Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Bozok İlmiye Tarihinde Medreseler, Zaviyeler Ve Tekkeler

Burada Bozok Sancağı ve Çapanoğlu Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Re: BOZOK İLMİYE TARİHİNDE MEDRESELER, ZaVİYELER VE TEKKELER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:50

A- EMİRCİ SULTAN VE ZAVİYESİ
(Osmanpaşa Tekkesi)

a- Emirci Sultan 'ın Hayatı ve Zaviyesi:

Yozgat'ın güneyinde Atatürk yolu olarak bilinen Yozgat-Kayseri karayolu üzerinde ve Yozgat'a 30 kilometre uzaklıkta Osman Paşa kasabasında bulunan zaviye, halk arasında Osman Paşa tekkesi olarak bilinir. Zaviye, kurucusu Emirci Sultan-ı Veli'nin adım taşır. Halen zaviye bölgede fevkalade önemli bir ziyaretgahdır.

Emirce Sultan'ın hayatı hakkında fazla bir bilgi yoktur. Arşiv belgelerinde Emirci veya Emirce Sultan, meşhur menkabesinde Emir-i Çin Osman olarak bilinir. Anadolu'da Yeseviliğin tarihi bakımından büyük bir önem taşıyan bu şahsiyetten ilk olarak bahseden M. Fuat Köprülü, "İlk Mutasavvıflarda Gelibolu Mustafa Ali ve Evliya Çelebi'ye dayanak kısaca bilgi vermiş ve Ali'deki menkabenin bir özetini yapmıştır. Köprülü Anadolu'daki öteki Yesevi şeyhlerinin Bektaşi geleneğine dahil olmasına rağmen, Emir-i Çin Osman'ın bu geleneğin dışında kaldığını söyler. Köprülü "Vilayetnamede"de geçen Emircem Sultan ile Ali ve Evliya Çelebi'de Emir-i Çin Osman diye anılan şahsın aym kişi olduğunun farkına varmadığı için bu kanaati ileri sürmüştü. Halbuki vilayetnamedeki metin Emircem Sultan'ın Emir-i Çin Osman ile aynı kişi olduğunu açık bir biçimde ortaya koyacak niteliktedir. Hacı Bektaş-ı Veli ile aynı çevreye mensup olan Emirci Sultan'ın önemli bir şahsiyet olduğu Vilayetnamedeki menkıbeden anlaşılmaktadır.

Evliye Çelebi ve ali, şifahi geleneğe uyarak Emir-i Çin Osman adıyla andıkları Emirci Sultanı, doğru olarak Ahmet Yesevi geleneğine bağlarlar. Evliya Çelebi'deki bilginin çok kısa olmasına karşılık ali, Bozok San-cağındaki görevi sırasında ziyaret ettiği zaviyede şeyh hakkında dinlediği uzun bir menkabeyi nakleder. Bu menkabe Emirci Sultam bir yandan Veysel Karani soyuna bağladığı gibi, öte yandan Ahmet Yesevi tarafından Çin'de orta çıkan bir ejderhayı öldürmekle görevlendirildiğini kaydetmek suretiyle, ona Emir-i Çin lakabının veriliş nedenini izah eder. Emirci Sultanın Veysel Karani soyu ile bir alakası bulunmamasına rağmen bu menkıbe onu Üveysilik geleneğine bağlar.
Emirci Sultan hakkında bütün bilgiler yakın zamana kadar adı geçen bu iki kaynaktaki bu rivayetlerden ibaret iken, 1972 yılında halen zaviyesinin menkabesinin bulunduğu Osmanpaşa Kasabası'nda , zaviyeye ait zengin bir arşivin bulunduğunun anlaşılmasıyla kendisinin ve zaviyesinin tarihi kimliği önemli ölçüde aydınlığa çıkarılmıştır.

Örneğine pek az rastlanan bu zaviye arşivi, Yıldırım Bayezid devrinden (1389-1403) Cumhuriyete kadar muhtelif nitelikte, 250 den fazla belgeyi ihtiva etmektedir. Söz konusu belgelerin bazılarına ve asıl önemlisi H. Zilhicce 637/M. Temmuz 1240 tarihli, süslü Selçuklu sülüsüyle yazılmış halen mevcut orijinal mezar kitabesine göre, şeyhin asıl adı, Şerefüddin İsmail Bin Muhammed olup Emirci Sultan onun lakabıdır. Bu belgelerden ve menkabelerden anlaşılacağına göre, Emirci Sultan I. İzzettin Keykavus, I. Alaeddin Keykubat ve II. Gıyasettin Kevhüsrev devirlerinde, o zamanki adıyla Danişmendiye vilayeti içinde bulunan şimdiki Yozgat bölgesinde yaşamış, Yesevi tarikatına mensup bir Türkmen Şeyhidir. Osman adı gerçekte kendisiyle değil, belgeler arasında bulunan H. 794/M. 1392 tarihli icazetnameye göre amcasının oğlu Osman Paşa ile ilgilidir. Osman Paşa bir süre zaviyesinin mütevelliğini yürütmüş ve bu sebeple zaviye halk arasında Osman Paşa tekkesi olarak onun adıyla anılmaya başlamıştır. Osman adı zaman içinde Emirci lakabıyla birleşmiş ve menkabe teşekkül ederken Emir-i Çin Osman şekline dönüşmüş olmalıdır.

H. 794/M. 1392 tarihli icazetnameden Emirci Sultan'ın büyük bir su-fi ailesinden geldiği anlaşılmaktadır. Babasının amcası Hızır Paşa'nın dedesi Şeyh Kumari'nin ve kardeşleri Hızır Dede ve İlyas Emirci'nin isimleri önünde Emir ünvanı bulunduğuna bakılarak, onun bir seyyid ailesine mensup olduğu söylenebilir. Lakabmdaki Emirci (Emirce) kelimeside Seyyidliği ile ilgili olmalıdır. Nitekim bazı belgeler Emirci Sultan zaviyesi şeyhlerinin Osmanlı Devleti zamanından Cumhuriyete kadar, Bozok bölgesindeki bütün Seyyidlerin kaim makamlığı görevini yürüttüklerini göstermektedir.

Gelibolulu Mustafa ali, Emirci Sultan'ın H. 600/M. 1203-1204 yılında bölgeye geldiğini, sonradan kendi adıyla anılacak olan o zaman gayri müslimlere meskun köye yerleşerek zaviyesine kurduğunu söyler.
Menkabeye göre Emirci Sultan bu köyü Şeyhi Ahmet Yesevi'nin talimatı üzerine seçmiş ve gösterdiği kerametlerle köy halkını Müslüman ederek kendine mürit yapmıştır. Zaviye arşivinde bulunan vakfiyeler, şeyhin kurduğu zaviyeye 33 parça köyün vakfedildiğini göstermektedir ki, bu vakıflar Cumhuriyete kadar sürmüştür. Yine arşivde bulunan muhtelif tahrir örnekleri, bu köylerden çoğunun XIII. yüzyıldaki Moğol istilasının bakiyesi bazı Moğol oymakları tarafından kışlak olarak kullanılırken XIV. yüzyılda köye dönüştüğünü, bir kısmının da ancak XVI. yüzyıldan sonra bazı Türkmen oymakları tarafından iskan edildiğini göstermektedir.
Anadolu'da Yeseviliğin tarihi bakımından taşıdığı önemin yanı sıra, Babailer isyanı olayında da ayrı bir yeri bulunan Emirci Sultan, isyanın lideri olan Baba İlyas'ın torunu Aşık Paşa'nın oğlu Elvan Çelebi'nin kaleme aldığı Menakıb'ül-Kudsiyye adlı menkabevi aile tarihinde Emirci yahut Emirce Sultan, vilayetnamede geçtiği şekilde Emircem Sultan olarak anılmış ve Vefai şeyhi Baba İlyas'ın ileri gelen halifeleri arasında gösterilmiştir.

Böylece gerek XTV. yüzyıl ortalarında yazılmış bu önemli eserin, gerekse vilayetnamenin ve Ali'deki menkıbelerin bir arada değerlendirilmesi sonucunda Emirci Sultan, Babai isyanında yer alan birbirine çok yakın iki tarikat çevresi yani Yesevilik ve Vefailik ile ilişkisi ortaya konulmaktadır. Emirci Sultanın mezar kitabesindeki H. Zilhicce 637/M. Temmuz 1240 tarihi Babai isyanının tarihine uymaktadır. Öte yandan Elvan Çelebi, Baba-ilerin Emirci Sultan zaviyesinin bulunduğu "Ziyaret Pazarı" mevkiinde Selçuklu kuvvetleri ile yaptıkları bu muharebede öldürülmüş, amcası Hızır Paşa'dan eş-Şehid diye bahsedilmesi bunu teyid eder mahiyettedir.
Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında katkısı bulunan en eski şeyh sülalelerinden birine ait zaviyelerden olan Emirci Sultan zaviyesi bölgenin iskanında önemli bir rol oynamıştır.

Bölgede kervan nakliyatı önemli bir rol oynuyor, ticaret yollarının bazıları zaviyenin bülunduğu yerden geçiyordu ki zaviye, Kayseri ve Kırşehir'den Amasya'ya yol üzerinde konak noktası idi. Tekkenin kuruluşundan XIV. yüzyılın sonlarına kadar oldukça canlı bir yerleşim merkezi olduğu anlaşılıyor. Nitekim H. 793/M. 1390 tarihli vakfiyenin şahitler bölümü meslek erbabı Ahilerden bahsediyor ki bu konu başka bir veçhedir. XIX. yüzyılda Kayseri istikametine giden bazı Avrupalı seyyahlar bu zaviyede konaklamışlardır.
Emirci Sultan zaviyesi, Bektaşiliğin ilga tarihi olan 1826 tarihinden102 sonra Nakşibendiliğin hakimiyetine geçmiştir. Zaviye, bu tarihten 1925 yılına kadar varlığını devam ettirmiş ondan sonra da yıkılmıştır. Emirci Sultan'ın türbesi bölge halkı için önemli bir ziyaretgahtır. Bu özelliğini sürdürmektedir.
Bugün zaviyeden Cami ve sonradan yapılan türbeden başka bir şey kalmamıştır.

Temaşa-yı Celal-i Hüda yazarı Hayri Paşazade Yusuf Ziya Bey'in talik hat ile yazdırıp türbeye koyduğu, fakat bugün mevcut olmayan Emirce Sultan'ı öven manzume ile bu bahsi kapatalım:

Bu dergah-ı dilara barigah-ı Mirce Sultan'dır Bu sultan bir veli-yi bade-nuş-i ışk-ı Yezdandır. Yek haher-zadesi olmak ile ol Şah-ı Karen'in, Eğer nazm-ı sakile iftihar eylerse şayandır.. Kemal-i hub ü ihlas u edeble girse bir kimse Dua-yı müstecab-ı kalb-i mahzunide şadandır. Edüp terk ile cahın, hıdmetini eylemiş tercih Yatan nezdinde Pirin sütude-paş-yı Osmandır. Ziya, bu fırsatı fevt eyleme, gel iste maksudun, Bu pir-i dest-girin himmeti her derde dermandır.

c- Zaviyenin Vakıfları

Gerek Anadolu Selçuklularında ve Beyliklerinde gerekse Osmanlıların ilk dönemlerinde, zaviye kuran şeyhlere bir kısım arazi bağışlandığı bilinen bir gerçektir. Zaviyeye vakfedilen bu araziden elde edilen gelirin bir miktarı, zaviyenin kendi öz masraflarına ayrılır, kalanı zaviyeyi yöneten şeyhin ailesi üyeleri arasında pay edilirdi. Şeyh öldükten sonra tasarruf hakkı ailesine intikal eder, aile içinde en yaşlı ve ehliyetli olan erkek ve evlat şeyhlik makamını işgal ile vakfı yönetir ve gelirleri aile arasında paylaştırırdı. Bu, böylece bilinmektedir. Bazen de vakıf gelirlerinin tasarrufunda aileden birkaç kişinin iştiraki söz konusu olurdu. Bu sistem daha XII. yüzyıl sonlarında Anadolu'ya vukuu bulan ilk derviş göçlerinden sonra hemen hemen hep böyle devam etmiştir.
XIII. yüzılın ilk yarısında ve özellikle I. Alauddin Keykubat devrinde, Cengiz istilasından kaçıp Anadolu'ya sığınan şeyh ailelerine tanınan bu evlatlık vakıf imtiyazlarından biri de Emirci Sultan'a verilmiştir.

Bizzat Emirci Sultan tarafından tertip edilen asıl vakfiye ne yazık ki bugün elde olmadığından şeyhin zaviyesine tahsis ettiği vakıf araziyi kesin olarak tespit etmek pek mümkün olmuyor. Yalnız elde, 721 tarihinde (1321) asıl vakfiyeye göre kopya edilmiş olması gereken, daha doğrusu zikredilen tarihte yemlenen vakfiyenin 1106/1694-5 yılında Sorkun kadısı Ahi Çelebi malikanesinde çıkarılan iki kopyası ile yukarıdaki bahislerde temas edilen 793/1390 tarihli vakfiye mevcuttur. Bu sonuncuda, vakıf arazinin isimlerini ihtiva eden kısım maalesef tahribata uğramış bulunduğundan, belki de söz konusu arazinin orijinal isimlerim ihtiva eden bu belgeden bu konuda tam bilgi elde etmek mümkün olmuyor. Öteki iki kopya ise vakıf araziyi kendi devirlerindeki, yani XVII. yüzyıldaki adlarıyla anmaktadır. Bütün bu belgelerde müşterek olan nokta Zile kazasına bağlı Hüseyinbad (Alaca) divanında bulunan Ziyaret Pazarındaki divani malikanenin zaviyeye vakfedilmiş olduğudur. Vakfiyelerdeki isimleri belirtilmiş olan arazi ve köylerin aynı şekilde XVI. yüzyılda tertip edilmiş bulunan bir tahrir defterinde de zikredilmesi, onların itimada değer olduklarını meydana koymaktadır.

Bu belgelere göre XVI. yüzyıldaki isimleriyle Emirci Sultan Zaviyesi'nin vakıflarını teşkil eden arazi şöylece sıralanabilir:

1- Emirci Sultan (Osmanpaşa) köyü Kayakışlağı, Satılmışlu kışlağı, Bulduközü mezrası, İkizağıl ve Karalarviranı,
2- Cengiz Han ve Başağıl mezraları,
3- Gülözü, Gügümayağı ve Yudanlu mezraları,
4- Avansarayı, Bucak ve Kodallu mezraları,
5- Belenliviran, Yağmurözü mezraları ve Kargulu kışlağı,
6- Alaüddinlü kışlağı, Şehirviram, Hacılar? Pınarı, Bor kışlağı ve Gü-dülbaş mezrası,
7- Koyunlu Yusufözü mezrası ve Cemaat-i Divan-ı Sakinan kışlağı,
8- Halil Ecelü Kavak deresi ve Yapraköbeği mezraları,
9- Topçu Köyü ve arazisine dahil bulunan Köşgerli mezreası, Gökçe pınarı Mezrası, Kamışlı, Çağılgan Musa Kethüda, İmadoğlu, Pirhacılu kışlakları ve Gökçe Bayır adlı mevkii,
10- Gökçe kışlak,
11- Doğancılu kışlağı. Alagözviranı ve Kırkpınar.
12- Ağcaköy (Tayfur Köyü),
13- Yalnız İn Köyü,
14- Şeyh Musa Köyü ve Başviran mezreası,
15- Yortan Köyü,

Sayılan bütün bu arazilerin zaviye ilk kurulduğu zaman hep birden mi yoksa zamanla ilaveler yapılmak suretiyle mi vakfedildiğine dair bir şey söylemek kabil değildir.

Vakfiyelerdeki şartlara göre söz konusu araziden elde edilecek olan gelir zaviyeye gelen misafirlerin dervişlerin ve köydeki fakirlerin yedirilip içirilmesine ve lüzumlu tamirata harcanacaktır. Fakat bu gelirden maksat bütün gelirler değildir. Bu araziler, aslında divani malikane olup iki baştan tasarruf olunmaktadır. Yani örfi vergiler malikane sahiplerine, şer'i vergiler zaviye şeyhlerine gitmektedir. Dervişler ve şeyhler her türlü vergiden muaf tutulmalarına karşılık, öteki zaviyeler gibi ayende ve revendeye hizmetle yükümlü tutulmuşlardır. Bu nokta vakfiyelerde zaviyenin kuruluş gayesi olarak yer almıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BOZOK İLMİYE TARİHİNDE MEDRESELER, ZaVİYELER VE TEKKELER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:52

Devletin mali durumunun yerinde olduğu zamanlarda dokunulmayan vergi muafiyeti, duraklama devrinde, özellikle Celali İsyanları ve İran harpleri gibi karışıklık döneminde yavaş yavaş ihlal edilmeye başlamıştır. Hatta Emirci Sultan Zaviyesi şeyhleri XVIII. yüzyıldaki uzun savaş dönemlerinde konulan avarız vergisinin ağırlığı yüzüden zaviyeyi ve köyü terkedip gitmek istemişler, bundan ürken devlet vergiyi hafifletmek zorunda kalmıştır. Hatta bazen, konulan bu vergiler, tekkenin kendi masraflarını karşılayamama ve haraplığa sebebiyet verme gibi durumlar yarattığından, şeyhlerin bizzat hükümdara başvurarak kaldırılmasını istedikleri görülmüştür.
Bu gibi durumların yanında zaviyenin bir de zaman zaman vakıf arazilerinin gasp edilmesi gibi tehlikeler geçirdiği görülüyor. Mesela bu arazilere bitişik toprakları bulunan bazı sipahiler, zaviyeye ait gelire el koymak istemişler fakat muvaffak olmamışlardır. Bu çeşit örneklerin çoğaltılması mümkündür.

Emirci Sultan Zaviyesi şeyhleri çoğu defa kendi aralarında da anlaşmazlıklara düşmüşler, bazen de sıkıştıkları zaman gereğinden fazla gelir elde etmek için yolsuzluklara başvurmuşlardır. Şunu unutmamak gerekir ki, Emirci Sultan Zaviyesi gibi yüzyıllar boyu varlığını devam ettirmiş zaviyelerin ve onları yöneten sülalelerin hemen hepsinde göze çarpan bu nokta, bir dereceye kadar tabii gelişimin neticesidir. Çünkü başlangıçta nihayet beş on kişiden meydana gelen bir şeyh ailesi yüzyıllar boyunca büyümeye devam etmekte, vakıf gelirlerinden hisse alacak olanların sayısının artmasına karşılık vakıf arazi ve onlardan elde edilen gelir bir yerde sabit kalmaktadır. Bu itibarla hissedarların eline geçen gelir miktarı gittikçe azalmaktadır. Bu da ister istemez aralarında bir takım geçimsizliklere ve yolsuzluklara meydan vermektedir. Nitekim Emirci Sultan soyundan gelen ailelerin 1891 dolaylarında otuzu bulduğu görülüyor. Bu ailelerden her biri asıl Emirci Sultan zaviyesinden ayrı olarak vakfa dahil otuz köyde ayrı birer zaviyenin başında bulunmaktadır. Bu kadar geniş bir kadroya sahip olan ve Anadolu'nun en eski ailelerinden bu sülale fertleri arasında ayrılık ve anlaşmazlıkların kökü buradadır. Bu geçimsizliklerin değişik biçimlerde ortaya çıktığı müşahede ediliyor.

Şöyle ki:

Asıl merkez durumunda olan Emirci Sultan Zaviyesi'nin şeyhi, vakfın mütevellisine yılda bir kere bütün gelirleri toplattırmakta ve paylarına düşen miktarı hissedarlara dağıttırmaktadır. Zaman zaman bu hissedarlarından biri veya bir kaçı bu dağıtıma razı olmayarak ötekilerin hisselerini gasp etmekte ve mesele her seferinde ya mahkemeye aksetmekte ve ya padişaha kadar götürülmektedir. Mütevelli gelirden normal olarak 1/5 hissenin yanında mütevellilik ücreti olarak hissedarlardan belirli bir miktar para toplamak hakkına sahip olduğu halde bazı hissedarlar bunu vermeye yanaşmamaktadırlar. Bununla beraber zaviye mütevellileri de ara sıra çeşitli yolsuzluklara sapmakta, gelirlerini eşit olarak paylaştırmaları gerekirken kendi zimmetlerine geçirmektedirler.

Bir çok kereler hissederların vakıf gelirlerini mütevellinin toplanmasına meydana vermeden kendilerinin toplamaya kalkıştıkları görülmekte, bazen de halktan birkaç defa vergi almaya teşebbüs ettikleri müşahade edilmektedir. Bunlar zaman zaman, kanuni hisseleriyle yetinmeyerek gayrı meşru yollarla başka hisseler edinmek yoluna da gidiyorlardı. Öyle ki, zaviyeye konan misafirleri ücretsiz ağırlamak zorunda oldukları halde onlardan değişik isimler altında ücret istemekteydiler. İşte buna benzer daha birçok yolsuzluklar ve tatsızlıklar hem civar halkı usandırmış hem de mahalli yönetimi uzun süre oyalamıştır. Bu yüzden Divan-ı Hümayun nezdine çeşitli müracaatlar yapılarak vakıf gelirlerinin Emirci Sultan sülalesi üyelerine verilecek yerde tamamen zaviyeye tahsisine dair izin istendiği görülmektedir. Bu müracaatlardan anlaşıldığına göre hissedar sayısının çok fazla oluşu dolayısıyla vakıf gelirleri onlara bile yetmemekte, zaviyede yolcuların ihtiyaçları temin edilemediğinden birtakım karışıklıklar olmakta ve zaviye günden güne haraba sürüklenmektedir. Bütün bu müracaatlara rağmen, hükümetin bu konuda çekimser kaldığı ilgili herhangi bir muamele yapılmamasından anlaşılıyor.

Öyle görülüyor ki zaviyenin bu gerileyişinin tek sebebi söz konusu durum değildir. Emirci Sultan Zaviyesi XX. yüzyıla kadar Sivas-Kayseri ve Yozgat-Kayseri arasındaki yol üzerinde bulunduğu için uzun müddet konaklama yeri olmuştur. Yeni çağlarda gittikçe yoğunlaşan çeşitli seyahatlerin gerektirdiği hizmetleri yerine getirmeye bu ihtiyar müesseselerin artık güçleri yetmemektedir. Nitekim Emirci Sultan Zaviyesi'nde müşahede edilen bu bozukluk sadece buraya has değil bütün zaviyelerde hüküm sürmektedir. Çağlar boyu Anadolu'nun Türkleşme ve Müslümanlaşmasında büyük hizmetler gören bu müesseselerin eskidikleri ortaya çıkmıştır. Daha XVII. yüzyıldan itibaren açıkça görülmeye başlayan bu geri-leyişi arşiv belgelerinde adım adım takip etmek zor değildir.

1839 Tanzimat Fermanıyla beraber, imparatorluk yönetiminin her alanında olduğu gibi vakıflar konusunda da birtakım yenilikler ve değişiklikler yapıldı. Bütün vakıflar Evkaf-ı Hümayun Nezareti adıyla yeni kurulan teşkilata bağlandı. Bu duruma göre imparatorluk içindeki bütün vakıfların yönetimi ve gelirlerinin toplanması adı geçen teşkilatın görevlendirdiği özel memurlar tarafından yürütülecektir. Ancak bu değişiklikten, Mekke ve Medine Vakıfları, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Hacı Bek-taş-ı Veli, Gazi Evrenos Bey ve Hacı Bayram-ı Veli vakıfları gibi büyük vakıflar ayrı tutulmuş sadece yıllık 2850 kuruş bir meblağ ödemekle yükümlü tutulmuşlardır. İşte Emirci Sultan Zaviyesi de bu müstesna vakıflardan sayılarak o zamanki şeyhlerin ellerine birer berat verilmişti.

Fakat eldeki belgelerden anlaşıldığına göre daha ilerki yıllarda Evkaf-ı Hümayun Nezareti Emirci Sultan Zaviyesi'nin bu durumunu bilmezlikten gelerek bütün evkafa el koymak istemiş, sonuç olarak şeyhlerin protestosu ile karşılaşmıştır. İş mahkemeye aksetmiş, bu suretle bir yerde devletle tekke karşı karşıya gelmiştir. Uzun yıllar süren mahkeme safahatından sonra nihayet 12 Mayıs 1298/24 Mayıs 1882 de bidayet mahkemesince verilen bir kararla Emirci Sultan Zaviyesi'nin müstesna vakıflardan olduğu bir kere daha tescil edilmiştir. Birkaç yıl geçtikten sonra öteki müstesna vakıfların bu imtiyazları ortadan kaldırılınca, Evkaf Nezareti ile Emirci Sultan Zaviyesi şeyhleri tekrar mahkemeye başvurmuşlar, sonunda şeyhler haklı çıkarak zaviye yılda 2850 kuruş ödemek şartıyla eski imtiyazları korumaya devam etmiştir. Cumhuriyet'in ilanından sonra 1925 de tekke ve zaviyelerin ilgasıyla birlikte Emirci Sultan Zaviyesi'nin vakıflarına hükümet el koymuş, zaviyede bulunan bütün eşya ve kitaplar Ankara'ya nakledilmiştir.

Zaviyedeki belgeler arasında mahkeme safahatı ve sair yazışmalarla ilgili bir yığın evrak bulunmaktadır.
Söz konusu belgeler arasında ayrıca 1888'den 1914 yılma kadar zaviyenin gelir ve giderlerinin tespit edildiği yıllık beyannameler bulunmaktadır. Bunlarla zaviye evkafına tabi her köyün ödediği meblağlar ve zaviyede yapılan masraflar birer birer gösterilmiştir. Bunlar sayesinde bu tekkenin yukarıdaki yıllar arasındaki iktisadi durumunu kolayca takip etmek mümkündür.

E- EMİRCİ SULTAN ZAVİYESİ ŞEYHLERİNDEN İSMAİL HAKKI EFENDİ'NİN 1335 RUMİ (1919) YILINDA
ÖTEDEN BERİ MEVCUT SİLSİLENAME VE KUYUDAT-I RESMİYEYE MUVAFIK OLARAK

ZAVİYENİN ŞEYHLERİNİN LİSTESİ
Üveys-i Kareni Muhammed Dosti I


1. Emirci Sultan (Şerefud-Din İsmail)
2- İsmail Can23. Ali
3. Emir Çelebi24. Hızır
4. Mahmut Can25. Mahmut
5. İsmail Can26. Eşref
6. Üveys27. Üveys
7. Ali28. Muhammed Ali
8. Halid29. Dosti
9. Muhammed Sabit30. Muhammed Ali
10. Gıyas'ud-Din31. İsmail Can
11. Ömer Üveysi32. Osman
12. Şerefud-Din33. Ahmet Can
13. Abdullah34. Mustafa
14. Hüseyin35. Hüseyin
15. Nurullah36. Ali Çelebi
16. Şerif37. Mustafa İbrahim
17. İmad'ud-Din38. Ahmet
19. Cafer39. İbrahim Edhem
20. Abdullah40. İsmali Halife
21. Nurullah41. Muhammed Adil
22. Dosti42. İsmali Hakkı**


B- ALİ ŞİR ZAVİYESİ

Bozok tarihinde XIV. ve XV. yüzyıllarda Bozok Bölgesi'nin yani Daniş-mendiye Vilayeti'nin sosyal, kültürel yapısına tesir eden, iskan ve nüfusu etkileyen iki merkezden biri daha çok siyasi yönlü olan Müşallim Kalesi yani Karahisan Behramşah, diğeri de sosyal ve kültürel etkisiyle önem arzeden Emirci Sultan Zaviyesi'dir.

Bölgenin ilk önemli yerleşim merkezlerinden olması hasebiyle Muşallim kalesinde daha çok siyasi yönlü etkinin yanında Türk yapılanması kültürel temellerin atılması yönünde de kendisini göstermiştir. Her ne kadar bu yapılanma büyük önem arzetse de, Emirci Sultan Zaviyesi kadar yüzyıllar ötesi bir etkiye sahip olamamıştır. Ali Şir Zaviyesi'de Akdağ merkezli bir yayılım alanında bir mühim görev ifa etmiştir. Zaviye bugün Akdağmadeni ilçesinin Çalışkan köyünde bulunmaktadır. Çalışkan Köyü Akdağmadeni ilçesine bağlı Sivas-Ankara Karayoluna 8 km, ilçeye 11 km. uzaklıkta bulunan büyük bir köydür.
Ali Şir Zaviyesi kalenin güney tarafına rastlayan aşağı kısımda yer alır. Kırma çatlı dikdörtgen planlı büyük bir ev görünümünde moloz taştan yapılmış bir yapıdır.
Zaviye Ali Şir tarafından yaptırılmış olup banisi hakkında fazla bir bilgi yoktur. Ancak Ali Şirin XIII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIV. yüzyılın başlarında yaşadığını biliyoruz.

Pek çok defalar onarım geçiren zaviye özelliğini tamamen kaybetmiştir. Son cemaat yerinden harime giriş kapısı üzerinde bulunan gelişi güzel yazılmış H. 1192/M. 1778 tarihi bize yapının büyük bir onarım geçirdiğini belki de kuzey batı köşesinde bulunan minarenin bu tarihlerde ilave edildiğini gösteriyor. Çünkü, çok yakın bir zamanda bir onarım geçirdiği belli olmaktadır.
Geniş bir avlu ortasında kurulan bir yapıya dikdörtgen bir kapıdan son cemaat yerine girilir. Harim dikdörtgen planlı ve düz tavanlıdır. Yapı içinde ve dışında herhangi bir süsleme unsuru ile karşılaşılmaz. Mihrap yarım yuvarlak bir niş şeklindedir. Mimber yeniden yapılmıştır.

Vakfiyesinden anlaşıldığı kadarıyla Ali Şir, zaviyesi ile birlikte fevkalade önemli bir konumdadır. Merhum tarihçi Faruk Sümer "Bozok Tarihine Dair Araştırmalar" isimli uzun makalesinde, hala sahasının aşılamayan kaynağıdır, neşredilen vakfiye ile diğer bilgiler, Muşallim Kale-si'nin tek belgesi hüviyetini taşımaktadır. Ali Şir Ailesinin elinde de Emirci Sultan zaviyesinde bulunduğu gibi çok geniş bir zaviye arşivi olsaydı elbetteki konu çok daha farklı olurdu. Türk Tarihinin karanlıkta kalmış bir noktası daha aydınlığa kavuşturulmuş olurdu.

a- Zaviyenin Vakıfları

Vakfiye aslının son zamanlarında çıkartılan bir suretidir. Bu suret çalışkan (eski adı Müşallim ve en eski adı Karahisar-ı Behramşah) köyünde Ali Şir Tekkesine bakan ailenin elinde bulunmaktadır. Vakfiye güzel bir nesih ile yazılmıştır.

Vakfiye 714 Rebiul ahirinin 28. günü (11 Temmuz 1314) tanzim edilmiştir. Vakfiyeyi tanzim ettirenler Abdülhalim Bey'in oğulları ve Elif Beylerdin Vakfiyeden bu ailenin, Karahisar-ı Behramşah yöresinin hakimleri olduğu anlışılıyor.
"Bütün hukuku ile Kavak Köyünü, Oluğu Uzun ve Divan Bulak ve Daş Kesdi, ve Tekke Güney ve Harami Yurdu ve Durgud Yolması ve Ak-pınar ve Celal ve bütün sınırları ile Kayapınarı altı üstü ile Yoğun Pelidi, Çiğdem Tepesi, Beş Dut, Aladin Gahı altı üstü ile Turbakı ve İgidlü ve Kara Dfeğin ve Kandil Kaya ve bütün hudutları ile Taş Köprüyü, Ağça Mescidi yerleri ve korunmuş yörelerdeki bütün değirmenleri ve Karahisar-ı Behramşah ve İşvelik ve Çatalkaya ve Hazine Ardı ve Tokat yöresindeki Bozburun'un bütün hudutları ve hukuku tabi ve ait yerler ve muzafatı ile dağlan tepeleri, pınarlan ve akarsulan ve ağaçlan ve tarlalanna ve bitişik olmayan yerler sulanır ve sulanmaz toprağı ve orada yaşayanlann haklan ile vakfettim. Vakfım sahihtir. Şeri ve ebedi ve ölümsüzdür, satılamaz ve bağışlanamaz, değiştirilemez ve bozulamaz. Vakfımı eş şeyh, el-amil, el-abid; el-fazıl, en-nasıt, es-salikül arifin kıdvetül muhakkikin, sey-yidül-evliya, el merhum el mağfur es-seyyid Ali ŞiıAe Allah onun kabrini nurlandırsın ve ondan sonra birbiri arkasından kuşak kuşak, göbek göbek gelecek çocuklanna ve çocuklannm çocuklanna vakfeddim.

Mütevelli vakıf gelirinin 5/1'ini alacaktır. Geri kalan ise adı geçen yerde bina edilmiş olan zaviyeye, vakıfiann bu türbede yatan ebe ve dedelerinin ruhu için beş vakit farz namazlanndan sonra dua edilmesine, zaviyede misafir kalacak yoksul ve düşgün müslüman yolculann ağırlanmasına sarfedilecektir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BOZOK İLMİYE TARİHİNDE MEDRESELER, ZaVİYELER VE TEKKELER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:52

C- HAMZALU KÖYÜ, HIZIR HALİFE ZAVİYESİ

Bugün zaviyenin adından başka birşeyi kalmamıştır. Yozgat ve çevresinde bulunan diğer eserlerde olduğu gibi. Vakıflarında açıklanacağı gibi, bu zaviyenin önemi bir padişah vakfı olmasındandır.
Vakıf tarihinde Karedere nahiyesine günümüzde ise Çekerek merkez ilçesine bağlı Hamzalı Köyü'nde bulunan zaviye, Alaüddevle Bey tarafından yaptırılmıştır. Zaviyenin şeyhliğini, köye ismini veren Hamzalu taifesinden Hızır Halife b. Mehmet yapmaktaydı.

a- Zaviyenin Vakıfları

Zaviyenin Vakıfları H. 15 Cemaziyel Guvel 826/M. 25 Ocak 1464 tarihinde vakfiyedeki tabiri ile Sultan b. Sultan el Emir. Merhum Sultan Mehmet Han Ebül-Feth (Fatih) tarafından vakfedilen Uzunkavak köyüne bağlı Durdulağıl? Mezraasınm malikane hissesinden meydana gelmekteydi. Vakıfın şartlan gereği mezkur mezranın gelirleri, her yıl bir hatm-i şerif okuyarak sevabını vakıfin ruhuna hediye etmesi kaydıyla Şeyh Halife b. Mehmet ve onun evladına meşruttu.

D- KILIÇ ABDAL ZAVİYESİ

Bu zaviye de diğer zaviyeler gibi, bugün binası ayakta olmayan eser-lerimizdendir. Zaviyenin önemi de, bir padişah vakfi olmasından kaynaklanmaktadır.
Akdağ yöresinde bulunan zaviye Alaüddevle Bey tarafından yaptırılmıştır. Zaviye H. 15 Cemaziyel Evvel 885/M. 23 Temmuz 1480 tarihinde Ebul-Feth Sultan Mehmed Han-ı Sani tarafından Akdağ'a bağlı kuyucu Viran mezrasının malikane hissesi vakfedilmiştir. Mezraanın gelirleri zaviyenin taamiyyesine meşruttur. Vakfın tevliyeti azledilmemek kaydıyla zaviyenin şeyhi olan Türkmen taifesinden Kılınç Abdal b. Şeyh İbadullah ve onun evladı meşruttu.

E- ÇANDIR ŞAHRUH BEY ZAVİYESİ

Beylikler döneminden bu tarafa, Türk iskanının süslediği Çandır, Yozgat'ın Çayıralan ilçesine bağlı bir nahiye iken bugün artık ilçe merkezidir. Burası XVI. yüzyılda Akdağ Nahiyesine bağlı bir köy idi.

Bu köyün zaviyesini vakfiye suretinin tarihine göre 897 (1492) yılında Şahrup Bey eşi Şah Sultan için yaptırmıştır.
Onun tarafından Çandır ve Köhne adıyla tanınan Delü Baş Köylerinin yarısı ile Ayşan Çay, Yanü, Arslan, Kuyucak, Tozlu Han ve Gözübüyüklü mezraaları, gelirlerin yansı zaviyeye tahsis edilen Çandır Deli Baş (Köhne) ve Aşan Çay köylerinin hudutları belirtilmiştir. Kozan Köyü mescidine Deli Baş Köyü'nün yarısı da Emirci Sultan ruhu için vakfedilmiş-tir. Tahrir defterinde ise Çandır, Aynelüce (Gözübüyük), Köpek Pınarı (Tozlu Han), Gayıblu Büyük-in), Kanderesi (Ebecik), Anbarlu Köyleri Boğazlıyan'a bağlı Şeklen, Korucu, Toprak Pınar, Tuğcu (Çakmuklu), Tenbel Köyleri ile Alacalar, Dönmüş, Köprülü ve Ağça Kışla mezraları zaviyeye vakıf kaydedilmiştir.
Tahrir defterinde Çandır köyünün cizyesinin de vakfa tahsis edildiği kayıtlıdır.

Vakıfın şartları gereği, mevkuf köyler, mezralar, değirmenler ve bahçenin gelirlerinden 2/3'si zaviyenin ihtiyaçlarına, kalan 1/3 i ise tevliyet ve meşihat vazifesi ile vakıfin evladına meşruttu.

F. SIRÇALU ZAVİYESİ

Sırçalı, Beylikler döneminden bu tarafa meskun mahallerden olup, Yazır Dağları'nda Sırçalı Dağı diye bilinen büyükçe bir tepenin hemen yakınında kurulmuş bir köydür. Bu köydeki tetkiklerimiz sırasında ortada bir bina veya zaviyeden kalıntı bulunmamakla beraber, halk muhayyilesini süsleyen bir kaç anektod tespitinden öte maalesef birşey yapamadık.
Boğazlıyan'ın Terli (Sırçalı) köyünde bulunan zaviye, Şahruh Bey b. Alaüddevle Bey tarafından yaptırılmıştır. İnşa tarihi belli olmayan zaviyenin elimizde bulunan vakfiye suretinin tarihi olan H. 1 Şaban 899/M. 7 Mayıs 1494 tarihinden önce yaptırılmış olması gerekir.

a- Zaviyenin Vakıfları

Sırçalı zaviyesinin vakıfları H. 1 Şaban 899/M. 7 Mayıs 1494 tarihinde Şahruh Bey b. Alaüddevle Bey tarafından vakfedilen Boğazlıyan'a bağlı Tuğcu (Çakmaklu), Toprak Pınar, Kazacık ve Devekuyusu, Kanak-ı Bala nahiyesine bağlı Taşpınar, Bozok'a bağlı İçpmar (Terlipınar), Fakih Pınarı, Uğurlu, Seklib, Kayapınan (Tenbel) ve Kayseri'ye bağlı Pınarbaşı köylerinin gelirlerinin yarısı ile Boğazlıyan'a bağlı Alacalar, Kızboğan, Çakal Kışlası, Öküzini, Kanak-ı Bala nahiyesine bağlı Yarukarslan, Salur, Yaraşlu ve Bozok'a bağlı Höyük, Karabağlı ve Alınpınarı mezralarının gelirlerinin yarısından meydana geliyordu. Vakıfin şartları gereği mevkuf köy ve mezra gelirlerinin 2/3'si vakıfin evladına, kalan 1/3'si ise tevliyet vazifesine meşruttu. Zaviyenin masrafları ise vakfın mütevellileri tarafından karşılanacaktı.

G. PİRÇE PINAR KÖYÜ ZAVİYESİ

Beylikler döneminde Dulkadirli Alaüddevle Bey'in, bugün ayakta olmayan yaptırdığı hayır eserlerindendir. Yozgat'ın pek çok yerine hayrat mührünü basan Alaüddevle Bey, burasını da ihmal etmemiştir.
Akdağ'ın Kanak nahiyesine bağlı Pirçe Köyü zaviyesini Alaüddevle Bey yaptırmış ve Söklenli cemaatinin meskun olduğu köyü zaviyeye vakfetmiştir. Bunun haricinde zaviye hakkında fazla bir bilgiye sahip değiliz.

Ğ. KAPULUCA KÖYÜ ZAVİYESİ

Bir başka Alaüddevle Bey eseri de bu zaviyedir. Alaüddevle Bey zaviyesi olarak bilinir. Köyün Güvercinlik mezrası zaviyeye vakfedilmiştir.117 Bu küçük bilginin haricinde; zaviye ile ilgili herhangi bir bilgiye sahip değiliz.

H. AKDAĞ ÇAT KÖYÜ ZAVİYESİ

Zaviye Akdağ'ın Çat köyündedir. Diğerlerinde olduğu gibi bu zaviyeden de herhangi bir iz kalmamıştır.
H. 1 Muharrem 1195/M. 1 Nisan 1789 zaviyenin vakfiyesinin tanzim tarihidir. Vakıfı Seyyid Ebubekir b. Seyyid Veli'dir. Bundan başka zaviye ile ilgili herhangi bir bilgi yoktur.

III. TEKKELER
A- ŞEYH HACI AHMED-İ VELİ DERGAHI


XIX. yüzyılın büyük mutasavvıflarından, Halvet-i Şabani kültürün Yozgat merkezli güçlü temsilcilerinden olan Şeyh Hacı Ahmed-i Veli el-Halveti, hayatı üzerindeki sis perdesi bu zamana kadar pek aralanama-yan ve etki alanının genişliği ile de dikkatleri çekmekte, elde kalan bazı belge ve bilgiler ışığında hayatı ve dergahının tanıtıldığı bir tahlile kavuşamamıştır. Aynen Emirce Sultan-ı Veli Zaviyesinde olduğu gibi, tarihimizde örneğine pek az rastlanır ciddi bir tekke arşivine bu tekkede sahip olunamaması pek büyük olumsuz bir etki olarak karşımızda durmaktadır. Divanından bir parça ve aile elinde kalan belgelerin haricinde ve hakkında anlatılan, hacimli bir kitap teşkil edecek kadar menkabeden ve bazı belgelerden başka birşey yoktur. Dolayısıyla Şeyh Hacı Ahmet Efendi, daha çok menkabevi kişiliği ile karşımıza çıkmaktadır. Bunun içindir ki hayatı hakkında belgeye dayalı teferruatlı bilgiye sahip olamamaktayız.

Hacı Ahmed-i Veli'nin hayatı ve dergahı hakkında ayrıntılı bir çalışmayı tamamlamak üzere olduğumuzdan burada ayrıntıya girmeyeceğiz. İleriki bir tarihte müstakil bir eser olarak neşretmek niyetindeyiz. Mü-ridleri arasında üst düzey devlet erkanının bulunması ve İstanbul'da etkin konumu, manevi nüfuz alanının genişliğini gösteriyor. Halvetiyye, Şabaniyye Şubesi ve Çerkeşiyye koluna mensup bir şeyh olan Hacı Ahmed Efendi, Çerkeş Şeyhi demekle meşhur, ikinci pir olarak Halveti gelenek içinde önemi büyük olan Şeyh Mustafa Çerkeşi el Halveti'nin119 ha-lifesidir. H. 1313/M. 1895 tarihinde vefatına kadar irşat halkasını her geçen gün genişleten bu zatın dergahı, oğullan vasıtasıyla tekkelerin ilga edildiği tarihe kadar açık kalmıştır.

Yozgat'ın güney tarafında Çamlık yolu Taşköprü mahallesi, Şeyhzade Caddesi üzerinde eğimli bir arazi üzerinde kurulmuş bir dergah olan Hacı Ahmet Efendi tekkesinin camisi, Dergah-Cami plan tipinin Anadolu'daki nadir örneklerden biri olarak dergahın türbe ile bugün ayakta kalan tek binasıdır. Cami ve dergaha ait kitabe manzum olarak bizzat şeyh efendi tarafından söylenmiş olup üzerindeki tarih H.1275/M. 1858 olarak gösterilmiştir.

a- Dergahın Vakıfları

Cami ve dergahın Sultan Abdulmecid Han ve hanımı Şevk-Efza Kadın Efendi tarafından yapılan yardım neticesinde iki vakfiyesi vardır. Bunlardan ilki Sultan Abdülmecid Han'ın hamını Şevk-Efza Hanım tarafından H. 30 Recep 1277/M. 11 Şubat 1861 tarihinde düzenlenmiş ve Hanım Sultan Şeyhin yaptırdığı cami ile dergaha 150.000 kuruş vakfetmişti. Vakfiyenin şartlan gereği mevkuf parası yıllık %15 hesabıyla istirba-ha verilmesi ile temin edilen gelirden cami görevlilerinin ücretleri ve diğer masraflar çıkarıldıktan sonra kalanı dergahta bulunan dervişlerin yiyecekleri, içecekleri ve diğer masraftan meşruttur. Vakfın tevliyeti sağlığında şeyhin kendisine, vefatından sonra ise evlad-ı zükuruna şart kılınmıştı.

Tekkenin ikinci vakfı ise banisi tarafından yapılmıştır.
Hacı Ahmet Efendi kendisi yaptırdığı tekkesine H. 19 Zilkade 1278/ M. 18 Mayıs 1861 tarihinde tekkenin yakınında bulunan yaklaşık dört dönümlük bahçesini vakfetmişti. Vakfın şartlarına göre mevcut bahçesinin meyvelerinden ve diğer mahsulatından elde edilen gelirlerden yılda 100 kuruşu dergahın aydınlatılma masraflarına ayrılıp kalanı ise vakıfın erkek evlatları arasında taksim ediliyordu. Vakfin tevliyet vazifesi sağlığında vakıfın kendisine, vefatından sonra ise evlad-ı zükurunun (erkek evladının) "ekberine" (en büyüğüne) meşruttu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BOZOK İLMİYE TARİHİNDE MEDRESELER, ZaVİYELER VE TEKKELER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:53

B- YOZGAT MEVLEVİ DERGAHI

Mevlevi çelebiliği yani nezaket ve zerafeti, Mevlevi musikisi, Mevlevi semaı... vs. Bu deyimler, hemen her Türk'ün az veya çok anladığı ve arkasından bir kutsal ürperişle, insanlığın en büyük evlatlarından biri olan Hazreti Mevlana Celaleddin Rumi'yi hatırladığı, asırlarca yaşamış deyimlerdir. Şiir ve edebiyatın da hakikaten zirve örneklerini veren Mevlevilik yıllar boyu Osmanlı ülkesinde kalem efendilerinin tarikatı olarak etken olmuştur.

Mevlevilik, bir kurum ve halka yönelik bir teşkilat olarak Mevlana'dan sonra, onun oğlu ve bağlıları tarafından sistemleştirilmiştir. Bu özelliği ile de Mevlevilik, zamanının mamur şehirlerinden olan Yozgat'ta da bir Mevlevihane tesisi ile kendini göstermiştir. Daha erken devirlerde Mevleviliğin Yozgat ve çevresinde ne tür bir etkinlikte olduğunu bilmiyoruz. Ancak bu asrın başlarında Yozgat şehir merkezinde kurulan Mevlevihane, Yozgat'ta pek gelişme ortamı bulamadı kanaatindeyiz. Olsaydı en azından böyle bir etki bir şekilde varlığını hissettirdi. Bilhassa yaşlılar arasında Mevlevihane'nin varlığı kulaktan kulağa işitilmek suretiyle de olsa, herhangi bir nakil olarak bile anlatılmıyor. Elbette ki bunun pek çok sebebi olabilir. Yayılma gösterememesinde, Mevlevihane'nin bir zaviye özelliği taşıyor olması, Mevlevihanenin başına karizmatik şeyhlerin geçmemiş olması büyük bir etkendir. Bundan daha önemlisi Yozgat şehir merkezinde Halveti Şabaniliğin pek büyük bir güce sahip olması, köklü geleneği bir büyük dergah ve bir zaviye ile faaliyet gösteren bu tarikatın varlığı Mevleviliğe yayılma alanı vermemiştir. Bunun yanında Nakşiliğin ve diğer tarikatlerin bilhassa Kadiriliğin Yozgat'ta bulunan şeyhleri ile çevre illerde bulunan muhtelif tarikat şeyhlerinin Yozgat'ta faaliyette bulunmaları Mevleviliğin Yozgat'ta hareket alanını iyice daraltmıştır. Bu yüzden Mevlevi adab ve erkanın Yozgat'ta uygulanma alanından pek haberdar değiliz.

Mevlevihanenin postnişlerini de tam olarak öğrenebileceğimiz bilgiden şimdilik mahrumuz. Abdülbaki Gölpınarlı "Mevlana'dan sonra Mevlevilik" adını taşıyan ve hala aşılamayan eserinin Mevlevi tekkeleri bölümünde, Mevlevi tekkelerinin asitane ve zaviye olarak iki kısma ayrıldığını söyler. Asitane zaviyeden büyük sayılır, zaviye şeyhleri de mevki bakımından asitane şeyhlerinden aşağı tutulur. Çile, asitanelerde çıkarılır ve derviş bu tekkelerde yetişirdi, demektedir.

Gölpınarlı devam ederek, yetmişaltı zaviye arasında Yozgat mevlevi zaviyesini de sayar.
Mevlevihanenin yerinin neresi olduğu hususu tam olarak açıklığa kavuşturulamamıştır. Bugünkü Şeyh Necdi Mescidinin Yozgat Mevlevihanesi olduğu rivayetleri vardır. Şeyh Necdi de haliyle bu Mevlevihanenin son şeyhi olmaktadır. Rahmetli Ömer Faik Boran Bey, Şeyh Necdi'nin Tonusluoğlu Ömer Efendi'nin misafiri olduğunu söylemişti. Dr. Ali Şakir Ergin Bey, özel arşivinde bulunan bazı belgelerin ışığında (yayınlamamıştır) Şeyh Necdi'nin Mevlevihanenin son şeyhi olduğunun kesin olduğunu ifade etmiştir. Şimdilik bu hususu tevsik etmek mümkün olamamaktadır. Yozgat hükümet binasının karşısında olduğu da söylenmektedir.
Kesin olan hakikat şudur ki; yapısı itibariyle, konunun başında da anlatıldığı gibi, Mevleviliğin entellektüel bir karakter arzetmesi, Mevle-vihanenin de Yozgat'ta kurulmuş olması, zamanın Yozgat'ının kültürel atmosferini tahlil noktasında bir fikir verir sanıyorum.

a- Dergahın Vakıfları

Mevlevi tarikatı dedeganından Konyalı Şeyh el Hac Salih Sabri Dede Efendi b. Hasan tarafından yaptırılan dergah, Yozgat hükümet binasının karşısında bulunuyordu. İnşa tarihi bilinmeyen dergahın elde bulunan vakfiye sureti tarihi olan H. 21 Cemaziyelevvel 1326/M. 21 Temmuz 1908'den önce yaptırılmış olması gerekir.

Dergahın vakıfları banisi Şeyh Salih Sabri Efendi tarafından H. 21 Cemaziyel-Evvel 1326/M. 21 Temmuz 1908 tarihinde vakfedilen 500 kuruştan meydana geliyordu. Vakıfın şartlarına göre mezkur para, vakıf mütevellisi tarafından ihtiyacı olanlara yıllık %15 hesabı ile istirbah olunup, gelirinin 1/4'i dergahta postnişi-i irşad olan zata, yarısı mezkur dergaha ayende ve revende için it'am-ı taam masraflarına veriliyor, kalan 1/4'i ise asıl paraya zam olunuyordu. Vakfin tevliyet vazifesi, sağlığında kendi üzerinde olup vefatından sonra ise dergah-ı şerifte postnişin olan zatlara meşruttu.

C-ÇATAK MAHALLESİ HALVETİ ZAVİYESİ

Halveti tarikatı Türk insanı ve toplumuna en fazla etki eden tarikatlardan biri, belki de etki alanının genişliği ve gücü bakımından birincisidir. Çeşitli şube ve kolları ile irşad halkasını genişleten bu tarikat, Yozgat ve çevresinde büyük bir etki alanına sahiptir. Muhtelif tarikat disiplinleri açısından Yozgat ve çevresinde güçlü bir gelenek oluşturan Halvetilik, tesir alanının büyüklüğü açısından Şabaniyye Şubesi ve kurduğu sağlam tekke geleneği ile kendini göstermiştir. Bundan dolayıdır ki bilhassa şehir merkezinde diğer tarikatlerin yayılmasına imkan tanımamıştır.

Şabaniyye şubesi, Çerkeşiyye kolunun pek mühim bir tekkesi olan Hacı Ahmed-i Veli Tekkesi ile birlikte, Çatak Mahallesi Halveti Zaviyesi de bu geleneğin önemli köşe taşlarındandır.
Çatak Mahallesi Halveti Zaviyesi, Yozgat'ın Yukarı Çatak Mahallesi, Alacalıoğlu Camii ve bugünkü Alacalıoğlu İlkokulu'nun tahminen ikiyüz metre kadar kuzey tarafında bulunan bir Halveti Şabani Tekkesi'dir. Tekke "Küçük Şeyh Efendi"nin tekkesi olarak da meşhur olmuştur.
Bu tekkenin, eş Şeyh el Hac Hüseyin Efendi b. Mustafa'nın nukudu vakfı olduğunu öğrendik, fakat bu vakıf kadına henüz ulaşmak imkanımız olmadı. Bu küçük kayıtla, tekke hakkındaki anektodların haricinde bilgilerimiz şimdilik sınırlıdır.
Tekkenin sadece haziresi ile tekke müştemilatından olduğu söylenen ve hazirenin de bahçesinde olduğu küçük tek katlı ahşap bir bina bulunmaktadır. Bu bina bugün ev olarak kullanılıyor. Asıl tekkenin olduğu kısım bugün ortada yoktur. Yakın zamana kadar ayakta olduğu söyenen tekkenin durumu, çevre sakinleri tarafından halvethanelerinin durumu, bol miktarda ahşap dolap vardı, denilerek anlatılmaktadır. Bu kısmın yerinde apartman var. Bu da bize tekkenin güney, güney batı istikametinde genişlediğini gösteriyor.
Tam olarak tekkenin ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı hususunda bir bilgimiz bulunmamaktadır.

Tekkede postnişin olan şeyhlerin bir dönemden sonra yerlerine halife bırakmadıkları, Hacı Ahmed-i Veli Dergahı şeyhi Muhittin-i Veli'nin ha-lifelerinin tekkede şeyh olduğu yönünde de bazı bilgilere sahibiz. Hacı Ahmed-i Veli Dergahı banisi ve şeyhi Hacı Ahmet Efendi'nin Büyük Şeyh Efendi, diye meşhur olmasına karşılık, çok sonra, postnişin Muhyiddin Efendi'ye ise Küçük Şeyh Efendi denildiği, dolayısıyla tekkenin de "Küçük Şeyh Efendi Tekkesi" olarak meşhur olduğu söylenmektedir.
Tekke'nin haziresinde üç tane mezar taşı var. Hazirenin güneyinde bulunan ilk mezar, yumuşak sarı kesme taştan yapılmış olup, fevkalade zariftir. Baştaşmda Halveti tacı vardır.

Kitabesi:

Hüve'l-Hallaku'l-Baki Merhum ve Mağfurun leh
Eş-Şeyh el Hac Hüseyin Efendi bi tarikat-ı Halveti Ruhu içün el Fatiha
H. 1263 Safer (gün okunmuyor)/M. 1843

Güney tarafından ikinci sıradaki mezarın kitabesinden iki kişi olduklarını görüyoruz. Yine aynı şekilde yumuşak ve kesme taştan yapılan ve baştaşında Halveti tacı bulunan mezarın baştaşı kitabesi şöyledir:

Baş taşı kitabesi:

Huve'l -Hallaku'l-Baki
Bi Tarikat-ı Aliyye-yi Halvetiyye meşayihinden
Şeyh El Hac Osman Safayi Efendinin Ruhi içün el fatiha
H. 1274 Şubat /M. 1857

Ayaktaşı kitabesi:

Hüve'l -Hallaku'l Baki
Merhum ve mağfurun leh Bi tarikat-ı aliyyeyi Halvettiye meşayihinden Şeyh el Hac Hüseyin Muhyiddin Efendi Ruhi içün El-Fatiha
Tarih okunmuyor. Alt alta yazılmış ...47 ve ...44 şeklindeki kısımlar okunabilmektedir.
Güney tarafından üçüncü ve giriş kapısı yanondaki mezar yine aynı şekilde yumuşak ve sarı kesme taştan yapılmıştır. Bir önceki mezar gibi, baş taşında Halveti tacı yok, kadın mezarı olduğu anlaşılıyor. Mezartaşı kitabesi tamamen silinmiş durumdadır.
Tekke çeşitli dönemlerde, çeşitli adlandırılmalarla şöhret bulmuş, Küçük Şeyh Efendi diye meşhur, Hüseyin Muhyiddin Efendi'nin adına izafeten tekkeye, bir ara Muhyiddin Efendi Tekkesi denilmiş. Tekkenin Muhyiddin Efendi zamanında geliştiği söylenebilir, rivayetlerin bütünü gözönüne alındığı zaman...

Muhyiddin Efendi'nin mezar kitabesinin Osman Safayi Efendi'nin ayak taşında bulunması Onun her halükarda Osman Safayi Efendi'den sonra vefat ettiğini gösterir. Osman Safayi Efendi'nin vefat tarihi H. 1274/M. 1857 olduğuna göre Muhyiddin Efendi'nin mezar kitabesindeki okunmayan tarih kısmındaki tarihi belirten rakamı (...47) 1247 tarihi olarak okuyamayız. Bu tarih 1831'e denk gelir. Bu verilecek tarihin Osman Safayi Efendi'den sonra olması gerekmektedir. Ayni tarih H. 1347 olarak okunursa M. 1928'e denk gelir. Doğrusu da bu olur kanaatindeyiz. Bu vefat tarihi de elimizdeki Muhyiddin Efendi ile ilgili bilgilerle uygunluk arzeder. Çünkü yüzyılın başında Muhyiddin Efendi'nin hayatta olduğuna dair rivayetler pek güçlüdür.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BOZOK İLMİYE TARİHİNDE MEDRESELER, ZaVİYELER VE TEKKELER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:53

Muhyiddin Efendi'nin Hacı Ahmed-i Veli Tekkesi banisi ve şeyhi Hacı Ahmed Efendi'nin halifelerinden olduğuna dair pek zayıf bir rivayet daha vardır. Muhyiddin Efendi'nin hilafeti ile ilgili diğer bir rivayette şeyhin, Hacı Ahmed-i Veli'nin ikinci oğlu ve kendisinden sonra dergahının şeyhi Muhyiddin-i Veli'nin halifelerinden olduğu yönündedir. Rivayetler tarih olarak uygunluk arzeder. Hacı Ahmed-i Veli'nin vefatı H. 1313/M. 1895, Muhyiddin-i Veli'nin vefatı H. 1327/M. 1909'dur. Ama kuvvetli rivayet daha önce de geçtiği şekliyle, şeyhin, Muhyiddin-i Veli'nin halifesi olduğu yönündedir.

Bunların da haricinde adı geçen şeyhin hilafetinin bu şekilde değil de başka bir yerden de olabileceği ihtimali gözden uzak tutulmamalıdır.
Gayet tabii belge olmaması bizi rivayetlerden hareketle ipucu çıkarmaya götürüyor. Yazılı belgenin olmamasından dolayı, hem sözlü rivayetlerin de kendisinin bir kıymet ifade etmesi, hem de belge bulununcaya kadar, tarihi bir değer ifade ediyor olması gerçeği gözönünde bulundurulmalıdır.
Bozok İlmiye Tarihinde, kültüre ve memleket irfanına damgasını vurmuş bir ocak olan bu tekkenin haziresi, halen bir ziyaretgahtır.

D-SADREDDİN EFENDİ TEKKESİ

İlmiye tarihimizde bir ayrıntı olarak yerini almış olan bu tekkeden rahmetli Ömer Faik Boran Bey'in bir ifşaatı sayesinde haberdar olduk. Yozgat'ın Yukarı Çatak Mahallesi'nde Alacalıoğlu Camii'nin yanında bulunan, bugün artık bulunmayan medresenin, bir dönem tekkelik fonksiyonunu da beraber yürütmesinden kaynaklanan bir isimlendirmeyle belirlenen tekkedir... Alacalıoğlu Medresesi'nin dönemi itibariyle en şöhretli müderrislerinden olan Müderris Sadreddin Efendi'nin bir Nakşibendi Şeyhi olmasından dolayı, bu dönemde Alacalıoğlu Medresesi, medrese fonksiyonunun yanında, ağırlıklı olarak bir tekke hüviyetini taşımaktadır. Bir dönem Sadreddin Efendi Tekkesi olarak meşhur olmuştur.

Alacalıoğlu Medresesi'nin dolayısıyla Sadreddin Efendi Tekkesi'nin vakıf kaydına şimdilik rastlamak mümkün olmamıştır.
Sadreddin Efendi'nin hayatı ile ilgili bu küçük perakende malumattan başka bir bilgiye sahip değiliz. Diğer kardeşlerinin de müderris olduğu ifade edilen Sadreddin Efendi'nin mezarının da nerede olduğu bilinmemektedir. Şeyh Sadreddin Efendi'nin tarikat silsilesi hakkında da bir bilgiye sahip değiliz.

Müftü-Müderris Mehmet Hulusi Efendi'nin Yozgat Müftülüğü'ne başladığı yıllarda Sadrettin Efendi'nin vefat etmiş olması gerekir. Mehmet Hulusi Efendi, 1920 yılında Yozgat Müftülüğü'ne İstanbul Bayezid Dersiamlığı'ndan naklen getirilmiştir. Sadreddin Efendi'nin cenaze töreninde Müftü Mehmet Hulusi Efendi tarafından fevkalade, güzel bir nutuk irad edilir. Sadreddin Efendi'nin örnek şahsiyeti, ilmi, fazileti övülür. Bundan dolayıdır ki Sadreddin Efendi, 1920 yılından sonra vefat etmiş olmalıdır.

Sayın Ahmet Ekici Bey tarafından bize verilen bilgiler arasında, Sad-reddin Efendi'nin hayatı hakkında küçük ipuçları bulabilmekteyiz. Bağdat taraflarından geldikleri söylenen Sadreddin Efendi ve kardeşlerine Alacalıoğulları dendiğini, A. Ekici babaannesinin de Alacalıoğullarından olması dolayısıyla ondan naklen söylemiştir. Sadrettin Efendi'nin kardeşi, kendisi gibi aynı medresede müderris Nuri Efendi ve diğer kardeşi, Akdağ'da müderris Nurettin Efendi ile yine kendileri gibi müdderris olan ve İstanbul'da görev yapan iki kardeşin daha olduğu ifade edilmektedir.

Bu küçük ipuçlarının haricinde bu konulan şimdilik belge ile tevsik etmekten maalesef mahrumuz.
İlmiye tarihimizde tekke-medrese ilişkisinin fevkalade güzel bir uyumunun Alacalıoğlu Medresesi'nde sergilenmiş olması ayrıca ele alınması gereken kaydadeğer bir özelliktir.

SONUÇ

Müesseseler medeniyetleri oluşturan, fevkalade önemli detaylardır. Şehirler de medeniyetlerin dil, din, mimari, sosyal hayat, örf ve adetler, sanat faaliyetleri gibi daha pek çok özelliği müesseseleri oluşturur, onlara şekil verir. Onun için şehir tarihlerinin tam olarak yazılabilmesi için, kültür tarihlerinin ayrıntıları ile ele alınması gereklidir.
Siyasi tarihle ilgili alanlarda pek çok eserin kaleme alınmasına vesile olan Yozgat'ın, bu zamana kadar ele alınmayan önemli, bir o kadar da zor olan bir konusunda çalışmamız, şehir kültürü tarihinin tam olarak yazılmasına küçük bir katkıda bulunmak isteğimizdendir.
İslam-Türk kültür dairesinin pek önemli bir detayı olan medreseler ve tekkeler ile ilgili yaptığımız bu çalışmanın sonucunda pek çok özellik ortaya çıkmıştır. Herşeyden önce uçsuz bucaksız Anadolu Bozkın'nm ortasında yer alan Yozgat'ın, tekke ve medrese ağı ile örülmüş olduğu görülmüştür. Müesseselerin toplumları şekillendirmedeki özelliği göz önüne alındığı zaman, bunun önemi anlaşılmış olur.

Bölgenin, Türkler tarafından fethedilmesinden sonra zaviyelerin, vakıf medeniyetimizin iskan ve kolonizasyon siyaseti sayesinde, Türk ve İslam mührünün vurulduğu bir yer olması gerçekleşmiştir.
Vakıf müesseselerimizin gücünün artarak sürmesi; bilahare medrese sisteminde kendini göstermiştir. Vakıflar etrafında kümeleşen ahali içtimai, iktisadi ve kültürel açıdan fevkalade önemli tesirler icra etmiştir. Bölgenin tarihi boyunca kurulan vakıfların bilhassa son dönemde "para vakfı" olduğu görülmüştür.
Bölgede çok sayıda kurulan zayiyeler, bölgemiz için ayrı bir öneme sahiptir. Dulkadirli döneminde bu önem çok daha fazla kendini hissettirmiştir.
Türk dini tarihi açısından önemli bir Yesevi Şeyhi olan Emirci Sultan-ı Veli'nin zaviyesinin bu bölgede bulunması çok ayrı bir özellik olarak karşımıza çıkmıştır.

Bölgenin şehirleşme tarihinin başlaması ile birlikte, tasavvufi düşünce de güçlü müesseseleriyle varlığını hissettirmiştir. Bilhassa Halvetiliğin güçlü bir etkisi görülmüştür. Mevleviliğin pek taban bulamamış olduğu, göze çarpan ayrı bir özellik olarak karşımıza çıkmaktadır.
Mimari tarihimiz açısından değer teşkil edecek, tekke-zaviye ve medrese binaları pek günümüze ulaşmamıştır.
Yozgat medreseleri ile ilgili bu zamana kadar sistematik çalışmaların olmayışı aynen tekkelerde gibi, bir zorluk teşkil etmekle beraber, köylerde ve şehir merkezinde çok sayıda medresenin olduğu görülmüştür.
Bölge halkının, kültürünün şekillendiği müesseseler olan medreseler ele alınırken, bilhassa Köseyusuflu Medresesi ve Kütüphanesi, Divanlı Medresesi ve Kütüphanesi, Demirli Medrese ve Kütüphanesi fevkalade önemli eğitim müesseselerimiz olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bilhassa son dönemde medreselerin sayısı artmış, ıslahat teşebbüslerinin bir sonucu olarak kurulan Darü'l-Hilafe'ler, Yozgat'ta da kendini göstermiştir.

İdadi, rüşdiye, darül-muallimin ve sıbyan mektepleri gibi müesseselerimiz konu dışı bırakılmıştır. Tamamı göz önüne alındığı zaman Bozok'un ilmiye tarihinin hayli zengin olduğu görülür.
Bilhassa son dönemde şehirleşmenin gerçekleşip beraberinde sosyal ve iktisadi refah seviyesinin artması ile bölge çok sayıda meşhur alime ev sahipliği yapmıştır. Alimlerin şöhretinin, medreselerin banilerini ve medrese isimlerini gölgede bıraktığı görülmüştür.
Konuyla ilgili belge ve bilgi çok azdır. Bütün tespitlerimiz bu az bilgi ve belgeye dayandığı için haliyle eksiklikler olacaktır. Ama, tekkeler-zaviyeler ve medreseler isim olarak tespit edilmiş ve dağınık bilgiler bir araya getirilmiştir.

Genel anlamda medreselerin iyice bozulmaya yüz tuttuğu dönemde bile Yozgat medreseleri, M. Şakir Efendi'yi, M. Hulusi Efendi'yi, Mısır'a giden ve M. akifin yakın arkadaşı olan A. İhsan Efendi'yi yetiştirmiş ve tarihteki yerlerini almıştır.
Ahmet İhsan Efendi, Mısır'dan Yozgat'taki dostlarına yazdığı bir mektubunda "Mısır'daki ulemayı gördükten sonra hocam M. Şakir Efendi'nin kıymetini ve ilmini şimdi daha iyi anlıyorum" demiştir.
Her ne kadar Yozgat uleması ve meşayihi eser yazmamış veya bize ulaşmamışsa da naklettiğimiz bu anekdot, Yozgat ulemasının ilmi seviyesini göstermeye kafidir sanıyoruz.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Bozok İlmiye Tarihinde Medreseler, Zaviyeler Ve Tekkeler

Mesajgönderen codar » 12 Tem 2011, 21:29

Yekbas evcisi medresesi için yerini tesbit edemedik denmiş. Yekbas evcisi diye benim köyüm olan yekbas köyünün batısındaki köye derler. Çevre de 3-4 tane evci köyü bulunduğundan böyle bir ayrım vardır. Yekbas boğazkale ye bağlı fakat evci sungurluya bağlı. Aralarında 4 km falan var.
codar
Kısa Dönem Er
 
Mesajlar: 1
Kayıt: 12 Tem 2011, 21:20

Re: Bozok İlmiye Tarihinde Medreseler, Zaviyeler Ve Tekkeler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Tem 2011, 16:58

Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Önceki

Dön Bozok Sancağı ve Çapanoğlu Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir