Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

II. Abdülhamid'ın Danışmanı Ekrem Müşir Ahmet Şakir Paşa

II. Abdülhamid'ın Danişmani Yaver-i Ekrem Müşir Ahmet Şakir Paşa (Çapanoğlu)

Burada Bozok Sancağı ve Çapanoğlu Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

II. Abdülhamid'ın Danışmanı Ekrem Müşir Ahmet Şakir Paşa

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:58

II. ABDÜLHAMİD'İN DANIŞMANI YAVER-İ EKREM MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU) VE TARİHİ MİSYONU

Bir Osmanlı bürokratını konu edindiğimiz çalışmamızda Ahmet Şakir Paşa'nın (1839-1899) hayatı ve görevlerini ele aldık. Son dönem Osmanlı devlet adamları arasında seçkin bir yere sahip olan Şakir Paşa'nın biyografisini ortaya koymakla aynı zamanda son dönem tarihinin bazı önemli siyasi meselelerine de ışık tuttuk.
Şakir Paşa, Osmanlı ayanları arasında meşhur olan Çapanoğullarına mensup bir ailenin ikinci çocuğu olarak İstanbul'da doğdu. Doğduğu tarihlerde Osmanlı Devleti, çok önemli idari ve siyasi değişimlerin arefesinde bulunmaktaydı. Doğumundan bir yıl sonra, devlet idaresinde ve devlet felsefesinde yeni bir devir açan Tanzimat Fermanı yayınlandı (1389). Böylece bir nevi idari sistem ve teşkilatlanmasının klasik dönemi sona ermekteydi. Batı tandanslı reformlar sürecinin başlatıldığı ve değişim rüzgarlarının estiği bir dönemde ilk, orta ve lise tahsilini tamamlayan Şakir Paşa, Avrupalı devletlerle ilişkilerde, Osmanlılar için bir dönüm noktası olan Kırım Harbi (1843) ve Paris antlaşmasının doğurduğu askeri ve siyasi ortamda ve Islahat Fermam'nın uygulamaya konulduğu bir dönemde, Fünun-ı Askeriyye'den "mümtaz" payesiyle mezun oldu (Şubat 1856).

Kaynakça
Kitap: Osmanlı Devleti ve Bozok Sancağı
Yazar: Ali Şakir Ergin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: II. ABDÜLHAMİD'İN DANIŞMANI EKREM MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:58

Mezuniyetinden sonra, Kırım savaşının yol açtığı muhacirin meselesinin halliyle görevli İskan-ı Muhacirin Komisyonuyla, Köstence taraflarına gönderildi (1858).
Tuna vilayetinin teşkilinden sonra (1861), Muhacirin Komisyonu Başkanı olarak, bu komisyonla birlikte vilayet merkezi Ruscuk'a geldi. Burada üstlendiği görevlerle Ruscuk'un asayişi, ticari inkişafı ve imarı için gayret sarfetti. Avrupa gezisinden dönerken Ruscuk'a uğrayan Sultan Abdulaziz, burada gördüğü mamuriyete katkısından dolayı, Rusçuk Belediye Müdürü Şakir Bey'i taltif ederek rütbesini Binbaşılığa yükseltti.

Şakir Paşa, mesleki hayatında önemli olan bir gelişmeyi de yine Rusçuk'ta yaşadı. Görülen ihtiyaç üzerine, askeri rütbesi "mülki" sıfata tahvil edildi (28 Şubat 1869). Bu tarihte Rusçuk Mutasarrıfı olan Şakir Paşa, Tuna vilayetinde görev yaptığı sırada, idari tecrübe kazanmasında etkili olan Vali Ahmet Mithat Paşa'nın emrinde çalıştı. Ayrıca, daha sonra Dahiliye Nazırı ve 1895-1901 yıllan arasında Sadrazam olan Halil Rıfat Paşa, Osmanlı son dönem müelliflerinden Ahmed Mithat Efendi'yle birlikte bulundu.
Mithat Paşa'nın Bağdat valiliğine atanmasıyle, onunla birlikte Bağdat Mutasarrıflığına tayin edildi (11 Nisan 1869). Bu göreve iki yıl devam eden Şakir Paşa, Bağdat Vali Muavinliği'ne atandı (13 Mart 1871). Bağdat'ta bulunduğu süre içinde, vilayetin idaresi ve imarında önemli katkılarda bulundu.
Şakir Paşa, İstanbul'a gelerek, Kasım 1872'de Tahkikat Komisyonu üyeliğine, Nisan 1873'te devletin kalkınma politikasının en önemli projesi olan demiryolları inşaatı işlerinin başına getirildi.13 Takiben Hersek Mutasarrıflığı (2 Eylül 1874) ve Teskin-i İzhan-ı Ahali memuriyetinde bulundu. (1875).

Tekrar İstanbul'a dönen Şakir Paşa, bir müddet ağabeyi, ilk Türk gazetecisi ve Posta Nazırı Yusuf Agah Efendi'yle bazı kültürel faaliyetlerin içinde yer aldı. Gedik Paşa Tiyatrosu'na piyes ve opera tercümeleri yaptı.

Ufukta Osmanlı-Rus savaşı ihtimali belirince, Şakir Paşa'nın mülki me'ınuriyeti tekrar askeri memuriyete çevrildi. Mirliva rütbesi verilerek, Hersek Erkan-ı Harb Başkanlığı'na getirildi (24 Temmuz 1877). Süleyman Paşa'nın Şıpka muharebesine onun kurmay subayı olarak katıldı. 30 Temmuz 1877 tarihinde Ferik rütbesiyle Karapınar komutanlığına 26 Ekim 1877'de Orhaniye Başkomutanlığına atandı. İstanbul'un savunulması için kurulan heyette görevlendirildi. İstanbul'da bulunduğu müddet için Erkan-ı Harbiye Riyaseti, Divan-ı Harb ve Tensikat-ı Askeriye Komisyonu üyeliklerinde bulundu. Müşirlik rütbesine yükseltilen Şakir Paşa'ya Büyükelçilik payesi verilerek, Rusya'nın Başkenti Peters-burg'a gönderildi (10 Mayıs 1878). Bu görevde kaldığı onbir yıl boyunca, Osmanlı-Rus münasebetlerinin iyi bir seyir izlemesine katkıda bulunarak kabiliyetli bir asker, muktedir bir idareci olduğu kadar, başarılı bir diplomat olduğunu da ispat etti.

Görevi süresince, Ermeni ve Bulgaristan meselelerinden başka, Japon-Osmanlı ticaret protokolünü hazırlama (1881) ve Asya Müslümanlarının problemleriyle ilgilenme imkanını da buldu.
Büyükelçilik görevinin sona ermesi üzerine İstanbul'a dönmekte olan Şakir Paşa, bu sırada Girit adasında isyan çıkması sebebiyle, henüz Sofya'ya ulaşmışken, burada aldığı emirle Girit adasına geçti.

Girit Valivekilliği ve Askeri Kuvvetler Fevkalade Komutanı olarak Ada'ya gelen (5 Temmuz 1889) Şakir Paşa'ya bir de ferman verildi. Üstün bir yönetim gösteren Şakir Paşa, kısa zamanda isyanı bastırıp, Adada düzeni yeniden tesis etti. İdari sahada yaptığı bir çok faydalı hizmet yanında, askeri maksatlı bir çok karakollar tesis edip, askeri hastahane inşa ettirerek, Girit'i bir ordu merkezi haline getirdi. Devletin istediği maksat hasıl olduğundan Şakir Paşa İstanbul'a çağırıldı (1 Temmuz 1890).

İstanbul'a gelen Şakir Paşa, II. Abdülhamid tarafından, Yaver-i Ekrem sıfatıyla Yıldız'a görevlendirildi (5 Temmuz 1890). Bu görev, ileride getirileceği Anadolu Islahatı Umum Müfettişliği'ne bir mukaddime oldu. Yıldız'da kaldığı beş yıl müddetince, devletin önemli meselelerini yakından takip etti. Danışmanlığı gereği, bu meseleler hakkındaki düşünce ve tavsiyelerini Padişah'a iletti. Bir dereceye kadar II. Abdülhamid'in kararlarında etkili oldu. Daha önce edindiği devlet yönetimi tecrübesini daha da geliştirdi. Askeri ve mülki sıfatlarda devlet mekanizmasının en alt kademelerinden başlayarak yükseldiği makamlarda içerden, bir diplomat olarak da dışardan gözleme imkanı bulduğu devletin işleyişini, bu defa devletin en üst noktasından görme fırsatını buldu. Bulunduğu her konumda bizzat, bu mekanizmanın işleyişinde görev aldı. Bu sayede idari tecrübe ve yönetim bilgisini en doruk noktaya çıkardı. II. Abdülhamid ve devlet erkanını daha yakından tanıma imkanı bulan Şakir Paşa, bilgi, beceri, güvenilirlik, vazife şinaslık, tecrübe, ileri görüşlülük ve memleket severliğiyle Padişah'ın itimadım kazandı, ileri gelen bürokratlar arasında yer aldı.

Yaver-i Ekremliği esnasında, devleti meşgul eden Ermeni, Mısır, Bulgaristan, Yemen ve Fas, Cebel-i Lübnan, Karadağ, Yunanistan, Roma ve Boğazlar, Sırbistan, Girit ve Sisam Adaları, İhtida, Aşiretlerin isyanı ve Şark meselesi gibi siyasi ağırlıklı konularla, askeri hususlar, Hamidiye Alayları, Bahriye, Dış Ticaret, Esir ticareti, kolera ve hastahane inşası ile demiryolları yapımı mes'eleleriyle ilgilendi.

Bu mes'elelerin hepsi hakkında, zaman zaman ve kendinden istendikçe II. Abdülhamid'e görüş bildirdi. Böylece, meslek hayatının en önemli görevi olan Anadolu Umum Müfettişliği memuriyeti için gerekli bilgi ve görgü birikimini de tamamladı. Padişah, Şakir Paşa'yı Girit Valiliği'ne atarken onu, askeri, mülki ve siyasi tecrübeleri ile müstakil bir orduya komuta etmiş iktidarlı ve savaşçı bir general olması gibi vasıflarından dolayı tercih etmişti. Bu defa da Raif, Hasan Fehmi, Tevfık ve Ahmet Muhtar Paşalar arasında Şakir Paşa'dan yana tercih kullandı. Zira II. Abdülhamid,. Anadolu Islahatı Umum Müfettişliğine çok önem vermekte, "Elhasıl bu memuriyet pek büyük bir me'ınuriyettir. Devletin ve İslamm saadetini te'ınin edeceği gibi, harabiyetine dahi sebep olabilir" demekteydi. İşte Şakir Paşa, devlet ve millet açısından böylesine önem arzeden bir göreve atanarak (27 Haziran 1895) Yıldız'dan ayrıldı.

Böyle bir memuriyetin ihdas edilmesine sebep olan şey, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonunda, Avrupa ve Osmanlı Devleti'nin siyasi gündemine giren Ermeni problemini ve onun bir sonucu olan "Anadolu Islahatı" meselesiydi. 3 Mart 1878 Ayastefanos antlaşmasının 16.,13 Temmuz 1878 tarihli Berlin Antlaşmasının 61. ve 4 Temmuz 1878 tarihli Kıbrıs antlaşmasının 1. maddesiyle siyasi vücut bulan ve milletler arası bir mesele haline gelen bu problem, Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyılda karşılaştığı en tehlikeli bir iç meseleydi. Böylece, Osmanlı Devleti'nin siyasi terminolojisinde, bu tarihe kadar yer almayan "Vilayat-ı Sitte" kavramı da diplomatik bir mahiyet alarak siyasi literatüre girdi.

Zaman zaman şiddetlenerek otuz yıldan fazla sürecek olan bu mesele, Avrupalı devletlerin elinde siyasi bir silaha dönüştü. İki devreli telakki ettiğimiz bu meselenin ilk devresi olan 1878-1894 yılları, genellikle Avrupalı devletlerle, Osmanlı Devleti arasında bir diplomasi savaşı halinde geçti. Özellikle 1886 yılına kadar geçen sürede, verdikleri ıslahat projeleri ve notalarla Osmanlı Devleti'ni kendi siyasi çıkarları doğrultusunda harekete zorlayan bu devletler, ıslahata konu olan hususların ana öğelerini dikte ettiler. Bu umdeler, Osmanlı Devleti'nce de kabul edildi. Ama, tehditlere varan baskılara rağmen, devletin zararına görülen bazı maddelerin eksiksiz tatbiki, başta II. Abdülhamid olmak üzere, Babıali'ye kabul ettirilemedi.
Avrupalı devletlerin tavrından cesaret alan Ermeniler, bağımsızlık sevdası peşine düşerek, Osmanlı Devleti'nden istemede haklı bulunmayacakları bazı taleplerine, Avrupalı devletler vasıtasıyla kavuşacaklarını umdular. Ayastefanos, Berlin ve Kıbrıs Antlaşmalarının ilgili maddelerini, kendilerini bağımsızlığa götürecek esaslar olarak algılayan Ermeniler, her firsatta kendilerini amaçlarına ulaştıracak imtiyazlar elde etmek için, Avrupalı devletlere baş vurdular.

1886 yılından sonra Almanya ve Avusturya'nın, İngiltere'nin Anadolu ıslahatı politikasına karşı çıkması ve Rusya'nın da Ermenilere karşı tavır almasıyla, Osmanlı Devleti'ne karşı oluşan birlik dağıldı. Bundan sonra Anadolu ıslahatı mes'elesi, 1894 yılında meydana gelen Sasun olayına kadar çok tesirsiz bir seyir takip etti.
Sadece politik baskılarla hedeflerine ulaşmayı amaçlayan Ermeniler, 1872 yılından beri oluşturdukları komiteleri, 1890 yılından sonra yoğun olarak eyleme geçirdiler.34 Bu sayede Avrupa'da kaybedilen ilgiyi tekrar uyandırmayı da hedflemekteydiler, Hükümet, başlangıçta bu isyanların üstesinden geldiyse de, Sasun-Talori'de 24 Ekim 1894 tarihinde meydana gelen olay Ermenileri maksatların ulaştırdı. Bu olaydan sonra Avrupalı devletler tekrar harekete geçti.
Anadolu ıslahatı meselesinin bu ikinci devresinde başta İngiltere, Rusya ve Fransa, daha sonra ise Amerika ortaya çıkan duruma müdahil oldular. 11 Mayıs 1895 tarihinden sonra tam manasıyla şekillenen ve Vilayat-ı Sitte için düşünülen ıslahatı, Osmanlı Hükümetinin inisiyatifine bırakmama niyetinde olan bu devletler, kurulan komisyona35 da müdahale ettiler. Önceleri direnen H. Abdülhamid, daha sonra bu isteğe rıza gösterdi.
11 Mayıs 1895 tarihinde, bir memorandumla birlikte 40 maddeden oluşan ve Vilayat-ı Sitte'nin idaresini A'dan Z'ye ana esaslarıyla düzenleyici hükümler içeren Islahat Layihası, uygulanması isteğiyle Osmanlı Devleti'ne dayatıldı. Bu teklifleri ciddiye alan II. Abdülhamid, yine diplomatik davranmakla birlikte, diğer taraftan da kurduğu komisyonları bu ıslahat projesi üzerinde çalıştırmaktaydı.

Padişah ve Hükümet, bütün dikkatini ilerde Ermenilere özerklik sağlayacak hususların bertaraf edilmesine topladı. Bu maksatla, Vilayat-ı Sitte'de özel bir idare oluşturma tehlikesi taşıyan, Avrupalı veya Avrupalı devletler yanlısı Genel Vali atanması mes'elesi ele alındı. Şakir Paşa'nın Anadolu Islahatı Umum Müfettişliği'ne tayiniyle (27 Haziran 1895) bu tehlike ortadan kaldırıldı. Fakat, ıslahatların yapılışını kontrol edecek İstanbul'daki Islahat Komisyonu'na Avrupalı devletlerini Elçilik Tercümanlarının girmesine engel olunamadı. Böylece yarısı Müslim, yarısı da gayr-ı müslimlerden oluşan bir komisyon kuruldu (3 Kasım 1895).

Bu yapılanlardan başka bahsi geçen 40 maddelik layiha esas tutularak, Vilayat-ı Sitte'de uygulanmak üzere, önce 22 maddelik daha sonra ise 32 maddelik bir layiha hazırlandı (17 Temmuz 1895). 31 Temmuz tarihli irade ve 24 Ağustos tarihli bir talimatname bu layihaya eklenerek Şakir Paşa'ya verildi. Talimatı alan Şakir Paşa'nın ıslahat bölgesine gitmesiyle (24 Ağustos 1895) Anadolu Islahatı'nın fiili uygulamasına başlandı.
Bu tayine tepki gösteren Ermeni komiteleri, misyonerlerin de önemli teşvikiyle bütün Anadolu'da isyanlar çıkarmaya başladı. İngiltere, başta karşı çıkmasına rağmen, Fransa ile Rusya'nın olumlu tavrı karşısında bu tayine razı oldu. Müslüman ve Ermeni halk ise genellikle tayini olumlu karşıladı.

1895 yılına gelindiğinde başta Vilayat-ı Sitte olmak üzere, bütün vilayetler ciddi bir ıslaha muhtaçtı. Müfettişlik vazifesini üstlenen Şakir Paşa, uygulamalarında, bir taraftan Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti'ne yönelik baskılarını engelleyecek bir metod takip etmek mecburiyetinde ve diğer yandan da ıslaha muhtaç bu yerlerin idaresini düzeltip, kalkınmasının yollarını bulmak zorundaydı.

Şakir Paşa, öncelikle Vilayat-ı Sitte'nin genel durumunun tespit ve idaresini kontrol için, Trabzon'dan hareketle teftiş ve ıslahat çalışmalarına başladı (9 Eylül 1895).
Karşılaştığı manzaradan pek memnun kalmayan Şakir Paşa, bölgenin ekonomik yapısının, özellikle Müslüman ahali aleyhine bozuk olduğunu gördü. Bütün olumsuz şartlara rağmen icraata başlayan Şakir Paşa, ilk olarak Erzurum Vilayeti'ni teftiş ve ıslahatı tatbikata girişti. Vilayet merkezi ile bağlı sancak ve kazaların idari kurumlarım denetimden geçirdi. Tespit ettiği bozukluklara anında müdahale ettiği gibi, ilgililileri de harekete geçirdi. Vilayetin kalkınmasını sağlamak maksadıyla komisyonlar kurdu. Yol yapımı, madenlerin işletilmesi, ağaçlandırma ve özel şirketler tesisi gibi kalkınmaya yönelik çalışmalar başlattı. Zira Şakir Paşa'nın mecbur olduğu bir husus da, yapılacak ıslahata gerekli mali kaynakların tespiti ve gelirlerin artırılmasıydı.

Şakir Paşa, Islahat Layıhası'nın uygulanması esnasında öncelikli konuları ele aldı. Bu çerçevede, gerçekçi bir bütçe hazırlayıp, asayişin sağlanmasına yönelik olarak jandarma ve Polis, mali gelirlerin artırılması ve vergilerin eksiksiz toplanabilmesi için Tahsildar, devlet hizmetlerini her yere ulaşması ve idarenin kolaylaştırılması maksadıyla Nahiye Teşkilatları'nı yeniden düzenledi.

İstanbul'daki Islahat Komisyonu ve Tesri-i Muamelat Komisyonu'yla koordineli çalışan Şakir Paşa, Hamidiye Alayları gibi konularda ve ihtiyaç gördükçe direkt Mabeyn ve Babıali'ye müracaat etmekteydi. Nezaretlere ait mes'elelerde de ilgili nezaretle yazışmaktaydı. Bu çalışmaları sırasında Şakir Paşa'nın karşılaştığı en büyük zorluk, ıslahatlar için mali kaynak temini, şikayetçi olduğu husus ise bürokrasinin çalışma biçimiydi. Şakir Paşa'nın işini en fazla kolaylaştıran şeyse, zamanına göre en iyi şekilde kurulmuş olan Telgraf Şebekesi'ydi. Bu sayede Erzurum'la birlikte bütün Vilayat-ı Sitte'de aynı anda uygulamaya konulan ıslahatın seyrini takip etmek ve merkezle istediği an haberleşmek imkanına sahipti.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: II. ABDÜLHAMİD'İN DANIŞMANI EKREM MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:58

Koordine ettiği ve aldığı tedbirlerle Ermeni isyanlarının bertaraf edilmesinde önemli rol oynayan Şakir Paşa Erzurum, Sivas, Van, Bitlis, Mamuratü'l-aziz, Diyarbekir, Trabzon, Ankara, Kastamonu ve Halep Vilayetlerinin bir kısmını bütünüyle, bazılarını ise kısmen teftiş etti. Şakir Paşa bir vilayette başlattığı çalışmayı, telgraf vasıtasiyle diğer vilayetlerde bulunduğu anda da takip edebiliyordu.

1897 senesine gelindiğinde, ıslahat layihasının 32 maddeden oluşan hükümlerinin iki maddesi kısmen, diğerleri ise bütünüyle hayata geçirildi.47 Bununla birlikte, uzun bir zamana ihtiyaç gösteren böyle bir reform hareketinin, beş yıl zarfında ve eksiksiz uygulanması mümkün değildi. Eksik kalan tarafların tamamlanması ve teftiş çalışmaları 1899 yılı sonuna kadar sürdü. Bu esnada Şakir Paşa, Vilayat-ı Sitte'yi iki defa teftişten geçirerek, tespit ve tavsiyelerini ilgili makamlara rapor etti.
Mali zorluklar içinde yürütülen bu çalışmalara, 1897 Osmanlı-Yunan savaşının getirdiği yeni sıkıntılara rağmen ara verilmedi. Uygulamaya konulan bu ıslahatla, bir nevi Avrupalı devletler ve Ermenilerin isteklerine cevap verildi. Bu yapılırken ıslahata, devletin istikbaline zarar getirmeyecek bir şekil verildi. Yine bu uygulamayla, 1878 yılından 1895 yılına kadar meydana gelen diplomasi ağırlıklı gelişmeler, 1895-1900 yılları arasında fiiliyata dönüştürülmüş olmakta ve Avrupa'nın elindeki 'Anadolu Islahatı" silahı ellerinden alınmaktaydı. Böyle bir sonuca ulaşılmasında en büyük rol hiç şüphesiz II. Abdülhamid'indi. Onun ince diplomasisi, devletin bekası için gösterdiği aşırı hassasiyet, ıslahat meselesinin iyi kavranması ve bu ıslahatın yürütülmesinde görevlendirilen bürokratların seçimindeki isabetli kararı, böyle bir sonucun alınmasında etkili oldu.
Anadolu Islahatı Umum Müfettişi Şakir Paşa, seçkin bir bürokrat olduğu kadar vatanperver, vazifeşinas, vefalı ve iyilik sever bir insandı. Ahmet Mithat Efendi'nin deyimiyle yazar, şair ve filozof bir kimliğe sahip olan Şakir Paşa, fen ilimleriyle olduğu gibi sanatla da yakından ilgiliydi.

Mevki ve makam hırsı taşımayan Şakir Paşa, idari hususlarda olduğu kadar bilhassa Hamidiye Alayları, Maarif, Adliye ve Maliye Teşkilatları hakkında da devletin işleyişine tesir edecek nitelikte değerli fikirleri bulunmaktaydı.
Aralıksız kırkdört yıl devlete hizmet eden ve en kritik durumlarda üstlendiği görevleri başarıyla sonuçlandıran Şakir Paşa, bu başarılarından dolayı çok sayıda nişan ve madalyayla taltif edildi. Şakir Paşa, 1856 yılından beri verdiği hizmetlerine, ıslahat çalışmaları ve teftişleri sürdürdüğü bir sırada görevinin başında ölümüyle nokta koydu (20 Ekim 1899).

Son söz olarak bu yazımızda Şakir Paşa'nın biyografisini konu edinmekle:

1- Devlet hayatında oynadığı önemli role karşılık, kimliği hemen hemen hiç bilinmeyen bir şahsın hayatını ana hatlarıyla ortaya koyduk.
2- Böylece, bir bürokratın devlet yönetiminde oynadığı rolün boyutlarını tespit ettik.
3- Osmanlı son dönem tarihinin önemli mes'elelerini tetkik etme imkanı bulduk.
4- Son olarak, Avrupalı devletler ve onların tesirinde kalanların iddialarının hilafina, "Anadolu Islahatı Mes'elesi"nin tatbik sahası bulduğunu söylemek mümkün görünmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Bozok Sancağı ve Çapanoğlu Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir