Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dulkadirli'den Osmanlı'ya Bozok

Burada Bozok Sancağı ve Çapanoğlu Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Dulkadirli'den Osmanlı'ya Bozok

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 20:02

DULKADİRLİ'DEN OSMANLI'YA BOZOK

71 Malazgirt Savaşı'ndan sonra kitleler halinde Anadolu'ya gelen Türkler kısa zamanda Anadolu'nun Türkleşmesi sürecini başlatmışlardır. Kendi bey ve idarecilerinin yönetiminde ilerleyen bu kitleler kısmen şehirlere ve yerli halktan boşalan yerlere ve daha çok da tamamen ıssız arazilerden hayat tarzlarına uygun buldukları bölgelere gelmişlerdir. Yine bu kitlelerden önemli bir kısmı da konar-göçer hayatlarını devam ettirmek üzere uygun yaylak ve kışlakları yurt edinmişlerdir. Bu çerçevede sonradan adına Bozok Sancağı denecek olan bölgenin içerisinde bulunduğu Danişmendiye sahasına da bir takım boyların ya da oymakların geldiğini, bunlardan bir kısmının köylere yerleşirken önemli bir kısmının da yöredeki yaylak ve kışlaklarda konar-göçer hayatlarını devam ettirdiklerini görüyoruz. Ancak bu ilk grupların nerelerde ve ne şekilde bulundukları konusunda kesin bilgilere sahip değiliz.

Kaynakça
Kitap: Osmanlı Devleti ve Bozok Sancağı
Yazar: Ali Şakir Ergin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DULKADİRLİ'DEN OSMANLI'YA BOZOK

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 20:02

Siyasi yapıya gelince, 1075 yılında Süleyman Şah İznik'i ele geçirip Anadolu Selçuklu Devleti'nin temellerini atarken Melik Danişmend Gazi de yine Süleyman Şah güdümünde Sivas, Amasya, Tokat, Niksar, Çorum ve Kayseri bölgelerinin dahil olduğu geniş bir sahada Danişmendiye Devleti'ni kurmakla meşgul idi. Ancak Danişmendli Devleti'nin iç çekişmeler yüzünden zayıflayarak 1143'te Kayseri, Malatya ve Sivas merkezli olmak üzere üçe taksim edilmesinden sonra bölge II. Kılıç Arslan'ın 1175 yılında diğer Danişmendli topraklarıyla birlikte Kayseri'yi de almasıyla birlikte Selçuklu hakimiyetine girmiş oldu.

Selçuklu hakimiyeti esnasında Bozok bölgesi muhtelif yörelerine göre civardaki büyük idari ve sosyal taksimatı içerisinde yer aldı. Eski Daniş-mendli Devleti'ne izafeten bölgeye de Selçuklular zamanında Danişmendiye Vilayeti denilmiştir. Vilayetin genelinde nüfus, şehirlerde ve köylerde az miktarda gayri müslimler ile daha çok Müslüman Türk unsurdan oluşmaktaydı. Danişmendiye sahasında hakim olan hayat tarzı genelde "yerleşik" karakterli olmakla beraber göçebe ve konar-göçer unsurlar da yoğun bir şekilde varlık göstermekteydi. Bozok bölgesinin yayla özelliği göstermesi, yörenin daha çok konar-göçer boy ve aşiretler tarafından tercih edilmesine sebep olmuştu. Bu yüzden yörede Selçuklu dönemine ait çok az sayıda kalıntıya tesadüf olunmaktadır.

Anadolu Selçuklu Devleti'nin siyasi hayatı 1243 Kösedağ yenilgisinden sonra artık Moğol hükümdarlığının iradesine tabi olmaya başlamıştı. Moğol tabiyeti 1278 yılına kadar devam etmiş, bu tarihten itibaren de Anadolu doğrudan Moğol valileri tarafından yönetilmeye başlamıştı. Moğolların, Anadolu'da idareyi kendi ellerinde tutabilmeleri ve güvenliği kendi menfaatleri doğrultusunda sağlayabilmeleri için asker bulundurmaları gerekiyordu. Bu amaçla gönderilen askeri birlikler aile ve sürüleriyle birlikte Orta Anadolu Bölgesi'nin bilhassa Sivas, Kırşehir, Kayseri ve özellikle sonraki Bozok yörelerine taksim edilmişti. Böylece yörenin etnik ve kültürel dokusuna Moğol unsuru da girmiş oluyordu. Bu durumda, XV. yüzyılın başlarına kadar Danişmendiye sahasının içtimai bünyesini teşkil eden unsurlar, Türk ve Moğol konar-göçerler, köylerde yaşayan çiftçi, halk, şehir ve kasabalarda oturan, bir kısmı bağ-bahçe ekimiyle, bir kısmı çeşitli vakıf gelirleriyle, diğer bir kısmı da ticaret ve zanaatla uğraşarak geçimlerini temin edenler ve bunları idare eden ve koruyan belirli bir idareci ve askeri tabakadan ibaretti.9 Bölgede az miktarlarda olmak üzere Ermeni ve Rum halk da mevcuttu.

Bu dönemde Bozok bölgesinin sosyal, kültürel ve siyasal yapısına tesir eden, iskan ve nüfusu etkileyen iki merkezden birisi daha çok siyasi ve askeri yönlü olan Müşalim Kalesi (Karahisar-ı Behramşah), diğeri de sosyal ve kültürel yönüyle önem arz eden Emirci Sultan Zaviyesi şimdiki adıyla Osman Paşa tekkesidir.

Beylikler Döneminde Bozok Yöresi

Anadolu'da Moğol valilerinin sonuncusu olan Demirtaş'ın Mısır'a iltica etmesi üzerine yerine Aekil bıraktığı Kayınbiraderi ve bir Uygur Türkü olan Eretna, 1344 yılında durumu uygun görerek Danişmendiye Vilayeti sahasında kendi adıyla anılan Kayseri merkezli bir devlet kurmuştu. Eretna Beyi Ali Bey'in de 1380 yılında ölümü üzerine küçük yaştaki oğlu Mehmed Bey'i bertaraf ederek bölgenin idaresini eline geçiren Kadı Burhaneddin Ahmed kendi adıyla anılan devletini kurmuştu. Kadı Burhaneddin'in 1398 yılında ölümünden sonra yerine geçen ve henüz küçük yaşta olan oğlu zamanında baş gösteren Timur tehlikesi karşısında Sivas halkının da desteği ile zaten o zamana kadar Amasya bölgesine kadar hakimiyetini genişletmiş olan Osmanlı Sultam Yıldırım Bayezid tarafından bölge ilk defa ve geçici olarak Osmanlı topraklarına katılmış oldu.

Bölgedeki Moğol ve Türk teşekkülleri de zamanın siyasi çekişmelerinde kendileri için uygun olan tarafta yer alarak askeri güç bakımından varlıklarını zaman zaman hissettirmişlerdi. Bir kısmı yerleşerek köyleri meydana getiren bu gruplar genelde yaylak ve kışlak arasında mevsime göre hareket halinde, nisbeten müreffeh bir hayat tartına sahiptiler. Moğol gruplarının bölgedeki kültürel yapının bir gereği olarak mütemadiyen Türkleştiklerini söylemek mümkündür. XIV. yüzyılın sonlarından itibaren artık kendilerine Tatarlar veya Kara Tatarlar da denilen bu grupların çoğu aynı yüzyılda Anadolu'da meydana gelen siyasi gelişmeler neticesinde Osmanlı üst hakimiyetini tanımaya da başlamışlardı. Moğolların içtimai ve siyasi yapıları gereği Türklerde olduğu gibi "sağ" ve "sol" olmak üzere ikiye ayrılarak teşkilatlandıkları bilinmektedir. Sağ kolu BarWgarlar, sol kolu da Ça'ungarla oluşturmaktaydı. Bozok bölgesini yurt tutan Moğol grupları daha çok Ça'ungarlara mensuptu. Ça'ungarların bakiyyelerine 1574/75 tarihli Bozok Tahrir Defterlerinde ve Yörükan-ı Sivas defterinde Çungar olarak sıkça tesadüf olunmaktadır.

Timur ile Yıldırım Bayezid arasında 1402'de vuku bulan Ankara Savaşı sırasında Timur tarafına geçen ve belki de savaşın kaderini değiştirdiği öne sürülen bu Tatarların Anadolu'daki müreffeh durumları fazla uzun sürmedi. Timur Türkistan'a dönerken, bir rivayete göre Yıldırım Bayezid'in isteğine uyarak bu Moğolları da götürme kararı aldı. Gitmek istemedikleri anlaşılan Moğollar zorla götürülmeye çalışıldı. Hatta bazıları İran'a vardıktan sonra da kaçmaya çalışmış fakat şiddetle cezalandırılmışlardı. Anadolu'dan hareketleri esnasında ve yolda Timur'un elinden kurtulabilenler geri eski yerlerine dönebilmişlerdi.

Timur'un götürdüğü Moğollardan boşalan yerlere ve bu arada Bozok bölgesine eskiden beri Sivas'ın güneyinde ve Kayseri'nin doğusunda (bilhassa Uzun Yayla'da) yaşayan Boz-oklara mensup Dulkadirli Türkmenlerinin geldiğini ve buraları yurt edindiklerini görüyoruz. Oğuz Eli'ni meydana getiren 24 boydan on ikisinin umumi adı olan Bozok'a tabi bu oymaklar uzun süre kendi boy ve aşiret adlarıyla anılagelmişlerdir. Bu gruplar daha çok konar-göçer olduklarından aynı hayat tarzını yeni geldikleri bu bölgede de uzun süre devam ettirmişlerdir. Yöreye gelen kabile ve cemaatlerin umumi adı olan "Bozok" da zamanla yerleştikleri bu geniş bölgenin adı olmuş ve yayla karakterindeki bu alan Bozok yaylası diye anılmaya başlamıştır.27 Sancağın adı da aynı tarihi gelişim neticesinde ortaya çıkmıştır.

Bölgeye gelen bu Türkmen kabilelerinin daha önceki yıllarda Elbistan-Maraş havalisinde kendi idarelerinde kurdukları Dulkadirlilere mensup olmaları dolayısıyla Bozok yöresi de bu beyliğin nüfuz dairesine girmiştir. Dulkadirli Beyliği, Osmanlı ve Memluk devletleri arasında tampon bölgede yer olması sebebiyle her iki devletin nüfus mücadelelerine ve siyasi çekişmelerine sahne olmuştur. Her iki devletin de beyliğin iç işlerine müdahale ederek kendilerine yakın beylerin başa geçmesi yolunda çaba sarfettikleri görülmüştür. Bu yüzden beylik bazen Osmanlı, bazen de Memluk hakimiyetini tanımak durumunda kalmıştır. Dulkadirli beylerinden Osmanlı himayesinde olan Şehsuvar Bey (1466-1472) ve yine Osmanlılar tarafından beyliğe getirilen Alaüddevle Bey'ler (1480-1515) zamanında Bozok ve yöresinde bir takım sosyal ve kültürel hizmetlerin götürüldüğü, yaptırılan cami, zaviye, köprü ve türbeler ve bunlar için tesis edilen vakıflarla bölgede bir takım imar faaliyetlerine girişildiği görülmekdedir. Bozok ve Kırşehir bölgelerinin idaresine tayin edilen Şahruh Bey Bozok'ta bir çok camii, tekke ve türbe yaptırmıştır. Tahrir defterlerinde bu müesseselere ait bir çok vakıf köyü ve kışlağı vardır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DULKADİRLİ'DEN OSMANLI'YA BOZOK

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 20:03

Dulkadirli Beyliği ve dolayısıyla Bozok'un Osmanlı hakimiyetine doğrudan geçmesi yani bölgenin Osmanlı topraklarına fiilen katılması 1520 sonrasına rastlamaktadır. Son Dulkadirli beylerinden Alaüddevle ve Şehsuvaroğlu Ali Bey'ler, siyasi entrikalar ve Osmanlı'nın yerel beyleri elimine etme politikası çerçevesinde katledilmelerinden sonra bütün Dulkadirli topraklarıyla beraber Bozok da 1522 yılında fiilen Osmanlı hakimiyetine girmiş oldu.

Osmanlı İdaresinde Bozok

Osmanlı idari sistemine dahil edildikten sonra "sancak" statüsü kazanan Bozok'un önce kısa bir süre için eskiden dahil olduğu Dulkadirli Beyliği'nin yeni statüsü olan "Zülkadriye Vilayeti"ne bağlı yönetildiği, sonra da Rum (Sivas) Vilayeti'ne bağlandığı anlaşılmaktadır. Esasen bir sancağın komşu beylerbeyliklerden birisine bağlı olması veya ondan geçici ya da daimi olarak ayrılması vaziyetin icabına göre değişmekteydi. Bozok bölgesinin Selçuklular zamanında Sivas-Kayseri merkezli Danişmendiye sahasında yer aldığı hatırlanırsa coğrafi bakımdan da yakın olan Rum (Sivas) Beylerbeyliğine bağlanması işleminin gayet tabii olduğu anlaşılır.

Osmanlıların ilk fethettikleri yerleri idari teşkilatlarına dahil ederlerken öncelikle bölgenin tahririni yani arazi ve vergiye tabi erkek nüfusunun tesbitini yaptıkları bilinmektedir. Bozok Sancağı'nda da ilhaktan hemen sonra bir tahrir yapılmıştır. Bölge ancak bu tahrirden sonra yeni idari taksimat ve statü ile yönetilmeye başlamış olmalıdır. Bilindiği gibi Osmanlılar idarelerine yeni dahil ettikleri topraklarda hakimiyeti tedrici olarak gerçekleştirmekteydiler. İlk önceleri devraldıkları sosyal yapı, ekonomik özellikleri de dikkate alarak eski kanun, adet ve uygulamaları bir süre daha devam ettiriyorlardı. Zamanla klasik Osmanlı kanun ve uygulamaları eskilerin yerini alıyordu. Bozok Sancağı'nda da Dulkadirliler zamanında cari olan ve Klasik Osmanlı sistemiyle uyuşmayan bir takım uygulamalar bütün Dulkadirli bölgesinde olduğu gibi "bid'at" sayılarak kaldırılmıştı. Bunların yerine bölgesel özellikleri de dikkate alarak klasik Osmanlı anlayışı getirilmiş, toprak düzeni, toprağın ve onunla meşgul olanların konumu ve merkezi yönetimle olan ilişkilerin çerçevesi yeniden organize edilmiştir.

Osmanlı idari yapısı içerisinde sancağın XVI. yüzyılın ikinci yarısından yani 1550'lerden itibaren iki kaza ünitesine ayrıldığını görüyoruz. Bunlardan Bozok merkez kazası altı, Akdağ kazası da yeni nahiyeyi ihtiva etmekteydi.

Kaza ve nahiyelerin idari adli yapısına gelince, aslında kuruluş devirlerinden itibaren padişahlar bir bölgeye yürütme görevini ifa için askeri-idari yetkilerle mücehhez olarak bir "bey" (Sancakbeyi, Beylerbeyi) ile yargı, denetim ve şeri ve örfi hukukun temsilcisi statüsünde doğrudan sultana karşı sorumlu olacak bir "kadı" olmak üzere iki yönetici göndermekteydiler. Kadı sivil idarenin esasını teşkil eden ve kaza adı verilen idari bir bölgenin amiri statüsündedir.

Kaza ünitesi çoğunlukla merkezi nitelikli bir kasaba veya şehir ile civarında ona bağlı bir çok nahiye birimlerini ve bağlı köy ile diğer geçici iskan mahallerini ihtiva etmektedir. Ancak Bozok Sancağı bu genel durumdan oldukça farklı bir yapıdadır. Sancaktaki her iki kaza ünitesinin de kasaba ya da şehir niteliğinde belirli bir merkezi yoktur. Diğer bir ifadeyle sancaktaki kaza üniteleri coğrafi olarak bir arada bulunan köyler kümesinden oluşmaktadır. Bu durumu XVII. yüzyılın ilk yarısında Evliya Çelebi "sancağın ma'mur şehri yoktur" ifadesiyle teyit etmektedir. Bugünkü vilayet merkezi olan Yozgat XVI. yüzyılın sonlarında küçük bir köy olup Alpagut Bey'in nökerleri tarafından iskan olunmuş vaziyettedir.

Yozgat'ın şehir olarak gelişmesi ancak XVIII. yüzyılın ikinci yarısında (1850'lerden sonra) Çapanoğulları'nın bu köy ve civarına yerleşmelerinden sonra mümkün olmuştur. XVI. yüzyıldaki kazalar ise yine şehir veya kasaba özelliğinde herhangi bir merkezi bulunmayan, coğrafi yapıya göre birarada kümelenen köylerin oluşturduğu nahiyelere ayrılmaktadır. Kazai işleri yürüten kadı'nın da yine merkezi nitelikli bir köyde ikamet ettiğini görüyoruz. "Kadı-i liva-i Bozok" olan Mevlana Hacı Mustafa, merkez kaza bünyesinde yer alan Baltı nahiyesinin Karakuşçu köyünde ikamet etmekte ve görevini burada yürütmektedir. Diğer kaza olan Akdağ'ın Kadı'sının bulunup bulunmadığı, varsa nerede ikamet ettiği 1575 tarihli defterlerden anlaşılamamaktadır. Esasen yukarıda adı geçen kadı'nın "kadı-i liva-i Bozok" ibaresiyle tanımlanması sancak genelinde sadece bir kadı'nın görev yaptığını akla getirmektedir. Eğer durum böyle ise sancakta başka bir kadı'nın bulunmamasının sebebini bölgenin yoğun olan "kabile ve cemaat" yapısında aramak gerekir. Zira bu gibi kabile ve cemaat bağlarının sıkı olduğu teşekküllerde ortaya çıkan bir takım adli sorunların yine kabile ve cemaat ileri gelenleri tarafından halledilmesi geleneği vardır. Kabile ve cemaat teşekkülleri aralarında çıkan sorunları merkezi yönetimin temsilcisi olan kadıya götürmek yerine cemaat önde gelenlerinin oluşturduğu heyete veya doğrudan kabile beyine götürmeyi tercih edeceklerdir. Akılda tutulması gereken diğer bir nokta da tıpkı Ankara Yörüklerinde olduğu gibi bazı büyük konar-göçer teşekküllere ayrı ve müstakil kadılar tayin edilerek bu birimlerin birer kaza ünitesi haline getirilmesidir. Bu sebeple Bozok Sancağı'ndaki kabile ve cemaatlere de "Yörükan-ı Sivas" defterinde kayıtlı bulunan kalabalık konar-göçer kitleleriyle birlikte ayrı bir kadı tayin edilmiş de olabilir. Ancak bu durum TD 30,31 ve 16'dan tesbit edilememiştir.
Bozok Sancağı'nın merkez ve Akdağ kazalarına bağlı nahiyeler ve buraların bugünkü yaklaşık sınırları ile kendilerine bağlı köylerin sayısı ve mühim köyleri şu şekildedir.

1. Baltı Nahiyesi:

Yaklaşık olarak şimdiki il merkezi olan Yozgat ve çevresinde yer alan köylerden oluşan bir nahiyedir. Nahiye içerisinde yer alan Baltısaray, Derekuşcu, Başınayayla, Aşağı Elmahacılı, Yukan Elma-hacılı, İğdekışla, Kızıltepe, Panbucak, Topaç, Sarıhacılı ve Yozgat belli başlı köylerdir. Toplam 56 köyden müteşekkildir.

2. Karadere Nahiyesi:

Bugünkü Yerköy ve şefaatli kazaları arasında yer alan Karanlıkdere bölgesi ve Şefaatli'nin güneyinden gelen Karasu civarında bulunan köylerden oluşan bir nahiyedir. Köçekli, Aşağı ve Yukarı Çurçurlu, Karakaya, Kösemustafalu, Karafakihlü, Karakaya, Odullu, Yabanlu belli başlı köylerdir. Toplam 49 köyden müteşekkildir.

3. Kanak-ı Zir Nahiyesi:

Nahiyeyi oluşturan köyler şimdiki Sarıkaya ilçesinin güney-batısında bulunan Kadılı köyünden güney-batıya doğru çeşitli kollarla ilerleyen Kanak suyunun civarında bulunmaktadır. Nahiyenin sınırlan Şefaatli'nin doğu ve kuzeyine kadar ulaşmış olmalıdır. köyden oluşan nahiyenin belli başlı köyleri Aşıklu, Dülgenviran, Güllüce, Höke-i Büzürk, Kerpiççik, Köseli, Poyrazlu, Duralipınan, Köprüağzı'dır.

4. Sorkun Nahiyesi:

Hemen hemen bugünkü Sorgun ilçesi civarında yer alan nahiye 11 köyden oluşmaktadır. Kemhalu, Alibardede, Bağçecik, Erkeçpınarı belli başlı köyleridir.

5. Delüceözü Nahiyesi:

Bugünkü Yerköy ilçesinin batısında yer alan toplam 12 köyden oluşmaktadır. Yağluca, Çaykışla, Göçerihacılu, İsraillü, Sadırlu belirgin köyleridir.

6. Süleymanlu Nahiyesi:

Yerköy'e bağlı Salmanlı nahiyesi civarında ve kuzeyindeki 27 köyden oluşmaktadır. Dambasan, Derecik, Köseoğlu, İvazhacılu, Karahamza nahiyenin belli başlı köyleridir.

7. Kanak-Bala Nahiyesi:

Sarıkaya ilçesinin kuzeyinden başlayarak doğusundan dolanıp Şefaatli'ye ulaşan diğer bir Kanak suyunun civarındaki köylerden oluşan bir nahiyedir. Toplam 60 köyden müteşekkil nahiyenin belli başlı köyleri, Arpalık, Baraklu, Burunkışla, Dereyağsm, Hozman, İnkışla, Sığırkuyruğukavağı, Uryanabdal, Yahyasaray'dır.

8. Aliki Nahiyesi:

Bu nahiye takriben Hasbek ile Karamağra, Belek, Hankavağı köyleri arasında bulunan bölgedir. Belli başlı köyleri Ağcadam, Hasbet, Kuyucakağıl, Ozan, Yunakabdalkışlası, Güzelaliki olan nahiye toplam 22 köyden müteşekkildir.

9. Akdağ Nahiyesi:

Bugünkü Çayıralan ilçesi civarındaki toplam 63 köyden oluşmaktadır. Belli başlı köyleri, Ağcakışla, Anbarlu, Çayırşeyhi (şimdiki Çayıralan), Çandır, Çamurlu, Kızılcam, Rumdeğin (şimdiki Felahiye), Torluhan, Üyükkışla'dır.

10. Boğazlıyan Nahiyesi:

Şimdiki Boğazlıyan ilçesi ve civarında bulunan toplam 90 köyden müteşekkil bir nahiyedir. Babayağmur, Pınarbaşı, Boğazlıyan, Mescidlüeynel, Karakoç, Paşahacılu, Sırçalu, Pöhrenklü, Yoğunisa en belirgin köyleridir.

11. Emlak Nahiyesi:

Akdağ ve Aliki nahiyelerinin doğusunda Kızılırmak sağ kıyısında bulunan 62 köyden müteşekkildir. Ağcaşehir, Alınpınarı, Bağcecik, Çepni, Pınarbaşı, Saruabdal, Tekmen, Viranşehir ve Yenice belli başlı köyleridir.

12. Gedük Nahiyesi:

Sivas-Kayseri arasında bulunan Şarkışla ve civarındaki 83 köyden müteşekkil bir nahiyedir. Alaeddinhan, Çayırşeyhi, Delüsultan, Düğünüyüğü, Göçmen, Küçük, Şehirkışla (Şarkışla), Kızılca-kışla, Yüregir belli başlı köyleridir.

13. Çubuk Nahiyesi:

Şimdiki Gemerek ilçesi ve civarında bulunan 49 köyden oluşan bir nahiyedir. Çağışdan, Gemerek, Gökfatma, Hançubuk, Karkın, Sarıoğlan, Yassıkışla da belirgin köyleri arasında yer alır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DULKADİRLİ'DEN OSMANLI'YA BOZOK

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 20:03

Etnik ve Kültürel Yapı

XVI. yüzyılda Bozok Sancağı'nın etnik yapısı Bozoklu Türkmen gruplar ile az miktarda olmak üzere Moğol bakiyyesi Çungar/Tatar ve gayrimüslim halktan oluşmaktadır. Bozoklu Türkmen kabile ve cemaatler bölgeye XV. yüzyılın ikinci yarısına doğru gelmişler ve yörenin hakim kültürünü oluşturmuşlardır.
Her şeyden önce bu Türkmen gruplarında kuvvetli bir kabile ve cemaat ruhu hakimdi. Bunu, tahrir defterlerinde yer alan ve genellikle kendi ifadeleriyle kaydedildiği için önem arz eden hangi kabile ve cemaatten olduklarına dair bilgilerden anlıyoruz. Aralarındaki ortak düşünce ve hayat tarzından başka kan bağıyla da birbirlerine bağlıydılar. Kabilelerin bu dokusu yüzünden aralarında sıkı bir sosyal, kültürel ve siyasal dayanışma mevcuttu. Bu durum özellikle yöre halkının merkezi yönetimlerle olan ilişkisinde kendisini daha belirin hale getirmekteydi.

Nüfus ve etnik yönden çoğunluğu oluşturan bu Türkmen kabile ve cemaatlerinin dini inanç ve yaşayışlarına gelince, bilindiği gibi daha başından beri Anadolu'ya gelen Türkler arasında İslam diniyle ilgili birtakım farklı inanç ve yaşayış şekilleri mevcuttu. İslamiyet'in sünni inançlarına bağlı yerleşik kesimin yanısıra, İslam öncesi inançlar ve Şamanist geleneklerin İslami bir cila altında karışımından meydana gelen gayri Sünni inançlara sahip konar-göçer ve göçebe gruplar da epeyce vardı. Bu tür gayri sünni inançlara sahip konar göçerler toprağa yerleştikten sonra da aynı inançlarını devam ettiriyorlardı. Hem bu gayri sünni inançlara sahip gruplarda hem de sünni inanç sahibi kesimlerin kültürlerine zamanla Anadolu'nun yerli bir takım akide ve gelenekleri de karışmaktaydı. Konar-göçerlerle köylerde yaşayan halkın dini inanç, düşünce ve yaşayışlarında, bazen oradan oraya gezen, bazen gayri müslim köy kenarlarına yerleşerek onlara kendi inançlarını yayan, bazen de tamamen ıssız yerlere yerleşerek buraları şenlendiren kendilerine mahsus İslam anlayışları bulunan ve bunu telkin eden şeyh, derviş abdal ve babalar oldukça etkiliydiler. Bu kişilerin yaşadıkları tekke ve zaviyeler bölgenin birer kültür merkezi halinde işlev görmekteydi. Anadolu'nun manevi dokusu gerek Selçuklular gerekse beylikler zamanında dışarıdan gelen bu abdallar tarafından telkin edilen bir İslam anlayışıyla beraber yine çok sayıdaki şeyh ve dervişlerin oluşturduğu tarikatlar ağı tarafından işlenmekteydi. Bu dokunun şehir kanadı ise daha çok resmi nitelikte ve genellikle medresenin etkisi altında yetişen ulema, fakih ve danişmendlerin tesiri altındaydı.

Bozok Sancağı'nda dini düşüncenin her iki kanadına da mensup kimselerin varlığını yine tahrir defterlerinden öğreniyoruz. Gayri sünni akidelerin bölgedeki temsilciliğini Kalenderilik ve Bektaşilik'in yaptığı anlaşılmaktadır. Bölge yakınında bulunan ve Tarikatın merkezi sayılan Hacı Bektaş Tekkesi ile aynı çizgide faaliyet gösteren Emirci Sultan Zaviyesi XIII. yüzyılın sonlarından beri önemlerini korumaktaydılar. Bunlara Sancak topraklarında XVI. yüzyıl boyunca faaliyette olduklarını gördüğümüz bazı Kalenderi zaviyelerini de eklemek mümkündür. Mesela Batı nahiyesinin Yusuf Abdal köyünde Yusuf Abdal Zaviyesi, Akdağ nahiyesinde Kılınç Abdal, Boğazlıyan nahiyesinin Belpınar köyünde Yolkulu zaviyesi, Emlak'a tabi Almpınarı köyündeki Can Abdal zaviyesi muhtemelen aynı çizgide yani gayri sünni nitelikli zaviyelerdir. Bu tekke ve zaveyelerden başka yine defterlerde "hizmetkaran-ı Hacı Bektaş" başlığı altında bir çok kimse kayıtldır. Kısaca söylemek gerekirse kökleri XII. yüzyıl Ahmet Yesevi ekolüne dayanan kısmen İslam öncesi birtakım Uzak Doğu dinleri ve Şamanizm kalıntıları taşıyan ve sonradan da şiilikle beslendikten başka Anadolu'nun yerli inanç ve kültlerini sinesine alabilen kendilerine has "İslam" fikirleriyle bu şeyh, derviş, abdal ve babalar, Kalenderilik ve Bektaşilik potasında birleşerek, yaşadıkları konar-göçer hayatın da tesiriyle Sünni inancına uzak kalmış bir takım halkın manevi yapısında mühim bir yer tutuyorlardı.

Kültürel ve dini yapıya tesir eden müesseseler sadece tekke ve zaviyelerden ibaret değildir. Sancakta 1575 yılı kayıtlarına göre cuma namazı kılınabilen, hatip ve imamı bulunan en az 12 cami mevcuttur. Yine Çandır'da kayıtlı bir müderris, Baltı ve Gedük nahiyelerinde birer "müte-kaid ehl-i ilm" nitelikli şahıslar vardır.

Sancaktaki gayri müslimlere gelince toplam 8 köyden 3'ü tamamen, geriye kalan 5'i de kısmen olmak üzere gayri müslim nüfusa sahiptir. Bilindiği gibi çok değişik sebep ve süreçlerin tesiri ile gayri müslim nüfus miktarı XVIII. yüzyıldan itibaren artmaya başlayacak ve XIX. yüzyılın başlarında azımsanmayacak bir seviyeye ulaşacaktır.

Dini ve Sosyal Hareketler

Bozok Sancağı'nda devlet-teba münasebetlerine tesir eden sosyal, kültürel ve ekonomik yapının tezahürleri, bazı halk hareketleri ve isyanlar şeklinde kendisini göstermektedir. XVI. yüzyılın ilk yarısında Anadolu'nun değişik yöreleriyle birlikte Bozok'ta da bir seri isyan ve kargaşalık halinde ortaya çıkan bu belirtilerin özelliklerine ve sebeplerine değinmek gerekir.
Benzer nitelikli bu isyanlardan ilki 1511 yılında Şahkulu önderliğinde Antalya yöresinde çıkmış ve bütün Anadolu'yu etkilemişti. Aynı isyan sırasında Amasya, Tokat ve Çorum dolaylarında Nur Halife, müridlerini ve halkı "şah" adına birliğe davet ediyordu. 1518-19 yıllarında bu kez Bozok yöresinde Şah Veli, 1525-26 yıllarında Baba Zünnün, Süklünoğlu Musa ve Kalender Çelebi önderliklerinde birbiriyle bağlantılı olarak peşpeşe isyanlar çıktı. Bütün bu isyanlar çok kanlı bir şekilde baştırılmış, isyana katılanlar ile hareketleri bastırmakla görevli asker ve idarecilerden bir çoğu hayatını kaybetmişti. Halk ve devlete çok pahalıya mal olan bu isyanlar oldukça karmaşık, birbiriyle yakından alakalı bir dizi sebebe bağlıdır.

Bilindiği üzere, Azerbaycan, Batı İran ve Güneydoğu Anadolu'da kurulan Karakoyunlu Devleti zamanından beri, Şeyh Sefüyiddin Erdebili (1254-1334) tarafından daha önce kurulan ve kendi adını taşıyan hareketin müridleri arasında Anadolu'daki bir kısım Boz-ok ve Üç-ok'lu Türkmen grupları da vardı.66 Yine bu grupların desteği ile ve Safavi Şeyhi Cü-neyd ve oğlu Haydarın da faaliyetleri neticesinde, Haydarın oğlu fi'ah İsmail, İran'da Safavi Devleti'ni kurmuştu. XVI. yüzyılın başlarında kurulan bu devlet resmen şii düşüncesini temsil ediyordu. Doğu Anadolu'daki Osmanlı topraklarında Safavi tesirini ve nüfuzunu genişletmek isteyen fiah İsmail, bu amaca ulaşmak için bilhassa konar-göçer ve göçebeler arasına, sesini başarıyla duyurmak için yüzlerce dai ve halife gönderiyordu. Anadolu'da çıkan isyanlara önderlik edenlere bakıldığında bu dai ve halifelerin tesiri açıkça görülür. Bu liderler, gayri sünni inançları, ekonomik durumları ve sosyal yapıları gereği öteden beri mehdi bekleme temayülü kuvvetli olan göçebe, konar-göçer ve köylü kitlelerin bu beklentilerini çok iyi kullanarak kendilerini "beklenen Mehdi" ilan edebilen siyasi ve dini nüfuz sahibi kimselerdi. Osmanlı düzeninin getirdiği sıkı kontrol ve resmi oluşum da bu isyanların çıkmasına gerekli zemini hazırlayan faktörler arasındadır. Zaten çoğu konar göçer veya toprağa yeni yerleşen bu kitlelerin ekonomik durumları iyi olmadığı gibi Osmanlı idari sisteminin de uygulanmasına tepkiliydiler. Buna ilaveten bir takım idareci, yazıcı ve vergi memurlarının davranışları da isyanların çıkmasında bir kıvılcım oluşturmaktaydı. Ağırlaşan vergiler ve bürokratik düzen halkın şikayetlerine sebep oluyor, halifeler ise halka bu sıkıntıların kendi kardeş ve dindaşlarının İran'da kurduğu devlet tarafından giderileceğini telkin ediyorlardı.

Kabile ve cemaatler arasında sosyal ve siyasal dayanışmanın kuvvetli olması isyanların genişlemesine yardımcı oluyordu. Herhangi bir sebeple bir bölgede çıkan bir kargaşa derhal başka bölgelerde de akis buluyor ve önüne geçilmesi güç bir hal alıyordu.

İsyanlara ve kargaşaların çıkmasına tesir eden bir başka faktör de Osmanlı yönetiminin sancaktaki uygulamalarıydı. Özellikle vergilendirme esnasında halkın toprağa henüz yerleşmekte olduğu göz önüne alınmayarak İmparatorluğun kadim sancaklarında uygulanan vergi sistemi tatbik edilmeye çalışılıyor, bu da halkın tepkisine yol açıyordu. Devletin olumsuz tutumu sadece vergilendirme konusunda değildi. Sancağın Dulkadirlilerden yeni devralınmış olması sonucu eski dirlik sahiplerinin çoğu mazül duruma düşmüştür. Ellerindeki dirlikleri ve gelirleri alınan ve çoğu bir kabile ya da cemaatin idareci-beyi durumunda olan bu kişiler bir isyan veya kargaşa anında derhal ön safta yer almakta tereddüt etmiyorlardı. Bu ise merkeziyetçi Osmanlı iktidarı ile geleneklere bağlı adem-i merkeziyetçi Türk öğelerin mücadelesi anlamına geliyordu.

Aslında gittikçe devşirme kökenli şahısların tekeli haline gelen İstanbul yönetimi İ. H. Danişmend'in deyimiyle "Bozok'tan bakıldığında müphem bir şekilde kozmopolit bir görünüm" arz ediyordu. Bu durumun yarattığı genel bir güvensizlik havası da oldukça etkiliydi. Osmanlı yönetimi ise olayların mahiyetini yeterince anlayamamakta ve çözümü kargaşa çıkan bölgeye asker sevk ederek aramaktaydı. Buna ilaveten her nerede benzer nitelikli bir kargaşa ya da ayaklanma çıksa olaya hemen "kızılbaş" veya "rafizi isyanı" damgasını vurarak işi siyasi mahiyette algılamayı tercih ediyordu. Kargaşa ve isyanların sosyal, idari ve ekonomik boyutları hemen hemen hiç akla getirilmiyordu. Olayların temelinde yatan kültürel ve sosyal problemlere inilmeyerek bölgenin kültürel açıdan gelişmesine ve değişmesine yarayacak müesseseler biraz da şehirleşme olgusunun bulunmayışının tesiriyle yeterince götürülememiştir. Bölgedeki sosyo-kültürel müesseselere bakıldığında XVI. yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde bütün eserlerin Dulkadirliden kalanlardan ibaret olduğu görülür. Yöreye Çapanoğullarının intikali ve Yozgat'ı merkez haline getirmelerine, yani XVIII. yüzyılın ikinci yarısına kadar bir iki sancak beyinin yaptırdığı mescid dışında Bozok'ta herhangi bir kültürel ve sosyal müessesenin inşa edilmediğini ifade etmek gerekir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DULKADİRLİ'DEN OSMANLI'YA BOZOK

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 20:03

Sonuç

Bozok bölgesi Osmanlı İmparatorluğu'na dahil olmazdan önce uzunca bir süre Dulkadirli Beyliğine bağlı olarak bu beylik toprakları arasında yer almıştır. Bu haliyle bölge Anadolu'nun merkezi bir yerinde bulunmasına rağmen Dulkadirli Beyliği ile beraber 1522 yılı gibi oldukça geç bir tarihte Osmanlı topraklarına dahil olmuştur. Osmanlı idaresine geçmesi oldukça sıkıntılı bir süreçle beraber mümkün olan Bozok'ta birçok sosyal/siyasal kargaşalar meydana gelmiştir. Yayla özelliğinden dolayı daha çok konar-göçer Bozoklu Türkmenler tarafından yurt edinilen bölgede yerleşik hayata tedricen geçilmiştir. Önceleri yaylak ve özellikle kışlak mahalleri yavaş yavaş daimi iskan yerlerine dönüşmüş ve bölgenin XVI. yüzyıldaki kompozisyonu ortaya çıkmıştır. Bugünkü il sınırları ile beraber Kayseri'nin Sarıoğlan ve Felahiye ilçeleri ile Sivas'ın Gemerek ve Şarkışla ilçelerini de bünyesinde barındıran Bozok Sancağı XVI. yüzyılın sonlarına doğru yoğun bir nüfusu barındırmaktadır. Daha çok artık köy haline dönüşen ve azımsanmayacak miktarda yaylak ve kışlak şeklindeki iskan coğrafyasıyla Bozok XVI ve XVII. yüzyıllarda mamur bir şehirden mahrum yegane Osmanlı Sancağı'dır. Bölgedeki halkın Bozoklara bağlı kabile ve cemaatlerden oluşması neticesinde yerleşik düzene geçtikten sonra da aralarındaki kan ve akrabalık bağlarının devam etmesi sonucunu doğurmuş, sosyal dokunun daha çok akrabalık ve aynı boya mensubiyet duygularıyla örülmesini mümkün kılmıştır. Bu da İmparatorluk dahilinde tam bir itaat isteyen merkeziyetçi yapılar karşısında daha az bağımlılık isteyen kabile ve aşiret dokuları arasında zaman zaman çatışmaların yaşanmasına sebep olmuştur. Bilindiği kadarıyla XVI. yüzyılın 30'lu yıllarından sonra 1590'lara kadar bölgede ciddi denebilecek herhangi bir problem çıkmamış. Bu da bölgedeki sosyal ve ekonomik şartların nisbeten düzelme yoluna girmesi sonucunu doğurmuştur. XVI. yüzyılın sonunda (1590'lar) başlayıp 1610'lara kadar devam edecek genel kargaşa döneminden Bozok da nasibini alacak ve Sancak yeniden nüfus bakımından önemli kayıplara uğrayacaktır. Celali İsyanları'nın bölgede yarattığı tahribat ve sonuçları ise bir başka araştırmanın konusu olacaktır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Bozok Sancağı ve Çapanoğlu Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir