanları bölgedeki Ermenilerin yerlerinden uzaklaştırılmalan ve hükümetçe belirlenen bölgelere gönderilmelerine 14 Mayıs 1915 yılında yürürlüğe giren ve üç maddeden ibaret olan "Tehcir Kanunu" ile ordu, kolordu, tümen ve "Müstakil Mevkii" komutanlarına büyük yetkiler verilir. Bu komutanlar, Hükümet emirlerine, memleket müdafaasına ve asayişini muhafazasına karşı koyanları yola getirebilecek, gerektiği taktirde bölge halkından birini veya hepsini başka yerlere sürebileceklerdi.

Üç maddeden oluşan "Tehcir Kanunu" şöyledir:

1- Harp vaktinde Ordu, Kolordu ve Tümen komutanları ve bunların vekilleri ve Müstakil komutanları, ahali tarafından herhangi bir suretle Hükümet emirlerine ve memleket müdafaasına ve asayişin korunmasına ilişkin işlere ve tertiplere karşı muhalefet ve direnme görülürse hemen askeri kuvvetle şiddetli suretle te'dipler yapmağa ve tecavüz ve mukavemeti esnasında yok etmeğe me'zun ve mecburdurlar.
2- Ordu ve Müstakil Kolordu ve Tümen Komutanları, askerlik icaplarından dolayı veya casusluk hiyanetlerini sezdikleri kura ve kasabat ahalisini tek tek veya toplu olarak diğer mahallere sevk ve yerleştirebilirler.
3- İş bu kanun yapımı tarihten mu'teberdir.

13 Recep 1333 - 14 Mayıs 1333

İlk zamanlarda İzmit, Bursa, Kayseri, Yozgat gibi mahallere bu kararın uygulanmasına lüzum görülmez. Fakat, İtilaf filosunu Çanakkale'ye taarruzları, Karadeniz Ereğlisi'nin Rus filosu tarafından bombardıman edilmesi üzerine Başkentin hemen yanında ve pek kalabalık bir halde bulunan Ermenilerin de gösterdikleri faaliyet ve hazırlıklar Adapazarı'nda, Kayseri'de bulunan memleketin dahilinde patlamak üzere açığa çıkmış olan yüzlerce bombanın görülmesi, Ermeni Komitelerinin faaliyetleri, buraların da derhal ihracı memleketin selameti ve devlet için elzem olduğunun bir işareti idi. Binaenaleyh, tabii iyisini ve kötüsünü tefrik imkanı olmadığı için asker aileleri, Protestan ve Katolikler istisna edilmek üzere yerlerinden ihraç ve tayin olunan mıntıkalar sevk olundular.

Devlet, Ermenileri bulundukları yerlerden toplayarak Adana, Halep, Mezopotamya'ya doğru yola çıkarır. Suriye ve Beyrut'a bu dönemde yüz elli bin Ermeni yerleştirilir. Keza harp esnasında Batum'a beşyüz bin kadar Ermeni yerleştirilmiştir.

Ermeni sevkiyatı yapılırken, hemen her yerden silahlanmış Ermeni çetelerinin, muhacir kafilelerine refakat eden muhafız jandarmalara hücum ile bunları şehit etmeleri saatlerce müsademeye tutuşarak güya bu suretle kafileleri Türklerin elinden kurtarmaya çalışmaları bu kafilelerin dağılmasına ve sefalet içerisinde telef olmalarına yol açtı.

Ermenilerin Doğu ve İç Anadolu'da bulunan vilayetlerden Kafkasya, Suriye ve Lübnan'a tehcir ettirilmesi, Osmanlı Devleti'nin istikbal ve bekası için elzem ve mutlaka yapılması icap eden bir hadise idi. Çünkü yıllardır Osmanlı topraklarında, Osmanlı devleti aleyhine yaptıkları faaliyetler, devletin mevcudiyetini hiçe saymakta; önüne geçilmemesi halinde devlet ve milleti büyük tehlikeler beklemekte idi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY'İN DRAMI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 21:08

Tehcir Kanunu'na Tepkiler

Avrupa'nın güçlü devletlerinden Fransa, İngiltere ve Rusya, daha harbin başlamasından önce Komitelere büyük yardımlarda bulunmuş, gönüllü Ermenileri silahlandırıp hudutlarımıza göndererek, dahilde isyanlar çıkartmışlardır. Umumi Harbin başlamasıyla, yıllardın beri yaptıkları yardımların karşılığını alma zamanı gelmişti. Keza bu devletler harbden önce Ermeniler'e büyük va'adlerde bulunarak, Osmanlı İmpara-torluğu'nda isyan ve ayaklanmalar vücuda getirmelerini ve bu yolla müesses nizamı tahrip etmeleri için teşvikte bulundular. Harbin başlamasıyla Ermeniler, bu direktifler doğrultusunda bir çok hadiseler vücuda getirmişler ise de, Osmanlı İmparatorluğu'nun Ermenileri Tehcire tabi tutması İtilaf Devletleri'nin ümitlerini suya düşürdü.

Tehcir Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden on gün sonra Fransa, İngiltere ve Rusya Osmanlı Hükümetine bir nota vererek, Ermeni katliamından Osmanlı Hükümet üyeleriyle, Müslüman memurlarım mesul tutacaklarını bildirdiler. Osmanlı hükümeti notaya vermiş olduğu cevapta 'Türkiye'de Ermeniler'e karşı katliamın yapıldığı doğru değildir. Sadece isyan eden Ermeniler hakkında bazı kararlar alınmıştır; bu da devletin iç işidir ve böyle bir karar alındığından dolayı Osmanlı Devleti, başka bir hükümete hesap vermek mecburiyetini duymamaktadır. Asayişi bozmayanlar hakkında ise herhangi bir karar alınmamıştır." şeklinde cevaplandırmıştır.

Avrupalı devletler ile Ermenilerin "Tehcir Kanunu"nun icra edildiği sırada Ermenilerin katledildikleri yolundaki iddialarını, muasır Hindistanlı yazar Şeyh Müşir Hüseyin Kaydavi, "Ermeni sevkiyatının vuku" bulduğu zaman, Türklerin en gaileli bir zamanı ve dünyanın en kuvvetli milletleriyle müteaddit cephelerde hayat ve memat mücadelesiyle meşgul olduklarından, tehcir meselesinde bazı su-i istimalat vuku' bulmuştur. Türkiye'de vesait-i nakliye pek iyi değildir. Binaenaleyh meşakkati-i seferiyeden dolayı ihtimal ki, bazı insanlar ölmüştür. Fakat şüphe yoktur ki, Ermenilerin imhası hakkında Rus menab'ından intişar eden ve dünyaya velvele-saz olup ilk raporlar Türklerin aleyhinde yapılan mübalağalı bir propagandadan başka bir şey değildir." şeklinde değerlendirmiştir.

İttihad ve Terakki Taraftarlarının Tutuklanması

1914 yılında Dünya Harbi'ne katılan Osmanlı Devleti, 30 Ekim 1918'de mütareke imzalayarak İtilaf Devletleri'ne teslim olur. Mondros Mütarekesi'nin imzalanması ile, vatanın büyük bir kısmı gibi İstanbul da işgal edilir. İstanbul'u işgal eden İngilizler, Padişah ve Hükümete baskılar yaparak, Ermeni tehcirinden sorumlu olanların Divan-ı Harbe verilip, cezalandırılmasını isterler.7 Nitekim Tevfik Paşa Hükümetine bu amaçla büyük baskı yaptılar. Bunun üzerine Tevfik Paşa hükümeti istifa eder, fakat 13 Ocak 1919'da kabineyi yeniden kurar.
İkinci defa hükümetin başına geçen Tevfik Paşa, İtilaf Devletleri'ne bir muhtıra, Padişah'a da bir kararname sunar. İtilaf Devletleri'ne verilen muhtırada bazı isteklerde bulunur. "Ermeni komitelerine düşecek mes'uliyet payının meydana çıkarılması için tarafsız Avrupa hükümetleri delegelerinden" bir heyet kurulması isteğinde bulunur. Padişah'a takdim olunan kararnamede ise, Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında harbe sebep olan, harp sırasında yapılmış olan sulh tekliflerini kabul etmeyerek harbi sürdüren o zamanki kabine üyelerinin tehcir münasebetiyle cinayetlere meydan verenlerin, vurgunculuk yapanların, memuriyet nüfuzlarını kötüye kullananların ve toplumun felaketine sebep olanların alışılmış olan kanuni merasime gerek görülmeksizin Örfi İdare Mahkemesi'nde yargılanmaları istenir. Fakat Padişah, 1 Mart 1919 tarihini taşıyan bu kararnameyi Anayasa'ya aykırı görerek tasdik etmez; ayrıca Kabineyi suçlar mahiyetteki görüşlerini kapsayan bir yazıyı Sadaret makamına gönderir. Bu yazıda işlerin sürüncemede bırakılmış olduğu, harp suçlularının üç buçuk aydan beri cezalandırılmadığı, bu tutumun yabancıların araya girmesine yol açtığı belirtildikten sonra suçluların tutuklanması için çalışmalar yapılmasını ister.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY'İN DRAMI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 21:08

Yabancıların baskısı ve Padişah'ın da isteği ile, yapılması istenen tutuklama 30 Ocak 1919'da başlar. Tevkif edilenler arasında İttihat ve Terakki'nin ileri gelenlerinden Emanuel Karasu, eski dahiliye nazırı İsmail Canbolat, Ziya Gökalp, eski genel sekreter Mithat Şükrü, eski iaşe nazırı ve İttihat ve Terakki'nin İstanbul murahhası Kara Kemal, eski İzmir valisi Rahmi, gazeteci Hüseyin Cahid, eski mebusan başkanı Hacı Ali, Teceddüt Fırkası genel sekreteri Sabri Toprak, Konya Zerriyyet (hububat) Kontrol Müfettişi Mehmet Kemal vs. ile beraber Dr. Rüştü Aras gibi Mustafa Kemal ve Fethi Okyar ile birlikte İttihat ve Terakki'nin kötü gidişine karşı vaziyet almış olanlar vardır.
Yukarıda temas ettiğimiz, İtilaf Devletleri ile Padişah'ın Tevfik Paşa hükümetine baskı yapması, Tevfik Paşa'nın istifasına sebep olur.

Tevfik Paşa'nın istifa etmesinden sonra yerine, İttihad ve Terakki düşmanı ve İngiliz dostu olarak bilinen Damat Ferit Paşa, kabinesini kurar. Bu hükümetin ana politikası, Osmanlı Devleti'ni Almanya saflarında harbe sokan İttihad ve Terakki ileri gelenleri ile tehcir meselesindeki olaylardan sorumlu kişilerin bir an evvel mahkeme edilmelerini ister. Bu maksatla Hükümet "Divan-ı Harb-i Örfi"de bulunan sivil üyeleri kaldırır ve askerlerden müteşekkil bir mahkeme haline getirilir. İşte bu heyet, harp suçlularını, harp esnasında halkı sıkıntıya sokmuş olanları, "Tehcir ve Taktil"i (sürgün ve öldürme) ile alakalı bulunanları mahkeme edecektir.

Tevfik Paşa Hükümeti'nin son zamanlarında tutuklamalar başlamışsa da, Damat Ferit Paşa'nın iş başına gelmesi ile tutuklamalara hız verilir; ilk toplu tutuklama 9 Mart 1919'da yapılır. Bunlar arasında eski sadrazam Sait Halim Paşa, eski şeyhülislam Musa Kazım Efendi, eski ayan mebusan başkanları Rıfat Menemen ile Halil Menteşe, eski nazırlardan Şükrü, Ali Münif, Ahmet Nesimi gibi bir çok kişiler vardır.

İtilaf Devletleri'nin İstanbul'u işgal etmeleri esnasında tevkif edilen bu kişilerden bir kısmı sürgün edilmek suretiyle cezalandırılırken, diğer bir kısmı ise hapishanelerde bir müddet tutulmak suretiyle cezalandırılmıştı. Bu tutuklanan kimseler arasında en ağır ceza, şüphesiz, Boğazlıyan Kaymakamı ve Yozgat Mutasarrıf Vekili Kemal Bey'e verilir.

Kemal Bey'in Tevkif Edilmesi ve İdam Kararı

Kemal Bey, Konya Zeriyyat (ziraat işleri) Kontrol Müfettişliği vazifesinde iken, Boğazlıyan Kaymakamlığı sırasındaki Ermeni Tehciri hadisesinden sanık olduğu gerekçesiyle, I. Damat Ferit Paşa Kabinesi'nce 30 Ocak 1919'da Konya'da tevkif edilir ve İstanbul'a gönderilir; bir müddet Sansaryan Han'ında tutuklu kaldıktan sonra Bekirağa Bölüğü'nde hapsedilir.
8 Mart günü "Der-saadet Divan-ı Örfisi Hakkında Kararname" ile 16 Aralık'ta kurulan divan-ı harp başkanlığına Erkan-ı harp Mirlivası Ali Fevzi Paşa, üyeliklere Mirliva Ali Nazım, Mustafa ve Zeki Paşalarla, Recep Ferdi Bey getirilir. Daha sonra Fevzi Paşa'nın yerine Kurmay Feriklikten emekli Nazım Paşa Divan-ı Harp Reisi olur. Yusuf Bey yerine Cevat Bey, onun da yerine Nazmi Bey başsavcı olurlar.

Divan-ı harp reisleri ile savcıların sık sık değişmesinin sebebi, kamuoyunun bu yargılamadan fazlasıyla rahatsız olmasıdır.
Nitekim Damat Ferid hükümeti zamanında Divan-ı Harp Reisi olan Hayret Paşa, günlerce düşünür, taşınır; Kemal Bey ve diğer tutuklulara yapılan haksızlığa dayanamaz ve Ferid Paşa ile şiddetli bir münakaşadan sonra istifa eder.11 Hayret Paşa'nın istifa etmesinden sonra onun yerine Kürt Mustafa Paşa veya Nemrud Mustafa Paşa adiyle tanınan kişi getirilir.

I. Dünya Harbi'nin ilk yıllarında Boğazlıyan Kaymakamı ve Yozgat Mutasarrıf Vekilliğinde bulunduğu sırada Mehmet Kemal'e Dahiliye Nezaretinden şöyle bir şifre gelir:

"Kazanız dahilinde bulunan bil-umum Ermenileri 24 saat zarfında yola çıkaracaksınız, bunların sevk edileceği istikamet Suriye'dir. Şifrenin alındığının acele bildirilmesi."

Kemal Bey bu şifrenin alındığını telgrafla Dahiliye Nezareti'ne bildirir; sonra da jandarma komutanım yanına alarak ilgililere, kaza hudutlarından dışarı çıkmalarını anlatır. Kaymakam Kemal Bey, bu emri vermekle kalmaz, tahliyenin yapılmasına bizzat nezaret eder. Bu olay Ermenilerce pek acı gelir. Ama bu mevzuda Kaymakam Kemal'in yapacağı bir şey yoktur! Emir büyük yerden, ta İttihad ve Terakki Fırka'sının umumi merkezinden gelmiştir, bunun önüne hiç kimse geçemez. Ermeni muhacirler başlarına gelen bu felaketin, İttihad ve Terakki Fırkası'ndan ziyade kendilerini "kit'al (katliama) ve ayaklanmaya" sevkeden Taşnak ve Hınçak komitelerinden ileri geldiğini acaba biliyorlar mıydı? Anlamış olsalardı ki, I. Dünya Harbi başladığı ve Rus ordularının Anadolu'nun doğusundaki suçsuz Türk kasaba ve köylerini bastığı zaman, ihtiyarları torunlarının gözleri önünde doğrayan, kızlarına analarının yanında tecavüz eden, çocuklarını paylaşan bu Ermeni komitecileri idi. Bütün bunlar göz önüne getirildiğinde, İttihat ve Terakki'nin umumi merkezinin böyle bir karar alması ve uygulamaya koyması Ermenilerin yaptıkları yanında masum kalmaktadır. Ermeniler, Türklere yaptıklarım hak, kendilerine yapılanlara (basit bir tedbirden ibaret olduğu halde) o gün de, şimdi de yaygara koparıp dünyayı ayağa kaldırmak istemeleri vicdandan, izandan yoksun olduklarını gösteriyor. Erzurum'un dadaşlarına, Erzincan, Sivas ve Yozgat'ın içi dışı öz Türk kahraman evlatlarına keza Doğu Anadolu'da, Rus işgali altında Ermenilerin Müslüman halka münasip gördüğü eza ve cefa, asla unutulur şeyler değildi. Taşnakların haydutça katliamına, İtti-had ve Terakki de böyle karşılık vermeyi uygun görür. Küçük bir kasabanın kaymakamı bu şifreye nasıl karşı koyabilir? İşte Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'in şuçu budur. Emre itaat etmek.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY'İN DRAMI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 21:08

Mehmet Kemal, Bekirağa Bölüğü'nda uzun zaman tutuklu kaldıktan sonra, mahkemeye ilk defa 5 Şubat 1919 günü çıkarılır. Mahkeme Heyeti Reisi Koca Sakallı Hayran Paşa ile Şevket Bey ve Artin Efendi'den meydana gelmiştir. İddia makamında da Müdde-i Umumi (savcı) Sami Bey bulunur.

Ziya Paşa, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey olayından yıllarca önce söylemiş:

Kadı (hakim) ola davacı ve muhzir (mübaşir) dahi şahit,
Ol mahkemenin hükmüne derler mi adalet.

O devirde büyük suçlardan mahkemeye sevk edilen kurbanların müdafaasını alabilecek dava vekili bulabilmek çok güçtür; ancak İstanbul avukatlarından medeni cesareti ve celadetiyle tanınan Sadettin Ferid Bey, hem de bizzat kendileri talip olarak, Kemal Bey'le arkadaşları Yozgat jandarma Kumandanı Tevfik ve Yozgat Evkaf Müdürü Feyyaz Ali Bey'in vekaletlerini alır.
Mahkeme başlar başlamaz, Kemal Bey, evvela bu mahkemenin bu davaya bakmaya yetkili olmadığını, zira İrade-i Seniyye (Padişahın kararı) teşekkül etmiş olsa bile, Padişah'ın böyle bir mahkeme kurmaya yetkisi olmadığını ileri sürer. Fakat mahkeme heyeti bu haklı ve kanuna dayanan iddiayı kabul etmez.

Bunun üzerine, bir müddet evvel aynı mesele için Yozgat İstinaf (bir üst) Mahkemesinde muhakeme edilerek beraat etmiş olduğu için tekrar mahkemesine gerek kalmadığını söyleyen Kemal Bey'e Mahkeme Reisi Hayret Paşa sorar:

- Yozgat İstinaf Mahkemesi'nde mevkufen (tutuklu) mi muhakeme olundunuz?
- Hayır... Mevkuf (tutuklu) değildim.

Katil meselesinden dolayı mahkemeye alınan bir şadısın tevkif edilmemesi kanuna mugayir (aykırı) olacağı cihetle Yozgat İstinaf Mahkemesi'nde icra kılınan muhakemenin katil meselesiyle alakadar olmaması icab eder. Şu halde burada muhakemeniz lazım gelir." diye mahkeme reisi, fazla konuşmaya lüzum görmeden sözü Müdde-i Umumi'ye (Savcıya) verir.
Mahkeme reisinin adının "Hayret" olması ne garip tesadüf. Hukukun en basit kaidesi olan "bir suçtan, bir insan birden fazla yargılanmaz ve mahkum edilemez." hükmüne rağmen, Mahkeme Reisi Hayret Paşa, adı ile müsemma bir iddiada bulunuyor ve mahkeme heyeti de bu iddiaya katılarak "akıllara hayret verecek" bir sorgulama başlatılıyor. Kemal Bey'in yargılanmasındaki sahipsizlik, kanuna uygunsuzluk burada başlar. Fakat bu dönem öyle bir devirdi ki, göz göre göre yapılan haksızlıkları şikayet edecek bir makam mevcut değildir. Türk'e düşman olanların içerde ve dışarıda sahipleri, koruyucuları bulunduğu halde Türkler, "öz vatanlarında garip / Öz vatanlarında parya"dır.

Mahkeme heyeti Kemal Bey'in itirazını red şeklinde karara bağlayınca Müdde-i Umumi (Savcı) Sami Bey ayağa kalkarak, iddia-namesini okumağa başlar.
"Hey'et-i aliyeleri (yüce heyet) devlet ve milletin nasiye-i pakine (temiz alın) sürülen lekeyi, fecayii (faciaları) ve ma'lumenin (söz konusu şahsın) amil ve sebepleri hakkında lazime-i kanuniyyeyi (kanunun icabı) bi-hakkın icra ederek, adaletin nuruyla temizlemekle mükelleftir (sorumlu). Asırlardan beri Saltanat-ı Osmaniyye'de (Padişahın yönetiminde) refah ve saadetle yaşayan gayr-i müslim (müslüman olmayan teba) unsurların zuhuruna (ortaya çıkma) sebebiyet verdikleri hadiselerin idari hatalardan ziyade harici telkinlerden doğduğunu isbat ediyor. Cürümlere (suç) ait evrak dosyalarıyla, ecnebi matbuatından aldığım kanaatlere göre (!), Ermeniler fevkalede teşkilatlarıyla Vilayet-i Osmaniyye'nin en mühim ve hudut itibariyle en tehlikeli mıntıkalarında bazı mühim hareket ve tetibatlarda bulunmuşlardır. Bunun üzerine sabık hükümet 13311915 senesi Mayısında tehcire tevessül etmiştir. İşte bu tedbirsizlikten şahsi menfaatlarını temin maksadıyla bazı hareketler, malum faciaları husule getirmişlerdir".

Konuşmasını böyle sürdüren Müdde-i Umumi (Savcı), asıl tehcir emrini veren ve tatbik ettirenleri ele geçiremediği için hıncının karşısındaki kurbanlardan alınmasını isteyerek, onları kanuni cezanın mevadd-i mah-susasma (ilgili maddeleri) göre en şiddetli cezaya çarptırılmasını talep ediyordu.

Mahkeme heyetini özel kişilerden seçildiğini yukarda söylemiştik, bunlar arasında Artin Efendi adı ile bir de Ermeni vardır. Ziya Paşa'nın tabiri ile mübaşir ve daha bir nice Ermeni yalancı şahit olarak doldurulmuştur. Ermeni komitacıları, Kemal Bey'in yaptığını iddia ettikleri cinayetleri sayıp dökerler. Fakat hiç birisi kat'i şekilde Kemal Bey'in de, arkadaşlarının da iddia edilen şeyleri bizzat gördüklerini söyleyemezler. Buna rağmen, şehirde zaten faaliyette bulunan Ermeni komitacılarının devşirip getirdikleri küçük çocuklara kadar bütün yalancı şahitleri mahkeme, dikkat ve itina ile dinler.

En nihayet, bu azmış, kudurmuş iftira fırtınası önünde yapayalnız kalan Kemal Bey kendini savunmaya başlar:

- Bu insanların söylediklerinin hepsi yalandır, hepsi uydurmadır, der. Reis Paşa, ben ne bunların dedikleri Keller köyüne gittim. Ne de oradan geçtim. Burada vuku' bulduğunu söyledikleri cinayetlerden de haberim yok. Hele parmaktan çıkmayan yüzüğü almak için kol kesmek. Rica ederim, bu vahşeti kim yapar? Bu derece kötü bir iş yapacak insan tasavvur edemiyorum, esasen hiç birini ispat edemezler. Çünkü hepsi iftiradan ibarettir. Benim haberim olmadan bir şey olmuşsa bilmem. Fakat bana şu ana kadar bu mevzu'da bir şikayet gelmemiştir. İlk defa burada, mahkeme huzurunda bu şikayetlere muhatap oluyorum.

Müdde-i Umumi (Savcı) sorar:

- Demek ki, sizin orada geçen muhacir kafileleri bir taarruza düçar olmamışlardır?
- Yoktur böyle şey... Hayır, kat'iyen haberim yok!

Müşteki olarak mahkemede hazır olan Leon Efendi ismindeki biri hemen atılır:

- Nasıl olur efendim? Mahall-i kati olduğu iddia edilen Keller karyesinde yüzlerce ceset bulunmuştur.

Reis Paşa Kemal Bey'e sorar:

- Bakın ne diyor... Bu kadar büyük vukuat olsun da mutasarrıfın, kay-makamın haberi olmasın, olur mu?
- Yoktur Paşam... Bunların vardır demesiyle, yok olan bir şey var olmaz.

Bu esnada mahkeme salonunu doldurmuş olan ekserisi komitecilerden müteşekkil Ermeni kalabalığı kahkahalarla gülüşerek gürültü etmeye başlayınca dava vekillerinden biri Reise hitaben:

- Paşa hazretleri, mahkemenin mehabeti (saygınlık) ihlal ediliyor. Nam-ı Padişahiye (Padişah adına) tevzi-i adalet (adalet dağıtan) eden mahkeme-i aliyelerinin (yüce mahkeme) nazar-ı dikkatini celp eylerim.
Gürültü birdenbire kesilir. Çünkü bütün bu teşvik ve tahrik edilmiş kalabalığın istediği bir an evvel Kemal Bey'in idam edilmesidir.

Masum insanların arasına katılmış olan silahlı komiteciler, bunları sürekli:

"Ben biliyorum, ben de işittim... İşte bu adamdır kardeşlerimi kesen, budur!" demeğe zorluyor, teşvik ediyorlardı. Hakikatte ise ne gören, ne de bir şey bilen vardır.

Hayli uzun süren muhakeme sonunda, dava vekillerinden Selahattin Bey delillere müstenid (belgelere dayalı) çok kuvvetli müdafaasından (savunma) sonra, Kemal Bey kendini müdafaa etmek için sözlerini söylerken, bilhassa şöyle diyordu:

Düne kadar bir hey'et-i hakime vaziyetinde olan sizler, şu dakikada bir mahkeme-i tarih sıfatını iktisab etmiş bulunuyorsunuz.
Ermeniler tarafından itlaf (öldürülme) edilen din ve ırkdaşlarının matem-i hicranı Müslümanların yüreğini sızlattığı ve her gün gelen kara haberlerin halkın hayatını tahrik etmekten hali kalmadığı, Ermeniler ise daima Rus ordularının kah önüne gerçerek, kah arkasında kalarak ekseriye memleketin asker kuvvetinden mahrum bulunmasına güverenek facialar yapmaktan hali kalmamaları, ihtimal ki, iddia edildiği gibi Yozgat Livası (vilayet) dahilinde sevk edilen bazı Ermeni muhacir kafilelerine, Ermenilerin Müslümanlar hakkında irtikap ettikleri her nev'i facialara şahit olmuş asker kaçaklarının tecavüzüne sebebiyet vermiştir.

Ancak harpte mağlup durumumuzun aleyhimizde husule getirdiği hezeyanı durdurmak maksadıyla, iddia makamının da talebi üzere, kurbanlar verilmesi bir siyaset iktizası farz ediliyorsa, bu kurban ben olamam; siz kurban seçmekle değil, ancak hak ve adalete binaen hükmetmek vazife-i vicdaniyesiyle mükellef bir heyeti celilesiniz. Mutlaka kurban aranıyorsa, her halde, bütün bu işlerin mürettib veya nazımı benimgibi küçük bir me'mur bulunacak değildir." diyerek, hakkındaki bütün isnat ve iddiaları red eder.
Kemal Bey'in muhakemesi günlerce devam eder. Nihayet Hayret Paşa, Kemal Bey'e yapılan haksızlığa dayanamaz ve Sadrazam Damad Ferid ile münakaşadan sonra istifa eder.
Hayret Paşa'nın istifasından sonra yerine Kürt Mustafa Paşa getirilir ve işte bu zat Kemal Bey'i idama mahkum eder.

Harp Divanında konuşan Kaymakam Kemal Bey, Kürt Mustafa Paşa'ya şöyle seslenir:

- Ben emir aldım. Bir memur emre itaatle mükelleftir. Ben sürgün olarak kasabadan çıkarılanlara en insani harekette bulundum. Nitekim şimdi de hiç bir vicdan azabı duymuyorum!...

Divan-ı harp Reisi Nemrut Mustafa Paşa oturduğu yerden doğrularak Kemal Bey'in yüzüne bağırır:

- Kış kıyamette bu kadar insanı, çoluk çocuğu ile yaylalara sürerken Allah'tan hiç korkmadın mı? Hem üstelik jandarmalara onları süngülemesini emretmişsin, ne dersin?
- Hayır bunu asla kabul etmem. Ben kimsenin ölümü için emir vermiş bir adam değilim!..
- On binlerce zavallıyı, kadın, çocuk demeden, bu Allah'ın kışında, soğukta, dağ başlarına yürütmek, sanki süngületmekten daha mı iyidir? Üstelik sen bir idare amirisin, bunları senin himayene vermişlerdir, (sesini yükselterek) Memleketimiz dahilinde yaşayan vatandaşları birini diğeri üzerine sevk ederek can ve mal tecavüzüne teşvik etmenin cezası nedir bilir misin?
- İdamdır Paşam.
- Kendi hükmünü kendi ağzınla verdin Kemal Bey, biz de senin için bu karara varmıştık'...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY'İN DRAMI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 21:09

Harp Divanı'nın Kararına Tepkiler ve Padişah'ın Tutumu

8 Nisan 1919 tarihinde Kürt Mustafa Paşa'nın Başkanı bulunduğu Harp Divanı, Boğazlıyan Kaymakamı bulunduğu Harp Divanı, Boğazlı-yan Kaymakamı ve Yozgat Mutasarrıf Vekili Kemal Bey'i idama mahkum eder. Günlerden beri İstanbul bu vakı'a bu muhakeme ile meşguldü. Divan-ı Harbin Kemal Bey'e idam hükmü vermesinden sonra istanbul halkı, Kadıköy'de toplanarak büyük miting ve gösteri yapar. İtilaf Devletlerinin Yüksek Komiseri Calthorpe, bu idam hükmünün sebep olduğu muazzam heyecandan çok korkmuş olmalı ki, tevkif edilen diğer İttihad ve Terakkiciler'in muhakemesi yerine, sürgüne gönderilmelerinin menfaatları açısından daha faydalı olacağı kanaatine varır. Aynı şekilde, Damad Ferit hükümeti de, halkın tepki göstermesi sebebi ile 22 Mayıs'ta tevkif edilen 41 kişiyi serbest bırakır.

Divan-ı Harb'in Kemal Bey'e verdiği idam hükmü Sadrazam Damad Ferit Paşa tarafından imza edildikten sonra, Harbiye Nezareti Başyaveri Salih Bey tarafından bir kararname şeklinde Sultan Vahdettin'e sunulur. Vahdettin Kadıköy mitinginden çekinmiş olmalı ki,19 Şeyhülislam Mustafa Sabri'yi Saray'a çağırır ve Şeyhülislam'a "Ben mazbata-i hükmiyeyi okudum; siz de okuyunuz. Kemal Bey'in sabit olan fiillerine nazaran hükmün tasdikine tereddüt etmiyorum. Lakin bu yoldaki hükümler tevali (gelişme) edecek; iş intikam ve bilahare mukatele (katliam) şeklini alabilir. Vakıa mahkumiyet cezasının hafifletilmesi cümle-i hukukumuzdan ise de buna da sahabet (koruma/sahip çıkma) manası verilir. Ve şu sırada mahzurlu olur; yolun şimdiden önünü kesmek üzere fetva-yı şerife talebine mecbur oldum" der.

Sultan Vahdettin Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi'den Kaymakam Kemal Bey'e isnat olunan suçların idamının dinen caiz olduğuna dair bir fetva almış olmasına rağmen, bununla iktifa etmeyerek, fetvaya bir de ilave koydurmak istedi:

"Divan-ı harp tarafından idama mahkum edilen Kemal Bey'in muhakemesi hak ve adalete muvafık bir surette icra edilmiş olduğu taktirde, hakkında verilmiş olan idam hükmünün iş bu şerife muvafıktır." diye bir yazı aldıktan sonra, 9 Nisanda kararnameyi imzalayarak, tekrar Sadrazam'a gönderir.

Kemal Bey'in İdam Edilmesi

Şeyhül-İslam'ın fetvası, Padişah'ın da imzası ile Divan-ı Harb'in Kemal Bey'e vermiş olduğu idam hükmünün icrası kesinleşir. Bu sebeple İstanbul'da halk için için kaynaşır. Kemal Bey'in idamının infaz edileceği duyulunca heyecan azami haddine varır. Halk idamın nerede ve nasıl yapılacağını merak eder. Ertesi gün yani 10 Nisan 1919 Perşembe günü akşama doğru idamın Beyazıt Meydanı'nda yapılacağını öğrenen halk, akın akın meydana gelmeye başlar. Vakit bir hayli ilerlemiş, hava kararmaya başlamıştır. İdamlar sabahın erken saatlerinde yapılır; halk Kemal Bey'in idamının bu saatlere alınmasına mana veremez.

Zamanın Dahiliye Nazırı Mehmet Ali ile Adliye Müsteşarı ve meşhur İngiliz Muhibler Cemiyeti Reisi Said Molla Perşembe günü bilhassa Türk vatanperverlerinin Kemal Bey'i Bekirağa Bölüğü'nden kaçırarak, Anadolu'ya geçireceklerini haber alır, bunun için idamın ertesi güne bırakılmasının doğru olmayacağına karar verirler.

Hiç bir şeyden haberi olmayan Kemal Bey, Bekirağa Bölüğü'ndeki tutuklu arkadaşlarıyla konuşurken birdenbire dışarı çağırılır. Beyazıt Meydanındaki eski maliye nezaretinin -şimdiki askeri tıb talebe yurdunun karşısındaki köşede kurulmuş olan sehbada idam edilecektir. İdam sehbası-nın etrafı, jandarma ve polisle kordon altına alınmış; ayrıca, Harbiye Nezareti binası önünde de İngiliz ve Fransız askeri kuvvetleri yer almıştır.

"Saatler bir hayli ilerlemiş nerde ise hava kararmaya yüz tutmuştu ki, Beyazıt Meydanı'nı dolduran mahşeri kalabalığın bir anda sustuğu görüldü. Kimse nefes bile almıyordu. Harbiye Nezareti kapısından çıkan süngülü bir müfreze askerin ortasında, yüzü gözü solmuş, üstünde beyaz bir gömlek bulunan, takriben 35-40 yaşlarında, mağdur Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey görünmüştü. Yavaş yavaş yürüyor, darağacına yaklaşıyordu. Oldukça metin ve sakindi. Mukeddesatına kendini teslim etmiş gibi idi.

Hiç metanetini bozmadan, Cellad'ın uzattığı beyaz gömleği giymiş, son sözleri olarak halka şöyle hitap etmişti:

- Sevgili vatandaşlarım, ben bir Türk memuruyum, Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben ma'sumum, son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet!..
- Benim sevgili kardeşlerim, asil Türk milletine çocuklarımı emanet ediyorum. Bu kahraman millet elbette onlara bakacaktır. Vatan uğrunda cephede ölen bir insan gibi şehit gidiyorum. Allah, vatan ve milletimize zeval vermesini Yaşasın Millet! diye bağırarak; vasiyetnamesini verip, sehbanın altındaki iskemleye çıkmış, boynunu uzatmış ve yağlı ipe geçirerek kendisini koyuvermişti. Halk da bu esnada hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Meydanı tam bir matem manzarası almıştı.
Darağacında sallanan ipin ilmeğinin Kemal Bey'in boğazına geçmesiyle cellatlar, ipi biraz daha yukarı çektiler. Havanın karardığı bu anda adeta o, bir kağıt uçurtma gibi biraz havada sallandı, sonra yüzü morardı ve dili sarktı."

Bu vaziyet karşısında halk galeyana gelir. Polis halkı güçlükle teskin etmeye çalışır. İşte tam bu anda Kemal Bey'in idam edildiğinden haberi olmayan Kemal Bey'in babası Arif Bey, her günki gibi Kadıköyü'ndeki evinden kalkmış, oğluna yemek götürürken, Beyazıt meydanından geçerken, kalabalığı görür ve oradakilere ne olduğunu sorar:

- Bir adam asıldı, ona bakıyoruz! cevabını alınca birdenbire irkilen Arif Bey kalabalığı ite kaka ilerler ve sehbanın karşısına gelip de orada asılı duran evladını görünce, feryadı koparır.
O esnada idam merasiminde hazır bulunmak üzere orada bulunan resmi zevattan Merkez Kumandam Osman Şakir Paşa, Arif Bey'e doğru koşarak:
- Kimsiniz? diyor ve bir inilti halinde çıkan:
- Babasıyım!... sesini duyar duymaz, kıpkırmızı kesilerek, titremeye başlar.
- Emriniz? diye sorar. Böyle bir durumda, dünyası yıkılmış, perişan olmuş bir babanın ne emri olabilirdi ki!..

Bütün gücünü toplayarak şu kadar söyleyebilir:

- Evladımı bana veriniz!

Bunun üzerine Osman Şakir Paşa'nın, "İndirin", emriyle sehbadan indirilen oğlunun cesedine sarılan baba, onu koklayarak öpüp sevdikten sonra Kemal Bey'in cesedi, o gece Beyazıd Camii'nin gasilhanesine bırakılarak, ertesi gün halkın katıldığı büyük bir merasim ve göz yaşlan arasında Kadıköyü'ne nakledilir.
10 Nisan Perşembe günü Kemal Bey'in naşı, ayaklanan İstanbul halkının ve bilhassa münevver gençliğin elleri üstünde muhteşem bir alayla Kuşdili'ndeki Mahmut Paşa türbesine götürülerek ilk çocuğu Adnan'ın mezarı yanına defnedilir. Şehit Kemal Bey'in başı ucunda konuşmalar yapılır.

Konuşmacılardan tıbbiyeli bir genç, isyan ve feryad dolu bir sesle dünyaya şöyle haykırır:

-Kemal!.. Sen, şu anda toprağa verdiğimiz bir çiçeksin! Orada büyüyecek, dalların o kadar dikenli olacak ki, bu akıbete layık görenlerin hepsini paramparça edeceksin. İntikamın behemehal alınacaktır Kemal!..

Edgar Pech, "Les Allies et la Turquie" adlı eserinde Kemal Bey'in idama mahkum edilmesi ve bunun cenaze törenindeki vaziyet hakkında şunları yazıyor:

"Yozgat Ermenileri katliamının mesulu ve yöneticisi "Kasap Kemal"in askeri mahkemece idam edilişi hadisesi, Haydarpaşa Tıp Okulu öğrencilerinin ayaklanmasına sebep oldu.

Haberi duyar duymaz, okulun salonunda toplanan öğrencilerden biri, tebeşirle tahtaya şunu yazdı:

İmanı için şehit olan Kemal Bey'in öcünü almak için, Müslümanlık vazifemizi yerine getirmeliyiz".
Öğrencilerin hepsi şehit Kemal Bey'in cenaze töreninde hazır bulundular. Çiçeklerle süslenmiş tabutu mezara kadar omuzlarında taşıdılar. Aynı zamanda 20 kadar dervişin ilahileriyle de ağır bir tempoyla yürüdüler. Fakat, halkın Kemal Bey'in lehine yaptığı nümayişle», günlük gazetelerden "Alemdar" nümayişe katılanların cezalandırılmalarını isterken, "Tasvir-i Efkar" ise, Kemal Bey ve cenaze törenine katılanlar hakkında övücü sözlerle bahsetmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY'İN DRAMI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 21:09

Kaymakam Kemal Bey'in Vasiyetnamesi

Kemal Bey idam edilmeden önce yazmış olduğu vasiyetnamesinde "Merhum sevgili oğlum Adnan'ın medfun bulunduğu Kadıköy Kuşdili çayırındaki kabristanda yavrumun yanında gömülmemi diliyorum. Teyzem ve kardeşim Kadıköyü'nde sakindirler. Teyzemin adresi (Mühürdar caddesinde 67 numaralı hanededir) adı İsmet Hammdır. Defin masrafi teyzeme tevdi' buyurulmalıdır. Kabir taşım, hamiyetli Türk ve Müslüman kardeşlerim tarafından dikilmeli ve üstüne şöyle yazılmalıdır. "Millet ve memleket uğruna şehit olan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal'in ruhuna fatiha." Perişan zevcem Hatice'ye, yavrularım Müzehher ve Müşerrefe muavenet edilmesini, yavrularımın tahsil ve terbiyesine ihtimam buyurulmasını vatandaşlarımdan beklerim. Babam Karamürsel aşar memuru sabıkı Arif Bey de acizdir. Kardeşim Münir de kimsesizdir, bunlara da muavenet olunursa memnun olurum. Türk Milleti ebediyen yaşayacak, Müslümanlık asla zeval bulmayacaktır. Allah millet ve memlekete zeval vermesin, ferd-ler ölür, millet yaşar. İnşallah Türk milleti ebediyete kadar yaşayacaktır." (30 Mart 1335 Boğazlıyan Kaymakamı Sabıkı Kemal)

Kemal Bey Olayının Düşündürdükleri

Kemal Bey'in çok az bilinen hayatı ve yukarıya tam metnini aldığımız vasiyetnamesi, şahsiyeti hakkında yeterli bilgi vermektedir. Osmanlı terbiye ve devlet anlayışı ile yetişen Kemal Bey, katıksız bir Türk milliyetçisidir. Osmanlı terbiyesi kendisine sağlam bir devlet anlayışı ve vazife şuuru kazandırmıştır. Kemal Bey'de bu inanç o kadar sağlamdır ki, milliyetçiler tarafından hapishaneden çıkarılıp Anadolu'ya kaçırılmasına dahi razı olmaz. İdam edilmesi pahasına Devletin adaletinden ümidini kesmez. Böyle bir ahlak ve ruh disiplini ancak milliyetçi dünya görüşünü paylaşanlarda bulunabilir. Memleket ve milletin varlığı tehlikeye düştüğü zaman, milliyetçilerin hayatlarım hiçe sayarak ön saflarda çarpışmaları bir tesadüf değildir.
Milliyetçi dünya görüşü, insanları inandıkları değerler uğrunda vefakar ve cefakar yapar. Bu sebepledir ki, Kemal Bey çocuklarını, uğrunda can verdiği milletine emanet eder.

Kemal Bey'in Türk milletinden istediği ve beklediği şeyler de çok anlamlıdır:

Başucuna dikilecek bir mezar taşı ve üzerine "Millet ve memleket uğruna şehit olan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal'in ruhuna fatiha" sözünün yazılması!..

Kemal Bey'in yargılanmasında suçlu olup olmaması bir yana, mahkeme heyetinin oluşturulma şekli ve üç defa yenilenmesi Osmanlı'nın son zamanlarında adaletin ne hale geldiğini göstermesi bakımından fevkalade manidardır. Padişah'ın Şeyh-ül İslam'dan özel fetva istemesi, mahkeme heyetine dahil edilmesi, hukuk mantığında iddiadan öte bir değer taşımayan Ermeni şahitlerin söylediklerinin delil olarak kabul edilmesi, dillere destan olan Osmanlı adaletine gölge düşürmüştür. Osmanlı bidayette adalet üze bir yönetim kurduğu için altı buçuk asır yaşamıştır. İtalyan sanatçının koluna karşı Sultanın kolunun kesilmesine karar veren Beşiktaş Kadısı Hüsrevler de bu devlette adalet dağıtan kişilerden biri idi.

Osmanlı dönemi de dahil, bu memleket ve bu millet ne çekmişse hep şahsiyeti zayıf, köle ruhlu devşirmelerden ve devşirme ruhlu insanlardan çekmiştir. Kemal Bey'in yargılanması için görevlendirilen ilk iki heyet baskı ve tehditlere boyun eğmemiş, meseleyi Sadrazamla kavgaya kadar götürerek suçsuz olduğuna inandıkları Kemal Bey'i mahkum ve mağdur etmek istememişlerdir. Kürt Mustafa veya Nemrut Mustafa Paşa olarak bilinen kişinin Kemal Bey'in mahkemesine bakan heyetin sürekli değiştiğini ve değişme gerekçesini bilmemesi mümkün değildir. Bu olup bitenlerden sonra Kürt Mustafa Paşa'nın bu görevi kabul etmesinden önceki mahkeme başkanlarının kabul etmedikleri hususları peşin peşin kabul ettiği anlaşılıyor. Kürt Mustafa Paşa, bu davada fazla baskı altında kaldı ise, daha önceki mahkeme başkanları gibi istifa edebilirdi; bu yola da gitmediğine göre geriye Ermenilere yaranmak veya Ermenilerin Türklere yaptıklarını normal kabul ettiği kanaati hakim olmaktadır. Kürt Mustafa Paşa'nın Van'da, Sason'da, yörelerinde Ermenilerin Kürt halkına yaptıklarını bilmemesi mümkün değildir.

Bütün bu olup bitenlere rağmen Kürt Mustafa Paşa'nın, Kemal Bey'e hitaben:

"Kışda kıyamette, bu kadar insanı, çoluk çocuğu ile yaylalara sürerken Allah'tan hiç korkmadın mı? diye sormasını, adalet duygusuna sahip, namuslu bir insanın vicdan sesi olarak kabul etmek mümkün müdür?

Bir hükümet, devlet memurlarını, kendisinden önceki dönemlerde kanun ve emirlere uygun yaptıkları icraatlarından dolayı cezalandırmaya kalkarsa, orada devletin devamlılığından ve hukukun varlığından söz etmek mümkün değildir. Bu tür icraatlar devlet sisteminin bozulduğunu ve böyle bir devletin fazla yaşamayacağını gösterir. Nitekim Osmanlı Yönetiminin akıbeti de böyle olmuştur.

Fertler gibi, kavimlerin ve milletlerin de kendilerine has duyuş, düşünüş ve davranış şekilleri vardır. İnsan sosyal bir varlık olduğu için, ferdi şuur, kollektif şuurun bir parçası veya devamı gibidir. Bu bakımdan 1915 yılında Ermenilerin yaptıklarını "ferdi davranışlardır" veya "Ermeni komitacılarının işleridir" gibi yorumlamak, olayların mahiyetini saptırma ve geçmişi unutturma gayretkeşliğinden başka bir şey değildir. Kemal Bey'in idam edilmesi için yalancı şahitlik eden Ermeniler, Berlin'de Talat Paşa'yı ve Tiflis'te iki yaveri ile beraber Cemal Paşa'yı katlederler. Osmanlı'yı ve İttihatçıları çoktan geride bırakarak yeni bir devletle ve "Yurtta sulh, cihanda sulh" parolasını hedef ittihaz ettiğimiz halde Ermeniler, 1915 Tehcir olayını unutmamışlar ve 1974 yılından 1987 yılına kadar çeşitli devletlerde hariciyeci olarak görev yapan Cumhuriyet hükümetinin 35 temsilcisini şehit etmişlerdir. "Suyun uyuduğu, düşmanın uyumadığı" bir dünyada, yeni kurbanlar vermek istemiyorsak, Kemal Bey olayı unutulmamalı, hafızalarda her zaman canlı tutulmalıdır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Bozok Sancağı ve Çapanoğlu Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir