Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yozgat'ta Şehirleşme Ve Aşık Edebiyatı

Burada Bozok Sancağı ve Çapanoğlu Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Yozgat'ta Şehirleşme Ve Aşık Edebiyatı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 20:08

YOZGAT'TA ŞEHİRLEŞME VE AŞIK EDEBİYATI

Türkiye'de aşıklar hakkındaki genel anlayış, Fars ve Arap dil ve edebi- yatlarının etkisinde eser veren ve "divan şairi" olarak adlandırılan grubun karşısında yer alan ve kır ve köy hayatı ekseninde sade Türkçe ve hece vezni ile şiir söyleyen, saray çevresinde toplanan divan şairlerine karşın, halkın yanında yer alan, halkın sevinç, keder ve beklentilerini terennüm eden sanatçılar olduğu yönündedir. Dünyada Fransız İhtilalinin hızlandırdığı, Marksizm düşüncesinin doruğa taşıdığı, imparatorluk sonrası milli devletlerin de benimseyip kültürel temel olarak kabul ettikleri "halkçılık" ideolojisinin Türkiye'ye yansımalarından aşık edebiyatı araştırmaları da etkilendi. Bu etkilenmenin doğal sonucu olarak, aşık edebiyatı, Türk milletinin, Osmanlı seçkinciliği ve burjuvazisi karşısındaki "milli ses"i olarak kabul edildi. Bu çerçevede yapılan daha ileri yorumlarda ise, aşık edebiyatına Osmanlı karşıtlığının, ezilmiş göçerlerin, köylülerin ve sistemden dışlanmış tarikat ve cemaatlerin yarattıkları edebiyat gözüyle bakıldı. Bu bakış açısına göre, aşık edebiyatı, sade Türkçesi, kapılarını yabancı dil ve kültürlere kapalı tutması, kır ve köy hayatını anlatmasıyla divan edebiyatından tamamen ayrı, şehir hayatının ve örgün eğitim sisteminin dışında usta-çırak ilişkisi içinde gelecek kuşaklara aktarılan bir sözlü gelenek edebiyatı olarak anlaşıldı. Aşık edebiyatının bu şekilde yorumlanması, bu çerçeveye giren aşıkların veya şiirlerin ön plana çıkarılması, diğerlerinin ihmal edilerek görmezlikten gelinmesi sonucunu doğurdu. Günümüze kadar etkisini sürdüren bu yöntemin yanlışlığı üzerinde durma gereği, Osmanlı Devleti'nin 700. yılını kutlamakta olduğumuz bu günlerde daha fazla kendini hissettirmektedir.

Kaynakça
Kitap: Osmanlı Devleti ve Bozok Sancağı
Yazar: Ali Şakir Ergin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: YOZGAT'TA ŞEHİRLEŞME VE AŞIK EDEBİYATI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 20:08

Kökenlere saygı ve merak çerçevesinde başlayan halkçılık, Marksizm'in "Burjuvazi" yorumundaki genişlikle örtüşerek, "şehirde yaratılanların "kötü", "kırda/köyde yaratılanların "iyi" olduğu şeklinde son derece göreceli yargılara ulaşarak, Osmanlı'nın son dönemlerine ve Türkiye'nin günümüze kadar ulaşan kültür politikalarına etki etmiştir. Osmanlı devleti dönemindeki dil ve edebiyat aşırılıklarının eleştirisi olarak başlayan bu hareket, anlaşılabilir öze dönüş romantizminin çok ötesine taşarak, Türk kültürünün yüzyıllar içinde ulaştığı terkibin içinden maksada uygun parçaların seçilerek gerçek kültür değerleri olarak tanıtılıp yayıldığı yeni bir biçime dönüştü.

Bu düşünce etrafında gelişen "öze dönüş hareketi", sade Türkçe ve hece veznini, Osmanlı dönemindeki ağdalı Türkçe ve aruz veznine karşı doğal olarak benimsemiş, Ziya Gökalp'ın "Halka Doğru" hareketi Cumhuriyet dönemindeki kültür politikalarının temeline oturmuş, devrin anlayışına uygun olarak "halk" kavramından, şehrin nimetlerinden ve eğitim süreçlerinden daha az yararlanan ve "burjuva" olarak nitelenen şehirli kitlenin dışında kalanlar anlaşılmıştır. Osmanlı döneminde şehrin nimetlerinden ve eğitim süreçlerinden daha az yararlandığı kabul edilen aşıklar, bu çerçevede araştırıcıların ilgi odağında yer almışlardır.

Aşık edebiyatı araştırmalarının bu anlayışa göre yapılması, bu düşüncenin ispatlanması için aşık edebiyatı verimlerinin kullanılması, bilimsel açıdan aşık edebiyatının doğru araştırılıp, olduğu gibi ortaya çıkarılmasını önlemiştir. Göreceli olarak, aşıkların divan şairlerine göre daha sade bir dil kullandıkları, halk hayatına daha yakın oldukları, aruzdan ziyade hece veznini işlettikleri,büyük kültür merkezlerinden çok,köy ve kasaba çevresinde yaşadıkları kabul edilebilir. Ancak bu göreceli bakış, aşıkların "Osmanlıca" denilen, dönemlerinin ağdalı Türkçe'sini kullanmadıkları, Osmanlı şiir ikliminin benimsediği temalarda şiir yazmadıkları, şehir hayatına ve örgün eğitim kurumlarına uzak durdukları şeklinde olmamalıdır. Ne yazık ki, Cumhuriyet dönemi aşık edebiyatı araştırmaları, aşık edebiyatı araştırmalarının duayeni M. Fuad Köprülü başta olmak üzere, sağduyulu bilim adamlarının çalışmalarına ve çabalarına rağmen böyledir eğilim kazandı. Günümüzde yapılan bazı aşık edebiyatı araştırmalarının hala Osmanlı şehir hayatı ve divan edebiyatı karşıtlı-ğı temelinde yürütülmeye çalışıldığı görülmektedir.

Bu görüşün tam aksine olarak aşık edebiyatının Osmanlı şehir hayatının, zenginleşen yerel beylerin, yaygınlaşan eğitim kurumlarının çevresinde gelişip güçlendiği bugün daha yüksek sesle söylenebilmektedir. Bu görüşe paralel olarak aşıkların derece derece farklılaşan özelliklerine karşın, dil bakımından divan şairlerinden çok uzak olmadığı, hecenin yanı sıra aruzu da kullandıkları, bir çok aşığın Osmanlı klasik örgün eğitim kurumlarından olan medreselerde eğitim gördüğü bilinmektedir. Aşık edebiyatının halk arasında en yaygın türlerinden biri olan halk hikayelerinin mekan olarak köyden daha fazla şehir hayatını anlattığı, bu şehir hayatı içinde yer alan kahvehanelerin, zengin bey konaklarının ve hatta padişah saraylarının hikayelerdeki belli başlı yaşanılan yerler olduğu dikkate alınırsa, Osmanlı şehir hayatının aşık edebiyatının gelişimindeki rolü daha iyi değerlendirilebilir. Gerek aşıkların biyografileri gerekse aşıkların hayatları etrafında oluşan halk hikayelerindeki "gurbete çıkma" motifi hatırlanacak olursa, aşığın ayrıldığı mekanın genellikle aşk meclislerinin kurulduğu, sözlü sazlı sohbetlerin bulunduğu büyük kültür merkezleri olduğu görülür. Bunun yanında "gurbete çıkan aşık", sevgilisi ile arasındaki engelleri kaldırabilecek her türlü iradeyi büyük şehirlerde, bey konaklarında veya padişah saraylarında bulur. Başlık parası kazanmak için çalıştığı kahvehane "Halep", "Şam", "Basra", "Bağdat", 'Tebriz" gibi yarı sembolik mekanlar olsa da, buralar Osmanlı coğrafyasının büyük kültür merkezleridir. Dolayısıyla aşıklar, "kır hayatında" ortaya çıkan problemlerine "kır hayatı içinde" çözüm arayan kapalı bir yapının, dar bir sosyal çevrenin sanatçıları değildirler. Onların birikimleri, yaşadıkları yüzyılda mensubu bulundukları kültürün, sanatlarını icra ettikleri her türlü mekana taşınabilecek bütün verimlerinden oluşuyordu.

Öte yandan "Ozan-Baksı" sözlü geleneğinden sadece aşıklık geleneğinin doğduğunu düşünmek doğru bir tespit olmaz. Örgün eğitim kurumlarının bulunmadığı, yazıyı kültürün temeline yerleştiren büyük Türk devletlerinin kurulmadığı dönemlerde "sözlü kültür" temelinde oluşturulan bütün verimler, Ozan-Baksı edebiyat geleneğinin başlangıcına yerleştirilmekte, edebiyatımızın "yazılı kültür" dönemindeki çeşitlenmesinde, aşıklardan başka bir şair grubunun bu gelenekten hiç beslenmediği şeklinde yorumlar yapılmaktadır. Oysa dildeki sürekliliğe paralel olarak kültürde de süreklilik kaçınılmazdır ve bir kültür içinde yaratılan verimlerin bir takım tahlil çalışmaları için tasnif edilmesi, gruplandırılması, "iki ayrı kültür" varmış izlenimi verecek tarzda yorumlanmamalıdır. "Divan Edebiyatı" veya "Modern Edebiyat" yüzyılların, kültürel süreçlerin ve tercihlerin yaratıldıkları kontekstlerin gereği olarak birbirlerinden ayrı özelliklere sahiptirler. Ancak iki edebiyatın temelinde de aşık edebiyatında olduğu gibi Ozan-Baksı edebiyatı vardır. Dolayısıyle bu mantığı tersinden işlettiğimiz zaman da, Osmanlı asırlarında "baskın edebiyat modeli" olarak ortaya çıkan ve yaygın olarak "divan edebiyatı" olarak adlandırılan edebiyatın da, batılılaşma sürecinde ortaya çıkan ve yaygın adlandırmayla "Batı Etkisinde Türk Edebiyatı"nın da aşık edebiyatı üzerinde etkisi vardır. Aynı kültür coğrafyasında yaratılan bu edebiyatların birbirlerine zıt ideolojik tercihleri, ayrı mazmun veya kalıplan veya ayn anlatım ortam ve icra biçimleri olsa bile dil ve kültür temelindeki benzerliklerini de ayrıldıkları noktalarla birlikte değerlendirmek durumundayız. Kaldı ki, yukarıdan beri ifade edegeldiğimiz gibi bu üç edebiyatın dikkat çekmek istediğimiz temel özelliği bütün Osmanlı asırları boyunca ve Cumhuriyet döneminde ortak olan "şehirlerde yaratılma" özelliği üzerinde durulma-maktadır. XVII. yüzyılın güçlü aşıkları olarak hatırladığımız Aşık Ömer ve Gevheri, XVIII. yüzyılda eser veren Levni, Katibi, XIX. yüzyılın güçlü aşıkları Erzurumlu Emrah, Develili Seyrani, Bolulu Dertli, Tokatlı Nuri... ve yüzlercesi klasik Osmanlı kültür çevrelerinde, örgün eğitim kurumlarında yetişerek sanatlarını icra etmişlerdir. Ozan-Baksı geleneğinin yaylalardaki sesi Karacaoğlan, Dadaloğlu, Köroğlu gibi aşıklarda ise, yaşadıkları yüzyıllarda ulaşılan kültürel terkibin sözlü kanallarla halk hayatına süzülen kısmını görürüz. Bu aşıkların yaşadıkları sosyal çevre aşık edebiyatını "kır hayatı"nın ürünü olarak görenleri haklı çıkarsa bile, eserlerine dikkatlice bakan her araştırıcı onların da ulaşılan kültürel terkibin ayrılmaz bir parçası olduğunu görecektir. Selçuklu, Beylikler,Osmanlı ve ardından Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde Türklerin şehirlileşmesi ve örgün eğitim kurumlarını halka doğru yayılması paralelinde aşık edebiyatının da "şehirli bir ses" olarak güç kazandığı, renklendiği ve yeni yaşama alanlan bulduğu gözlemlenmelidir. Aşık edebiyatı, döneminin kültürel, politik ve sosyolojik gündeminden kopmamak, varlığını devam ettirebilmek için, "statik" olmak yerine, "değişimi izlemek" yolunu seçmiştir. Bu seçim, bilinçli bir var olma mücadelesinden çok, kültürün doğal akışı içinde yaşanması gereken bir sürecin sonucudur. Kısacası aşık edebiyatı, kaybolan folklor değerlerinin müzelik bir parçası olmak yerine, değişen kültür değerlerinin farklı bir cephesi olmayı başarmıştır. Bu sebeple artık, romantik bir yaklaşımla, aşık edebiyatına geçmişten günümüze süregelen olumlu veya olumsuz değişimlere karşı duran, kır hayatının biçimlendirdiği bir gelenek edebiyatı olarak bakmamalıyız. Aşık edebiyatı, yeni coğrafyanın ortaya çıkardığı her türlü yeniliğe öncülük etmiş, bu arada şehirleşme süreçlerinden de geçerek günümüze ulaşmıştır. Aşık edebiyatı ile diğer edebiyat biçimleri arasında elbette bir takım anlayış ve sunuş farkları vardır. Bu farklar, bu edebiyatın "şehir kültürü" içinde geliştiği ve günümüze bu dinamizm içinde ulaştığı gerçeğini değiştirmekten öte detaylarla ilgilidir.

Bu değerlendirme istikametinde, Osmanlı idare sistemi içinde "Bozok Sancağı", Cumhuriyet döneminde ise, "Yozgat İli" olarak adlandırılan bölgedeki aşıklık geleneğini inceleyecek olursak, karşımıza daha somut sonuçların çıkacağını görürüz. Yozgat ve çevresi, Osmanlı devletinin altın çağını yaşadığı on altıncı yüzyılda, konar göçerlerin çoğunlukta olduğu, birkaç kasaba dışında büyük yerleşim ve cazibe merkezlerinin bulunmadığı bir bölgedir. Yozgat ilinin bugünkü il merkezi olan Yozgat'ın ise bu yüzyılda yaklaşık yüz elli nüfuslu bir köy olduğu belgelerden anlaşılmaktadır. (Koç 1989: 105) Bu yüzyılda Yozgat yöresinde yaşayan ve günümüze hakkında bilgi ulaşan her hangi bir aşığa yaptığımız araştırmalarda rastlayamadık. Bu yüzyılda yaşadığı yolunda bazı yayınlar bulunan Yozgatlı Karacaoğlan'ın ise hayatı hakkındaki bilgiler son derece muğlak, XIX. yüzyılda yaşadığı yönündeki rivayetler daha fazladır. (Oğuz 1994:114) Hakkındaki bilgiler tartışmalı olan bu aşığın dışında Yozgat'ta bu yüzyılda başka bir isimle karşılaşmamaktayız. Yozgat, XVII. yüzyılda Mamalu aşiretinin bu bölgeye yerleştirilmesinden sonra şehirleşme açısından değişmeye başlar. Bu aşirete mensup oldukları kabul edilen Çapanoğulları, XVIII. yüzyılda Yozgat köyünü, camileri, medreseleri, tekkeleri ile gittikçe gücü azalan Osmanlı devleti içinde güçlenen ve gelişen bir şehir haline getirirler. XIX. yüzyıla gelindiğinde Yozgat,yaklaşık kırkbin nüfuzlu bayındır bir şehirdir. Nüfusu yetmiş milyona yaklaşan Türkiye içinde Yozgat'ın merkez nüfusunun günümüzde ellibin civarında olduğu dikkate alınırsa, XIX. yüzyıldaki Yozgat'ın barındırdığı nüfus yoğunluğu daha iyi anlaşılır. Buna paralel olarak, 1882 yılı Ankara Salnamesine göre Yozgat'ta kırk dokuz medrese bulunmakta ve bu medreselerde bin iki yüz seksen öğrenci öğrenim görmektedir. Cumhuriyet dönemindeki eğitim kurumları düzenlemelerine kadar zaman zaman sayıları artarak zaman zaman azalarak öğretime devam eden Demirli Medrese, Nazırzade Medresesi, Şevki Medresesi, Kayyımzade Medresesi, Nefeslizade Medresesi, Alacalıoğlu Medresesi, Başçavuş Medresesi, Sağır Mustafa Ağa Medresesi, Köse Yusuflu Medresesi, Osman Paşa Tekkesi Medresesi, Seyityar Medresesi, Köhne Medresesi, Katlıca Medresesi, Çandır Medresesi, Kozan Medresesi, Rumdiken Medresesi, Hüseyin Efendi Medresesi, Kale Medresesi, Hüsbey Medresesi, Çöteli Medresesi gibi medreseler sayesinde Yozgat'ın kültürel çehresi değişirken, bu kurumların çevresinde yetişen aşıklarla da sık sık karşılaşmaya başlıyoruz.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: YOZGAT'TA ŞEHİRLEŞME VE AŞIK EDEBİYATI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 20:08

Osmanlı dönemindeki şehirleşmenin bir diğer etkin gücü olan tekke, zaviye, dergah gibi tarikatler temelindeki kurumlaşmalar, Yozgat'taki şehirleşmeye paralel olarak çoğalmaya başlamıştır. Bu kurumlarda dini hayatın sanatla yoğrulmuş yeni bir yorumu karşımıza çıkmaktadır. "Ezgili Şiir" temelindeki bu sanat anlayışı, esasen öteden beri aşıkları etrafında toplamaktaydı. Bu sürecin Yozgat'ta da yaşanması doğal bir sonuçtur. Nitekim, XVIII. ve XIX. yüzyıllardaki Yozgat'a bakıldığında Nakşi, Halveti, Kadiri, Bektaşi gibi tarikatlerin kurumlaştığını, tekke ve zaviyeler açtıklarını, buralara aşıkların devam ettiğini, buralarda bazı aşıkların yetiştiğini görüyoruz. Yunus Emre menkabelerinin izinden giderek, "gönül eri" olmak için bir "mürşide bağlanma" o mürşidin sayesinde dili çözülme anlatmalarının yoğun biçimde etkilediği aşıklık geleneğinin izlerinin şehirleşen Yozgat yöresinde de görülmesi beklenmesi gereken bir sonuçtur. Yozgat'taki medrese ve tekke eksenindeki bu gelişmeye paralel olarak, Yozgat'ta aşıklık geleneğinin canlandığını görüyoruz. Çoğu cönk ve mecmua adı verilen şiir defterlerinin sayfaları arasında kaybolup giden, bir bölümü araştırıcılar tarafından gün ışığına çıkanları Yozgatlı aşıkların yaşadıkları yüzyıllara bakıldığında şaşırtıcı bir şekilde XVIII., XIX. ve XX. yüzyıllarla karşılaşmaktayız. Yozgatlı aşıkların yaşadıkları ve Yozgat'ta şehirleşmenin gerçekleştiği yüzyılların çakışmasının izah edilmesi gerekir. Bu yüzyıllarda yaşayan aşıkların hayat hikayelerine baktığımız zaman büyük bölümünün devirlerinin örgün eğitim kurumlan olan medreselerde tahsil gördükleri, bu medreselerde tahsil gören usta/üstadlarının yanında yetiştikleri veya bir tekkenin müdavimi oldukları gerçeği ile karşılaşıyoruz. (Oğuz 1994).

Yüzyılımızda ise, "milli edebiyat" düşüncesi doğrultusunda aşık edebiyatının devletçe özendirilmesi, korunması, Aşık Veysel gibi temsilcilerinin başarılı birer örnek teşkil etmesi gibi etkenler, bu edebiyata Türkiye genelinde yeni bir ivme kazandırmıştır. Cumhuriyet Türkiye'sinin Osmanlı dönemine göre, daha hızlı bir şehirleşme sürecinde olduğu, örgün eğitim kurumlarının daha yaygın hale geldiği, okur yazar oranının oldukça arttığı gözlenen gerçeklerdir. Aşık edebiyatının "kır hayatının ürünü olduğu" şeklindeki tezlere göre, Cumhuriyet döneminde aşık edebiyatında XIX. yüzyıla göre bir gerilemenin olması gerekirdi. (Hemen belirtmeliyiz ki burada sözünü ettiğimiz gerileme nitelikle ilgili değildir.) Bu çer-Yozgat'taki aşıklık geleneğine baktığımızda bu geleneğin temsilcilerinin çoğunun örgün eğitim kurumlarından mezun olduklarını ve şehir çevresinde eser verdiklerini görüyoruz. Bunlar içerisinde ise lise veya yüksekokul bitirenlerin sayılarının hiç de az olmadığı dikkat çekmektedir. (Oğuz 1994: 193-198)

"Yozgat'ta Halk Şairliğinin Dünü ve Bugünü" adlı çalışmamızda şiirlerine ve biyografilerine yer verdiğimiz belli başlı simalan burada isimleştirecek olursak, Akif Paşa (1787-1845), Demli (1887-1964), Deruni (XIX. yüzyıl sonu - 1946), Fenni (1850-1918), Gamlı (1883-1934), Hicabi (XIX. yüzyıl), Himmeti (XIX. yüzyıl), Hüzni (1879-1936), İfşai (1845/18461910/1911), Mehmet Nuri (1863-1922), Nazi (1869-1902), Necip (XIX. yüzyıl), Seyri (18527-1917?), Terki (1771-1897), Zari (1852-1941), Zemini (1838-1908) gibi şairlerin XVIII., XIX. ve XX. yüzyıllarda medrese ve tekke çevresinde, Öztürk Erkılıç, Coşkun Gönüllü, Bayram Erdoğan, Durmuş Göç, Celal Oğuz, Selahattin Bölük, Feyyaz Bekdur, Abdullah Erol, Bayram Durbilmez, Yusuf Han, Gültekin Karabulut, Kasım Kazancıklıoğlu, Bahri Koçoğlu, Osman Parlak, Abdülkadir Sezgin (Hüraşık) gibi aşıkların ise Cumhuriyet dönemi örgün eğitim kurumlarında yetiştiklerini görüyoruz. Aşıklık geleneği açısından Yozgat'ın belli başlı simalarının önemli bir bölümünü meydana getiren bu isimlerin tamamı şehir çevresinde birikim sağlamışlar ve eser vermişlerdir.
Sonuç olarak, aşık edebiyatının gelişmesi açısından şehirleşmenin olumlu bir kültür ortamı olarak karşımıza çıktığını söylemeliyiz. Bugüne kadar aşık edebiyatı ile şehir hayatı arasında kurulan zıtlık temelindeki ilişkinin tam tersine olarak işletilmesi ve bu doğrultuda çalışmalar yapılması gerektiğini, sanırım bu değerlendirme bir kez daha ortaya koymuştur. Yozgat, yetiştirdiği aşıkların büyük bölümünün yörenin şehirleşmesinden sonra ortaya çıkmasıyla, kökü "Ozan-Baksı" edebiyatına dayansa da, aşık edebiyatının yaratıldığı kontekst itibariyle Osmanlı döneminde şehirli bir edebiyat özelliğine kavuştuğu ve bu özelliğin Cumhuriyet döneminde de sürdüğü görüşümüzü ispat etmek açısından iyi bir model oluşturmaktadır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Bozok Sancağı ve Çapanoğlu Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir